Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Recep Tayyip Erdoğan ve Amerikan/Washington Uşaklığı

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Recep Tayyip Erdoğan ve Amerikan/Washington Uşaklığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:32

COLIN POWELL

Başbakan Erdoğan'ın Washington ziyaretine kısa bir süre vardı. Washington ön hazırlıklarını yapıyor, Ankara'ya gönderdiği mesajlardan olumlu cevap aldığı sinyalini veriyordu. Dışişleri Bakanı Powell, Erdoğan'ı Washington'da görmekten büyük memnuniyet duyacaklarını ve bu ziyaret vesilesiyle bir kez daha Türk-Amerikan ilişkilerinin gücünün teyit edileceğini söyledi. Powell, böyle konuşuyordu ama ikinci tezkereden sonra tırmanan gerginlik aşılmış mıydı? Ankara aşıldığı mesajı verirken, Washington temkinliydi. Bush Yönetimi'nin Ankara'yı tamamen devre dışı bırakmak işine gelmiyordu. Ama her şeyi güllük gülistanlık da göstermiyordu.

Powell, iki başkent arasındaki güçlükleri şöyle anlattı:

"Şunu aklımızda tutmalıyız. Biz Türklerden yepyeni bir hükümet, yeni bir parlamento varken, Amerikan askerlerinin Irak'a geçmesi izni gibi zor bir karar vermelerini istemiştik.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu kararı parlamentoya götürdü. Birkaç saat için biz kararın kabul edildiğini düşündük. Ancak parlamento karşı yönde karar vermişti. Bu bir hayal kırıklığıydı. Biz bu hayal kırıklığını aşmaya çalıştık." Bush Yönetimi , kendi birimlerinde tezkerenin neden geçmediğinin hesabını da yapmıştı. AKP'li Meclis Başkanı Bülent Arınç ve Dışişleri Bakanı Gül tezkereye karşı çıkan, parti içinde Erdoğan'dan sonra en güçlü iki isimdi.

Amerikalılar açıkça söylemiyor ama tezkerenin geçmeyişini bu iki isme bağlıyordu. Erdoğan, Amerikalılara göre daha samimiydi. Başbakan Erdoğan'ın Irak'a asker gönderme kararının Washington randevusunun alınmasına büyük katkısı oldu. Powell, konuşmasına "Kıbrıs sorununa BM Genel Sekreteri Kofi Annan planı temelini kullanarak bir çözüm bulup bulamayacağımız üzerinde Türkiye ile birlikte çalışmak istiyoruz" diyerek, noktayı koydu. Amerika, Annan Planı üzerinde müzakerelere başlamak için ısrar ediyor ve zaman zaman açıklamaları ültimatom çağrısı yapıyordu. Tarafları referandum aşamasına getirmek Beyaz Saray'ın öncelikli hedefiydi. Böylece Erdoğan'ın Washington ziyareti öncesi Kıbrıs için geriye sayım başladı.

ERDOĞAN-WASHINGTON

AKP Hükümeti'nin Irak'a asker gönderme isteği ve Kıbrıs'ta Annan Planına verdiği destek IMF'nin gözünden de kaçmadı. IMF İcra Direktörleri Kurulu, altıncı gözden geçirmenin tamamlanmasından sonra Türkiye'ye toplam 502 milyon dolarlık yeni kredi dilimini serbest bıraktı. IMF Başkanı Hörst Köhler, Türkiye'de yürütülen ekonomik programın dikkate değer bir biçimde piyasanın güvenini güçlendirdiğini söyledi. IMF, Demirbank, Pamukbank ve İmar Bankasıyla ilgili gelişmeleri yakından izlediğini de değerlendirmesinde açıkladı.

Amerikan Yönetimi bu sırada din özgürlüğüyle ilgili raporunu da yayınladı. Amerikan Kongresine sunulan "Dini Özgürlükler 2003" raporunda, Türkiye'de Müslüman olmayan dini gruplara karşı kısıtlamalar getirildiği ve Müslümanların da ülkede hükümet kuruluşlarında ve üniversitelerde dini ifade özgürlüğünden yararlanamadığı ifade edildi. Rapora göre Türk makamları, üniversiteler, okullar ve çalışma alanlarında dini kıyafetlerin giyilmesini geniş şekilde yasakladı. Raporda, bazı Müslüman, Hıristiyan ve Bahailerin kısıtlamalara ve yer yer tacize uğradığı, toplantı yaptıkları için gözaltına alındıkları savunuldu. Türk makamların Fener Rum Patrikhanesinin ekümenik nitelik iddiasını tanımadığı ve Heybeliada'daki ruhban okulunun kapalı olduğu da raporda yer aldı.

Ayrıca birçok İslamcı gazetenin anti-semitik düşünceleri yayan yayın yaptığı kaydedildi. Amerika 2004 yılına terör korkusuyla girdi. Yılbaşı eğlenceleri silahların gölgesinde yapılırken, İngiliz Havayolları British Airways'in güvenlik uyarısı üzerine yeni yılda başkent Washington'a yapacağı üç uçuştan biri iptal edildi. Yine yeni yılın ilk günü Fransız Havayolu şirketi Air France'ın ParisLos Angeles seferlerini yapan bazı uçaklarına Amerikan F-16 savaş uçakları eşlik etti. Meksika Havayolu Aeromexico'nun Los Angeles uçak seferi de güvenlik gerekçesiyle iptal edildi.

Kaynakça
Kitap: Washington'da Akrobasi
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Erdoğan ve Washington

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:53

TAYYİP ERDOĞAN

Başbakan Erdoğan'ın Amerika ziyareti 25 Ocak 2004 günü başladı. İlk durak New York. Pazar olduğu için ilk gün bir temas yoktu. Heyet, New York'un lüks otellerinden Waldorf Astoria'ya yerleşti. Amerikan Gizli Servisi müthiş bir güvenlik önlemi aldı.

1975 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'e bu otelde bir Rum suikast teşebbüsünde bulunmuştu. Erdoğan, otelde programında olmayan bir görüşme yaptı. Erdoğan, Sultan İkinci Abdülhamid'in New York'ta yaşayan torunu Osman Ertuğrul'u kabul etti, birlikte kahvaltı yaptı. Kahvaltıda, Emine Erdoğan ve Zeynep Ertuğrul da bulundu. Abdülhamid'in torunu New York'taki hayatını anlattıktan sonra Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediğini söyledi, AKP'ye övgüler yağdırdı. Osman Ertuğrul, "Devletinize dua ediyorum. Gidişattan son derece memnunum" dedi. Eski Afgan Kraliçesi Süreyya'nın yeğeni Zeynep'le evli olan Osman Ertuğrul, Osmanl ı tahtının son varisiydi. Ertuğrul için artık varislik söz konusu değildi. New York'ta oturuyor, yaz tatillerini de Kuşadası'nda geçiriyordu. Ertuğrul Ankara'ya hiç gitmemişti. "Bu seçimlerde Türkiye'de ilk defa gerçek bir halk iktidarının ortaya çıktığını" söyleyen Ertuğrul, ilk fırsatta Erdoğan' ı Ankara'da ziyaret etmek istediğini bildirdi. Türkiye Cumhuriyeti, son Osmanlı hanedanını yurt dışında parasız bırakmamıştı.

Osman Ertuğrul'un New York'ta lüks bir hayatı vardı. Başbakan Erdoğan, New York'taki temaslarına ertesi gün Amerikan finans çevreleriyle kahvaltı ederek başladı. Şirketler bir ülkeye yatırım yaparken, öncelikle oradaki siyasi istikrar ve terör durumunu araştırırdı. İstanbul'daki bombalı saldırılar da Amerikalı yatırımcıların kafasında bir çok soru işareti uyandırmıştı. Yatırımcıların Erdoğan'a ilk soruları bu yönde oldu. Başbakan Erdoğan, "Bu dinci terördür. Saldırganların parçalanan organlarından,ilk saldırıyı 4 günde, diğerini de 10 günde çözdük. Yurt içindeki tüm bağlantılarını bulduk ve tutukladık. İntihar saldırısı yaptılar ama buna 'İslamcı terör' demek yanlıştır.

Ne Müslümanlık, ne Hıristiyanlık ne de Yahudilik insan öldürmeye izin vermez." dedi. Erdoğan, Türkiye'nin saldırılarda hedef alınmasını, İslam ve demokrasinin uyum içinde bir arada olabileceğini kanıtlayan bir ülke olmasıyla açıkladı. Başbakan, daha sonra "Dış Siyasi İlişkiler Konseyi'nde, "21'nci yüzyılda Türk Dış Politikası" konulu bir konuşma yaptı. Erdoğan, Amerika'da İslamcı bir siyasetçi olarak tanınıyordu. Amerikan basını Türk Başbakanıyla ilgili haberlerinde, Erdoğan'ı bu yönüyle de tanıtıyordu. Amerikalılar "İslamcı" kimliğini bazen iyi, bazen de kötü olarak takdim ederdi. Örneğin, Türkiye özellikle Orta Doğu'yla ilgili politikalarda Amerika'nın yanında yer aldığı zaman bunu bir propaganda unsuru olarak iyi anlamda kullanırdı. Aksi takdirde dezavantajmış gibi gösterirdi. Tayyip Erdoğan, konuşmasına, İslamla ilgili bir değerlendirme yaparak girdi. Erdoğan, Müslüman ülkelerin batıda daha iyi anlaşılabilmesi için İslamiyet'e daha objektif bakılması, İslam adına şiddete başvuranların İslamı temsil etmediklerinin görülmesi gerektiğini söyledi.

İslam dünyasıyla Batı arasında bir karşıtlık olduğu kanaatinin yanıltıcı bir indirgemeciliğin vardığı sonuç olduğunu kaydeden Erdoğan, "Bu yanılgıya düşenler her iki tarafta da vardır. Zengin bilgi kaynakları, değerli üniversiteleri, sosyal bilimlerdeki ileri konumuyla Amerika bu yanılgının küresel 112 düzeyde aşılmasına katkıyı yapabilecek imkanlara sahiptir" dedi . Erdoğan, dini açıdan hem kendini anlattı, hem de İslamiyet konusunda bilgi vermeye çalıştı. 11 Eylül'ün Amerikan kamuoyunda İslam diniyle ilgili yarattığı imaj gerçekten çok kötüydü. Amerikalıların büyük çoğunluğu İslam diniyle terörizmi eş anlamda kullanıyordu. Amerika'daki Müslümanların işi kolay değildi. Özellikle New York ve New Jersey eyaletlerinde yoğun olarak yaşayan Müslüman nüfusu baskı altındaydı. Bu bölgelerde özellikle Arap asıllı Müslüman vatandaşlar çoğunluktaydı.

Erdoğan, konuşmasında Müslüman Türkiye'nin batı dünyasıyla köprü rolü üstleneceği mesajı verdi. Başbakanın konuşmasındaki şu bölüm dikkat çekiciydi:

"Türk halkının Müslüman olması, genelde batıyla ve özelde Avrupa ile yoğun etkileşime girmesine, Avrupa'daki kurum ve örgütlere etkin bir üye olarak katılmasına engel olmamıştır. Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin başarılı şekilde tamamlanması da Müslüman bir toplum olarak, ortak, evrensel ve demokratik değerler temelinde Avrupa halklarıyla uyumun yeni bir göstergesi olacaktır." Dış Siyasi İlişkiler Konseyi etkili bir kurumdu. Erdoğan Washington öncesi, New York'taki konuşmalarının konusunu Müslüman Türkiye'yle Amerika ve Avrupa'nın müttefik olmasının yararlarına ayırmaya özen gösterdi. Başbakan, Amerika'yla soğuk savaş döneminde devam eden ilişkinin, Birinci Körfez Savaşında devam ettiğini, savaş sonrası uygulanan yaptırımların Türk ekonomisi üzerinde çok olumsuz etki yapmasına rağmen Türkiye "Huzur" ve "Kuzeyden Keşif' operasyonlarıyla uluslararası koalisyona verdiği desteği örnek gösterdi.

Erdoğan konuşmasında, Irak'a barış ve istikrarın getirilmesi ve Irak'ın uluslararası topluma kazandırılması yolunda Amerika'yla ortak çabaların devam ettiğini savunmayı da ihmal etmedi. Erdoğan adeta günah çıkardı. İkinci tezkereyle Washington Ankara'yla başlayan olumsuzluk uzun süre devam etmişti. Hala da etkileri devam ediyordu. Dolayısıyla Erdoğan'ın Washington ziyareti, Başkan Bush'la ilişkilerinin geleceği açısından büyük önem taşıyordu. Erdoğan, konuşmasını tamamladıktan sonra "Amerikan Musevi Kongresi" tarafından verilecek ödülü almak üzere HSBC Bankası'nda düzenlenen öğle yemeğine katıldı. Ödülün İngilizce adı "Profiles in Courage" idi. Türkçeye de " Cesaret Ödülü" olarak tercüme edildi. Bu Musevi kuruluşların Türk büyüklerine verdiği ilk ödül değildi. Museviler, Amerika'ya gelen hemen her Türk Devlet ve Hükümet Başkanına ödül verirdi. Ancak, Erdoğan'a ödül" vermeleri daha anlamlıydı. Ödülün isminin "Cesaret" olması anlamını bir kat daha artırdı. Erdoğan'ın siyasete girmeden önce İsrail ve Musevilerle ilgili sözleri hala hatırdaydı.

Museviler de "Dün dündür, bugün bugündür" diye düşünmüştü. Burada cesaretli olan Erdoğan mıydı, yoksa Musevi kuruluş muydu sorusuna da salondaki konuklar yanıt aradı. Ödülün HSBC Bankası'nda verilmesi anlamlıydı. İstanbul'daki sinagoglar ile HSBC Bankası, El Kaide teröristleri tarafından bombalanmış çok sayıda vatandaş ölmüştü.

Erdoğan şunları söyledi:

"HSBC New York binasında Amerikan Musevi Kongresi'nce Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na bugün tevdi edilen 'Cesaret Ödülü' ile çağdışı terörist zihniyete şu güçlü mesaj da iletilmektedir.

Terörizme boyun eğmeyeceğiz ve terörizmi yeryüzünden silmek için dayanışma içinde olacağız." Başbakan Erdoğan, ödülü Amerika'daki Musevi kuruluşlarla Türkiye'nin sürdürdüğü yakın işbirliğinin bir nişanı olarak kabul ettiğini söyledi. Türkiye'yle İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin önemli olduğunu kaydeden Erdoğan, "İsrail ile başta ekonomik ve ticari ilişkiler olmak üzere her alanda işbirliğimizin daha da geliştirilebileceğine inanıyoruz.

Ortak nitelikli sanayi bölgeleri kurulması, Türkiye, Amerika ve İsrail'i ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi ekseninde buluşturacak önemli bir adım teşkil edebilecektir" dedi. Erdoğan'ın İsrail'le ilgili duygularını dinleyenler neden "Cesaret" ödülünü hakettiğini anlamakta gecikmedi. Başbakan, Ortadoğu sorununun "Yol Haritası" takip edilerek çözülmesi gerektiğini anlattı, İstanbul'da bir barış konferansı yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Musevi Kongresi Başkanı Jacob Rosen de konuşmasında, AB'nin Türkiye'ye üyelik için en kısa sürede tarih vermesini istedi ve AB'nin sadece bir Hıristiyan kulübü olarak kalıp kalmayacağına karar vermesi gerektiğini bildirdi. Başbakan Erdoğan, New York'ta ödülden ödüle koştu. New York St. John's Üniversitesi daha sonra Başbakana törenle fahri hukuk doktoru ünvanı verdi. Erdoğan burada yaptığı konuşmada da, "Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin başarılı şekilde tamamlanması , Müslüman bir toplumun ortak, evrensel ve demokratik değerler temelinde Hıristiyan ağırlıklı halklarla uyumun yeni bir göstergesi olacaktır.
Bu medeniyetler arası buluşma adına 21'nci Yüzyıl başında atılacak ilk büyük adımı teşkil edecektir" dedi.

Erdoğan konuşmasını şöyle tamamladı:

"Böyle değerli bir ilim ve irfan merkezinin şahsıma fahri doktor ünvanını layık görmesinden şeref duymaktayım." New York gezisini Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Demetrios ve Rum asıllı işadamlarıyla görüşerek sürdüren Erdoğan, Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Ata 115 Erim ve yönetim kurulunu kabul ettikten sonra akşam yemeğini Atlantik Plak şirketinin sahibi Ahmet Ertegün'le yedi. Rum Başpiskopos, Erdoğan'dan Ruhban Okulu'nun açılmasını istedi. Başbakan Rum işadamlarını Türkiye'ye yatırım yapmaya çağırdı.

Başbakan Erdoğan, 27 Ocak günü New York'tan Washington'a geçti. Heyet, 23'ncü caddedeki Ritz Carlton Oteli'ne yerleşti. Başbakanın programı çok yüklüydü. Başbakana gezisinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül , Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen de yardımcı olacaktı. Dışişleri Bakanı Gül, Başbakan Erdoğan'ı Türkiye'den getiren THY uçağı ile değil de heyetten ayrı olarak ATA uçağıyla Washington'a geldi. ATA uçağı Amerika gezisinde Erdoğan'a lazımdı. Başbakan resmi ziyaretini Washington'da noktaladıktan sonra ailesiyle birlikte Boston'a gidecekti.

Hatta California'ya da gideceği yolunda söylentiler vardı. Erdoğan, Amerika içindeki gezisini Başbakanlığa ait özel ATA uçağıyla yapacaktı. Erdoğan'ın New York ve Washington'u kapsayan resmi gezisinin ardından bayram tatili başlıyordu. Erdoğan çifti, Amerika'da eğitim gören çocukları Necmettin Bilal, Esra, Sümeyye ve gelinleri Reyyan ile bayram tatilini Amerika'da geçirmeyi planlıyordu. Her Türk liderin olduğu gibi Washington ziyaretinde Başbakan Erdoğan'ın da bir ilki oldu. Gelinleri Reyyan Erdoğan ilk kez Türkiye'yi resmi bir heyette temsil edecekti. Reyyan Erdoğan, Laura Bush ve Emine Erdoğan'ın çay davetinde kayınvalidesine eşlik edecekti. Erdoğan, Washington'da ilk olarak Amerikan-Türk Konseyi'nin verdiği öğle yemeğine katıldı. Erdoğan'ı Konseyin 116 başkanı Brent Scowcroft takdim etti. Scowcroft, baba Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapmış, oğlu Bush üzerinde de etkili birisiydi. Scowcroft, Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra Motorola Şirketinde iş aldı. Motorola'nın Uzan'larla ihtilafından sonra ScoWcroft'a her zaman çözüm için bir görev verildi. Scowcroft, 2002 yılında Başbakan Ecevit'in ziyaretinde de konuyu gündeme getirdi. Motorola konusu Başkan Bush'un da gündeminde olduğu için Scowcroft, Erdoğan'a da Bush'la görüşme öncesi ihtilafı hatırlatmayı ihmal etmedi. Ritz Carlton Oteli'nin bodrum katında yapılan Erdoğan-Scowcroft görüşmesine Cem Duna da katıldı.

Ritz Carlton Oteli, Türk heyeti yerleştikten sonra apayrı bir görünüme büründü. Sigara içilir ya da içilmez levhaları önemini yitirdi, her tarafta sigara ve puro içilmeye başlandı. Otel çalışanları başlangıçta müdahale etmesine rağmen sonuç alamayınca sigara içenleri ikaz etmekten vazgeçti. Sigaralar olur olmaz yerde tüttürülünce de yangın alarmları çalmaya başladı. Otel yetkilileri, sık sık müşterilerin oteli terk etmesini isteyen anonslar yaptı. Otel kısa sürede boşaltıldı. Müşteriler kapının önüne çıkartıldı. İtfaiyeler saatlerce yangın nereden başladı diye araştırma yaptı. Sonunda alarmın Türklerin içtiği sigara dumanı nedeniyle çaldığı anlaşılınca itfaiye oteli terketti. Otel yönetimi itfaiyeye binlerce dolar ceza ödemek zorunda kaldı. Türk gazetecilerin sigara içilmez levhası altında sigarasını tüttürmesi de dikkatlerden kaçmadı . Otelin barı tamamen Türklerin işgali altındaydı. Geziye katılan renkli simalardan biri de işadamı Mehmet Nazif Günal'dı. Günal , bir süre önce önemli bir kaza geçirmiş; su kayağı yaparken düşmüş ve ölümden dönmüştü. New York'taki evinde oğlunun yanında dinleniyordu. Başbakan Erdoğan, Amerika'ya gelince Günal da işadamları heyetine katıldı. Günal , barda gazetecilerle sohbet ederken bazı isim ve olayları hatırlamakta zaman zaman güçlük çektiğini söylüyordu. Gazetecilerle işadamları arasında iyi bir diyalog vardı. Günal , gazetecilerin kendilerine yakın hissettikleri işadamları arasındaydı. Başbakan Erdoğan'ın keyfi yerindeydi, otele her giriş ve çıkışında karşılaştığı işadamlarıyla ayak üstü sohbet etti, gazetecilerle şakalaştı. Erdoğan, otelde önce işadamlarına hitap etti.

Erdoğan'ın açıklaması Amerika ile ekonomik ve ticari ilişkilerle ilgiliydi:

"Türk-Amerikan ekonomik ve ticari ilişkilerini siyasi ve askeri ilişkiler düzeyine çıkarmak temel hedeflerimiz olacak. Hükümet yabancı yatırımı kolaylaştıracak ve bürokratik engelleri ortadan kaldıracak çalışmaları yaptı. Hükümet, Türkiye'ye yatırım yapmış bazı Amerikan şirketlerinin sorunlarını biliyor. Bu sorunlara çözüm getirme konusunda kararlıyız."

Başbakan Erdoğan,ekonomik ilişkiyi askeri ilişki düzeyine çıkarmak istiyordu ama askeri ilişkiler ikinci tezkereden sonra en alt düzeydeydi. Stratejik ortaklık kavramı bile telaffuz edilmiyordu. Ayrıca Irak'taki pasta tabir edilen ihalelerden Türk şirketlerinin yeterince yararlanması da mümkün değildi. Nitelikli Sanayi Bölgeleri konusunda da Amerikan Yönetimi gereken adımı atmıyordu. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çıkmasından sonra Amerikan Şirketleri beklenen yatırımı yapmamıştı. Dolayısıyla Erdoğan'ın ikili ticari ve ekonomik konulardaki beklentileri sadece temenniden ibaretti. Motorola ve Cargill dosyalan Amerikan Yönetimi için 118 önemliydi. Ayrıca Amerikan Bell-Textron şirketi Türkiye'ye saldırı helikopterleri satmak istiyordu. Başbakan Erdoğan'a ihalenin Bell şirketine verilmesi için Kongre üyeleri tarafından baskı vardı.

Sonuç olarak, ekonomik içerikli görüşmelerde ibre Türkiye'den çok Amerikalılardan yana görünüyordu. Başbakan Erdoğan, ikinci öneml i ekonomi konulu konuşmasını CSIS adlı düşünce kuruluşunda yaptı. Konu, "Doğrudan yabancı yatırımlar ve Türkiye'nin ekonomik kalkınması" idi. Erdoğan burada da Amerikalı yatırımcılara yatırım yapmaları çağrısında bulundu. Toplantı Amerikalı yatırımcılara yönelikti ama Amerikalı şirket yöneticileri toplantıya katılmadı. Salonu Erdoğan'ın uçağıyla Türkiye'den gelen Türk işadamları doldurdu. Sorucevap bölümünde Türk işadamlarının Türkiye'deki sorunları konuşuldu. Aslında başlangıçta toplantı Amerikalı şirket yöneticilerine dönük hazırlanmıştı. Ancak, Başbakanlık toplantıyı programa alıp Başbakanla seyahat eden heyete de açtı. Amerikalı yatırımcılar da bunun üzerine toplantıya katılmaktan vazgeçti. Başbakan Erdoğan 27 Ocak gününü Musevi kuruluşların temsilcilerini, Amerikalı Müslüman liderleri ve Dünya Bankası Başkanı James Wolfenson'u kabul ederek kapadı .

BEYAZ SARAY

Başbakan Erdoğan'ın Başkan Bush'la 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da yapacağı görüşme günü Washington'da hava açıktı ama sert bir soğuk vardı. Beyaz Saray'a girecek gazeteciler iki saat önce kapıda beklemeye başladı. Tek tek kimlik kontrolünden geçtikten sonra içeri alındılar. Basın odasını ilk kez görenlerin tepkisi "Aaa, ne kadar küçükmüş!" oldu. Kameralarla koltukların sıkıştırıldığı salonda, bazı gazeteciler sözcünün kürsüsü önünde hatıra fotoğrafı çektirdi. Bazıları ekrandan tanıdığı ünlü Amerikan televizyon muhabirleriyle ahbaplık yaptı. Koltukların üzerindeki küçük plaketler gazetecilerin büyük ilgisini çekti. Beyaz Saray muhabirleri basın toplantılarında istedikleri yere oturamazdı. Koltukların üzerinde hangi basın kuruluşuna ait olduğunu yazan küçük plaketler vardı. Başkanla konuğu resmi görüşmelerine başlamadan önce Oval Ofis'te Amerikalı ve o ülkenin basın mensupları için 10'ar dakikalık bir fotoğraf çekme fırsatı verirdi.

Amerikalılardan ziyade konuk ülkenin gazetecileri sınırlı sayıda Oval Ofis'e alınırdı. Başkan ve konuğu isterse soru almaz ama çoğu zaman da Amerikalı gazeteciler gündemde olan konuya göre Başkana soru sorardı. Amerikalı gazetecinin soru sorması, konuk gazetecilerin de soru sorması için fırsat yaratırdı. Bush-Erdoğan görüşmesinden önce de böyle oldu ve 'Havuz' tabir edilen daha önce tespit edilen sınırlı sayıdaki Türk gazetecisi Oval Ofis'e alındı. Onlar da odadan çıktıktan sonra öteki meslekdaşlarıyla gördüklerini, duyduklarını paylaştı. Ayrıca Oval Ofis'te kaydedilen görüntüler monitörle basın odasında yayınlandı. Bush'la Erdoğan'ın önce başbaşa görüşmesi vardı. Daha sonra heyetler halinde öğle yemeği yenildi. Başbaşa görüşme '1 artı 1' formülüne göre ayarlandı. Yani Amerikan tarafında Başkan Bush ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condaleeza Rice, Türk tarafında da Erdoğan'la birlikte Dışişleri Bakanı Gül olacaktı. Ayrıca iki tarafın da tercümanları... Ancak son anda Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın da görüşmeye katılacağı bildirildi. Türk tarafı apışıp kaldı. Görüşme bu düzende başlarken Amerikan tarafına bir kişi daha eklendi. Bu kez Savunma Bakanı Donald Rumsfeld odaya girdi. İki taraf arasındaki eşitsizlik daha da bozuldu. Amerikan tarafı '1 artı 3' , Türk tarafı da '1 artı 1* dengesiyle görüşmeye oturdu. Konuşmalar, Amerikan ağırlıklı olarak yaklaşık yarım saat sürdü. Görüşmeye en azından Savunma Bakanı Vecdi Gönül de alınabilirdi, ama Gönül görüşmeye çağrılmadı. Benzeri bir durum Turgut Özal'ın 1990 yılında baba Bush'la Beyaz Saray'da yaptığı görüşmede yaşanmıştı.

Baba Bush Dışişleri Bakanı James Baker'ı emrivaki yaparak görüşmeye almış, Türk Dışişleri Bakanı Ali Bozer dışarıda bırakılmıştı. Bozer, daha sonra istifa etmişti. Görüşmeden sonra çalışma yemeği yenildi. Yemekte taraflar '1 artı 8 artı tercüman' düzenine göre masanın etrafına dizildi. Türk tarafında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül , Devlet Bakanları Ali Babacan ve Kürşat Tüzmen ile Büyükelçi Faruk Loğoğlu ve milletvekili Egemen Bağış vardı. Yemeğin siyasi konuları Irak, Kıbrıs, terörle mücadele ve Afganistan oldu. Amerikan tarafı her zamanki gibi Irak'ta Kürt federasyonun bölgede yaratacağı istikrarsızlık ve PKK terör örgütünün Kuzey Irak'taki faaliyetleri konusunda Türk tarafının şikayetlerini dinledi. En önemli konulardan biri olan Kerkük'ün statüsü ise konuşulmadı. Türk tarafı nedense Kerkük konusunu açmadı ve Kerkük'le ilgili bir şey söylemedi. Amerikan tarafının aklı ise Irak'a İncirlik üzerinden yapacağı rotasyon ve Kıbrıs'taydı. Özellikle Kıbrıs konusunda bir sonuç almak istiyordu. Başkan Bush'un hedefi, Annan planı esas alınarak, tarafları masaya oturtmaktı. Bir süredir Washington'dan Ankara'ya mesajlar gidiyordu. Başbakan Washington'a gelmeden önce Davos'a uğradı. Başbakanı izleyen gazeteci ordusu Washington'da ne olup bittiğini bilmeden Dışişleri Bakanı Powell'ın Kıbrıs konusunda önce arabuluculuk yapacağını daha sonra da "cesaretlendirici, kolaylaştırıcı" bir rol oynayacağını manşetlere çıkardı. Türk tarafı, gazetecileri ne amaçla yönlendirmişti anlaşılmadı ama haber tamamen yalandı.

Haberin böyle olmadığı, Washington'da ortaya çıktı. Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra iki Dışişleri Bakanı Powell ve Gül'ün acele bir görüşme yapması kararlaştırıldı. Neden buna gerek duyuldu, bu da pek anlaşılmadı. Powell ve Gül 29 Ocak günü Dışişleri Bakanlığında 45 dakika görüştü. İki bakan daha sonra bakanlığın önünde ortak bir açıklama yaptı. Powell, Kıbrıs'ta arabulucu olacağı yolundaki soruyu hayretle karşılayarak, böyle bir şey olmadığını söyledi. Gül'ün suratı ekşidi. Manzara hoş değildi. Böyle bir talebin olup olmadığını gazetecilere anlatmak Türkiye'ye dönerken uçakta yine Abdullah Gül'e düştü. Bu görüşmeden sonra, Türk tarafı Kıbrıs konusunda bir adım önde olduğunu söylemeye başladı. Washington'da anlaşılmayanlar arasında adım hikayesi de vardı. Erdoğan, Bush'la görüşmeden önce danışmanlarının bazı tavsiyelerini aldı. Danışmanları Tayyip Erdoğan'a Bush'la resim çektirirken, "Bacak bacak üstüne at. Dik dur.

Ondan uzun olduğunu gösteren pozlar ver" gibi tavsiyelerde bulunmuştu. Turgut Özal ve Bülent Ecevit'in Amerikan başkanlarıyla çektirdiği resimlerdeki pozlar Türk basınında yayınlanınca, muhalifleri tarafından eleştirilmişti. Muhalifleri Özal ve Ecevit'i 'Ezik durmakla' suçlamıştı. Bush'la olan resimleri Türk gazetelerinde yayınlandı. Erdoğan'ın danışmanlarının tavsiyelerine uyduğu belli oluyordu. Görüşmelerin içeriğinden önce pozlar yorumlandı . Erdoğan'ın Bush'un karşısında bacak bacak üstüne atması zafer kazanılmış gibi sunuldu. Kasımpaşa-Teksas benzetmelerini içeren yazılar yazıldı. Bush-Erdoğan görüşmesinin en ilginç konusu. da AİDS'le mücadele oldu. Türk Heyetinde 'Amerikalıların istemediği adam' konumunda olan bir Bakan vardı. Amerikalılar Kürşat Tüzmen'den hoşlanmıyordu. Tüzmen, Irak savaşından kısa süre önce bir uçak dolusu işadamı ve gazeteciyle Bağdat'a giderek Saddam Hüseyin'le konuşmuştu. Tüzmen, Saddam'ı "adam gibi adam" olarak tarif etmişti. Amerikalılar, Tüzmen'in seyahatinden çok sözlerine çok içerlemiş, Tüzmen' i kara listeye almıştı.

Amerikalı yetkililer, Tüzmen'in Beyaz Saray'da olmasından memnun olmadı. Bush'la öğle yemeğinden sonra Başkan Yardımcısı Dick Cheney'le görüşmeye geçildi. Başbakan Erdoğan, ticaretle ilgili konuşması için Tüzmen'e söz verdi. Başkan yardımcısı Cheney, Tüzmen'in konuşmasından memnun olmadı. Cheney, açık sözlü olmakla biliniyordu. Cheney hoşlanmadığı Tüzmen'in sözünü keserek, sinirli bir şekilde 'Bunları kendisiyle değil Ticaret Bakanıyla konuşması' gerektiğini söyledi. Salonda bir soğukluk oldu. Tüzmen devreden çıktı, Başbakan Erdoğan söze girerek görüşmeyi sürdürdü. Türk heyeti, Cheney görüşmesinden sonra Ritz Carlton Oteli'ne döndü. Erdoğan ve beraberindekiler mutlu görünüyordu. Başbakan hemen gazetecilerle bir sohbet toplantısı yaptı. Beyaz Saray'daki görüşmenin başarılı geçtiğini anlattı. Başbakan 28 Ocak gününü, Senato Çoğunluk Lideri Bili Frist, Temsilciler Meclisi Dostluk Grubu, Hazine Bakanı John Snow, IMF Başkanı Horst Köhler ve New York Times Gazetesi yazarı Thomas Friedman'la görüşerek tamamladı .

Erdoğan, 29 Ocak Perşembe günü NeoMuhafazakarların yuvası American Enterprise Institute'da 'Muhafazakar Demokrasi ve Hürriyet Küreselleşmesi' başlıklı bir konuşma yaptı. Amerikalılar, bazı kavramlara kendilerine göre ekleme ya da çıkarmalar yapardı. Ilımlı İslam, Muhafazakar İslam gibi. Herhalde bunların karşıtları da vardı. Ilımsız İslam, Liberal İslam gibi.. Zaman zaman da demokrasiyi tutucu olan, olmayan ya da liberal gibi, gönül okşayacak biçimde sınıflara ayırıyorlardı.

Aslında bu adlandırmalar Washington'un 'nabza göre şerbet' politikasının bölümleriydi. Erdoğan'ı American Enterprise Enstitüsünde Richard Perle takdim etti. Perle, Erdoğan'a övgüler yağdırdı. Başbakan Erdoğan daha sonra otelde Türk işadamlarının şikayetlerini dinledi. Bu tür gezilerde Türk işadamlarıyla Amerikalı işadamlarının tanışmaları, ortak iş yapmaları amaçlanırdı. İşadamlarının gezilere katılması bu düşüncenin ürünüydü. Ama öteki Başbakanların gezisi dahil, hemen hiç birinde bu amaç gerçekleşmedi. İşadamları bu tür gezileri Başbakana yaklaşmak için bir fırsat olarak kullandı. Ankara'da Başbakana ulaşamayan işadamları, Başbakan'a yaklaşıp dertlerini anlatabilirlerse hedeflerine ulaşmış oluyordu. Gezide, işadamlarının değerlendirmesiyle ekonomik açıdan hemen hiç bir şey elde edilmedi. Serbest bölge, Irak'taki ihaleler, tekstil ve öteki konularda somut bir gelişme olmadı . Başbakan Erdoğan'ın Washington programında Fethullahçılara ait olduğu öne sürülen bir bakkalın açılışı da vardı, ancak Erdoğan son anda bunu iptal etti.

Erdoğan, Washington'da ayrıca Bahçeşehir Uğur Eğitim Dersanesi'nin 'Dupont Circle bölgesindeki sınıfının açılışını yaptı. Tayyip Erdoğan 30 Ocak günü eşi, oğlu ve geliniyle birlikte ATA uçağıyla Boston'a gitti. Abdullah Gül , bu kez Erdoğan'ın geldiği THY uçağına binerek heyetle Ankara'ya döndü. Erdoğan, Washington yorgunluğunu Boston'da attı. Oğlu Bilal'in okuduğu Harvard Üniversitesi'nde bir konuşma yaptı. Erdoğan Boston'da da açıklama yapmaya devam etti. Başbakanın Boston'daki bombası Kıbrıs konusunda oldu. Başbakan, Kıbrıs'ta toprak tavizi verilebileceğini söyledi. Sürpriz açıklama gündemi bir kaç gün meşgul etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan ve Washington

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:56

EMİNE ERDOĞAN

Başbakan Erdoğan'ın Washington temasları sırasında eşi Emine Erdoğan'a da ayrı bir program yapıldı. Bayan Erdoğan'ın programı da eşininki gibi yoğundu. Laura Bush, 29 Ocak günü Beyaz Saray'da Emine Erdoğan'a bir çay daveti verdi. Amerikan başkanlarının eşi her resmi davette konukların eşlerine bu daveti yapardı. Daha önce de Semra Özal'a Nancy Reagan ve Barbara Bush, Nazmiye Demirel'e Hillary Clinton aynı tür daveti yapmışlardı. Sadece Tansu Çiller'in kocası Özer Çiller'e first lady konumunda olmadığı için böyle bir davet yapılmadı. Çay davetleri daha önce programlandığı için davetli listesi önceden Beyaz Saray'a verilir, son andaki değişiklikler sorun çıkarabilirdi. Daha önce örnekleri olmuştu. Gazeteci Leyla Umar'ın son anda Semra Özal'la Beyaz Saray'a gitmek istemesi, Semra hanımın da buna onay vermesi protokolü alt-üst etmiş baş ağrısı yaratmıştı. Özal'ların doktoru Cengiz Aslan ve eşini Başkanlık konutu Camp David'e sokmak istemesi sırasında da aynı sıkıntı yaşanmıştı. Bayan Erdoğan'la birlikte listede, Dışişleri Bakanı Gül'ün eşi Hayrunisa, Devlet Bakanı Babacan'ın eşi Zeynep, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün eşi Sevim, milletvekili Egemen Bağış'ın eşi Beyhan ve Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Loğoğlu'nun eşi Mevhibe hanımlar da vardı.

Gelinleri Reyyan Erdoğan da heyete dahil edilmişti. Çay partisinden sonra Egemen Bağış tarafından kaleme alınan Basın açıklamasında şu bilgiler verildi:

"Çok sıcak bir karşılama ile başlayan görüşmede geleneksel aile kavramlarından, ABD'de yaklaşan başkanlık seçimlerine, seçim kampanyalarının yoğunluğundan, kadının toplumdaki rolüne ve siyasete aktif katılımına kadar çeşitli güncel konular konuşuldu. Bayan Bush misafirlerine yaptığı eğitim çalışmalarından, bayan Erdoğan ise fakir ailelere destek olmak için yeni başlattıklar 'kardeş aile' programından bahsetti. Görüşmelerin ortasında aniden salona giren ABD Devlet Başkanı George W. Bush 'Gelip sizlere merhaba demek istedim. Dün eşinizle çok sıcak toplantılarımız oldu. Sizlere Amerika'ya hoşgeldiniz demek için uğradım' diyerek eşinin misafirleri ile tanıştı. Başkan Bush daha sonra 'Eşinizin ABD ziyaretini dört gözle bekliyordum. Eşim de sizleri ağırlamak konusunda oldukça heyecanlıydı. Haziran'daki NATO zirvesine gelirken eşimi de getirecegim' dedi. Bayan Erdoğan kendisini ağırlayan ve edebiyat ve şiirle ilgisi olduğu bilinen bayan Bush'a yöresel Türk takılarının stilize tasarımını yansıtan bir kolye ile ABD'de kitapları çok okunan Mevlana Celaleddin Rumi'nin şiirlerini içeren üç adet İngilizce kitap hediye etti. Bayan Bush ise misafiri Bayan Erdoğan'a üzerinde Beyaz Saray'ın maketi olan bir bileklik hediye etti. Bayan Bush, Mevlana Celaleddin Rumi'nin şiirlerinden çok etkilendiğini belirterek, kitaplara duyduğu ilgiyi misafirleriyle paylaştı. Bayan Erdoğan, Haziran ayında İstanbul'da yapılacak olan NATO Zirvesi dolayısıyla Laura Bush'u Türkiye'de görmekten duyacağı memnuniyeti , dile getirdi. Kendisine ve başbakana bu ziyaret sırasında gösterilen büyük ilgiden dolayı müteşekkir olduklarını belirtti. Beyaz Saray'dan sonra Washington'daki ABD devlet kurucularından ve eski devlet başkanlarından Thomas Jefferson'ın anıtını ziyaret eden bayan Erdoğan ve refakatindekiler günün ilerleyen saatlerinde ABD'de kadınların aktif siyasete katılımını teşvik eden 'Vital Voices' adlı sivil toplum kuruluşunu ziyaret ettiler." Beyaz Saray'daki çay partisine ilişkin açıklama böyleydi. Bayan Erdoğan ve beraberindekiler Washington'da alışveriş de yaptı. Bayanlar heyeti, mihmandarlarıyla birlikte Washington'un en büyük alış-veriş merkezi Tysons-Corner'a gitti. Bayan Gül'le bayan Babacan'ın sürekli birlikte olması ve zaman zaman heyetten ayrılması üzerine bayan Erdoğan "Neden birlikte gezmiyoruz?" diye sitem ediyordu.

Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül'ün arasının el bebek gül bebek olduğu söylenemezdi ama bunun eşlerine de yansıyacak hali yoktu ya! Heyette bulunan gazeteciler ikiye ayrıldı. Bir bölümü Başbakanı izlerken, bir kısmı da bayan Erdoğan'ın peşine takıldı. Gazeteciler Emine Erdoğan'ın rahatça alış-veriş yapmasını önledi. Heyet bir ara Victoria's Secret Mağazası'nın önünde durdu. Gazetecileri gören bayanlar iç çamaşırı satılan mağazaya girmekten vazgeçti. Bayan Erdoğan'ın danışmanlarının zaman zaman 'kraldan çok kralcı' gibi davranması gözden kaçmadı . Bir danışmanın, Bayan Erdoğan'ın Kimsesiz Çocuklar Yurdunu ziyareti sırasında gazetecilerle sohbet eden Bayan Loğoğlu'na çıkışması hoş karşılanmadı.

Aynı Bayan, Uzay Müzesi'nde kendilerini karşılayan görevliye soru soran Bayan Loğoğlu'na ikinci kez müdahale edince Bayan Loğoğlu'ndan gereken cevabı aldı:

"Kiminle konuşacağımı size mi danışacağım."

GAZETECİ İLTİFATLARI 1980 yılından beri Washington'a yapılan tüm resmi ve özel ziyaretleri izledim. Her ziyarette, lidere yakın olan gazeteciler oldu. Liderler çoğunlukla gezilerde kendilerine yakın köşe yazarlarını tercih etti. Hatta Kenan Evren, 1988 yılında Amerika'ya yapacağı gezi için gazetelere tek tek isim bildirdi. Ziyaretlerde gazetecilerin liderlere yaptığı iltifatlar genellikle kamuoyuna yansımaz. Gazeteciler çoğu zaman kendileriyle ilgili şahit oldukları olayları aralarında paylaşır. Bazen gülerler, bazen eleştirirler ama iltifatlar orada kalır kamuoyuna yansıtılmaz. Başbakan Erdoğan'ın Washington ziyareti de ilginç gazeteci iltifatlarına vesile oldu. Beyaz Saray'dan sonra bazı Türk gazeteciler Başbakan Tayyip Erdoğan'a iltifatlar yağdırdı. En ince iltifatı da Nazlı Ilıcak yaptı. Nazlı hanım, "Siz artık İslam dünyasının lideri oldunuz" dedi. Washington'da hava çok soğuktu.

Beyaz Saray'ı dolduran çok sayıda gazeteci sıkı sıkıya giyinmişti. Televizyon yayınları olanlar bahçede kameraların karşısında yayın saatlerini beklerken, basın odasındaki gazeteciler de Bush görüşmesi öncesi Oval Ofis'e alınmayı bekliyordu. Havuz usülüne göre daha önce tespit edilen gazeteciler sıraya girerken, palto giymeyip takım elbiseyle bekleyen tek gazeteci Fatih Altaylı idi. Altaylı, daha sonra Erdoğan'a, "Sayın Başbakan bir daha sıcak bir mevsimde gelin. Donduk vallahi" dedi. Oval Ofis'e alınan gazeteciler, giremeyen meslekdaşlarına içeride olup bitenleri anlatırken, Oval Ofis'ten en heyecanlı çıkan gazeteci ise Aslı Aydıntaşbaş oldu. Aslı, "Bush Oval Ofis'te bana göz kırptı" diye Bush'la bir anlık nasıl göz göze geldiğini nakletti. Aslı, bunları anlatırken, sesi titriyordu.

Bir gazeteci de "Aman Laura duymasın" diye Aslı'yı ikaz etti. Gazeteci Cengiz Çandar, gezinin başarılı olup olmadığını soranlara soruyla karşılık verdi:

"Bugüne kadar başarısız gezi gördünüz mü? " Ellinin üzerindeki Türk gazeteciden sadece biri Beyaz Saray'a alınmadı. Yenişafak Gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu, soğukta saatlerce Beyaz Saray'ın kapısında bekledikten sonra geri dönmek zorunda kaldı. Bayramoğlu'yla ilgili bilgiler Beyaz Saray'a zamanında verilmemişti. Ali Bayramoğlu'nun Washington'da aldığı fötr şapkalar kafasını soğuktan korurken, Nazlı Ilıcak sık sık şapkalara takılmayı ihmal etmedi. Anlaşmaya göre, TRT, İhlas ve Cihan Ajansı'nın Kameraları Oval Ofis'e girecekti.

Son anda ilginç bir değişiklik yapıldı. Oval Ofis'e, Cihan Ajansı kamerasının yerine Show TV kamerası sokuldu. Başbakanın Basın Danışmanı Ahmet Tezcan'ın eşinin Show TV'de işe başlaması nedeniyle Tezcan tarafından böyle bir değişiklik yapıldığı öne sürüldü. Gezinin en ilginç gazeteci ikilisi Fehmi Koru ile Cengiz Çandar'dı . İlknur Çevik de Washington'a heyetten ayrı olarak gelince üçlü daha da ilginç bir hal aldı. Bir zamanlar Fehmi'den ayrılmayan Cengiz ve İlnur ikilisi Fehmi'yle küsmüştü. Küsme nedeni ise taraflarca bir sır gibi saklanıyordu. Cengiz, Türkiye'ye döndükten sonra, ismini vermeden Fehmi'yi sert biçimde eleştiren bir yazı yazdı. Cengiz, Fehmi'yi, "Gezinin ofsayttaki" yazarı olarak niteledi. İki yazarın aralarının Irak konusundan ötürü bozulduğu anlaşılıyordu.

Aralarına dolaylı da olsa Amerikalı ünlü şahinler Paul Wolfowitz'le Richard Perle girmişti. Cengiz, Fehmi'yi tarif ederken AKP'ye yakın bir gazetede çalıştığını yazdı. Tabii hemen akla kendi çalıştığı Ilıcakların Gazetesi'nin AKP'ye ne kadar uzak olduğu sorusu geliyordu. İlnur Çevik'in Washington'a geliş biçimi de enteresandı. İlnur sabah saat 9'da heyecanla otele girdi. Lobide karşılaştığı bir kaç kişiye New York'tan trenle geldiğini söyledi. Heyecanlıydı; "Uzun yoldan, Irak'tan geliyorum" dedi. Başbakan'a Iraklı Kürt liderlerden mesaj getirdiğini söyledi.

Cüneyt Zapsu'yu arıyordu. Kürtlerin mesajını Erdoğan'a aktarması için Zapsu'yla konuşacağını söyledi. İlknur, "Bir de bana Kürtlerin adamı diyorlar" diyerek, Zapsu'yu aramaya devam etti. Ben de İlknur'a mesajının ne olduğunu sordum. İlknur, tüm ısrarıma rağmen, getirdiği mesajın ne olduğunu söylemedi . İlnur Çevik'in "Kürtlerin adamı olmayan!" mesajı neydi öğrenilmedi. İlnur'la Cengiz fis-kos yaparken Fehmi de meraklı gözlerle uzaktan onları izledi. Gezide ilgi çeken bir diğer ikili de Nazlı Ilıcak'la Merve Kavakçı oldu. İkili otelde yemek yiyip sohbet etti. Ilıcak'la Kavakçı'yı görenler "Herhalde milletvekilliği yeminini tazelediler" diye espri yaptılar. Başbakanın basın Müşaviri Ahmet Tezcan, zaman zaman gazetecilere espri yapmayı ihmal etmedi. Tezcan, Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ebru Toktar'a, "Başbakan senin yüzünden California gezisini iptal etti" dedi. Tezcan, söylediklerinde ne kadar samimiydi bilinmez, ama Başbakanın California'ya gideceği haberi çok konuşuldu. Ilıcaklar, ana oğul her fırsatta göze çarptılar. Sahibi oldukları Tercüman Gazetesini Almanya'da basarak, aynı gün Washington'a getirttiler.

Başbakan Erdoğan'ın Ritz Carlton Oteli'nde işadamlarına hitaben bir konuşması vardı. Salon doluydu. Ilıcaklar kucaklarına aldıkları gazeteleri işadamlarına dağıttıkları sırada konuşmak üzere salona giren Erdoğan'ın yolunu kestiler. "Günlük gazete" diyerek bir tane de Başbakanın eline tutuşturdular. Gazeteciler kendi aralarında espri yapmayı da ihmal etmedi. Yenişafak yazarı, Başbakan'a genel davranışlarla ilgili bir değerlendirme yaparken, kendilerinin altıncı sıraya düştüğünü vurguladı.

Yenişafak Gazetesi'nde Taha Kıvanç takma adıyla yazan Fehmi Koru, bir yazısında, şu satırlara yer verdi:

"Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretinin illa kötü geçmiş olmasını isteyenler var. Ya da, bazı görüntüleri sayfalarına övücü cümlelerle taşıyan gazeteleri, sütunlarında değerlendiren yazarları 'yağcılık' ve 'yalakalık' ile suçlamaya kalkanlar çıkıyor. Aşırı övgüden, övülen kendisi olsa da, Tayyip Erdoğan'ın hoşlandığı kanaatinde değilim. Dahası, Tayyip beyin o gazeteleri göreceğini, o yazıları okuyacağını da sanmıyorum. 'Yağcılık' amacıyla bunu yapan varsa boşuna kendini paralıyor."

Konu'ya göre, Amerikalılar, AKP Hükümetine değer verdiğini göstermek için ne gerekirse yaptı. Tayyip Erdoğan'ın ziyaretini izleyen gazetecileri Türkiye'den değerlendiren gazeteciler de oldu. Serdar Turgut bir yazısında, Sedat Ergin'den devraldığı Washington Hürriyet muhabirliğini, Sedat'ın gazeteciliğini övdükten sonra, nasıl başarıyla devam ettirdiğini anlattı. Yazının sonunda da varmak istediği noktayı açıklarken, uzun bir süredir bazı istisnalar dışında Türk medyasının Amerikan haber kaynaklarına hakimiyet açısından çok zayıflamış olduğu kanaatini belirtti. Serdar Turgut, "Birçok Türk gazeteci Türk kaynaklarından daha rahat haber almanın verdiği rahatlama ile Amerikan kaynaklarını biraz ihmal ediyor galiba" dedi. Amerikan haber kaynakları mı, Türk medyasına hakimdi, yoksa Türk medyası mı Amerikan haber kaynaklarına? Serdar yazısında bu soruların yanıtlarına değinmiyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan ve Washington

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 19:34

BİLAL ERDOĞAN

Brüksel'de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Başbakan Erdoğan ile Başkan Bush arasında ayaküstü esprili bir sohbet yapıldı. Erdoğan'ın oğlu Bilal, sessiz sedasız Washington'da Dünya Bankası'na girmişti. Önce üç ay stajyer olarak çalıştı, sonra da kadroya alındı. Dünya Bankası'na girmek öyle kolay bir şey değildi. Hele, İmam Hatip Lisesi mezunlarına bankanın kapısı hiç açılmamıştı. Bilal Erdoğan imam hatip geçmişiyle bir ilki de gerçekleştirmişti.

Başbakan Erdoğan'ın Amerikalılardaki dosyasına Bilal'ın Dünya Bankası'nda işe girişi de eklenmişti. Amerikalıların yabancı ülke liderlerine ilişkin tuttukları dosyaların içeriği sırdı ama hazırlanış biçimi sır değildi. Gizlilik derecesi kalkan daha önceki liderlerin biyografilerine bakıldığında, liderin yabancı bir ülkede döviz bozdurup bozdurmadığından Afrika'daki madenlere ortak olup olmadığına kadar her türlü bilginin bulunduğu görülürdü. Amerikan başkanları hangi yabancı ülkenin lideriyle görüşecekse dosya rafından çıkarılır başkana bilgi verilirdi. Bu bilgiler mesaj verilmek istendiği zaman bazen esprili, bazen de esprisiz biçimde kamuoyuna aktarılırdı.

Tabii, günümüzde bilgiler artık dosyalarda değil, bilgisayar disketlerinde saklanıyor. Başkan Bush'un da Tayyip Erdoğan'la ilgili detaylı bilgisi vardı. Bush-Erdoğan sohbetine İngiltere Başbakanı Tony Blair de katıldı.

Bush:

Oğlunuz hala Amerika'da çalışıyor mu?

Erdoğan:

Evet çalışıyor.

Bush:

Evine ekmek getirebilecek kadar kazanıyor mu?

Erdoğan:

Evet kazanıyor.

Blair:

Nerede çalışıyor?

Erdoğan:

Dünya Bankası'nda.

Başkan Bush'un mesajı açıktı:

"Hakkında her şeyi biliyoruz. Washington'da söylediklerinle Türkiye'de konuştukların farklı. Amerikan aleyhtarlığını siyasi bir koz olarak kullanma. Önce kendi evini temizle. Biz senden sokakları temizlemeni istemiyoruz." Amerikalılara göre, çekirge bir kez zıplardı. Erdoğan henüz milletvekilliği onaylanmamışken Pentagon'a kadar alınmış, "Top Secret" "Operasyon Odasi'nda Irak Savaşı hakkında kendisine brifing verilmişti.

Erdoğan Amerikalılara nasıl bir söz vermişti ki, 1 Mart tezkeresi geçmeyince müthiş bir güven bunalımı başlamıştı? Amerikan medyası da AKP ve Tayyip Erdoğan'ı eleştirmeye devam ediyordu. Washington Times Gazetesi, Türk-Amerikan ilişkilerinin Tayyip Erdoğan ve onun İslamcı eğilimli iktidar partisinin gelişiyle bozulmaya başladığını yazdı. Amerikalılara göre, bir zamanlar müttefik .sayılan Türkiye küresel Amerikan karşıtlığı yarışında altın madalyaya koşuyordu. Türkiye koşarken, Necmettin Bilal Erdoğan da Amerika'da bir ev sahibi oldu. 24.08.2005 tarihli alım satım kayıtlarına göre, daire '261.500 $' dı ve satın alanların kimliği resmi belgeye "Erdoğan, Necmeddin B & Reyyan" olarak geçiyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan ve Amerikan/Washington Uşaklığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 19:50

TAYYİP ERDOĞAN

AKP, Türkiye-ABD ilişkileri konusunda takiyye yapıyor, olan bir şeyi yokmuş gibi göstermekten medet umuyordu. İkili ilişkiler iyi değildi. Bunu saklamanın iki ülkeye de faydası yoktu. Tayyip Erdoğan'ın ilginç bir taktiği vardı. Ne zaman bir şeye sinirlense bundan basını sorumlu tutuyordu. Halbuki basın hiç bir dönemde iktidara yakın olmadığı kadar Erdoğan Hükümetine yakındı. Adeta onu koruma ve kollama görevi yapıyordu.

Gazeteci Nazlı Ilıcak, "Erdoğan'la beni görüştürmüyorlar" diye sitem etme cesaretini açıkça gösteriyor, tepki sonucu Başbakanlık uçağına alınabiliyordu. Başbakan Erdoğan'ın öne sürdüğü gibi Medya, Türk-Amerikan ilişkilerinde sanal sıkıntı varmış gibi göstermiyordu. Sadece uzun zamandır kendisini Amerika'ya pazarlayan bazı gazeteciler, saf değiştirip yine Amerikalıların ağzıyla konuşuyordu. Söyledikleri de yanlış değildi. Erdoğan'ın dostları bu kez acı konuşuyordu. Deneyimli bir siyasetçi bu gazetecilerin geçmişlerine baktığında ne kadar oynak olduklarını görmekte zorlanmazdı. Erdoğan'ın "Ben istediğimde Bush'la görüşebiliyorsam niçin sıkıntı olsun" sözleri gerçeği yansıtmıyordu. Başkan Bush'la randevu alınması kolay olmadı . Randevunun alınmasında Büyükelçi Loğoğlu'nun kişisel katkısının büyük önemi vardı. Erdoğan'ın yetkisiz danışmanlarının bu kez rolü yoktu. Washington'daki önemli kapılar kendilerine artık kapalıydı. Başkan Bush'un Erdoğan'a randevu verirken istekli davranmadığı çok açıktı. Randevu için uzun süre beklenmesi ve Beyaz Saray'ın açıklamaları bunu gösteriyordu. Washington-Ankara arasındaki telgraflar bunun en önemli kanıtıydı. Türk basınında randevuyla ilgili olarak birbirinden ilginç yazılar yayınladı.

Örneğin Fatih Altaylı, Hürriyet Gazetesindeki bir yazısında, Erdoğan'ın Bush'tan beklediği randevu tarihinin geldiğini, kızının diploma töreni için Haziran başında ABD'ye gideceğini, Türkiye'ye döneceğinin ve bir hafta sonra da bir daha gideceğini yazdı. Altaylı, "Oysa diplomatik nezaket Başbakan Erdoğan'ın ABD'de olduğu günlerde zaman ayırmayı gerektirirdi. Bu durum Amerikalı yetkililere gayri resmi bir talep olarak iletilmişti. Ancak kaale alınmadığı anlaşıldı" dedi.

Fatih Altaylı bir kaç gün sonra da, Başbakanın bundan kurtulduğunu, iki ABD seyahati yapmayacağını yazdı, gerekçesini de şöyle açıkladı:

"Çünkü, geçen hafta ABD'nin Ankara'daki Büyükelçiliği'nden Başbakana bir not iletildi. Bu notta özetle şöyle deniyordu. Kızınız bu yıl mezun olabilmesi için yeterli krediyi toplayamamıştır ve mezuniyeti bir dönem sonrasına kalmıştır." Altaylı, yazının sonunda da Erdoğan'ı teselli ediyordu. "Erdoğan ailesi, kızlarının bu dönem mezun olmamasına mutlaka üzülmüştür, ama buna çok da takmasınlar. Okuldaki başarı, hayattaki başarı demek değildir."

Yazının sonundan başlamak gerekirse, hayat başarısına İmam Hatip mezunu Bilal Erdoğan'ın Dünya Bankasında çalışması gösterilebilir!. Yazıdan Erdoğan ailesinin kızının mezun olup olmadığını bilmedikleri anlaşılıyor. Bunu da kendilerine üzerine vazife olmayan Amerikan Büyükelçiliğinin hatırlattığı ortaya çıkıyor. Böylece Erdoğan'ın kızının mezun olmadığını Amerikan Büyükelçiliği söylemiş oluyor. Gerçekten çok komik. Hiç bir inandırıcı yanı olmayan bu tezin tek bir yorumu olabilir. "Başbakanlık, Beyaz Saray'dan randevu isterken, Erdoğan'ın kızının mezun olamayacağını bilmesine rağmen, Başbakanın mezuniyet törenine katılacağı ve randevunun bu tarihe denk getirilmesini bildirmiş. Randevuya isteksiz Beyaz Saray da kızın mezun olmadığını kibarca Ankara'ya anlatmış oluyor." Tabii kız, "Mezun oldum babacığım" demediyse.
Sonuçta, Amerikalıların her şeyi izlediği de bu vesileyle bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Yeni Şafak Gazetesi'nde Taha Kıvanç imzasıyla yazan Fehmi Koru da, bazı haber sitelerini ve adını vermediği bir gazeteyi eleştirirken, şöyle diyor:

"Geçen yıl Tayyip Erdoğan ABD'ye resmi bir ziyaret yapmıştı. Bu yıl ise kızının mezuniyet töreni için gitmişken George Bush ile görüşecek. Geçerken uğrayan Türkiye Başbakanı ile görüşmeyi programına alması önemli bir olay ABD Başkanı'nın..

Ama işte üslubu görüyorsunuz:

Bir gün önce, görüşmeyecek derken, ertesi gün yarım saatçik diye küçümsüyor."

Taha Kıvanç, bazı olayları sıraladıktan sonra, yazısının sonunda şu soruyu soruyor:

"Ülkedeki medya düzeni yanlış da, doğrusunun ne olduğunu bilen kaldı mı?"

Cengiz Çandar 11 Mayıs tarihli yazısında, Tayyip Erdoğan'ın Mayıs sonunda Amerika'ya kızının mezuniyet töreni için geleceğinin bilinmekle birlikte, Beyaz Saray randevusunun 8 Haziran için düşünüldüğünü bildirdi. Gazetelerde, Erdoğan'ın ABD'ye gidişinin asıl nedeni kızının mezuniyeti gösterildi, bu vesileyle Beyaz Saray'a uğrayıp Başkan Bush'la görüşeceği havası basıldı.

Halbuki , gezinin amacının Erdoğan'ın kızının mezuniyetiyle hiç bir ilgisi yoktu. Erdoğan, aylar önce Başkan Bush'la görüşmenin yollarını aramıştı. Papa'nın cenaze töreni sırasında ve Moskova'da Başkan Bush'a görüşme isteğini iletilmişti. Başkan Bush ise, Erdoğan'la görüşmek için çok istekli olmadığını uzun süre sonra randevu vermeyerek belli etti. Beyaz Saray, 'Başkanın programına bir bakalım, şöyle mi, böyle mi ' gibi sudan sebepler üreterek Mayıs ayının son haftasına kadar Ankara'yı oyaladı. Amerikan Başkanlarının programları, günlük, haftalık değil yıllık yapılır. Dolayısıyla herhangi bir aydan tarih verildiği zaman Başkanın o gün ne yapacağı bellidir. Beyaz Saray'ın protokol kurallarını biraz bilenler, randevunun istekli verilmediğini hemen anlar. Başkanın eşi, konuk devlet ya da hükümet başkanının eşini de Beyaz Saray'da ağırlar. Emine Erdoğan'a böyle bir randevunun verilmemesi de Bush'un Erdoğan'a karşı olumsuz tavrının bir göstergesi sayılmalıdır. Bu arada Dışişleri Bakanları Condellezza Rice ve Abdullah Gül arasındaki görüşme günü de tabir yerindeyse gitti, geldi ve Bush-Erdoğan görüşmesinden bir gün önceye alındı. Ancak daha önemli bir gelişme Gül'ün Bakanlıktan çıkışında yaşandı. İki bakanın Dışişleri Bakanlığı önünde gazetecilere ortak açıklama yapacakları daha önce açıklanmasına rağmen, Rice'ın Beyaz Saray'a İngiltere Başbakanı Tony Blair görüşmesine yetişeceği gerekçesiyle iptal edildiği bildirildi. Gül , bakanlık binasından ayrılırken, hiç bir Amerikalı yetkilinin yolcu etmemesi dikkat çekti.

Amerikan protokolünü biraz bilenler, konuk bakanların arabasına kadar yolcu edildiğini gayet iyi bilir. Bush-Erdoğan görüşmesine ilişkin tartışma görüşme sonrası da devam etti. Erdoğan, Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley'le Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin ikili ilişkilerdeki rahatsızlığı dile getiren açıklamalarının muhatabının kendisi olmadığını söyledi. Erdoğan ikili ilişkilerdeki sorunları içeren soruları, "Başkan Bush söylese eyvallah" diyerek cevapladı. Başbakan Erdoğan'ın Willard Oteli'nde bir basın toplantısı yaptı. Erdoğan'ın basın toplantısında söyledikleriyle Amerikalıların yaptığı açıklamalar farklı oldu. Erdoğan, Bush'un Türkiye'deki Amerikan karşıtlığından bahsetmediğini söyledi.

Amerikalılar ise, Başkanın Erdoğan'dan Amerikan karşıtlığı konusunda aktif davranmasını istediğini bildirdi. Erdoğan'a göre, Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun açılışı da konuşulmadı . Amerikalılara göre ise, Bush, daha fazla uzatılmadan okulun eğitime açılmasını istedi. Bush Yönetimi , Suriye konusunda da farklı düşünüyordu.

Gazeteci Tülin Daloğlu, Star Gazetesi'nde Erdoğan-Bush görüşmesi konusunda, üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisinin şöyle konuştuğunu yazdı:

"Eğer Başkan Bush'un açıklamasını, stratejik ilişkilerimiz her zaman olduğu gibi devam ediyor diye kabul ederseniz, bu doğru olmaz. Amerika tarafından görüşme yapıcıydı, bir sohbet toplantısı değil, iş görüşmesiydi ve amacı da ilişkileri tekrar canlandırmaktı. Bakın, ilişkileri tekrar canlandırmak (rejuvenate) kelimesini çok dikkatle seçerek kullanıyorum. Sanırım, bu kelime tercihinin size anlatacak çok şeyleri olsa gerek dedi."

CNN Türk, Bush-Erdoğan görüşmesinden 24 saat sonra, "ABD'den PKK için ilk somut adım" diye bir haber yayınladı. Haber, büyük gazeteler tarafından da kullanıldı. Haberde, Irak'taki Amerikan birlikleri için 150 PKK üyesinin isminin yer aldığı en çok arananlar listesi yayınladığı öne sürülüyordu. İddiaya göre, listenin başında da Osman Öcalan vardı. Haber ne Pentagon ne de Bağdat tarafından doğrulandı. Çünkü haber doğru değildi.

Washington Post Gazetesi, Bush Yönetimi'nin Başbakan Erdoğan'ın PKK'ya karşı mücadelede daha çok destek isteğinin karşılanmadığını yazdı. Washington Times gazetesi de, "Başkan Bush Türkiye'nin Amerikan kuvvetlerinin Kürt militanlarına karşı önlem alması için yaptığı talebi reddetti" diye yazdı. Başbakan Erdoğan, Türkiye'deki Amerikan aleyhtarlığı ve 1 Mart tezkeresinin geçmeyişinde topu CHP'ye atarken, inandırıcı olmadı . Başkan Bush'un mesajları çok daha açıktı. Bush, Erdoğan'dan, Erdoğan Bush'tan beklediğini buldu mu? Zaman gösterecek. Kitabı noktaladığım sırada PKK Terör Örgütü'nün Avrupa'daki ağırlık merkezlerini Ermenistan'ın Başkenti Erivan'a kaydırdığını öğrendim.

Türkiye, PKK'nın gerçek yüzünü, bıkmadan usanmadan Amerika'da daha iyi anlatmak zorunda. Washington'daki Anti-Türk lobilerin zincirleri kırılabilir. AKP ile Bush Yönetimi arasındaki olumsuzluklara rağmen, PKK'nin güvendiği dağlara kar yağdırmak işten değil. Amerikalılar da bunun bilincinde.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir