Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

ABD, Irak'ın İşgali ve AKP-ABD-İşbirliği hakkında

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

ABD, Irak'ın İşgali ve AKP-ABD-İşbirliği hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 17:46

Bush

Irak konusunda sorun yaşadığı ülkelerin devlet ya da hükümet başkanlarını arıyordu. Bu ülkelerin başında da Türkiye geliyordu. Amerikan Başkanının sorunu AKP Hükümeti ile değildi. Sorun Çankaya Köşkü'ndeydi. Bush bu nedenle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i bir kaç kez aradı. Bush'un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olmayan Türkiye'nin Cumhurbaşkanıyla konuşması Beyaz Saray muhabirlerinin de dikkatini çekiyordu. Gazeteciler, Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer'a, Cumhurbaşkanı Sezer'in olası bir askeri harekatta, Türkiye'deki üslerin kullanılmasından kaygı duyduğunu, Başkan Bush'a iletip iletmediğini sordu. Sözcü, yanıt vermekten kaçındı, "Bu soruyu Türk yetkililere sorun" demekle yetindi. Washington'a göre, Bush Yönetimi Ankara'yla yakın işbirliği içindeydi. Görüş doğruydu. Ama iki farkla. Bush Yönetimi AKP Hükümetiyle yakın işbirliği içindeydi. Ancak, Cumhurbaşkanı Sezer ve Türk Silahlı Kuvvetleri'yle sorunları vardı. Sezer ve TSK'ın en büyük endişesi Kuzey Irak'ta, bir Kürt devleti olasılığıydı. Bush Yönetimi de her fırsatta bu konuda Türkiye'yi rahatlatmaya çalışan açıklamalar yapıyor, ancak fazla inandırıcı olmuyordu. Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, yönetimde hakkında en fazla haber yapılan yetkililerden biriydi.

Wolfowitz'e Orta Doğu'nun şekillenmesinde önemli rol oynayıp tarihe geçen ünlü ingiliz Lawrence benzetmesi yapılıp, "Wolfowitz of Arabia" adı takılmıştı. 'Amerikan Şahinleri Amerikan Kargaları' kitabımı 31 Temmuz 2003 yılında noktalarken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Washington ziyaretini tamamlamış, Ankara'ya dönmüştü. Eşinden ayrılan Wolfowitz, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi CSIS adlı düşünce kuruluşunda çalışan Bülent Ali Rıza'nın ayrıldığı eşi Shaha ile bir ilişki yaşıyordu. İngiliz Sunday Telegraph Gazetesi, "Amerika'nın Orta Doğu politikasının arkasındaki özel ilişki" başlıklı bu konuda bir haber yayınladı. Milliyet Gazetesi'nde de geniş biçimde yer alan haber şöyleydi.

Irak savaşının mimarlarından ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in, Tunus asıllı Shaha Ali Rıza ile romantik bir ilişkisi olduğu ve bu ilişkinin Wolfowitz'in Ortadoğu'nun demokratikleşmesine ilişkin görüşlerini güçlendirdiği öne sürüldü. Rıza'nın Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinde de etkili olduğu iddia edildi. İngiliz gazetesine göre, siyasi muhalifleri tarafından Ortadoğu'da körü körüne İsrail yanlısı bir politika izlemekle eleştirilen Wolfowitz'in hayatındaki en önemli kişilerden birinin bir Arap olması şaşırtıcı bulunuyordu. Gazete, Suudi Arabistan'da büyüyen Shaha Ali Rıza'nın, bu yıllarda tanık olduğu baskı karşısında, Arap dünyasına demokrasi getirilmesinin savunucusu olduğunu ve Rıza'nın bu konudaki düşüncelerinin Wolfowitz'in görüşlerini güçlendirdiğini yazdı. Wolfowitz'in kızkardeşi Laura'nın İsrail'de yaşamasının ve bir İsrailli ile evli olmasının, Savunma Bakan Yardımcısının siyonist tutumuna bir kanıt olarak gösterildiğini yazan Sunday Telegraph, çiftin arkadaşlarının, Wolfowitz'in düşünce yapısının, sol görüşlü kardeşinden çok Shaha'nınkiyle benzerlik içerdiği şeklindeki sözlerine yer verdi.

Dünya Bankası'nda, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da kadın-erkek eşitliğini yaymakla ilgili üst düzey bir görevde bulunan Shaha Ali Rıza'nın Ortadoğu konusundaki görüşlerinde Wolfowitz'e destek verdiği belirtildi. Wolfowitz'in terörle savaşın beraberinde İslam dünyasında demokrasi ve rejim değişikliğini de getireceğini düşündüğü, bu düşüncelerin Shaha Ali Rıza'nınkilerle büyük benzerlik taşıdığı vurgulandı. Shaha Ali Rıza'nın eski eşi, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Türkiye programı direktörü Kıbrıslı Türk Bülent Ali Rıza da, Wolfowitz-Rıza ikilisinin yakın ilişkisinden haberdar olduğunu belirtti. Ali Rıza, eski eşinin Wolfowitz'le Ortadoğu görüşlerini paylaştığını söyledi.

34 yıllık eşi Clare Selgin'den 2002'de boşanan 61 yaşındaki Paul Wolfowitz'in 3 çocuğu bulunuyor. Wolfowitz, özel hayatını gizli tutmasıyla tanınıyor. İngiliz Gazetesi'nin haberi Washington kulislerinde uzun süre konuşuldu. Wolfowitz, Washington-Ankara ilişkilerinde önemli bir isimdi. Yaptığı her açıklama, attığı her adım büyük haber oluyordu. Washington-Ankara ilişkileri, Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Wolfowitz'in iki dudağı arasındaydı. Wolfowitz, Türk basınındaki dostları vasıtasıyla istediği mesajı verebiliyordu. Bu nedenle AKP Hükümetini fazla umursamıyordu. Hükümette ise panik vardı. Dışişleri Bakanlığı, ikinci tezkereyle Washington'la bozulan ilişkiyi düzeltmenin yollarını arıyordu. Dışişleri bakanı Abdullah Gül , Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'i, bu işle görevlendirdi. Ziyal, Washington'u mesken tuttu. Ziyal'in de farklı hesapları vardı. Uzunca bir süredir Ankara'daydı. Bir an önce bir başkente büyükelçi olarak çıkmanın hesabını yapıyordu. Ankara'da yurt dışına çıkmayı bekleyen sadece Ziyal değildi. Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in hesabı da aynıydı. Ziyal'ın tercihi VVashington'du.

Uğur Ziyal ve Baki İlkin'in New York'ta yapılan Kıbrıs görüşmeleri sırasında olağanüstü gayretleri bu görüşü doğruluyacaktı. İlkin ve Ziyal adeta birbiriyle yarıştı. 2003 yılından itibaren Washington'dan bakıldığında Türk-Amerikan ilişkileri birçok olaya gebe görünüyordu.

YOL

İkinci tezkereyle Türkiye ile ABD zor bir döneme girmişti. Washington, ilişkilerin iyiye gidebilmesi için Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'le başlattığı tavsiyelerine devam ediyordu. Irak işgal edilmiş ama ele geçirilememişti. Washington'un Türkiye'ye daha çok ihtiyacı vardı. Ankara'ya basın yoluyla gönderilen mesajların ardı arkası kesilmedi. Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, VVashington'daki Yabancı Basın Merkezinde, "Türkiye ile ortak stratejik çıkarlarımızın kesinlikle farkındayız. Türkiye, uzun dönemdir bizim müttefikimiz. Bu ittifak, dostluk ve ortak menfaatlere dayanıyor. Bunun gelecekte de öyle olacağını umuyorum" dedi. Bush Yönetiminin Irak'ta yapacak çok işi vardı. Ayrıca Kıbrıs konusunu da yeniden ısıtıyordu. Rum lobisi Başkan Bush'u adım adım izliyordu. Böylece Washington, Türkiye'yi köşeye sıkıştırarak bir taşla bir kaç kuşun peşindeydi. Amerikalıların belirli taktikleri vardı. Önce nabza göre şerbet verirlerdi. 6 Aynı taktikle başlangıç yaptılar. Washington, bu işe AKP'nin mest olacağı açıklamalarla başladı. Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice, Türkiye'nin demokrasi ve İslam'ın birarada olabileceğine dair bir mesajı dünyaya göndermek için önemli bir ülke olduğunu söyledi. Mesaj yerini buldu, taktik işliyordu. Böylece, iki başkent arasında kapalı olan telefonlar çalmaya başladı. Önce Başkan Bush Cumhurbaşkanı Sezer'i deprem dolayısıyla arayarak başsağlığı diledi. Daha sonra da Başbakan Erdoğan Suudi Arabistan'daki terör saldırısı nedeniyle Başkan Bush'a başsağlığı dileklerini iletti. Telefon konuşmaları sadece taziyet mesajları içermiyordu. Dış politika konuları araya sıkıştırıldı. Liderler bir kaç nazik sözden sonra dünya meselelerini konuşmaya başladı. Konuşmaların menüsü genişti. Irak ve Afganistan'da yapılacak işbirliğiyle ilgili temenniler vardı. Ki, bu sırada Amerikan Kongresi harekete geçip Bush Yönetimini sorgulamaya başladı. Kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak'ı işgal eden Bush Yönetimi zorlanıyordu. Özellikle Demokrat Partili üyeler, kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle savaşı başlatanlara karşı savaş açtı.

ŞAHİNLER

Yönetimin ilk durağı Pentagon'daki şahinler oldu. Şahin denince akla gelen ilk kişiler, Wolfowitz ve Richard Perle idi. Kongre, Paul Wolfowitz ve Richard Perle ekibinden Dough Feith'i ifade vermeye çağırdı. Feith, kongre üyelerinin karşısında terlerken, ortaya somut bir şey koyamadıklarını itiraf etmek zorunda kaldı. Hatta, kitle imha silahı bulmanın yıllar sürebileceğini söyledi. Feith'e göre, 600 tesisten sadece 20'si kontrol edildi. Feith, zor durumdaydı ama arkadaşlarını da satmadı. Onları hararetle savundu. Zaten arkadaşlarının zor durumda kalması demek, kendi başının belaya girmesi demekti. Feith'in Perle ve Wolfowitz'le dostluğu eskilere dayanır. Musevi asıllı Feith'in Cumhuriyetçi Yönetimle tanışması 1981 yılında gerçekleşti. Feith, Başkan Reagan döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde bir yıl uzman olarak çalıştı. Daha sonra yine kendisi gibi musevi olan Savunma Bakan Yardımcısı Richard Perle'ün Pentagon'da iki yıl danışmanlığını yaptı. Feith-Perle çifti 1988 yılında Reagan döneminin sonunda Pantagon'dan ayrılmaya karar verdi.

Kendilerini dönemin Türkiye Başbakanı Turgut Özal'a çok sevdirmişlerdi. İkilinin İsrail'le de ilişkileri çok iyiydi. Feith & Zell adındaki avukatlık şirketini kurarak İsrail Savunma Sanayii ile iş ilişkilerini geliştirdiler. 1989 yılında da "International Advisors" adlı lobi şirketini kurdular. Perle perde arkasında kalmayı tercih etti. Pentagon Güney Avrupa Dairesi Türkiye Masası Sorumlusu Albay Michael McNamara ve İtalyan asıllı İzmir'de büyümüş Lyda Borland'ı da yanlarına alarak Türkiye'nin lobisini yapmaya başladılar. Şirket, yılda masraflar hariç 875 bin dolara Özal Hükümeti'yle anlaştı. Lobiciler, Türkiye'ye yapılacak güvenlik yardımıyla ilgili Amerikan Kongresi'ndeki gelişmeleri izleyecekti. Perle-Feith çiftinin ilk düşmanı Yunanlılar oldu. Bu düşmanlık uzun süre devam etti, hatta Yunan Lobisi Feith'i Mossad Ajanı olmakla suçladı. Feith, Kongrede ifade verdikten sonra Pentagon'a döndü. Amerikalı Şahinler, Demokrat üyeleri fazla ciddiye almamakla tanınıyordu. Dolayısıyla bildikleri yoldan saptıkları pek görülmedi.

Bush Yönetimi , 11 Eylül'den sonra, önce Afganistan'ı, 8 sonra Irak'ı terör bahanesiyle işgal etmişti ama dikkatler terörden uzaklaşıyordu. Bush muhalifleri, Kongrede terörle mücadelenin ihmal edildiğini söylüyor, teröre karşı hangi ülkenin işbirliği yapıp yapmadığını sorguluyordu. Demokratların sorgusu devam ederken, Pakistan'ın Karaçi kentinde Amerikan Petrol şirketlerine ait 21 benzin istasyonuna saldırılar olduğu haberi geldi. Bu sırada Amerikan ekonomisinde de ilginç gelişmeler oluyordu. Dolar düşmüştü, çeşitli spekülasyonlar yapılıyordu. Bunların en çarpıcısı Wall Street Journal Gazetesi'nde çıkandı. Uluslararası Finans çevrelerinin güne başlarken baktığı gazete Wal! Street, Bush Yönetimi'nin bilinçli olarak güçlü dolar politikasından vazgeçtiğini yazıyordu. Gazeteye göre, doların zayıflaması Avrupa Birliği ekonomisini durgunluğa sürükleyecekti. AB ülkelerinin ürünlerini yabancı ülkeler için pahalı hale getirecekti.

Gazetenin haberiyle, Bush Yönetimi'nin açıklamalarını karşılaştırdığınız zaman çelişkili bir durum ortaya çıkıyordu. Amerika Hazine Bakanı John Snow, Bush Yönetimi'nin güçlü dolar politikasını desteklediğini ve doların güçlenmesi için ekonomik büyümenin hızlanması gerektiğini söylüyordu.

ALARM

Amerika güne terör, ekonomi , siyaset konularıyla başlıyor, korkarak akşamı ediyordu. Washington 11 Eylül'den sonra terörle yatıp terörle kalkar olmuştu. Ortada bir tehdit olup olmadığı bilinmez durumlarda bile alarm seviyesi yükseltiliyordu. Amerikalılar çok tedirgindi, hem de çok. Halkın yüzde 84'ü değişmişti. Yüzde 17'si toplumun 9 daha güçlü olduğunu ve birbirine kenetlendiğini söylüyordu. Yüzde 7'sine göreyse halk daha nazik ve mütevazi olmuştu. Bir bölümü de ülkenin korkutucu olduğunu ve ırkçılığın arttığını savunuyordu. Kadınlar, terörden erkeklere oranla daha fazla etkilendi. 11 Eylül'ün olumsuz psikolojik etkisi kadınlarda daha fazlaydı. Amerikalı kadınların önemli bir bölümü sinirli ve sabırsızdı; uçağa binmekten tümüyle vazgeçtiler, ülkedışı seyahatlerden kaçınmaya başladılar.

11 Eylül aile ve arkadaşlık bağlarını güçlendirdi. Amerikalılar aile ve yakın arkadaşlarına daha fazla zaman harcıyordu. Arabalara, evlere Amerikan bayrakları asıldı, herkes birbirine karşı daha kibar davranıyordu. Amerikalıların egoist yapısı bir ölçüde gitmiş, Amerikalılar birbiriyle yardımlaşan daha dikkatli bir toplum olmuştu. Her şüpheli şey dikkatle izleniyordu. Yollarda "şüpheli gördüğünüz kişi ve durumlar için şu telefonu arayınız" gibi ışıklı levhalar vardı. Alarm seviyeleri renklerle ifade ediliyordu. Sarı, düşük alarmdı.

Bir üstünde Turuncu vardı. En yüksek alarm seviyesi ise Kırmızıydı. Alarm verildiği zaman eyaletlere bildiriliyor, hassas bölgeler olarak nitelenen nükleer tesisler, hava alanları, köprüler ve limanlarda önlemler birkaç misline çıkarılıyordu. Tabii ülke dışındaki Amerikan temsilciliklerinde de önlemler artırılıyordu. Alarm verilince Başkan yardımcısı Dick Cheney hemen bilinmeyen bir yere götürülüyor, Bush'la yardımcısı Cheney bir araya getirilmiyordu. Özellikle Bush'la Cheney'in durumları komedyenlere de malzeme oluyordu. Washington'da tam bir güvenlik ağı örüldü. Pentagon'un çevresine füze sistemleri kondu. Sokaklarda, metrolarda, havaalanlarında çok sayıda asker ve polis 10 görmek mümkündü.

Jet uçakları büyük kentler üzerinde devriye geziyordu. Polis şüpheli gördüğü her aracı durdurup arıyordu. Kritik binaların bulunduğu yollara kamyon ve kamyonetlerin girmesi yasaklanmıştı. 'En iyi savunma saldırıdır' diyen Amerika, artık evinde rahat değildi, hiç bir zaman da olmayacaktı. Demokratlar Başkan Bush'un peşini bırakmıyordu. Bush'a yöneltilen eleştiriler çok ağırdı. Amerikan Senatosu'nun en yaşlı Demokrat üyesi Robert Byrd, George Bush'u Irak'a karşı savaşı haklı göstermek için yalana dayalı, oyun kartlarından yapılma bir şato inşa etmekle suçladı. Demokrat Parti Batı Virginia Senatörü Byrd, Senato'nun en nüfuzlu üyelerinden biriydi.

Türk Kamuoyu, Senatör Byrd'ü sözde Ermeni Soykırım tasarısının Senatodan geçmesini önlemesiyle tanıdı. Senatör, ilk kez Rum asıllı Kongre üyesi Tony Coelho'nun, daha sonra da Senatör Robert Dole'un sunduğu tasarıların geçmesini önledi. Senatör Byrd, "Ben burada olduğum sürece bu genel kurula gelmez" dedi. Senatör Byrd, tasarıya hiç bir çıkar ve etki altında kalmadan gönüllü olarak karşı çıkarken, baba Bush'un Başkan olduğu dönemde, Beyaz Saray'ın tasarıya gerekli ölçüde karşı çıkmadığından yakınmıştı. Senatör Byrd, sadece Kongre'deki Ermeni lobisini değil, çift taraflı oyun sergileyen baba Bush Yönetimini de nakavt etti. Senatör Byrd'e daha sonra Türkiye'de 'Atatürk' ödülü verildi. Oğul Başkan Bush'un da hiç bir şey umurunda değildi.

Ortadoğu konusunda kendine göre yol haritaları hazırlıyordu. En önemli haritası ise her zamanki gibi Ortadoğu'daki yoldu. Gerçi daha önceki Amerikan başkanları da Ortadoğu'da bir çözüm için bir çok plan ortaya atmış ama başarılı olamamışlardı. İsrail-Filistin sorunu Irak'tan sonra Bush ekibinin bir numaralı politikasıydı. Başkan Bush, İran ve Suriye'yi kapsayacak şekilde Ortadoğu projesinde öteki başkanlar gibi başarısız olmak istemiyordu. Pentagon'un şahinleri harıl harıl Ortadoğu projesi üzerinde çalışıyordu. Bakalım evdeki hesap çarşıya uyacak mıydı?

KÜRT MASASI

AKP Hükümeti ise uyuyor ya da uyutuluyordu. Washington'la ilişkiler Ankara'ya karşı çok duyarlı değildi. Amerikalıların bu duyarsızlığının ilk işareti sözde Ermeni Soykırımı tasarısıyla başladı. Ermeni lobisi Kongre'de masum bir tasarıya tek cümleyle Ermeni Soykırımı sözcüğünü ekleterek, Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi'nden geçirmeyi başardı. 193 sayılı tasarı 10 Nisan günü sessiz sedasız Temsilciler Meclisi'ne sunulmuştu. Tasarıya göre, Amerikan Mahkemeleri soykırım suçları için dava açabilecekti.

Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, komite üyelerine bir mektup yazdı; tasarının ikili ilişkilere büyük zarar vereceğini söyledi. Bush Yönetimi'nin tasarıya tepkisi ise ilginçti. Yönetim, tasarıya alt düzeyde karşı çıktı. Dışişleri Bakanlığından kongreye gönderilen bir mektupta, tasarıya karşı oldukları bildirildi. Mektupta, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın imzasının olmayışı dikkat çekiyordu. Aslında Yönetim, Kongre 'deki adamlarıyla danışıklı döğüş içindeydi. İkinci tezkerenin geçmeyişinden dolayı Türkiye'ye kızgınlığı devam eden Bush'un Şahinleri, Ermeni Soykırım tezgahını yeniden başlatmıştı. Ermeni kartı Ankara'ya yeni bir mesajdı. 12 Amerikalıların duruma göre her ülke için zaman zaman raftan indirdiği dosyalar vardı. Bu dosyalar duruma göre kullanılırdı. Sözde Soykırım tasarısı da bunlardan biriydi. Kongrede soykırım iddiaları Türkiye'nin çok başını ağrıttı.

Tasarılar her zamanda yine Türkiye'yi seven soykırım iddialarının doğru olmadığına inanan Amerikalı Kongre üyeleri tarafından önlendi. Son verilen tasarının da Genel Kurul'a ne zaman getirileceği belli değildi. Demokles'in kılıcı gibi bekletiliyordu. Pentagon Şahinleri, Irak savaşı öncesi de Türkiye'ye samimi davranmamıştı. Kuzey Iraklı Kürt liderler, Savaş Oyunu Masası'nda yerini alırken, Ankara'nın kaygıları Washington'un umurunda bile olmamıştı. Iraklı Kürtler de bu durumdan büyük ölçüde yararlandı. Pentagon, 2002 yılı Ağustos ayında Kürt liderlerle kapalı kapılar ardında gizli bir görüşme yaptı. Celal Talabani, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers'le gizlice görüştürüldü. Talabani, yüz bin silahlı adamları olduğunu, Suriye'de on binlerce de silahlı Kürt bulunduğunu ve Saddam Hüseyin'e karşı Amerikan askerleriyle işbirliği yapmaya hazır olduklarını söyledi. Talabani'nin verdiği rakamlar gerçekçi değildi. İstediklerini alabilmek için Amerikalıların karşısında kırk takla atıyordu. Amerikalılar da Talabani'nin ne mal olduğunu gayet iyi biliyor ama Iraklı Kürtleri sonuna kadar kullanmak istiyordu. Talabani'nin tek amacı Amerikalıları yanma almaktı, Talabani'ye göre, Kuzey Irak toprakları adı konmasa bile bir Kürt Devletiydi, Amerika da bundan yararlanmalıydı. Celal Talabani, Amerikalılardan istediğini aldı. Başkan Yardımcısı Cheney, kendilerine silah ve malzeme vereceklerini ve teklifi değerlendireceklerini söyledi.

ARI HAREKETİ

İkinci tezkereden sonra Türkiye'yle Amerika arasındaki Stratejik Ortaklığın sona erdiğine ilişkin açıklamalar yapılıyordu. Türkiye ile Amerika arasındaki gerginlikten en fazla rahatsız olan kuruluşlar arasında 'Arı Hareketi' adlı dernek de vardı. Arı Hareketi'ni Kemal Köprülü yönetiyordu. Arı'lar önce Anavatan Partisi'nin bünyesinde hareket etti, daha sonra da bağımsız oldu. Hareketin parasal bir sıkıntısı yoktu. Sivil toplum kuruluşu statüsündeydi ama politikanın içindeydi. Arı Hareketi, merkezleri Washington imiş gibi hareket ediyordu. Washington'da bir ofisleri vardı. Kemal Köprülü sık sık Washington'a geliyordu. Aktif politika yapıyordu. Köprülü, Washington'un yabancısı değildi. Eğitimini burada yapmıştı. Uzun yıllar Hürriyet Gazetesi'nin Washington temsilciliğini yapan Tuna Köprülü'nün oğluydu. Arı Hareketi, Washington'da tanınan, bilinen bir kurum oldu. Kemal Derviş'in Türk sosyal demokrat hareketinde yarattığı çalkantılı dönemde de Arı Hareketi gündeme gelmişti. Derviş için arı gibi müthiş bir lobi yapmıştı. Kemal Derviş CHP milletvekili olduktan sonra bile Ari'nin İstanbul'daki ofisini kendi ofisi gibi kullandı. Köprülü, Derviş'le Washington'dan ailecek tanışıyordu. CHP'den Derviş'in kadrosundan Milletvekili olan Damla Gürel, Kemal Köprülü'nin Arı hareketi'nde en yakın çalışma arkadaşlarından biriydi.

Arı Hareketi, tezkere kriziyle başlayan ilişkileri rayına koymak için Washington'da bir dizi temas yaptı. Arı'cıların izlenimi hiç de olumlu değildi. 14 Arı Hareketi 17 Mart 2003 tarihli Kemal Köprülü imzasıyla bir basın bildirisi yayınladı.

Bildirinin başlığı, oldukça ürkütücüydü:

"Amerika Türkiye ilişkilerindeki kriz 'Stratejik Ortaklığı' sona erdiriyor". Karamsar bildiride, Washington'da temaslar yapan Arı üyelerinin izlenimleri vardı. Bildiride, "Arı Hareketi üyeleri, 10-14 Mart 2003 tarihlerinde Washington'da üst düzey yetkililerle yaptığı görüşmeler sonrasında Türk-Amerikan ilişkilerinin son dönemde ciddi bir kırılma noktası geçirdiği ve Türkiye'nin bugüne kadar çok üzerinde durduğu ve dünyada birkaç ülkenin sahip olduğu stratejik ortak olma özelliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu izlenimini edinmiştir" denildi. Arı üyeleri, Amerikalı üst düzey yetkililerin, Türkiye'yi bugüne kadar stratejik ortak olarak görmekle büyük bir yanılgıya düştüklerini vurguladıklarını ve bu şartlar altında böyle bir ortaklıktan bahsetmenin mümkün olamayacağını dile getirdiklerini söyledi. Amerikalılar, Ari'yi sanki Türk Devleti'nin önemli bir birimi imiş gibi ciddiye almıştı.

Arı da Milli Güvenlik Kurulu gibi davranmış, bildiri yayınlıyordu. Arı'ya göre, Türkiye bölgesindeki stratejik önemini yitirme tehdidiyle karşı karşıyaydı. Kemal Köprülü'nün açıklaması kafaları bulandırıyordu. Strateji Washington'daki alışveriş merkezlerinde mi satılıyordu ki, Türkiye'nin alıcısı olmayacaktı. Arı Heyeti'nin gözlemi biraz da komikti. Ortadoğu'daki gelişmelerle Türkiye'nin elinde tuttuğu merkezi konumun, bundan sonra NATO'ya davet edilen Bulgaristan ve Romanya'ya, savaş sonrasında da Irak'a kayabileceği eğilimini gözlemlediklerini, söylüyorlardı. Bildiri hangi-stratejiye göre hazırlanmıştı anlamak mümkün değildi.

Genel Koordinatör Kemal Köprülü imzalı bildiride daha sonra şu görüşlere yer verildi:

"Siyasilerin en önemli görevi ülkenin ulusal bütünlüğü, ekonomik, sosyal, siyasi istikrarı, uzun vadeli çıkarları, rejimin devamı ve sürekliliğini sürdürmesini sağlamaktır.

Ulusal güvenlik meseleleri hiçbir zaman iç siyaset malzemesi olamaz. İktidarın topluma şeffaf yönetim sunma ve hesap verme sorumluluğu vardır. Bu bağlamda 'tezkere konusu'nda siyasiler susmuş, toplumun çeşitli kesimlerinden herkes konuşmuştur, bu konu parlamentoda kapalı oturumda ele alınmış kamuoyu yeterince bilgilendirilmemiştir. Hükümet bir yandan topraklarımızda ABD askerlerinin konuşlanması ve Türk askerinin yurtdışına gönderilmesi konusundaki tezkereyi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevkederken bir yandan da bu konuya sahip çıkmaktan kaçınmıştır. Sonuçta tezkere Meclis'ten geçmediği gibi hükümetin bir B planının olmadığı da ortaya çıkmıştır. Bu olumsuzluklarda hükümetin tecrübesizliği de önemli rol oynamıştır.

Hükümetin tutarsız politikaları Kıbrıs, AB ilişkileri, Dünya Bankası ve IMF ilişkilerinde de görülmekte ve ileriye dönük çok ciddi sorunların yaşanabileceği hissedilmektedir. Bu süreçte Ana Muhalefet Partisi ise Kuzey Irak'ta Türkiye'nin güvenliğini tehdit etme olasılığı bulunan gelişmeler konusunda herhangi bir alternatif politika geliştirmeye gerek görmeyen bir popülist muhalefet anlayışı sergilemektedir." Arı Hareketi'nin Bush Yönetimi'ndeki itibarı neydi? Ya da, Türk siyaseti ve kamuoyu üzerindeki etkileri nelerdi ki, Amerikalılar kendilerine bu kadar açılmıştı? Arı Hareketi, haddini fazlaca aşmış olmuyor muydu?

Bildirinin son üç paragrafı da şöyleydi:

"Arı Hareketi, 7 yıldır ABD'deki önde gelen düşünce kuruluşları, hükümet yetkilileri, Kongre ve Senato nezdinde ziyaretler gerçekleştirmektedir. Arı Hareketi, Türkiye-ABD ilişkilerinin stratejik ve askeri boyutlarla ekonomik, sosyal ve kültürel alana da yaygınlaştırılması ve güçlendirilmesi yönünde katkı sağlamaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Arı Hareketi iki yıl önce Türkiye'nin stratejik öneminin demokratik, ekonomik ve toplumsal açılımlarla başka alanlara da yaygınlaştırılarak güçlendirilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Ancak bugün gelinen noktada Türkiye'nin stratejik öneminin dahi tehlikede olduğu görülmektedir. Bu süreçte Türk-Amerikan ilişkilerinin krize girmiş olması belirleyici rol oynamaktadır. Bugüne kadar ülkemizin Avrupa Birliği, Avrasya, Ortadoğu ve ABD ile ilişkilerine büyük önem veren ARI Hareketi, Türkiye'nin dünyadaki konumunun güçlendirilmesi doğrultusundaki çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir."

Kaynakça
Kitap: Washington'da Akrobasi
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Abd, Irak'ın İşgali ve Akp-Abd-İşbirliği hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 17:58

11 EYLÜL

2004 Kasım Başkanlık seçimine 14 ay vardı. Başkan Bush Beyaz Saray'dan Amerikan halkına seslendi. Bush 15 dakika süren konuşmasında, siyasi bir gaf yaptı. Bush'a göre, Irak'ın kuzeyi kendisini yönetme yönünde ilerliyordu. Bush gaflarıyla ünlüydü ama Bush'un sözleri Amerikan Yönetimi'nin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti hayalinin de itirafıydı. Belli ki bu konuda çalışma yapılıyordu. Bush'un sözleri Türkiye'yi rahatsız etti ama Ankara etkili bir tepki de ortaya koyamadı . Iraklı Kürtler Bush'un sözlerinden çok memnun oldu. Irak işgal edilmiş 11 Eylül üçüncü yılını doldurmuştu. 11 Eylül'ün üçüncü yıldönümünü de Amerikan halkı terör korkusuyla andı .

Terörist Bin Ladin'in El Cezire Arap televizyonunda yayınlanan kasedi Amerikalıların kaygısını bir kez daha artırdı.. New York ve öteki kentlerdeki anma törenleri son derece duygusal oldu. Amerikalı yetkililer töreni siyasi şova dönüştürmedi. Törenlerde 11 Eylül saldırısında ölenlerin aileleri ve yakınları ön plandaydı. Siyasi konuşmalar yapılmadı . Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Nevv York'ta ikiz kulelerin bulunduğu yerde bir konuşma yapacaktı. Çok güvenlik önlemi alınacağı için ailelerin rahat edemeyecekleri yolundaki istekleri üzerine Cheney törene katılmaktan vazgeçti. Bu sırada Irak'ta olaylar devam ediyor, Ortadoğu her zamanki gibi kaynıyordu. İsrail, Filistin lideri Yaser Arafat'ı tehdit ediyordu. İsrail Arafat'ı sürgüne gönderme kararı almıştı. Konu, Birleşmiş Milletler'in gündemine getirildi. Arap ülkeleri Güvenlik Konseyine bir karar tasarısı sunarak İsrail'in Arafat'ı sürgüne göndermesi ya da zarar verilmesinin engellenmesini istedi. Türkiye, Arafat'ın tarafını tuttu; İsrail'in Arafat'ı sürgüne gönderme kararından ciddi endişe duyduğunu bildirdi.

ISABEL

Terör korkusuyla sarsılan Amerika'nın üzerinde bu kez de kara yeller esiyordu. Doğal afetlerin bol yaşandığı ülke bu kez de kasırga tehdidi altındaydı. 'Isabel' adı verilen kasırga, Atlas Okyanusundan yola çıkmış henüz Doğu kıyılarına ulaşmamıştı. Florida, Kuzey ve Güney Carolina, Washington D.C. , Virginia, Maryland ve New York'a kadar doğu yakasındaki eyaletler panik halindeydi. Amerikan deniz ve hava üslerindeki gemi ve uçaklar başka bölgelere nakledildi, müthiş bir insan tahliyesi başladı. Milyonlarca kişi kapılarına kilit vurup Isabel kasırgasından etkilenmeyecek başka eyaletlere göç etmeye başladı. Süpermarketlerde yiyecek ve içecek kalmadı. Kasırga henüz doğu yakasına ulaşmamıştı ama adeta bir savaş öncesi görünümü vardı.

Doğu yakasında tek konuşulan konu Isabel kasırgasıydı. Olağanüstü durum ilan edildi. Saatte 200 kilometrenin üzerinde esen rüzgardan korunmak için evlerin pencereleri tahtalarla kapatıldı. Sel ve su basmalarına karşı evlerin çevrelerine kum torbaları yerleştirildi. Washington'da okullar, kongre ve resmi daireler tatil edildi. Halk süpermarketlere hücum etti. Su, yiyecek, el feneri, pil gibi ihtiyaçlarını gidermek için uzun kuyruklar oluşturdu. Hava ve kara taşımacılığı durdu. Washington hayalet şehir oldu.

Isabel şiddetini biraz düşürmesine rağmen büyük hasar yaparak doğu yakasını etkisi altına aldı. Washington kabus dolu bir gece geçirdi. Şiddetli rüzgar, milyonlarca insanı elektriksiz bıraktı. Telefonlar kesildi. Çok sayıda ağaç devrildi. Trafik ışık ve levhaları koptu. Doğu kıyıları kasırgaya teslim oldu. Halk kasırgadan perişandı. Bush zarar gören eyaletlere federal yardım yapılacağını açıkladı. Amerika'da bir kaç gün gündem değişti. Başkan Bush'un aklı hasardaydı ama bir yandan da ülke dışındaki çıkarlarını hem yakından izliyor hem de durumunu güçlendirmek için çareler arıyordu. Bir kaç gün sonra Beyaz Saray, Isabel'i bırakıp eski gündemine döndü. Başkan Bush Kongreden askeri ve istihbarat harcamaları için yaklaşık 70 milyar dolar ek bir bütçe istedi. Tabii bunu almak için kongreyi tatmin etmek zorundaydı. Bush kongreye bir mektup gönderdi. Amerikan çıkarlarının korunması için dünyanın çeşitli yerlerinde ek önlemler alabileceğini yazdı.

George Bush, özel harekat ve operasyonlarla birlik konuşlandırabileceğini anlattı. Başkan Bush mektubunda, Irak, Afganistan ya da başka bir ülkeden söz etmedi, teröre karşı kendini savunma şeklinde Amerikan kamuoyunun ruhunu okşayan sözlere yer verdi. Bush'un sözünü ettiği, dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenecek hassas operasyonlar cümlesinin kapsamı açık değildi. Bush'un aklı bir yandan da bir yıl sonra yapılacak başkanlık seçimindeydi. Hazırlık yapıyordu. Washington-Ankara ilişkileri ise sessizce yürütülüyordu. Türkiye'nin Irak'a asker göndermesine ilişkin isteği kapalı kapılar ardında tartışılıyor, kamuoyuna hemen hemen hiç bilgi verilmiyordu. Pentagon'un planları hazırdı ama Ankara'nın bundan haberi yoktu. Türk askerinin hangi koşullarda nereye yerleştirileceği sır olmaya devam ediyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Abd, Irak'ın İşgali ve Akp-Abd-İşbirliği hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:01

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

Yaz tatili sona ermiş Birleşmiş Milletler'in her sene Eylül ayında başlayan yıllık toplantılarına bir kaç gün kalmıştı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül New York'ta Birleşmiş Milletler toplantıları sırasında Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'la görüşecekti. BM yıllık toplantılarının Türkiye açısından çok fazla önemi yoktu. Daha doğrusu Türkiye rutin olarak her zaman bu toplantılara katılır ama BM kararlarının oluşmasında hiç bir şekilde rol alamazdı. Ankara, genellikle Amerikan politikalarını izlemek ve desteklemekle vriinirdi Bu kez Gül'ün yapacağı temaslar çok önemliydi. Irak'a asker gönderme konusu sadece Amerikalıları değil bir çok ülkeyi ilgilendiriyordu.

Gül'ün Powell'la yapacağı görüşmenin iki maddesi, Türkiye'nin Irak'a asker gönderme ve PKK'yla Kuzey Irak'ta mücadelesi konuları olacaktı. Toplantıların ilk gününde başkan Bush bir konuşma yaptı. Abdullah Gül , Bush'u dikkatle dinledi. Başkanların konuşması her zaman televizyonlardan naklen yayınlanır ve ilgi çekerdi. Bir çok ülke temsilcisi de kendilerinden bahsedip bahsetmeyeceğini merak ederdi. Başkanların konuşmasına yabancı ülkelerin merakı biraz da bundandı . Kameralar başkanın 'değerli müttefikimiz' dediği ülke temsilcisine çevrilir, bu durum onlar açısından gururlu bir tablo oluştururdu. Türkiye bunu bir çok kez yaşamıştı. Ancak ikinci tezkereden sonra Başkan Bush'un ağzından Türkiye'yi öven bir söz çıkmamıştı. Bundan en iyi nasibini Iraklı Kürtler aldı. Bush her fırsatta Iraklı Kürtlere iltifat yağdırdı. Daha önceki Amerikan başkanlarının binlerce kez söylediği güzel sözlerin havada kaldığını da hatırlayan yoktu.

Başkan Ronald Reagan'ın hindi anlamına gelen Turkey yerine Türkiye demesi, Beyaz Saray'ın gül bahçesinde kendisini dinleyen dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i mest etmiş, Türk gazeteleri de konuşulanı değil, Reagan'ın Türkiye demesini manşetlerine taşımıştı. Başkan Bush BM'deki konuşmasına terörizme değinerek başladı.

Terörizmin son olarak BM'yi hedef aldığını anlattı, Afganistan'a değindikten sonra Irak'a geçti. Bush, Irak'ta uluslararası bir destek aradıklarını net bi çimde söyledi. "Birlikte çalışmalıyız" dedi ve bunu yaparken kontrolün yine Amerika'da olacağı mesajını vermeyi de ihmal etmedi. Konuşma metni güzel hazırlanmıştı. Son derece diplomatik, nazikti. Aynı zamanda kesin mesajlar vardı. Gül , Başkan Bush'u dinledikten sonra İsrail Dışişleri Bakanıyla bir görüşme yaptı. Görüşmede Irak konusu gündemi gelmedi.

İsrail'in ilgi alanı Amerika'nın Ortadoğu yol haritasıydı AKP Hükümeti haritanın içeriğini bilmiyordu ama Amerika'nın çalışmasını destekliyordu. Dışişleri Bakanı Gül, New York'ta bir hafta kaldı. Amerikan Dışişleri Bakanı Powell'la bir araya geldi. Gül'ün verdiği mesajlar kısa başlıklarla şunlar oldu:

- Irak'a asker gönderme konusunda hükümet karar verdiği zaman mecliste bir sorun olmayacaktı.

- Türk Birliğinin statüsü İngilizler gibi olmalıydı.

- Hükümet birliğin Irak'ta konuşlanacağı yeri bile belirlemiş; Bağdat'tan başlayan Ürdün-Suriye sınırından Selahaddin'e kadar uzanan büyük bir bölge düşünmüştü. Hükümetin bir amacı da içeride kendi partililerine mesaj vermekti. Bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyordu. Hem Amerikalıların dediğini yapacak, hem de AKP'nin tabanını küstürmeyecekti. Irak savaşı öncesi bunu becerememişti. Bir anlamda kendi yandaşlarını tatmin etmişti ama Bush Yönetimini kızdırmıştı.

Ankara her şeyi düşünmüş ama Irak'lı Kürt liderler ne der diye düşünmemişti. Irak Geçici Yönetim Konsey Başkanı Ahmet Çelebi ve Dışişleri Bakanı Hoşyer Zebari de New York'taydı. Iraklı Kürt liderlerin Türk askeri istemediği açıktı. Bunu anlamak için diplomasiden anlamak da gerekmiyordu. Ayrıca Kürtler de Türk askeri istemediklerine ilişkin açıklama yapmaya başlamıştı. Bu arada her ne kadar Irak konusu ön planda ise de Kıbrıs konusu da gündemdeydi . Başkan Bush'un Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, New York'ta kapalı kapılar ardında Türk yetkililere telkinde bulunmayı ihmal etmiyordu. Ankara, Irak'la Kıbrıs arasına sıkışmış kurtulamıyordu. Kulislerde Ankara'yla Washington arasında asker konusunda bir anlaşmazlık olmadığı konuşuluyor, Bush Yönetimi'nin buna karşılık PKK konusunda bir jest yapabilir mi sorusu ise çok bilinmeyenli halini koruyordu. Gül , New York'tan mutlu ayrıldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Abd, Irak'ın İşgali ve Akp-Abd-İşbirliği hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:03

TERMINATOR

Türk Hükümeti elinden geleni yapıyor ama ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranıyordu. AKP Hükümeti'nin asker jestine karşılık Bush'un rakipleri Demokratlar onur kırıcı açıklama yaptılar. Demokrat Partili Senatör Ted Kennedy, nasıl, ne şekilde verileceği belli olmayan ve yılan hikayesine dönen 8 buçuk milyar dolarlık krediyi rüşvet olarak niteledi. Senatör Kennedy'i, yıllardır Türkiye aleyhindeki bütün faaliyetlerde görmek mümkündü.

Türkiye, iyi bir müttefik ya da Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmiş, etmemiş Senatör için önemli değildi. Senatör Kennedy için önemli olan Rum ve Ermeni lobilerini memnun etmekti. Amerikalı Senatör, sadece Kıbrıs ve sözde Ermeni soykırımı gibi konularda değil, PKK terör örgütüne karşı Türk askerinin yaptığı operasyonlara bile karşı çıkarak terör örgütüne avantaj sağlayacak şekilde politikalar izliyordu. Dolayısıyla Amerikalı senatörün Türkiye'yle ilgili sicili bozuktu. 2003 yılının sonbaharına gelindiğinde Başkan Bush'un reytingi düşüktü. Bu sırada California Eyaleti'nden gelen haber Başkanı çok mutlu etti. Çevirdiği aksiyon filmleri nedeniyle Terminatör adıyla tanınan Avusturya asıllı Arnold Schwarzenegger Cumhuriyetçi Parti'den California Valisi seçildi. Cumhuriyetçilerin moralini düzelten Terminatör'e tebrikler yağıyordu. Başkan Bush, dünya vücut şampiyonunu hararetle kutladı. California Eyaleti, tarihinde ilk kez 38 milyar dolara varan borcundan dolayı halkın isteği üzerine referanduma gitti. Bir yıl sonra Demokrat valiyi değiştirdi, Cumhuriyetçi Schwarzenegger'ı seçti. 40 Arnold, kamuoyu yoklamalarında hep önde oldu. Hakkında kadınları taciz ettiği ve Hitler hayranı olduğuna ilişkin iddialar ortaya atıldı. Hiç bir iddia Terminatör'ü yıpratamadı.

Terminatör Vali, "Artık her şey geride kaldı, tüm Californialıların valisi olacağım" dedi ve görevine başladı. Arnold'un seçim kampanyasını yürüten eşi Maria Shriver. Demokrat Partili bir aileden geliyor. Maria, Başkan Kennedy'nin kız kardeşinin kızı. Ted Kennedy'nin yeğeni ünlü bir televizyon sunucusu olan Shriver, kampanya süresince görevini etkilememesi için çalıştığı televizyondan izin aldı. KERKÜK Ekim ayının ilk haftasında California'dan sonra Ankara'dan gelen haber, Başkan Bush'u daha da mutlu etti.

TBMM Türk Hükümeti'nin Irak'a asker gönderme kararını onayladı. Karar Washington'da sevinçle karşılanırken, Irak'tan gelen haberler iç açıcı değildi. Irak Geçici Hükümet Konseyi Türk askerini istemiyordu. Özellikle Kürt ve Şii üyelerden gelen açıklamalar Bağdat-Ankara hattında yeni bir krizin habercisiydi. Bush Yönetimi ilk aşamada haberleri örtbas etmeye çalıştı. Amerikalılara göre, Irak Konseyi'nin Türk askerine karşı çıkan resmi bir açıklaması yoktu. Aslında Washington tepkileri saklamaya çalışıyor, bu arada Kürt ve Şii liderleri ikna edeceğini düşünüyordu. Bush Yönetimi çabalarını, Türk askerine itirazların durdurulması ve ilgili her tarafın çıkarı korunarak asker konuşlandırılmasının gerçekleşmesi üzerine yoğunlaştırdı. Savunma Bakanı Rumsfeld, Türk askerine ilişkin Irak'ta bazılarının memnun olduğu, bazılarının kaygı duyduğu, bazılarının ise tarafsız kaldığı şeklinde bir açıklama yaptı.

Yönetim, TBMM kararından memnundu. Aylardır Amerikan gücünün dışında bir yabancı birlik gönderilmesi için çaba harcayan Bush Yönetimi ilk meyvesini topluyordu. Müslüman bir ülkenin Amerika'nın isteğiyle Irak'a asker göndermek istemesi, Beyaz Saray için iyi bir puandı . TBMM kararı, içeride reytingi düşen Başkan Bush'a bir süre daha nefes aldıracaktı. Washington karardan sonra Ankara'yla görüşmelerini yoğunlaştırdı. Görüşmelerin ayrıntıları bilinmiyordu. Amerikalılar, ayrıntıya girmiyor, soruları evet, hayır gibi kelimelerle geçiştiriyordu. Türk askerinin konuşlanacağı yer belli değildi. Masrafları kim karşılayacak bilen yoktu. Kuzey Irak'taki PKK teröristleriyle nasıl mücadele edilecek sorusuna da kimse cevap vermiyordu.

Dışişleri Bakanlığı'nda sohbet ettiğimiz Amerikalı gazeteciler bile dalga geçiyordu. Amerikalı meslekdaşlar bir adım daha ileri gidiyor, Amerikalı yetkililere, Türk askerine itiraz eden Irak Geçici Konsey üyelerinin konuşmaması için "Bu akşam ararsınız onlar da konuşmazlar" gibi espri yapıyordu. Amerikalı gazeteciler de biliyordu ki, Irak Konseyi'nin ipleri Washington'un elindeydi. TBMM kararı ikinci tezkeredeki gibi Amerikan Kamuoyunda heyecan yaratmadı. Bunun önemli bir nedeni, Amerikalıların Başkan Bush'un İrak politikasına verdiği desteğin azalmasıydı. Amerikan medyası habere önem verdi ancak ikinci tezkere gibi gece gündüz tekrarlamadı. Washington'daki genel hava Bush Yönetimi'nin Irak Konseyi'nin itirazlarını aşacağı yönündeydi . Ankara da bu konuda iyimserdi.

Bush Yönetimi de Irak'tan Türk askerine yapılan itirazları ciddiye almış görünmüyordu . TBMM kararından önce, kararın geçeceği konusunda Washington'u ikna eden Türk yetkililer, bu kez Washington' un itirazları aşacağı konusunda kendileri ikna olmuştu. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, günlük basın toplantısında soruları cevaplandırırken, Türkiye ile Amerika'nın yakın müttefik olduğunu ve iki ülkenin özgür ve istikrarlı bir Irak amacını taşıdığını söyledi. Sözcüye göre, Türk askerinin Irak'a yerleştirilmesine ilişkin detaylar halledilecekti. Sözcünün açıklamasından da sanki her şey hallolmuş, sadece ayrıntılar konuşuluyor anlamı çıkıyordu.

Diğer taraftan, Türk askerinin gönderilişine ilişkin takvim hala belli değildi. Daha da önemlisi Irak Geçici Hükümet Konseyi'nin Türk askerini veto etmesi halinde Amerika'nın alacağı tutum da belli değildi. Amerikalılar, buna ilişkin soruları sürekli varsayım olarak niteleyip kaçamak cevaplarla atlatıyordu. Konu tam bir Arap saçına dönüşmüştü. Washington iki ucu boklu değnek politikası izlerken, Bağdat'tan Türkiye Büyükelçiliği'ne yönelik bombalı bir saldırı haberi geldi. Haber sadece Türkiye'yi değil, Washington'u da salladı. Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı iki ayrı açıklama yaparak saldırıyı kınadı. Beyaz Saray Sözcüsü Scott McClallen, Irak'ta ilerleme oldukça, Saddam Hüseyin güçlerinin umutsuzca terörist saldırılarda bulunduğunu söyledi. Dışişleri Bakanlığı da saldırıları durdurmak için Irak geçici Hükümet Konseyi ile birlikte çalıştıklarını bildirdi. Saldırı, Türk askerinin Irak'ta olmasını istemeyen güçler İtirafından düzenlenmişti. Ancak bu güçler kimlerdi açık delildi. Çünkü, Iraklı Kürt liderlerin "istemeyiz" sesi Amerikalıların öne sürdüğü Saddam yanlılarından çok daha gür çıkıyordu.

2003 yılı kış aylarına girilirken, Amerikan Yönetimi , "başarılıyız" diyordu, ama Irak politikasının başarılı olmadığı gelişmelerden belliydi. Bağdat'ta bombalar patlarken, Washington'da da Savunma Bakanı Rumsfeld'i suçlayanlar seslerini yükseltmeye başladı. Irak'ta sorumluluk kimdeydi? Irak'ta tekrar düzenlemeye gidileceği ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice'a daha fazla sorumluluk verileceği haberleri ön plana çıktı. Condeleezza Rice, yönetim içinde görüş ayrılığı bulunmadığını , tam bir görüş birliği içinde olduklarını savundu ve çalışmaların Savunma Bakanı Rumsfeld'in sorumluluğu altında devam edeceğini söyledi. Boyutları belki büyük değildi ama yönetim içinde de bir çekişme vardı.

Basına sızdırılan haberler, bu çekişmenin bir bölümüydü. Rice'a göre, yeniden düzenleme, Irak'ın yapılandırılması projelerinin daha rahat hayata geçirilmesi ve Pentagon ile Irak'taki geçici Hükümet Konseyi'ne destek verilmesi amacıyla yapılıyordu. Beyaz Saray belli ki, bir arayış içindeydi. Bu sırada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak'ın yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir karar tasarısını kabul etti. Tasarının geçmesinde Washington'un katkısı büyük oldu. Tasarı bir anlamda Amerikan patentliydi. Amerika'nın Irak politikası rüzgara göre yön değiştiriyordu.

Iraklı Kürtlere önce "Türk askeri gelecek" mesajı veren Bush Yönetimi , Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararından sonra Kürtlere boyun eğen bir tutum izlemeye başladı. Güvenlik Konseyi'nin Irak'ın yeniden yapılandırılması konusunda aldığı karar Washington'da memnuniyet yarattı, ancak kafaları karıştıran yorumları da beraberinde getirdi. Dışişleri Bakanı Colin Powell, tasarının Irak'a daha fazla birlik gönderileceği anlamına gelmediğini söyledi. Kararı birliklere kapıların açılması olarak görmeyen Powell, diğer taraftan kararın Irak'a birlik göndermekle ilgilenen ülkelere de yardımcı olacağını mesajını verdi. Böylece Powell, Bush Yönetimi'nin Irak politikasının karışıklığını bir kez daha farkında olmadan itiraf etti. Savunma Bakanı Rumsfeld'ın açıklaması da aynı yönde oldu, kafaları biraz daha karıştırdı. Rumsfeld, Irak karar tasarısının Amerika'nın diğer ülkelerin Irak'a asker göndermeleri yönünde gösterdiği çabalara yardımcı olacağını söyledi. BM kararını her ülke kendine göre yorumlarken Türkiye, asker göndermeyi taahhüd eden tek ülke konumunu korumaya devam ediyordu.

Başkan Bush'un şahinleri bir yandan Türkiye'ye göz kırparken, diğer taraftan Irak Geçici Konseyi'ni dinliyordu. Washington nabza göre şerbet politikası izliyordu. Amerikalılar, "Irak'ta Türk askeri istenmiyor" ya da Türk askeri gitmesin" gibi açıklamalardan uzak duruyordu. Bağdat'ta sivil yönetimin başında bulunan Paul Bremer de Kürtlerin güdümüne girmişti, açıkça Irak Konseyi Türk askerine karşı gibi bir açıklama yaptı. Bremer'in açıklaması Ankara ve Washington'u karıştırdı, ancak Bush Yönetimi Bremer' in sözlerini yorumlamaktan kaçındı. Bu kez kaçak güreşen taraf Washington'du. Irak'ta Amerika'nın borusunun öttüğü konusunda kimsenin kuşkusu yoktu. Ancak, Amerikalıların kendi atadıkları Irak Konseyine boyun eğmesi, Amerikan Yönetimi'nin tek kelimeyle şaşkın ve ne yapacağını bilemez durumda olduğunu gösteriyordu. Washington-Bağdat-Ankara üçgeninde oynanan oyun bir komediyi andırıyordu. Amerikalılar bu sırada Ankara'nın gönlünü almak için Irak şartına bağladıkları 8,5 milyar dolarlık krediyi gündeme getirdi. Amerikan Yönetimi , Türk Hükümeti'nin ne zaman isterse krediyi kullanabileceğini açıkladı. Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor, yabancı basın merkezinde düzenlediği basın toplantısında krediyle ilgili bir sorun olmadığını söyledi.

Taylor, Devlet Bakanı Ali Babacan ve Amerika Hazine Bakanı John Snow'un Dubai'de anlaşmayı imzaladıklarını anlattı. Taylor'ın açıklamasına göre, 2 milyar 100 milyon dolar olan ilk kredi dilimini Türk Hükümeti ne zaman isterse alabilirdi. Taylor'ın sözü fazla inandırıcı değildi. Krediyle ilgili Irak şartına bağlı önemli bir sorun vardı ve Kongre öyle kolay kolay al bu parayı dilediğin gibi kullan demeyecekti. Geçici Irak Yönetimiyle Ankara arasında sadece asker değil, iş konusunda da sorunlar vardı. Amerikalı yetkililerin bir türlü anlayamadık dediği sorun şuydu. Irak'tan çıkış yapan Türk iş adamları yanlarında 10 bin dolardan fazla para çıkartamayacaktı. Washington, Irak'ı sanki kendileri yönetmiyormuş gibi topu Geçici Konseye atıyordu. Taylor, "Ben bu rakamdan haberdar değilim" dedi. Amerikalı Bakan, Irak Konseyi'nin ülkeye dış yatırımı çekebilmek için çok iyi bir yabancı yatırım kanunu önerdiğini savundu, "Bu bir demokrasi. Bazı kararlar, insanların arzusunu yansıtacak. Bu çerçevede kısıtlamalar olabilir. Ama yabancı yatırım kanunu, dış yatırımı çekmek için hazırlanmış ve iyi bir adım" dedi.

ABD Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Alan Larson da Anadolu Ajansı temsilcisi Deniz Arslan'a "Washington'da hiç kimse bahsedilen 10 bin dolar rakamını anlamış değil. Biz, bunun bir yanlış anlamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamaya çalışıyoruz. Problem oluşturup oluşturmadığını tespit etmeye çalışıyoruz" şeklinde bir açıklama yaptı. Amerikalılar kuyruğu dik tutumaya çalışıyordu, ama Irak'tan gelen haberler de iyi değildi. Irak Savaşı'nın mimarlarından Paul Wolfowitz'in Bağdat'ta kaldığı otele roket saldırısı yapılmış, Pentagon'un şahini zor kurtulmuştu. Ayrıca Irak'ta bombalı saldırılarda artış vardı. Amerika'nın Irak Valisi Paul Bremer'in çizdiği pembe tabloya kimse inanmıyordu. Irak'ta bir güvenlik sorunu vardı ve Amerika'nın bunu nasıl aşacağı belli değildi. Başkan Bush'un açıklamaları güven vermiyordu. Bremer başkanlığındaki Irak Konseyi Amerikalıların deyişiyle karttan yapılmış eve benziyordu. Irak'taki organize direnişi kabullenmek istemeyen Washington şaşkındı. Başkan Bush, Beyaz Saray'da olayları değerlendiren bir basın toplantısı düzenledi.

Bush, teröristlerin Irak halkına sağlanan özgürlüğü hedef aldıklarını söyledi, olayları masum halka yönelik umutsuz saldırılar olarak niteledi. Bush'a göre, olayları yapanlar Baas partisi üyeleri ve yabancı teröristlerdi. Yabancı teröristlerin Irak'a girmemesi için Suriye ve İran'la yakın çalışıyorlardı. Amerikalılar bu iki ülkeyi terörizme destek verdikleri için suçluyordu. Başkan Bush'un açıklaması herkesi şaşırttı. Bir çok kritik soruyu cevapsız bırakan Başkan Bush, asker azaltılacağı yolundaki sözlerin ne anlama geldiğini yanıtlamadı. Bush, Mayıs ayında asıl büyük savaşın sona erdiğine ilişkin açıklamasından sonra Amerikan askerinin öldüğü ve binin üzerinde askerin yaralandığına ilişkin soruyu yanıtlamaktan kaçındı. Bush, Rose Garden'da 10'ncu basın toplantısında, saldırılar yüzünden yabancı ülkelerin asker göndermekten vazgeçip geçmeyeceği yolundaki bir soru üzerine, "Umarım vazgeçmezler.

O zaman teröristler kazanmış olur. Teröristlerin istediği bu" dedi. Bu sırada California'da tam bir felaket yaşanıyordu. Los Angeles'ın doğusundan San Diago'nun doğusuna kadar geniş alandaki orman yangınında 20 kişi öldü, 1600'den fazla ev yandı. 608 bin hektar orman yanarken on binlerce kişi evini terk etmişti ve büyük bir göç yaşanıyordu. Amerikan televizyonları Irak'ı ikinci plana attı, Başkan Bush California'yı felaket bölgesi ilan etti. Orman yangılarının nedeni bilinmiyordu. Terörizm dahil her türlü olasılık üzerinde duruluyordu. Irak, orman yangını derken, televizyon kameraları ilginç bir olayı görüntülemek için Washington'a çevrildi. Demokrasinin sembolü olarak adlandırılan Kongre binasındaki ilginç olay şöyle gelişti.

Bir erkek ve bir kadının 38 kalibre bir tabancayla milletvekillerinin ofislerinin bulunduğu Cannon adlı binaya girdikleri bildirildi. Televizyonlar yayınlarını kesip naklen yayına başladı. Bina boşaltıldı. İçeride bulunan kongre üyeleri odalarının kapılarını kilitledi. Saatler sonra olay anlaşıldı. Bir gün sonra Halloween denen cadılar bayramıydı. Her yıl Kasım ayının sonunda kutlanan cadılar bayramında çocukların yanı sıra büyükler de maskeler takarak korkunç olmaya çalışır. Meğer Kongre binasında çalışan iki kadın da kostümlerine ek olarak oyuncak bir tabancayla binaya girmişler. Kıyamet bundan koptu. Kongre polisi de bu nedenle ortalığı ayağa kaldırdı. 3 Kasım 2003'e gelindiğinde Irak'a asker gönderme tartışmalarında Washington-Ankara hattında değişen bir şey yoktu. İki başkent arasındaki sessiz diplomasi devam ediyordu. Bu durum görüşmelerin kesildiği anlamına gelmiyordu.

Ancak, Bush Yönetimi kendi atadığı Irak Geçici Konsey üyelerine boyun eğmişti. Sessizlik Washington'un aktif politikası olmuştu. Bir kaç gün önce Türkiye Büyükelçiliğindeki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Myers katıldı. Amerikalılar, ülkelerle ilişkilerinin nasıl olduğunu, başka deyişle iyi ya da kötü olduğunu o ülkenin milli günlerine katılım düzeyiyle belli ederdi. Irak savaşı öncesi Türkiye için fazla da önemli olmayan Kore gazileri gününe Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı'ndan tam kadro katılan Bush yöneticileri, tezkerenin reddinden sonra neredeyse ilişkileri albay düzeyine indirmişti. Amerikan Yönetimlerinin çeşitli dönemlerde bu iniş çıkışına bir çok kez şahit oldum. Dolayısıyla bu kez Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katılım düzeyi de iki başkent arasındaki ilişkilerin fena olmadığını gösteriyordu.

Gözler Wolfowitz ve Orgeneral Myers'in üzerindeydi. Türk gazeteciler Wolfowitz ve General Myers'i soru yağmuruna tuttu. Soruların önemli bölümü asker göndermeyle ilgiliydi. Ancak ikili tüm ısrarlara rağmen soruları yanıtlamadı. Sadece konuşmaların devam ettiğini ve üzerinde çalışılması gereken bir çok soru olduğunu söylemekle yetindiler. Halbuki, Wolfowitz konuşmak istediği zaman sınırların çok ötesine geçerdi. Pentagon Şahininin sessiz kalması anlamlıydı. Washington'un Kürt liderlere boyun eğdiği bir kez daha kanıtlanmış oluyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Abd, Irak'ın İşgali ve Akp-Abd-İşbirliği hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 18:05

HOLBROOKE

İki hafta sonra Pentagon'da iki ülke üst düzey savunma toplantısı vardı. Toplantıda Türkiye'yi Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ temsil edecekti. Asker hikayesi artık yılan hikayesine dönmüştü. Pentagon, Türk askerinin Irak'a gitmesini destekliyor, Kürt liderlerle Bağdat'ta yediği ayrı gitmeyen Bremer ise Washington'a geçtiği kriptolarla Beyaz Saray'ın kafasını karıştırıyordu. Türk askeri kesinlikle Irak'a gitmemeliydi. Bremer, sık sık Kuzey Irak'ı ziyaret ediyor, Kürt liderlerle konuşuyordu. Bremer bölgeyi her ziyaret edişinde Kürtler, sempatik görünmek için gösteriler düzenliyor, halaylar çekiyordu. Bremer, Kürt kızlarının oyunlarından çok etkilenmişti. Talabani ve Barzani'yle kahkaha atarken çektirdiği fotoğraflar gazetelerde yer alıyordu. Irak'ta Türk askeri istemeyen sadece Bremer ve Iraklı Kürtler değildi. Washington'da da Bush'a muhalif bir grup Türk askerinin Irak'a gitmesine karşıydı.

İstemezük kervanına bir zamanlar Türkiye'yi cephe ülkesi diye tarif ederek, Yunanlıların öfkesini kazanan sonra da Yunanlılarla yakın dost olan Richard Holbrooke da katıldı. Eski diplomat Holbrooke, Washington'da bir açıklama yaptı ve Türk askerinin Irak'a gitmesinin yarardan fazla zarar getireceğini savundu. Holbrooke adı, bir yıl sonra yapılacak başkanlık seçiminde Demokrat adayın başkan seçilmesi halinde Dışişleri Bakanlığı için geçiyordu. Holbrooke, bir yıl önceden havalara girdi. Zaten son yıllarda Türkiye'den fazla hoşlanmıyordu. Nedeni ise Kıbrıs'tı. Holbrooke, Bosna'da Dayton anlaşmasını yaparak büyük üne kavuşmuştu. Başkan Clinton, Holbrooke'u, Kıbrıs Özel Koordinatörlüğüne getirmişti. Holbrooke, böylece dikkatleri yeniden üzerine toplamış; Dayton gibi Kıbrıs'ı da hemen çözeceği havasına girmişti. Aradan yıllar geçmişti ama Holbrooke'un Kıbrıs'la ilgili anıları hala tazeydi.

Holbrooke, Denktaş'a çok kızgındı. Ona göre, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da kim oluyordu. Holbrooke'u kızdıran Denktaş, Lefkoşa'daki ofisinde Holbrooke'a oturduğu koltuğu göstererek, "Bu koltuğa kimler oturdu bir bilsen" demişti. Holbrooke, Denktaş'ın muamelesini hiç bir zaman hazmedemedi . Holbrooke'un Kıbrıs sorununu çözmesi hemen hemen imkansızdı. Bulunduğu görev tarafsız olmasını gerektiriyordu. Oysa Holbrooke'un Rumlarla iş ilişkisi vardı. Holbrooke, Kıbrıs görevinin yanı sıra New York'ta Credit Swiss First Boston adlı yatırım bankasında başkan yardımcılığı yapıyordu. Böylece New York'ta Rum işadamlarını Amerikalı bankerlerle bir araya getirerek işini de yürütmeyi ihmal etmemişti.

Hatta bir defasında da Klerides'le Amerikalı bankerleri görüştürdü. Holbrooke'un Türkiye'yle ilgili yaptığı açıklamalar her zaman ilgiyle karşılandı. Holbrooke, Washington Institute adlı araştırma kuruluşunda düzenlenen toplantıda, Ankara'dan Irak'a asker gönderme kararını askıya almasını istedi. Holbrooke'a göre, Türk askeri Irak'a giderse savaşın gidişatını değiştirmez, ancak Türkiye açısından yaratacağı sakıncalar büyük olurdu. Ayrıca ABD Türk askeri hangi bölgeye gideceği belli olmadan, bölgedeki koşullar iyice değerlendirilmeden Türk Parlamentosundan asker talebinde bulunarak hata yaptı. Holbrooke, bunun bir savaş olduğunu Barışgücü operasyonu olmadığını söyledi.

Holbrooke'un Irak'la ilgili tespitleri böyle oldu. Her konuşmasının arasına Kıbrıs'ı sokan Richard Holbrooke, Denktaş hakkında bir kaç cümle söylemekten kendini alamadı . Amerikalı diplomat, Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün faturasını yine Denktaş'a çıkartmayı ihmal etmedi. Bu arada, Irak'ta Amerikan askerlerine karşı saldırılar artıyor, Washington saldırıların arkasında kim var sorusuna yanıt arıyordu. Açıklamalardan, Amerikan istihbaratının saldırıların organizasyonuyla ilgili fazla bilgisi olmadığı dikkat çekiyordu. Paul Bremer, saldırıların arkasında Saddam Hüseyin'in olup olmadığını bilmediklerini söylüyor, öteki Amerikalı yetkililer soruları yanıtlayamıyordu. Ortada bir teröristler sözcüğü dolaşıyordu ama teröristlerin kim olduğunu bilen yoktu. Washington'dan bakıldığında Irak'ta tam bir kaos yaşanıyordu. Ancak, Amerikan Yönetimi bunu hissettirmemek için büyük çaba harcıyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir