1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Mütareke ve İşgal Dönemi ile Silivri Süreci Örtüşüyor

MesajGönderilme zamanı: 21 Kas 2010, 02:52
gönderen TurkmenCopur
Mütareke ve İşgal Dönemi ile Silivri Süreci Örtüşüyor

İstanbul'u işgal eden İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacaklarını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin'in de etkisi vardı. Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti'nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti'nin üyesiydi. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu.

Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti'ni kurdurdu. İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı:

Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri. Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı.

2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı. Ama önce.. . Meclis feshedildi. Basma sansür getirildi. Harp divanı kuruldu. Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede "cadı avına" dönüştü. Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı. Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki'nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı. Vahdettin'in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul'daki İngiliz Yarbay Murphy'ye giderek, darbe olacağını, İstanbul'dan ayrılmamalarını rica etti.

Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi. Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi. Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu. Milli Kongre'nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar, gece yarıları pijamalarıyla, terlikleriyle evlerinden alındılar. İttihat ve Terakki'nin tüm mallarına el konuldu. Sonra sıra subaylara geldi. İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi. Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların "darbeyi planladıklarını" gündeme getirdi. Bunların başında Enver Paşa'nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı.

Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti'ne bağlandı. Osmanlı'nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyeti Bahriye Nezareti'ne bağlandı. Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu. İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı. İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için "Haydut Başları" başlığını bile atacak kadar ileri gitti. ingilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti'nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi. Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak. Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı. Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma'nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı. İnanması güç ama Saray'ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular.

Ancak İngilizler bunu reddetti. Eski Defterler Açılıyor İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; "eski defterler" açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi'yi, Enver Paşa'nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey, hemen soruşturma açtırdı.

Bu olay sıcaklığını kaybedince, hemen yeni bir gündem yaratıldı:

Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü. Ayrıca Yıldız Sarayı'nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden 85 uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye'nin denetimine verdi. İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi.

Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar. Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası'nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular. Hıristiyanlara ait "emval-i metruke" sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi. Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş "reçeteleri" arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu! Kimi ABD'nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti'ni kurdu. Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti'ne girdi. Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı.. . Tüm bunlar olurken, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti.

Taktik hep aynıydı:

İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir "Barbar Türk" kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu!

Ve hep ekliyorlardı:

"Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!" Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı. Sonra Yunanlılar İzmir'e çıktı.

Batı basını yine Türkleri suçladı:

"Türkler inatçı bir direnme gösterdi!"

Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı:

"İngilizleri İstiyoruz." Bu başlığı Alemdar Gazetesi Başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı'yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, İzmir'i de bu işgalden kurtaracağına inanıyordu! Teali-i İslam Cemiyeti ise, işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi. Saray ile Hükümet, Paris Konferansı'na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaparken bir "anket" yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60'ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı!

Kaynakça
Kitap: Kansız Savaş
Yazar: Osman Özbek