Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Değişen Türkiye

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Değişen Türkiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 02:16

Değişen Türkiye

Türkiye değişiyor, dış basında Türkiye'den 'Yeni Türkiye' diye söz edilirken, yaşadığımız olaylara 'Kansız Savaş' tanımları yapılıyor. Bir tarafta; ABD, AB, güdümlü derin AKP, dinleme cihazlarıyla destekli ayarlanmış özel yetkili yargı ve yandaş medya, diğer tarafta; TSK, Yüksek Yargı, CHP, İşçi Partisi, Ulusal Kanal ve tüm muhalif sesler. Terörle mücadele askerle mücadeleye dönüştürülürken, ıslak imza ve kamyon tertipleriyle Genelkurmay'ın kapıları zorlanıyor. Deniz Kuvvetleri suikast yalanlarıyla Kafes'e alınırken, Ordu Komutanları'na Balyoz ve Gizli Tanık'larla saldırılıyor. Ergenekon süreci mütareke ve işgal dönemini bile geride bırakırken, Silivri'den gelen mektuplar yürekleri dağlıyor. Bölücü teröristler Habur'da devlet törenleriyle karşılanırken, kahramanlar ve vatanseverler zindanlarda çürütülüyor. Kuvvetler ayrılığı kuvvetler birliğine dönüştürülürken, Devlet'in Kemalist ve devrimci kuruluş felsefesi terk ediliyor. Rayından çıkartılılan Cumhuriyet, feodal ve totaliter bir rejime dönüştürülürken, 3. Meşrutiyet'in ayak sesleri Yeni Türkiye'nin inşası olarak yutturuluyor. Silivri'deki yargısız infazları iki yıldır görmeyen ayarlanmış medya, bugün de 'mahkemeleri etkiliyorlar' yalanı ile savunma avukatlarını karalayarak ihanetine devam ediyor.

Tüm bunlar olurken ABD ve AB destekli iktidar, BOP eşbaşkanının başkanlığında 12 Eylül referandumuyla ATATÜRK Cumhuriyeti'ne 'Son Darbe'yi vurmaya hazırlanıyor. Başbakan Yardımcısı Arınç; Anayasa Mahkemesini ve CHP'nin yeni Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nu önceki başkanın başına gelenlerle tehdit ederken, savcılar sadece seyrediyorlar. Habur ve Silivri hukukundan sonra 'Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımayın diyen' Raportör hukuku devletin zirvesinde memnuniyetle karşılanırken, Adalet Bakanı ve savcılar yine susuyor. Devletin temeli ve hazinesi olan yargı, son olarak bizzat Başbakan tarafından hedef tahtası yapılırken, terör himayecisi, aşiret reisi Barzani'ye 'Mesut Abi' diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na Türkiye Cumhuriyeti katlanmaya devam ediyor. Geldiğimiz noktada bu kitabın yazılış amacı, son bir yıl içinde ülkemizde yaşanan yoğun olayların ve değişen gündemlerin unutturulmasına ve gizlenmesine fırsat verilmeden tartışılmasına ve şifrelerinin çözülmesine yardımcı olmaktır.

Değişen Türkiye

Türkiye'de yeni bir devlet kurulurken kansız bir iç savaşın yaşandığını, artık yabancı gazeteler yazıyor. Taraflar ve saflar netleşirken muhalif seslerin kısılmasına devam ediliyor. Siyasetçisi, gazetecisi, sendikacısı, bilim adamı, emekli ve muvazzaf askerlerden sonra avukatlar tutuklanıyor. Dinleme terörü devam ediyor. İnfaza dönüşen tutuklamalar Adalete olan güveni yok ederken, aylar süren bekleyişten sonra savunma sırası gelenlerin umutlan tutukluluklarının devamı kararlarıyla söndürülüyor. Sistem çok önceden planlanmış, ne yaparsan yap mahkemenin kararı 2'ye karşı 1 oyla her zaman aleyhte çıkıyor. Görünen o ki, Silivri'deki bu vatanseverlerin hürriyetleri ve yaşamları gelecek seçimlerde CHP ve MHP'nin onları ön sıralardan milletvekili adayı yapmalarına bağlı. İktidarı devretmeyi aklından geçirmekten bile korkan AKP, kendi derin devletini kurarken hukuka ve anayasaya bağlı siyasi bir parti olmaktan da çıkıyor. İktidarı AKP'den devralmak isteyen muhalefet partilerinin işi tam da bu noktada zorlaşıyor.

Zira karşılarında devletin tüm olanaklarını sonuna kadar kullanmak ve seçimi kaybetmemek için her yolu denemeye hazır, kararlı, dış destekli, gözü kara bir parti var. PKK terör örgütü "çözüm sürecinde ayak sürümesi durumunda iç savaş çıkar" diyerek Türkiye'yi tehdit ederken, Henri Barkey adlı ABD'li "Açılımdan dönüş çok pahalıya mal olur . Halkın bir kesimi çok umutlandı; çocukların savaşa gitmeyeceklerine, dağdan en sonunda ineceklerine inandılar. Türkiye 1993'te eline geçen şansı kaybetti, bu sefer olmamalı. Ayrıca AKP için de bu noktadan U dönüşü yapmak büyük hezimet olur. Seçimlerde ağır fatura öder. Hükümet bu kez Genelkurmay Başkanı'nın desteğini de almışken dönmemeli" diyerek dişini ve desteğini birlikte gösteriyor. İtalya'nın 'İl Manifesto' adlı günlük gazetesi bölücü başına yazarlık önerirken, adı halen öğrenilemeyen AKP'li bir bakanın kendisiyle görüştüğü ileri sürülüyor. ABD'nin en büyük TV kanalı olan NBC' de Türkiye, Kürdistan olarak gösterilirken, E. Org. Yaşar Büyükanıt'ın Savcı Öz'e; "Sizin işiniz çok zor Allah kolaylık versin" diyerek tarafını ve desteğini belli etmesi, Türk Halkı'na giydirilen yeni bir çuvaldan farksız idi.

2009 sonbaharında medyada yer alan haberler, aslında dönüştürülen Türkiye'nin bugüne ait ipuçlarını bize veriyordu:

- PKK devleti, AKP Orduyu tahrik ederken, Hakkâri'den Edirne'ye şehirler savaş alanı gibi.

- 'Türkiye'de etnik sayım yapılsın' diyen PKK uzantısı parti sözcüleri 'Mikroplar Ankara'da ve batıda, faşist İzmir ' sözlerini kürsü dokunulmazlığı saydılar.

- Mahmur Kampı özel aklama merkezi olurken, Dersim isminin uzun vadede Tunceli ile yer değiştireceği söylendi.

- 'Bayrak asmak psikolojik bozukluk yaratıyor ' diyenleri AKP Grup. Bşk. V. Ayşenur Bahçekapılı "Türklüğü bitireceğiz' söylemi ile desteklerken, aynı AKP, TSK'nin ihraç ettiklerini önce memur yapıyor, sonra da muhbir olarak kullanıyor.

- Başbakan Erdoğan'ın, TİB'de görevli polis kökenli Basri Aktepe'yi hastanede neden ziyaret ettiği anlaşılmazken, CHP 16 milletvekili Tacidar Seyhan'a göre elektronik postalarımızın tamamı izleniyor.

- AKP döneminde demokrasi %54'e gerilerken, hak ihlalleri %60,9'a ulaştı.

- Daha masaya bile oturmadan Sırbistan, Karadağ ve Makedonya ile vizeyi kaldıran AB, son raporunda 'telekulak'ı görmezden gelirken, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı kendi hakkında soruşturma talebinde bulunuyor.

- TSK'yı hedef alan Arınç. 'Hesap veremeyen aklanamaz' derken, 2004'iin Kuvvet Komutanları darbe girişimleri için ifade veriyordu. Sekiz orgeneralin ifade vermelerine karşın Meclis'teki dokunulmazlıkların kalkması hâlâ bir hayal.

- 'Cemevi'ne cümbüşevi' diyenler, şimdilerde Aleviliği siyasallaştırarak oylarını almaya çalışıyorlar.

- Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Cumhurbaşkanı Gül'ü ağzında sakızla karşılarken, Başbakan'ın sondan bir önceki ABD ziyaretine (17'nci ziyaret) televizyonlar sadece 10-15 saniye ayırmışlardı.

- ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Ahmet Türk'ü Öcalan'ın direktifi doğrultusunda BDP'ye geçmesinden dolayı kutlarken, Ermenistan'da PKK'nın kuruluşu kutlanıyordu.

- Ali Tatar evinde ölü bulundu' gafını yapmadan önce de; Reşadiye baskınını Ergenekon'a bağlamıştı.

- Taraf muhabiri Mehmet Baransu, Beşiktaş'ta savcılarca kahramanlar gibi karşılanıp koruma altına alınırken, muhafazakâr medyanın incileri olarak bilinen Türkiye ve Yeni Şafak gazeteleri Kandil'de bölücü örgütle açılım mülakatı yapıyordu.

- Irak'ta 1,5 milyon Müslüman'ı öldüren projenin eşbaşkanı olarak Müslümanlığa hizmetten Kral Faysal ödülüne layık görülen Başbakan; Alevilere; "Sünnilerin de sorunları var" diyerek dert yanyordu.

- 2010'un başında yayımlanan, dünyada "kudretli devlet adamları" listesinde Başbakan'ın olmaması, AKP çevrelerinde "Ne olacak, gâvur gâvuru kollar" gibi olumsuz yorumlara yol açarken, Erdoğan'ın gâvurların "Dünyanın en etkili 500 Müslüman" listesinde beşinci, Türk vaiz olarak adı geçen Gülen'in 13'üncü, Çankaya'daki kardeşinin ise 28'inci sırada olması mutlulukla karşılanıyordu. Siirt'te 100'den fazla Sivil Toplum Örgütü olmasına karşın, 2009'un 10 Kasım törenlerine katılan yoktu. Çelenklerin önceden getirildiği törende protokolde bulunan üç hanım da komutan eşleri idi. Basında çıkan haberlere göre AKP, DTP ve TOBB'de 10 Kasım'da bayrak asmamışlardı.! Türkiye'de çaktırmadan yapılan bir operasyon var.

Adı:

Turkuvaz Operasyonu. Turkuvaz, yeşile çalan mavi renktir. Sürdürülmekte olan operasyonda tonunu tam tutturamasalar da yeşil, mavi, Turkuvaz ne denk gelirse "kırmızı"nın yerine koyuyorlar.

Kırmızı Türkiye'nin "ulusal" rengi sayılır; Bayrağımızın rengini şimdilik değiştirmeleri söz konusu değil, ama örneğin ulusal futbol takımının "kırmızı-beyaz" formasını değiştirdiler; Turkuvaz forma yaptılar. Futbol hakemlerinin formasını turkuvaza çevirdiler. Milli Eğitim Bakanlığı'nın okul tabelalarındaki kırmızı zemini kaldırdılar, yeni tabelaların zeminini Turkuvaz gibi bir renk yaptılar. Kamusal alanlarda çaktırmadan "kırmızı" silinirken, son bomba Çankaya Köşkü'nde patladı. Cumhurbaşkanlığı forsunun kırmızı zeminini, Turkuvaz yapamadıkları için beyaza dönüştürmüşler! Ankara'da Şehit Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Ersin Bacaksız Anadolu Lisesi'nin adını değiştirerek, şimdilik nabız yoklaması ile halkın tepkisini ölçtüler. Bugün değilse bile yarın, sadece okul adlarından değil, her türlü kamusal alandan "şehitlik" ve "gazilik" unvanlarını kaldıracaklar. Aslında proje yeni değil...

Tezgâh yıllar önce işadamı Can Paker'in başkanlığındaki Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) tarafından kuruldu. TESEV'in 18 yaptırdığı bir araştırmada şehitlik ve gazilik unvanlarının toplumda ayrımcılık yarattığı öne sürülerek kaldırılması önerildi. Sırada 'ANDIMIZ'ın değiştirilmesi var. Kurban kesimi yolsuzluğunun odağında yer alan ve sahibi Mahmut Ay'ın da aralarında bulunduğu yöneticileri tutuklanan Mayet şirketine, Başbakan Tayyip Erdoğan ve dört bakan imzasıyla özelleştirme "kıyağı" yapıldığı belgelendi.

Mayet ile hükümet arasındaki ilişki şöyle gelişmiş:

Et ve Balık Kurumu'nun son kurduğu Manisa Et Kombinası'nın özelleştirilmesi kararlaştırıldı. Kombinanın satış sözleşmesinde, alıcı tarafından kombinaya üç yıl içinde en az iki milyon dolar yatırım yapılacağı, bu süre içerisinde en az 50 personelin istihdam edileceği koşulu konuldu. Bu koşullar yerine getirilinceye kadar da kombinanın üçüncü şahıslara satılmaması ya da devredilmemesi hükme bağlandı.

Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 12 Mayıs 2004 tarihli kararı ile kombina Mayet'e satıldı. Satış sözleşmesinde, satış bedeli 1 milyon 260 dolar olarak belirlendi. Bunun 504 bin doları peşin, kalan kısmı ise 2005, 2006, 2007 yıllarında üç eşit taksitle ödenecekti. Kombinayı devralan Mayet, fabrikanın sanayi bölgesinde olduğu gerekçesiyle satmak için Özelleştirme İdaresi'ne başvurdu. Mayet'in istemi doğrultusunda Başbakan Tayyip Erdoğan, dönemin Devlet Bakanı Ali Babacan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un kararıyla sözleşme koşulları değiştirilerek, şerhler kaldırıldı. Mayet, bu kararla birlikte üç yıl içinde satılamayacak tesisi bir yıl sonra başka bir şirkete sattı.

Tam da bu sırada Kızılay'ın yurtdışı başarıları duyuldu:

Sudan'da kurban kesmiş! Pakistan'da cami yaptırmış! Sri Lanka'da tapınak yaptırmış...

Yurtdışındaki Türkiye kökenli yardım kuruluşlarının yapacağı yardımların eşgüdümünü, bundan sonra Türkiye'nin söz konusu ülkelerdeki büyükelçilikleri üstlenecek. Böylece, tamamına yakını İslamcı kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenmekte olan Deniz Feneri gibi yardım kuruluşlarının faaliyetlerine devlet desteği sağlanmış olacak. AKP ile birlikte resmi devlet kurumları ve belediyelerde etkisini gösteren tarikatlar ve cemaatler, güçlendikçe kabına sığmıyor ve toplumun daha geniş alanlarına egemen olmaya çalışıyor.

Her türlü mahalle baskısı, "toplum muhafazakârlaşıyor" sloganı ile örtbas edilirken, yasaklar "milli ve manevi değerler " etiketi ile meşrulaştırılıyor. Bırakın lokantalarda içki içmeyi, bakkallardan içki almak bile zorlaşıyor. YÖK üniversiteleri, RTÜK medyayı, Adalet Bakanlığı yargıyı denetliyor. Bankalardaki hesaplar, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Maliye tarafından izleniyor. Bireylerin özel haberleşmeleri Başbakan'a doğrudan bağlı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ile kaydedilip gazete manşetlerine taşınıyor. 87 yıllık Cumhuriyetimizin tüm demokratik ve çağdaş kazanımları törpülenirken, bireyler ve kurumlar baskı altına alınarak tek kültürlü, tekdüze bir toplum yaratılıyor. Yoksullaştırılmış ve yardıma bağlanmış geniş halk kitlelerini demokrasi ve hukuk gibi kavramlarla kandırmaya çalışan iktidar, devlet gücünü sonuna kadar kullanarak önündeki tüm engelleri kaldırıyor ve neredeyse tüm kurumlarda oluşturduğu kadrolarla kafasındaki büyük dönüşümü sağlamak için çabalıyor. BDP'li Hatip Dicle'nin, İçişleri Bakanı Atalay'ın 'hâkimler ve savcılar ayarlandı, Habur'dan gelen PKK'lılar geldikleri gibi geçecekler' dediği iddialarım reddeden AKP, videolu görüntülere karşın CHP Genel Başkam Baykal'a Van'da (yeni adı Wan!) yapılan taşlı-yumurtalı saldırıları da kabullenmemekte direniyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Erzincan Başsavcısını arayıp dolaylı olarak tehdit ederken, Erzurum'da yargıçlar hamiline yazılı 'Arama Kararı' çıkarıyorlar. 20 Aynı Cemil Çiçek; "Yargıtay Başkanının yargıdaki düzenlemelerle ilgili konuşma hakkı ve yetkisi yoktur" derken, yargı reform taslağı Yargıtay'dan habersiz AB'ye gönderilmişti bile. "Yargının verdiği karar hemen uygulanacak diye bir şey yok" diyen İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'tan sonra, YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan, "gerekirse hukukun arkasından dolanırız" derken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç; "Bekleyin, bayramdan sonra ne Danıştay kalır ne de... kalır" diyebilmiştir. Meydanı boş bulan Arınç, hızını alamayıp kendisine yönelik suikast iddialarına inanmayanlar için 'ahmaklar' sözü ile toplumun çoğunluğunu aşağılarken, yargı cephesinden veya Adalet Bakanlığından hiçbir tepki gelmiyordu.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına karşın, TİB Başkanını halen görevden almayan Başbakan Erdoğan, 'Islak imza Dursun Çiçek'e ait' diyen Adli Tıpçıların bir haftalık kursla (!) nasıl uzman olduklarını da duymuyordu. Hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri hakkındaki yönetmelikte yapılan değişiklikle milletvekillerinin tutukluları ziyaret edebilmeleri Adalet Bakanı'nın yazılı iznine bağlanırken, Silivri mahkûmları konusunda gazeteci Leyla Tavşanoğlu'nun sorularım 'Ülkede hukukun üstünlüğü zedelenmiştir.

Vatandaşın mahremiyetine girilmiştir. Elinizin altına aldığınız birtakım yargı mensuplarıyla bu işleri görüyorsanız bunun adı diktatörlüktür' şeklinde yanıtlayan 9. Cumhurbaşkanının bu önemli uyarıları iktidarca dikkate alınmasa da benim yeni bir kitap yazmamın nedenlerinden birini oluşturuyordu. Kamuoyunca 'gecekulli' yasası olarak bilinen ve Anayasaya aykırılığı açık olan bir yasa, Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanarak aylarca sivil-askeri yargı kaosu yaşanırken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in kendisi hakkında dinleme kararını talep eden Adalet Bakanlığı müfettişleri hakkında suç duyurusunda bulunmasından sonra, benzer gerekçelerle Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nın da şikâyette bulunması gündeme bile alınmıyordu.

Can Dündar'ın 'Mustafa' adlı belgesel nedeniyle Atatürk'e hakaret suçundan yargılanmasını öngören mahkeme kararının bozulması için Adalet Bakanı Yargıtaydan 'kanun yararına' bozma talebinde bulunurken aslında kod adının 'Ali Dibo' olduğunu anlatmaya çalışıyordu. 608 suç dosyası ile 'Gazi Meclis' unvanı yerine âdeta 'Sabıkalı Meclis' unvanını tercih eden TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Erdoğan'ın kürsüden 'siz mi susturacaksınız yoksa ben mi susturayım' tehditlerine seyirci kalırken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Meclis Başkan Vekili Güldal Mumcu'yu odasında tehdit etmesini de 'doğal' ve 'olağan' görüyordu. Telekulak destekli AKP derin devleti korku salmaya devam ederken, toplumun ruh sağlığı tehdit altında.

Öyle ki; 'Yedi bakanı birden kapıya koyarım, ben grubumun amiriyim' diyen Başbakandan fırça yiyen Meclis Başkanı ve Sağlık Bakanı'ndan sonra, Partinin ölçü tanımaz gayri resmi sözcüsü Bülent Arınç bile Başbakan'dan fırça yememek için 'civanım delikanlı' gibi ilginç iltifatlarda bulunuyordu. Toplum AKP'nin ucu açık Güneydoğu açılımı ile bölünme ve kardeş çatışmasına götürülürken, bölücü başını yeniden yargılamanın yolları aranıyor. Ermeni açılımından sonra, Yunanistan'ın KKTC'ye 'sahte devlet' söylemleri duymazdan gelinirken, toprak satışları ile tapularımız ve vatan topraklarımız altımızdan kayıp gidiyor. Küresel çatışmaların odak noktası olan Türkiye'de Davutoğlu ile birlikte dış politikamızda bir aks kayması, bir istikamet sapması yaşanırken, İçişleri Bakanı olduğunu iddia eden Beşir Atalay; "asıl açılım anayasada olacak" diyerek anayasadaki "Türk vatandaşlığı" tanımına gönderme yapıyordu. Almanya, Erbil'deki konsolosluğu aracılığıyla Barzani'nin peşmergelerine Avrupa vizesi verirken, Türkiye geri kalmamanın yollarını arıyor.

Açılımın ABD'li mimarlarından David Philip yol haritasını denetlemek ve iktidara puan vermek için Türkiye'de dolaşırken, AKP, üniversitelerden Roma hukukunu kaldırıp, yerine HABUR ve SİLİVRİ hukukunu koyarak silahlı teröristleri ve katilleri aklıyor. Adalet Bakanlığı kimi gazete muhabirlerini "muhbir" olarak kullanıp aldığı bilgilere göre muhalifleri hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunurken, Başbakan siyasi şov ve gösteri yapsın, dini alet etsin diye namaz ve ezan 20-25 dakika geciktirilirse de muhafazakâr olduğunu iddia eden kalemlerden ve çevrelerden hiçbir eleştiri gelmiyordu... Valilerin yüzde 80'i 'bizi dinliyorlar' derken, bir yargıcımızın kendi kendini haberi olmadan dinletmiş olması olağan (!) sayılıyordu.

Hukuk devletinden hükümet devletine gidilirken, altmış üç suç dosyası ile rekor kıran Başbakan Erdoğan yine de kendine dokundurtmuyor. 10. Cumhurbaşkanı Sezer; 'Hukuk ayaklar altında, bu değişikliklerle kuvvetler ayrılığı kuvvetler birliği haline gelecek' dese de kömür ve kuru fasulye harekâtından sonra AKP 'hap' ile yeni bir atağa geçiyor. Cumhurbaşkanı Gül tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmadan önce hukuka karşı hile yoluyla raportörlükten sonra 31 günlük Denizcilik Müsteşar Yardımcılığı deneyimi yaşatılan 42 yaşındaki Alpaslan Altan yeni görevinde 23 yıl kalabilecek. AKP'nin hazırladığı 'Demokratik Açılım Kitapçığı'na göre Silivri'deki soruşturma özel amaçlı! Ancak, bunun Anayasa ve TCK'nın neresinde yazıldığını gösterebilen yok. Suçlandığı belgede parmak ve avuç içi izine rastlanmayan Albay Dursun Çiçek'in ifadesi dört savcı tarafından alınırken, odadaki televizyonun TRT-2 kanalından 'Savcılık, Albay Çiçek'i tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etti' haberi okunsa da TRT hakkında yasal bir işlem yapmak kimsenin aklına gelmiyor. 23 Geldiğimiz noktada çağdaş(!) Türkiye'nin verileri ve rakamları da hepimizi şaşırtıyor. 67 bin okul, 1228 hastane, 6 bin 300 sağlık ocağı, 85 bin cami, 270 kilise, 100 Cemevimiz var.

60 bin kişiye bir hastane, 350 kişiye bir cami düşüyor. 77 bin doktorumuz, 90 bin din görevlimizle 900 kişiye bir doktor, 780 kişiye bir din görevlisi düşmüş oluyor. 200 bin öğretmen açığımız yanında toplam kütüphanemiz 1435 (Almanya'da 11 bin kütüphane). 13 kentte tiyatromuz, bütün kentlerimize dağılmış 3 bin 852 Kuran kursumuz var. 35 bin aktif cami yaptırma derneğimize karşılık 1 opera, 38 tiyatro derneğimiz var. Başta İçişleri Bakanlığı bütçesi olmak üzere, 250 trilyonun altına düşen çeşitli bakanlık bütçelerine karşılık, aslında bir tek mezhebi temsil eden Diyanet İşleri bütçesi 2.7 katrilyon. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin AKP iktidarı sürecinde büyüme rakamları daha bir çarpıcı. 2002 yılında 553 trilyon, 2003'te 771 trilyon, 2007'de 2.7 katrilyon.

Her dönem ortalama 20'nin üstünde üniversitenin toplam bütçesini aşıyor. Resmi işsizlik yüzde 14,5. Dört gençten biri işsiz, 827 bin kişi umutsuz. Özelleştirme mağduru TEKEL'ciler Ankara'da karda çamurda iş ve aş için günlerce açlık grevi yapsa da, hükümet görmezden geliyordu. Başbakan sendikalara 'avucunuzu yalarsınız' derken, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, eylemler için "biz çalışmalara başladığımız dönemde, araya provokatörler girdi. İşe şeytan karıştı. PKK'lısı de dâhil, bu işe fitne sokmaya başladı" diyordu. Ankara Valisi Kemal Önal ve Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, başta CHP'li Çetin Soysal olmak üzere kimi milletvekillerinin de yoğun şekilde etkilendiği TEKEL işçilerine yönelik "biber gazlı" sert müdahaleyi, "canlı bomba ihbarı"na ve milletvekillerinin eyleme katılacağını bilmedikleri gerekçesine bağlasalar da inandırıcı olamıyorlardı. 24 Memur insanca yaşayabilecek kadar bir maaş istiyor. Emekli intibak istiyor. Aralarındaki maaş uçurumunu kapatacak bir intibak yasası istiyor.

Öğretmenler kadro istiyor. 200 bine yakın öğretmen açığı varken 300 bin öğretmen adayı görev bekliyor. Hipermarketler karşısında dayanamayan bakkallar, hükümetten yasal düzenleme beklerken, Başbakan Erdoğan "mahalle bakkalı devri kapandı" deyip onları fırçalıyor. Eczacı insaf istiyor. AKP'nin 'sağlıkta reform' bahanesiyle eczacıları sokağa dökmesinin ardından 'ilaçtaki indirim ilaç şirketlerine yarayacak' diyerek kepenk kapatan eczacılar, SGK'ya isyan ediyor. Son bir yılda banka kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ikiye, kredi borcunu ödeyemeyenler üçe katlanırken, Trakya ve Ege çiftçilerinin toprakları, kredi borçları nedeniyle Yunan bankalarının ipoteği ve tehdidi altına giriyor.

Bafa Gölü çevresinde son iki yılda 400 arsa, başta İngilizler olmak üzere yabancılarca satın alınırken, devletin zirvesi amacı belirsiz dış gezilerine devam ediyor. 2009'da %5,8 küçülme ile son kırk yılın en büyük gerilemesini yaşayan Türkiye, işsizlikte dünyada 5., krizden etkilenen kırk üç ülke arasında da dördüncü sırada bulunuyor.

Gelişmişlikte; Libya, Tayvan, Barbados, Letonya, Hırvatistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin dahi altına düşen ülkemizde, 623 bin aç, 14,7 milyon yoksul, 3 milyon aile kömür, makarna, nohut yardımlarıyla yaşarken sorumlularına en güzel yanıtı CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce Meclis kürsüsünden şöyle veriyordu:

"Başbakan, camdan okuduğu yazılarla pembe tablolar çizerek, milletin canına nasıl okuduğunu saklamaya çalışıyor.

Çok değil, daha 2002'de Türk Telekom Türk müydü? Türk'tü. Siz bunu Araplara sattınız mı? Telsim'i İngilizlere, Adabank'ı Kuveytlilere, Kuşadası Limanını İsraillilere, araç muayene işini Almanlara, İzmir Limanını 25 Hong Kongluya, Avea'yı ve MNG Bankı Lübnanlıya, TGRT'yi Amerikalıya, Süper FM'i Kanadalıya sattınız mı? Sattınız. Çok değil, 2002'de bunlar Türk müydü? Türk'tü; şimdi bunların hepsi yabancıların elinde. Yedi yıllık iktidarınızda özelleştirmeyle sattığınız fabrika, tersane, tesis, liman, arsa, bina sayısı kaç, biliyor musunuz? Özelleştirme İdaresinden tek tek çıkarttım bunları. 721 adet.

Bir Allah'ın kulu çıksın buraya, desin ki:

Biz sekiz yıllık iktidarımızda bir tane fabrika yaptık. Baba malım babalar gibi sattınız ve mirasyedi bir hükümet oldunuz.

Bir tane yaptınız mı, bir tane? Bana bunun hesabını verin. Gelelim Tekel konusuna. Sayın Cemil Çiçek iyi bilir, oğlu orada, Sigara AŞ'de yönetim kurulu üyesidir, yakından takip ediyordur Tekel'i. Siz Tekel'i 292 milyon dolara sattınız. Alan kişi 920 milyon dolara sattı. Aradan geçen çok kısa bir sürede 608 milyon dolar kâr etti mi? Etti. Şimdi siz bugün neyi konuşuyorsunuz? Tekel işçisine vereceğiniz 25-30 milyon dolarlık parayı konuşuyorsunuz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak Abdi İpekçi Parkı'nda, meydanlarda o işçilerin sorununu dinlerken, siz oturduğunuz yerde milletin telefonlarım dinlediniz. Değerli arkadaşlarım, Habur'da teröriste kibar, Ankara'da işçiye gaddar oldunuz. Bunu bütün millet görüyor. Bu ülkede 10 milyon yeşil kartlı var, 9 milyon emekli var, 5 milyon asgari ücretli var, 6 milyon işsiz var. Bunlar mı zenginleşti? Bu ülkede zenginleşenler var, doğru. Gemiciğini yürüten kaptanlar da var bu ülkede. Bunları biliyoruz. Girişim dehası bakan, başbakan, cumhurbaşkanı çocukları var. Ama sizin yatacak yeriniz yok."

Kaynakça
Kitap: Kansız Savaş
Yazar: Osman Özbek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir