Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Singapur: Uzak Asya'da Bir İsrail Modeli!

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Singapur: Uzak Asya'da Bir İsrail Modeli!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:36

Singapur: Uzak Asya'da Bir İsrail Modeli!

Nisan 2008 Yolculuğu

Nereden çıktı şimdi Singapur demeyin! Küresel ekonomiyi en iyi yansıtan ülke Singapur!... Bir zamanlar küçük bir deniz kasabasıydı. Önce Hollandalılar sonra İngilizler tarafından sömürgeleştirildi. Şimdi Batı'nın gözbebeği bir şehir devleti... Dört buçuk milyon nüfusunun dörtte biri yabancı. Uzak Asya'nın en önemli ticaret limanı. Bankacı cenneti!

Yüzlerce bankadan sadece beşi yerli. 675 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip! Siyaset, "kontrollü demokrasi! Haber alma özgürlüğü kısıtlı! Çanak anten bile yasak! Yıllık gelirin kişi başı 35 bin dolar... Ama nüfusun çoğunluğu ayda 1000 dolarla yaşar!
1965'ten beri aynı parti tarafından yönetiliyor Singapur... Muhalefetin sesi hiç duyulmuyor. 7 bin yabancı şirket Uzak Asya'yı buradan kontrol ediyor... Demokrasi havarisi Batı, iş Singapur'a gelince sus pus oluyor.

Ordusu İsrail tarafından kurulmuş, gizli banka hesabına izin verdiği için bankacılıkta İsviçre'nin yerini alıyor şimdi. Tüm devlet kuruluşları İngiliz etkisi altında. Üst sınıf 200 yıldır ingiliz adetlerine göre yaşıyor. Resmi dili ingilizce! İngiltere'deki gibi trafik sağdan gidiyor. Üst sınıf ve yabancılar kriket oynuyor; sütlü çay ve domuz pastırmasıyla kahvaltı ediyor. Halk ise yüzyıllardır pirinçle besleniyor. Ama artık pirincin de yanma yaklaşılmıyor!

Kriket Kulübü

Singapur'da bir hafta sonu. Ülkenin önde gelenleri ve asırlardır burada yaşayan ingilizlerin torunları, yavaş ve nemli bir Singapur gününde kriket kulübünde, eski sömürge geleneklerini yaşatıyorlar... Malum, ingiltere tüm sömürgelerinde aynı oyunu yaymıştır... Kriket oynayan ulusların tarihinde mutlaka bir ingiliz parmağı vardır!
Kentin eski merkezinde koca bir kriket sahası. İngiliz tarzı binalarla çevrili. Suresh, kriket kulübünün yöneticisi bir Singapurlu.
Her önüne gelen giremiyor bu kulübe... Üyelerinin çoğu ünlü politikacdar, işadamları ve tabii ki önemli görevler için burada bulunan yabancılar...

Kriket kulübünün müdürü Suresh'in bir adı da Alan Jones. Bütün Olanca Malaylığına karşın, ingilizce bir isim taşıyor... Malayca ismi olan Suresh'i sadece ailesi kullanıyor. Ama, "asıl adı" konusunda ısrarlarımıza dayanamıyor. Suresh, kriketi "Batılı" olmanın kriteri olarak görüyor... Bana uzun uzun kriketi anlatıyor.

"Kriket, insanlara nasıl 'centilmen' olunacağını öğreten bir spor. Kurallara uymayı öğretir. Oyunu oynamak için bir tek şansınız vardır. Tek bir hata bile yapsanız oyun biter ve oyundan çıkarsınız. Bu oyun size prensiplerin önemini öğretir."

Alakasız bir soruyla konuşmasını bölüyorum:

"Siz Singapurlu musunuz?"
Ne alakası var, dercesine onaylıyor... "Evet?"
Gülümsüyorum.

Duvarda, Singapur Kriket Kulübü'nün 19. yüzyıldaki fotoğrafı. 100 yıldır aynı yerde duruyor... Şimdi çevresine dikilen gökdelenleri izliyor... Yeşil sahayı çevreleyen İngiliz sömürge yönetiminin binaları, tarihi özetliyor...

Saha kenarına inmek için Suresh'den izin istiyorum. Gölgelikler altında renkli görüntüler var. Sarı kafalı iki çocuk kenarda topa vuruş çalışıyor. Bebekli bir sarışın hanım saha kenarında oturuyor. Sahayı izleyen bir grup İngiliz, ellerinde biralar, bol gürültü yapıyorlar. .. Kahkahalar, kaba sözcükler havada uçuşuyor. Yanlarına yaklaşıyorum. Uzun boylu, kriket kıyafeti içinde 50 yaşlarında bir adam "biraz eğlenelim!" küstahlığı içinde, bana dönüyor. Mathew Straten ingiliz bir bankacı. Kriket kulübünün önemini en güzel o anlatıyor...

"Bu kulübün çevresinde gördükleriniz, kulübün neyi temsil ettiğini anlatır. Kriket kulübü Singapur'un tarihi demektir! Burası ingilizler tarafından kurulmuş bir kulüptür. Singapur'da ilk oyunun oynandığı yerdir..."

Eliyle sahanın dört bir yanındaki binaları işaret ederek; "Şurası hükümet işlerinin yürütüldüğü bina, burası ingilizlerin kurduğu ilk mahkeme, tüm önemli günlerde hala bu sahada toplanılır..." diye anlatıyor.
"Bunların hepsi ingiliz binalarıdır. Tüm ulusal kutlamalar bu yeşillikler üzerinde yapılır. Singapur'un bağımsızlığının ilan edildiği yer de burasıdır. Yani burası bir kriket kulüpten çok daha fazlasıdır!"

Gevrek gevrek gülüyor. Bizi izleyen diğerleri de ona katılıyor... Onlar bir çeşit Singapurlular... Burada doğmuş, burada yaşamışlar. 100 yıl önce de büyük babaları burada kriket oynamış; cins köpekleriyle tilki avlamış; sabah sütlü çay içip, akşam içkilerini burada yudumlamışlar.

Onlar, Malakka Boğazı'nı kontrolde tutmuşlar... ingiliz Kraliyet Ordusundan Sir Stamford Raffles 1819'da Singapur'da bir ingiliz kolonisi kurmuş. O gün bugün burası İngiliz olmuş!
Kraliçenin emriyle yerliler dahil herkes krikete gönül koymuş!
Kriket kulübünün girişindeki onur levhasında, İngiliz amirallerinin isimleri dizili... Onlar, 19. yüzyılda yerlilerin arasına kriketle girmişlerdi... Yerlilere askeri disiplini öğretmişlerdi!

Göçmen işçiler ve Jannie Tay

Limana doğru inerken yükselen devasa inşaatların gölgesinde, geçmişi yaşayan yüzler görüyorum. Bu coğrafyanın gerçeği onlar. Genellikle kamyonetlerin kasasında taşmıyorlar... Tıkanan trafikte, bir kamyonetin arkasındaki "PAX 20" (20 kişi) ibaresi gözüme takılıyor. Karpuz gibi taşman göçmen işçilerden bu araca sadece 20'si binebiliyor... Medeniyet gözümü yaşartıyor...

Onlar Bengladeş'ten, Hindistan'dan, Fas'tan gelen göçmen işçiler. Yeni bir alışveriş merkezinin temeline umutlarını bırakıyorlar. Bir günü daha geride bırakıp tek göz odalarındaki hayallerine doğru, bir kamyonetin arkasında tıklım tıkış, şehir trafiğine karışıyorlar.
Doktor Jannie Tay'le buluşacağız... O, Singapur iş dünyasının renkli figürlerinden biri. Sanayiyle de, çevreyle de, sivil toplumla da yakın ilişkili...

40-50 katlı gökdelenlerden uzaklaşıyoruz. Bahçe içinde yayılan evlerin olduğu bir semtte, (Singapur'da çok nadir rastlanan mekanlar) Jannie Tay'in villasına giriyoruz.
60 yaşında olmasma rağmen son derece zinde, Çin kökenli bir kadın bizi karşılıyor. Jannie Tay, İstanbul'da Kapalı Çarşi'dan aldığı kolyesini gösterip, evde çalışan hanıma "Şay!" diyor.

"Yaşam iksirim" dediği özel çayı yudumlarken, Singapur'u anlatıyor:

"Sanırım, ilk dikkatinizi çeken şey, Singapur'da çevre düzenlemesinin muhteşem olduğudur. Burada büyük bir gelişme vardır. Gerçi geçiş döneminin tam içindeyiz... Bakın son zamanlarda hayata geçen çok büyük iki projeden söz edeyim... Çok ünlü bir şirketler grubu, büyük bir kumarhane projesi için kolları sıvadı. Büyük yatırım yapıyorlar. Başka bir grup yatırımcı da yakında geliyor... Çok dürüst bir hükümetimiz var ve fark yaratıyor!"

Jannie Tay'in biri Türk, iki misafiri de bize katılıyor. "Singapurlu olmak" ne demek tartışıyoruz. Jannie, "Bence Singapurlu olmak, İngiliz eğitimi almış olmaktır" diyor.

Singapur'un kılcal damarlarındaki İngilizliği vurguluyor.
Singapur'da en çok isimler dikkatimi çekiyor. Nedense Çinli ya da Malay olsun, insanlar kendilerine İngiliz isimleri seçiyor. Sömürgecilik mirasını en çok dil yansıtıyor.
Jannie bir İngiliz ismi ama Jannie Tay Çin kökenli bir Singapurlu! Misafiri Çin kökenli hanımın adı da Barbara Jean Eu. Onun da ön ismi Batılı, soyadı Çinli.

Singapur'un kültür zenginliğinden söz ediyor:

"Sahip olduğumuz çok şey var... Malay camiimiz de var, Budist tapınağımız da. Hıristiyan kilisemiz de var ve herkes barış içerisinde, uyum içeri-sinde bir arada yaşıyor. Hepimiz en azından iki ya da üç dil konu-şuyoruz. .. Öyle değil mi Jenny?"
Barbara sözünü her bitirişinde Jannie Tay1 den onay alıyor.
"İngilizcenin yanında, Çince, Malayca konuşuyoruz..."
"Aslında biz İsviçre gibiyiz... Öyle denebilir mi Jenny?"
"Evet İsviçre gibiyiz..." diyor Jannie.
Kimi için Uzak Asya'nın İsviçre'siydi Singapur, kimine göre İsrail'den esinleniyordu... Düşmanlarla çevriliydi... Çin'in tam dibindeydi ve Batı'nın müttefikiydi...

Orchard Road ve Hint Mahallesi

2008 Orchard Road'da "moda yılı" ilan edilmişti. "Fashion Festival" yazılı afişin arkasındaki platformda son model bir araba talihlisini bekliyordu. Yılın son modası, dünyaca ünlü mankenler tarafından podyuma taşmıyordu. Ngee Ann City alışveriş merkezi çevresinde hummalı bir hareket vardı. Askılıkları içeri taşıyanlar, onlarca çanta ve ayakkabı kutusuyla yanımızdan geçenler, son model giysileriyle arz-ı endam edenler, onlara videoya çeken meraklı Amerikalı turistler...
Görkemli caddenin hemen her yeri dünyaca ünlü markaların reklamlarıyla kaplıydı... Nereye baksak plazaydı, falanca "center"dı...
Şoförümüz irawan'a "Hint Mahallesine gidelim!" diyorum, "en yoksulların olduğu yere!"
Birden renkler, ışıklar, dükkanlar değişiveriyor. Tezat bütün haşmetiyle ortaya çıkıyor... Bir alışveriş merkezinin önünde renkli karton bir çark dönüyor, ibresini, ütü, kola ya da televizyon resmi üzerinde durdurabilen, malı kapıyor. Ama bu göründüğü kadar kolay değil. Çarkın çevresi kalabalık. Yüzlerin çoğu Hintli. Malaylar da var. Küçük bir kumar oynamak için sıradalar. Alışveriş merkezinin yanındaki döküntü binada asılı çamaşırlar rüzgarda tembel tembel dalgalanıyor...

Burası "Little India" (Küçük Hindistan) mahallesi. Singapur'da en alttakilerin yeri...
Açıkhava lokantaları hıncahınç dolu. Onlarca yiyecek büfesinin ortasında dizi dizi masalar. Ve üstü kapalı çarşının tavanından sarkan yüzlerce pervanenin uğultusu havaya yayılıyor. Öldürücü öğle sıcağmdan kaçan yoksul halk, (hani Singapur'da olmadığı söylenen!) çarşıların içinde büfelerden aldıkları yiyecekleri masalarda pervaneler altında yiyor. Büfeler, sakat, dilenci kadınlara yiyecek veriyor.

Bangladeşli, Hintli ve Müslüman toplum, Singapur'un pek görünmeyen yerlileri, kentin bu bölümünde yaşıyor. Kent merkezindeki ihtişam yerini sefalete bırakıyor...

Etrafta çok sayıda yaşlı ve çaresiz insan... lrawan Singapur'da emekli olmanın çok zor olduğunu anlatıyor. Sadece özel düzenlemelere para ayırabilenler emekli olabiliyor. Çoğu ihtiyar böyle bir sigortaya sahip olamadan ve ölene dek çalışarak yaşamını sürdürebiliyor. Çok yaşlı ve hasta olanlar yardımlarla yaşıyor. Güçlükle yürüyen ve çok yoksul oldukları giyim kuşamlarından belli olan birkaç yaşlıyla konuşma çabam sonuçsuz kalıyor. lrawan insanların Singapur'da eleştirel şekilde konuşmaktan korktuğunu söylüyor.

inşaatlarda çalışan işçilerin ne aldığını soruyorum:

"Onlar genellikle yabancı işçilerdir. Singapurlu değillerdir. Bazen günlük 50-60 dolara kadar alırlar... Çoğunluk 30 dolar civarında alır."

Singapur çok pahalı bir kent/ülke. Göçmen bir işçi, eğer her gün çalışırsa, 900 ila 1000 dolar arasında bir para kazanabiliyor. Bu parayla Singapur'da insanca yaşamak mucize!
İrawan'la ülkedeki gelir uçurumunu, pirinç fıyatlarını ve "şanslı olanları" konuşuyoruz...

Arabayı kullanırken ona Singapur gazetesindeki manşeti soruyorum:

"Bugünkü gazeteler de pirinç fiyatlarının yüzde 30 daha artarak tavan yaptığından söz ediyor... Bu artış muhtemelen Jannie Tay'in oturduğu Nassim mahallesinde oturanları etkilemeyecektir... Ama ya çoğunluğu? Sadece pirinçle beslenen diğerlerini?"

trawan yüzünde o zarif çocuk gülümsemesi:

"Nasim'dekiler, etkilenmez," diyor.

Küçük Deniz Kasabası! Özel Bankacılığın Merkezi!
Bir zamanların küçük deniz kasabası Singapur, gelir adaletsizliğini saklayamıyor. Bir yanda dünyanın en zenginlerinin para limanı, bir yanda yoksulluğun pençesindekiler...

Iravran, Jannie Tay'in söz ettiği kumarhaneler için ayrılan yeri gösteriyor. Caddedeki çöp bidonunu boşaltan yaşlı bir görevlinin ayakkabısına takılıyor gözüm. Titreyerek yürüyen, muhtemelen 80 yaşlarındaki çöp görevlisi, tabanından ayrılmış ayakkabının üst kısmını, tabana bir bantla yapıştırmıştı.

Para cenneti... En zenginlere liman! Büyükelçimiz Ahmet Bülent Meriç, Singapur'un öbür yüzünü anlatıyor:

"Batı, Singapur'u, Asya Pasifik bölgesinde önemli bir ticaret merkezi, önemli bir finans merkezi olarak görüyor. Düşünün, burası 675 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip. Aynı zamanda Singapur bir finans merkezi. 300 milyar dolarlık bir değerin bu piyasada olduğu söyleniyor. 188 milyar dolarlık bir döviz piyasasından söz ediliyor. Bunlar büyük rakamlar ve Hongkong'la birlikte Singapur, bu bölgenin önemli ticaret ve finans merkezi konumuna sahip. Burası aynı zamanda çok stratejik bir nokta. Çünkü Malakka ve Singapur Boğazlarını kontrol ediyor. Bir transit merkez olarak üstüne titreniyor."

Büyükelçimizin de katıldığı bir finans semineri için, Singapur Üniversitesi'ndeyiz... Global finansın öğrencileri, dünyaya çözümler sunuyor; finans ordusuna yeni güçler katılıyor... Paneli, Profesör Sheen Levin yönetiyor... Öğrencilerini gururla seyrediyor...
Stuart Lee adlı öğrenci, amfide geleceğin finansçısı olarak çözümsüzlüklere çözüm öneriyor. Öğrendiklerini amfidekilere anlatıyor.
Genç profesör Sheen Levin'i yalnız yakalıyorum. "Singapur-lusunuz ama aslında nerelisiniz?" sorumu geçiştiriyor. "Avrupa kökenliyim!" diyor. Adından anlaşıldığı kadarıyla İsrail bağlantısı güçlü bir Singapurlu Levin!

Singapur'un yabancı sermaye ve banka cenneti olduğunu anlatıyor Levin... Tıpkı Jannie ve Barbara gibi, o da Singapur'un "yeni isviçre" olduğunu söylüyor...
"Singapur, dünyada özel bankacılığın merkezidir artık!" diyor.
"Sanırım isviçre'de yasaklanan 'gizli hesap yasası' burada devreye giriyor... Yani küresel zenginler artık Singapur bankalarına servetlerini yatıracaklar ve malvarlıklarını saklayabilecekler... Singapur, gizli paranın yeni limanı mı diyorsunuz?" diye soruyorum.
"Ümidimiz, beklentimiz bu!" diye cevaplıyor, "Singapur'un üretimden uzaklaşıp; finansa, bankacılığa, bilime, teknolojiye odaklanmasını istiyoruz..."

Finansçı Bir Türk

Singapur deyince 100'ü aşkın Batılı bankanın temsilcileri akla geliyor. Kanada'nın ünlü Toronto Bankası'nın bölge müdürü bir Türk... Suha Kocabal'la, oturduğu sitenin sosyal tesislerinde buluşuyoruz. Bu tesisler Amerikan Büyükelçiliği rezidansıymış bir zamanlar. Çevresini saran dev gökdelenlerde, finans sektörünün ağır toplan oturuyor... Bu konutların aylık kiraları 30 bin doları aşıyor.

Suha Bey'e soruyorum:

"Dünyanın milli geliri en fazla olan ülkelerinden birindeyiz. Bu, halkın yaşamma nasıl yansıyor?"

Soruyu kendine göre cevaplıyor:


"Singapur, Dünya Bankası raporlarına göre, dünyada iş yapma, iş kurma kategorisinde birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada, Yeni Zelanda; üçüncü sırada Amerika var. Türkiye elli yedinci sırada mesela!"

"Kişi başına düşen milli gelir 35 bin Amerikan doları civarında" diyorum, "çalışan nüfus refaha ulaşmış mı?".
"Halkına refah sağlamış, insanlarını iyi eğitmiş bir ülke. Bakın, Merkez Bankası, Singapurluları sık sık kurslar açıp eğitiyor. Buraya gelen finans sektörü, eğitilmiş insan gücü bulabiliyor. O yüzden burada yedi bin yabancı şirket var!"
Konuşmamız iki ayrı eksende ilerliyor. "Öte yandan şoförüm irawan bin dolar kazanıyor ve çok zor yaşıyor!" diyorum.
"Dünyanın her tarafmda zorlananlar var. Mesela göçmen işçiler, Malezya'da, sınırın öbür tarafında yaşarlar. Her gün gidip gelirler. Malezya'dan Singapur'a gelmek 35-40 dakikadır motorla."

Malezya'dan, Endonezya'dan, Filipinler'den, Bengladeş'ten Singapur'a "ucuz işçi" akıyordu. Ve biz kentin her yerinde onlara rastlıyorduk... Genellikle kamyonetlerin arkasında! adeta görünmezmişçesine şehrin içinden kayıp gidiyorlardı. Gözbebeklerine işlemiş yorgunluğu, bitkinliği ve çaresizliği hafızama kazıyordum.

lrawan ve Ailesi

Ülkenin en yoksul kesimini göçmen işçiler ve Hintliler oluşturuyor. Onların ardmdan Müslüman nüfus geliyor...
Malaylann sebze pazarı Geylon'da halkla konuşuyoruz. Ne finans, ne kriket! Yükselen pirinç fiyatları ağızlarından düşmüyor... Malum, burada insanlar ana gıda olarak ekmekle değil pirinçle besleniyor.
Nurcihan bir polis emeklisi. "İnsan gibi yemek yiyebilmek için dört kişilik bir ailenin ayda 500 dolar civarında para harcaması lazım!" diyor, "bunun dışında; kira, sağlık sigortası, eğitim, yol, giyim gibi masraflar da var!". Singapur'da dört kişilik bir aileye ayda en az 3 bin dolar para gerekiyor.
Şoförümüz lrawan, "Böyle bir parayı bulan aile sayısı çok az!" diyor.

Üç gündür davet ettiği, Çin mahallesindeki konutuna doğru giderken lrawan anlatıyor:

"Ben dört kişilik ailenin tek çalışanıyım. Ve bin küsur dolar aylıkla çalışıyorum!" Çocuk gülümsemelerinden biri yüzünü kaplıyor.
"Peki, nasıl geçinebiliyorsunuz?"
"Hep fazla mesai yapıyorum. Ayrıca gece de başka işler bulmak için uğraşıyorum" diyor.

İrawan bir Malay ama Çin mahallesinde bulduğu ucuz bir dairede yaşıyor. Toplu konutların sıralandığı mahalleye giriyoruz. Çin fenerleri arasından bir apartmana girip üçüncü kata çıkıyoruz. Koridora açılan onlarca kapıdan birinin önünde eşi ve çocukları selamlıyor bizi. Hepsi birbirinden zayıf, dört kişi. Hepsi çocuk bedenli. Kapıdan Irawan'ın dairesine girdiğimizde ilk dikkat çeken, evin neredeyse boş sayılabilecek kadar az eşyası olması. Girişte bir sehpa ve yer minderleri var. Biraz ilerde bir masa ve dört sandalye, iki yatak odası. Her birinde birer yer yatağı. Hepsi bu. Irawan'ın karısı Lia'ya genellikle ne pişirdiğini soruyorum. "Sebze ve pirinçle besleniyoruz daha çok!" diyor, "ayda bir et veya tavuk yeriz".

Toplu konutlar 100 yıllığına, kredilendirilerek halka tahsis ediliyor... Irawan'ın kazancının yarısı ev ödemesine gidiyor... Geri kalanla dört kişilik ailesini geçindirmeye çalışıyor.

İşadamı Stephen Lee

İrawan'ın ailesinden sonra, Singapur işadamları Derneği Başkanı Stephen Lee'yi yüksek plazalardan birindeki konforlu ofisinde ziyaret ediyorum. Politik çevrelerde çok etkili olduğu söyleniyor Lee'nin. Sorularımı önceden görmek istiyor.

Ben ilk soruyla röportaja başlıyorum:

"Sokaktaki, pazardaki insanlarla konuştum ve onların evlerini ziyaret ettim..." der demez, yardımcısına bakıyor ve telaşla sözümü kesiyor: "Evlerine mi gittiniz?!"

"Evet, onların evlerine gittim..." diye devam ediyorum. Çok rahatsız görünüyor.
"Nasıl yaşadıklarını görmek istedim. Genellikle bu insanlar ayda 1000 küsur dolar alıyor ve bir evde 4-5 kişi yaşıyorlar. Evler genellikle çıplak. Beslenme çok kötü. Singapur, çok zengin bir ülke ve kişi başına yıllık gelirin 32 bin dolar civarında olduğu söyleniyor. Singapur devleti, halk için ne yapıyor?"

Röportaj isteğimi kabul ettiğine pişman, gözlerini sürekli odada gezdirerek cevaplamaya çalışıyor:

"Sanırım siz çok küçük bir azınlıktan bahsediyorsunuz. Sizin anlattığınız durum, büyük çoğunluğun içinde bulunduğu durum değil! Bu sene artan enflasyon bizi biraz etkilemiş olabilir belki!"

"Pirinç burada temel gıda maddesi... Daha bugün yüzde 30 oranında yükseldi" diyorum...
"Doğru ama bu tüm dünyada böyle. Singapur'da bu durumdan, halkın alt katmanlarında yüzde 10 oranında bir kesim kötü etkileniyor... O kadar!" diyor.

Singapur İşadamları Derneği Başkanı, halkın yüzde 10'nun kötü şartlarda yaşadığını söylüyordu ama kavran, "Nüfusun en az yarısı zor şartlarda yaşıyor" diyordu.
Küçük Hindistan mahallesindeki cami çevresinde ve Geylon Malay pazarı yanında fakirlere yemek dağıtan aşevleri ve önündeki kuyruk dikkatimi çekiyor.

Singapur'da sayıları gün geçtikçe artan dini yardım kuruluşları da, halkın yoksulluğunu kanıtlıyor.
İrawan bizi mütevazı bir Malay düğününe götürmek istiyor. Merkezden uzaklaşıyoruz. Mahalle arasında geleneksel kıyafetleri ve Malay bandosu eşliğinde eğlenen bir grup insan görüyoruz.

Aile fertleri apartmanlar arasındaki çadırın kenarına büyük tencerelerle pirinç ve et taşıyor.
Bando sarı pırıltılı Malay giysileriyle gelin damadın geçeceği yolun iki yanında yer alıyor. "Allah!" nidalarıyla davullara vurmaya başladıklarında ikisi de birbirinden güzel bir çift ağır ağır kalabalığa yaklaşıyor. Turuncu, payetlerle işli, beli açık giysili gelin ve pırıltılı beyaz Malay giysisi içinde damat... Kimse gözünü onlardan alamıyor. Bir çift daha dualar eşliğinde dünya evine giriyor...
Onları ve düğüne davetli gelen kalabalığı izlerken, Singapur'un merkezi ile dış mahalleleri arasındaki uçurumun her geçen gün büyüyeceğini düşünüyorum...

Arap, Çerkez ve Malay Bir Singapurlu!

Değişik etnik gruplardan insanların Singapurlaştınldığı bir ada burası... Çinliler, Hintliler ve Malay ağırlıklı ama nüfusun 1 milyondan fazlası da Batı'dan gelen yabancılardan oluşuyor.
İngilizler, Malay adalarına ilk geldiklerinde Çin'den ucuz işçi getirmişlerdi.
Bereketli topraklarda kahve ve çay yetiştirmek için de Hintli iş-çiler ithal edilmişti.
Sonra, beklenen olmuş, Çinliler ekonomiyi ele geçirmeye başlayınca, Malaylar ile Çinlilerin arası açılmıştı.
Malay adaları parçalara ayrılmış, Çinli nüfusa iki seçenek sunulmuştu. Ya Singapur denen bataklık bölgeye göç edecekler ya da azınlık olarak yaşam süreceklerdi...

Azınlık tarifi yer değiştirecek, bu kez Malaylar azınlığa dönüşecekti...
"Malezya, Çinlileri Malaylara tercih edeceğini ifade etmişti. Singapur, bu nedenle Malezya'dan ayrıldı. Çünkü Malay olmayanlar, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmek istemiyorlardı. Aynı şeyin Singapur'da olmaması için çaba gösterildi... Bana dünyada, azınlığa mensup birinin başkan seçildiği başka bir ülke daha gösterebilir misiniz? Mesela bizim cumhurbaşkanımız Hindu."

Böyle diyordu, Singapur Üniversitesi'nde Malay Bölümü başkanı Profesör Alataş... Ülkedeki çok kültürlülüğe kendisini örnek vermişti. Malezya'da tanıştığım Zahara Alataş'ın oğluydu.
"Benim hikayeme bakın... Büyük büyükbabam Yemen'den Malezya'ya gelmiş bir Cezayirli Arap. Orada Sultan Abdülhamit ailesinden olan büyük büyükannemle karşılaşıyor. Büyük nenem, Sultan Abdülhamit tarafından Malezya'da Cohor Sultanı'na bir hediye olarak verilmiş Çerkez kökenli bir hanım. Ve büyük büyükbabam da onunla evlenmiş... Yani ben Arap ve Çerkez kökenli bir Malezya vatandaşıyım ve Singapur'da yaşıyorum."

Bu büyüleyici aile tarihi, sadece Profesör Alataş'a özgü değildi. Sömürgeci ellerin karıştırdığı bu adalarda, küçük bağımsız sultanlıklar vardı bir zamanlar. Cohor Sultanlığı bunlardan biriydi... Sultan 19. yüzyıl başında, Sir Stamford Raffles adında bir ingilizle anlaşma imzalayacak; bu imza Uzak Asya'da sömürgeciliği tarihini başlatacaktı! Doğu Hindistan Şirketi, Hindistan'dan sonra Singapur'a da adımını atmıştı.

Singapur o dönemde, Malezya yarımadasına ait küçük bir balıkçı köyüydü. Sir Raffles, önce Bağdat'ta yaşayan bazı Yahudi işadamlarını Singapur'a getirdi...

İngiliz Yönetim Mirası!

İngiliz çıkarları için çalışacaklardı... Bir ticaret limanı oluşturacaklardı.

Profesör Levin'den dinleyelim:

"Önce Portekizliler ve Hollandalılar burası için mücadele ettiler. Ama İngilizler, Singapur'un ticari anlamdaki stratejik önemini çok iyi kavradılar... Ve burayı bu coğrafyanın en önemli limanı haline getirdiler."
"Önce Doğu Hindistan Şirketi'yle adım attılar buraya değil mi?" diye soruyorum...
"Evet, o şirket bir İngiliz organizasyonuydu, Doğu'yla ilişkileri geliştirme görevini üstlenmişti. Önce buraya yerleştiler... Geliştirdiler ve ekonomik gelişmeden de önemlisi, buraya ingilizlerin yönetim mirasım taşıdılar..."

Yönetim mirasını en iyi temsil eden isimlerden biri David Marshall'dı... İran Yahudisi bir aileden geliyordu. İngiltere'de hukuk eğitimini bitirip, ingiliz ordusuna gönüllü olarak katılmış ve Singapur'a yerleşmişti... ingiltere, 1955 yılında Singapur'a yarı özerklik tanıdığı zaman ülkenin ilk başbakanı David Marshall ola-caktı... Lakabı "bağımsızlığın babası"ydı!

Bağımsızlık mı?! Levin anlatıyordu:

"ikinci Dünya Savaşı sırasında buraya Japonlar geldi. Singapur, kısa bir süre Japon işgalinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ingilizler yine yönetime geçti. Ve sonunda Singapur bağımsızlığına kavuştu."
Sözünü kesiyorum, "Bağımsızlığına kavuşan Singapur değil, Malaya idi değil mi?"
"Bu önemli bir nokta!" diyor, "Singapur, aslında Malaya Cumhuriyeti'ni oluşturmak üzere Malezya'yla birleşti. Yıl 1963'tü. Ve bu birliktelik iki yıl sürdü... iki yılın ardından ayrıldılar."

İkinci Dünya Savaşı sonrası, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi sömürgecilere karşı Bağlantısızlar Hareketi, Güney Asya adalarında da ortaya çıkmıştı... Malaya Halk Kurtuluş Ordusu, Japonları topraklarından çıkarmış, büyük bir kurtuluş savaşma imza atmıştı, ingilizler tehlikenin farkına vardılar. Endonezya ve Malaya birlikte hareket ediyorlardı. Önce bağımsız Endonezya'nın ilk devlet başkanı Sukarno'yu CIA marifetiyle devirdiler. Ardından sol aydınlara toplu kıyım yaptılar. Singapur, Malaya'dan ayrıldı. Tüm bölgeye karşı "Batı'nın kalesi" olarak biçimlendirildi.
Singapur, 9 Ağustos 1965'te ayrı bir devlet olarak tanındı. Şimdi uluslararası petrol ticaretinin de Uzak Asya merkezi.

"Kontrollü Demokrasi"

Selami Genç, Singapur Türk işadamları Derneği'nin başkanı. Limana kuşbakışı bakan ofisinde, bir zamanların küçük balıkçı kasabasının nasıl dev bir bölge limanına dönüştüğünü anlatıyor:

"Singapur Limanı için dünyanın en meşgul limanı deniyor. World Bussiness Port (Dünya Ticaret Limanı) diyorlar buraya. Singapur bir ada. Ve adanın dörtte üçünü bu liman kaplıyor. 1965'te bağımsızlığını ilan ediyor Singapur, ardından limanı kuruyorlar ve Pasifik'ten, Hint Okyanusu'ndan gelen bütün gemiler buradan geçiyor."

Böylece Singapur, küresel sermaye tarafından, "Dünyanın en serbest rejimi" olanak tanımlanıveriyor. Ticaretin kabesine ithal malların, yüzde 96'sı gümrüksüz olarak giriyor...

Peki, "ticaretin kabesi"nin güvenliği nasıl sağlanıyor? Dünya zenginlerinin yeni kalesi, Çin'in dibinde... Tarihinde birçok işgal var. Büyükelçi Ahmet Bülent Meriç, Singapur ordusunu anlatıyor...

"Kurulduğundan, yani 1965 yılından bu yana orduda komutlar Malayca verilir. Çok çevik bir orduya sahipler ve Singapur ordusu, özellikle bu bölgede insani yardım çalışmalarında etkin rol oynamaktadır. Ordunun kurulmasına İsrail yardımcı olmuştur. Ordunun kıyafetlerinden tutun, selamlamaya kadar İsrail etkisi gözle görülebilir."

Singapur, "Uzakdoğu'da İsrail'in ticaret üssüdür" derler... Anlaşılan bu ticari üs, orduda da yansımalarını buluyor.
İngiliz eliyle kurulan bu küçük devletin, israil'in kuruluşundaki deneylerden faydalandığı söyleniyor.
Singapur'un özellikleri saymakla bitmiyor.

Kurulduğu günden beri Singapur, tek parti yönetimiyle idare ediliyor... Küresel şirketlerin denetiminde kalıyor Singapur... Muhalefet sadece göstermelik olarak var olabiliyor. Batı için "dünyanın en serbest rejimi", ama içerde tam bir diktatörlük hüküm sürüyor. Mecliste muhalif milletvekili sayısı iki veya üç. Onlar da muhalif olmalarına icazet verilmiş olanlar.

Singapur Türk İşadamları Derneği Başkanı Selami Genç, göz-lemlerini anlatıyor:

"Burada klasik bir deyim var. Onu tekrarlayayım: Singapur'da 'kontrollü demokrasi' vardır."

Kontrollü demokrasi dikta rejiminin kibarcasıydı. Ülkede ve bölgede iç huzursuzluklar hiç bitmeyecekti... Sömürge yönetiminin uzantılarına karşı başkaldırı ve ayaklanmalar sürüp gidecekti. .. Bu süreçte aydınlar çok çekeceklerdi...
Poh, bir fizik profesörüydü... Daha 22 yaşındayken, milletvekili olmuştu.

Vietnam Savaşı'na karşı protesto düzenlediğinde tutuklanmıştı. .. Yıl 1966'ydı! Singapur bağımsızlığını henüz kazanmıştı... Önce salıverildi... Birkaç ay sonra, Singapur'da halk ayaklanması düzenlemek ve çete kurmak suçundan hapsedilecekti.

Poh, 1989'a kadar 23 yılı cezaevinde geçirdi. Yargı önüne hiç çıkarılmadı. İddianamesi hazırlanmadı... İngiliz koloni döneminden kalma, iç güvenlik yasasma dayanılarak hapiste tutulmaktaydı.
1989'da salıverildi ama dokuz yıl daha ev hapsinde tutuldu. Artık Singapur'da yaşamıyor. Bakın Singapur'un insan hakları savunucuları ne diyor...

Bremma anlatıyor:

"Singapur, Asya'da insan haklarını onaylayan ilk ülkeydi. Birleşmiş Milletler madde 14, insan haklarından bahseder, insan haklan beyannamesi vardır. Ve Singapur, buna onay veren ilk ülkedir. Bu, Singapur'un haklarla ilgili çok ciddi bir tutum içerisinde olduğunu gösterir!"

"Öte yandan muhalif aydınlara nefes aldırmaz! En iyi örnek Poh!" diye sözünü kesiyorum.
"Evet Poh, bize İngilizlerden miras kalmış olan iç güvenlik yasası nedeniyle uzun yıllar hapis yattı. Bu gibi olaylarm üzerine yıllarca gidilemedi. Şimdi de ABD 'yeni terör tehdidi'ni ortaya attı. Ve bu gibi olaylara karşı tedbir almamızı iyice imkansız kıldı."
Bremma, Aware adlı- sivil toplum örgütünün toplantısında Singapur'da muhalefetin güdük kaldığından söz ediyordu...
"Burada muhalefet partileri pek avantajlı konumda değiller. Yeterli devlet desteği alamazlar. Fon alamazlar. Halktaki korku nedeniyle destek de bulamazlar... Singapurlular yaşadıkları acı deneyler ve baskı sonucu, muhalefet partileriyle çok açık bir şekilde ilişkilendirilmemeyi tercih ediyorlar."
Kadın örgütü Eve'in başkanı Constanz daha açık sözlüydü...

Toplantıdaki konuşmasında "Singapur'da muhalefetin zamanı gelmiştir. Yaşadığımız sistem, demokrasi diye adlandırılamaz! Hangi insan hakları?" diye soruyordu...

Özellikle kadınların çalışma koşullarının dayanılmaz olduğundan söz ediyordu:

"Burada Endonezya, Filipinler, Bangladeş'ten gelen birçok işçi kadm çalışıyor... Çalışan nüfusun yüzde 25'ini yabancılar oluşturuyor. Ve bu insanlar korkunç şartlarda yaşıyor."

Özgürlük ve "Yanlış Tarafta Olmak"

Profesör Levin'e Singapur'da "özgürlük" tanımını sormuştum...
"Singapur'da ifade özgürlüğü, basm özgürlüğü'yle ilgili sınır-lamalar vardır. Sokaklara çıkıp her aklınıza geleni ifade edemezsiniz. .. Gösteriler düzenleme hakkına sahip değilsiniz..." demişti.
"Peki ya sivil toplum örgütleri? İnsan hakları dernekleri? Onlar bu konuda ne diyorlar? Anlattığınız durum, Singapur demokrasisi için bir tehdit oluşturmuyor mu?"

Levin, "Maalesef basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü konularında belli kaygılar var..." diyordu, "ama sınırlamalar olsa da, burası insanların yargılanmadan ceza aldığı, hapse atddığı veya birdenbire sadece hükümet kendisinden hoşlanmıyor diye birilerinin elektriğinin kesildiği bir ülke değil. Bu tür şeyler burada olmaz."
Uzun yıllar Singapur'da yaşayan bir Alman bankacı tam tersini iddia ediyordu...
Bay Karsten, "Halkın Hareketi adlı parti, 35 senedir çoğunluğu elinde tutuyor. Mesela hatırlarım bir seçimde tüm bir mahalle, muhalefet adayından yana oy kullanmıştı...

Bunu takip eden dört yıl boyunca o mahalle, hükümetten hiçbir yardım alamadı:

Ne yolları yapıldı, ne de başka ihtiyaçları görüldü. Yani demek istiyorum ki, Singapur'da 'yanlış' taraftaysanız, hiçbir şey alamazsınız!"

Doğru ve yanlış taraf ayrımı vardı. Ve eskaza yanlış tarafta olanlar, zor zamanlar yaşarlardı... Dünya limanı olmanın halka yansıması buydu.

Batı'nın Uzak Asya'da yarattığı kalelerden biri Singapur... Çin'e karşı bir Çinli çoğunluğa sahip. Uzak Asya'yı denetleyecek en önemli noktalardan biri. Tabii ki burada muhalefete yer yok...
300 yıldır ingiliz kültürü kılcal damarlara işlemiş; son 40 yıldır Amerikan politikaları işin içine girmişti. Küresel dünya, Orta Asya ülkelerinin Çin ve Rusya'yla ortak hareketini ilgiyle izliyor; Şangay işbirliği Örgütü gibi oluşumların önünü kesecek hamleler planlıyordu.

Güney Asya'daki müttefikleri, Güney Kore, Singapur ve Filipinlerdi...
En önemli geçidin çevresinde yer alan Endonezya, Malezya yakın kontrolde olmalıydı...
Malakka Boğazı'nın denetimi, hem Güneydoğu Asya'nın petrol ve doğalgaz kaynaklarının hem Çin'in bölgesel etkisinin kontrolü demekti...
Küresel sermaye bunları düşünürken; Singapur halkı, tavan yapan pirinç fiyatları, 100 yıllığına kendisine verilen evin borcu, emeklilik kesintisine para ayıramadığı için 70'inden sonra bulacağı işin derdi ve şans oyunlarının getirilen arasında dönüp duruyordu...

Yeni Dünya Düzeni'nin Güney Asya'daki örgütü ASEAN va-sıtasıyla tüm bu coğrafya denetimde tutuluyor; Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler ve Singapur uydu devletler olarak yaşıyordu. Çin ve Vietnam'dan gelebilecek "komünizm" tehlikesi öcü olarak kullanılıyordu.

Bu ülkelerde, uzun zamandır "soğuk savaş" siyaseti yürütül-mekteydi. Asya kaplanlarına destek küresel sermayeden geliyordu...
Acaba ufukta görünen ekonomik kriz bu ülkelerde yıllardır bastırılmış muhalefeti etkileyecek mi? Güney Asya halkı acaba yakın gelecekte örtülü koloniyalizmden kurtulup kendi kaderini tayin edebilecek mi?

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir