Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Malezya'nın "Ilımlı İslam"ı

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Malezya'nın "Ilımlı İslam"ı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:36

Malezya'nın "Ilımlı İslam"ı

Nisan 2008 Yolculuğu

Uzak Asya'da bir adalar grubu... Malezya, Singapur, Endonezya. Bir zamanlar ada halkları bu bereketli ve zengin topraklarda küçük krallıkların kontrolünde yaşamaktaydılar. 15. yüzyılda gemileriyle önce Portekizliler geldi. 16. yüzyılda Hollandalılar, bu toprakları soyup soğana çevirdi. En son gelip, en uzun kalanlar İngilizlerdi. 400 yıl içinde Uzak Asya adaları, sahte sınırlarla birbirinden ayrıldı; savaştırıldı, fakirleştirildi. Etnik çatışmalarla sarsıldı, ingilizlere bağlı kralların gadrine uğradı.
Malezya da içinde bulunduğu coğrafyanın lanetine uğrayanlardandı. Doğu ile Batı arasındaki petrol taşımacılığını kontrol eden Malakka Boğazı üzerindeydi. Ayrıca petrol ve hammadde zenginiydi...
O zaman, zenginliğinin ve güzelliğinin bedelini ödeyecekti!
Gece çok geç bir saatte otele varmamıza rağmen sabah gün ağarmadan uyandım. Otel odamda yere kadar inen camlardan dışarı baktım. Malezya'nın petrol şirketi Petronas'ın ikiz kuleleri tam karşımda koyu lacivert göğe uzanıyordu. Bu manzara Malezya'nın tarihini özetliyordu.

Asya kaplanı Malezya'nın başkentinde yükselen Petronas petrol kulelerinin hemen altında, ingiliz sömürge valilerinin residansları görülüyor... Biraz daha ilerde yükselen alışveriş merkezlerinin inşaatları var.
Aralarına sıkışmış ve bize "ölümlü dünyayı" hatırlatan bir mezarlık. Paranın merkeziyle ölümün gerçeği yan yana...
Kuala Lumpur'da bir gün daha başlıyor...

"Malezya Modeli" ve Enver İbrahim

"Malezya modeli" sözü, bir dönem Türkiye'de yankılandı durdu. Bu söylem, dini yönetim ile laisizm arasında kalmış bir ülkeyi anlatıyordu. Uzak Asya'nın derdi adalar grubunda, Malayların yaşadığı bu ülkede, Türkiye'nin siyasi tarihini hatırlatan birçok kişi ve olay vardı. Aslında ona damga vuran, İngiliz ve Amerikan demokrasi hareketlerinin ülkeyi soktuğu bunalımdı...
Anacaddeler; alışveriş merkezleri, lokantalar, eğlence merkezleriyle doluydu. 1970'lerde çıkarılan petrol, kentin görüntüsünü ve insan kumaşım değiştirivermişti... Bir anda zenginleşen birileri Kuala Lumpur'a damga vurmuştu...
Malezya'yı kavrayabilmek için onun politikacılarını anlamak gerekti... Şu sıralar yıldızı yeniden parlayan eski Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim'le Country Heights'daki villasında buluşuyoruz...

"Nasıl bir ülke burası?" diye soruyorum.
"Malezya, dini geleneklerine sahip çıkan, aynı zamanda modernleşmek isteyen bir ülke. Ancak modernleşelim derken aşırıya kaçıp..."

Sözünü kesiyorum:

"Kimliğinizi yitirmek istemiyorsunuz."

"İstemiyoruz. Batılılaşmak istemiyoruz," diyor, "biz Amerika değiliz. Biz Avrupa değiliz, Malezya'yız. Modern miyiz? Evet. Dinimizin elverdiği ölçüde moderniz. Bizim için din, kültür, tarih çok önemli. Ama aynı zamanda hoşgörülüyüz de."
Biz onunla söyleşirken, haşmetli villanın salonuna başlar uzanıp kayboluyor. Evin içinde tesettürlü hanımlar. Hanımı, kızları ve torunları söyleşinin bitmesini bekliyor. Enver İbrahim, Malezya'nın "ılımlı islamcısı" olarak tanınıyor. ilginç bir geçmişi var.
1990'larda başbakan yardımcısı. Dönemin başbakanı Mahatir Muhammed'le derinleşen görüş ayrılıkları sonunda, 1998'de yolsuzluk suçlamasıyla hapse mahkum ediliyor.

Aynı yıl, Amerikan Newsweek dergisi tarafından "Yılın Asyalısı" seçiliyor. Bir yıl sonra, 1999'da, nhanstan sorumlu başbakan yardımcısıyken, altı yıl sürecek hücre hapsine mahkum oluyor.

Malezya'da büyük tepkiye sebep olacak mahkumiyeti, adını yüceltiyor. On binlerce kişinin katıldığı toplu protesto namazlarıyla Müslümanlara yapılan zulmün simgesi durumuna geliyor Enver İbrahim...
iki yıldır özgür. Malezya'daki en kuvvetli siyasi figür. Buluştuğumuzda siyasi yasaklı dönemi yeni bitmişti. Artık dolu dizgin siyasetin içindeydi... Birkaç ay sonra, livata suçlamasıyla yeniden peşine düşülecek, Kuala Lumpur'daki Türk Büyükelçiliği'ne sığındığı haberi manşetlerden verilecekti...

Muhalefet Batı'nın Gözdesi

Kuala Lumpur'da Pan Islamist parti merkezine gittiğim gün, aynı zamanda Enver İbrahim'in siyasi yasağının bittiği gündü. Yerli ve yabancı gazeteciler villanın bahçesinde bekleşiyorlardı. O gün, Enver İbrahim ve muhalefetteki diğer iki parti, "ortak platform"da birleştiklerini açıklayacaktı. Bu çok önemli bir gündü...

Yabancı basın mensuplarının fikirlerini almak için uzunca bir uğraş vermiş ama sonuç alamamıştım. Associated Press muhabiri genç hanım, görüş bildiremeyeceğini kaba bir şekilde anlatmış; uzanan mikrofonumuza kafasını çevirmişti.
Time dergisi muhabiri bir Malezyalıydı.

Muhalefet cephesiyle ilgili şöyle konuşacaktı:

"Üç ana muhalefet partisinin lideri yukarıda nasıl koalisyon oluşturabileceklerini tartışıyorlar. Biri Enver İbrahim'in partisi, liberal bir parti; diğeri İslamcı parti. Üçüncüsü ise Demokrat Parti. O da Çinli azınlıkların desteklediği bir parti. Bir araya gelip daha işlevsel bir muhalefet oluşturma çabası içindeler."

Batılı rüzgarlar muhalefeti desteklemekteydi... Ayrıca Batılı kraliyet aileleriyle, dolayısıyla küresel politika merkezleriyle yakın ilişkili olan Malezya kralı da yüzünü muhalefete çevirmekteydi...
2007'de, kral ve Kraliçe Nur Zaire, dünyanın diğer kral ve kraliçeleriyle, bağımsızlığın 50. yılını kutlamışlardı... Havaalanında metrelerce uzayan fotoğrafta, kral ve kraliçe, dünya kraliyet aileleriyle çevrelenmiş halde en önde oturmaktaydılar. Kraliçe Nur Zaire, dünya üzerindeki başörtülü tek kraliçeydi. Geçmiş yüzyıla aitmiş gibi duran bir fotoğraftı bu. İşin gerçeği, George Bush'tan İngiltere kraliyet ailesine kadar tüm Batılı liderler ve asiller, Malezya Krallığı'na özel bir ilgi duymaktaydı...

Bağımsızlığın 40. yılı olan, 1997'de, Malezya bir krizle sallanmıştı... 20 yıl iktidar koltuğunda oturan Başbakan Mahatir Muhammed'in "IMF'ye hayır!" politikasının, krizde etkili olduğu sözleri ortalığa yayılmıştı.

"IMF Bir Tuzaktır!"

O dönemde finanstan sorumlu başbakan yardımcısı olan Enver İbrahim'e sordum:

"O dönemde siz maliyeden sorumluydunuz. Para fonu, IMF'yle ilişkiler nasıldı? Bu kurumla ilgili düşünceleriniz ne?"
"IMF tam bir tuzaktı. Bir ülkenin büyük mali sorunları varsa ve başvuracak başka hiç kimsesi yoksa IMF'ye gider. Ama IMF operasyonu Malezya'da çok zarara yol açtı... Malezya'yı hiç anlamadılar. Mesela Endonezya'da da büyük yanlışlar yaptılar. Hem ülke çok kötü yönetiliyor; hem de küresel sermaye vara yoğa el koyuyordu. Büyük çaplı bir yolsuzluk hakimdi. IMF yardım için gelmişti ama daha fazla sorun yaratıp gitti..."

"Onlar doğal olarak kendi çıkarları doğrultusunda çalışıyorlar" diyorum.
"Doğrudur!" diye yanıtlıyor.
Kuala Lumpur Üniversitesi profesörü Sadiye, krizin altını çiziyordu.
"Zorluklar 199719984deki krizle derinleşti..."

Renkli başörtüsünü çenesinin altından bir daha bağlarken hızlı hızlı konuşuyor:

"Pek çok uzman bunu, spekülatörlerin hatasına bağladı. Ancak krizin nedenini araştıran birçok ekonomist için bankacılık sistemi, kurumsal yönetim, dış borçlar, krizin nedeniydi. Malezya'yı başka ülkelerle mukayese edersek, mesela Endonezya ve Tayland'da dış borçlar çok daha fazlaydı. Biz krizi daha çabuk atlattık, daha az zarar gördük."

Spekülatörler, zaten bankacılık sisteminin kılcal damarlarındaydılar...
Malezya, Asya krizi sırasında, sermaye hareketi kontrolü getirmişti. IMF yardımını reddetmiş, krizi bu yüzden daha az zarar görerek atlatmıştı. Ama ardından bununla taban tabana zıt bir karar alıp, yabancı sermayeyi ülkeye davet edecekti Malezya.
Yabancı sermaye Malezya'ya uçarak geldi. Bu ülke çok büyük zenginliklerin beşiğiydi. Dünyada kalay üretiminde birinciydi. Karbonhidrat yatakları genişti. Zengin petrol yataklarına doğalgaz kaynaklarına sahipti. Bakırı ve uranyumu vardı. Tropik kerestenin en kalitelisi buradaydı. Kauçuk ve palmiye yağında yine önde gitmekteydi...
Malezya zengindi ve tıpkı 15. yüzyılda olduğu gibi küresel sermayenin ağzım sulandırıyordu...

Malezya'nın Zenginleri

Yabancı sermayeyle işbirliği yapanlar, şehrin dışındaki villalarda konforlu bir yaşam sürmekteydiler...
Peki ya halk? Diğer bölge ülkeleriyle kıyaslandığında fakirlik daha azdı... Kuala Lumpur'da aylık ortalama ücret 2,500 ringgiti, yani 850 dolar civarmdaydı...

Malaylar, Çin ve Hint kökenli Malezyalılar arasmda en çok kazanan Çinlilerdi. Hintliler 300400 dolar arası en düşük ücretle çalışanlardı... Müslüman Malaylar ise ayrıcalıklı konumdaydılar, vergiden de muaftılar.
Kuala Lumpur Hali'nde dolaşırken şoförümüz Azmi bizi yalnız bırakmıyor. Toplumun orta sınıfının ortalama ayda 300400 dolarla geçindiğini söylüyor...

Rengarenk, kurutulmuş balık tezgahlarının önünden geçerken, "Bu parayla aile geçindirilebilir mi?" diye soruyorum. Azmi "Bu para dört kişilik bir aile için yeterli" diyor.
Genellikle kendi evleri olduğunu söylüyor. Malaylar devlet korumasında ve evleri devlet onlara veriyor.
Yine de sebze halinde en ucuz alışverişi yapabilmek için çırpınan bir grup insan göze çarpıyor.

Anlı şanlı zenginlerine gelince, Malezya'nın zenginleri tüm Asya'ya damga vuruyor.
Malezya'da elit bir grup, devlet eliyle yaratılmıştı. Her yönetim, yıllar içinde kendine bağlı holding, finansör, işadamı yaratmıştı. Çin asıllı Robert Kuok, 4 milyar dolar civarındaki servetini emlak satışı ve otelcilikle sağlamıştı. Sık sık Türkiye'nin güney sahillerinde mega yatlarla dolaşan Ananda Krishnan, Hint asıllıydı. Televizyon kanalları ve telecom şirketleriyle parayı kapmıştı. Eskiden pirinç tüccarı olan, şimdi dev konteyner limanı işletmecisi Seyid Muhtar elBukhari, inşaat sektöründe yer alan Francis Yeoh gibi şahısların milyar dolara yakın kişisel servetleri vardı.

Onlar pek göz önünde olmazlardı. Dünyanın her yanında işleri, malikaneleri ve daha neler neleri vardı... Onlara bağlı üst düzey şirket yöneticilerini Darül İhsan Golf Kulübü'nde görebilirdiniz. Miami'de gibi yaşıyorlardı... Milyon dolarlık yatları, petrol işinde paylan, limanları ve havaalanları vardı. Hanımları genellikle yabancıydı.
Malezya Ulusal Kadın Konseyi Başkanı Zahara Alataş'Ia Malezya'nın zenginlerini konuşuyoruz.
"Bu zenginlerden birinin hikayesi iyi bir örnektir," diyor, "1970'lerde hükümet içinde yer alan biridir bu. Kayıtlara göre, o yıllarda, öyle varlıklı biri değildir. Adı Mustafa Kemal Abubakar. Bugün 350 milyon doları var".
"Bunu nasıl becerdi dersiniz?" diye soruyorum.

Duvarda asılı duran bir yıl önce ölmüş muhalif bir yazar olan eşinin fotoğrafına bakıyor:

"Kocam gibi adamlar, ilişkilerinde çıkarları değil fikirleri öne çıkarırlardı. Onlar, idealist, toplumcu insanlardı. Bir de onların tam zıddı olanlar vardır. Doğru zamanda doğru ilişkiler kurmakla övünürler. Her devrin adamıdırlar. Herkesin şarkısını söylerler. Bu sayede de devlet iflalelerini kaparlar. Rüşvet alır verirler. Yolsuzluk en doğal olandır. Bu sayede yükselirler ve bu sayede zengin olurlar."

Zahara Hanım'ın anlattığı ikinci tip adamlar, bütün bölgeyi kasıp kavuran, her geçen gün servetlerine servet katanlardı.

Ortaklan Batılı işadamlarıydi. Madalyonun öbür tarafında zenginlikleri alınteriyle üretenler ve her geçen gün yoksulluk batağına gömülenler vardı.

Proton'da Çalışan Abdülhalim Usta

Bazıları ünlü Proton otomobil fabrikasında çalışırlardı... Bu ünlü araba fabrikasına ben de gittim. Göz kamaştırıcı büyüklükteki tesiste, mihmandar üretimle ilgili bilgiler verirken, ben Abdülhalim'in kabloları bağlayan hünerli ellerini izliyorum. Mihmandarı geride bırakıp "Abdülhalim ne kadar zamandır burada çalışıyorsun?" diye soruyorum, "18 yıldır!" diyor.
O, arabalara motoru yerleştiriyor ve ayda 2 bin ringgit kazanıyor. 2 bin ringgit, 800 dolar civarında bir para ediyor... Bu, Abdülhalim gibi kıdemli bir işçinin aldığı aylık miktar. Mihmandar işçilerle konuşmamdan rahatsız, beni bir sonraki bölüme götürmeye çalışırken, sabah paydosu için bir masanın etrafında oturan işçilerin yanma ilişiyorum.

Kimisi kıdemli, kimisi sadece birkaç aydır burada. 500600 ringgit civarında maaş alıyorlar. Yani 200250 dolar:.. Ev kirasını bile denkleştiremiyorlar.
En genç işçilerden biri, fabrikaya 20 km uzaktaki köyünden geldiğini söylüyor. Ev kirası olarak 450 ringgit veriyor... Yani eline 100150 ringgit kalıyor. Bununla yaşamak mümkün değil, sadece yaşar gibi yapıyor!

İnternet Muhalifi: Rocky

Malezya'da sınıfsal uçurum ve siyasi baskılar muhalif aydınları değişik alanlarda bir araya getiriyordu. Muhalefeti oluşturan yelpazede, internet blogları özel bir yer tutuyordu...

Internet siteleriyle muhalefet örgütleyen gazetecilerin önemli bir baskı grubu oluşturduğunu, daha Malezya'ya gitmeden öğrenmiştim. Rocky lakaplı bir gazeteciyle temasa geçmiştim. Beni haftalık toplantılarına davet etmişti. O gün eski Başbakan Mahatir Muhammed'in kızı da oradaydı... Web sitesine giriş yapanların 1 milyona ulaşması kutlanacaktı... Marina Mahatir, tek mumlu pastasını keserken kameramıza dönerek "Biz Malezya bağımsız olmalıdır, diyoruz. Bağımsız olduğumuz sürece, değerlerimizi paylaşan kim olursa olsun onlarla müttefik olabiliriz. Ama köleliğe hayır!" diye bağırdı.
Diğerleri alkışladı. Büyük, bahçeli bir villada toplanmışlardı. Pipolarını tüttüren, sokakta gördüklerimizden çok daha farklı tipte ve kıyafette bir grup insan hararetle sohbet ediyordu. Mutfak tarafında ve iç odalarda da açık bilgisayarlar önünde tartışan, konuşan, çoğu işsiz gazeteciler vardı...

Marina, kutlama bittiğinde Malezya'daki siyasi hayatı anlattı:

"Geçen dört yıl içerisinde değerlerimizde değişiklik oldu. Yeni hükümetle beraber, bağımsızlığımıza set vuruldu. Her geçen gün, biraz daha Batı'ya bağlanıyoruz. Dışişlerimiz darmadağınık. Ülkeyi ilgilendiren herhangi bir konuda nerede durduğumuzu kimse bilmiyor."

Marina'nın babası 2004'te emekliye ayrılmış, yerine bir bürokratı bırakmıştı. Abdullah Badavi dört yıldır iktidardaydı... Yasaklı gazeteci "Rocky" lakaplı Ahirüddin, Malezya'nın en ünlü internet sitelerinden birinin başındaydı.
Omuzlarına inen gür, dalgalı saçları ve iriyarı bedeniyle, Kızılderili şeflerini andırıyordu. "Başbakan Badavi, Barisa National'ın başında" diyordu, "bu parti, son 40 yıldır Malezya'yı yöneten parti. Son 40 yıldır, istedikleri her kanunu parlamentodan geçirebiliyorlardı. Ama artık yapamıyorlar. Geçen aydan bu yana yani".
2008 ilkbaharında yapılan seçim sonucunda muhalefet hızlı bir çıkışta olduğunu ispatlamıştı. Seçimlerde, Malezya'yı 40 yıldır yöneten parti galip çıkmıştı yine ama muhalefetin oyları da hatırı sayılır derecede artmıştı.

Rocky, Malezya'yı büyük bir değişimin beklediğini söylüyordu:

"Badavi yönetimindeki Birleşik Malay Ulusal Partisi, onlarca yıl bu federasyonu yönetti. İçinde farklı etnik grupları, ırkları barındıran bu ülke, sorunlara her zaman açıktır. Düşünün biz burada Malaylar, Çinliler, Hintliler olarak bir arada yaşıyoruz. Her grup, elindekinden daha fazlasını istiyor. Sonunda ülkede en az nüfusu olan ve en az gelire sahip grup, isyan edip sokaklara döküldü. Bir siyasi kriz patladı."

Malezya'nın sorunları çoktu. Çeşitli internet sitelerini yönlendiren gazetecileri sorunları tartışırken orada bıraktık... Gündem oluşturuyor, muhalefeti ve iktidarı sorguluyorlardı...

"Yumuşak" İslam!

Amerika'nın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke'un sözlerini hatırlatanlar da onlar oldu. Dış Politika Konseyi'nin (CFR) önemli isimlerinden biri olan Holbrook, Müslüman ülkelerde "Batı tarzı bir İslami çizginin yayılması gerektiğini" ifade etmişti, iki ülkeyi örnek göstermişti: Türkiye ile Malezya.

Malezya'dan söz ederken, ılımlı islam'ı taşıyacak adam olarak Enver İbrahim'i işaret etmişti.

Enver İbrahim'e sordum:

"Malezya modeli Türkiye'de çok tartışıldı... Nedir bu Malezya modeli?"

Gülümseyerek, "Bu tartışmalardan haberim var" demişti, "bu konu, Holbrooke'un sözleriyle başladı. Onun açıklamasında benim adım da vardı. Bence çok yanlış bir örneklemeydi. Türkiye ve Malezya, birbirinden çok farklı iki ülke. Tarihi, toplumu ve kültürü çok farklı. Türkiye'ye geldiğim zaman bu farkları görüyorum. Biz demokratik bir ülke bile değiliz. Seçimlerimiz özgürce yapılmıyor, basın özgürlüğümüz hiç yok. Bunları Türkiye'yle nasıl kıyaslarız?".

Malezya, İngiliz sömürgesi oluşunun derin yaralarını taşıyan bir ülkeydi. Türkiye hiç sömürge olmamıştı...
Malezya geçmişte de, bugün de krallarla yönetiliyordu... Demokrasi deneyimi son derece kısıtlıydı. Ağzını fazla açan en hafifinden yasaklanırdı...

Mart 2008'de gerçekleşen Malezya seçimlerinde, sömürgecilik mirasının yaralan bir kez daha ortaya çıkmıştı... Badavi'nin başkanlığındaki ulusal cephe, 40 yıl sonra ilk kez ulusal meclisteki üçte iki çoğunluğunu kaybetti.
Başbakan Abdullah Ahmad Badavi'nin siyasi geleceği birden belirsizliğe düşmüştü. Muhalefet partileri, Demokratik Eylem Partisi, Halkın Adaleti Partisi ve Pan İslami Parti koalisyonu milletvekili sayısını dörde katlayarak mecliste toplam 82 koltuk kazanmıştı...
Rocky lakaplı gazeteci Ahiruddin, siyasi tsunamiyi şöyle anlatmıştı.

"Son genel seçimlerde 'siyasi tsunami' dedikleri şeyi yaşadık. Çok büyük bir dalga geldi ve siyasi manzara aniden değişti. O büyük siyasi parti hala yerinde duruyor ve ülkeye hükmediyor. Ama parlamentoda bir şey yapabilecek gücünü artık yitirdi."
Altı yıl hücre hapsinde kalan eski Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim, hem Batı'nın hem de kralın desteğiyle yeni bir dönemin kapısını açacak gibi görünüyordu.

Politik söyleminde, harkın bıktığı yoksulluk ve yolsuzlukları öne çıkarıyordu.
Halk, siyasetçilere hiç güvenmediği halde, Enver İbrahim'in mağduriyeti Malezyalıların sempatisini kazanıyordu.

"Buma Putra: Toprağın Çocuğu"

ingiliz sömürge döneminde, bu topraklara köle olarak getirilen ya da göçmen olarak gelen Çinli ve Hintliler, artık Malezya halkının unsurları arasındalar. Bir de Malaylar, yani tüm bölgenin asıl unsuru var... Malay olmak demek, Müslüman olmak demek. Bumi Putra, yani bu toprağm çocuğu olmak demek. "Pozitif ayrıma tabi tutulmak" demek. Vergi ödememek, çocuk yardımı almak, devletle ilişkilerde ayrıcalıklı olmak demek...

Malezya, kelime anlamı olarak Malayların ülkesi demek... 1957 yılında bağımsızlığına kavuşan bu ülkede, "toprağm çocukları", nüfusun sadece yüzde 60'nı oluşturuyor. Bu durum, adalar bölgesine ingilizlerin verdiği hediye.

Bu hediye, ingiliz sömürge tarihinin bir özetiydi, iki kelimeyle formülleşmişti:

"Böl ve yönet!"

Egemenlik tüm dünyada İngiltere'den Amerika'ya geçerken, 1950'lerde, başkaldıran sömürgelerinde ingilizler aynı metodu uyguladılar. Halkları etnik kökene göre sınıflayıp ayırdılar. Malezya ve tüm Uzak Asya'da çatışmanın temelini attılar.
1948 yılında, Malaya Federasyonu, İngiliz kontrolündeki sultanlar eliyle kuruldu. Çin ve Hint asıllı azınlıklar artık Malaya vatandaşıydılar. Sınırlar günümüze gelene dek defalarca değişecekti...
Malaylar Çinlilerden, Hintliler Malaylardan, Çinliler Hintlilerden hazzetmeyecekti...

Enver İbrahim tarihi şöyle anlatmıştı:

"Bu bölgede bir zamanlar birkaç güçlü sultanlık vardı. Sonra bunlar birçok küçük sultanlığa bölündü, ingiliz eliyle hepsi sömürgeleştirildi... Sonra her biri küçük beyliklere ve daha küçük sultanlıklara bölündü. Sonunda buradaki bağımsızlık hareketi gelişti ve ingilizlerle uzlaşıldı. Sultanlıklar da bağımsızlık sürecinde yer aldı. Yeni demokratik Malezya böyle kuruldu. Sultanların dini, kültürü ve gelenekleri koruyan kanunlarını kabul ettik. Her beş yılda bir, tüm ülkeyi yönetecek sultanı seçmek üzere bir anlaşma yapıldı."

Uzak Asya adaları krallığı İngiliz eliyle böyle kurulmuştu. Bu yapay birlik, çok geçmeden çatlamaya başlayacaktı. Müslüman Malaylar, giderek yoksullaşıyor; ticarete yatkın, çalışkan Çin ve Hint asıllılar ise servetin çoğunluğuna hakim oluyorlardı. Nüfusun yüzde 60'ı olan Malaylar, milli servetin sadece yüzde 3 kadarına sahipti. Eğitimsizdiler ve kent dışına itilmişlerdi. 1971 yılında sokağa döküleceklerdi... Bu ayaklanma sonrası, kanunlar değiştirilecek, Malaylara ayrıcalıklar verilecekti.
Böylece Malezya, dünyada, anayasa ve kanunlarında ırk ayırımına yer veren tek ülke oldu.

Kocası da bir "Bumi Putra" olan, Hint kökenli Zahara Alatas açıklıyordu:

"Bumi Putra olmanız için Malay olmanız gerek. Sadece Malay kanı bu toprağın çocuğu olduğunuzu gösterir. Birçok ayrıcalıkları vardır. Mesela, Bumi Putra'lar vergiden muaftır!"

Sadece vergiden muaf değillerdi. Şirketlerde ve okullarda kotaları vardı. Devlet ihalelerinde öncelikliydiler... Ama ülkedeki büyük otellerin, restoranların, dükkanların çoğunluğu hala Çinlilere aitti.

Zahara anlatmaya devam ediyordu:

"Malaylar imtiyazlarını değişik şekillerde kullanıyorlar. Devlet ihalelerinde öncelikleri var. Önce ihaleyi alıyor, sonra yüksek komisyonlarla ihaleyi Çinlilere devrediyorlar. Yani devletle anlaşmayı Malaylar yapıyor. Çinlilere devrediyorlar çünkü onların ticaretle araları iyi değil!"

Zahara, Malaylara verilen ayrıcalıkların, bugünkü siyasal krizi tetiklediğini söylüyordu.
"Belli bir etnik grup imtiyazlı durumda. Oysa herkes eşit hak sahibi olmalı! Bir zamanlar Malaylara. bu destek belki gerekliydi. Ama şimdi, 50 yıl geçtikten sonra, hala imtiyazlı olmaları kabul edilebilir bir şey değil. Artık Malayların büyük çoğunluğu yüksek eğitimli, varlıklı ama hala imtiyazları var..."

"Büyük çoğunluk" sözü üzerinde düşünülmeliydi. Malezya'da da kural bozulmuyordu. Tüm ayrıcalıklara rağmen Malay, Hintli ve Çinli her kesimden yoksul vardı ve onların yaşamları birbirinin aynıydı. Aslında yoksullar aynı "toprağm çocukları"ydı... Fakir mahallelerde ister Çin, ister Hint kökenli ya da Malay olsun, herkes ayrı gayrı olmadan yaşayıp gidiyordu. Etnik grupların mücadelesi gibi gösterilen çekişme, varlıklı sınıf içindeydi. Esas mesele pay kapma davasıydı!

Din Siyaseti

1980'lerde Mahattir Muhammed'in liderliğinde Malezya, yeni bir etkinin altına girecekti. Modernizasyon adı altında din siyasileştirilecekti.
Programm iki hedefi vardı.

Bir:

İslam'a kamu yaşamında yeni bir egemenlik sağlamak. İslami değerleri ve İçimliği vurgulayıp, İslam'a dayalı kurumlar oluşturmak ve Müslüman dünyayla yeni bağlantılar kurmak.

İki:

1970'lerde başlayan "pozitif ayrımcılık" ilkesini uygulamaya devam ederek, Müslüman Malaylara, hükümette, eğitimde ve bürokraside ayrıcalıklı pozisyonlar sağlamak. Bu dönemin parlak ismi, Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim'di. 1998'de Amerikalılar tarafından "yılın Asyalısı" seçilmiş, aynı yıl hücre hapsine mahkum edilmişti!

Yaşamını karartan mahkumiyeti şöyle anlatıyordu:

"Diktatörlükle yönetiliyorsanız ve demokrasi yoksa, mahkemeleriniz bağımsız değilse, sizi sürükleyip götürebilirler. Hapse atıldığım zaman doğru düzgün hiçbir suçlama yoktu, suçlama sürekli değişiyordu. İddianame hazırlanmamıştı."
"Neyle suçladılar?" diye soruyorum.
"Ülkeye ihanetle suçladılar. Yurtdışında 1 milyar doların var dediler. Ortada aleyhime açılmış bir dava bile yoktu. Bir diktatörümüz vardı. Ne yapabilirdim, nasıl karşı çıkacaktım?"
"Altı yıl ceza aldınız..."
"Evet altı yıl hücre hapsi. Vatana ihanet, yolsuzluk, seks suçu, ne varsa hepsiyle beni suçladılar, her mahkemeye çıktığımızda da suçlamayı değiştirdiler."
Hapisten çıktıktan sonra siyasi yasağı devam etmişti. Bu süreç içinde Enver İbrahim, Amerika'nın Ortadoğu ve Uzak Asya politikasının oluşturulduğu George Town Üniversitesi'nde dersler vermişti.

Malezya'da bir kesim tarafından tapılıyor, bir kesim onu aşırı Batıcı olmakla suçluyordu. Kendisi hakkındaki farklı görüşleri şöyle özetliyordu:

"Müslüman ülkelerle bağlantılarım yüzünden 'aşırı İslamcı' diyorlar. Çinlilerle ilişkilerim iyi diye Çinlilerin ajanı olduğumu söylüyorlar. Amerikalılarla ilişkiler yüzünden de 'Amerikancı' diye etiketliyorlar. Ben bu gibi şeylere kulaklarımı tıkarım. Her yerle ilişkiliyim ben. Malezya gibi bir ülkenin herkese savaş açarak hem siyasi hem de ekonomik anlamda ayakta kalması mümkün değil. Amerikalılarla da ilişki kurarsınız, Çinlilerle de. Onlarla aynı fikri paylaşmayabilirsiniz. Bakın, Malezya, Irak'taki savaş ve Filistin meselesinde Amerikan politikalarının karşısında yer aldı. Ama Amerikalıların yaptığı her şeye karşı olmamız gerekmiyor..."

Altı yıl süren hapis yılları ona siyasi bir mükafat getirecek gibi görünüyordu. Malaylar mağdur olmuş bir lideri ödüllendireceğe benziyorlar.

En azından gazeteci Rocky öyle diyordu:

"Bence Enver İbrahim'in dönüşü muhteşem olacak. Daha önce iktidar partisindeydi. Şimdi siyasete dönecek ve muhalefet lideri olacak. Muhalefet grupları içinde yüzde yüz desteklenmiyor. Mesela PAS, yani İslamcı Parti, Enver İbrahim'e şüpheyle yaklaşıyor. Ama göreceksiniz, o geleceğin lideri olacak. Hiç şüphem yok!"

Artan enflasyon, yoksul halkı iktidara karşı cepheleştiriyordu. Enver İbrahim'in halkçı söylemleri yoksul sınıflarda yankılanıyordu.
Her demecinde yoksul halkın sorunlarına değiniyor ekonomik refah vaat ediyordu...

Malezya'da yoksul halkın aile dayanışmasıyla ayakta durabildiğini söylüyor, birkaç dakika sonra Malezya'nın bölgenin en zengin ülkelerinden biri olduğunu anlatıyordu:

"Petrolden yılda 30 milyon dolar kazanıyoruz. Zengin bir ülkeyiz. Ama hırsızların ortadan kaldırılması gerek!"

Söylemleri halktan destek alıyordu... Kadın örgütlerinden laiklik savunucusu avukatlara, yoksullardan liberal zenginlere kadar birçok kesim tarafından destekleniyordu.

Ve Kadınlar!

Enver İbrahim'in liderliğini yaptığı platformun şemsiyesi altında yer alan Demokrasi Partisi'ni destekleyen Zahara Alataş, "Ekonomik sorunlar kadar kimlik sorunumuz da var!" diyordu... "Başörtüsü konusu burada büyük gerilime neden oluyor. Malezya'da kadınlar bir süreden beri Suudi tarzında baş örtüyor Bu 2530 yıl önce başladı. Maalesef artık geleneksel giysilerimizi giymiyoruz."
"Geleneksel giysileriniz nasıldı?" diye soruyorum.

Üzerindeki uzun kollu parlak yeşil elbiseyi gösteriyor:

"İşte bizim geleneksel giysimiz. Malezya'da böyle giyinilirdi. Hindistan'daki gibi, sadece şal kullanırdık. Transparan, süslü yakalar kullanırdık. Birden Suudi tarzı buraya yerleştirildi."

"Bu değişim nasıl oldu?" diye soruyorum.
"Yönetim belli ellere geçti. Kadınlar çalışma hayatından geri çekildi. Önce kadınlar değiştirildi. Kadın kanunen de ikinci sınıf hale getirildi. Bırakın çalışma hayatını, evden çıkarken bile kocasından izin alması zorunluluğu konuldu. Değişik bir tarz örtünme getirildi. Ev kadını olmak teşvik edildi. Eskiden bizim geleneğimizde bunlar yoktu! Bu adetler Ortadoğu'dan getirildi. Suudilerden geldi. Sorun da bu işte..."

Ve Terör!

Malezya bu tartışmalarla sarsılırken Malakka Boğazı'nda bir şeyler oluyordu.
Doğu ticaretini Batı'ya taşıyan Malakka Boğazı, birden terörle sarsılmaya başlayacaktı... Boğazdan geçen bütün gemiler Cemaatül İslam, Moro İslam Özgürlük Cephesi ve Abu Sayyaf grubu gibi terörist örgütlerin tehdidiyle karşılaşır oldu... Örgütlerin arkasında Suudi sermayesinin olduğu, söz konusu örgütlerin yönetici kadrolarının Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nde eğitim gördüğü resmi kayıtlara geçti.

Batı, Malezya'yı dünya ticaretine engel olmakla suçluyordu... Malezya, enerji güzergahlarını tehlike altına sokabilecek terör gruplarıyla yeterince mücadele edemiyordu!

Enver İbrahim, terör olayları ve Malezya'daki cepheleşme karşısındaki tutumunu şöyle anlatıyordu:

"insanlar arasında ayrım gözetiliyor. Bence asıl önemli olan, ayrımcı söylemlerden uzak durmak. Şimdi de dinci-laik karşıtlığı başlatıldı. Ben ne tam laik biriyim, ne de aşırı dinciyim. İkisinin ortasında 'ılımlı' bir politikacıyım, insanların kendi değerlerine kendilerinin sahip çıkmasını isterim. Demokrasi isterim. Ben liberalim ve herkesin tavrına saygı gösteririm."

Milli Kadın Konseyi Başkanı Zahara Alatas'a, Enver İbrahim'in söylemlerini aktarıyorum. Şöyle yanıtlıyor:

"Dini kullanmak Batı'nın işine geliyor. Çünkü halkları bu şekilde çok daha kolay denetimleri altında tutabiliyorlar. Önce mallarını gönderiyorlar, ardından kültürlerini. Wolfowitz'i gönderiyorlar. Sonunda Amerika, Malezya'daki tüm siyasi hayatı ve karakterleri denetimi altına alıyor..."

Uzak Asya'nın orkideler diyarı... Petrolün, elmasın, kalayın uranyumun ana yatağı... Malezya, Asya'nın kaplanı!
Dünyanın yıllık petrol gereksiniminin yarısının geçtiği Malakka Boğazı... Dünya ticaretinin dörtte birine geçit veriyor! Batı için hayati önemdeki bu boğaz, kolay kontrol edilebilir olmalı!
Kırk yıl sonra, Malezya'da değişim rüzgarları esiyor... Muhalefet ilk kez meclis koltuklarının üçte birine oturuyor... Yeni siyasi liderler arenaya çıkıyor...

2008 yazında bir kez daha livatayla suçlanan ve güvenliğinin tehlikede olduğu gerekçesiyle Kuala Lumpur'daki Türk Büyükelçiliği'ne sığınan Enver İbrahim, 26 Ağustos 2008'de halkın büyük desteğiyle milletvekili adaylığına seçildi. Rocky, haklı çıkacak gibiydi...

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir