Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kosova Açık Yara!

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Kosova Açık Yara!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:34

Kosova Açık Yara!

Şubat 2008 Yolculuğu?


Ne tuhaf değil mi? Bir zamanlar Yugoslavya diye bir ülke vardı. Kosova ayrılan son parça mı bilinmez ama en son bağımsız ilan edilen o.

Yugoslavya, 80Tİ yıllarda başlayan etnik milliyetçiliğe dayalı akımlar sonucu parçalara ayrıldı. Yıllarca kardeş kardeş yaşayan Yugoslav halkı, Boşnak, Hırvat, Arnavut milliyetçi örgütlerin rüzgarında birbirinden nefret eder hale geldi. Bu örgütler Batı'dan gelen büyük meblağlarla desteklendi... İşte "demokrasi projesi" buydu... Koca Yugoslavya, yedi parçaya bölünmüş, kan gölüne dönmüştü.

Her bir parça yabancıların denetimine verildi. Eski Yugoslavya'dan ayrılan devletlerde, siyaset Avrupa Birliği tarafından belirleniyor; bu devletlerin savunmaları NATO tarafından yapılıyor.

Ülke statüsü olmayan Kosova, şimdi bağımsızlık istiyor. Amerika ve AB destekli "şartlı bağımsızlık" istemi, Avrupa'da bağımsız devlet isteyen ayrılıkçı hareketlere güç veriyor.

Kosova 1999'dan beri bir kaosu yaşıyor. Sırp ve Türk azınlık nefes alamıyor. Arnavutlaştırma ve Katolikleştirme tüm hızıyla sürüyor.
Kosova, Avrupa'nın ortasında açılmış bir yara! Sekiz yıldır kanıyor. .. Kosova, sınırlar arasında yaşıyor... Gören gözlere ders olsun!

Iber'in İki Yanı

Soğuk bir kış sabahı. Bir zamanlar Yugoslavya denen ülkenin özerk bölgesi Kosova'nın kuzeyindeyiz. Kosova'yı ikiye bölen sınır çizgisindeyiz. Yugoslavya yediye bölünür de Kosova tek parça kalır mı! Etnik bölücülük neredeyse mahalleler arasında sınırlar çiziyor.

Mitrovitza'nın kuzeyi Sırbistan. Kuzeyde yer alan mahallelerde Kosovalı Sırplar yaşıyor. Güney mahalleler Arnavut. Arada sınır oluşturan Iber Irmağı üzerindeki köprüde yürüyoruz. Önümde iki çocuğunu çekiştirerek Sırp tarafına geçen bir anne... Soluğu havaya büyük buharlar yayıyor.

Sınırda NATO askerleri. Kosovalı Arnavutları, Kosovalı Suplardan ayırıyorlar. Sınırı geçerken İber Irmağı usulca fısıldıyor. Osmanlı yönetimini, Sırp Krallığı'nı, Sosyalist Yugoslavya'yı ve NATO bombardımanını anlatıyor... "Bir zamanlar kardeşçe yaşayan halkların birbirini katlettiğine şahidim" diyor.

Köprünün her iki yanında kaybedilenler için anıtlar dikili... Ve o gün Kosova'nın içinden geçen sınırın Sırp tarafında, halk yine meydana birikmişti...
Sesler sınıra kadar geliyor.

Platformun üzerindeki adam mikrofondan haykırıyor:

"Kosova'nın bağımsızlığı isteniyor. Karşılığında Sırbistan AB'ye alınacakmış! Biz Avrupa Birliği'ne girmek istemiyoruz!"

Yugoslavya parçalara bölünürken, Sırp, Hırvat, Arnavut milliyetçiler satranç tahtasına çıkmışlardı. Sonunda bir katliam gerçek-leşmiş, böylece NATO bölgeye müdahale etmişti. Bombardıman 2,5 ay sürmüştü. Sırp çeteler bölgeden çıkarılmış, ardından Kosova, Birleşmiş MüTetler'in yönetimine bırakılmıştı.
Kosova'nın Sırp bölgesinde, kalabalık meydanı geride bırakıp, sosyal demokrat politikacı Oliver ivanovic'i bürosuna gidiyorum.
"Şimdi biz nerdeyiz?" diyorum. Şaşkın, yüzüme bakıyor, sonra anlıyor.
"Şimdi Kosova'nın kuzeyindeki Mitrovitza kasabasının kuzeyinde yer alan Sırp bölgesindesiniz. Kosova'da yaşayan tüm Sırp nüfus buraya toplanmış durumda, artık sadece bu bölgede yaşıyorlar. Daha önce Kosova'nın birçok bölgesinde yerleşiktik. Burada 21 bin Sırp var. Kuzeyin diğer taraflarında da toplam 30 bin nüfus olduğu tahmin ediliyor."

"Şartlı Bağımsızlık"

Kosova'nın çeşitli kent ve köylerindeki Sırplar, Mitrovitza'nın ortasından geçen sınırın kuzeyine toplanmışlardı. Kosova için çözüm, Batılı devletlerin eline bırakılmıştı.
Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Ahtisaari, Kosova'da çözüm için görevlendirilmişti.

Ahtisaari'nin Kosova için önerdiği planı rehberimiz gazeteci Birol Urcan şöyle özetlemişti:

"Ahtisaari planının önerisi, 'şartlı bağımsızlık'tı.

Şartlı bağımsızlıktan şu anlaşılmalıydı:

Kosova uluslararası camianın kontrolü altında olacak! Ama bağımsız devlet statüsü alacak."
Kosova yönetimi başkanı, eski Arnavut gerilla lideri Haşim Taci'nin yardımcısı ve yakın arkadaşı Enver Hocay Priştine'de Türk düşmanı İskender Beg heykeli önünde bize "şartlı bağımsızlık"tan söz ediyordu.
"Şartlı bağımsızlığın tadını çıkaran bir ülke olacağız. Uluslararası toplumun gözetimi altında bağımsız olacağız. Bence, bu bir çelişki değil. Önemli olan, devlet kurumlarımızın, topraklarımızın ve sınırlarımızın daha belirli hale gelmesi. Gelecekte gerçek bağımsızlığımıza da kavuşacağız..."

Kosovalı Arnavutlar, en büyük desteği Amerika'dan ve Avrupa Birliği'nin çekirdek ülkelerinden alıyorlardı.
Sırbistan ve Rusya, Kosova'nın bağımsızlığının uluslararası hukukun ihlali olduğunu söylüyordu. Bosna ve Karadağ, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, ispanya ve Romanya, "Kosova'nın bağımsızlığına hayır!" diyordu.
Kosova'ya verilecek bağımsızlık, Gürcistan'da Abhazların ve Osetlerin; İspanya'da Karalan ve Baskların; Romanya'da Macarların; Bosna'da Sırpların bağımsızlığına onay vermek anlamı taşıyacaktı.

Ahtisaari planına göre bir oldubitti yapılmalıydı. BM görevleri AB'ye devredilmeli, Kosova yönetimi Avrupa Birliği'ne geçmeliydi. Kosovalı Arnavutlar umutluydu...
Birol, "Sırplar kabul etmeyecekler ama yapacakları pek bir şey olduğunu sanmıyorum" diyordu. "Eğer AB, bu öneriyi desteklerse ki destekliyor, Sırplara pek bir çıkar yol kalmıyor. Sırplar, bu nedenle birdenbire AB düşmanı kesildiler. Önceleri de Amerika düşmanıydılar."

BM Kalkınma Örgütü ve Azınlıklar

Kosova'yı yöneten aslmda Amerikan Büyükelçiliği'dir. Ardından AB kurumları gelir. Bunlardan en önemlisi Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü'dür (BMKÖ). Daha önce Makedonya'da Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü temsilcisi olarak görev yapan Norveçli Frode Mauring, bu kez karşıma Kosova BMKÖ direktörü olarak çıkacaktı.

Aynı ifadesiz yüz, Kosova'nın bağımsızlığını değerlendirirken şöyle diyordu:

"Kosova, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne bağlı. Rusya'nın ve Sırbistan'ın bağımsızlığı kabul etmedikleri ortada... Avrupa Birliği'nin yönetimi ele alma girişimi var. Bu kadar karışık bir siyasi ortamda, duruma bir çözüm bulunmaya çalışılıyor. Biz BM olarak beş önemli alanda çalışıyoruz. En önemlisi, azınlıkların yerleşim alanları. Mesela Sırpların bıraktığı alanlara Arnavutlar yerleşiyor. Bununla uğraşıyoruz. Çingene azınlığın yerleşim sorunları var."
Küçücük bir bölgede, işleri daha da karıştıran bir ekibin başındaydı.

Azınlıklarla ilgili Makedonya örneğini kopyaladıklarını anlatıyordu:

"İlk sırada Sırp azınlığın problemleri var. En büyük nüfusa sahip azınlık onlar. Makedonya'da uyguladığımız yol haritasını uygulamaya çalışıyoruz. Yani yerel yönetimleri güçlendiriyoruz. Merkez yönetimden uzaklaştırma yolunu deniyoruz."

Paramparça edilmiş bir ülkenin özerk bir bölgesinde bölünmüş bir halk. Acaba kimlerin eli bu kadar derinlere dalmıştı? Bu nefret, bu öfke, hangi şeytani planla fişeklenmişti?

Arnavutların eski çetecisi, yeni politikacısı Enver Hocay, Kosova5daki Sırp azınlığın kendilerine karşı kullanıldığını düşü-nüyordu.
"Belgrad, azınlıkları Kosova'da Sırp hegemonyası için kullanıyor" demişti.

"Sevgili Nenem"

Enver Hocay, Kosova Kurtuluş Ordusu'nun eski lideri, şimdi Kosova bölgesi başkanı Haşim Taçi'nin yakm arkadaşıydı.

Haşim Taçi'nin ilginç bir öyküsü vardı:

Priştina Universitesi'nin ilk öğrenci başkanıydı. Arnavut öğrencileri, Sırp lider Slobodan Miloseviç aleyhine örgütlüyordu... 1989'da Kosova'nın özerk statüsüne son veren Yugoslav hükümetine karşı örgütlenmek üzere yeraltına inmişti.
1993'te, İsviçre'ye kaçmış, siyasi iltica gruplarına katılmıştı. UÇK, Kosova Kurtuluş Ordusunda yer almıştı. O zamanlar, Batı, UÇK'yı terörist örgüt olarak tanımlıyordu.
CIA kayıtlarına göre de UÇK terörist bir örgüttü. Bir yıl sonra, aynı kayıtlar UÇK'dan "direniş hareketi" olarak söz edecekti... 1999'da UÇK, NATO'nun yanındaydı... Haşim Taçi de! Henüz 31 yaşındaydı. Eski Amerika Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'a "Sevgili Nenem" diyecek kadar yakındı.
Kosova'da melekler ve şeytanlar yaratılmıştı. Amerikan ordusu melekti.

Levent Koro açıklıyordu:

"Kosova ile Amerika ilişkisi çok özel bir olgudur. Kosova'yı kurtaran Amerika'dır, Amerikan ordusu ve Amerikan yönetimidir."
"Kosova'yı bombalayan da Amerika'dır" diye ekliyorum. "Yugoslavya'nın tüm zenginlikleri; sizin vergilerinizle yapılan o köprüler, yollar, NATO uçakları tarafından bombalanmadı mı?"
BM çalışanı Levent Koro, Irak'taki ya da Afganistan'daki Amerikan yanlıları gibi cevap veriyor.

Hemen hemen aynı cümleleri kuruyor:

"Doğru ama Miloseviç rejiminin yok olması gerekiyordu, onun durdurulması şarttı."
"Yani Saddam gibi Miloseviç de gitti..." diyorum. Başını ciddiyetle sallıyor.

"Amerika, o nedenle, Kosovahların gözünde bir kurtarıcı!" diyor.
Kerküklü Rızgar Ali ya da Erbil'de Kemal Kerküki'nin sözlerini hatırlatmıyor mu söyledikleri?
Manda yönetimi altındaki ülkelerde işbirlikçi yönetimin benzer sözler söylemesi normaldi.

"Kosova'nın Bağımsızlığı Daha Çok Bölünme için!"
Bu olgu, Kosovalı Sırplar için geçerli değildi...
Onlar Kosova'nın 14. yüzyılın ortalarına kadar Sırp Imparatorluğu'nun merkezi olduğunu söylüyorlardı. Sırplar için Kosova, Sırp devletinin ilk doğduğu yerdi!
Mitrovitza'nın kuzeyinde, Sırp bölgesinde, kürsüdeki konuşmacı Helsinki Nihai Senedi'ni hatırlatıyordu... Sırbistan'ın "toprak bütünlüğü" Kosova'yı kapsıyordu.
Kosovalı Sırplar, uluslararası toplumu ikiyüzlülükle suçluyordu. 2004'te Arnavut çeteler Sırplara saldırdığında, uluslararası güçlerin neden sessiz kaldığını ve NATO'nun isteksizce ve son anda müdahale etme sebebini soruyorlardı. Oyun içinde oyun var diyorlardı.

Kürsünün önünde onlarca pankart:

"Avrupa Birliği'ne Hayır!", "Bizi Bölemeyeceksiniz!", "Hangi Bağımsızlık!", "Adalet İstiyoruz!..."
Konuşmacılar, "Kosova'nın siyasi yapısında söz sahibi olmak, bütün bir Balkanlar'ın siyasi yapısında" söz sahibi olmak demektir!" diyorlar... "Kosova, Batı'nın Doğu'ya yönelik tehdididir!" diyorlarlar. "Kosova'daki Amerikan üssü zincirin en önemli halkalarından biridir!" diyorlar. "Bağımsızlık istemi, kalan parçaları da parçalara bölmek içindir" diyorlar...

Kosovalı Türk siyasetçi Fikrim Damka'ya soruyorum:

"Sence neden Amerika Kosöva'nın bağımsız olmasını bu kadar çok istiyor?"

"Çıkarları var, Avrupa'nın dengeleri Rusya'ya karşı dengeler, en rahat bu bölgeden kontrol edilebilir. Burada Amerika'nın önemli bir üssü var."

Birbirine karşı kışkırtılan halklar, NATO gücüyle aralarına sınırlar koymuştu... Tampon bölge oluşturulmuş, Amerika Balkanlar'ın ortası Kosova'da şehir büyüklüğünde bir askeri üsse kavuşmuştu.

"Varlığım Amerikan Varlığına Armağan Olsun!"

Amerikan ordusu, Kosova'nın güneyinde 300 hektardan daha büyük bir alana sessiz sedasız yerleşmişti. Yavaş yavaş Kosova'nın günlük hayatına da girmişti. Çok sayıda Arnavut bu üste istihdam edilmişti... Kosova'daki üs, aslında Kosovalının kimliğinin, dininin, yaşam biçiminin değişmesinde de etkili olacaktı.
Önce büyük bir NATO ve Amerika sevgisi, Kosovalı Arnavutların kalbine girdi. Burbuçe adlı BM çalışanı hanım, "Arnavutlar her şeyi Amerika'ya ve NATO'ya borçlular!" diyecekti.
Her yanı Amerikan bayrakları, Noel Baba figürleriyle süslü bir barda, "Kosovalılar ordu Amerikalılar tarafından korunup kol

landı" diyordu. Dikkat kesilmiş, ne derece samimi olduğunu an-lamaya çalışıyordum. "Bili Clinton, Albright olmasa NATO buraya gelmeyecek ve biz özgür olamayacaktık! Aslında daha evvel de Amerika'ya çok yakındık ama bu yakınlık 99'da zirveye çıktı."
Bu aşk adım adım tüm Kosova kültürünü dönüşüme uğrattı... Priştine'nin büyük caddeleri New York'u aratmayan süslemeler ve Amerikan simgeleriyle kaplıydı.

Giysiler kadar beyinler de Amerikalılaşmıştı... Clinton Bulvarı'nda kargo pantolonlu, kabanının sırtında USA yazan, saçları bol jöleli ve küpeli bir genci durdurup soruyorum:

"Neden her yerde Amerikan bayrağı var?"

Otomatiğe bağlanmış gibi cevaplıyor:

"Bizim en iyi dostumuz onlar! Bizim en zor zamanımızda bize yardım ettiler."

Arnavut köylülerinin giydiği beyaz keçe başlıklı Selman Bayazıd, Priştine yakınlarındaki bir köyden gelmişti. O da bana Amerika'ya duyduğu sevgiyi anlatmıştı. Amerika dünyada bir numaraydı.
Büyük caddeler buram buram Amerika kokuyordu. Butikler Hilary Clinton adını isim seçiyordu. Priştine'de çocuklarına Hilary ve Bili adı koyanlar vardı. Clinton Bulvarı tabelası içimi zaten acıtmıştı...

Türk partisi yönetim kurulu üyesi Fikrim Damka, Kosova'yı anlatırken, "Caddelerin, sokakların adı değiştiriliyor. Eski adlar yerlerini Amerikan liderlerinin isimlerine bırakıyor. Her yeri Amerikan bayrakları ve Amerika'ya duyulan aşkı simgeleyen süsler sarıyor..." diyordu!

Ulusal Kahraman: İskender Beg

Kosova'da "Amerika'ya aşk ve Osmanlı'ya nefret" adlı bir oyun sahneye konuluyordu. Yeni bir Arnavut kültürü yaratılıyordu. Priştine'nin ortasına dikilen İskender Beg heykeli Arnavutlar için Osmanlı'ya başkaldırmanın erdemini simgeliyordu.

Kosova Demokratik Partisi'nin iki numaralı ismi Enver Hocaya soruyorum:

"İskender Beg, Türklere düşmanlığıyla ünlü. Ve her yerde heykelleri var? Neden?"

Şöyle cevaplıyor:

"Bence o, Türklerin değil Osmanlıların düşmanıydı. Biliyorsunuz İskender Beg bizim ulusal kahramanımız."

Kosova 600 yıl Türk tarihiyle kucak kucağaydı ama Kosova'da tek bir Türk adı bile ağıza alınmazdı. Yeni Düzen'de kahramanlar Arnavut olmalıydı!
Priştine'nin çeşitli yerlerindeki freskler, heykeller, Arnavut tarihine atıfta bulunmaktaydı. Kitabevlerinin vitrinlerinde Arnavut tarihini anlatan kitaplar vardı. Kısacası Kosova, Arnavut olmalıydı!
Türk mezarlıkları çöplüğe dönüşüyor, cami ve Osmanlı eserleri yavaşça soluyordu.
Birleşmiş Milletler eliyle Türkçe sekiz yıl içinde tedavülden kaldırılmış, İngilizce resmi dil ilan edilmişti.... Sokaklarda Arnavutçadan çok İngilizce geçerliydi. Şöyle bir etrafa baksanız 10 dükkandan 8'i ingilizce isimliydi. Sağınızda Hair Optica, solunuzda Beauty Parlour vardı.

Tüm büyük kentliler Türkçe bildiği halde, bilmiyormuş gibi yapıyorlardı. Üzerlerinde baskı ve propaganda makinesinin hakimiyeti vardı...

Arnavut olmak geçer akçeydi. Ayrıca din konusunda da Avrupa'ya yaklaşılması telkin edilmekteydi... Müslümanlık demodeydi. Kosova'yı geri bırakmıştı. Yavaş yavaş Hıristiyanlaşacaklardı.

Ulusal Azize: Teresa Nene!

Ulusal kahraman İskender Beg Hıristiyan'dı. Bir diğer ulusal kahraman da Rahibe Teresa'ydı.
Priştine'de nereye dönsek rahibe Teresa'yla göz göze geliyorduk. Tıpkı Arnavutluk'ta başımıza geldiği gibi, Müslüman bildiğimiz bir ülkede, Katolik propagandanın ağlarının en ücra köşelere ulaştığmı gözlüyorduk.
Arnavut aydınlarla Rahibe Teresa üzerine konuşurken, onu sahiplenişlerini hayretle izliyorduk. Priştineli aydınlara "'Nene

Teresa' heykelleri neden her yerde?" diye sorduğumuzda şu cevabı alıyorduk:

"Çünkü o, Arnavutların milli simgesi. İyilik meleği. Tüm dünya onu Arnavut olarak biliyor. Biz de ona sahip çıkıyoruz."

Burbuçe'nin sözünü kesip itiraz ediyorum:

"Ama o, Üsküp doğumlu ve asıl adı Gonca!"

Birleşmiş Milletler'de memur Virtüt söze karışıyor:

"Meseleyi doğru koyalım. Teresa Ana, Üsküp doğumlu bir Arnavut. Ama kökleri Prizren'e dayanıyor. Şiirlerini bile Arnavutça yazacak kadar Arnavut. Barış ödülüne layık görülmüş bir insan. Dünya bizi onunla tanıyor.
"Neden sizce Katolik bir simge, Arnavutlara milli kahraman yapıldı?" diye üsteliyorum. Virtüt alaycı bir sesle, "Çünkü Nobel ödülü alan bir Müslüman yoktu..." diyor.
"Nobel ödülü neyi temsil ediyor?" diyorum. Çok önemli olduğunu söylüyor. Teresa Ana'nın onları dünyaya tanıttığını anlatıyor.

Bence bu dini sembolün, yaşam öyküsüne kısaca değinmeliyiz... Arnavutların ulusal kahramanı Rahibe Teresa, 1910'da Osmanlı İmparatorluğu dağılırken Üsküp'te doğmuştu. Asıl adı Gonca Boyacıoğlu. 17 yaşında Amerikan "Loretta Kardeşler" misyoner teşkilatı tarafından desteklendi, okutuldu, eğitildi. Önce İrlanda'da Katolik eğitimi aldı; sonra Hindistan, İngilizler tarafından paramparça edilirken, orada kendini fakir fukaraya yardıma adadı. 1948'de Vatikan'dan aldığı izinle, Kalküta'da Katolik bir cemaat kurdu.
Bugün bu cemaat, 123 ülkede toplam 610 kuruma sahip. Cemaate mensup 4 binden fazla rahibe, dünya ülkelerinde misyonerlik yapıyor.

Rahibe Teresa, 1971'de Papa'dan barış ödülü aldı. 1979'da Nobel Ödülü'ne layık bulunacaktı. Sonsuz yardımlarının kaynağı hiç açıklanmadı. Ölümünden altı yıl sonra Vatikan tarafından azize ilan edilecekti... Enver HocayTa, Rahibe Teresa ve Vatikan'dan söz etmiştik... Konuyu edebiyata bağlamıştı...

"Tartışmalı bir konu var:

Kosova Müslüman bir bölge. Buna rağmen, her yerde katedraller inşa ediliyor, Rahibe Teresa heykelleri her yere dikiliyor... Sizce Kosova'da Hıristiyanlığa karşı uyanan bu büyük sevginin nedeni ne?" diye soruyorum.

Enver Hocay, bir diplomat gibi cevaplıyor:

"Bizim kimliğimizin temelinde aslında milliyetçilik var. Ama milli kimliğimizin bir yanını da din oluşturuyor tabii. Dini kimliğimizi de Müslüman ve Hıristiyanlar oluşturuyor. Bizler kim olduğumuzun farkındayız. Siyasi amaçlar için Müslüman veya Hıristiyan olmamıza gerek yok."
"Vatikan'la ilişkileriniz nasıl?"
"Vatikan, bizim edebiyatımıza çok ilgi duyuyor. Çünkü bizim edebiyatımız aslında Hıristiyan edebiyatıdır. Bu anlamda bize destek veriyorlar."
Vatikan, Kosova'da sadece edebiyatı desteklemekle kalmıyordu. Dikilen katedrallerden, Katolik kiliselerin kurulmasına kadar hiçbir destekten kaçınmıyordu.

Türk siyasetçi Fikrim Damka, Kosova'da artan Katolik propagandayı anlatmıştı:

"Burada misyonerlik her alanda devam ediyor. İşlerin bu noktaya gelmesi 10 yıl öncesinden hesaplanmıştı. Şimdi büyük bir Katolik baskıyla karşı karşıyayız. Katolik kurumlar Avrupa Birliği'nin çekirdeğinde yer alan kurumlardır. Siyasi kurumlardır."
Gazeteci Birol Urcan da aynı fikirdeydi...

"Mesela hatırlıyorsanız Cumhurbaşkanı Rugova, Papa'yla gö-rüşmüştü. Kosova'nın, din olarak da Batı'ya yaklaşması halinde, Batı'dan destek alınabileceğinden söz etmiştir. İbrahim Rugova, ' Müslümanlığın zararları ve Hıristiyanlığın faydalarından söz eden birçok konuşma yapmıştır."

İbrahim Rugova ölmeden önce Müslümanlıktan Katolikliğe geçtiğini de ilan etmişti. Farklı bir rüzgar Kosova'yı etkisi altına almıştı. "Yumuşak geçiş" diyordu küresel güçler buna... Bir halk yavaş ve yumuşak darbelerle şekillendiriliyordu...

Ölümü Göster Sıtmaya Razı Et!

Kosova, füzeler ve bombalardan nasibini almıştı. Yugoslavya'nın dağılışıyla ekonomisi durma noktasına gelmişti. Ununu, şekerini hala Sırbistan'dan alıyordu...
Özelleştirmeler beş yıldır hızla devam ediyordu.

Birleşmiş Milletler Kalkınma beş örgütü analisti Levent Koro açıklıyordu:

"O özelleşen fabrikalar, aslında teknolojisi çok eski fabrikalardı. Üretken değillerdi. Özelleştirme planına göre satıldılar."

Peki acaba şimdi çalışır halde miydiler? Oralarda çalışan binlerce işçinin durumu neydi? Bu gibi sorular cevapsız kalıyordu.
Fabrikalar pul parasına satılmıştı. Bir zamanlar zeytinyağından tekstil ürünlerine, ilaçtan gümüşe kadar fabrikalarla donanmış Kosova, artık sadece dışarıdan gelen ürünlere sahipti.

Altay Suroy, Kosova Adalet Bakanı'nın Türk yardımcısı. Fakirleşen Kosova halkının geleceği nasıl değerlendirdiğini soruyorum.
"Kosova halen emperyalizmin ne olduğunu fark edememiş bir bölge" diyor, "Kosovalılar küreselleşmeyi, insanlık tarihinin en çağdaş, en üst seviyede örgütlenmesi olduğunu zannediyorlar".

"Hangi Kosovalıdan bahsediyoruz?" diye soruyorum, "ayda 30 avroya yaşamaya çalışanlar hiç mi anlamıyor durumu? 65 bin kişi işsiz, bütün fabrikalar kapanmış ve ayda 30 avroya çalışanların aklına bir şeylerin ters gittiği gelmiyor mu?".
Altay Bey'i, daha önceki görüşmelerimize göre daha az öfkeli, daha umutlu ve yönetime daha yakın buluyorum.
"Kosova'da ekonomik durum halkı zorluyor ama Kosova, bu zorlukları daha önceden de yaşadı. Bir savaş geçirdi, ölümlerle yüz yüze geldi. Şimdi o zamanki duruma göre daha rahat. Ayda 30-40 avro maaşla yaşamayı bir gelişme olarak görüyor."
Yani birileri Kosovalıya ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor!

Yeni Yaşamın Mimarı: Televizyon Kanalları ve Reklam Şirketleri

Öldürmeyecek kadar maaşla yaşamaya çalışan 2 milyon nüfuslu Kosova halkının en büyük eğlencesi televizyondu. Yeni yaşam biçimine ekranın yol göstericiliğinde alışıyorlardı.
Birol Urcan, gazetecilikte sağlayamadığı mali imkanları, reklamcılıkta bulduğunu anlatmıştı. Kosova'nın en büyük reklam şirketlerinden birinde çalışmaya başlamıştı. Patronu ilginç bir adamdı. Adı Gene Meroko.
Birol bizi bir akşamüstü Amerikan Büyükelçiliği'nin de bulunduğu lüks mahallelere yakın, konforlu ve iyi dekore edilmiş bir bi-nada Meroko'yla buluşturdu.

Meroko, deri koltuklar ve modern eşyalarla donanmış ofisinde anlatıyordu:

"Bir iletişim şirketi olarak, elektronik medyadan, televizyondan yararlanıyoruz. Kosova, Avrupa'da en çok televizyon izlenilen ülkelerden biri."

Televizyonları yönlendiren de uluslararası reklam şirketleriydi. Özel kanallar reklam gelirleriyle yaşayabilirdi. Meroko, "Artık yabancı müşteriler Kosova'yla ilgileniyor ve daha önce burada bulunmayan uluslararası ürünler ülkeye giriş yapabiliyor" diyordu.
"Ne tür ürünler mesela?" diye soruyorum.

Reklama Meroko

"Makyaj malzemelerinden şampuana, hijyenik ürünlere, alkollü-alkolsüz içeceklere kadar hemen hemen birçok ürünün reklamını yapıyoruz" diye anlatıyor. "Avrupa'da ilk 100'e giren ürünler Kosova'da da aynı şekilde üst sıralarda yer alıyor."
"iyi de reklamını yaptığınız ürünleri kimler alabiliyor? Burada işsizlik had safhada!" diye ifade ediyorum şaşkınlığımı.
"Satın alma gücü tabii ki düşük. Ancak, bildiğiniz gibi kaliteli ürünler savaş döneminde bile alıcı bulmuştu. Çünkü kaliteli bir ürün ya da iyi pazarlanmış bir ürün mutlaka satılır. Örneğin, Kosova'da yüzde 60 oranında işsizlik var ama 2 milyon kişiye 650 bin araba düşüyor. Yani, Kosova gibi değişim sürecindeki ülkelerde, iyi yaşama isteği AB ülkelerine göre çok daha fazla! Çünkü biz çok acı çektik. Şimdi özgürüz ve örneğin bir araba veya cep telefonu satın aldığımızda yaşadığımızı hissediyoruz!"
Meroko'yu dinlemek, Kosova'nın başına gelenleri anlamak demekti. Gelmen noktada, yaşamak tüketmek demekti.
Meroko, gece kulübü veya cafelerde partiler verdiklerini anlatı-yor, bu partilerin video çekimlerini gösteriyordu bana. Çekimlerde genç ve ultra modern giysili insanlar, özel bir mekanda köpükler arasında çılgınca eğleniyorlar ve özel bir viskinin Kosova pazarına girişini kutluyorlardı...
Meroko'ya bu partilere kimlerin katıldığını sordum.

"Öğrenciler, 22-35 yaşlarında gençler. Zaten Kosova'da yaş ortalaması 26. Sonuç olarak, tanıttığımız ürünleri satın alabilen gençler, uluslararası şirket çalışanları, moda dünyasından insanlar ve bankacılardan oluşan bir grup..."

"Önce RockGeldi..."

Meroko, Kosova gençliğinin yüzde 80'inin Batı normlarını benimsediğini ve Kosova'da yaygın olan terimle, "pro-amerikan" olduklarını söylüyordu...

Bu gelişme yeni değildi. Meroko, Yugoslavya'da, Batı hayranlığının tohumlarının uzun yıllar önce atıldığını hatırlatıyordu.
"30 yıldan fazla süreden beri Batı kültürüne öykünüyorduk. Örneğin, Priştina'daki rock kültürü hepimizin gençliğine damga vurmuştur. 1980'lerde Kosova'da yanılmıyorsam tam 110 tane rock grubu vardı..."
Sosyalist Yugoslavya'da, odalarda Rock yıldızlarının, Harley Davidson motorların afişleri asılı bir gençlik yetişmiş, bu gençler bugünün Kosova'sında reklamcı, işadamı, politikacı olmuşlardı. Gene Meroko gençliğinin rüyalarını gerçekleştiriyor, alkollü içeceklerin sponsorluğunda Batı'nın ünlü rock yıldızlarını Pristine'ye misafir ediyordu.

Bugünün gençleri kendi idollerine koşuyorlardı. Meroko'nun reklam şirketinden çıktığımızda gece ilerlemişti. Sokaklardan çığlıklar yükseliyordu. Karanlığın içinde stadyum pırıl pırıl parlıyordu. Her iki saatte bir elektrik kesintisiyle yaşayan Kosovalı gençler, ünlü Amerikalı rapçi Fifty Cent'in konseri için, jeneratörlerle aydınlatılmış stadyuma akıyorlardı. Gecenin dondurucu ayazı onları durdurmamıştı.

Bir nefes rock alacaklar. Daha da Batılılaşacaklardı... Konsere gelenlerin parka bıraktıkları arabaların ön camlarında ABD bayrakları asılıydı. Otele giderken sokaklarda, evlerin balkonlarında bir başka ülkeye duyulan aşkın (!) tezahürleriyle bir kez daha karşılaşacaktım.

Eksi 10 derece soğuktan otele adım atınca nefes alabiliyoruz. Resepsiyondan anahtarımı alırken bankonun üzerindeki koca Amerikan bayrağına bakıyorum. Kosova'da uyum zorluğu yaşı-yorum. .. Otel odasında televizyonu açıyorum. Propaganda makinesi çalışıyor. Bunalıyorum...

Birleşmiş Milletler analisti Levent Koro, Kosova'da genç nüfusa ait istatistikleri veriyor... "Bizim kurumumuzun yaptığı bir araştırma var. Kosova'da gençlerin yüzde 50'si yurtdışına çıkmak istiyor!"

Sami Fraseri Lisesi'nin Türk Öğrencileri

Ertesi gün ünlü Sami Fraseri Lisesi'nde Türk öğretmenleri ve öğrencileri ziyaret edecektim. Her şeyin birbiri içine girdiği bir dönemde, Kosova'da bir Arnavut lisesinde Türk öğrenci olmak ne demekti, onlarla soracaktım.
Cıvıl cıvıl bir sınıf. Kocaman genç gözler soru işaretleri dolu. Onlara Türk halkının selamlarını ve sevgilerini iletiyorum.
"Sokağa çıktığımda beni şaşırtan şeyler var" diyorum, "birincisi her yer Amerikan bayraklarıyla donatılmış. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?"

"Normal karşılamıyorum" diyor en önde oturan çocuk, "burada Amerika'nın işi yok!"
Yanındaki, "Amerikalılar Kosova'ya el koymaya çalışıyor. Arnavutlar da onlara yardım ediyor!" diyor.
"Arnavutlar dediniz. Böyle keskin bir ayrım mı var? Bunlar Arnavut, biz Türk diye?"
Sorumun ardından sınıfta bir uğultu kopuyor. Küçük bir kız, "Burada ayrımcılık var!" diyor, '"siz Türksünüz' diyerek bizi aşağılıyorlar! 'Kosova bizim, siz Türkiye'ye gidin' diyorlar!".
"Türkiye'ye gidin" diyorlardı. Bir zamanlar 5 milyon Türk'ün yaşadığı Balkanlar'da acaba şimdi kaç kişi kalmıştı? Kalanlar, kimliklerini nasıl koruyacaktı?

Annesi Arnavut, babası Türk gazeteci Birol Urcan, yeniden şe-killendirme operasyonunda Türklere yönelik önyargılar oluştu-rulduğunu söylemişti.

"Bir Arnavutlaştırma süreci yaşanıyor. Bu, tarih kitaplarındaki değişimle başladı. Liselerde okutulan tarih kitaplarında Osmanlı İmparatorluğu en kötü düşman olarak gösterilir. İskender Beg hikayesini biliyorsunuz. Beşinci sınıfta, altıncı sınıfta çocuklara İskender Beg'in Türklere direnişi okutuluyor. Gençler Türkleri düşman belliyor."

Türk sınırında mikrofon uzattığım her öğrenci, üniversiteyi Türkiye'de okumak istediğini dile getiriyor.
"Burada azınlık olduğumuz için, buradaki Türkoloji bölümlerinden başka seçeneğimiz yok. Üniversitelere girmek çok zor. O yüzden buradaki öğrencilerin çoğu Türkiye'de okumak istiyor."
Nevzat Hüdaverdi Hoca'ya dönüyorum. O, bir zamanlar tüm Kosova'yı aydınlatan Tan gazetesinin de yazarıydı. Artık ne Türkçe gazete, ne tüm gün yayın yapan Türkçe radyo programları, ne resmi dil olarak Türkçe vardı...
"Nasıl görüyorsunuz geleceği?" diye soruyorum.

"Bizim geleceğimiz Kosova içindedir" diyor, "biz Kosova içindeki kurucu unsurlardan biriyiz. Ezelden beri Kosova'da yaşayan halklardan biriyiz. Dışardan gelen bir topluluk değiliz".
Konuşmak istemiyor. Öyle bir baskı mekanizması var ki herkes bir şeylerden korkuyor...

Türk'ün Adı Yok!

Sokaklar tanıktı... Tüm eski eserler Osmanlı'ya aitti. Eski saat kulesi, minareler ve daha neler neler. Priştine, Prizren ve Kosova'nın birçok yerinde başka hiçbir millete ait en ufak bir eser görülmezdi. Ama artık Türklerin adı silikleşmişti...

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü'nün direktörü Norveçli Frode Mauring'e soruyorum:

"Türkiye'de bir kitap vardı, Kadının Adı Yok diye. Burada da 60Ö yıldır yaşayan Türklerin adı yok! Önce dilleri yasaklandı ve gerisi geldi. Bu Türk karşıtlığı neden?"

Soruyu fazla sert bulduğu yüzünden anlaşılıyor.
"Buna Türk karşıtlığı dememek lazım!" diyerek beni uyarıyor. Azınlık olarak Türklerin haklarından söz edildiğini hiç duymadım. Sürekli haklan gasp ediliyor..."

"Hayır" diyor, "onların hakları da tartışılıyor! Biz tüm azınlıklar için çaba gösteriyoruz. Bence sadece biraz ihmal söz konusu..."
Bir asır önce Kosova'nın asıl milleti Türklerdi... 1999'da, Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu'nca, dillerinden bile edildiler. Bugün daha zorlu bir süreçten geçiyorlar. Kosova'daki BM Misyonu, Türklerin taleplerini kaale almak için, önce nüfus kayıtlarını ispatlama şartı getirdi.

Adalet Bakanı'nin yardımcısı Altay Suroy'a soruyorum. Ne yazık ki Frode'ninkinden farksız bir yanıtla karşılaşıyorum.
"Türklerin ne dili kaldı, ne kültürü. Yönetim dışarının da desteğiyle Türkleri yok sayıyor!" dediğimde, "Türkler burada önemli bir unsur değil ki!" karşılığını vermişti, "nüfusun sadece yüzde biridir Türkler!"
Altay Bey'in, Kosova Adalet Bakanı'nın yardımcısı olarak konuştuğunu düşünüyorum...

Fikrim Damka, Kosova'da 25 yıldır nüfus sayımı yapılmadığını hatırlatarak Türk nüfusun yüzde bir olduğu tezini cevaplıyor:

"Ne hikmetse Türklerin nüfusu 1981'den bu yana hep aynı gösteriliyor. Burada Kosova'da Türklerin nüfusu 60-70 bin civa-rındadır. Türkçe konuşanların sayısı ise 250 binin üzerindedir..." diyor.

Mitrovitza'nın Sırp bölgesinde, Kosovalı Sırp politikacı Oliver ivanovic'le konuşurken bana haritayı göstermişti...
"Türkçe, ikinci Dünya Savaşı'ndan beri Kosova'nın resmi diliydi" demişti.
Oliver de 1981'den beri doğru dürüst bir nüfus sayımı yapıl-madığını söylemiş, nüfus haritalarmda Türk nüfusun işaretlen-mediğine dikkat çekmişti. "Çünkü, buraya yerleşmiş uluslararası toplum, Türkleri hesaba katmak istemiyor. O nedenle Türkçenin resmiyetini bile kaldırdılar" demişti.

"Kosova Küçük Lokma!"

Dünyanın çeşitli bölgelerinde gözde halklar yaratılmıştı. Birileri tarihin derinliklerine itiliyor, birileri yandaş seçiliyordu...
Kosovalı Arnavutlar "şartlı bağımsızlık" için Amerikan rüzgarını arkalarına almışlardı. Kosovalı Sırplar ise, Rusya ve Sırbistan'a umut bağlamışlardı.
Mitrovitza'daki mitingde "Russia Help!" (Rusya bize yardım et!) pankartları göze çarpıyordu.

Sırbistan'ın Kosova'dan sorumlu bakanı Slobodan Samardziç, yaptığı açıklamada Bosna'daki Sırpların ve Romanya'daki Macarların durumuna dikkat çekiyordu:

"Kosova'nın bağımsızlığı, eski Yugoslavya'nın dağılmasının son aşaması değil, Balkanlar'da yeni parçalanmaların ilk aşaması olur."
Mitrovitza'da miting tüm hızıyla devam ediyordu. Profesör Miladin Kostiç kürsüde, Kosova'nın devlerin satranç tahtası oldu-ğunu haykırıyordu...

"Pazarlık belli!" diyordu, "Kosova'nın bağımsızlığına karşı, AB üyeliği! Biz Avrupa Birliği'ne girmek istemiyoruz. Bir yere gire-ceksek, Sırbistan'la birleşiriz. Orası bizim anayurdumuz. Sırbistan bizden vazgeçmeyecek! Biz de ondan! Mitrovitza'da Kosovalı Sırplar olarak, bir kez daha uluslararası hukukun ihlal edilmesini kınıyoruz! Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir ki, bir etnik azınlığın iki devleti olsun! Herkes iyi bilsin, Arnavutlar, Kosovalı Sırplardan çaldıkları servetin üzerinde oturuyorlar!".
Kızgın, endişeli, yorgun yüzlü, sınırlar arasında kalmış bir insan topluluğunun içinden geçiyorum. "Kosova is not on sale!" (Kosova satılık değil!) yazılı pankartlar taşıyorlar.

Oliver, "Şimdi beklemedeyiz!" diyordu, "bakacağız, Arnavutlar ne yapacak göreceğiz. Eğer bağımsızlık ilan ederlerse biz de aynısını yaparız. Bağımsızlık ilan edilirse, BM kararları ihlal edilmiş olur. Yasaları çiğnemiş olurlar. Aslında Amerika desteklemezse, Arnavutlar hiçbir şey yapamaz. Kosova, Rus-Amerikan oyununda sadece küçük bir lokma..."

Rus-Amerikan oyununda küçük bir lokma! Ama tüm Bal-kanlar'ın kalbi orada! Washington ile Moskova arasında duruyor... Amerika, "Gerekirse Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin onayı olmadan Kosova'nın 'şartlı bağımsızlığı'nı tanıyacağım" diyor. Bir serbest bölgeyi Avrupa'nın ortasına yerleştiriyor. Avrasya'ya karşı üslerinden birini Kosova'ya konuşlandırıyor. Rusya, "İki kırmızı çizgim var" diyor, "Amerika'nın füze savunma sistemlerinin yayılması ve Kosova'nın bağımsızlığını, varlığına en büyük tehdit olarak algıladığını" söylüyor.
Dünya devleri, Balkanlar'da satranç oynarken, dertli Balkan halkları, tünelin ucundaki ışığı bekliyor!

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir