Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Abhazya, Zamanın Kıyısı

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Abhazya, Zamanın Kıyısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:30

Abhazya, Zamanın Kıyısı

Mart 2008 Yolculuğu


"Karadeniz'in Kafkaslar'a yaslandığı yerde Abhazya diye bir diyar var. Dünyada hiçbir ülke tarafından tanınmayan bir diyar. İçinde Kafkaslar'ın en savaşçı kavimlerinden biri yaşar... Abhazlar."

işte böyle başlıyordu 10 Mart'ta yayına girmek üzere hazırladığımız Abhazya programı. Ama Gürcistan Büyükelçiliğinin müdahalesi sonucu, o tarihte yayına giremedi. Abhaz ve Kafkas derneklerinin büyük tepkisi üzerine 24 Mart 2008'de gösterildi ama hazırladığımız film delik deşikti. Büyük bir sansürden geride kalanlar seyredildi.

Tarihin öyle bir dönemecinden geçiyoruz ki değişim artık çok hızlı. Mart 2008'de "hiçbir ülke tarafından tanınmayan" diye tarif ettiğimiz Abhazya, beş ay sonra Rusya tarafından tanınacaktı. Bu satırları yazdığım sırada, Gürcistan Osetya'yı işgale kalkmış, Ruslar tarafından durdurulmuştu. Mağdurlara yardım bahanesiyle Amerikan donanması Karadeniz'e girmişti. Kafkaslar diken üstündeydi. Batı, Abhazya ve Osetya'yı tanıma kararı alan Rusya'ya "yumuşak" ihtarlar çekiyordu. Rusya, Batı'ya "Kosova'dan ne haber!" diyordu. Batı ile Doğu, Kafkasya ve Karadeniz üzerinde çekişiyordu.
Bu, tarih boyunca böyle olmuştu...

Abhazlarm 11. yüzyılda bir krallığı vardı. 15. yüzyılda yıkıldı. Başkent Sohum, Osmanlı İmparatorluğu tarafından alındı. Burası, 1810 tarihine kadar Sohumkale olarak adlandırıldı.

Sovyetler kurulurken Abhazya bağımsızdı. 1931'de, Stalin, Abhazya'yı Gürcistan'a bağladı ve özerk cumhuriyet yaptı.
Sovyetler dağılınca, Abhazya bir kez daha bağımsızlık istemiyle ayaklandı. Gürcistan ordularına karşı savaştı. Savaşı kazandı ve Karadeniz dışında kimseyle yalnızlığını paylaşamadı...

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve benzeri uluslararası örgütler Abhazya'yı Gürcistan'ın bir parçası olarak tanıdı.
Abhazlarsa Gürcülerle bir daha konuşmadı... Binlerce yıllık dostluğa kamalar girmişti...

Abhazya'ya Geri Dönenler

Abhazya'ya gitmeden Abhaz Derneği'nden İlhan Kıymet'in verdiği bir ismi arıyoruz. Yavuz Kuazba Soçi'de karşılıyor bizi. Kuazba, yıllardır Abhazya'da yaşıyor.

O, dedelerinin göç ettiği Türkiye'den Abhazya'ya geri dönenlerden. Bizi Soçi'den alıp, Sohum'a doğru yola çıkarıyor. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor... Rus ve Abhaz kontrol noktalarından geçiyoruz. Abhazya'ya girilebilecek tek noktadan karanlığa dalıyoruz.

Silecekler hızla yağmuru kovalıyor. Gece, sis ve yağmur altında ormanların içinden geçiyoruz. Kimsesiz bir gecede Sohum'a gidiyoruz...
Otelin balkonundan Karadeniz'e bakıyorum. Dalgalar sahili dövüyor. Hüzünlü bir hikaye anlatıyor. Böyle bir gecenin ardından mis gibi bir sabaha kalkıyorum.

Yavuz Kuazba, Sohum'un düğün heyecanı yaşadığını söylüyor.
Bugün Sohum'da iki genç evleniyor... Saat on bire doğru ana-caddeden kornalarla gelin arabası geçiyor. Takip etmeye karar veriyoruz. Gelin alayları, bu coğrafyada, düğüne gitmeden önce tarihi yerleri ziyaret eder.
Kırmızı Köprü'nün üzerinden geçiyorlar. Gürcü ordusunun durdurulduğu yere kadar gidiyorlar... Sonra şehitler anıtına uğruyor ve gelini küçük bir güzellik salonuna bırakıyorlar. Luda'yı tebrik ediyoruz. O, Sohumlu bir Rus kızı. Savaş sırasında ailesiyle birlikte Sohum'u terk etmişti. Şimdi Abhazya'da aile kuruyor.

Gelinliği giydiriliyor, saçları yapılıyor. Henüz 19 yaşında. Heyecandan titriyor. Abhazya'yı olduğu gibi kabul ettiğini ve daha güzel günler görmek istediğini söylüyor.

"Savaş çıkınca ailemle Belarusya'ya taşındık. 2000 yılında yine memlekete döndük" diyor.
Onu orada bırakıp, Yavuz Kuazba'yla Sohum'un tepelerine çıkıyoruz. Nefes kesen bir manzara karşılıyor bizi. 15 yıllık bir ambargonun yalnızlaştırdığı Sohum'a bakıyorum. Güzelliğini içime çekiyorum. Yüz yıldır burada kalanları, buradan gidenleri, art arda gelen savaşları, yaşanan sürgünleri düşünüyorum. Yavuz Kuazba'nın ataları 19. yüzyılda bu topraklardan Türkiye'ye gelmişlerdi. O da geriye dönenlerden biriydi... 1992 Savaşı'ndan sonra Abhazya'ya, Türkiye'den 250 ailenin göç ettiğini söylemişti.
"Sadece Türkiye'den değil, Suriye'den gelenler, Ürdün'den gelenler, Abhazya'nın değişik yerlerine yerleşmişler. Sohum'a yerleşen de olmuş; Gagre'de, Pitsun'da ev kuran da olmuş."

Çelebi bir adamdı. Abhazya'da turizm işiyle uğraşıyordu. 40 yaşlarındaydı. Evlenmemişti, yalnız yaşıyordu. "Hangi rüzgar attı seni buraya?" diye sorunca anlatmıştı:

"Önce üniversite eğitimimi burada almaya karar verdim. 90-91 dönemi için başvurmuştum. Sonra maddi olanaklar el vermedi, gelemedim. Bir sonraki yıl gel-meye kararlıydım ama o yıl ağustos ayında Gürcülerle savaş başladı. Savaş bittikten sonra geldim ve geliş o geliş... 15 seneyi geçti buralardayız."

Bazıları tüm yaşamları boyunca bu sahilden ayrılmamıştı. Sahildeki yaşlıları gösteriyor, "Onlar buranın önde gelenleridir. Her sabah buluşur, konuşur, günü değerlendirirler. Sabah kahvelerini burada içerler" diyor.
Giderek azalan Abhaz nüfusun yaşlıları Karadeniz'e bakıyorlar, dalgaların sesini dinliyorlar. Aralarında domino, satranç oynayanlar var. Bazıları artık hiçbir geminin uğramadığı tahta iskelede yürüyor. Yavuz, birine yaklaşıp, selamlıyor. Garih, emekli bir dans ustası...

15 yıl önceyi anlatıyor:

"Savaş çıktığında halk dansları ekibiyle beraber Yunanistan'daydık. Gösterilerimiz vardı. Savaşın başladığı gün Selanik'te gösteri yapmak üzereydik. Acı haber geldi. Gürcüler saldırmıştı. Tüm programı iptal ettik ve çok zor şartlarda sınırdan geçtik. Elimizde baltalarla, kazmalarla savaşmaya başladık. Silah filan yoktu..."

Aynı vatanın parçalarıydılar... Gürcistan ordusu Kırmızı Köprü'ye dayanmıştı. Savaşmaya başladılar... Bir zamanlar bir arada yaşayan halkların araşma nefret tohumları ekilmişti...

Cumhurbaşkanı Bagapş ve Savaş

Gerisini Abhazya Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş anlatıyor:


"Savaşı biz başlatmamıştık. Burada yüzyıllarca yaşayan hiçbir halka zarar vermek istemedik. Savaş açan Gürcistan hükümetiydi. Savaştık ve kazandık. Halkımız 1993'te yapılan referandumda bağımsızlığa "evet" dedi. Şimdi Abhazya'nın bağımsızlığı tartışılıyor. Oysa biz 1921'de Sovyetler Birliği kurulurken de bağımsız bir devlettik. O yıllarda Abhazya Cumhuriyeti, diğer cumhuriyetler gibi bağımsız bir devletti. 1931'de Stalin ve Beria gibi Gürcü kökenli Sovyet politikacılar, Abhazya'yı Gürcistan'a bağlayarak, özerk bir cumhuriyet haline getirdiler."

Ortaçağda Kafkasya'daki en güçlü devletlerden biriydi Abhazya.
19. yüzyıl ortasında çıkan Kafkas Savaşı sonunda, bir çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Abhazya'ya, Stalin döneminde Gürcistan içinde özerk cumhuriyet statüsü verildi. Gürcüler, Ermeniler ve Ruslar ile Sovyetler içinde dostça ilişkiler sürdürdüler yıllarca... Bu coğrafyaya karşı yapılan her türlü tehdide beraber göğüs gerdiler...

Yazar ve eski Abhazya Parlamentosu üyesi Oktay Çkotua anlatıyordu:

"Abhazlar ile Gürcülerin binlerce yıllık bir birlikteliği var. Ortak devletler kurmuşlar, birlikte yaşamışlar ama birbirleriyle hiç-savaşmamışlar. Gürcü devleti ne zaman tehlikeye girse Abhazlar, onlara kucak açmışlar. Gürcü tarihçiler de bunu birkaç kere dile getirdiler. Gürcü tarih kitaplarında, "İki kere düşürdüğümüz bağımsızlık bayrağını Abhazlar bize hediye etti" şeklinde ifadeler var. Ama Stalin döneminde yükselen bir Gürcü milliyetçiliği var ki, bu giderek ırkçılığa dönüştü. Artık kendilerini dünyanın merkezinde görüyorlar."

Sovyetlerin dağılışıyla halklar arasına giren nifak kan almıştı... Dışardan gelen etkiler, Batı'nın yoğun gayretleri, birbirine çok benzeyen, Kafkasya kültürünü paylaşan halkları birbirine düşürmüştü... Kafkasya'da bağımsızlığını ilk ilan eden Sovyet, Gürcistan olmuştu. Yanında Abhazları da sürüklemek istiyordu. Batı, Gürcistan'a el koyma planlarını uzun zaman önce yapmıştı.
Abhazya'da 1991 yılında bir referandum yapıldı. Sandıklardan çıkan sonuçta Abhazya halkı "Rusya'ya bağlı kalmak istiyoruz!" diyordu. Gürcistan hükümeti referandum sonuçlarını kabul etmedi ve Abhazya, Temmuz 1992'de bağımsızlığım ilan etti.
Gürcistan hükümetinin cevabı tanklarla olacaktı.

Oktay Çkotua anlatıyordu:

"Buraya sonradan da yerleştirilmiş olsa, Abhazya'da yaşayan bir Gürcü nüfusu var. O nedenle Abhazya yönetimi masaya oturmayı teklif etti ama Gürcüler hiç düşünmeden saldırdı."

Savaş 1993'te geride her iki taraftan 10 bin ölü bırakarak, Gürcistan ordusunun yenilgisiyle sonuçlandı.
Tiflis'te de Sohum'da da şehitler için anıtlar dikildi... Savaşın acı izlerini taşıyan granit anıtta, Rus, Ermeni, Türk ve birçok Abhaz ismi yer almıştı...

Savaşın karanlık yüzü, parlamento meydanında, geride kalan 15 yıla rağmen capcanlı ortadaydı. Bombalanmış parlamento binasına doğru yürürken durmuştum. Paramparça duvarların önünde oynayan iki oğlan çocuğu, birden durup birbirlerine ateş eder gibi yapıyordu... Onlar savaştan sonra doğmuşlardı.

Sohum'da Bir Düğün ve Sivil Örümcekler

Akşamüzeri, bir düğün salonunun önünde gelin arabasını bekleyen kalabalığın arasına karıştım. Elleri kolları hediyelerle dolu gençler, yaşlılar, akrabalar ve davetliler Kırmızı Köprünün az gerisindeki düğün salonunun önündeler.
Genç çift de savaş sırasında küçücük çocuklardı. Bugün Gumista Nehri, onların mutluluğuna şahitti ama ya geçmişin hayaletleri?
Luda'nın en mutlu günü. Düğün salonunda toplum liderleri, aile ve dostlar buluşmuştu... Sofralar donatılmış, pist dolu. Abhaz bir düğün şarkıcısı türküler söylüyor. Küçük kızlar pistte hoplayıp zıplıyor.

Baş köşeye yerleşmiş bir grup insan dikkatimi çekiyor. Çoğu buralardan değil. Onlar ecnebi!
Dans eden sarışın Amerikalı hanımı birden hatırlıyorum. Onunla bir gün önce Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütüne röportaj istemeye gittiğimde karşılaşmıştım. Sohum'daki örgütün sorumlusuydu. Konuşmaktan kaçınmış, beni Tiflis'teki örgüt merkezine yönlendirmişti...

Daha sonra Sohum'da Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün kök saldığını gözleyecektim. Birçok Sohumlu, tercüman, memur, şoför olarak bu uluslararası örgüte çalışmaktaydı. Ayrıca, bedava sağlık hizmeti veriyor, dil öğretiyor, o ünlü "demokrasi projeleri" kapsamında çalışmalar yapıyorlardı.

Sovyetlerin dağılmasının ardından çıkan Gürcü-Abhaz Savaşı sırasında bölgeye yerleşmişlerdi... Bu örgüt, aslında Batı'nın istihbarat ağının güçlü temsilcilerinden biriydi...

Damadm babası Eşref Bey de onlarla çalışıyordu. 2001 yılında işe başlamıştı. Lojistik bölümüne bakıyordu. Bundan ne anlaşılması gerektiğini sorduğumda, "çalıştığı örgüt hakkında bilgi veremeyeceğini" söylemişti.
"Daha çok, eğitim programları ve sa'ğlık programlarını hayata geçiriyorlar," demişti.
Birleşmiş Milletler de savaştan sonra Sohum'da yerini almıştı. Yüksek bahçe duvarları arkasında cumhurbaşkanlığı köşkünün az ilerisinde yer alıyorlardı. Halk, UN yazılı jeeplerin bir yerlere gidip geldiğini görüyordu ama ne yaptıkları hakkında bir fikirleri yoktu.

Oktay Çkotua, "Mayın aramayla ilgili bir kuruluş var, bir de Birleşmiş Milletler" demişti... "Bizim yönetimimiz de bunların getiriden çok götürüşü olduğunun farkında ama işte denize düşen yılana sarılır hesabı, belli bir mecburiyet söz konusu. Çünkü uzun süre ambargo altında yaşadık. Hiçbir ülkeyle temasımız yok. En basit bir ilacı bile bulamıyorduk."
Savaşı yaşamış, ambargo altında ekonomik zorluklarla boğuşan bir halk! Üstelik Karadeniz'in en doğusunda, üstelik Rusya'nın güney sınırında... Batılı sivil toplum örgütleri ve istihbarat ağı için bulunmaz bir fırsattı Abhazya!
Çocukları Koruyalım (Save The Children), Kutsal Haç (Holly Cross) gibi farklı örgütler Karadeniz'in dibindeydi. 200 bin kişilik bir nüfusu dönüştürmek amacındaydılar; ilk hedefleri gençlerdi.
Hibla, Abhazya Devlet Universitesi'nde uluslararası ilişkiler öğrencisi. Diplomat olmayı hedefliyor. Batılı sivil toplum örgütle-rinin faaliyetlerine daha farklı bakıyor.

"Buradaki yabancı dernekler oldukça iyi iş çıkarıyor!" diye başlıyor Hibla anlatmaya, "buradaki sorunlara karşı insanları bilinçlendiriyorlar. Çoğu, toplumsal sorunlarla ilgileniyor ve farklı projeleri var. Mesela 'Save The Children' derneğinin, 'pure to pure' eğitimi diye adlandırdığı bir projeleri var. Gençleri AİDS ve HIV virüsüne karşı bilinçlendiriyorlar. İnsanlara eğitim veriyorlar ve bu insanlar da üniversitelere, liselere gidip edindikleri bilgileri gençlere aktarıyorlar. Bu çok faydalı bir program".
inançla konuşuyor. "Siz bu programlardan herhangi birine katıldınız mı?" diye soruyorum. Mükemmel İngilizcesiyle sürdürüyor konuşmayı.

"Evet, ben ve pek çok arkadaşım birçok projede görev aldık. Altı aydan daha uzun bir süre okullara, tıp fakültelerine gittik. Yaşıtlarımız ya da daha küçüklere dersler verdik."
"Ne dersleri?"
Hibla projenin konusunun HIV ve AİDS olduğunu söylüyor.
Dayanamayıp sözünü kesiyorum: "Burada AİDS var mı?"
"Büyük bir sorun halinde değil ama en büyük sorun insanların bu konuda bilinçsiz olmaları. Toplumun bilinçlenmesi gerek."
içimi çekiyorum. Her yer ne kadar birbirine benziyor... Hibla'nın güzel, çocuksu yüzüne bakıp, "Sence neden uluslararası örgütler, dernekler asıl sorunlarla ilgilenmezler, hiç düşündün mü?" diye soruyorum.
"Ne gibi sorunlar?" diye soruyor...
"Ekonomik sorunlar mesela!" diyorum, "Ambargo, savaş, işgal, yoksulluk, açlık..."
Gözlerini açıyor. Susuyorum.

Hibla bir cümleyle her şeyi özetliyor:

"Bu tip derneklerin, örgütlerin büyük bir çoğunluğu, hangi ülkeye bağlılarsa, onların bakış açılarını yansıtıyor."
Bu örgütlerin kendi ülke çıkarları için faaliyette bulunduğunu o da biliyor. Bu örgütler savaşın "yaralarını sarmak" için bölgeye gelmiş ve bir daha gitmemişti. Asıl faaliyetlerini gizli yürütürler, sağlık ve eğitim gibi yakıcı konularda halka yardım ambalajı ardına saklanırlardı.
Öncelikle üniversitelerde ve medyada dil bilen aydınlar arasında yandaş ararlardı...

"Tsunami Gibi..."

Garih Sangulya, zor geçen 15 yılda gençleri ihmal ettiklerini söylemişti. Boşluğu birileri doldurma peşindeydi.

"Gençlerimiz bizim geleceğimiz. Tüm mücadelemiz onlar içindi. Tüm sıkıntımız, savaşmamız onlar içindi. Onlar sıkıntı çekmesin, bizim çektiğimiz sıkıntıları onlara göstermeydim diye uğraştık. Ama bunları yaparken eğitimlerini ihmal ettik."
Gençler dışardan gelen etkilere açıktılar. Internet ve uydu, televizyonlar, Batı misyonunu gençlere taşıyordu. Otel lobisinde sürekli açık duran televizyona birkaç dakika bakmak yeterliydi. Yarışma ve dedikodu programları, talkshovlar, ardından müzik küpleri ve reklamlar!

Oktay Çkotua'yla dertleşiyorduk...

"Bir kültür bombardımanıyla karşı karşıyayız" diyordu, "adam, modasıyla, müziğiyle, filmiyle, yazarıyla, çizeriyle her şeyiyle içeri giriyor. Büyük bir finansla geliyor. Milyarlarca dolar akıtıyor. Bizimse elimiz kolumuz bağlı. Bakın, okullarımızı yeni yeni açmaya başladık. Köy okullarımızın çoğu kapalı. Dilimizi geliştirmek için yeni kitaplar basmak zorundayız. Televizyon programları yapmak zorundayız. Uydudan yayın yapmak zorundayız. Bunlar o kadar korkunç maliyetler tutuyor ki... Tam bir tsunami dalgası gibi, sorunlar üzerimize geliyor!"
Kültürel saldın tsunami gibiydi. Sadece Batılı sivil toplum ör-gütleriyle değil; dini, siyasete alet eden gruplar yoluyla da giriyorlardı. ..

Cumhurbaşkanı Bagapş, Soroscu örgütlerden, Yahova Şahitlerine, Evangelistlere, Vatikan'a kadar uzayan listeyi sayıyordu...
"Savaş sonrasında her yerde görülebileceği üzere, burası, Yahovacdardan Evanjelistlere kadar, Sorosculara kadar çeşitli örgütlerin ilgi odağı oldu. Biliyorsunuz, savaş sonrası devletlerin yaşadığı zor zaman psikolojisi onlar için kaçınılmaz bir fırsattır. Zorluklar onlara çok uygun bir ortam hazırlar. Bunlara karşı önlemler almaya çalıştık. Mesela Soros örgütlerini, savaştan kısa bir süre sonra kapattık. Dini örgütlere gelince, Abhazya'da biliyorsunuz halkın bir kısmı Müslüman, bir kısmı Hıristiyan, İslam'a da, Hıristiyanlığa da son derece saygımız var. Ama değişik çalışmalar oluyor. Mesela Vatikan elçisi buradaydı. Birtakım resmi görüşmelerde bulunduk. Bize yardım teklif ettiler. Elçi, son derece iyi bir diplomattı. Biliyorsunuz, diplomatların hepsi iyidir, güler yüzlüdür, o da öyleydi..." Sözlerinin sonunda yüzünü ekşitip gülümsüyor.

Bu coğrafyanın, her zaman dünyanın ilgi odağı olduğunu söylüyor. Abhazya Karadeniz'in en doğu kıyışıydı. Karadeniz, Kırım Savaşı'nda da İkinci Dünya Savaşı sonunda da, 21. yüzyılda da devlerin savaş alanıydı.
Büyük oyun, Rusya'yı çevreleyen coğrafyada ve yine Karadeniz'de oynanıyordu.
Amerika, Ortadoğu ve Balkanlar'dan sonra Kafkaslar'a ve Karadeniz'e olan ilgisini gizlemiyordu...
Bulgaristan ve Romanya'daki Amerikan üsleri Doğu'ya bakıyordu. Ukrayna ve Gürcistan'a, Rusya'nın komşularına NATO üyeliği teklif ediliyordu. Rusya çevreleniyordu.

Cumhurbaşkanı Bagapş, bölgedeki Amerikan politikalarından söz ediyordu:

"Amerika'nın bu coğrafyaya ilgisi tartışılmaz. Amerika'nın sadece burada değil, her yerde aynı politikayı güttüğünü söyleyebiliriz. Önce böl sonra yönet! Bu, tarihteki tüm emperyalist devletlerin politikasıdır. Ama esas olan, Amerika'nın görüşü veya yürüttüğü politika değildir! Esas olan, o coğrafyada yaşayan halkın kendi görüşüdür, kendi seçimidir. Amerika, tüm politikalarını 'tehlike' paranoyası üzerine oturtuyor, 'terör tehlikesi' diye, aslında kendi yarattığı yapay bir durumu, kendi yöntemleriyle çözmeye çalışıyor.

Benim görüşüm şudur:

Her problem, o coğrafyada yaşayan halkların nesnel durumu göz önüne alınarak çözülür... Büyük devletlerin o halklara biçtiği rollerle değil!"

Turuncu Darbenin İlk Hedefi Gürcistan ve Abhazya'ydı

Amerika'nın "demokrasi projesi" gereği, ilk turuncu operasyon Gürcistan'ı hedef aldı. 2003 yılıydı. Saakaşvili, haç gibi tuttuğu bir gül dalıyla meclise girmişti. Soros darbesinin adı "Gül Devrimi" olarak kaldı.

Amerika, Gürcistan'ın ardından Rusya'ya yakınlığıyla rahatsızlık veren Abhazya'nın da rengini değiştirmek isteyecekti. Yeni Gürcistan yönetimi, Abhazya'da Ardzinba iktidarını hedef aldı. Abhazya'da da turuncu bir iktidar için çalışmalar yapıldı ama başarılı olunamadı...

Rusya tedirginlikle Abhazya'daki 2004 seçimlerini izledi. Milliyetçi Parti lideri Jirinovski o dönemde şu açıklamayı yapacaktı:

"Seçimde Abhazya halkı karar verecek. Bizim için önemli olan hem vatansever, hem de Moskova'nm dostu olacak bir adayın kazanmasıdır. Abhazya'da bir diğer Saakaşvili'nin ortaya çıkmasını temenni etmeyiz."

Abhazya, devlerin satranç tahtasındaydı. Seçim sonuçlan Amerika'yı memnun etmeyecekti. Abhazya, turuncu oyuna gelmemişti... Oktay Çkotua, "Abhazya'da bir oyun bozuldu!" demişti. "Gürcistan herhalde Amerika'nın Orta Asya'daki emelleri için bir atlama tahtasıydı ki, hala da öyle! Hem Orta Asya, hem de Iran için bir atlama tahtası. Batı için önemli bir üs. Abhazya problemini bir an önce çözüp, Gürcistan'ı istikrara kavuşturmak heveslideydiler. Ama maalesef Abhazya kılçık gibi boğazlarında kaldı. Bence Abhazya, küresel oyunlara çomak sokulan yerdir."

3 Ekim 2004 tarihinde yapılan Abhazya devlet başkanlığı seçimlerinde, iktidar el değiştirdi. Abhazya halkı için bir halk kahramanı olan Ardzinba devri bitmiş, Bagapş iktidara gelmişti.

Bagapş, turuncu darbeleri şöyle değerlendirmişti:

"Değişim istedikleri ülkelerden bir avuç insanı alıp, Amerika'ya götürüyorlar. Onları 5-10 senede yetiştiriyorlar. Geri yolluyorlar. Geri gelenler, Amerika'nın çıkarlarını Gürcistan'da, Irak'ta savunuyorlar. Beni de herhangi bir ülkeye götürüp, eğitir, şekillen-dirirsiniz. Sonra burada cumhurbaşkanı da yaparsınız... Ama o ülkenin tüm nüfusunu yüzlerce yıllık geleneklerinden koparıp, bambaşka bir sistemin içine çekemezsiniz. Bir anda kafalarının içini değiştiremezsiniz, bir anda halkların yönetim şeklini değiştiremezsiniz. .."

Sistem, bir anda değiştirilemezdi belki ama Amerika'nın "yumuşak güçle" ülkeleri fethetme stratejisinin acelesi yoktu... Sivil toplum örgütleri, yardım kuruluşları, dini kuruluşlar ve medyanın yadsınamaz gücü, halkları değiştirmek için belli bir zamanlamayı öngörmekteydi...
Bu çalışmalar için verimli bir ortam beklenecekti. O ortamın adı, zayıf ekonomi, yoksul halk ve işsizlikti!

Pazar Yeri

Dağılan Sovyetler'in söndürdüğü ekonomi, ambargoyla iyice zayıflamıştı. Abhazya'nın iklimi mükemmel, toprağı bereketli, nüfusu azdı ama kaynaklar kısıtlıydı. Dar zamanlardı.
Sohum'da bir öğleden sonra. Halk pazarında Yavuz Kuazba'yla tezgahlar arasında dolaşıyoruz. Birileri egzotik meyveleri alacak ekonomik güce sahip olmalı ki ananaslar, üzümler, ithal elmalar mücevher gibi tezgahta oturuyor...
Bir kilo elma 80 ruble, yani 3 dolardan fazlaydı. Asgari ücretse 100 dolar kadardı.
Maddi sılantı, pazardaki yüzlere yansıyordu... Kazanılan para, hiçbir ihtiyaca yetmiyordu...
Ekmek satan yaşlı bir kadına "Aylık kaç para rahat yaşatır seni burada?" diye soruyorum. "400 dolar civarı!" diyor. Haftanın yedi günü çalıştığını söylüyor ve en çok 50-60 dolar civarında bir para kazanabiliyor.
Yavuz Kuazba, Sohum'da yaşamın aritmetiğini anlatıyor...
"Burada devletin ödediği aylıklar düşük. 50 dolar ila 150 dolar arasında değişiyor. Normal şartlarda, öyle fazla lüks tüketime girmeden 200 dolara geçinilebiliyor."

"Evet ama çok lüks yaşayanlar var onların gelirleri nereden geliyor?" diye soruyorum.
"Bazılarının Rusya'da bağlantıları var, yatırımları var, akrabaları var, ticaret olanakları var, çevreleri var. Onların kazançları tabi bizim gibilerle kıyaslanamaz."

Bir zamanlar Rus devlet erkanının turizm cennetiydi Sohum. Her dem Karadeniz'in en güzel köşesi. Palmiyeler okaliptüslerle örtülü. O, yüksek dağlarla deniz arasında saklı bir mücevherdi...

15 yıldır dünyada "ayrılıkçı bölge" olarak adlandırılıyor. Gürcistan sınırları içinde görünüyor... Ama fiilen bağımsız bir ülke olarak hareket ediyor...

200 bin kişilik nüfus, Abhazlar yanı sıra Migrelleri ve Rusları da barındırıyor. Nüfusun dörtte birini de Ermeniler oluşturuyor.
Ermeniler, son zamanlarda Abhazya'daki okullarda Rus ve Abhaz dillerinin yanı sıra Ermenice eğitim verilmesini talep ediyor. Siyasettede söz hakkı istiyorlar. Bazı Ermeni gruplar, Abhazya'yı "Küçük Ermenistan" olarak nitelemekten kaçınmıyor. Ermenistan üzerinden Batı'nın, Kafkaslar'da mikro-milliyetçi çalışmaları süreklilik gösteriyor.

Garih, Sohum'un sahilinde "ters rüzgarlara düşmeden huzuru bulmaktan" söz ediyor:

"Abhazya zorlu bir dönemden geçti. Çok kan döküldü. Nicemiz öldü. Her şey gelecek için, çocuklarımız içindi. Burada sadece Abhazlar değil, başka halklar da yaşıyor. Biz bütün halklara saygı duyuyoruz ve onlarla bir arada, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bu güzelliği bozmaya çalışanlara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Burası bizim vatanımız, hepimizin toprağı!"

Dışişleri Bakanı Şamba da, konuşmasında dışardan gelen tehdide dikkat çekiyor:

Sözlerini Kosova örneğiyle bitiriyor.
"Yüzlerce yılık vatanımıza sahip çıktık biz. Dışardan gelen tüm tehlikelerden korunmak için mücadele ediyoruz. Bağımsızlığımızı talep etmek için, Kosova'dan çok daha geçerli nedenlerimiz var. Hiç kimse için tehdit değiliz. Bir zamanlar bağımsız bir devlet olarak Sovyetler Birliği'ne katıldık. Sovyetler dağılırken bağımsız devlet statüsü kararını aldık. Abhazya, ne uyuşturucu trafiğinin geçit yeri oldu, ne yasadışı ticaretin hareket noktası. Kosova, bu gibi problemlerle de boğuşuyor. Sonuçta her şeye rağmen Batı, Kosova'ya her türlü hakkı tanıdı. İşlerine öyle geldi. Abhazya da, yıllardır hak ettiği 'tanınmaya' kavuşmalı."
Abhazya farklıydı. Belki o yüzden görünmez konumdaydı. Temel çelişkisi Gürcistan'daki rejimi kabul etmiyor olmasıydı. Batı politikalarına direniyor, ekonomik olarak Rusya'ya dayanıyordu.

Batı için Abhazya'nın bağımsızlığı demek, Karadeniz'deki bir limanı Rusya'ya kaptırmak demekti. Rusya'nın bir ileri hamleyi gerçekleştirmesi demekti.

Abhazyalılar için bağımsızlığın anlamı farklıydı... Cumhurbaşkanı Bagapş, ülkenin konumunu ve arzusunu dile getirmişti... "Büyük Rusya Federasyonu'yla, büyük Türkiye Cumhuriyeti ve Gürcistan arasında, Karadeniz havuzunda yaşayan bir halkız. Biz de kendi kaderimizi, kendi halkımızın istediği gibi çizmek durumundayız..."

Her sabah Sohum Limanı'na baktığımda uzaklarda bir yerlerde bu sahili özleyenler olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık 100 bin Gürcü mülteci, 15 yıldır Tiflis'te savaşın acılarını yaşıyor... içinde eşyalarıyla bırakıp gittikleri Huçhoz mahallesindeki evleri, bahçedeki meyve ağaçları şimdi bir rüya... Huçhoz'u ziyaret ediyorum.

Evler, 15 yıllık terk edilmişliğin ardından artık yıkılmakta. Geçmişin anıları yavaşça yok olmakta... Birileri oyunun bedelini ödüyor... Kentin büyük bölümü yeniden yapılanıyor, savaşın izleri yok oluyor ama Gürcü nüfusun yaşadığı Huçhoz mahallesi, 15 yıldır karanlık bir dönemin bekçiliğini yapıyor.

Savaşın sonunda 500 bin kişilik Abhazya nüfusu 200 bine düşmüş, bu topraklarda yaşayan Gürcüler Tiflis'e göçmüştü...
21. yüzyıl, dünyaya daha çok kaos getirmişti. Bir yüzyıl önce dünyada 50 devlet vardı. Bugün 200 devlet haritada yer alıyor ve görülen o ki bu sayı artacak. Malum, Bush'un danışmanı Ralph Peters "Kan Sınırları" (Blood Borders) adını verdiği makalesinde "Haritalarda başka sınırlar olacağından" söz ediyor.

Sohum'da, Karadeniz'in kıyısında son on yılda bu bölgedeki değişimleri düşünüyorum...
Önce AGİT'in dayatmasıyla Rus üsleri boşaltılmıştı... Rusya, Tiflis'teki Vaziyani ve Abhazya'daki Gudauta üslerinden çekilmiş. Ardından Amerika, Gürcistan ordusuna milyonlarca dolarlık yardım programını başlatmıştı. Hedefine "Gül Devrimi"yle ulaşacaktı.
2003'te koltuğa oturan Saakaşvili, dört yıl içinde Abhazya'yı geri alma vaadiyle iktidara gelmişti. Rusya, bu vaade Abhazya'da halkın yüzde 70'ine Rus pasaportu dağıtarak cevap vermişti. Sonra da yıllardır Abhazya'ya uygulanan ambargoyu kaldırmıştı. Abhazya, Amerika ve Rus nüfus savaşının tam ortasında kalmıştı.

Cumhurbaşkanı Bagapş, devlerin arasında kalan Abhazya'yı şöyle anlatıyordu:

"Batı'nın bu coğrafyaya müdahalesi bitmeyecektir. Bakın Gürcistan NATO'ya dahil olmak istiyor. Bu, onların seçimidir. Ermenistan, Kafkasya, Abhazya veya diğer cumhuriyetlerde kendi çıkarlarını korumak için başka oluşumlara dahil olma kararı alabilirler! Bu da o devletlerin seçimi olur. Bence bu coğrafyanın en önemli aktörleri Rusya ve Türkiye'dir. Bu iki ülke iyi ilişkiler kurmak zorunda... Tehlikelere, başka türlü göğüs gerilemez!"

Sohum'da bir gece yarısı! Oktay Bey, gelecekten söz ediyor:

"Gürcüler ve Abhazlar, binlerce yıl nasıl yaşadılarsa gelecek binlerce yıl boyunca da öyle yaşamaya devam edecekler. Bir şekilde birbirlerinin varlıklarını kabul edecekler. Daha doğrusu, Gürcüler, kabul etmedikleri Abhazların varlığını kabul etmek zorunda kalacaklar."

Sohum'da yaşam devam ediyor... İnsanlar doğuyor ve ölüyorlar... Savaşlar, göçler, ölümler... Derken yüzyıllar geçiyor... Sohum'da bir mahalle arasından geçerken bir cenaze evinin önündeki kalabalığa karışıyorum...
Aile, dostlar, yakınlar, yaşlı bir Sohumluyu son yolculuğa uğurluyorlar.
Birkaç saat sonra yarınların bilinmezliğinde iki genç dans ediyor.
Her yerde mutluluk acıyla akraba... Ama galiba Kafkasya'da daha fazla!
Abhazya, binlerce yıldır, büyük güçler için bazen bir ateşkes alanı, bazen savaş alanının ta kendisi olmuştu.
Bazen "Birleşik Kafkasya" idealleriyle ayağa kalkmıştı. Bazen parçalanmış Kafkasya'yı isteyenlerin rüzgarına kapılmıştı. Bedeli, her zaman Kafkas halkları ödedi.

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir