Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rusya'da 3. Dönem!

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Rusya'da 3. Dönem!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:28

Rusya'da 3. Dönem!

Şubat 2008 Yolculuğu


Moskova ziyaretini, Rusya yeni bir seçimin kapısındayken yaptık. Putin, yerine başbakan yardımcısı Medvedev'i aday gösteriyordu. Moskova'yı önceki ziyaretlerimizde rehberliğimizi yapmış olan Fuad Abbasov'la buluştuk. Moskova'nın banliyölerinden birine doğru yola çıktık. Gökdelenlerin, ünlü markaların, son model arabaların, limuzinlerin arasından geçip daha gri ve hüzünlü yollara girdik. Otobüslerin camlarına umutlarını yapıştırmış birkaç yüz, fırtınalarla geçen son 20 yılın izini taşıyan orta yaşlıların, yavaşça güne karıştığı mahallelerdi bunlar.

Dünyaya tarihin sıkıntılı bir döneminde gözlerini açmışlardı. Çoğu İkinci Dünya Savaşı yıllarında doğmuş olmalıydı. Rusya'nın en pahalı kentinin uzak bir mahallesinde yeni bir sabaha daha uyanıyorlardı...
Metro girişlerindeki duvarlara, ördükleri dantelleri ve küçük bez bebekleri seren yaşlı kadınlar ve termoslarındaki çayı yudumla-yan adamlar yeni günü karşılıyordu. Ellerinde yün eldivenler, başlarında kaim atkılar ve üstlerinde Sovyet tipi keçe mantoları vardı.

Moskova'nın uzak bir mahallesinde, dondurucu soğukta, evde ürettikleri el işlerini satıp birkaç kuruş kazanmak için gün boyu müşteri bekleyeceklerdi. Ürkek gözlerle, gelen geçene bakıyorlardı. .. Son 20 yılın verdiği şaşkınlığı saklamak zordu...
Bir zamanlar her şey çok daha anlaşılırdı. Sovyetler'de parti organları bürokrasiye batmış, rüşvet ve yolsuzluk yaygınlaşmıştı. Sovyet devriminden geriye çok az şey kalmıştı. Ama gelecek güvencesinden uzak olsalar da sosyal devletin kırıntılarıyla bile, yaşayabiliyorlardı.

Şimdi artık serbest piyasa vardı. Ve liberal ekonominin yoksulların önüne koyduğu duvarlar!
Öğlene doğru kent merkezine dönüyoruz. Bir kuyumcu dükkanının önünden geçiyoruz. De Beers pırlantalarının ışığı tüm bedenini kaplamış bir kadın resminin önünden yürüyüp Mc Donalds'a doğru ilerliyoruz. Önünde kuyruk yok belki ama içerisi tıklım tıklım.
Ünlü hamburger dükkanı, Moskova'nın en pahalı sandviçini satıyor.

Biraz ileride bir gazete bayii. Vitrini silme Amerikan ve Fransız dergileriyle dolu. Otomobil, yat, emlak, güzellik, kadın, bebek, moda dergileri... Kentlilere avaz avaz bir yaşam şekli öneriyorlar: Alın! Takın! Sürün! Giyin! Binin!"
Mihail Moşkin, genç bir gazeteci. Rüzgarın tersten esmeye başladığını söylüyor...

"Rusya bir değişim sürecinden daha geçiyor. Biz yıllarca Batı'dan gelen kültür şokunu yaşadık. Ama son zamanlarda, gerek kültürel, gerek ekonomik alanda bu baskıdan kurtulmaya başladık. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Boris Yeltsin döneminde sözüm ona bir demokrasiyle tanıştık. Televizyonlar, müzik kanalları, basın, halkı bir süre esir aldı. Şimdi Rusya, geriye dönüşü yaşıyor. Bu geri dönüş süreci, Putin'in iktidara gelmesinden sonra başladı. Eğer dikkat ederseniz, televizyonlarda, radyolarda, basında artık ulusal yayınlar ağırlıklı. Sinemalarda Rus filmleri daha fazla."

Moskova'da, genç gazeteci Moşkin gibi düşünenlerin sayısı artmaktaydı. "Geriye dönüş"ten söz ediyorlardı...
Akşamüstü, Moskova Üniversitesi'nde araştırmalar yapan Mehmet Perinçek'le buluşuyoruz. Bizi, Moskova'daki değişimi simgeleyen halk eğitim gruplarından birinin toplantısına götürüyor.

Grenada Müzik Topluluğu ve Julia Barkova

Grenada Müzik Topluluğu, her salı bir ilkokulun salonunda halkla bir araya geliyor. Rusya'da yaşayan halkların türküleri ve dünya müziklerinden seçmeler mahalle sakinleriyle buluşuyor...

Dışarda köşeyi dönmek için çalıp çırpanlar, vatansızlaşanlar, her şey mubahçılar varken, Moskova'nın bir köşesinde vatan sevgisinden, Rus halkının başka halklarla dostluğundan söz ediliyor; müzikle, uzaklar yakınlaştırılıyor.
Müzikle başlayan yolculuk, değişik halkaların kültürlerine merak uyandırıyor, genç yaşlı herkes birlikte öğreniyor ve eğleniyordu... Grenada, Batı'dan esen kültürsüzleşme rüzgarına karşı bir dalgakırandı! Müzikolog Julia, "Müzik birleştirir!" diyordu.

Mehmet'le ilkokulun sosyal faaliyet salonuna girdiğimizde sahnedeki uzun sarı saçlı, yüzünde büyük bir gülümseme taşıyan çocuk bedenine sahip bir genç kız dikkatimi çekmişti. Sahneye taşınan müzik aletlerini yerleştiriyor, gitarını akord ederken salona akan küçük çocuklar ve ebeveynleriyle şakalaşıyordu... Julia işte oydu.

"Çok güçlü bir saldırı karşısındayız. Dünyanın her ülkesi bu saldırıya maruz kalmış durumda" diyordu. "Geleneksel kültür büyük baskı altında. Biz, müzik grubu olarak sadece kendi kültürümüzü değil farklı ülkelerin müziklerini de yaşatmaya ve tanıtmaya çalışıyoruz. Rusya çok büyük bir ülke ve bağrında farklı halkları taşıyor... Sovyetler Birliği yıkıldığından beri birbirimizden çok koptuk. Yeniden kavuşma yolları arıyoruz..."

Salon, genç, yaşlı, çocuk, mahalle sakinleriyle doluyordu. Moskova'da görevli büyükelçilik mensuplarından da gelenler vardı. Julia Barkova sahneye çıktığında, Türk halkına bir selam yollayacaktı. .. Moskova'da bir ilkokulun salonunda Hekimoğlu türküsü yankılanacaktı. İtiraf etmeliyim, duyduğum en iyi yorumlardan biriydi.

"Kültürel Bozulma Liberal Ekonomiyle Başladı!"

Rusya, kültür şokuna serbest piyasa ekonomisiyle girmişti. Liberal ekonomi köklü Rus kültürünü 20 yıla yakın süre derinden sarsmıştı. Son yıllarda Rusya'nın kültürel mirasına sahip çıkanların sayısında hızlı bir artış vardı.

Her şey 1990'da Glasnost ve Perestroyka'yla başlamıştı... Amerika "Biraz demokrasi!" diyerek, hasta ve yorgun Rusya'nın boğazına kollarını dolamıştı.

İçerdeki işbirlikçileri, ekonomiyi göçertmişler sonra da IMF ve Dünya Bankası'ndan yardım dilenmişlerdi. 1992'de Rusya, IMF anlaşmalarıyla karşı karşıya kaldı. Rusya'ya "şok tedavi" uygulandı.
Birkaç yıl sonra, Amerikalı yöneticiler, Rusya'yı "tek kurşun atmadan teslim aldıklarını" söyleyeceklerdi. Kamuya ait petrol, gaz şirketleri, enerji santralleri, havayolları, madenler, fabrikalar, hastaneler, üniversiteler, kısacası, o güne kadar halka ait olan her şey özelleştirildi. Küresel güçlerin önüne açık ve şeffaf bir Rusya bırakılmıştı. Halk, büyük bir birikimin, ucuza değil bedavaya teslim edilişine şahit oldu...

Ekmek kuyruklarında sürünen Rus halkını görmezlikten gelen Yeltsin, "radikal reformların" süreceğini söylerken, kendi yardımcısı Rutskoy bile reform programını "ekonomik soykırım" olarak nitelemişti. Koca Rusya 10 yıl içinde darmadağın olacaktı.
Yeni bir yüzyılın başında, istihbaratçılıktan gelen bir lider, Rusya'nın eğilen başını yukarı kaldıracak, bu koca deve prestij kazandıran adımlar atacaktı.

Avrasya Hareketi lideri Alexander Dugin, Putin'i anlatıyordu:

"Putin, devlet başkam olduğunda en büyük avantajı, herkes ta-rafından nefret edilen Yeltsin'in yerine geçmesiydi. Rus halkı bir tirandan kurtulmuştu, ikinci olarak Putin, Rusların kendine güvenini tazeledi. Bu, halka çok önemli bir armağandı. Topraklarımızın bütünlüğünü sağladı. Devletten akortsuz sesler yerine, tek ses çık-maya başladı."

Rusya'nın dış dünya tarafından algılanışı Putin'le birlikte değişmişti. Korkusuz adımlar atıyordu Putin. Yeni müttefikler buluyordu.
Amerika'nın azılı düşmanlarıyla yakın ilişkiler kuruyordu. Mahmud Ahmedinejad'la, Chavez'le görüşüyordu. Şanghay işbirliği Örgütü'nde de vardı; İslam Konferansı Örgütüne de katılmıştı...

Amerika, gelişmelerden sıkıntılı, Rusya'yı demokrasi ihlaliyle suçladığında, Putin "kendinize bakın!" diyordu...
"Amerika'da işkence yapılıyor. Irak'ta, Afganistan'da, Guantanamo'da işkence yapılıyor! Avrupa polisi grevlerde, mitinglerde halka karşı gaz kullanıyor!" diyor ve Batı'daki bir dizi insan hakları ihlalini sıralayıveriyordu...
Rus halkı onu sevmişti. Batı karşısında eğilmiyordu. Ayrıca bir günde zengin olan oligarkları dize getirmiş, çaldıkları serveti geri almak için gerekli adımları atmıştı.

"Hırsız baronlar" Gusinski ve Brezovski, Putin gelince soluğu yurtdışında almıştı. Kodorkovski gibi bir gecede petrol kralı olanları içeri tıkmış, Yukos petrol şirketini yeniden kamulaştırmıştı Putin...
Abramoviç gibi yumuşak başlı oligarklara bir bölgenin sorumluluğunu vermiş, çaldıkları paranın Rusya içinde kullanılmasını sağlamıştı... Ama süreç ağır işliyor, darbe üzerine darbe yemiş olan halk, Putin'i yeterince katı olmamakla eleştiriyordu. Nikolay Arbat sokağında tanıştığımız bir işçi emeklisi. "Oligarklar, bizden akıllı çıktı, bizim paralarımızın üstüne oturdu!" diyordu, "1990 öncesinde işçilerin haklan kutsaldı. Şimdi herkes kendi paçasını kurtarmaya çalışıyor... Çok hırsız var. işte oligarklar, hepsi bize ait olanı çaldılar".

"Sizce Putin oligarklarla iyi mücadele ediyor mu?" diye soruyorum.
"Mücadele etme çabası var ama yeterli değil" diyor, "Putin ve bazı oligarklar bazen aynı potada buluşuyor".
Putin, iflas etmiş bir Rusya devralmıştı. Parayı içerde tutmak zorundaydı. Bu denge politikası, Putin'i zor bir ikilemde bırakıyordu.

Putin, yeni zengin Rus burjuvazisini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyordu. Liberal ekonomi uygulaması içinde, yavaş yavaş karma ekonomiye yaşam alanı açıyordu...
Oligarkların elinden alarak devletleştirdiği şirketlere, bakanlarını ve yardımcılarını koydu. Dev tekeller haline gelen devlet kontrolündeki şirketlerin oranı giderek arttı. Ama bu sefer bu şirketlerden nemalanan siyasi bir elit de zenginleşmeye başladı.

Putin, bıçak sırtında ilerliyordu. Rusya ikiye ayrılmıştı. Hırsız baronlar, Putin'i "yeni diktatör" diye niteliyor; halk, onun aşırı liberal politikalarından şikayet ediyordu.

Russia Profile dergisinden gazeteci Dimitri Babiç anlatıyor:

"Son yıllarda ülkenin durumu biraz daha istikrarlı hale geldi. Son iki-üç yıl içinde maaşlar en yüksek seviyeye ulaştı. Ama bu geçiçi bir durum. Çünkü hükümetin ekonomi politikası değişmiyor. Rusya 'liberal' bir ekonomi anlayışıyla yönetiliyor. Bu ne demek? Halkın büyük bölümü çok az parayla yaşamak zorunda demek. Paranın büyük çoğunluğu istikrar fonlarına aktarılıyor ya da zenginler tarafından yutuluyor demek. Moskova'yı gördünüz. Zenginler için lüks mağazadan geçilmiyor, fakirler için ne var? Halk ümitsiz!"

İkinci Nesil Oligarklar

Yeltsin'in yarattığı kaosla kıyaslandığında bir düzelme vardı elbet. Ama, "sistem yaralı" diyordu Babiç:


"Rusya'nın şu andaki durumu 90'lardakinden çok daha iyi. Sistem temelde yaralı ama! Rusya'da konumları zayıflayan bir-iki oligark var. Kodorkovski şu an hapiste. Gusinski ve Brezovski ülke dışındalar. Ama ülke içinde hala önemli mal varlıkları var. Rusya şu an istikrarlı gibi görünüyor ama sistemde bir değişiklik yok. Ekonomi, 1990'lardakigibi idare ediliyor."
"Lukeoil, Gazprom gibi birçok şirket kamulaştırılmadı mı?" diye soruyorum.

Dimitri, otelin lobisinde oturan yabancıları süzerek "Tamamen devlete ait değiller," diyor, "bu şirketler resmi olarak özel teşebbüse ait. Ama devletin o şirketlerde hisseleri var. Bu şirkederin yönetim kurullarında hükümet yetkilileri var. Genelde bu yetkililer ya askerdir ya da özel servislerdendir. Ama bu şirketler özel teşebbüs olmaya devam ediyor, kendilerine ait bir bütçeleri var. Vergi veriyorlar ama karları halka yansımıyor".

Putin, işte bu ikilemle boğuşuyordu. Halk onu, "ikinci nesil oligarkları" yaratmakla suçluyordu. Birinci nesil oligarklar, özel-leştirmeden zengin olmuşlardı. İkincilerse, kamulaştırmadan servet ediniyorlardı. Putin, özelleştirilen şirketlerin hisselerini yavaşça ele geçirirken ortaya çıkan siyasi elite göz yumuyordu. En yoksul kesim öfkeliydi geçmişi özlüyordu.
Arbat sokağında, soğuktan yüzü kızarmış, zayıf, orta yaşlı bir kadın, seyyar tezgahındaki ıvır zıvırın önünde bekliyor.

Natalya, birçok Rus'tan duyduğumuz cümleleri tekrarlıyor:

"Bir zamanlar çocuklarımız parasız okuyordu, evlerimiz vardı, çocuklarımızın geleceğini görebiliyorduk, insan olduğumuzu hissediyorduk. Önce işyerlerimiz, fabrikalarımız kapandı. İşsizleştik, aç kaldık... Şu anda kaosun içinden geçiyoruz. Ne olacağını bilmiyoruz. Her gün biraz daha yoksullaşıyoruz."

Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Sergey Markov, Putin'in atılımlarının yeterince takdir edilmediğinden yakınıyordu.
"Rus halkı ekonomiden pek memnun gözükmüyor," diyorum.
Bürokrat gülümsemesi yüzüne yayılıyor. Kravatını düzeltirken, "Halk, para söz konusu olduğunda zaten hiç memnun olmaz ki" diyor, "90'lı yıllarda, hayat standartlarında hızlı bir düşüş oldu. Bunu yoksulluk ve sefalet izledi. Lakin Putin, iktidara geldikten sonra ekonomik büyüme yaşadık, her yıl yüzde sekiz! Tabii yine de şikayetler var".
Avrasya Hareketi Ekonomik Topluluğu sözcüsü Konstantin de, "büyümenin şimdilik halka yansımadığını" söylüyordu.
"Halkın iyi yaşadığı yolunda açıklamalar gerçeğe uygun değil. Moskova'dan 100 km uzağa gidin, farkı göreceksiniz. Rusya'nın diğer bölgelerinde hayatın ne kadar zor olduğunu, insanların gelir seviyesinin ne kadar düşük olduğunu ve ne kadar kötü yaşadıklarını göreceksiniz."

Rusya'da Üçüncü Dönem: Medvedev iktidarı

Halkın sesi yükselirken, Putin, 2008 Mart seçimleri için desteklediği adayı açıkladı. Herkes şaşkındı... Putin'in adayı başbakan yardımcısı Medvedev'di.

2000 yılında Putin'in seçim kampanyasını yürütmüştü. Putin, seçimleri kazanınca o da Kremlin'e girmişti. Kısa bir zaman sonra, Rusya doğalgaz şirketi Gazprom'un yönetim kurulu başkanı olacaktı. 2002'de Rus Merkez Bankası'nda Putin'in temsilcisiydi. 2005'te başbakan birinci yardımcılığına yükselecekti.

Avrasya Hareketi Başkanı Dugin, Medvedev'i oligarklardan daha tehlikeli buluyordu. Medvedev bir siyasetçiydi ve serbest piyasa kuralları, onun eliyle, en sert biçimde Rusya'da uygulamaya girecekti. Ofisinde uzun Rus sakalını sıvazlayarak, "Medvedev ismi sıkıntı verici!" diyordu.

"Medvedev, mesela Abramoviç'ten çok daha tehlikeli. Abra-moviç, parayla oynar ama siyasi anlamda bir hiçtir. Para konusunda menfaati neredeyse o tarafı tutar. Siyasi açıdan her yana eğilip bükülebilir. Ama Medvedev siyasetin içindedir, tam bir liberaldir, gözü Batı'dan başka şey görmez... Oligarşiye çok yakın, çok daha tehlikelidir."

Medvedev, yılda 13 milyar dolar kar eden Gazprom'u yönetiyor, hem de siyasi kariyerinde yükseliyordu. Son anketlere göre Rusya'nın liderliğine geçecekti. Arkasında Putin'in desteği vardı.
Alexander Dugin'e soruyorum, "Putin neden bunu yapıyor?"
"Kimse anlayamıyor" diye cevaplıyor, "O her şeyi yapabilir çünkü o bir otokrat! İyi şeyler de yapabilir kötü şeyler de. Belki şu anda kişiliğinin kötü yanını öne çıkarıyor. Ne isterse yapabilecek güce sahip... Ama Medvedev, Kremlin'e çıktığı anda Putin'in karizması ortadan kalkacak".

Dugin, Rusya'da "gelenekselci" akımın ileri gelenlerindendi. Düşüncelerinde dini fikirler ağırlıklı yer alıyordu. Değerlendirmeleri geleneksel duygu ve düşünce tarzını öne çıkarıyordu. Putin'in, halkın gözünden düşeceğini söylediğinde, "Neden?" diye soruyorum.
"Çünkü Rus geleneğinde sadece bir tane kral vardır" diye cevaplıyor, "Putin, halkın gözünde bir devlet başkanı değil, o bir kral. O modern bir çar ve Medvedev'i aday göstererek bir anlamda tacını terk ediyor. Bu, Rus geleneğinde bir suçtur. Halkın umutlarına arkasını dönmek demektir".

Belki de tam da bu yüzden Putin böylesi bir adım atıyor, diye düşünüyorum. Medvedev'in adaylığı Putin'in zamanla sosyal devleti oluşturacağını uman aydınların, kafasını karıştırıyor. Putin, çoğunluk tarafından desteklenirken tahtını bırakıyor!
Acaba aklında kısa bir zaman sonra görevi daha güçlü bir destekle geri almak mı var? Dugin'e soruyorum.
"Rus halkının güvenini kazanmak o kadar kolay değil. Ama Putin, öyle koşullarda Rusya'nın başma geçti ki herkesin güvenini kazandı. Şimdi bakıyorum, Medvedev, her bakımdan Putin'den zayıf, fazlasıyla Batılı ve hep Putin'le kıyaslanacak..."
"Belki Putin, kısa zaman sonra daha güçlü bir şekilde iktidara gelmek istiyordur" diyorum.
"Olabilir" diyor, "ama bence artık hem Medvedev için, hem Putin için, hem de Rusya için her şey çok daha zor olacak. Bence, bu oyunda kazanan olmayacak". Susup düşünüyor, "Belki Putin bizim bilmediğimiz bir şey biliyordur. Ama bence büyük bir hata yapıyor ve ölümcül bir adım atıyor" diye mırıldanıyor.

Batı basınında çıkan haberler, Dugin'in endişelerini doğrular nitelikteydi.
Batı, Medvedev1in adaylığını alkışlarla karşılamıştı. İngiliz Financial Times, "Medvedev, ateşli bir milliyetçiliğin etkisi altındaki bir ülkenin değil, ticari çıkarların güdümündeki bir ülkenin temsilcisidir" diye yazmıştı.

Alman Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Gernot Erler de "Medvedevin küresel ekonomiyle iyi ilişkiler kuracağına duyduğu güveni" dile getiriyordu:

"Medvedev'in istihbarat servisi ve ordu kökenli olmaması sevindirici. Medvedev, Kremlin yönetimdeki değişimin müjdecisidir" diyordu.

Medvedev döneminde, Rusya'nın Batı'yla gerginlik içindeki ilişkilerinin yumuşayacağı, liberal ekonominin sağlam temellere oturtulacağından söz ediliyordu.

Gazeteci Babiç, "Medvedev döneminde, Rusya'nın yabancı yatırımcı cenneti olacağını" söylüyordu:

"Putin ve Rusya'nin gelecek devlet başkanı Medvedev, yabancı yatırımın Rusya'ya gelmesini istiyor. Mesela, Sibirya'daki petrol sahalarını geliştirmek için 2030 yılma kadar Rusya'nın 10 trilyon dolara ihtiyacı var. Bu kadar büyük bir miktarda parayı yatırımcıları baştan çıkaracak teklifler yapmadan bulamazsın."

Putin, büyük yatırımları akıllı bir şekilde gerçekleştirebilmek için Medvedev'i ortaya atmış olamaz mıydı? Ayrıca Medvedev devlet başkanı olduğunda, Putin yürütmenin başına, başbakanlığa geçecekti... Rusya, uzun zamandır Batı'dan gelen tehditlerle karşı karşıyaydı. Rusya'nın toprak bütünlüğüne, ekonomisine, siyasetine, dinine ve kültürüne saldırılar vardı... Ekonomik saldırı, Rus ekonomisini kaosa sürüklemiş, fakirleştirmişti. Batı eliyle, Rusya'nın çeşitli bölgelerinde ayrılıkçı akımlar güçlendirilmişti. Etnik çatışmalar körüklenmişti.
Vatikan ve Protestan Kiliseleri misyoner faaliyetlerini hızlan-dırmıştı ve Rus Ortodoks Kilisesi saldırı altındaydı.

Jirinovski

Duma'daki üçüncü büyük parti, Liberal Demokrat Rusya Partisi lideri Jirinovski, Batı'dan gelen tehditlere değinmişti:

"Rusya ile Türkiye ortak düşmanlara sahip ülkelerdir. Tarihte ikimizin de ortak düşmanı İngiltere'dir. İngiltere tarih boyunca Rusya'yı ve Türkiye'yi tehdit etmiştir. Ortadoğu hedefinde her iki ülkeyi de bir zemin olarak kullanmıştır. Bu tehditlere karşı ancak birlikte hareket edilerek göğüs gerilebilir."

Jirinovski, ayrıca her iki ülkenin de bir din saldırısıyla karşı karşıya olduğunu söylüyordu. Amerika'nın bu coğrafya üzerindeki kilise hamlesinden söz ediyor, gizli din savaşlarının altını çiziyordu.

"Moskova Patrikhanesi en büyük nüfusa sahip patrikhanedir. Çok etkilidir. Biliyorsunuz, İstanbul'daki Fener Patriği Barholomeos, Rus Ortodoks Patrikhanesi'ne karşı, Amerika tarafından kullanılmaktadır. Bu gibi oyunlar, hem Rusya'yı yıpratmak için, hem de Türkiye ile Rusya'nın arasını açmak için kullanıhyor."

Onu Duma'da ziyaret etmiştim. Liberal Demokrat Parti'ye ait koridorda, duvarlar yüzlerce Jirinovski fotoğrafıyla kaplıydı. Rus Ortodoks Patriği ile Jirinovski, tatilde kızlarla Jirinovski, koca bir votkayı mideye indirirken Jirinovski, avcı Jirinovski, helikopterde Jirinovski vs.

Bana verdiği cd'lerde bir show programında çocuklarla söylediği şarkılar ve anlattığı fıkralar vardı. Kadınlarla ilgili esprileriyle, magazin basında geniş yer alıyordu...

Jirinovski, Rus siyasi hayatındaki şöhretini, propaganda makinesini iyi kullanmasına borçluydu. Bazı aydınlar, Jirinovski'nin bir boşluğu doldurmak için hükümet tarafından desteklendiğini söylüyorlardı.
Dimitri Babiç'e Jirinovski'nin liderlik ettiği Liberal Demokrasi Partisi'nin, Rodena (Vatan) Partisi'ni eritmek için mi desteklendiğini sordum.

"Jirinovski, öncelikle halkın dikkatini dağıtmak, halkı ciddi konulardan uzaklaştırmak için ortaya çıkarıldı. İkincisi, milliyetçi partiler yok edilince boşluğu doldurmak gerekti. Bu boşluğa Jirinovski'nin partisi oturdu. Asıl milliyetçi parti, Rodena Partisi'ydi. Yerine Jirinovski çıkarıldı. Hükümet, Rodena Partisi'ni böldü; Jirinovski'nin partisini de desteklemiş oldu."
Rodena Partisi, Dimitri Ragozin tarafından 2003'te kurulmuş, kısa sürede Putin'in girişimleriyle parçalanmıştı... Partinin başına gelenler bir skandaldi, üstü örtülü kalmıştı.

Rodena'nın yok edilişini Babiç şöyle anlatmıştı:

"Rodena, milliyetçi partilerden biriydi. Önce mali destekçileri kullandılar. Her partinin, varlığını sürdürebilmesi için bir mali destekçiye ihtiyacı vardır. Rusya'da mali destek verenler de çoğunlukla hükümetle bağlantılıdır. Zengin olabilmeniz için hükümetle bağlantınız olması gerekir. Rodena, ciddi bir güce eriştiğinde, hükümet devreye girdi. Mali destekçileri uzaklaştırdı. Parasız kalan Rodena'yı içten yıktılar."

Babiç'e göre, Putin rakipsiz kalmak istiyordu... Halkın ilgi gösterdiği sol partileri tırpanlamıştı. Ortaya çıkan boşluğa, kontrolde tuttuğu Jirinovski'yi yerleştirmişti.

Sivil Örümcek Ağma Karşı Rus Gençlik Örgütleri!

Putin, onlarca cephede savaş vermek zorundaydı. Rusya içindeki "Açık Toplum"cular ve onların gençlik arasındaki faaliyetlerine karşı panzehirler üretmişti. Batı'yı kendi silahıyla ezecekti.
Nashi adlı gençlik örgütü Putin'in en büyük destekçisi. Vitaly Trofımov Nashi'nin üyesi...

Moskova'nın kenar mahallelerinden birinde, bir bodrum katındaki ofislerinde konuşuyoruz:

"Soros gibi kişilere bağlı sivil kuruluşlar ve benzerleri, Rusya halkının değer yargılarıyla oynadı. Biz bununla mücadele ediyoruz. Kitaplar çıkarıyoruz. Tarihi tahrif edenlere karşı duruyoruz. 90'larda olan biteni, Rusya'nın doğal değişim süreci olarak sunanlara cevap veriyoruz. Amerikanizmin Rusya'ya yerleşemeyeceğini anlatıyoruz."

Rusya'da Batı karşıtı gençlik örgütleri hızla yayılıyordu... Ünlü "turuncu devrim"leri ve sonuçlarını tüm komşu coğrafyada dikkatle izlemişlerdi... Bu darbelerin çoğu eski Sovyet coğrafyasında "demokrasi" adı altında sahneye konulmuş ve sonuçları kötü ol-muştu. Gazeteci Babiç, Batı'nın hedef ülkelere yumuşak girişinden söz ediyordu...
"Bu coğrafyada uyguladığı politikalar yüzünden Batı, Rus kamuoyu üzerindeki etkisini kaybetti. Tıpkı Sırbistan'da olduğu gibi. George Soros, Sırbistan ve Rusya'da faaliyetlerini uzun yıllar sürdürdü. Ukrayna'da, Yuşçenko'yu, Timoşenko'yu, Gürcistan'da Saakaşvili'yi iktidara taşıdı. Şimdi Rus halkı, Soros politikalarını iyice anladı."

Avrasya Hareketi'nin gençlik örgütünden Leonid Savin, "Turuncu darbe imalatçılarının en önemli silahı, kitle iletişim araçlarıydı!" diyor, "bunlar etkin bir biçimde televizyon radyo ve basmı kullandılar. Ultra liberal yayın yapan radyo istasyonlarının sayısı bir anda arttı. Bunlar Batı propagandası yapıyorlardı. Sürekli Amerikan hayat tarzını anlatıyorlardı".
Rusya'da o dönemde başlayan Batı kaynaklı televizyon programları, renkli basın, Rus toplumunu dönüştürmekte etkili olmuştu. Bugün hala her köşe başında, Batı'nın ünlü moda, porno, spor, dekorasyon dergileri vardı. Renkli sayfalardan bir yaşam biçimi yayılıyordu...

Rusya, hızla Batılılaştırılmış, bir anda "modernleşmişti"... Avrasya Hareketi lideri Alexander Dugin, "çağdaşlaşma" fikrinin Batı'yla ilişkilendirilmesini tartışıyordu...

"Çağdaşlaşma sürecini ve manasını dikkatle gözden geçirmek gerek. Çünkü çağdaşlaşma Batı'nın adetlerim, kültürünü, müziğini, alışveriş merkezlerini, modasını taklit etmek değildir. Çağdaşlaşma, kendi değerlerini ileri götürmektir. Bu kavramın ideolojik bir temele oturması gerekir."

Dimitri Babiç, Batı'nın kültürel saldırısına karşı kurulan gençlik örgütleri arasındaki ideolojik farklara dikkat çekiyordu...
"Mesela Nashi, hükümet yanlısı bir harekettir. Avrasya Hareketi ise milliyetçi bir bağımsızlık hareketidir. Avrasya Hareketi'nde ideolojinin önemli bir yeri vardır. Nashi hareketi, karmaşık ve çok renkli bir oluşum. Nashi, daha eğitimsiz ve yukarılara gözünü dikmiş gençlerden oluşuyor. Bir lidere bağlı bir hareket.

Avrasya Hareketi ile Nashi'yi kıyaslamak için bir örnek vereyim:

Bugün Putin, çıkıp, 'Amerika, teröre karşı bizim müttefikimiz!' dese, Nashi'li gençler hemen aynısını söyler. Avrasya Hareketi'ndeki gençlerse bunu asla yapmaz. Çünkü onların belli bir ideolojisi var."

Devlet Başkanı Vladimir Putin'in politikalarını kayıtsız şartsız destekleyen on binlerce öğrenciyi buluşturan Nashi, Rusya'nın 85 bölgesinin çoğunda örgütlenip Kremlin'in bekası için toplumsal projeler yürütüyor.
Avrasya Hareketi'yse, entelektüel gençleri çevresine topluyor.

Leonid, hareketin amacını şöyle açıklıyor:

"Başlıca amacımız, çok kutuplu bir dünyaya ulaşmak için çalışmaktır. Amerika, tek kutuplu bir dünyada süpergüç olarak dikta kurmak istiyor. Biz, çok kutuplu, tüm halkların rahat yaşadığı bir dünyayı özlüyoruz."

Avrasya Gençlik Hareketi Faaliyetlerinden örnekler veriyordu:

"Televizyon programlan hazırlıyoruz, toplantılar gerçekleştiriyoruz. Konserler düzenliyoruz. Değişik bölgelerden, değişik örgütlerden insanlar davet ederek onlarla ortak çalışmalar yapıyoruz. Onlarca internet sayfamız var. Bu internet sayfalarından bilgilendirme yapıyoruz. Ve değişik bölgeler ve ülkelerle ilişkiler kuruyoruz."

Avrasya Hareketi'nin lideri Alexander Dugin, "Batı'nın insanlığa karşı işlediği suçlara düşmanın silahıyla direniyoruz" diyor...
"Avrasya Gençlik Hareketi, gençler için rock ve halk müziği konseri düzenliyor. Geçen yıl, 60'tan fazla farklı müzik grubu halk konseri verdi. Haftada bir film gösterisi yapıyorlar. Doğu'dan, Batı'dan, Çin'den, hatta Amerika'dan alternatif filmleri tartışıyorlar. Katılımcı gençlerin sayıları giderek artıyor.
Birçok sivil örgütlenme içinde en etkili çalışma, bence Grenada'ya aitti. Onlar bir müzik grubuydular ama doğal bir örgütlenmenin de mimarıydılar.

Grenada ve Halk Eğitimi

Grenada müzik topluluğunu Tatyana Vladimirska ve eşi, Sovyetler dağılırken kurmuşlardı.

Batı'nın kültürel baskısıyla nasıl mücadele ettiklerini şöyle anlatacaktı:

"Dünyanın her yerinde ve tabii bizde de, Batı kültürünün ezici baskısı insanları bunaltıyor. Çocuk ya da yetişkin fark etmiyor. Herkes bu baskıyı yaşıyor ama gençleri etkilemek daha kolay. .. Biz ne yapıyoruz? Grenada'yı duyuruyoruz. Konser salonlarında buluşuyoruz. Kimseyi buraya zorla getirmiyoruz. Hiçbir şeyi yasaklamıyoruz. Sadece ilgi gösterenlere alternatif bir müzik sunuyoruz. Alternatif bir kültür sunuyoruz. Rock dinlenmez, Rap dinlenmez demiyoruz. Bu işi ücret karşılığı da yapmıyoruz. Buraya gelen, özgür iradesiyle, ona sunduğumuz alternatifi sevdiği için geliyor... Burada daha derin kökleri olan, daha derin tarihe sahip olan müziklerle tanışıyor... Sonra o halkları merak ediyor."

Rus halkı eğitimli bir halk. Sokaktaki vatandaş, Dostoyevski, Tolstoy okuyor, Puşkin'in şiirlerini ezbere biliyor. Metro, kitap okuyanlarla dolu; eğitim seviyesi çok yüksek; Rus halkı engin bir kültüre sahip.

90'dan beri alışveriş çılgınlığı büyük şehirleri kıskacına almıştı. Rus halkı bu çemberden yavaşça çıkıyor. Şimdi kendi kültürüyle daha çok ilgileniyor. Rus filmleri, son birkaç yıldır, Hollywood filmlerinden daha çok izleniyor. Televizyonlardaki yarışmalar, izlenme kayıtlarında puan kaybediyor. Yerli diziler daha çok izleniyor.

Rusya bugün bir değişimden geçiyor. 17 yıldır "özgür toplum"u yaşayan halk, serbest piyasa ekonomisinden yaka silkiyor.
Putin, Rusya'da yoğun faaliyet gösteren Batılı sivil toplum ku-ruluşlarının faaliyetlerini durduruyor. Aydınlar arasında "sivil örümceğin ağında" çalışanlara gözdağı veriyor. İngilizlerin British Council adlı örgütü, "zararlı faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle kapatılıyor. Aydınlar, fikir adamları Batı'nın tehditlerine karşı bölge ülkeleriyle ittifak projelerinin önemine değiniyorlar. Batı, Rusya'daki bu değişimi endişeyle izliyor...

Küresel gücün en önemli isimlerinden Richard Holbrooke, Rusya'nın Türkiye'yle ilişkilerini geliştirme çabasını "tehlikeli bir gelişme" olarak niteliyor...

"Bölge Ülkeleri Birleşmeli!"

Moskova'da konuştuğumuz tüm aydın ve siyasiler, Türkiye'yle ilişkilerin önemini vurguluyor.
Rusya Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Sergey Markov'a soru-yorum, "Sizce Türkiye de Şanghay İşbirliği Örgütü içinde yer almalı mı?"
"Tabii! Türkiye, Amerika'nın değil Asya'nın müttefiki olmalıdır. Bakm, Amerika Şanghay İşbirliği Örgütüne burnunu sokmayı çok istiyor. Ama biz çok dikkatliyiz, bu örgüt, tüm Asya'yı birleştiren bir örgüt. Dünya nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan ülkeleri birleştiriyor. Rusya, Çin ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü'ne bağlı ülkelerin orduları, 'Barış Misyonu 2007' adı verilen, son yılların en kapsamlı askeri tatbikatını gerçekleştirdiler."
Bu tatbikat, Amerika'ya tek kutuplu dünyanın sona erdiği mesajını veriyordu...

Markov, bölgede komşuların yakınlaşmasının dünya barışı açısından önemine dikkat çekiyordu.
"Bir an önce Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiyi geliştirmemiz gerekiyor. Elimizde stratejik bir ortaklık kurmak için büyük bir fırsat var. Ekonomik anlamda işbirliğimiz en üst seviyeye çıkarda-bilir. Çünkü ekonomilerimiz birbirine rakip değil. Bilakis, iki ülke, son derece kolay kaynaşabilecek bir yapıya sahibiz..."

Avrasya Hareketi lideri Alexander Dugin, Türkiye ve Rusya'nın Batı'yla ilişkilerini değerlendiriyor.
"Çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Bu bölgede yer alan ül-keler, Batı'yı ne kabul edecek ne de reddedecek konumdadır. En önemlisi bunu anlamaktır. Batı, bizim gibi ülkelere bir çözüm ge-tiremez. Batı, kendi derdine düşmüştür..."
Gülerek "Belki onlar bizden medet umuyorlardır!" diyorum.

"Katılıyorum," diyor, "bizler, yani Türkler, Ruslar, Çinliler, İranlılar anlamalıyız ki, Batı çözüm değildir. Bu yüzden Batı'dan bir şeyler alabiliriz, onlara bir şeyler verebiliriz ama onları bir çözüm olarak göremeyiz. O zaman Batı'yı benimsemek, onu reddetmek kadar anlamsızlaşır".

Bölge ülkeleri, iç politika tünellerinden geçerken, Batı'nın mü-dahaleleriyle de boğuşmak zorundalar. Rusya, Batı'yla mücadelesinde kazançlı adımlar attı. Putin, Rusya'nın Batı karşısındaki duruşunu düzeltti, ülkeyi toparladı.
Putin, NATO'nun Doğu Avrupa'ya doğru genişlemesine, Orta Asya'da, Amerikan üslerinin kurulmasına ve füze savunma kal-kanlarının yayılmasına karşı açık bir tavır almıştı. Rus halkının desteğini aldı. Ekonomik büyümeyi yüzde 8'e çıkardı, enerji an-laşmalarından çok para kazandı.

Ancak bu para, Rus halkının cebine yeteri kadar yansımıyor. Rusya'nın ikinci kuşak zenginleri ile halk arasmdaki uçurum giderek büyüyor.
2008 başında bu çelişkiler içinde yeni bir seçime giden Rusya'yı izlemiştik.

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir