Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nasır'ın Mısır'ı ve Bugün!

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Nasır'ın Mısır'ı ve Bugün!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:20

Nasır'ın Mısır'ı ve Bugün!

Ekim 2007 Yolculuğu


Uzun yıllar İngiliz işgalinde yaşadı Mısır. 1922'de bağımsızlığını kazandı ama İngilizlerin gizli yönetimi aslında 1952'de Abdülnasır'la son bulacaktı.
Nasır, Mustafa Kemal Atatürk'ü kendine örnek aldı. Ülkenin doğal kaynaklarına sahip çıktı, Süveyş Kanalı'nı devletleştirdi. Bloksuz ülkelere katıldı.

Mısır, Nasır parantezinden sonra yeniden geçmişe dönecek, bu kez İngiltere yerine Amerikan hükümranlığına girecekti. O gün bugün, ekonomik sıkıntılar, politik kargaşa ve dini çatışmalarla dertli.
Dünyanın en eski uygarlıklarından biri, bugün Müslüman Kardeşler örgütüne umut bağlamış bir halk ve Batı etkisine girmiş bir aydın kesimin ağrısını yaşıyor.
Son yıllarda Mısırlı işçiler gidişata dur diyor...

Bilmem farkında mısınız, 90'lı yıllardan sonra Batı'da bir Mısır hayranlığıdır aldı yürüdü. Mısır'la ilgili kitaplar piyasaya çıktı:

Piramidierin Sırrı, Mısır'ın Kleopatrası, Ramses'in Hayatı... Batılı turistler Kahire'ye, Nil kıyılarına akıyor... Milattan önceki Mısır, her dile çevrilen çocuk kitaplarıyla dünyaya yayılıyor. Tarih öncesi Mısır hakkında çevrilen HoIIywood filmlerinden geçilmiyor!
Bir de Mısır'ın unutturulmaya çalışılan yakın tarihi var. Ancak bırakın tarihi, Mısır'ın bugününden de pek bahsedilmiyor! Biz Kahire'nin bir kenar mahallesinde güne başlıyoruz...

Daha ilk dakikalarda anlıyoruz ki, bugün Kahire'de birileri için eve ekmek götürmek, deveye hendek atlatmaktan zor. Mısırlı işçi, tüm çevre ülkelerdeki çalışanlar arasında en düşük ücreti alıyor. Günde 2 dolarla yani 2,5 lirayla yaşamaya çalışıyor.

Tarafsız Dünya Basım ve Mısırlı İşçiler

1991 yılının mayıs ayında, Mısır hükümeti Uluslararası Para Fonuyla (IMF) bir anlaşma imzaladı.
Bundan böyle IMF, Mısır'da stand by anlaşmaları uygulayacaktı. .. Önce özelleştirmeler ve serbest ticaret bölgeleriyle işe başlanacaktı. Mısır'da özelleştirme furyası ortalığı birbirine kattı. Ne kadar fabrika varsa satıldı.
10 yılın sonunda, daha fakir bir halk, daha zengin yöneticiler yardı. Üretim azalmış, fabrikalar kapanmış, işsizlik artmıştı. Fiyatlar roket hızıyla yükseliyordu. Serbest piyasa ekonomisi uygulanıyordu. Özelleştirilen fabrikaların kapıları bir daha açılmanı acasına kapanıyordu. Halk 20 yıl içinde küresel devlerin altında kaldı!

Kemal Abbas bir işçi lideri. Gece vakti kapatılmış bir sendika binasının illegal kullanılan bir odasında bize şunları söylüyor.
"Halkın sadece yüzde beşinin karnı doymaktadır. Son yıllarda Mısır yabancı yatırımın kalesi olmuştur ama yoksulluk işsizlik tavan yapmıştır. Sınıflar arasında uçurum hiç olmadığı boyutlardadır. Orta sınıf kalmamıştır."
Onunla tanışmamız başlı başına Mısır'ın bugününü anlatan bir hikayeydi.
Diğer arkadaşları gibi bir gece yarısı içeri alınacağından endişeliydi.

Bir saatlik konuşmanın ardından beni yandaki küçük odaya çağırdı. Tercümanım Assam'la içeri girdik. Bilgisayarı açtı ve "Burada dünya basınının hiç ilgi göstermediği Kahire grevlerinin fotoğrafları ve filmleri var. Eğer beni de içeri alırlarsa bunlar da yok olacak. Bu belgeleri size vermek istiyorum. Kardeş bir ülkenin dost gazetecisinin elinde olsunlar!" dedi.

Ürperdim, emanetleri aldım ve TRT1 de yayınladım. İki kişi bir araya gelse haber yapan BBC, CNN ve benzerleri 2006'da yeri göğü inleten Mısırlı işçilerin isyanım ve Ortadoğu'nun bu en büyük grevini görmezden gelmişlerdi!

Sarı Sendikalar

İşçi ücretleri o kadar düşüktü ki küresel şirketler birçok ürünü Mısır'da üretiyordu... Mısır'da açlık sınırı 500 dolar civarındaydı ama işçi ücretleri 150 doları geçmiyordu.
Amerikan Ticaret Odası verilerine göre, Mısırlı işçinin aylık kazancı, aynı işi yapan Türk işçisinden yüzde 80 daha azdı.
Sonunda kıyamet kopmuş, 2006 Aralık ayında tekstil ve iplik fabrikalarında başlayan grev dalgası Mısır ekonomisini sarsmıştı....
27 Aralık 2006'dan bu yana direnen ve birikmiş fazla mesai ücretlerini ve yıllık ikramiye bedelini isteyen iplik ve tekstil işçileri, önce Kahire'nin kuzeyinde Mahalla al Kubra'da ayaklandılar...

Grev dalgalar halinde yayılacak, güneydeki iplik fabrikalarına sıçrayacaktı.
Helvan İplik Fabrikası ve Kafr el Davar'daki işçiler de onlara katılacaktı.
Kısa zamanda on binlerce tekstil, çimento, demiryolu, liman çimento işçileri greve destek verdi.
"Ölene kadar grev! Açız!" diye bağırıyorlardı.

"Sarı sendika" başkanı Said el Gohary'nin açıklamasının ardından iş çığrından çıkmıştı. Gohary, grevdeki işçileri terörist olarak tanımlamıştı. Sendika lideri, temsil ettiği işçileri, fabrikaları sabotajlamakla suçlamıştı!

Haberi ilk yapanlardan biri Amerikalı gazeteci Liam Stuck'tı. İlginç bir karakterdi. Kahire'de İngilizce yayımlanan Daily Star'da çalışıyordu. 35 yaşlarındaydı. Kendisiyle buluşmak istediğimi söy-lediğimde beni uzun uzun sorgulamıştı. İki yıldır Mısır'daydı. Ondan önce Sudan'da İskoç Kilisesi adına çalışan bir yardım kuruluşu elemanıydı. Amerika'nın siyasi çalışmalarda uzmanlaşmış Georgetown Üniversitesi'nden politika doktorası yapmıştı. Şimdi de Mısır'da gazete muhabiri kimliğindeydi. Mısır'daki işçi hareketini büyük bir ilgiyle takip etmekteydi. Nil kenarında buluşup konuşuyoruz.
"Bu grevler esas olarak sendikacılara karşı örgütlendi çünkü burada sendikalar hükümet yanlısıdır" diyor. "Sendikaların başında hükümetin görevlendirdiği birisi vardır. İşçiler ilk defa demokratik bir sendika için ayaklandılar..."
"Onları kimler destekledi?" diye soruyorum.

Küçük mavi gözlerini döndürerek gözlüklerini düzeltiyor:

"Bildiğim kadarıyla grevler herhangi bir dış yardımla alevlenmedi. İkinci grev dalgası başladığında da bu ispatlanmış oldu. Çünkü hükümet birinci grev sonrası grevle ilgili olduğunu düşündüğü kurumları kapattı, bazı yetkilileri içeri aldı ama ardından ikinci grev patlak verdi. Kendiliğinden ortaya çıkmış bir hareketten söz ediyoruz..."

Daha sonra görüşeceğim ünlü gazeteci Usame Heikal, onu doğruluyordu... Mısırlı işçiler dayanılmaz koşullarda yaşıyordu. Bıçak kemiğe dayanmıştı...

"Mısır'da halkın büyük bir çoğunluğu aç; eğitim ve sağlık hizmeti de alamıyorlar. Halkın çok küçük bir kısmı iyi şartlarda, refah içinde yaşıyor. Grev dalgası ve toplu hareketler ekonomik zorlukların bir sonucu!"

Aralık 2006'dan beri sayılan yüz binleri bulan bir işçi hareketi Mısır'ı sarsıyordu ve dünya basını bundan hiç söz etmiyordu. Haberin yayılması özellikle engelleniyordu. Liam Stuck'ın konuyla ilgili görüşü ilginçti:

Eğer grev dalgası Ortadoğu'daki diğer ülkelere sıçrarsa bu felaket olurdu... Yüz binlerin haberi BBC'de bile alt başlıkta yer almıştı...

Hükümet 1 Mayıs 2007'-den önce El Mahalla'daki sendika şubelerini kapatmıştı. Liderler hakkında soruşturma başlatılmış, "yurt-severlik yasası" adı altında, sıkıyönetim uygulanmıştı. Grevlerin dış destekli olduğu haberleri Mısır basınında manşetten verilmişti. Kemal Abbas grevin öncülerinden biriydi... Hapis istemiyle yargılanıyordu. Suçu, sarı sendikaya karşı "İşçiler ve Sendikalar Merkezi" adı altında bir örgüt kurmuş olması! Kapatılmış sendika binasındaki buluşmamızda, "Bu hareket tamamen şartlardan

kaynaklanmıştır. Dışarıdan hiçbir destek alınmadan yapılmıştır. Bu grevler Mısırlı işçilerin kendi gücüyle ortaya çıkmıştır," sözleriyle anlatıyordu grevi. Mısır basınında çıkan haberlere şiddetle karşı çıkıyordu.
"Müslüman Kardeşler örgütünün arkamızda olduğu söyleniyor, bu yalandır! Tam tersine Müslüman Kardeşler örgütü grevlere karşıdır" diyordu.

Müslüman Kardeşler ve Muhalefet

Mısır'daki en önemli muhalefet akımı Müslüman Kardeşler'di (İhvan-ül Müslimüı).
Peki ama parlamentoda 88 sandalyeye sahip olan Müslüman Kardeşler kimdi?
Amerikalı gazeteci Liam Stuck'a ana muhalefeti temsil eden Müslüman Kardeşler örgütüyle ilgili düşüncelerini soruyorum.
"Müslüman Kardeşler çok güçlü bir hareket. Bence çok demokratik bir örgütlenme ve halktan büyük destek alıyor!" demişti.
Amerikalı siyaset bilimci, Sudan'da misyoner, Mısır'da gazeteci olan Stuck, Müslüman Kardeşleri göklere çıkarıyordu.
Müslüman Kardeşler ya da İhvan ül Müslimin adlı hareketin tohumları İskenderiye'de 1928'de Hasan el Benna tarafından atılmıştı.
Hareket, Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler'in yanında yer alan ve anti emperyalist tavrıyla dikkat çeken Cemal Abdülnasır liderliğini yıpratmak için, Amerika ve ingiltere tarafından kullanılmıştı...

Usame Heikal anlatıyordu:

"Bu akımın güçlenmesinde iki önemli neden var. Birincisi Mısır'daki rejimin halk üzerindeki baskısı. İkincisi giderek artan yoksulluk. Müslüman Kardeşler Örgütü yıllardır fakir halkı avucuna aldı. Yiyecek, giyecek, eğitim ve sağlık hizmetleri verdi. Ücretsiz ameliyatlar yaptırdı. Kitap defter dağıttı..."

Yıllar içinde ana muhalefet haline gelmişlerdi. 88 milletvekiliyle meclisteydiler. Diğer muhalefet partilerinin sadece 14 sandalyesi vardı.

Meclisteki bağımsız milletvekili Mustafa Bekri, Müslüman Kardeşler'in fakirleşen halka ne gibi alternatifler sunduklarını anlatmıştı:

"Hükümetin baskıcı ve yoksullaştırıcı politikalarından müşteki halk bir alternatif bulduğunu zannetti. Yoksul halkı yardımlarla örgütlüyorlar. Halk tarafından umut olarak görülüyor, seviliyorlar..."

Sınıflar arasında artan uçurum, televizyonlardaki dizilerden, müzik küplerinden, sosyete programlarından sokağa yayılıyordu.
Mısır en büyük medya merkezine sahip ülke olarak, tüm Ortadoğu'ya Arapça pop müzik satıyordu. Bu küplerde görselleşen yaşamın sokakla alakası yoktu...

Zenginliğin, Batılı yaşama özentinin işlendiği rüyalar, açlıkla boğuşan halkı tiksindiriyor, hızla siyasi İslam'a yöneltiyordu...
Halk, lüks görüntülerle beyni yıkanıp, evdeki çaresiz yaşamına koşuyor, dengeyi cemaat ve tarikatlara kapılanmakta buluyordu. Halkın büyük kesimi yardımlarla yaşıyordu...

Bir cuma, öğle yemeği yediğimiz lokantada, duvardaki plazma ekrandan neredeyse çıplak bir Arap dilber, sevdiği iriyarı adamın önünden son model Corvet'iyle geçerken "Bırakır giderim kalakalırsın" anlamında bir şarkıyı çığırıyordu...
Biraz sonra Kral Hüseyin Camii'nin önündeydim, cuma namazına gelen cemaat bahçeye taşmıştı. Yabancı basın mensupları cuma namazını kameralarına hapsediyorlardı...

Mısır İşçi ve Sendikalar Merkezi'nin lideri Kemal Abbas, "İki güç odağı arasında savruluyoruz" diyerek özetlemişti. "Mısır halkı iki güç odağı arasında kalmıştır. Birincisi Mübarek rejiminin 25 yıldır uyguladığı sıkı yönetim durumudur. İkincisi Müslüman Kardeşler örgütünün halkarasında yayılması ve en etkili muhalefet haline gelmesidir. Kısacası Mısır'da normal bir siyaset ortamı yoktur."

Beyin Yıkama Merkezleri

Durumu en iyi özetleyen yerlerden biri de mantar gibi çoğalan alışveriş merkezleriydi.
Biraz önce cami avlusundaki insanlarla, bu alışveriş merkezinde dolaşanlar arasında uçurum vardı. Burada tüm tabelalar İngilizceydi. Butikler dünya markalarıyla bezeliydi. Mankenler Batılı çehreliydi...
Cafelerde oturanlar ve koridorlarda dolaşanlar, Amerikan filmlerinde gördükleri mimikleri ve bakışları taklit ederek konuşuyorlardı.

Dilek Ersu'yla bu alışveriş merkezinde karşılaştık. O, Kahire'de çalışan bir Türk kızı. Bana küresel rüzgarları anlattı.
"Türkiye'deki gibi burada da alışveriş merkezi patlaması yaşanıyor. Bunlarla çok övünüyorlar. 'Dünyanın en büyük ikinci alışveriş merkezi bizde' gururunu yaşıyorlar! Markaya çok düşkünler. Moda olan müzik, rap! Orta sınıf gençleri ortalıkta bol pantolonlar ters şapkalar, küpelerle dolaşıyor.
"Arapça mı rapler?"
"Evet."

Kapısında "Shopping Mail", "No smoking" gibi İngilizce yazılar yazan bir alışveriş merkezinde dolaşıyoruz. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir alışveriş merkezinden hiçbir farkı yok. Cafeler, içinde oturan insanlar, satılan meşrubat aynı. Panolar, modeller, reklamlar markalar aynı.

Bir giyim mağazasının vitrininde sarışın bir kadın fotoğrafı. Çıplak bedeni bir parfüm markasına sarılı. Dilek'le reklama bakıyoruz
"Mesela bu kadının sokakta gördüğümüz Mısırlı kadınla hiç ilgisi yok. Ama birileri için hedef bu değil mi? 'Böyle olmalısın' mesajı mı bu?" diye soruyorum.
Dilek, "Güzel olan bu, ona benzemelisin, diyorlar," diye mırıldanıyor.

Assam Ne Yapsa?

Moda rüzgarlarına kapılmış gençler alışveriş merkezlerini dolduruyor. Bir avuç zenginin rahatça alışveriş yaptığı mekanlarda, işsizler ordusu mensupları, alışveriş yapanlara ve ellerindeki paketlere donuk gözlerle bakıyorlar.

Tabii ki İngilizce isimli bir cafede kızlı erkekli bir grup genç, moda dergilerini karıştırırken, "banana splitlerini yudumluyorlar. Ha Miami'deler, ha Kahire'de... Hiç fark etmiyor.

Genç işsizler, Kahire sosyetesine yer veren moda dergilerinde, bir giydiğini bir daha giymeyen genç kızları, arabalarını her yıl değiştiren sosyetik gençleri izliyor.

Rehberim Assam'a bu dergilerden almasını rica ediyorum. Kapakta dekoltesi, mini eteğiyle genç bir Mısırlı manken. Röportajda elbise dolabında yer alan giysilerden söz ediyor... Sosyete köşesinde, kim, hangi partide, kimle nasıl eğlenmiş, falancanın yeni erkek arkadaşı kim gibi haberler var... Rolex ilanından sonraki sayfada yat yarışlarının birincisine kupa takdim eden bir Amerikalı. Onlar, marka giysileri, lüks otellerdeki partileri, kayak ve yat gezileriyle başka bir dünyada yaşıyor.
Kahire'nin bir yanı lüks bloklar, villalar, güvenlikli residanslarla çevriliyor; geri kalanı işsizler ordusu ve günde 2 dolara geçinmeye çalışan emekçilerin kabusunu yaşıyor...

Assam'la gençlerin rağbet ettiği Amerikan tarzı ra/elerden birinde dertleşiyoruz.
Assam henüz 22 yaşında. Özel bir iletişim fakültesinde dört yıl geçirmiş. Nihayet mezun olmuş.
"Eğitimim için 4 senede 20 bin dolar ödedim. Babam ayda 90 dolar kazanıyor. Anneme büyükbabamdan kalan mirasın tümü eğitimime gitti" diyor.

"Şimdi bir iletişimcisin ama şoförlük ve rehberlik yapıyorsun..." diyorum.
"Evet, şoför olarak çalışıyorum. Çünkü iş imkanı yok. Ülkenin yarısındaki medya kuruluşlarına başvuru mektubu yolladım!"
Bana Mısır medyasında iş bulmanın hayal olduğunu anlatıyor... Muhalif gazetecilerin tutuklandığını, işten atılanlar çoğaldığını, gazete ve televizyonların yabancı tröstlerin elinde olduğunu anlatıyor. Bir an Mısır'da olduğumu unutup kendimi evimde sanıyorum.
"Grevlere artık gazeteciler de katılıyor!" diyor. Kahire'deyken, gazetecilerin basın özgürlüğü alanında görülen dikkate değer daralmayı protesto etmek için grevlerde boy gösterdiği haberlerini duyuyorum. Assam, her yıl işten atılan medya mensuplarına, fakülteden yeni mezun olanların katıldığını söylüyor.
"Ben bu durumda olan tek kişi değilim. Okuldan bu yıl bin öğrenci mezun oldu. Her yıl mezunlardan 30-35'i iş buluyor. Diğerleri ne yapıyor?!"

Kifaya: Mısır'ın Turuncuları

Diğerleri Mısır'daki muhalif hareketlere katılıyordu. Assam da bir süre "Kifaya", yani "Yeter" adlı hareketin içinde yer almıştı.
Bu hareket isim benzerliğinden de anlaşılacağı gibi Batı destekli turuncu bir hareketti. Bunalan üniversite gençliğini ve aydınları örgütlemeyi hedeflemişti; Ancak başarılı olduğu söylenemezdi...

Liam Stuck söyleşimizde Kifaya'yı şöyle değerlendirmişti:

"Hükümete karşı sıkı eleştiriler yöneltiyorlar ama şu sıralar, iki sene önceki başkanlık seçimlerinde olduğu kadar güçlü değiller."
"Neden peki?" diye sormuştum.
"Çünkü geniş halk kesimlerinin desteğini alamıyorlar. İnandırıcı olamıyorlar.

Kifaya, adını ilk önce anayasa referandumu tartışmaları sırasında duyurmuştu.
Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Mısır'da anayasanın 76. maddesinin değişmesiyle ilgili bir referandum istediğinde, Mısır'ın birçok büyük kenti ayaklanmış, Kifaya hareketi tarafından gösteriler başlatılmıştı. Gösteriler, polisle göstericiler arasında çatışmayla sonuçlanmış; 30 Kifaya üyesi tutuklanmıştı.

Mısır bundan evvel 21 kez anayasasını değiştirmişti. 22. kez değiştirilmesi için referandum yapılacaktı ama tüm muhalefet ayağa kalkmıştı. İktidar partisi ve medya referandumdan yanaydı. Avrupacı muhalifler, referandumun ne için yapıldığını bile bilmeyen ama açlıktan ve işsizlikten gözü dönmüş halkı sokağa dökmüşlerdi.
Anayasanın 76. maddesi iktidarın devamlılığı yönünde değiştirilecekti. Bu madde değiştirildiği takdirde, bağımsız adaylar ve muhalefet partileri, 2011'de yapılacak, bir sonraki başkanlık seçimlerine katılamayacaktı.

Mısır'ın Nasır'ı Vardı!

Mustafa Bekri, "Mısır halkı için bir şey değişmez!" demişti. Bekri, Nasır'a olan hayranlığıyla bilinen bağımsız bir milletvekiliydi.
"Mısır defalarca anayasayı değiştirmiştir. 1956 senesinde, 64'te, 71'de, en son 2006 senesinde değiştirmiştir. Mısır, artık politik olarak küresel rüzgarların önündedir. Amerika, her yıl Mısır'a, milyonlarca dolar destek veriyor. Bunun büyük bir kısmını silah yardımı olarak sağlıyor. O nedenle Mısır'ın şu anda bağımsız bir politikası olduğunu söyleyemeyiz."
O Mısır ki, bir zamanlar yeri göğü inletmiş, Batı dünyasına demokrasi dersi vermişti.

İşçi lideri Kemal Abbas, Nasır döneminde, Mısır halkının durumunu şöyle özetlemişti:

"Nasır döneminde herkes hakkım alıyordu. O zaman da belli ordu hakimiyeti söz konusuydu ama adil bir düzen de vardı. Günümüzde kimse hakkını alamıyor."

Kahire'nin ortasında bir müze. Siyasi liderlerin yan yana portreleri. Cemal Abdülnasır'ın yardımcısı (!) ve hayallerini katleden Enver Sedat'la yan yana resimleri... Bu portreler, Mısır yakın tarihindeki iki zıt politikayı simgeliyor. 1952-1970 yıllarında Nasır'ın her yaptığı, daha sonra Enver Sedat döneminde bozuluyor.
Dünya hakimiyeti İngilizlerden Amerika'ya geçerken, Mısır da bir devrimin içine girecekti...
Kurmay albay Cemal Abdülnasır, 23 Temmuz 1952 gecesi bir darbeyle başa geçmişti. Nasır, 2500 yıllık Mısır tarihinde, iktidara gelen ilk yerli, Mısırlı başkandı.

Mustafa Kemal Atatürk hayranı bu genç subay, iktidara gelir gelmez hedefini şöyle açıklamıştı:

"Ulusal bağımsızlık, feodal düzene son, tekellere ve kapitalizme karşı mücadele, sosyal devlet, ulusal savunma ve kalıcı bir demokrasi!"

Nasır, 1955 yılında "Bağlantısızlar Hareketi"ne katılacak, Bandung Konferansı'nda Nehru, Sukarno, Tito gibi liderlerin yanında yer alacaktı.

Bağımsız milletvekili Mustafa Bekri, Nasır'ı anıyordu:

"Mısır, tarihinde ilk kez Nasır'la yerli, Mısırlı bir iktidarla tanıştı. Çok önemli bir dönemdi. Nasır, İngiliz sömürüsüne son verdi ve İngilizlerin uzantısı olan krallık sistemini ortadan kaldırdı. O, 70 yıllık İngiliz işgaline nokta koydu. Mısır'a cumhuriyeti getirdi."
26 Temmuz 1956'da İngilizlerin kontrolündeki Süveyş Kanalı'nı da o millileştirmişti.

Bu haber Arap dünyasında coşku:

Batı'da ise büyük öfke yarattı.

Tam üç ay sonra İngiltere destekli İsrail birlikleri Mısır'a girecekti. Batı, Mısır'ı ve Nasır'ı hiç affetmeyecekti. Can daman Süveyş'i kaybetmeyi kabullenmeyecekti.
İngiliz ve Fransız birlikleri Mısır'ı günlerce bombaladı. Tüm Arap ülkeleri ve bağlantısız ülkeler, Batılı saldırganları lanetlediler.

"Kavgamız Nasırladır!"

Sonunda Sovyetler'in müdahalesiyle, işgal güçleri, Mısır'dan çekilmek zorunda kaldı.

İngiltere Başbakanı Anthony Eden, bu beklenmedik yenilgiden sonra öfkeli bir açıklama yapmıştı:

"Bizim kavgamız Mısır'la ya da Arap dünyasıyla değil, Albay Nasırladır" diyordu. "İktidara geldiğinde kendisine karşı hiçbir düşmanlık beslemedik, tersine anlaşmalar yaptık. Ama o dostça yaklaşmak yerine, ülkemize karşı saldırgan bir propaganda yürüttü. Sadakatine güvenilmeyecek bir adam olduğunu gösterdi."

Doğru tespitti. Nasır, Mısır halkı için çalışmıştı, Batı'ya hiçbir sadakat duymuyordu. Savaştan sonra tüm altyapı kurumlarını millileştirdi. Yabancı yatırımı tasfiye etti. Devlet yatırımlarını genişletti. İleri bir vergi sistemi kurdu, işçi haklarını yasallaştırdı, parasız eğitimi, en ücra köye kadar götürdü. Parasız sağlık hizmetini yaygınlaşırdı. Bunları yaparken Türk devrim tarihini adeta kopyalamıştı.

Kamulaştırmalar yüzünden sağ cenah tarafından komünistlikle; özel mülkiyete ve serbest teşebbüse yer verdiği için de solcular tarafından kapitalistlikle suçlandı.

Yardım aldığı Sovyetler'e karşı da bağımsız tavrını sürdürdü. Bağımsızlığından hiç ödün vermedi.
Arap dünyasında ilk birleşme adımlarını da o attı. Suriye'yle 1958'de tüm zorlukları aşarak bir araya geldi ve Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu. Batı'nın tüyleri diken dikendi. Bu cumhuriyet büyük baskılar sonucu sadece üç yıl sürebildi.
Çünkü Ortadoğu'da ülkelerin değil birleşmesi, yakınlaşması bile birilerini rahatsız ederdi!

Kahire Bir Osmanlı Şehriydi

Kahire'de Şehitler Anıtı'na gittiğimde, meydanın karşısında, Enver Sedat'ın suikasta uğradığı kapalı tribünün önünde bir kaç dakikalığına durdum. Karşıda, mozole önünde duran değişik giysili askerlere baktım.
Anıtta nöbet tutan askerler, Mısır'ın hangi aşamalardan geçtiğini anlatıyordu adeta. Büyük Mısır medeniyetini simgeleyen askerler, anıtın yanında bir film sahnesinden fırlamışçasına duruyorlardı. Önlerinde, Osmanlı askeri kıyafeti içindeki nöbetçiler vardı...
Kahire'nin, bir zamanlar Osmanlı devletinin İstanbul'dan sonraki ikinci büyük şehri olduğunu düşünüyorum. Anıtın önünde topların altındaki plakette 1805'te üretildikleri yazıyor. "Bu toplar Muhammed Ali Paşa döneminde 1839 savaşında kullanıldı" ibaresine bakıyorum.

Osmanlı, bu tarihten 43 yıl sonra, 1882'de tıpkı Kıbrıs gibi Mısır'ı da İngilizlere bırakacaktı.
Biraz ileride, 1973 İsrail-Mısır Savaşı'nda, Mısır'ın zaferini anlatan bir devasa tablo asılı.
O yılların üzerinden çok geçmeden, Arap dünyasını şoka sokacaktı Enver Sedat.

Bağımsız milletvekili Mustafa Bekri anlatmıştı:

"Sedat, iktidara geldiği zaman, yıllarca yardımcılığını yaptığı Nasır'ın resmine bakarak, 'İşte bizim problemimiz!' demişti. Sonraki yıllar içinde Nasır'dan kalan her şeyi değiştirdi. Sovyetler'le ilişkiyi kopardı. Oysa Sovyetler bize çok yardım etmişti. 1967'deki savaştan sonra, '73 Savaşı'nı da, Sovyet silahlarıyla kazanmıştık. Sedat, '73 Savaşı'ndan sonra çizgisini tümüyle değiştirdi. Önce İsrail'i ziyaret etti. 1979'da da 'Barış antlaşması' imzaladı. Bu yüzden Arap dünyasıyla tüm ilişkilerimiz bozuldu. Bu dönemden sonra Mısır'ın dış politikası, Mısır'a çok şey kaybettirdi. Yalnızlaştık."

Amaç da bu olsa gerekti! Enver Sedat yönetimindeki Mısır, Ürdün'den sonra İsrail'le anlaşan ikinci Arap ülkesi olmuştu... Amerika'nın dayatmasıyla ardı ardına İsrail'le anlaşmalar imzaladı. Sina Antlaşması'nı, Camp David takip etti.
Bu anlaşmalarla Mısır, Arap dünyasında kopacak, Amerika'nın müttefiki olarak anılmaya başlanacaktı.
Amerikan Başkanı Reagan, Libya'ya karşı deniz tatbikatı düzenlediğinde, Enver Sedat, bu saldırıyı "şahane" olarak nitelemişti!

Birkaç ay sonra bir suikasta kurban gidecekti Enver Sedat. Ardından yönetimi devralan Hüsnü Mübarek, Sedat'ın yolunda ilerleyecekti...

Batı'nın çizdiği yolda yürürken, serbest piyasanın kaçınılmaz çukurlarına düşecekti. Artan yoksulluk, geniş halk kesimini fena halde etkiliyordu... Radikal İslam, Mübarek'i korkutmaya başlamıştı.

Mübarek ve "Dinle Aldatmak"

İktidar, radikal İslam'a karşı kendi denetiminde farklı bir Isla-mi akımı öne çıkaracaktı.... Hüsnü Mübarek tehlikeye panzehir üretirken, ülkenin laikliğini tehlikeye attı. Mısır artık dini siyasete alet edenlerin savaş alanıydı!

Müslüman Kardeşler örgütü, 20 yıllık bir süreçte sivil toplum örgütlerini, özellikle meslek gruplarını, eğitimcileri, sağlık elemanlarını ve öğrencileri örgütlemişti. Arap ülkeleriyle de, özellikle Amerika'nın desteklediği Sünni blok içinde yer alan ülkelerle ittifaklar yapıyordu. Suudilerle ve Ürdün'le büyük bir dostluk içinde olacak; Suriye ve İran'la düşmanlık ilişkileri yaşayacaktı...

Müslüman Kardeşler örgütü, Suriye'de yasadışı, Ürdün'de ve Mısır'da yasaldı. Alman istihbaratı, Müslüman Kardeşler'in faaliyetleri ve Ortadoğu ülkelerinde yayılmasının endişe verici sonuçlarını anlatan bir rapor yayınlamıştı. Amerikan istihbaratıysa örgütün faaliyetleri hakkında sessiz kalmıştı.

Amerika, Soğuk Savaş döneminde din ve mezhepleri, sosyalist bloka karşı kullanmıştı. Aynı dil ve aynı dinden olan Arap ülkeleri de aynı oyundan nasibini alacaktı.

Mezhep ve etnik ayrımlar sonucu Lübnan ve Irak kan gölüne çevrilmişti

Mustafa Bekri, "Mezheplere ve etnik ayrıma dayalı gelişmeleri endişeyle izliyoruz!" demişti.
"Bir Kürt devleti projesi nasıl yoktan var oldu, gördük! Böylesi bir oluşum, bölgeye vurulan en büyük darbe olacak. Yüz yıldır amaç Ortadoğu'yu parçalamak.

"Oyun bellidir. Bir etnik grup bu bölgede devletleştirildiğinde, bazı devletler anında parçalanacaklardır. Geçen yıl bir Amerikan dergisinde, bu bölgede hedeflenen sınırları gösteren bir harita yayımlandı. Bu harita Batı'nın hedefini tüm açıklığıyla ortaya koymuştu."

"Nil'den Fırat'a Büyük israil!"

Haritalar da amaçlar da yeni değildi. Ortadoğu, Nil'den Fırat'a kadar yeniden şekülenmeliydi. Bu hedef, ilk olarak İsrail kurulduğunda, 1948'de Cumhurbaşkanı Ben-Gurion tarafından ifade edilmişti.
"Nil'den Fırat'a" yayılan coğrafya, "Tevratsal alan" olarak bilinirdi. İsrail'in söylemine göre, bir gün Nil Nehri'nden Fırat'a uzayan kutsal topraklar ele geçirilecekti.

Bu sözleri açıkça dile getiren, israil'in sınırlarını ifade eden İsrael Shahak'a ait şu satırlara bir göz atın:

"Sınırlarımız: Güneyde tüm Sina Yarımadası ve kuzey Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçasıdır! Doğuda, Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesidir; Kuveyt'in tümü ve Irak'ın büyük bir bölümüdür; kuzeyde, Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamıdır."
Bu bir meczubun deli saçması değil, İsrail yöneticilerinin tü-münün aklındaki sınırlardır.

Ünlü Mısırlı gazeteci Usame Heikal yorumlamıştı:

"Arap-israil ilişkileri hiçbir zaman gelişmedi, gelişmeyecek. Gelişemez! Çünkü israil'in kuruluşundan bugüne kadarki söylemleri bellidir. Bayrağında iki mavi çizgi vardır. Bu çizgiler Fırat ve Nil Nehirlerini simgeler. Balon Irak, bir Amerikan planının kurbanı oldu. Şimdi parçalanmak üzere. Sizce kim faydalanacak bu durumdan? Tabii ki israil! Bu plan sadece Irak'la da sınırlı değil. Bunu kendileri her fırsatta dile getiriyorlar."

Söyledikleri sır değildi. Eski israil Dışişleri Bakanı Oded Yinon, daha 1980'Ierde şöyle demişti:

"Mısır, bugün siyasi olarak yaşayan bir ölüdür! Mısır'ı farklı coğrafi bölgelere ayırmak, israil'in Batı cephesinde güttüğü başlıca hedefidir."

Oded Yinon'a göre Mısır, zaten çok parçalı bir siyasi görünüme sahipti, içinde birçok iktidar odağı birbiriyle çekişmekteydi. Bu odaklar, kendi başlarına var olurlarsa, Libya, Sudan ve hatta daha uzaktaki devletler de bugünkü sınırları içinde varlıklarını sürdüremezlerdi...

Sudan bunların başında geliyordu. İçinde birbirine düşman dört grup vardı. Müslüman olmayan Afrikalılar, putperestler, Hıristiyanlar ve azınlık egemenliği kurmuş olan Sünni Müslüman Araplar.
İsrail, 20 yıl önce Sudan'daki çelişkileri masaya yatırmış, planlarını yapmıştı. Mısır için de planları vardı.
Ülkede çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlara karşı, Mısır'ın kuzeyindeki yedi milyonluk Hıristiyan azınlık üzerine senaryolar üretiyordu İsrail. Ona göre, Mısır, ikinci bir Lübnan olabilirdi...

Bir Bardak Limon Çayı

Kahire'nin Osmanlı çarşılarından birinde bir masaya oturup, bir limon çayı ısmarlıyorum. Burası Kapalı Çarşı'nın küçük bir benzeri. Çay ocağının tam yanındayım. Seyyar satıcıların çığlıkları, Amerikalı turistlerin curcunası arasında birbirinden güzel insan yüzlerine bakıyorum. İnce uzun, maşlahlı çöl insanları; kadife tenli küçük satıcı çocuklar... Gözlerinde tarihin derinlikleri saklı bir ağaç oymacısı, bağıra bağıra konuşan hasır şapkalı Amerikalı kadına, yere bakarak cevap veriyor. Ben bin yıllık limon çayını yudumluyorum...

İngilizlerden sonra şimdi Amerikalılar, Mısır'ı sömürgeleri gibi algılıyorlar. Nasır'dan sonra suyun akışı değişti. Amerika'nın Arap dünyasındaki müttefiklerinden biri de Mısır değil mi?
Amerikan Dışişleri Bakanı Rice, "Bölgedeki diplomatik varlığımızı desteklemek için, Körfez ülkeleri, İsrail ve Mısır'la yardım anlaşmaları yapıyoruz" dememiş miydi?

Şimdi daha da açık konuşuyor. Amerika'nın, Iran ve Suriye'ye karşı, Ortadoğu ülkelerini silahlandıracağını söylüyor.
Amerika, stratejik hedeflerine yardımcı olması için Mısır'a 13 milyar dolarlık silah yardımı verecek. İsrail, yardım paketi kapsamında 30 milyar dolarlık silahla ödüllendirilecek.

Kahire'deki bu Osmanlı çarşısında Assam'la oturuyorum. Siyah gözlerine karanlık oturmuş, dudakları gülümsüyor. Onunla konuşmak içimi acıtıyor! Elimi omzuna koyup "Gelecekten ümitli misin?" diye soruyorum. Yumuşak sesiyle, kendini ikna edercesine, "Umutlu olmalıyım yoksa yaşayamam!" diyor. Bana, Mısır'ın bir Nasır yetiştirdiğini, başka liderleri de içinden çıkaracağına olan inancını anlatıyor.

Nasır, Mısır halkının kalbinde yerini almış, unutulmuyor. Mısır halkı, "Bir gün bir Nasır gelecek..." diye fısıldıyor.

Bu coğrafyada, Anadolu ihtilali ve onun liderinden en çok etkilenenler, belki de Mısırlı devrimcilerdi: O yıllarda El Ahram gazetesinde şu sözleri etmişlerdi:

"Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türkler, yurtlarını tutsaklık zincirinden ve zulümden kurtardılar. Çelikten pençeleriyle düşmanı ezdiler. Tüm Doğu halklarını aymazlık uykusundan uyandırdılar. Onlara özgürlük ve bağımsızlık yolunu gösterdiler. Doğu'ya parlak bir örnek oldular."

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir