Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Acil Kadrolaşma Partisi(AKP)

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Acil Kadrolaşma Partisi(AKP)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:33

ACİL KADROLAŞMA PARTİSİ

LEB'İ ANLAYAN BÜROKRATLAR


Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan oluşunun ardından hükümetin en çok "sıkıntı" yaşadığı konuların başında üst düzey bürokratların atanması geliyordu. Üst düzey bürokrasinin başına getirilmek için kararnameleri Başbakanlıktan Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen çok sayıda bürokratın kararnamesi bu makamlara "uygun" görülmeyerek birer birer geri dönüyordu. Başbakan Erdoğan, bu atamaları yapabilmek konusunda ısrarcı davranırken, hükümet de kendine özgü yöntemler geliştiriyordu. Artık atamak istediği bürokratların kararnamesi Çankaya Köşkü'ne gönderilmiyordu. Hükümet kendince çareyi de bulmuştu; vekaleten atama...

Başbakan Erdoğan kadrolaşmanın normal olduğunu ve aradığı bürokrat özelliklerini; Ankara Sanayi Odası'nın 18 Nisan 2003 tarihindeki Genişletilmiş Meclis Toplantısı'nda açıklıyordu:

"Bir yönetim iktidara geldiğinde üst bürokrasiyle gelmeli, giderken de bürokratını götürmelidir. Niye, çünkü frekanslarım tutacak, söylemimden anlayacak, ilkelerimi paylaşacak. Hangi işyerinde bir yönetim Allah aşkına istemediği adamı barındırır mı? Onun vücut dilini yakalayabilecek Anadolu tabiriyle leb demeden leblebiyi anlayacak yönetici yanında bulundurur."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bürokrat atamalarındaki ölçütlerinin ardından şimdi de bu niteliği taşıdığı gerekçesiyle yapılan atamalardan bazılarını irdeleyelim.

VÜCUT DİLİNDEN ANLAYAN 81 BİN 500 ATAMA

3 Kasım seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkan AKP hükümeti, iktidarının 2.5 yılını geride bırakırken, bürokraside 32 bin 582'si açıktan, 11 bin 284'ü naklen, 37 bin 287'si sözleşmeli ve 354'ü de geçici görevli olmak üzere tam 81 bin 507 atamayı gerçekleştirmişti.

CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel, AKP'nin devletin tüm hücrelerine yayıldığı ve kadrolaştığı iddialarının yoğunlaştığı günlerde 20 bakanlığa ayrı ayrı soru önergesi yönelterek, kaç atama yapıldığın ı sordu. Başbakanlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı dışındaki bakanlıklardan gelen yanıtlar, kadrolaşma iddialarını doğrular nitelikteydi.

ATAMA YAPMAYAN BAKAN YOK

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın soru önergesine verdiği yanıta göre, bakanlığında 10 bin 972 açıktan, 3 bin 470 nakil yoluyla, 13 bin 97 sözleşmeli olmak üzere toplam 27 bin 539 atama yapılmıştı. Atama konusunda Sağlık Bakanlığı'nı, Hüseyin Çelik'in başında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı izlemişti. Milli Eğitimde, 2 bin 82'si açıktan, 191'i nakil, 27'si geçici-vekaleten, 22 bin 933'ü ise sözleşmeli olmak üzere 25 bin 233 atama gerçekleştirilmişti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda ise 6 bin 145 atama yapıldı. Bunların 4 bin 621 'i açıktan, 1136'sı nakil, 23.1 'i geçici görevlendirme, 157'si de sözleşmeli personel olarak atanmıştı.

Nakil, geçici, açıktan ve sözleşmeli olarak Adalet Bakanlığı'na 5 bin 679, Maliye Bakanlığı'na 2 bin 653, Milli Savunma Bakanlığı'na 2 bin 133, Tarım Bakanlığı'na 1931, İçişleri Bakanlığı'na 1876, Bayındırlık Bakanlığı'na 1589, Dışişleri Bakanlığı'na 548, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na 225, Kültür Bakanlığı'na 12 atama yapılmıştı.

DEVLET YÖNETİM MODELİ: VEKALET

AKP iktidarına kadar vekaleten atamalar, geçici yönetim anlayışlarıydı. Ancak, Erdoğan Başbakanlığında görüldü ki, vekaleten atama geçici olmaktan çıkıp asil atamalarının yerine geçmeye başladı.
Çankaya Köşkü'nden çeşitli gerekçelerle atanmaları uygun görülmeyen bürokratlar, bu görevlere vekaleten atanıyorlardı. Ve devlet yönetimindeki yeni model vekaletle yönetime dönüşüyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise bu atamaları, yeni görevlendirilen bürokratları kastederek "bunları uzaydan" getirmedik diye savunuyordu.

DEVLETİ 2 BİN VEKİL BÜROKRAT YÖNETİYOR

AKP'nin işbaşına gelmesinin ardından 13 bakanlık ve bağlı kuruluşta 130'u müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire, kurul başkanı düzeyindeki toplam 2 bin 74 üst düzey bürokrat vekaleten, 337 bürokrat ise "geçici" olarak göreve getirilmişti.

CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel, bu kez de devletin hangi kurumlarının vekaletle yönetildiği sorusunun yanıtını aramaya başladı. Demirel'in soru önergesine 14 bakanlıktan gelen yanıt, AKP'nin vekille yönetimde rekor kırdığını ortaya koydu.
Vekaleten görevlendirmelerde 634 bürokratla Bayındırlık ve İskan Bakanlığı başı çekiyordu. 459 vekille yönetilen Çevre ve Orman Bakanlığı'nı 440 bürokratla Milli Eğitim Bakanlığı izliyordu.

Devletin kritik noktalarının da arada bulunduğu bazı yerleri yöneten vekillerin sayısı şöyleydi:

Hazine Müsteşarlığına bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü'nde 11 üst düzey bürokrat vekaleten görev yapıyordu.
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nda 4 genel müdür yardımcısı, 2 daire başkanı, Gümrük Müsteşarlığında bir müsteşar yardımcısı, 2 genel müdür, 3 genel müdür yardımcısı, 14 gümrük muhafaza başmüdürü, İhracatı Geliştirme Merkezi'nden 1, İhracatçı Birlikleri'nden de 1 olmak üzere 35 bürokrat vekaleten göreve yapıyordu. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, vekaleten görevlendirme gerekçesini, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den bürokratların kararnamesinin dönmesiyle açıklıyordu.

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener'e bağlı Sermaye Piyasası Kurulu'nda bir daire başkanı, 1 müdür, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nda 3 daire başkanı, 1 başkan yardımcısı, 1 büro müdürü, Devlet Planlama Teşkilatı'nda 1 genel sekreter, 1 genel müdür, 3 daire başkam, Türkiye Kalkınma Bankası'nda bir özel kalem müdürü, 1 insan kaynakları müdürü; Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu'nda 6 olmak üzere toplam 19 bürokrat vekildi.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nda 2 müsteşar yardımcısı, 3 genel müdür yardımcısı, 1 APK kurul başkanı, 1 teftiş kurulu başkanı, hukuk müşaviri olmak üzere 7 üst düzey bürokrat, taşra teşkilatında ise toplam 65 vekil bürokrat bulunuyordu. Bakanlıkta 335 bürokrat ise geçici görevliydi.

Sağlık Bakanlığı'nda 77 bürokrat vekil olarak atanmıştı. Bakanlığa bağlı hastanelerde ise 41 hastane müdürü, 97 hastane müdür yardımcısı olmak üzere toplam 218 bürokrat görev yapıyordu. Maliye Bakanlığı'nda ise 6 vekil bürokrat atanmıştı.
İçişleri Bakanlığı'nda birisi il valisi, 1 müsteşar yardımcısı, 1 genel müdür yardımcısı, 1 daire başkanı, 2 il emniyet müdürü, 2 daire başkam, 2 koruma müdürü, 2 polis eğitim merkezi müdürü, 4 polis moral eğitim merkezi müdürü ile 26 polis meslek yüksekokulu müdürü vekaleten görev yapıyordu. Bakanlık Müsteşarı Şehabettin Harput'un kararnamesi ise Cumhurbaşkanı'nca onaylanmamıştı. Harput ile birlikte toplam 45 bürokrat vekaleten görev yapıyordu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda ise birisi müsteşar olmak üzere 92 bürokrat vekildi.

EĞİTİM 440 VEKİLE EMANET

Milli Eğitim Bakanlığı'nda ise 1 müsteşar yardımcısı, 2 kurul başkanı, 7 genel müdür, 7 genel müdür yardımcısı, 4 daire başkanı, 7 şube müdürü, 3 şef, 36 il milli eğitim müdürü, 17 il milli eğitim müdür yardımcısı, 54 il milli eğitim şube müdürü, 192 ilçe milli eğitim müdürü, 105 ilçe milli eğitim şube müdürü vekaleten görev yapıyordu. Kredi Yurtlar Kurumu'nda bir genel müdür, 2 bölge müdürüyle birlikte toplam 440 bürokrat vekaleten atanmıştı.
Dışişleri Bakanlığı ve AB Genel Sekreterliği'nde 8 bürokrat vekaleten görev yaparken, Bayındırlık Bakanlığı'nda toplam 634 bürokrat, Çevre ve Orman Bakanlığı'nda ise 459 bürokrat görev üstlendi.
Görünen oydu ki, Başbakan Erdoğan'ın deyimiyle iktidarıyla "bürokrasisi" de gelmişti. Giderken de gideceklerdi...

İKİ BİN BÜROKRAT DEVLETLE MAHKEMELİK

AKP hükümetinin ikinci yılını doldurmaya yaklaştığı günlerde, ortaya "devletiyle mahkemelik" bürokrat davaları çıkmaya başlamıştı. Kurumlarıyla mahkemelik olanlar hiç de azımsanmayacak sayıdaydı; 2 bin 472.
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in DYP Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in soru önergesine verdiği yanıt, alaşağı edilen kamu çalışanları ile "devlet" arasında yaşananları ortaya koyuyordu.

Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarda mahkeme karan gereği 15 memur görevine iade edilirken, 39'unun davası sürüyordu. Maliye Bakanlığı aleyhine 48 çalışanı dava açarken, davası sonuçlanan iki görevli göreve iade ediliyordu.
Adalet Bakanlığı ceza infaz kurumları ve tutukevlerinden görevden alınan 33 personel dava açtı. Bakanlık merkezinde ise 16 personel hakkında devlet memurluğundan çıkarma istemiyle dava açıldı ve bunlardan üçü reddedildi. İçişleri Bakanlığı'nın devlet memurluğundan çıkarma cezası verdiği 12 çalışan da yargıya başvurdu.

MİLLİ EĞİTİME RE KOR DAVA

AKP hükümeti döneminde çalışanıyla mahkemelik olan bakanlıkların başını Milli Eğitim Bakanlığı çekti. 1050 çalışan, bakanlık aleyhine dava açtı. Bayındırlık ve iskan Bakanlığı aleyhine ise 230 çalışan mahkemeye başvurdu. Bazı davaların sonuçlanmasıyla 87 çalışan göreve iade edildi.

Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan dava sayısı ise 125 idi. Yargı kararıyla 52 personel eski görevlerine iade edildi. Ulaştırma Bakanlığı aleyhine 191 dava açılırken, 27 personel görevine tekrar döndü. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çalışanlarından da 188 kişi dava açtı. Çalıştığı bakanlık aleyhine dava açan çalışanlardan 25'i görevine iade edildi. Sanayi Bakanlığı personeli bakanlık hakkında 28 dava açarken, 17 çalışan mahkeme kararıyla döndü.
Kadrolaşma çabalan tüm hızıyla sürerken, devletin değişik kesimleri de seslerini yükseltmeye başladı.

DEVLETTE KADROLAŞMA RESTLEŞMESİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok'un, Çanakkale Barosu tarafından düzenlenen 1 Nisan 2005 tarihindeki panelde yaptığı "laiklik karşıtlarının ülkemizde güçlenme ortamı buldukları, yandaş sayılarını ve imkanlarını artırdıkları, bunların doğal sonucu olarak devlete sızdıkları bir gerçektir" değerlendirmesi, Ankara'da soğuk rüzgarların esmesine neden oldu.

Başsavcısı Nuri Ok'un sözlerinin yankısı sürerken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de, Harp Akademileri Komutanlığı'nda Yıllık Değerlendirme Konuşması'nda kadrolaşma çabalarından duydukları rahatsızlığı dile getiriyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, konuşmasında özetle; "irticai örgütler, kamu kurumlarında kadrolaşma gayretlerini artırmış, bu yönde önemli mesafeler kaydetmişlerdir. Basın-yayın organları vasıtasıyla propaganda faaliyetlerini hızlandırmışlardır" değerlendirmesini yapıyordu.

BAYKAL: MİLİTAN KADROLAŞMA VAR

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da partisinin 31 Mayıs 2005 tarihinde Meclis'teki grup toplantısında, milletvekillerine şöyle sesleniyordu:

"Militan bir kadrolaşma anlayışı bu hükümetin temel politikası olmuştur. Bu hükümet, giderek 70 milyonun hükümeti olmaktan çıkmakta, hatta kendisine oy veren bütün insanların hükümeti olmaktan çıkmakta, dar bir çekirdeğin çıkarları için iktidar olanaklarını, devlet yetkilerini kullanan bir anlayışın tutsağı haline dönüşmektedir. Toplumdan, halktan, milletten, ülkenin genel yararlarından soyutlanmakta, dar kadroların hizmetine, emrine sürüklenmektedir. Bu iktidar, halk desteğini kaybetmeye başladıkça yer yer böyle militanlaşma, fraksiyonlaşma, radikalleşme eğilimlerinin etkisi altına giriyor. İktidar, çevresindeki organize odakların, güç odaklarının taleplerine direnemez hale gelmeye başlamıştır. Onlara boyun eğmek mecburiyeti içine girmeye başlamıştır ve böyle yaptıkça da toplumu, büyük toplumu dışlar bir konuma sürüklenmeye başlamıştır... Borcu artan, yoksulu artan, işsizi artan, çiftçisi perişan olan, genci iş bulamayan bir tablo içinde Türkiye sürüklenmeye devam ediyor. Bu ortamda tabii hükümet, bunlarla meşgul değil, hükümet neyle meşgul; kadrolaşmayla meşgul. Hükümetin derdi kadrolaşmak, kendi adamlarını oraya buraya yerleştirmek, oraya buraya kök salmak, dal uzatmak... "

Başbakan Erdoğan'a göre, "birileri sürekli kadrolaşma diye bağırıp, çağırıyordu." Bunun nedenini ise Erdoğan, "An kovanına çomağı soktuk da onun için. Çünkü buralardan nemalanıyorlardı. Şimdi nemaları kesilecek. Bundan rahatsız oluyorlar... " sözleriyle açıklamaya çalışıyordu.

SEZER'DEN MEKTUPLU UYARI

Hukukçu kimliğiyle her zaman hükümete yol gösterme çabasında olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yazdığı üç sayfalık mektupla, Başbakan Erdoğan'ı vekaleten atamalar konusunda sert bir dille uyarıyordu.

Cumhurbaşkanı, AKP döneminde 28 Şubat 2005 tarihine kadar toplam 2 bin 340 atama kararnamesinin geldiğini, bunlardan 306'sının imzalanmayarak geri gönderildiğine işaret etti. Geri gönderme nedenini ise Cumhurbaşkanı Sezer, atanmak istenen kişilerin "yasa ve yönetmelikte yazılı koşulu taşımaması, yeterli bilgi ve deneyiminin bulunmaması, yargı kararlarına uygun olmaması" gerekçelerine dayandırmıştı.

BÜROKRASİYE ATANMAYACAK KİŞİLER GETİRİLİYOR

Cumhurbaşkanı Sezer, üst düzey yöneticilik görevine atanmak istenenlerin kimilerinin kamu yararı ve kamu hizmetinin gereği olarak atanmak istedikleri görevde bulunmaması gereken kişiler olduğunu vurguladı. AKP döneminde vekaleten görevlendirmelere kalıcılık sağlandığı ve hizmetin aksamaması için istisnai yöntem olan vekalet statüsünün bir istihdam modeline dönüştürüldüğüne işaret etti. Cumhurbaşkanı, vekaleten atanacak olanların asilde bulunması gereken koşulları taşımasının zorunluluğuna dikkat çekerken, "Asaleten atanması yetkili üst makamlarca uygun görülmeyen bir kamu görevlisinin aynı ya da farklı bir görevi yetkili alt makamın onayıyla vekaleten yürütmesi yargı kararları ile de bağdaşmamaktadır" değerlendirmesini yapıyordu.

HÜKÜMETLER GEÇİCİDİR

Sezer, geri gönderdiği kararnamelerden 55'inin geçmişte başarılı hizmet gören ve başarısızlığı saptanamayan kamu görevlilerinin görevden alınmasına ilişkin olduğunu söylüyordu.

Cumhurbaşkanı Sezer, siyasi düşüncelere göre kadrolaşma çabalarını şöyle değerlendiriyordu:

"Bulunduğu üst düzey göreve, mesleği ile ilgili alanlarda geniş bilgisi ve üstün deneyimi ile tüm kademelerden geçerek yükselmiş olan ve başarısızlığı saptanamayan kamu görevlilerinin salt siyasal nedenlerle görevden alınması kamu hukuku, gelenekler ve kamu yaran ile bağdaşmamaktadır. Ne var ki, bu görevlilerin birçoğunun yetkileri fiilen sona erdirilerek, görevin, yerine atanmak istenilenlere vekaleten yürütüldüğü gözlenmektedir. Ayrıca, görevden alınması uygun görülmeyen ya da görülmeyeceği düşünülen kamu görevlilerinin işlemlerine ilişkin kimi nedenlerle inceleme ve soruşturma yapılarak, hem yıllarını devlete hizmetle geçirmiş kamu görevlilerinin haksız nedenlerle suçlu duruma düşürüldüğü, hem de bu gerekçe ile görevlerinden alınması yolunda kararname hazırlandığı saptanmaktadır. Kuşkusuz yapılan işler yargı denetimine bağlıdır. Ancak, bu tür uygulamalar, kişilere yaşattığı olumsuzluklar yanında yarattığı karmaşa ve sindirme yüzünden kamu hizmetinin aksamasına ve kamu kurumlarına duyulan güvenin azalmasına neden olmaktadır.

Devlet belli ilkeler doğrultusunda varlığını sürdürmektedir. Devletin varlığını ilkeli biçimde sürdürmesi ehil devlet memurlarıyla olanaklıdır. Devlet memuru hükümeti değil, devleti temsil etmektedir. Çünkü, hükümetler geçici, devlet kalıcıdır. Devlet politikası olabilecek konu ve alanlar hükümetten hükümete değişirse devletin sürekliliği sağlanamaz. Ayrıca, bu durum, anayasal ve yasal kurallara, kamu yararına ve kamu hizmetinin gereklerine uygun düşmemektedir. Yukarıda belirtilen gerekçelerle, kamu görevlilerinin sürekli olarak vekaleten yürütülmesi uygulanmasına son verilmesinde, devlete ve hukuka olan güvenin ve saygının yitirilmemesi yönünden zorunluluk görülmektedir."

'HESABINI BEN VERECEĞİM KİME NE?'

İktidar farklı seslere gösterdiği tepkiyi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in uyarı mektubu için de göstermekte gecikmedi, ilk tepki Başbakan Erdoğan'dan geldi.

Erdoğan haklılığını kendince şöyle açıklıyordu:

"Sevgili milletim, bu işin siyasi riskini kim üstleniyor? Hükümet değil mi? Bunun yarın meydanlarda hesabını size, millete verecek olan kim? Biz vereceğiz. Başka bir kurum veya makam değil biz vereceğiz. Dolayısıyla saygınlık başka bir şeydir, hesabı verebilir olmak başka bir şeydir, hesabı verecek olanların yerine soyunmak başka bir şeydir. Hem hesabı siz vereceksiniz, hem birileri kalkıp sizin yerinize karar verecek. Olmaz böyle şey yahu. Olmaz... Bizi siyasallaşmakla suçlayanlar dikkat etsinler kendileri siyasallaşmasınlar."

'ATANANLAR TARİHİ ESER'

Erdoğan'ın deyimiyle atananlar "bir köşeye, kenara konmuş" kişilerdi. AKP ise bunları depolardan çıkartıp alıyordu. "Tıpkı tarihi eserlerin bazı sarayların depolarına konulmasından sonra çıkartılması gibi." AKP'nin yaptığı iş buydu. "Bunu dahi hazmedemiyorlardı." Erdoğan, bu kadroların dışardan hele de "uzaydan hiç getirilmediğini" açıklıyordu. Öyle ya, "Mevcut başarılı olsaydı, bundan önceki hükümetler başarılı olurdu... " Ortaya atılan kadrolaşma iddialarının tamamı ise Başbakana göre, "milletin aldatılmasından başka bir şey değildi.

Erdoğan'ın siyasi yasağı nedeniyle ayrılmak zorunda kaldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki bazı dava arkadaşları, AKP'de, hatta kabinede karşımıza çıkıyorlardı. İşte onlardan bazıları:

- Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, IBB'de Erdoğan'ın danışmanı,
- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, İstanbul Deniz Otobüsleri işletmeleri (IDO) Genel Müdürü,
- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, IGDAŞ Yönetim Kurulu üyesi ve Murahhas azası,
- Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, IBB Veteriner İşleri Müdürü,
- AKP Genel Sekreteri İdris Naim Şahin, IBB Genel Sekreter Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı,
- AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Mustafa Açıkalın, IBB Genel Sekreteri,
- AKP Genel Başkan Yardımcısı Akif Gülle, IBB Personel ve Eğitim Daire Başkanı,
- AKP Kayseri Milletvekili Adem Baştürk, IBB Genel Sekreteri,
- AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Beşli, IBB Basın Danışmanı,
- AKP Sivas Milletvekili Selami Uzun, IBB Kontrol Daire Başkanı,
- AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, IBB Yol Bakım Onarım Müdürü,
- AKP Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı, IBB APK Daire Başkanı,
- AKP Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan, İBB Mesken Gecekondu Müdürü,
- AKP Amasya Milletvekili Hamza Albayrak, İBB Teftiş Kurulu Başkanı,
- TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, İETT Genel Müdürü.

BÜROKRASİDE EŞ-DOST KOLONİSİ

AKP iktidarı döneminde devletin değişik kademelerindeki kurum ve kuruluşlarının başına ya eş dost ya da yakın hısım-akraba atanıyordu. Gerekçe mi, görünen kısmıyla Erdoğan "bürokratik oligarşiden" şikayetçiydi. CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ise iktidarın bürokrasiden şikayet etmeye hakkı olmadığını çünkü iktidarın temel işlevinin sorunları çözmek olduğunu vurguluyordu. Kılıçdaroğlu, son yıllarda siyaset kurumunun yozlaşmasına koşut olarak "ben ekibimle çalışırım" anlayışının bürokrasi ve siyasette egemen olduğunu, bürokrasinin de büyük ölçüde yansızlığını yitirerek, siyasalaştığına dikkat çekiyordu. Kılıçdaroğlu'na göre, bu anlayışın sonucunda atamalar, atama olmaktan çıkıyor ve sonuçta da eş-dost, yakın akraba, aynı siyasal görüşü benimseyen kişilerin oluşturduğu bir bürokrasi kolonisi oluşuyordu.

SOY İSİMLERİ BENZİYOR MU?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Uludağ'daki İlçe ve ilk Kademe Belediye Başkanları toplantısında, başkanları, "Aşiret mantığıyla belediye yöneticiliği olmaz. Ehliyet, liyakat esastır. Personel listelerine bakınca soy ismi benzerliği görmeyeyim" diye uyarıyordu...

Şimdi de, soy ismi benzerliği istemeyen Erdoğan döneminde devletin üst düzey yönetimine yapılan atamalardan bazılarını irdeleyelim:

- Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanı Hüsnü Özer, Mısır'da şeriat eğitimi veren El Ezher Üniversitesi mezunu,
- ETİ-Bor Genel Müdürü M. Ahmet Dere, AKP Balıkesir Milletvekili Turan Çömez'in eniştesi,
- Erdemir A.Ş. Başkanvekili Abdullah Şener, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in kardeşi,
- Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun kardeşi,
- TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, eski İETT Genel Müdür Yardımcısı,
- TOKİ Başkanvekili Erdoğan Bayraktar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi KİPTAŞ Genel Müdürü,
- Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Cihanser Erel, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın kayınbiraderi,
- Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Atalay, Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın yeğeni,
- TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, İBB Sosyal ve Kültür İşleri Daire Başkanı, TÜPRAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kahraman Emmioğlu, - İBB Genel Sekreteri, DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu, İSKİ Genel Müdürü,
- AYCELL Yönetim Kurulu Üyesi Osman Yıldırım Coşkun, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un oğlu,
- THY Genel Müdürü Abdurrahman Gündoğdu, İBB Ulaşım Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü; Temel Kotil IBB APK Daire Başkanı,
- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Aziz Babacan, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın amcasının oğlu,
- Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Nihat Pakdil, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in kardeşi,
- Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, İBB Emlak ve istimlak Daire Başkanı.

Kaynakça
Kitap: BİR AKP BELGE'SELİ MASKESİZ SOYGUN
Yazar: İlhan TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir