Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Terörist Yasin Kadit'a Başbakan Kefaleti

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Terörist Yasin Kadit'a Başbakan Kefaleti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:32

TERÖRİST YASİN KADIT'A BAŞBAKAN KEFALETİ

BAŞBAKAN'IN FİLTRESİ: CUNEYD ZAPSU


Cüneyd Zapsu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'/n önüne gelen bazı bilgi ve belgeleri "filtre" etme görevini üstlenmesi ile öne çıkıyordu.
AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi de olan Cüneyd Zapsu'nun kartvizitinde "Genel başkan asistanı ve veri koordinatörü" yazıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmalarına ise Eyüp Sultan Camii'nde aynı zamanda müezzinlik de yapan bir mühendis arkadaşı aracı olmuştu. Zapsu, perde önünde olmaktan çok geri planda etkili olmayı, "mutfakta" çalışmayı tercih ediyordu.

ZAPSU'NUN SUÇLANAN KADI ORTAĞI

Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlık görevini üstlendikten sonra, sahibi olduğu aile şirketleri BİM Birleşik Mağazalar Zinciri A.Ş. ile Azizler Holding'deki payını kardeşlerine devretti.

Cüneyd Zapsu'nun adı, sahibi olduğu BİM Birleşik Mağazalar Zinciri Anonim Şirketi'nin kurucuları arasında yer alan Yasin El Kadı'ya yönelik iddialar nedeniyle gündeme geldi. Tam adıyla Yasin Abdulkh Azizuddin Kadı. 23 Şubat 1955 Mısır/Kahire doğumlu Kadı, Suudi Arabistan yurttaşı. İskenderiye Üniversitesi mühendislik lisansı, ABD'de işletme yüksek lisansı yapmıştı.
Yasin El Kadı, Türkiye'de yüzde 60'ına ortak olduğu Caravan Dış Ticaret A.Ş. aracılığıyla BİM Birleşik Mağazalar AŞ'nin kurucuları arasında yer aldı. Suudi asıllı işadamı Abdullah Yasin El Kadı'nın, Zapsu ailesinin şirketi BİM'deki ortaklığı 1999'a kadar sürdü. Yasin El Kadı, 2000-2001 yılında da yönetim kurulu üyesiydi.

ABD'deki İkiz Kuleler'e yönelik 11 Eylül saldırılarının ardından 1 Ekim 2001'de BİM Genel Kurulu'na seçildi, ancak 14 Kasım 2001 tarihinde yönetimden ayrılarak Cüneyd Zapsu ile organik bağını kopardı.

Cüneyd Zapsu'nun BİM şirketinde dikkat çeken diğer ortak ise Fatih Saraç'tı. Kadı'nın yüzde 60 payla ortak olduğu Caravan Dış Ticaret A.Ş.'nin yüzde 40'ına ise Fatih Saraç sahipti. Recep Tayyip Erdoğan'ın "aile dostu" olan Fatih Saraç, İslam fıkıhçısı Emin Saraç'ın oğlu idi.

İKİZ KULE'LERİN KADI'SI

Bir dönem Cüneyd Zapsu ile ortak iş yapan Yasin Kadı, ABD İkiz Kuleleri'ne yönelik 2001 yılında yapılan 11 Eylül saldırısını gerçekleştirdiği belirtilen Usame Bin Laden'in liderliğini yürüttüğü El Kaide'yi "finanse etmekle" suçlanıyordu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 11 Eylül saldırılarının ardından güncellediği uluslararası terör örgütleri ve terörizmi finanse eden 131 kişi ve kuruluşun isminin bulunduğu listede, Yasin Abdullah El Kadı da yer aldı!
BM listesinin Türkiye'ye bildirilmesinin ardından dönemin içişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ve Maliye Bakanı Sümer Oral, listedeki şirketlerle ilgili değerlendirme yapmak için bir araya geldi. Toplantının ardından BM Güvenlik Konseyi'nin terör bağlantılı gerçek ve tüzel kişiler listesinde yer alan isimlerin tüm malvarlıklarının dondurulması kararı, Bakanlar Kurulu'nun kararı olarak kabul edildi. 30 Aralık 2001 tarih ve 24626 sayılı (mükerrer) Resmi Gazete'de 2001/3483 sayılı Bakanlar Kurulu karan yayımlandı. Karar, "BM Güvenlik Konseyi'nin terör örgütlerinin ve terörizmi finanse eden kişi ve kuruluşların faaliyetlerine engel olunmasına ilişkin kararları doğrultusunda yayımlanan listede yer alan kişi ve kuruluşlara karşı uygulanacak önlemleri" içeriyordu.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin yayımladığı ve toplam 131 terör örgütü ile terörizmi finanse eden kişi ve kuruluşun isminin yer aldığı listede, El Kadı dışında dikkat çeken isimlerin başında El Kaide, İslami Cihat ve Usame Bin Laden geliyordu.

KADI 'YA 2.5 TRİLYONLUK HACİZ

11 Eylül saldırılarının ardından Dışişleri Bakanlığı'nın koordinasyonunda Genelkurmay Başkanlığı, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları temsilcilerinden oluşan bir komisyon kuruldu. Komisyon, listedeki isimleri mercek altına aldı. Dönemin Maliye Bakanı Sümer Oral'/n 17 Ekim 2001 tarih ve 2001/4T sayılı onayı ile de Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar, hem Bakanlar Kurulu'nun hem de BM'nin kararı uyarınca Yasin Kadı'yı terör bağlantısını araştırmak üzere görevlendirildi. Başmüfettişliğin ilk belirlemelerinin ardından 20 Kasım 2001 tarih ve 43/36 sayılı yazısı ile Yasin El Kadı'nın ortağı olduğu Ella Prodüksiyon ve Caravan şirketi hakkında Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde 2 trilyon 345 milyar 718 milyon 864 bin lira tutarında ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz talebinde bulunuldu. Başmüfettişliğin bu istemi İstanbul Defterdarlığı tarafından uygulanarak, Kadı'nın yaklaşık 2.5 trilyon lirasına tedbir konuldu.

TERFİ GÖRÜNTÜSÜYLE UZAKLAŞTIRMA

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerle AKP tek başına iktidara geldi. AKP'nin iktidara gelişiyle birlikte Yasin Kadı soruşturması da farklı bir sürece girdi. İncelemeyi yapan Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar bu görevinden alınarak 14 Ocak 2004 tarihinde "terfi" görüntüsüyle Maliye Yüksek Eğitim Başkan Yardımcılığı görevine vekaleten atandı.

İstemi dışında başmüfettişlikten alman Kaçar'ın açtığı davayı gören Ankara 6. İdare Mahkemesi, başmüfettişin görevden alınarak, başka göreve atanması kararını iptal etti. İdare mahkemesi, "kendi talebi olmaksızın veya müfettişlik görevini gereği gibi yürütemediği somut olarak ortaya konulmaksızın görevden" alınmanın hukuken mümkün olamayacağına işaret ediyordu. Kadı soruşturmasını yürüten başmüfettişe yönelik ilk "uzaklaştırma" çabası, yargıdan dönmüştü. Ancak bu çabanın son olmadığı ve birden fazla yineleneceği zamanla ortaya çıkacaktı.

Başmüfettişliğin Yasin Kadı ve ortağı olduğu Ella ile Caravan şirketleri hakkındaki terörün mali kaynaklarının önlenmesi açısından yürütülen araştırma ve incelemeler baskı altına alınmaya çalışılıyordu.

BAŞMUFETTİŞ: SİYASİ BASKI GÖRUŞ YORUM

Yasin Kadı soruşturması derinleştikçe Maliye Başmüfettişi'ne yönelik baskı

girişimleri de artıyordu. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan alınan 22 Mart 2004 tarih ve 2004/11 sayılı olurlar. Kadı incelemesinin "10 gün!" içerisinde tamamlanması isteniyordu. Başmüfettiş Hamza Kaçar o güne kadarki belirlemelerini ve yaşadığı baskıları 10 Ocak 2005 tarihli raporunda ayrıntılı olarak anlatır. Raporda, "isimlerinin açıklanmasına gerek görülmeyen yönetici konumundaki bazı bürokrat ve siyasilerin engelleme boyutuna varan müdahalelerinin" inceleme sürecini yavaşlattığına işaret edilir.

Siyasi ve bürokratik baskı görüldüğü irdelemesi içeren raporda bunlar özetle şöyle anlatılıyordu:

"Müfettişliğimce yapılan çalışmalarda bazı güçlüklerle karşılaşılmıştır. Bunlardan ilki üç yıldır müfettişliğimce yapılan incelemelerde, müfettişliğimin görüşü alınmadan ve Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı'na hiçbir bilgi verilmeden yöntem ve yasaya aykırı olarak iki vergi denetmeninin Gelirler Genel Müdürlüğü'nce çalışma grubundan alınmalarıdır.
19.12.2002'de El Kadı ile ilgili kara para incelemesinde kritik bir aşamaya gelindiğini ve incelemenin kısa sürede tamamlanması için iki MASAK uzmanının görevlendirilmesi talep edilmiş olup MASAK Başkanlığı bugüne kadar görevlendirmeyi yapmadığı gibi söz konusu yazıya yanıt da vermemiştir.
İnceleme sırasında karşılaşılan bir diğer güçlük de inceleme konusu gerçek ve tüzel kişilerin çeşitli hesaplarının bulunduğu Albaraka Türk A.Ş.'de bazı işlemlerin içeriği konusunda ayrıntılı bilgi istenmesine rağmen verilmemesidir.
Diğer bir güçlük ise MASAK Başkanlığınca alman 22 Mart 2004 tarihli bakan oluruyla getirilen süre kısıtlamasıdır.
İncelemenin hiçbir hukuki ve maddi gerekçe gösterilmeden, bakanlık makamı oluruyla 10 gün gibi kısa bir sürede sonuçlandırılmasının istenmesi, incelemelerin yeterli kapsam ve içerikte yapılmasını engellemiştir.
Yukarıdaki nedenlerle işbu rapora konu olan şahıslar hakkındaki inceleme ve soruşturmalara yürütülmesi ve sonuçlandırılması ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri başsavcılıklarının takdirine bırakılmıştır."

Şimdi de ilişkiler ağının siyasi ve yargısal boyutunu irdeleyelim. Hamza Kaçar, Yasin Kadı ve şirketleri hakkında düzenlediği raporları başsavcılıklara göndermiş, son olarak da siyasi ve bürokratik baskı gördüğünü anlatan raporu kaleme almıştı. İşte ne olduysa o rapordan sonra süreç hızlanmaya başladı.

KENDİME İNANDIĞIM GİBİ İNANIYORUM

Kadı-Zapsu-AKP ilişkiler ağının ortaya belgeleriyle konulduğu günlerde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katıldığı bir televizyon programında, Kadı'ya "kefilliğini" şu sözlerle ilan edecektir:

"Yasin Bey'i tanıyorum ve kendime inandığım gibi inanıyorum. Yasin Bey'in bir terör örgütüyle münasebet kurması, ona destek vermesi mümkün değildir. Yasin Bey, Türkiye'yi seven, ki ailesi itibariyle de geçmişi itibariyle de Türk ve burada yatırımları olan bir insandır. Hayırsever olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan bir insan."

ERDOĞAN'IN TRİLYONLUK KEFALETİ

Tayyip Erdoğan, Başbakanı olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Bakanlar Kurulu kararı uyarınca terörle bağlantılı kabul edilen ve malvarlığının dondurulması kararlaştırılan Yasin Kadı'yı TBMM Genel Kurulu'nda da var gücüyle savunur. 25 Aralık 2006 tarihli genel kurul oturumu, Başbakan Erdoğan ile muhalefetin Kadı atışmasına sahne olur.

Şimdi tutanaklara yansıyan tartışmaya kulak verelim:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (Devamla):


Evet, Yasin El Kadı'yı tanıyorum, kendisine inanıyorum, güveniyorum, param kadar da kefilim, kefil olurum! (CHP sıralarından alkışlar) Bak, param kadar kefilim, kefil olurum! Tamam mı? Bu kadar!

Mustafa Özyürek (Mersin):

Teröriste kefil oluyorsunuz, teröriste kefil olunmaz! Birleşmiş Milletler kararına göre teröristir ol!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (Devamla):

Bakın, terbiye dahilinde konuşun! Tanımadığınız, bilmediğiniz bir insan için terörist ifadesini kullanamazsınız. Kullanamazsınız, o kadar! (CHP sıralarından gürültüler)

Mustafa Özyürek (Mersin):

Birleşmiş Milletlerin kararı var!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (Devamla):

Kullanamazsınız, o kadar!

Erdal Karademir (İzmir):

Birleşmiş Milletler karar vermedi mi buna?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (Devamla):

Ben tanıdığım, bildiğim, Türkiye ve Türk sevdalısı olan bir insan için bunu söylerim; çünkü tanıyorum, biliyorum, kendisine inanıyorum.

Mustafa Özyürek (Mersin):

Birleşmiş Milletler kararına ne diyorsunuz?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:

Peki, Birleşmiş Milletler'in her gönderdiği o tür listede olan isimler terörist mi? Çok ayıp ya! Çok ayıp!

KEFİLDİ AMA LİSTEDEN ÇIKARAMADI

Tayyip Erdoğan'ın parası kadar kefil olduğu Yasin Kadı'nın adının da yer aldığı terör bağlantı kişiler listesi birçok kez güncellenmesine karşın Kadı'nın adı yer almaya devam etmiş ve Bakanlar Kurulu'nun kararı da yürürlükteydi. Erdoğan'ın isterse yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla Kadı'yı liste dışı bırakabilme "gücüne" ve tüm kefaletine karşın buna hiç yanaşmaması da dikkat çekiyordu!

Yasin Kadı yalnızca Birleşmiş Milletler ve Türkiye'de değil ABD Hazine Bakanlığı'nın terörün finansmanını önlemek için yürüttüğü program kapsamında hazırlanan 19 Haziran 2006 tarihli listede küresel terörist olarak tanımlanıyordu.

ZAPSU'NUN EVİNDE 'TERÖRİSTLE' BULUŞMA

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın BM'nin hepsinden önemlisi devlette devamlılık esasına göre kendisinin de altında imzası bulunduğu sayılan "terörü finanse" eden "Kendime inandığım gibi inanıyorum. Hayırsever bir insandır" diyerek sahip çıktığı Yasin Kadı ile nerede tanışmıştı? Sorunun yanıtı başdanışmanı Cüneyd Zapsu'dan gelir.

Yasin Kadı'yı Zapsu ile tanıştıran Murat Ülker ile Mustafa Topbaş'tı. Tanıştıktan birkaç yıl sonra Yasin Kadı, Cüneyd Zapsu, Aziz Zapsu, Korkut Özal, Mustafa Topbaş 1995 yılında BİM marketler zincirini kurarlar.
RP İstanbul 11 Başkanı olduğu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olan Tayyip Erdoğan'ı da Yasin Kadı ile Cüneyd Zapsu tanıştırmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na yeni seçilen Tayyip Erdoğan'ı Zapsu evine davet eder. Erdoğan ile Yasin Kadı bu davette tanışır.

Zapsu ile ortağı olduğu BİM şirketiyle bağını 2001 yılında koparan Kadı'nın Türkiye'deki Caravan Dış Ticaret, Ella Film, Nimet Gıda, Ahsen Plastik, Sağlam inşaat Limited Şirketi, Ecmel Tekstil, Ak Gıda A.Ş.'nin sahibi ya da ortağı olduğu belirlemeleri Maliye Müfettişlerinin raporlarına yansır.

TERÖRE DEĞİL YATIRIMA KAYNAK

Tayyip Erdoğan'ın kendisi gibi inandığı ve parası kadar kefil olduğu Yasin Kadı'nın hesaplarını mercek altına alan Maliye Başmüfettiş Hamza Kaçar belirlemelerini içeren raporu, "siyasi ve bürokratik" baskı gördüğü belirlemesiyle soruşturma yapılması istemiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmişti.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadi Yoldaş, Yasin Kadı ve Mehmet Fatih Saraç hakkında karapara soruşturmasında 24 Aralık 2004 tarih, 2004/2089 sayısıyla takipsizlik karan verir. Takipsizlik kararının gerekçesini ise Başmüfettiş Hamza Kaçar'ın raporundaki tüm belirlemeleri ortadan kaldıran ve görevden alındıktan sonra yeni görevlendirilen denetim elemanlarınca düzenlenen 11 Kasım 2004 tarihli rapor oluşturur. Çünkü bu raporda, Kaçar'ın raporundaki karapara hareketlerine ilişkin belirlemelerin gerçeği yansıtmadığı, "karapara olarak nitelendirilen paraların kaynağının Yasin El Kadı tarafından yurtdışında birçok ülkede yasal olarak yapılan ekonomik faaliyetlerden elde edildiği ve bu paraların Türkiye'ye yatırım yapmak amacıyla getirildiği" sanık Mehmet Fatih Saraç'/n anlatımlarıyla yer alır.

Cumhuriyet Savcısı Sadi Yoldaş, Kemal Unakıtan'ın başında bulunduğu Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun düzenlendiği ve başmüfettiş Kaçar'ın belirlemeleriyle taban tabana zıt yeni bir rapora göre takipsizlik kararını vermişti.

TERÖRİST DEĞİL HAYIRSEVER

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Idris Ermeydan da 30 Aralık 2004 tarihinde Yasin El Kadı, Walel Hamza Juliadan ve Mehmet Fatih Saraç hakkındaki "yasadışı El Kaide terör örgütü üyesi olmak ve bu örgüte yardım etmek" suçlarından takipsizlik kararı verdi. Terör soruşturmasını yürüten Savcı İdris Ermeydan, BM Milletler Güvenlik Konseyi Karan ve Bakanlar Kurulu Kararında "terörü finanse" eden kişi olarak nitelendirilen Yasin Kadı ile Walel Hamza Juliadan'ın "hayırsever işadamları" olarak değerlendirmesi dikkat çekiyordu.

Resmi kararlarda terörist olarak nitelendirilen sanıklara ilişkin savcılığın değerlendirmesini 30 Aralık 2004 tarih ve 2004/164 sayılı takipsizlik kararından birlikte okuyalım:

"Tüm sanıklar hakkında yapılan araştırma ve soruşturma neticesinde, sanıkların yasadışı El Kaide terör örgütü ile bir irtibatlarının bulunmadığı, sanıkların yalnız ticari faaliyetlerde bulunduktan, Suudi Arabistan vatandaşı olan sanıklar Walel Hamza Julaidan ve Yasin Al Kadı'nın zengin olmaları nedeniyle hayır kurumlarına yardım ettikleri anlaşılmakta ise de; bu sanıkların yasadışı El Kaide terör örgütü üyesi olduklarına dair herhangi delil ve emare bulunmadığı, sanık Mehmet Fatih Saraç'ın, sanık Yasin Al Kadı ile birlikte ticari faaliyette bulunduğu anlaşılmakta ise de yasadışı El Kaide terör örgütüne yardımda bulunduğuna dair herhangi bir delil ve emare elde edilememiştir. Tüm sanıkların yasadışı El Kaide terör örgütü ile bir irtibatlarının olmadığı, örgüt üyesi olmadıkları ve adı geçen örgüte yardım etmedikleri, yalnız ticari ve yardım faaliyetlerinde bulundukları ve ortada bir suç bulunmadığı kanaatine varılmıştır."
Savcının da Tayyip Erdoğan gibi Yasin Kadı'yı "hayırsever" olarak nitelendirmesi ilginç bir rastlantıydı!

O SAVAŞÇI BİR MİLİTAN DEĞİL

Takipsizlik kararının belki de en dikkat çekici değerlendirmesi şuydu:

"El Kaide'ye destek veren örgütlerin çatısı olarak Pakistan'da kurulan Rabıta Trust adlı kuruluşun genel sekreteri, silah ve mühimmat dağıtımında uzman bir kişi olarak tanımlanan Juliadan'ın Usuma Bin Laden'in kayın biraderi Muhammet Jamal Khaifak ile tanıştıkları yönünde bilgiler bulunmakta ise de sanık Julaidan'ın savaşçı bir militan olduğuna ve yasadışı El Kaide örgütü üyesi olduğuna dair hiçbir delil veya emareye rastlanmamıştır". Takipsizlik kararlarına Kemal Unakıtan'ın başında bulunduğu Maliye Bakanlığı'nın itiraz etmemesiyle kararlar kesinleşmiş oldu!

KADI TÜRKİYE'DEN DAVACI

Yasin Kadı, "Terör örgütleri, kişi ve kuruluşların Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulması ve bu mal varlıklarıyla ilgili her türlü işlemin Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlanması" yönündeki Bakanlar Kurulu kararının kendisine ilişkin kısmının iptali istemiyle Danıştay'a dava açtı. Kadı'nın açtığı davanın özünü, kendisinin terörü finanse edenler listesinden çıkartılması istemi oluşturuyordu.

ERDOĞAN'I KIZDIRAN TEMYİZ

Danıştay 10. Dairesi, Bakanlar Kurulu kararının Yasin Kadı'ya ilişkin bölümünü iptal etti. Bunun üzerine davalı Tayyip Erdoğan'/n başında bulunduğu Başbakanlık ile Abdullah Gül yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı, Danıştay'ın Yasin Kadı'yı terörü finanse edenler listesinden çıkartılma kararını temyiz etti. Bunun anlamı, Başbakan Erdoğan'ın "kendime inandığım gibi inanıyorum, kefilim" dediği Yasin Kadı'ya kefaletinin sözde kaldığıydı. Çünkü Başbakanlık, Kadı lehine çıkan kararın "düzeltilmesini" istiyordu.

BAŞBAKANDAN HABERSİZ TEMYİZ

Ancak, Başbakanlık Hukuk Müşavirliği tarafından yapılan Kadı lehine kararın bozulması istemli temyiz başvurusundan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın haberi yoktu! Kararın Yasin Kadı aleyhine düzeltilmesi istemini içeren başvuruyu öğrenen Tayyip Erdoğan öfkelenmişti. Başlatılan girişimler sonucunda Başbakan adına 6 Eylül 2006 tarihinde temyizden feragat dilekçesi hazırlandı.

Başbakan Erdoğan adına Müsteşar Yardımcısı Mustafa Çetin imzası ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na sunulmak üzere Danıştay 10. Daire'ye gönderilen dilekçede, daha önce temyiz dilekçesine atıf yapılarak, "dilekçemizle yapmış bulunduğumuz yürütmenin durdurulması ve temyiz talebimizden feragat ediyoruz" deniliyordu.

BİZ DE FERAGAT EDİYORUZ

Erdoğan'ın girişimlerinin ardından Dışişleri Bakanlığı da feragat dilekçesi vererek, Kadı'yı rahatlatan kararın korunması için çaba sarfediyordu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül adına, Birinci Hukuk Müşaviri Çınar Aldemir imzasıyla gönderilen 19 Eylül 2006 tarihli dilekçenin gerekçesi, Başbakanlık feragat dilekçesiydi:

"Malumları olduğu üzere Başbakanlık, Danıştay 10. Dairesi'nde E:2002/984 sayıyla görülen Yasin A.A. Kadı davasında, anılan dairenin 4 Temmuz 2006 tarihli ve E: 2002/984, K:2006/4795 sayılı kararma karşı 1 Eylül 2006 tarihinde sunduğu temyiz dilekçesini geri çekmiştir. Anılan karara ilişkin' olarak, 5 Eylül 2006 tarihinde Başkanlıklarına sunulan Bakanlığımızın temyiz dilekçesinin de geri çekilmesi kararlaştırılmıştır. Gereğini izinlerinize saygılarımla arz ederim."

Temyiz istemini görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10. Daire'nin Bakanlar Kurulu'nun Yasin Kadı'nın malvarlığının dondurulmasına ilişkin bölümünün iptal kararını esastan bozdu. Kurul, Başbakanlık ve Dışişleri'nin temyizden feragat dilekçesini ise kabul etmedi.

Kurul kararı bağlayıcı olduğu için, Başbakanlığın ve Dışişlerinin feragati Kadı'yı kurtaramamış ve terörü finanse edenler listesinde kalmaya devam etmesini kesin hükme bağlanmıştı.

FERAGAT EVRENSEL HUKUKLA BAĞDAŞMIYOR

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'nın feragat dilekçelerinin temsil yönünden geçerli olmayacağı, Başbakan ve Dışişleri Bakanının olurlarının gerektiği bilgilendirmesi yapılırken, usulüne uygun temyizden feragat yapılsa bile uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi için Bakanlar Kurulu tarafından alman karar hakkında açılan ve idare aleyhine sonuçlanan davada tüm kanun yollarının kullanılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik Konseyi'nin kararlarının Türkiye yönünden bağlayıcı olduğu ve geçerli neden olmadan temyizden vazgeçilmesinin uluslararası hukukun evrensellik niteliğiyle bağdaşmayacağı, TBMM tarafından onaylanan uluslararası anlaşlamaların uygulanabilir ve sürdürülebilirliğinin tartışılır hale getireceğinin altı çizildi.

BAŞBAKAN KEFİL AMA İMZASI SAHTE

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın her fırsatta "kefilim" diyerek sahiplendiği Yasin Kadı, Adalet Bakanlığı Müfettişlerince de soruşturuldu. Adalet Müfettişleri Nevzat Arslan ile Ünal Turan, Kadı'nın Türkiye'ye girişinin yasak olduğu 2 Nisan 2004 tarihinde İstanbul 35.Noterine "giderek" sahibi olduğu Caravan Dış Ticaret ile Ella Prodüksiyon şirketlerini temsile yetkili olarak kendisiyle ortağı Ömer Zubair'i gösteren belgeyi imzaladı.

SAHTECİLİKTE KADI DUBLÖR KULLANDI

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün resmi yazısına göre Yasin Kadı, son olarak 28 Ağustos 2001 tarihinde ülkeye giriş yapmış, üç gün sonra 31 Ağustos'ta da Türkiye'den ayrılmıştı. Oysa Adalet Müfettişlerinin mercek altına aldığı noterlik işlemine göre, Yasin Kadı Türkiye'den ayrıldıktan yaklaşık üç yıl sonra da Türkiye'ye "girerek" resmi işlemlere imza atmıştı. İki olasılık öne çıkıyordu, ya Yasin Kadı Türkiye'ye yasadışı yollardan girmiş ya da resmi işlemleri kendi adına yürüten ve imzalayan bir "dublör"le tüm işlemlerini yaptırmıştı.

Adalet Müfettişleri, Yasin Kadı'nın 1992, 1998, 1999 ve 2001 yıllarına ait vekaletname ve sözleşmelerdeki imzalarıyla yasaklı olduğu dönemdeki belgelerdeki imzaların karşılaştırılması istemiyle 28 Ağustos 2006 tarihinde Adli Tıp Kurumu Fizik ihtisas Dairesi'ne başvurdu.
Adli Tıp Kurumu yaptığı incelemelerin ardından 19 Eylül 2006 tarihli kararında, karşılaştırması yapılan imza ve yazıların " aynı el ürünü" olmadığı sonucuna ulaştı.

Kadı'ya aitmiş gibi işlem yapılan imzaların sahteliği Adlı Tıp Uzmanı doktorlar Çetin Seçkin, Uğur Günaydın ve Lokman Başerden oluşan heyetin raporuna şöyle yansıdı:

"Dairemizin Adli Belge inceleme Laboratuarında Yapılan incelemede; inceleme konusu İstanbul 35. Noterliği'nce düzenlenmiş iki adet iş kağıdı üzerindeki imzalar ile mukayese olarak gönderilen belgeler üzerindeki imzalar arasında, tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, itif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların aynı el ürünü olmadıkları;
İncelemesi biten inceleme konusu belge, mukayese belgeler ve hazırlık dosyasının ilgili uzman ve raportör huzurunda torbaya konularak mühürlendiğini ve geri gönderildiğini bildirir, müşterek açma kapama tutanağını içeren kanaat raporudur."
Emniyet'in Kadı'ya ilişkin giriş-çıkış yazısını ve Adli Tıp Kurumu'nun raporunu dikkate alan müfettişler, işlemleri yapan İstanbul 35. Noterliği Başkatibi Sibel Sevim'in ifadesi aldılar.

KADI TÜRKÇE'Yİ DE BİLİYOR

Başkatip Sibel Sevim, Kadı'ya ait pasaportun geçerlilik süresinin 15 Kasım 1996 tarihinde sona ermesine karşın işlem yapma nedeninin "kimlik yerine geçerli olduğu" düşüncesinden kaynaklandığı anlatıyordu.

Sibel Sevim, belgeleri El Kadı'nın ve ortağının "bizzat huzurunda" imzaladığında ısrarcı olurken, olay gününü yaşananları şöyle anlatır:

"Ben Yasin El Kadı ve Ömer Zubair'i tanımıyordum. Şimdilerde televizyonda sıkça gösterildiği için popüler kişiler oldular, fakat geldiklerinde Araplara has geleneksel kıyafetle gelmedikleri için pasaporttaki resme bakarak hatırlayamıyorum. Huzurumda imzaladıklarını yazarken bir konuyu noksan bırakmışım, zira bana Türkçe bildiklerini söylemiş olmaları gerekir ki, bu şekilde yazmışım. Şayet Türkçe bilmiyor olsalar idi, tercüman aracılığı ile işlemleri gerçekleştirdiğimi iş kağıdına yazmam gerekir idi. İşlemlerin üzerinden yaklaşık iki yıldan fazla zaman geçti kaç kişi geldiklerini tam olarak bilmem mümkün değildir, bildiğim bir şey varsa o da iş kağıdını iki kişiye imzalattığımdır. Bahsi geçen kişiler, bu pasaportları bir şekilde elde edip resme de benziyorlar ise beni de kandırmış olabilirler, tam olarak hatırlamam mümkün değildir."

Adli Tıp Kurumu'nun sahtecilik belirlemesinin ardından Adalet Başmüfettişi Ünal Turan, Adli Tıp Kurumu'nun imzaların Kadı'nın "el mahsulü" olmadığı saptamasına işaret ederek, işlemleri gerçekleştirenler hakkında ceza soruşturması istemiyle 6 Ekim 2006 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Sibel Sevim ve yeminli tercüman Murat Yakupoğlu hakkında Kadı'nın adına sahte belge düzenledikleri gerekçesiyle dava açıldı. Cumhuriyet Savcısı İlker Yaşar, Sevim hakkında "resmi sahte evrak düzenlemek" suçundan 12 yıla kadar hapis cezası isterken, Yakupoğlu'nun ise beraatini talep etti.
Mahkeme, sanık başkatip Sibel Sevim'in Yasin Kadı'nın yurda giriş yasağını bilecek durumda olmadığını, suç işleme kastı ve ihmalinin bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verdi.

Böylece Türkiye'ye girişinin yasak olduğu dönemde Kadı'nın nasıl olup da noterde işlemler yapığı ve iş kağıtlarına imzayı atanın gerçekte kim olduğu sorusunun yanıtının üzeri de bu dosyayla birlikte kapandı.

SORUŞTURMACIYA 1 GÜNDE 7 CEZA

Yasin Kadı soruşturmasını yaklaşık 6 yıl boyunca sürdüren Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar ilginç idari cezalarla karşı karşıya kalıyordu. Kaçar, tamamı 20 Aralık 2006 tarihinde olmak üzere, 5 aylıktan kesme, bir kınama ve bir de uyarma cezası almıştı. Gerekçe mi? Kaçar, Teftiş Kurulu Başkanvekili Cemal Boyalı'nın Kadı soruşturmasına ilişkin bir gazetede yayımlanan değerlendirmelerinde kendisini terör örgütlerine hedef gösterdiği gerekçesiyle Boyalı hakkında dava açmıştı. Bunun üzerine de hakkında dava açtığı Boyalı, başmüfettişe uyarma cezası vermişti. Aylıktan kesme cezasının gerekçesi ise Maliye Müfettişleri Kurultayı'na Başmüfettiş Kaçar'ın katılımıydı!

GÖZÜNÜN ÜSTÜNDE KAŞ VAR

Başmüfettişe yönelik baskılar idari cezalarla sınırlı kalmayıp Maliye Bakanlığı'nın veri tabanından 70 farklı ilden usulsüz sorgulama yapıldığı gerekçesiyle 4 memurla birlikte başmüfettiş Hamza Kaçar açığa alındı. 70 farklı kentten siyasi parti liderlerinin ve çok sayıda şirketin usulsüz sorgulandığı iddiasına karşın yalnızca Ankara'dan görevden alınmalar ise kimi kuşkuları beraberinde getirmişti. Henüz usulsüz sorgulama soruşturmasına yönelik tartışmalar sürerken bu kez de Kaçar ile Kadı soruşturması döneminin Maliye Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tuncer yeni bir soruşturmayla karşı karşıya kaldılar. Kaçar ve Tuncer'e yöneltilen suçlamalar, "resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma" ve "iftira" idi.

BAŞMÜFETTİŞE KADI İHRACI

Hamza Kaçar, Kadı soruşturması sırasında, "siyasi ve bürokratik engellemelerle" karşılaştığı değerlendirmesini yapmıştı. Maliye Bakanı'nın görevlendirdiği müfettişler bu değerlendirmeyi araştırmış ve "gerçeği yansıtmadığı" sonucuna ulaşmışlardı. Ancak Tuncer'in Teftiş Kurulu Başkanı olması nedeniyle konu Başbakanlık Teftiş Kurulu'na iletildi. Tayyip Erdoğan'ın "olur"uyla Başbakanlık Başmüfettişi Muhsin Biçer ile müfettiş Bahri Kızılkaya konuyla ilgili görevlendirildi.

Başbakanlık müfettişlerinin 19 Ocak 2007 tarihli raporunda, eski Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tuncer ve Hamza Kaçar'a yöneltilen suç fiilleri ile bu yönden soruşturma yapılamayacağı belirlemesi yer aldı. Buna karşın Maliye Teftiş Kurulu Başkanvekili Cemal Boyalı'nın istemi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın memuriyetten çıkarılma istemli oluruyla Kaçar ve Tuncer, Maliye Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilir.

Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan başkanlığında toplanan kurulun 15 Şubat tarihli, 2007/1 sayılı kararında olay, "Memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" olarak nitelendi. Kurul, Erdoğan'ın kefil olduğu Yasin Kadı'ya yönelik karapara ve terör bağlantısına yönelik soruşturmayı yürüten başmüfettiş Hamza Kaçar'ın devlet memurluğundan çıkarılmasına oy birliğiyle karar verdi.

DANIŞTAY: MÜFETTİŞ GÖREVİNİ YAPIYOR

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Hamza Kaçar ile Mehmet Tuncer'in resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve iftira suçlarından soruşturulmalarına 22 Ocak 2007 tarihinde izin verdi. Kaçar ve Tuncer'in itirazını görüşen Danıştay ise Unakıtan'ın verdiği soruşturma iznini kaldırdı.
Yüksek Mahkeme, Kaçar'ın düzenlediği raporlarda araştırma ve incelemelerin engellenmeye çalışıldığına ilişkin değerlendirmelere yer vermesi ve kanaatini açıklamasının görevinin gereğini herhangi bir etki ya da baskı altında kalmadan yapabilme anlayışının bir ifadesi olması nedeniyle iftira suçunu oluşturmayacağına işaret etti.

Danıştay kararında, Maliye Bakanı'na da hukuk dersi veriyordu:

"Raporlarında araştırmalarının engellenmeye çalışıldığına yer vermesi iftira suçunu oluşturmaz. Dosyada bunların aksini ortaya koyan bilgi ve belgelere rastlanmadığından isnat edilen eylemlerin soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır... "

'DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARTMA HUKUKSUZ'

Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar, "memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak "suçlamasıyla devlet memurluğundan çıkarılması işleminin iptali istemiyle de idare mahkemesine dava açtı. Davayı karara bağlayan Ankara 13. İdare Mahkemesi, Kaçar'ın devlet memurluğundan çıkartılması işleminin yürütmesini oy birliğiyle durdurdu.

Mahkeme, müfettişlerin araştırma, inceleme ve soruşturma sonucunda ulaştıkları sonuç ve kanaatin bağlayıcı olmayıp teklif mahiyetinde olduğuna işaret ederek, müfettişlerin cezalandırılabilmesi için düzenledikleri raporların "kasıtlı olarak yanlış değerlendirildiğinin somut bir şekilde ortaya konulması halinde mümkün olabileceğini" vurguladı Hamza Kaçar'ın Yasin Kadı hakkında düzenlediği raporlara ilişkin suçlamalarla devlet memurluğundan çıkartılmasının hukuka aykırı bulan Ankara 13. İdare Mahkemesi'nin 2007/711 esas sayılı, 01.05.2007 tarihli kararında dikkat çeken bölümleri birlikte okuyalım:

"...Araştırma ve gerekli incelemeleri yapmak üzere görevlendirilen davacının düzenlediği raporlarda; araştırma ve incelemelerin engellenmeye çalışıldığına ilişkin değerlendirmelere yer vermesinin, bu kapsamda sorumluluğu bulunduğu sonucuna vardığı kişiler için soruşturma açılmasını önermesinin, raporları hakkında yapılan inceleme neticesi getirilen eleştirileri karşılayıp, bu incelemede eksik ve hatalı gördüğü hususlar nedeniyle incelemeyi yapanlar hakkında soruşturma açılmasını başkanlığın takdirine sunmasının ve böylelikle raporlarında kanaatini açıklamasının, davacının (Hamza Kaçar) memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilini oluşturmadığı sonucuna varılmış olup, dosyada bu durumun aksini ortaya koyan hukuken kabul edilebilir bir bilgi ve belgeye de rastlanılmamıştır.
Bu itibarla, davacıya isnat edilen memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilinin hukuken geçerli olabilecek nitelikte ve yeterlilikte somut delillerle tam olarak ortaya konulamaması ve mevcut tespitlerin bu fiili oluşturmaması karşısında, davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. Maddesinin E Bendinin (g) fıkrası uyarınca 'Devlet Memurluğundan çıkarma' cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Maliye Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun davaya konu 15 Şubat 2007 tarih ve 2007/1 sayılı kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır."

Böylece, bir dönem Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile Al-baraka Türk'te ortaklığı da bulunan, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "parası kadar kefil" olduğu Yasin Kadı hakkında kara-para soruşturması yapan Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar, yargı kararlarıyla aklanmış oldu.

ERDOĞAN'A TERÖRE YARDIMDAN TAKİPSİZLİK

Recep Tayyip Erdoğan hakkında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde pek çok soruşturma yapılmış ve dava açılmıştı. Ancak en ilginci, Terörle Mücadele Yasası'na muhalefet suçlamasıydı. Mülkiye Müfettişlerinin 27 Ocak - 1999 tarihli raporunda, Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu belediye yöneticileri, "yasadışı İslami Kurtuluş Çeçen Direnişi"ne mensup 4 kişi ve Müslüman Kardeşler Ürdün Sorumlusu Mohammed Ashmawey ile Mısır Sorumlusu Hasan Huvaydi'nin Türkiye'ye geldikleri ve Holiday Inn Oteli'ne yerleştikleri belirtiliyordu. Müfettişler, bu kişilerin otel konaklama, telefon ve diğer giderlerinin belediyenin iştirakçisi olduğu İstanbul Ulaşım Sanayi Ticaret A.Ş. tarafından ödendiği gerekçesiyle Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu belediye yetkilileri hakkında Terörle Mücadele Yasası'na muhalefet suçundan İstanbul DGM Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuluyordu.

İstanbul DGM Savcısı Ahmet Gürses, 27 Nisan 1999 tarihinde Erdoğan ile birlikte diğer sanıklar hakkında "kovuşturmaya yer olmadığı" gerekçesiyle takipsizlik kararı veriyordu.

Takipsizlik kararının gerekçesi de hayli ilginçti:

"Adı geçen örgütlerin ve şahısların ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına yönelik yukarıda belirtilen eylemleri gerçekleştirmedikleri anlaşıldığına göre, Terörle Mücadele Yasası kapsamında terör örgütü saymak ve elemanlarını terör örgütü mensubu olarak değerlendirmek mümkün olmadığından, sanıkların bu kişilerle görüşmesi ve yardım yataklık etmeleri Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet kapsamında suç teşkil etmediğinden kovuşturmaya yer olmadığına... "

KAR'GİLLER AFFI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 25 Ocak 2004 tarihinde ABD'ye yaptığı ziyaret sırasında Cargill adlı ABD kökenli şirketin yetkilileriyle de bir araya geldi.

ABD yönetimi, Türkiye'de Cargill'in önündeki engellerin kaldırılması için bastırıyordu. Recep Tayyip Erdoğan ise şirket yetkililerine, "firmanın önündeki engellerin kaldırılacağının" sözünü veriyordu.
Recep Tayyip Erdoğan verdiği sözü tutabilmek için yurda döner dönmez harekete geçti.
İktidar, "yatırımları teşvik etme, yabancı sermaye çekme ve istihdamı arttırma" gerekçesiyle getirdiği Endüstri Bölgeleri Yasası'nda değişiklik yapan yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevk etti.

Henüz yasa tasarısının görüşmeleri TBMM'de sürerken, şirketler kendilerine "özel statülü endüstri bölgesi" ayrılması için başvurmaya başladı. Fabrika alanlarının özel statülü endüstri bölgesi olmasını isteyen şirketler arasında Cargill de yer aldı.
Yalova depremi sonrasında sızan gazdan zarar gören yurttaşlara tazminat ödemeye mahkum edilen Yalova Aksa fabrikası da üzerinde tesislerinin bulunduğu alanın organize sanayi bölgesi ya da endüstri bölgesi ilan edilmesi için başvuruda bulundu.
Özel endüstri bölgesi olmak için üçüncü başvuru ise Çanakkale Kalebodur Seramik Sanayi'nden geldi. Üç şirket de fabrika alanlarının "özel statülü endüstri bölgesi ilan edilmesini" istedi.

TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yasa, üzerinde kurulu sanayi tesisleri bulunan, arazi alanı 150 bin metrekareden büyük alanda faaliyete geçmiş, mülkiyeti yatırımcılara ait alanlar, mülk sahibi gerçek ya da tüzel kişilerin başvurusu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın uygun görmesi üzerine Bakanlar Kurulu'nun kararı ile özel endüstri bölgesi olarak ilan edilecekti. Özel endüstri bölgelerinde kamulaştırma yapılamayacak ve bu bölgelerde oluşturulan şirketlere ilişkin yargı kararları yok sayılacaktı.
Yabancı sermayenin yurda girişini kolaylaştıracağı ve istihdamı artıracağı savunulan düzenleme aslında Recep Tayyip Erdoğan'ın, ABD ziyareti sırasında Cargill yetkililerine verdiği sözü tutmasından başka bir şey değildi.

YARGI KARARI DA İŞLEVSİZ KILINDI

1989 yılında Türkiye'de çalışmaya başlayan Cargill'in faaliyet alanı ise özellikle mısıra dayalı nişasta kökenli tatlandırıcı üretimiydi.
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 18 Nisan 2002 tarihinde aldığı kararla, Cargill'in Bursa'daki Orhangazi tesisine verilen 1 yıllık izin belgesini iptal etti. Ancak Bakanlar Kurulu devreye girdi ve çıkarılan gizli prensip kararıyla, Danıştay'ın aldığı karar işlevsiz kılındı.

AKP iktidarı, Endüstri Bölgeleri Yasası'nda değişiklik yapan yasayla, ABD'de "önündeki engelleri kaldıracağı" sözünü verdiği Cargill başta olmak üzere hukuki sorunlar yaşayan şirketleri affediyordu.
Bunun ilk işaretini ise Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, aylar öncesinden Cargill'in tesislerinde yaptığı incelemeler sırasında vermişti.

Cargill'in ruhsat sorununa işaret eden Coşkun, işin çözümünü ve gerekçesini şöyle açıklıyordu:

"Şu fabrikayı görüyorsunuz. Bu kadar modern bir fabrikayı yıkmak mümkün mü? Efendim tarım arazisiymiş. Topkapı'dan Edirne'ye kadar fabrikalar, zamanında tarım arazisine kurulmuş.
Bununla ilgili endüstri yasasındaki değişiklik çerçevesinde, böyle durumları olanları inceleyip karara bağlıyoruz. Cargill'in aslında sorun olmaması gereken sorunları oldu."

AFFEDİLEN CARGİLL ÜLKER'İN ORTAĞI OLUYOR

Pendik Nişasta Sanayi Anonim Şirketi, İngiliz Cerestar şirketi ile Ülker'in yarı yarıya ortaklığında yönetiliyordu. Gerçekleştirilen bir operasyonla, Pendik Nişasta'nın ortaklık yapısı değiştirildi. Cargill, Cerestar şirketinin Pendik Nişasta A.Ş.'deki yüzde ellilik payını 2002 yılında satın aldı.

Pendik Nişasta'nın ortaklık yapısındaki değişiklikle, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ortağı olduğu şirketlerin ürünlerini dağıttığı Ülker ile Cargill ortak oldu(!).

Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra 10 Aral ık 2003 tarihinde kurduğu Yenidoğan Gıda Sanayi ve Ticaret A. Ş. de, Ülker Grubu'nun ürünlerinin dağıtımını üstleniyordu. Yenidoğan A.Ş., Ülker'in aralar ında Cola Turca'nın da bulunduğu içeceklerinin Anadolu yakasındaki dağıtım işini yürütüyordu. Cola Turca'nın hammaddesi glikozu üreten, Pendik Nişasta Sanayi A.Ş. idi. Şirketin yüzde elli ortağı ise hakkındaki yargı kararları yok sayılan, önündeki engeller kaldırılan Cargill ile Başbakan Erdoğan'ın dağıtımcısı olduğu Ülker Grubu idi...

Kaynakça
Kitap: BİR AKP BELGE'SELİ MASKESİZ SOYGUN
Yazar: İlhan TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir