Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Akp'nin Aklanan Dostları...

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Akp'nin Aklanan Dostları...

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:31

AKP'NİN AKLANAN DOSTLARI...

"VERGİDE EN HASSAS GRUP"DA AFTAN YARARLANDI


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ortağı olduğu Emniyet Gıda ve Sanayi A.Ş., İhsan Gıda ve Sanayi Ticaret Limited, İhsan Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin, vergi konusunda "en duyarlı" gruplardan Ülker'in ürünlerinin dağıtıcısı olmasıyla hep övünç duydu.
Erdoğan'ın, "Ülker, vergisini kuruşu kuruşuna veren, bu konuda çok titiz davranan bir kurum" dediği grup, gerçekten vergi konusunda bu kadar duyarlı mıydı? Ülker Grubu, AKP iktidarının çıkardığı vergi affından yararlanmamış mıydı?
Recep Tayyip Erdoğan'ın, "vergi konusunda en titiz kurum" olarak nitelendirdiği Ülker de, AKP iktidarının yaşama geçirdiği "vergi barışından" yararlanabilmek için başvuran şirketler arasındaydı.

Ülker Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., 1998-1999-2000 ve 2001 yıllarına dönük olarak af yasasıyla bağışlanmak istedi. Böylelikle bu dönemlere ilişkin defter kayıtları da incelenmekten kurtulacaktı.

Ülker, devletle barışabilmek için 1998 yılının on iki aylık dönemi için 869 milyar 15 bin 500 lira ek gelir beyanında bulundu Şirket, böylece bu döneme ilişkin olası denetlenme "tehdidinden" kurtuldu. Ülker Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye bu beyanı karşılığında 217 milyar 253 milyon 850 bin lira ek vergi tahakkuk ettirildi.

Ülker Gıda A.Ş., 1999 yılı için vergiye esas alınması amacıyla 882 milyar 955 milyon 450 bin lira gelir artırımı yaptı. Bunun karşılığında devlete ödeyeceği vergi 220 milyar 738 milyon 850 bin lira olarak hesaplandı. Şirketin gelirinde artış yapmasının nedeni devlete daha çok vergi ödemek olmayıp, bu döneme ilişkin vergi incelemelerinin dışında kalmayı güvence altına alma çabasıydı. Çünkü vergi affından yararlanılabilmesi ve denetimin dışına çıkılabilmesi için ek gelir artırımında bulunma zorunluluğu vardı.

Ülker Gıda A.Ş., ödeyeceği vergide dikkate alınması için Ocak-Aralık 2000 dönemine dönük olarak 89 milyar 106 milyon 900 bin lira ek gelir bildirdi. Ülker, bunun karşılığında Maliye'ye 22 milyar 276 milyon 700 bin lira vergi ödeyeceğinin güvencesini verdi. Ülker'in, 2001 yılı için bildirdiği 11 milyar 250 milyon liralık ek gelir için ise 2 milyar 812 milyon lira vergi ödemesi gerekecekti.
Ülker Gıda Sanayi ve Ticaret A. Ş., 1998-2001 yıllarına dönük olarak toplam 1 trilyon 852 milyar liralık vergiye tabi ek gelir bildiriminde bulundu. Bunun karşılığında, grubun devlete ödemesi gereken ek vergi tutarı 463 milyar lira olarak hesaplandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, vergi konusunda en hassas grup olarak nitelendirdiği Ülker Sanayi Gıda ve Ticaret Anonim Şirketi de, af yasasından yararlananlar arasındaki yerini alıyordu.
Ülker Grubu, Başbakan Erdoğan'ın çabalarıyla sıkça reklamının yapılmasıyla birlikte eleştirilerin de odağına yerleşiyordu.

Ülker Grubu'nun kurucusu Sabri Ülker, bu durumdan duyduğu rahatsızlığı basın kuruluşlarının yöneticilerine gönderdiği 20 Ocak 2004 tarihli bir mektupta dile getiriyordu:

"Ülker'in 60 yıla yayılan başarısına Başbakanımızın İstanbul'un bir bölgesinde dağıtıcı firmadaki hissesini vesile sayarak ortak etme iddiası ortaya çıktı. Ülkemizde halkın yüzde 60'tan fazlası Ülker ürünlerini kullanmıyormuşçasına, sadece Başbakanımız çocuklara Ülker dağıtıyormuşçasına, sanki New York'ta, Paris'te, Berlin'de Ülker satılmıyormuşçasına... 85 yılı bulan hayatımda sanayici ve vatandaş olarak devletime saygı ve siyasilere hep eşit uzaklıkta olmayı sadece işimle meşgul olmayı ilke olarak önemsedim, tatbike çalıştım. Çocuklarım da Ülker de bu hassasiyetlere riayet etmekte ve edecektir."

Her ne kadar Ülker ürünleri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ortağı olduğu şirketler aracılığıyla dağıtılıyorsa da Sabri Ülker, "tüm siyasilere eşit uzaklıkta" olduklarının altını çizme gereği duyuyordu.

İHALELERDE ÜLKER'İN YILDIZI PARLIYOR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şirketlerinin ürünlerinin dağıtımını yapan Ülker Grubu'nun AKP iktidarı döneminde kamu ihalelerinde de yıldızı parladı.

Ülker Grubu'nun yüzde 19 hissesine sahip olduğu Data-teknik Bilgisayar Sistemleri Ticaret ve Sanayi A.Ş., Adalet Bakanlığı'nın, Türk Telekom'un, PTT Genel Müdürlüğü'nün, Türkiye Şeker Fabrikası Genel Müdürlüğü'nün, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın, Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü'nün bilgisayar, donanım, yapısal kablolama ihalelerini kazandı.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, Başbakan Erdoğan adına CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamayl/gü'in soru önergesine verdiği yanıtta, Datateknik'in aldığı ihalelerin boyutu da ortaya çıkıyordu.

Adalet Bakanlığı, Ulusal Yargı Ağı Projesi için gerekli olduğu belirtilen 10 bin adet kişisel bilgisayar, 8 bin dizüstü bilgisayar, 5 bin adet lazer yazıcı, 5 bin adet kesintisiz güç kaynağı, 1500 adet taşınabilir yazıcı, 400 adet tarayıcı ve 250 adet mürekkep püskürtmeli yazıcıyı Datateknik'ten 20 trilyon 490 milyar liraya aldı.
Şirket, Türk Telekom A.Ş.'nin 2 adet Windows Server 2003 (çift işlemci), 1 adet Microsoft SQL Server 200 (çift işlemci), 1 adet Microsoft Visual Studio Net linas alımı işini de açık ihaleyle 1 Aralık 2003'te aldı.
Türkiye Şeker Fabrikası Genel Müdürlüğü'nün, 220 adet bilgisayar, 315 adet nokta vuruşlu yazıcı, 60 adet püskürtmeli yazıcı ve 2 adet lazer yazıcı için açtığı ihaleleri de 3 Kasım 2002 ile 23 Ağustos 2004 tarihlerinde kazanan yine Datateknik oldu.

ERDOĞAN'IN "ASILACAĞI İPİ" SEÇECEK DOSTU...

Ramsey'in sahibi Remzi Gür, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin dostları arasında ilk sırada yer alıyordu.
Remzi Gür'ü, Başbakan Erdoğan'ın çocuklarının yurtdışı eğitim masraflarını üstlenmesiyle kamuoyu tanıdı. Remzi Gür, Başbakanın ABD ve İngiltere'de okuyan çocuklarına verdiği burs nedeniyle hep gündemde oldu.
Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP lideri olarak, malvarlığındaki "ciddi artış" nedeniyle yargılandığı davada da, Remzi Gür'ün, Erdoğan'ın çocuklarına kaç yıldan bu yana ve ne kadar burs verdiği konusunun araştırılması kararlaştırıldı. Ancak, davanın ileriki aşamalarında, bu konunun esası etkilemeyeceği gerekçesiyle araştırmadan vazgeçildi.
Remzi Gürün Erdoğan'ın çocuklarına verdiği burs da hep bir sır gibi saklandı.

Remzi Gür, verdiği bursun tutarını "inançları" gereği açıklamaktan kaçmıyordu. Aile dostu Remzi Gür, Erdoğan'ın kızları Esra ile Sümeyye'yi kendi çocukları gibi benimsemişti. Onun için de Erdoğan'ın çocuklarının eğitimine "katkıda bulunmanın yanlışlığını" anlayamamaktan yakınıyordu.

Zaten Remzi Gür, Başbakanın çocuklarının, okullarını bitirdikten sonra kendi şirketlerinde "mecburi hizmet" yaparak, bursun karşılığını ödeyeceklerinden de emindi.
Ama Remzi Gür yanılmıştı. Erdoğan'ın Harvard'da kamu yönetimi eğitimi alan küçük oğlu Bilal Erdoğan Okulu sürerken, Dünya Bankası'nda stajyer olarak çalışmaya başlamıştı bile. Bilal Erdoğan, Eylül 2004'te de Dünya Bankası'nda kadrolu olarak çalışmaya başladı. Oğul Erdoğan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi'ne ilişkin projelerin danışmanlığını üstleniyordu.

GÜR: MUHTAÇ İNSANLARA HEP YARDIM ETTİM

Hem Remzi Gür, yalnızca Recep Tayyip Erdoğan'ın çocuklarının eğitim masraflarını karşılamıyordu ki... Çok sayıda öğrenciye, "muhtaç insana" yardımda bulunuyordu. Remzi Gür kalkıp "şu kadar öğrenciye burs veriyorum ya da şu kadar kişiye şu yardımları yaptım" da diyemezdi. Her şeyden önce "bu inançlarına" aykırıydı. "Sağ elin verdiğini sol el bilmemeliydi!'
Recep Tayyip Erdoğan ile dostluklarının karşılığında hiçbir beklentisi de yoktu. O nedenle Remzi Gür ile Başbakan Erdoğan ilişkisinde farklı anlamlar aramak yersizdi. Hatta bu dostluk "sanıldığı gibi siyaset ve ticaret dostluğu" da hiç değildi.
Ne var ki, "af dağı"nın ardında kalanlar arasında, "Erdoğan ile dostlukları çıkar ilişkisine dayanmayan" Remzi Gür'ün sahibi olduğu Ramsey de vardı.

KILIÇ KUŞANMA AYRICALIĞI

Remzi Gür, İngiliz Kraliyet ailesince Freeman Payesi'yle "onurlandırılan" üç Türk'ten birisiydi. Payeyi ilk 1867 yılında Sultan Abdulaziz almıştı. Nişanla "onurlandırılan" ikinci Türk ise Londra'daki restoranları ile tanınan işadamı Kazım Akkuş idi.
Geçmişi 1300'lü yıllara dayanan Freeman Payesi, sahibine İngiltere'de oldukça farklı ayrıcalıklar sağlıyordu. Zaman içerisinde bazı değişimlere uğrasa da payeyle elde edilen ayrıcalıklar arasında neler yoktu ki; Londra köprülerinden ücretsiz yararlanma, asılırken ipek ip tercih etme, şehir içinde kılıçla dolaşma, şehirde tutuklanma korkusu olmadan sarhoş dolaşabilme...
Bugün yalnızca saygınlık kazandıran Freeman Payesini almadan önce bir deklarasyon imzalanıyordu.

Payeyi alan kişi şu konularda söz veriyordu:

"Egemen Kraliçemiz ikinci Elizabeth'e karşı iyi ve dürüst olacağıma, bu şehrin belediye başkanına itaat edeceğime, oy hakkı ve geleneklerini muhafaza edeceğime, şehre ve kraliçeye gelebilecek herhangi bir tehdidi kendime yöneltilmiş gibi kabul edeceğime. Kraliçeye karşı herhangi bir birleşime veya komploya dahil olmayacağıma ve bu gibi durumlarda belediye başkanını uyaracağıma veya kendi gücüm dahilinde engel olacağıma ve şehrin tüm kural ve kaidelerine uyacağıma söz veririm."

'BURSU' VEREN ARKADAŞ BAĞIŞLANIYOR

Erdoğan ile dostlukları, "siyaset ve ticaret dostluğu" olmayan Remzi Gürün sahibi olduğu Ramsey Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi de, 1999, 2000 ve 2001 yıllarına dönük olarak, AKP iktidarının "toplumsal barışı" sağlama adı altında çıkardığı vergi affından yararlandı.

1999 yılında 140 milyar lira olarak beyan ettiği vergiye esas alınacak gelirinde, af düzenlemesinin ardından 27 milyar liralık artış yaptı. Gerçekleşen bu artırıma bağlı olarak, devlete 6 milyar 700 milyon lira ek vergi ödemekle karşı karşıya kaldı. Gelirini 352 milyar lira olarak bildirdiği 2000 yılı dönemine ilişkin artırdığı 54 milyar liralık matraha karşılık ise devlete ödeyeceği ek vergi tutarı 13 milyar 500 milyon lira olarak hesaplandı.

Ramsey Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, 2001 yılındaki 32 milyar liralık gelir bildirimine, 11 milyar 250 milyon lira daha ekledi. Erdoğan'ın aile dostu Remzi Gür'ün sahibi olduğu Ramsey, af yasasından yararlanabilmek için gelirinde toplam 92 milyar 250 milyon liralık artış yaptı. Remzi Gür'ün sahibi olduğu Ramsey Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş., toplam 23 milyar liralık ek vergi ödeme karşılığında devletten 19992000 ve 2001 yıllarının denetlenmemesinin güvencesini aldı.
İlginçtir ki, 28-29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde görev alan 800 erkek görevlinin ceket, gömlek, pantolon ve kravattan oluşan takımları da Başbakan ile dostlukları hiçbir çıkara dayanmayan Remzi Gür'ün sahibi olduğu Ramsey imzalıydı!

Başbakan Erdoğan dönem dönem Ankara'nın yoğun siyasetinden uzaklaşarak, Remzi Gür'ün Ekinlik Adası'ndaki yazlığında yorgunluk atıyordu.
Gür'ün Başbakan Erdoğan ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri süre gelen dostluğu, "hiçbir çıkara dayanmadan" günümüzde de sürüyor...

10 GÜNLÜK FARK, TRİLYONLARA MAL OLACAKTI

Vergi Barışı Yasası uyarınca, 31 Mart tarihinden sonraki müfettiş ve hesap uzmanlarınca hazırlanan raporlar, dikkate alınmayacaktı.
Ancak AKP iktidarı, TBMM'ye yeni bir yasa değişikliği önerisi getirdi. "4811 Sayılı Vergi Barışı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun." Yasadaki "31 Mart'tan sonra vergi daireleri kaydına girecek denetim raporları" için öngörülen 31 Mart iken; yeni düzenlemeyle bu tarih "20 Mart" olarak değiştirildi. Böylece 20 Mart'tan sonra vergi daireleri kayıtlarına girecek olan denetim raporları yok sayılacaktı, incelenen şirketler ve kişiler, vergi yükümlülüklerini yerine getirmemiş olsalar bile haklarındaki usulsüzlük raporları yok sayılacaktı.

Yasadaki raporların teslim tarihinin 10 gün geri çekilmesinin asıl nedeni ise Nedim Şener'in 7 Nisan 2003 tarihli Milliyetteki haberiyle ortaya çıktı. 20-31 Mart arasında vergi dairelerine gönderilen raporlar arasında Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde çok sayıda ihale alan Albayraklar ile İGDAŞ hakkında da raporlar bulunuyordu. Albayraklar ve İGDAŞ, bu yeni düzenlemeyle trilyonlarca liralık vergi yükünden kurtarılıyordu.
Hesap uzmanlarının Albayraklar'a ilişkin bu raporu, 31 Mart tarihinde Davutpaşa Vergi Dairesi'ne teslim edilmişti. Albayraklar Turizm A. Ş.'nin 1999 yılı işlemlerine ilişkin olarak hazırlanan 24 Mart 200'4 tarihli Hesap Uzmanları raporuna göre, şirket, 1 trilyon 853 milyar liralık gelirini vergiden kaçırmıştı.

Yani, çıkarılan vergi affı yasası yürürlükte kalmaya devam etmiş olsaydı, Albayraklar ciddi bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalacaklardı. "20 Mart" ifadesinin gerçek nedeni de böylece ortaya çıkmış oluyordu.
Albayraklar hakkındaki rapor, vergi dairesine 31 Mart tarihinde teslim edildiği için hiç yazılmamış sayılıyordu.
Hesap uzmanları ve müfettişler tarafından hakkında hazırlanan raporların "doğruluğuna inanmadığını" söyleyen Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bu düzenlemenin de mimarıydı...

UNAKITAN: RAPORLARI KAALE ALMAYALI M

Aftan yararlanmak isteyen şirketler hakkındaki raporların geçersiz sayılacağı tarihin 31 Mart'tan 20 Mart'a çekilmesini Kemal Unakıtan, 6 Nisan 2003 tarihinde CNN Türk'te katıldığı Cafe Siyaset programında şöyle savunuyordu:

"Biz dedik ki bir ay içinde yapılan incelemelerden verilen raporlar geçerli olacaktır. Ama baktık ki son zamanlarda bilhassa bana gelen bilgilerde, bizim üst yapıdan arkadaşların getirdiği bilgiler, acele edip bir an önce bu raporları verelim, ne kadar fazla olursa olsun, nasıl olursa elimizden çıkıyor diye, birtakım haksız raporların düzenlendiğini biz istihbar ettik. Bizim teşkilatımız da bu şekilde bilgi getirdi. Biz dedik ki, o zaman incelenecek bu bir aylık süreyi biraz daha erkene alalım ki hakikaten tarafsız bir şekilde incelenmiş olan raporları ele alalım, biraz şey katılmış raporları da pek kaale almayalım onları da normal vergi barışından istifade ettirelim dedik."

En önemli görevleri arasında, vergi toplama ve vergi kaçağını önlemek olan Maliye Bakanlığı'nın başındaki Kemal Unakıtan, denetim elemanlarının raporlarına bazı "eklemeler" yapıldığı savıyla dikkate alınmamasından yanaydı.

SEZER, ALBAYRAK AFFINI VETO ETTİ

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Albayraklar ve İGDAŞ'ı kurtarmaya dönük bu girişime izin vermeyerek, yasal düzenlemeyi bir kez daha görüşülmesi için 10 Nisan 2003 tarihinde Meclis'e iade ediyordu.
Sezer, iade gerekçesinde, 31 Mart ibaresinin 20 Mart olarak değiştirilmesi sonucu bazı mükellefler hakkında raporların geçersiz sayıldığı ve böylece bazı mükelleflerin korunduğuna dikkat çekiyordu.

Vergi Barışı'nın yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz 35 gün geçmişken böyle bir değişikliğin kabul edilmesinin haklı nedeni bulunmadığını vurgulayan Sezer, iadesini şu gerekçelere dayandırdı:

"Haklarında yapılan vergi incelemesi 21-31 Mart 2003 günlerinde sonuçlanan ve bu sonuca göre noksan bildirimde bulunduktan ortaya çıkan vergi yükümlüleri, rapor ve kararlardaki vergi farklarını ödemekten kurtarılmaktadır. Düzenlemede, özellikle 20 Mart gününün seçilmiş olması, vergi inceleme raporları ya da takdir komisyonu kararlan 2131 Mart 2003 günlerinde vergi dairesi kayıtlarına giren belli vergi yükümlülerini korumak ve bunların söz konusu rapor ya da kararlardan olumsuz etkilenmelerini önlemek amacıyla değişiklik yapıldığında kuşkuya yer bırakmamaktadır. Kimi vergi yükümlülerini salt vergi inceleme raporu ya da takdir komisyon kararında belirtilen ek vergiden kurtarmak için yapılan düzenleme, hukuksal temelden yoksun bulunmaktadır. Vergi inceleme süresini, öngörülen süre dolduktan ve vergi bildirimlerinde yer verilen matrahlardaki düşüklük somut biçimde saptandıktan sonra geriye dönük olarak ve kimi kişi ya da kuruluşların daha az vergi ödemelerine olanak sağlayacak biçimde kısaltılması, yapılan düzenlemenin kamu yararıyla ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymakta, devlete güven duygusunu zedelemektedir."

Cumhurbaşkanı Sezer'in veto ettiği vergi affında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda geri adım atılıyordu. Albayraklar ve İGDAŞ'a af getiren düzenleme, komisyonda yasa metninden çıkartıldı. Ancak bu kez de düzenlemenin faili arandı. Komisyon görüşmeleri sert tartışmalara sahne oldu. "Şerefsiz, haysiyetli adam yok mu?" sözleri havada uçuşuyordu. CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, düzenlemeyi kaleme alanın bulunmasını isterken, "Metni ben yazdım diyecek haysiyetli adam nerede?" diyordu. Kemal Unakıtan ise "Teklifi milletvekilleri hazırlamış, imzalamış, Meclis kabul etmiş. Fazla duygusalsınız. Hırsız-polis oyunu gibi müsebbip aramayı anlayamıyorum. Bu fırtına koparılacak bir konu değil" diyerek, olayın çok da büyütülmeyecek bir konu olduğunu savunuyordu.

ALBAYRAK: ERDOĞAN'IN SEMPATİZANIYIZ

Albayraklar Grubu'nun patronu Mustafa Albayrak da, Recep Tayyip Erdoğan'ın hep yakınında oldu. Erdoğan'ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki ihalelerde "kayırıldığı" iddiası da hiç eksik olmadı.
Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde, ilk olarak servis taşımacılığı ihalesini aldılar. Arkasından çöp toplama, su sayaçları...
Erdoğan ile geçmişten beri süregelen "dostluk münasebetleri" olan Albayraklar'a verilen ihaleler, Mülkiye ve Maliye Müfettişleri tarafından incelendi, soruşturmalar açıldı... Ve yolsuzluk iddiaları adliye koridorlarına taşındı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kuracağı günlerde de Albayraklar ile aralarındaki ilişki yeniden gündeme geldi. Öyle ki, Albayrak'ın Erdoğan'ın siyasi hareketine parasal destek sağladığı savlandı.

Albayrak ise bu iddialara, Aksiyon dergisinin 4 Ağustos 2001 tarihli sayısında yanıt verdi. Erdoğan hareketini finanse etmedikleri gibi, o güne dek hiçbir siyasi harekete de finansörlük yapmamışlardı.
Albayrak'a göre, "Bir siyasi hareketi insanlar nasıl finanse edebilirdi ki!" Ama herkesin olduğu gibi Albayraklar'ın da siyasi görüşleri vardı." Albayrak'a göre, Erdoğan ile ilişkilerinin rengi için bir şey söylenmek isteniyorsa, "Tayyip Erdoğan hareketinin sempatizanı" denilebilirdi.

Yeni Şafak gazetesinin, Recep Tayyip Erdoğan'ın yayın organı gibi algılanmasından da rahatsızlık duyan Mustafa Albayrak, kendilerinin "soyguncuların, hırsızların karşısında, dürüstlerin ise yanında" bir politika izlediklerini anlatıyordu.

51 MİLYON DOLARLIK İŞLETME 1 MİLYON DOLARA SATILDI

Her dönem Erdoğan ile birlikte anılan Albayraklar Grubu, AKP iktidarı döneminde de yapılan özelleştirmeler nedeniyle gündeme geldi. O özelleştirmeler ki, kamunun sahibi olduğu işletmeler yok pahasına satılıyordu.
Özelleştirmeler arasında en dikkat çekici olan ise SEKA'ya ait Balıkesir işletmesi idi.

İşletmenin piyasa değeri 51 milyon 200 bin dolar olarak hesaplanıyordu, ihale yapıldı ve işletme 1.1 milyon dolara satıldı. Balıkesir İşletmesi'ni yok pahasına alan ise Albayrak Turizm Seyahat İnşaat A.Ş. idi(!)
Ulaştırma Vergi Dairesi mükellefi olan şirketin, 3 Mart 2005 tarihi itibariyle toplam 308 milyar 193 milyon lira devlete borcu bulunuyordu. Şirketin muhtelif borçları için ise devlet takipte idi. Yani devlet alacağını tahsil edebilmek için şirkete yönelik girişimlerde bulunuyordu.

Bu arada pazarlık usulü ile satışa çıkarılan işletmenin ihalesine de yalnızca Albayraklar katılmıştı.
SEKA'da örgütlü olan Selüloz-lş Sendikası ihaleyi yargıya taşıdı. Bursa 2. idare Mahkemesi, 28 Temmuz 2003 tarihinde, ihalenin yürütmesinin durdurulması kararı verdi. Özelleştirme idaresi Başkanlığı da durdurma kararım Albayraklar'a bildirerek,

Balıkesir işletmesi'nin SEKA Genel Müdürlüğü'ne devrini istedi. Ancak Albayraklar, Özelleştirme İdaresi'ne gönderdikleri yanıtta "işletmeye yapmış oldukları malzeme giderlerinin ve uğradıkları zararın faizi ile birlikte ödenmesi durumunda işletmeyi teslim edebileceklerini" bildirdi.
Gerçekten Albayraklar, işletmeye harcama yapmışlar mıydı; bunu daha sonraki bölümlerde anlatacağız.

YARGI: YOK PAHASINA ÖZELLEŞTİRME OLMAZ

Yürütmeyi durdurma kararı veren 2. İdare Mahkemesi, davayı esastan görüşerek sonuçlandırdı.

İhalenin iptal edilmesine karar veren mahkeme, gerekçesinde şöyle diyordu:

"Kamu iktisadi teşebbüslerinin satışında Anayasanın 35. maddesi hükmünün doğal sonucu olarak gerçek değerinin gözetilmesi en az kaybı ve en yararlı düzeyi sağlayacak biçimde rayiç değeri aranarak, gerçek değere en yakın olanın bulunması gerektiği ısrarla uygulanan hususlar olmuştur. Piyasa değeri 51.2'milyon dolar olan işletmenin varlık satışı yöntemiyle özelleştirilmesi için pazarlık usulü ile yapılan ihalesi sonucunda 1.1 milyon dolara satılması na ilişkin dava konusu işlemde kamu yararına ve özelleştirmenin amacına uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmaktadır, işletmenin gerçek değerinin ihale sonucu belirlendiği yönündeki davalı iddiacının ise kabul edilebilir bir yönü bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle dava konusunun iptaline oybirliğiyle karar verildi."
İdare mahkemesi, 51.2 milyon dolarlık işletmenin 1.1 milyon dolara satılmasının "kamu yararına" ve özelleştirmenin amacına uymadığını vurgularken, özelleştirmedeki çarpıklığı da ortaya koyuyordu.
Bursa 2. idare Mahkemesi'nin 2003 yılı sonunda ihalenin iptaline karar vermesine karşın Albayraklar, tarih 2005'i g österdiğinde bile hala işletmeyi devretmemişlerdi...

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, SEKA Balıkesir'in varlıklarını 1.1 milyon dolara alan Albayraklar A.Ş.'nin, satış kapsamında olmayıp kendilerine emanet edilen 1 trilyon 729 milyar liralık varlık ve kaynağını kullandığını saptadı. Albayraklar 1.1 milyon dolar ödeyerek sahip oldukları SEKA'nın 1.7 trilyon liralık varlığını kullanıyorlardı. Böylece Albayraklar, ödediğini çıkarmasının da ötesinde hiçbir üretim yapmadan kara bile geçiyordu.

BASKINLA İ HALE İPTAL EDİLDİ

İşletme hakkının 30 yıllığına özel sektöre devri amacıyla, Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne ait Trabzon Limanı için ihaleye çıkıldı. 21.3 milyon dolardan açık artırmaya çıkılan ihaleye Arkas-Akfen-Trabzonspor Sportif Ortak Girişim Grubu, Albayraklar Turizm Seyahat İnşaat Ticaret A.Ş., Yılmar Denizcilik Nakliyat Ticaret Limited Şirketi, Bayteks Giyim ve Abdioğlu Trabzon-Abdioğlu Malatya Ortak Girişim Grubu katıldı.

Şartname koşullarını yerine getirmedikleri için ihaleye giremeyen Trabzonlular, ilin bazı milletvekilleri ile birlikte Özelleştirme İdaresi'ni bastılar. Hükümete yaptıkları baskı ile de ihalenin iptal edilmesini sağladıkları konuşuldu.
İptalin ardından yeniden ihale yapıldı. İhaleyi Özelleştirme İdaresi'ni basan milletvekillerinden Kemal Göktaş'ın akrabası olan ve daha sonra Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcılığı'na atanan Hasan Köktaş yönetti.
Trabzon Ortak Girişim Grubu'nun ilk turda elendiği ihalede, daha önceki ihalede 15 milyon 850 bin dolarla en yüksek teklifi veren ve ihalenin iptal edilmesi isteği üzerine

bu rakamı peşin ödemeyi de öneren Yılmar Denizcilik de ikinci turda elendi. Beş tur süren açık artırmada, Albayraklar en yüksek teklife ulaştı. 21.3 milyon dolara açık artırmayla ihaleye çıkarılan Trabzon Limanı'nın işletilmesi, 30 yıllığına 22 milyon 400 bin dolara Albayraklar'a verildi.

AF TATLANIYOR

Kadir Topbaş, Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığı görevini üstlenmişti. Belediyeye bağlı saray, kasr ve tarihi eserlerin onarımını da ilahiyat ve mimarlık eğitimi alan Topbaş organize etmişti.
Topbaş, Milli Selamet Partisi Beyoğlu İlçe teşkilatındayken, Erdoğan da gençlik kollan başkanı idi. Topbaş da Erdoğan'ın "ağabeylerindendi."

Kadir Topbaş, 28 Mart 2004 Yerel Seçimlerinde AKP'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na seçildi. Kadir Topbaş, aile şirketi olan Saray Muhallebicisi'nin sahiplerindendi. Kadir Topbaş da, Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok dostu gibi AKP iktidarının çıkardığı vergi affından "çift yönlü" yararlanarak devletle barıştı.
Teşvikiye Saray Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, 1998-2001 yıllarındaki kayıt ve işlemlerinin üzerine hem kurumlar hem de aracısı olduğu KDV yönünden sünger çekilmesinin yolu açıldı.

Saray Muhallebicisi, 1998 yılı için vergiye esas alınacak gelirinde 5 milyar 625 milyon liralık artış yaptı. 1999 döneminde 9 milyar 716 milyon lira, 2000 Ocak-Aralık 9 milyar 918 milyon, 2001 yılı için ise 11 milyar 250 milyon lira gelir artırdı.
Saray Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., geriye dönük dört yıl için bildirdiği gelir artırımı nedeniyle devlete 9 milyar 127 milyon lira ek vergi ödeme zorunda kaldı.
Saray Muhallebicisi yönünden de 1998 yılında 44 milyar 183 milyon lira ek gelir bildirdi.

Kadir Topbaş'ın şirketi, 1999'da 65 milyar 824 milyon, 2000 yılında 119 milyar 496 milyon, 2001 yılı için ise 151 milyar 819 milyon lira ek KDV beyanında bulundu. Şirket, KDV yönünden de aftan yararlanabilmek için toplam 381 milyar 325 milyon lira matrah artırımı yaptı. Saray Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., devlete 7 milyar 637 milyon lira vergi ödeyerek bir yandan vergi affından yararlanırken; bir taraftan da kayıt ve işlemlerinde sorun yaşayabileceği yıllarım denetlenmekten kurtardı.

AKP'NİN GÜLEN YÜZÜ: BEBECAN

Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucu üyeleri arasında yer alan Ali Babacan, adını taşıdığı dedesinin Şereflikoçhisar'da kurduğu, daha sonra Ankara'ya taşıdıkları işyerinde ilkokul çağlarında çalışmaya başladı. Ticaretle çocukluk yıllarından beri haşır neşir olan Babacan, AKP'nin iktidar olmasının ardından Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak karşımıza çıktı. Milletvekili seçildiğinde 35 yaşında olan Babacan, kabine içerisinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Tayyip abi" diyen tek bakandı. Babacan bakanlık görevine getirildiği günlerde "çok toy, devlet ve siyaset deneyimi yok" diye eleştiriliyordu. Hatta siyaset kulislerinde" "bebecan" esprileri yapılıyordu.

Babacan'ın "abi" dediği Erdoğan ortağı olduğu şirketlerdeki hisselerini sattığı güne kadar hep ticaretle uğraşması nedeniyle eleştirilmişti. Ancak o günlerde sahibi olduğu hisseleri devretmeyen ve ticari faaliyetlerinden hiç söz edilmeyen birisi daha vardı; Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan.

BABACANLARIN AİLE ŞİRKETLERİ

Temellerini dede Ali Babacan'ın attığı dört aile şirketi bulunuyordu:


Babacan Tekstil Çeyiz Konfeksiyon Sanayi ve Ticaret A. Ş. (Tasfiye halinde), Babacan Tekstil Tuhafiye Çeyiz Konfeksiyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Tasfiye halinde), Ali Babacan Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Manterol Tekstil Limited Şirketi. Bu şirketlerin sermaye yapıları ile ortaklarının paylarına bakalım.

Babacan Teks. Tuh. Çey. San. Ltd. Şti'nde ise 10 Haziran 1997 tarihinde yapılan sermaye artışıyla Ali Babacan 225 milyon liralık, bakanın babası Hilmi Babacan ise 275 milyon liralık paya sahip oldu.
Yine tasfiye halindeki Babacan Teks. Tuh. Çey. San. A.Ş., Hilmi, Ali, Güner, Tuba ve Betül Babacan'/n ortaklığı ile bir dönem faaliyet yürüttü. Şirketin 19 Haziran 1997 yılında yaptığı sermaye artışıyla şirket ortaklığına 50 milyon liralık sembolik payla Merve Babacan da katıldı. Şirkette en büyük paya ise 2 milyar 550 milyon lira ile Hilmi Babacan ve 2 milyar 250 milyon lira ile de Ali Babacan sahip oldu.

BABACAN'IN ORTAK OLDUĞU ŞİRKET

Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'/n ortaklık payıyla halen bağı olan şirket ise Ali Babacan Tekstil Sanayi A.Ş. Şirket, 19 Kasım 1993 tarihinde 1 milyar 900 milyon lira sermaye ile kuruldu. Şirketin ortakları ise Devlet Bakanı Ali Babacan (450 milyon), Güner Babacan (520 milyon), Betül ve Tuba Babacan (10 milyon lira), Gülsen Pehlivanoğlu (10 milyon lira) idi. Şirket, 2 Aralık 2004 tarihinde sermayesini 50 milyar liraya yükseltti. Bu artışın ardından en büyük paya 25.5 milyar lira ile baba Hilmi Babacan sahip oldu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın 450 milyon liralık payı 22.5 milyar liraya yükseldi. Güner, Tuba, Betül ve Merve Babacan ise 500'er milyon liralık payla şirketin hissedarı oldular.

BABACAN: KİME DEVREDEBİLİRİM?

"Tüccar siyaset" kavramını siyasi yaşama kazandıran Erdoğan'ın Başbakanlığındaki hükümetin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Babacan, şirketteki hissesini ne satmış ne de ailenin diğer bireylerinden birisine devretmişti.

Ancak, Ali Babacan bunun gerekçesini yakın çevresine şöyle açıklıyordu:

"2.5 yıldır fiilen ticari işlerle bağım yok. Bayramda ve bazı hafta sonları işyerindeki arkadaşlarla görüşmeye gidiyorum. Bunun dışında işyerlerine de uğramıyorum. Aile olarak tek şirketimiz var, diğerleri tasfiye halinde bulunuyor. Faal olan Ali Babacan Tekstil Sanayii'ndeki hisselerimin sorun olabileceğini hiç düşünmedim. Şirket aile şirketi, kime devredebilirim bilemiyorum. Gerekirse babamla konuşurum, değerlendiririz ve devrederim." Babacan, şirketteki ortaklığının mesele olabileceğini hiç aklına getirmemişti.

ERDOĞAN'IN BURSÇUSU İLE BACANAK OLDU

İşadamı Remzi Gürün Erdoğan ile dostluğuna ve Başbakanın çocuklarına verdiği bursları önceki bölümlerde değerlendirmiştik. Dostluk grubu genişliyordu. Babacan ise bu dostluk grubuna "bacanak" olarak katılıyordu. Gür'ün Başbakan ile olan dostluğuna Babacan da "bacanak" olarak katılıyordu. Ali Babacan'ın baldızı Didem Yurter, Gür'ün oğlu Ömer Gür ile dünya evine giriyordu. Recep Tayyip Erdoğan, Ömer Gür'e Didem Yurter'i babasından bizzat istemişti. Hatta genç çiftin nişan yüzüklerini de Erdoğan takmıştı.
Yurter ile Gür'ün evliliği, dostlukların hısım akrabalığa dönüşmesinin tek örneği de değildi. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin oğlu İsmail Pepe de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in kızı Şeyma Güler ile evlenmişti.

Kaynakça
Kitap: BİR AKP BELGE'SELİ MASKESİZ SOYGUN
Yazar: İlhan TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir