Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Akp Af Cenneti Yaratıyor

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Akp Af Cenneti Yaratıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:23

AF CENNETİ YARATILIYOR

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP hükümetinin "en renkli" bakanlarındandı. Hesabını kitabını bilmesi taa çocukluk yıllarına dayanıyordu. Babasının, bakkal dükkanındaki defteri, üç kardeşten en çok güvendiği küçük Kemal Unakıtan'a tutturması da ondandı.

Ticareti sevmişti, kimi zaman zararına olsa bile. Kemal Unakıtan büyüdüğünde, Başbakan ona "ağabey" diyecekti. Hem de kendi yerine İstanbul'dan milletvekili adayı gösterecekti. Küçükken babası, büyüyünce de Recep Tayyip Erdoğan güvenmişti ona...
Yüksek Seçim Kurulu'nun Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri'ne katılma vizesini vermemesinin ardından yerine aday gösterdiği Kemal Unakıtan, bir anda kamuoyunun ilgi odağı oluverdi.

SUÇLAMALAR DOKUZ DOĞURDU

Kemal Unakıtan ismini kamuoyu yeni öğrenmiş olsa da, Recep Tayyip Erdoğan'ın Unakıtan ile dostluğu uzun yıllar öncesine dayanıyordu.
Kemal Unakıtan'ı özellikle AKP iktidarı döneminde devletin önemli kurumlarının başına getirilen eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın üst düzey yöneticileri, yakından tanıyorlardı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, resmi olmasa bile, danışmanı sıfatıyla Erdoğan'ın hep yanı başındaydı.
Yolsuzluk iddialarıyla sıkça gündeme gelen İETT, IGDAŞ, IDO gibi belediye birimlerinin üst düzey yöneticilerinin katıldığı koordinasyon kurulu toplantılarına koordinatör olarak katılıyor, Erdoğan olmadığında onun yerine toplantılara başkanlık bile ediyordu. Kemal Unakıtan, bir anlamda dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dışardaki "gözü kulağıydı."
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kemal Unakıtan'ı İstanbul birinci bölge birinci sıradan kendisinin yerine aday gösterdiği günlerdi ki, Unakıtan hakkındaki yolsuzluk savlı dosyalar birer birer ortaya çıkmaya başladı. O iddialar aynı zamanda Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a ilişkin gündeme gelecek "dosyaların" da habercisiydi.

Kemal Unakıtan, milletvekilliği adaylığıyla birlikte Faisal Finans Kurumu'nun satışındaki yolsuzluk iddialarının odağındaki isim olarak gündeme geldi.
Faisal Finas Kurumu, Türkiye'de "faizsiz bankacılığın" öncülüğünü üstlenen şirketlerdendi. Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'in oğlu prens Muhammed Al Faisal Al Suud'dan 1998 yılında "yeşil sermaye" olarak nitelendirilen Kombassan Grubu'na geçti.
1 Sabah, 7 Nisan 2001.
Kombassan yaşadığı ekonomik bunalım sonucunda, Faisal Finans Kurumu'nun satışına karar verdi. Satış işleminin ardından şirketin yeni sahibi Ülker Grubu olurken, adı da Family Finans olarak değiştirildi.

"UNAKITAN DEVLETE YALAN BİLGİ VERDİ"

Haşim Bayram'ın sahibi olduğu Kombassan'a ait Faisal Finans Kurumu'nun Ülker Grubu'na satış işlemi mülkiye müfettişleri tarafından mercek altına alındı. Müfettişlerin raporuna göre, Faisal Finans Kurumu'nun satışının yüzde 51 ya da daha fazlası yabancı şirket veya kişilerin elinde olan kurumlara yapılması kararlaştırıldı. Mülkiye Başmüfettişi Refik Ali Uçarcı, Anıl Cengiz Özgün ve Bankalar Yeminli Murakıbı Ümit Peçen tarafından düzenlenen 29 Şubat 2002 tarihli raporda, bu karar nedeniyle, Ülker'in sahibi Sabri Ülker'in önce yurtdışında bir şirket kurduğu, bu şirket aracılığıyla da yabancı ortaklı bir şirketin yüzde 51 hissesini temin ettiği belirtildi. Ülker'in bu yabancı şirket aracılığıyla da Faisal Finans Kurumu'nu satın alarak, ismini Family Finans olarak değiştirdiğine işaret edilirken, bu girişimin Bankalar Yasası'na aykırılık oluşturduğu vurgulandı.

Mülkiye Müfettişleri, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyorlardı. Başsavcılığa yapılan suç duyurusunda hangi suçlamalar yoktu ki; resmi mercilere yalan bilgi vermek, dolandırıcılığa yardım etmek, özel nitelikli dolandırıcılık, zimmet, emniyeti suiistimal, cürüm işlemek için teşekkül oluşturma ve Bankalar Yasası'na muhalefet...
Raporda, bu suçlamalarla ilgili olarak kurumun 34 yöneticisinin yargılanması isteniyordu. Yargılanması istenenler arasında ise Fehmi Akın, Can Akın Çağlar, Zeki Sayın ve Kemal Unakıtan gibi tanıdık isimler yer alıyordu. Ancak, müfettişlerin raporu takipsizlik kararıyla ortadan kaldırılıyordu.

BAYRAM: UNAKITAN GİZLİ PAZARLIK YAPTI

Faisal Finans Kurumu'nun satış işlemleri sırasında Ülker Grubu adına pazarlıkları Kemal Unakıtan yürütmüştü. Ülker Grubu'na devredildikten sonra adı Family Finans Kurumu olarak değiştirilen bankanın yönetim kurulu üyeliğine ise Kemal Unakıtan getirilmişti.

Mülkiye müfettişlerine ifade veren Haşim Bayram ise kendisiyle satış görüşmesini Kemal Unakıtan'ın yaptığını doğrulayacaktı. Haşim Bayram, Unakıtan'ın Faisal Finans Kurumu'nu uygun koşullarda almak isteyen bir grup olduğunu, ancak adını gizlediğini ve satın almak isteyen grubun da kesinlikle Albaraka Türk olmadığını söylediğini anlatacaktı.
Haşim Bayram, bankasını alan grubun Ülker olduğunu ise satış işleminin gerçekleşmesinden sonra öğrenecekti!
Faisal Finans Kurumu'nun satışına yönelik soruşturmanın odağındaki isim Kemal Unakıtan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ortağı olduğu Emniyet Gıda A.Ş., İhsan Gıda A.Ş. ile İhsan Gıda Limited Şirketi'nin ürünlerini dağıttığı Ülker Grubu adına Faisal Finans Kurumu'nun satın alınmasının pazarlığını yapmıştı.
İlginçtir ki, Faisal Finans Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan ve yargılanması istenen Zeki Sayın, AKP'nin iktidara gelişinin ardından Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getiriliyordu. Ülker Grubu'na geçen Family Finans Kurumu'nun eski genel müdürlüğü görevini üstlenen Can Akın Çağlar ise Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü'ne atanıyordu.

HÜLLE SATIŞIN ODAĞINDA

Ülker Grubu adına Faisal Finans Kurumu'nun almışında Kombassan ile pazarlık masasına oturan Kemal Unakıtan, 19 Mart 2001 tarihinde Kombassan Matbaa Basım Ambalaj Sanayi'nden Alanya'da bulunan toplam 14 arazi ve konuta, 687 milyar 200 milyon lira ödeyerek sahip oldu.
Turizm merkezlerinden Alanya'daki konut ve arazilerden ikisi dışındakine Kemal Unakıtan, 13 ila 16 milyar lira arasında değişen tutarda ödeme(me) yaptı.
Kemal Unakıtan, Alanya'daki bir binayı 2001 yılının parasıyla 259 milyar 200 milyon liraya, 2 bin 455 metrekare araziyi ise 260 milyar liraya satın aldı.
Kemal Unakıtan, toplam 687 milyar 200 milyon lira ödeyerek sahip olduğu arazi ve konutları, aldığı tarihten yaklaşık dokuz ay sonra 28 Aralık 2001 tarihinde satışa çıkardı. Taşınmazlara alıcı çıkan ise Unakıtan'a taşınmazları satan Kombassan Matbaa Basım Ambalaj Sanayi idi!

ÜLKER: KOMBASSAN PARAMIZI İÇ EDERSE?

Hesabını bilmekle övünen Kemal Unakıtan'ın aradan geçen dokuz ay sonundaki satış karı ise koca bir sıfırdı. Çünkü; Kemal Unakıtan taşınmazları, daha önce satın aldığı Kombassan Matbaa Basım Ambalaj Sanayi'ne aldığı fiyattan yanı 687 milyar 200 milyon liraya devrediyordu.
Kemal Unakıtan'ın alışverişin yapıldığı 2001 Mart ayında 1 ABD Dolarının Türk Lirası karşısındaki değeri 953 bin lira iken, 9 ay sonra yüzde 51.9'luk bir artışla 1 milyon 448 bin liraya yükselmişti. Kemal Unakıtan söz konusu parayı devlet tahviline yatırmış olsaydı 1 trilyon lira dolayında faiz geliri el de edebilecekti. Peki bu yöntemi kullanmayan ve zararına alım-satım yapan Kemal Unakıtan'ın alış-verişi gerçek olabilir miydi?

Kombassan'dan aldığı taşınmazları, Türkiye'deki enflasyon ortamında hiç kar etmeden yeniden aynı şirkete devretmesinin altında, Faisal Finans Kurumu'nu Ülker adına alışı sırasında Kemal Unakıtan'ın güvenilir kişiliği yatıyordu.
Kemal Unakıtan, taşınmazları, Ülker Grubu'nun Faisal Finans'ı satın alışı sırasında Kombassan'ın verilecek "paraları götürmemesi" için güvence olarak almıştı. Kemal Unakıtan da bu alışverişin güvenilir yedieminiydi.

Aslında yapılan tüm alışverişler birer hülleydi ve tamamı kağıt üzerindeydi.
İlk başlarda suskun kalmayı tercih eden Kemal Unakıtan, zamanla gerçekte bir alışverişin olmadığını kabul etti.

İŞLEM KAĞIT ÜZERİNDE YAPILDI

Kemal Unakıtan, Trakya gezisi sırasında DHA muhabirinin sorusu üzerine, gerçekte olmayan ve yalnızca kağıt üzerinde gerçekleştirilen alışverişin öyküsünü anlattı.

Olayın iç yüzünü Kemal Unakıtan'ın kendisinden dinleyelim:

'İhlas Finans batmış, Kombassan da sıkıntıya girmişti. Elindeki Faisal Finans da gidiyordu. Çünkü o kriz sırasında herkes finans kuruluşlarından parasını çekmeye başlamıştı. Ödeme zorluğuna girdiğinden elindeki bankayı çıkarması gerekiyordu. Ama kim alacak? Kombassan, Haşim Bayram'ın. O zaman Ülker'e alması için teklif götürdüler. Almaya karar verince de bana dediler ki, 'Sen bu adamdan alabilirsin, aman Ülker adını söyleme, fiyat artırır, sıkıntı olur.' Biz de oturduk pazarlık yaptık. Bu pazarlık sırasında para hemen yatırılmazsa, Merkez Bankası'nda takas işlemi olmaz, bir saatte her şey biterdi. Bu yüzden Sabri (Ülker) Bey, 'Parayı yatırayım da bu adam sözünden dönerse, paralar giderse ne olacak?' dedi. Bunun üzerine 'teminat ver' dedi. 'Teminat da senin üstüne olsun' dediler. Bütün gayrimenkuller geldi ama nerede kaç para bildiğim yok. Hepsine ekspertiz gönderdik. Sonra eksper 'fiyat tutuyor' dedi. Ondan sonra muameleler oldu, her iki taraf da taahhütlerine uydu, iş bitti, aynı fiyattan (iade) devam edildi.

Faisal Finans Kurumu'nun Ülker tarafından satın alınması sırasında devir işleminin güvenli bir şekilde gerçekleşmesi için Kemal Unakıtan "emin kişiliği" nedeniyle hakem olarak atanmıştı. Bu alışveriş kağıt üzerinde olduğu için bir para hareketi de olmamıştı. Para hareketi olmadığı için de ne Kombassan ne de Kemal Unakıtan açısından kazanç ya da kayıptan söz edilebilirdi. Ülker'in Faisal Finans Kurumu'nu satın aldıktan sonra adını Family Finans olarak değiştirip yönetim kurulu üyeliğine de Kemal Unakıtan'ı getirmesini saymazsak.
Kemal Unakıtan hep tartışmalı konular, üzerine örtü çekilen dosyalar, dokunulmazlığı nedeniyle açılamayan davalar ve yargılaması durdurulan dosyalarla karşımıza çıktı.

UNAKITAN: ABDESTİMİZDEN ŞÜPHEMİZ YOK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ortağı olduğu üç şirketin de yararlandığı affın mimarı Kemal Unakıtan'dı. Hakkındaki iddialar ve yolsuzluk savlı dosyaları nedeniyle hep temkinli yaklaşıldı Kemal Unakıtan'a. Vergi Affı Yasası görüşülürken de Unakıtan'ın bu düzenlemeden yararlanıp yararlanmayacağı sorusunun yanıtı arandı. Ve cevap bulundu Unakıtan vergi affından da yararlanacaktı.
Maliye Bakanı, 7 Ocak 2003 tarihinde AKP Meclis grubuna gelişi sırasında gazetecilerin konuyla ilgili sorularına kendine özgü yanıtlar veriyordu.

Unakıtan ile gazeteciler arasındaki diyalog şöyle gelişiyordu:

Soru:


Tasarıyı sizin bakanlığınız hazırladı. Tasarıyı incelerken sizi kapsayıp kapsamadığına bakma fırsatınız olmadı mı?

Unakıtan:

Hayır olmadı.

Soru:

Merak etmediniz mi?

Unakıtan:

Hayır, hiç merak etmedim. Çünkü benim öyle gocunacak bir şeyim yok!

Soru:

Bu kanun hükümleri Maliye Bakanı için uygulanamaz diye bir hüküm konulabilir mi?

Unakıtan:

Onu da düşünelim madem öyle.

Soru:

Tasarı için vergi affı değil, vergi barışı diyorsunuz. Neden?

Unakıtan:

Çünkü biz kimsenin vergisini affetmiyoruz. Yeni yapılanma getiriyoruz. Hatta faiz ve cezaları bile tamamen kaldırmıyoruz. Ama ağır ekonomik koşullar yaşamış olan mükelleflere ödeme kolaylığı sağlanması için belli bazı indirimler yapıyoruz. Aksi takdirde bunun alınma imkanı yok. Bu dosyalar orada bloke vaziyetinde duruyor. Alınma imkanı olmayana işlerlik kazandırıyoruz ve kamunun alacaklarına tahsil imkanı elde ediyoruz. Mükellefimizin de ödeme gücüne göre bir kolaylık sağlıyoruz. Mesele budur.

Soru:

Bu af ise ve size de yararsa bundan rahatsızlık duyacak mısınız?

Unakıtan:

Hayır niye rahatsızlık duyayım ki? Ne var rahatsızlık duyacak, bir şey var mı?

Soru:

Kamuoyunda yanlış algılanabileceğini düşünmüyor musunuz; sizin hazırladığınız bir tasarı bu ve sizi de kapsayacak düzenleme.

Unakıtan:

Benim şahsen suçlu bir halim yok. Bu zaten mahkemelerde de görülür, diğer yerlerde de görülür. Bizim abdestimizden şüphemiz yok. Çiğ yemedik, karnımız ağrımıyor. O nedenle benim alınacak, gocunacak hiçbir şeyim yok...

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın sorulara verdiği yanıtları dikkate aldığımızda, affın hedefi de kapsayacağı kişiler de belli idi. Bir tek gelecek günlerde ortaya çıkacak gelişmeler için zeminin hazırlanması kalıyordu.

UNAKITAN'A "ÖDEME KOLAYLIĞI"

Vergi Barışı Yasası'nın çıkmasının ardından mükellefler birer birer bağışlanmak için başvurmaya başladı.

Başvuranlar arasında dikkat çeken bir isim vardı:

Kemal Unakıtan! Maliye Bakanı'nın bir dönem yönetiminde yer aldığı ve aile bireylerinin ortaklıklarının bulunduğu şirketler de bağışlanıyordu.

KAPUSUZ: BU KADAR ACIMASIZ OLMAYIN

Vergi affının TBMM Genel Kurulu'ndaki 16 Ocak 2003 tarihli görüşmeleri sırasında, AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz, ana muhalefet partisi CHP milletvekillerinin Unakıtan'ın aftan yararlanıyor olmasına gösterdikleri tepkiye ilginç bir karşılık veriyordu:

"Sayın Bakan bakanlık görevinde olmasa, siz ne Kemal Unakıtan'ı tanıyacaktınız, ne bu meseleyi konuşacaktınız, istirham ediyorum, milletvekillerine gelince bu kadar acımasız olmayalım, insanların hatası varsa, yanlışı varsa, sonuna kadar arkasında dururuz, ne gerekiyorsa yaparız; ama, sadece sıfatı milletvekilidir diye, bakandır diye, sorumlu tutma hakkınız yoktur."

Kapusuz, "Unakıtan bakan olmasaydı nerden tanıyacaktınız" derken haklıydı. Öyle ya yıllar önce gazeteci Uğur Mumcu'nun ortaya çıkardığı Türkiye'deki Rabıta bağlantılı Bereket Vakfı'nın kurucularından Kemal Unakıtan'ın bir gün Maliye Bakanı olacağını kim düşünebilirdi ki?

Kemal Unakıtan'ın bir dönem yönetim kurulu üyeliğini yaptığı Sakarya Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi affedilmek üzere başvurdu.
Şirket, 1998 yılında vergiye tabi geliri olmadığını bildirdi. Yani şirket, vergi ödeyecek kadar kazanç elde edememişti. Vergi affı yürürlüğe girdiğinde ise Sakarya Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., "gelirim yok" dediği 1998 yılı için 5 milyar 600 milyon lira gelir gösterdi. Bunun karşılığında devlete ödeyeceği vergi 1 milyar 406 milyon lira olarak hesaplandı.
74 milyar 840 milyon lira gelir bildirdiği 1999 yılı için şirket gelirinde 14 milyar 392 milyon liralık ek artış yaptı. Şirket, 2000 yılına dönük 15 milyar 510 milyon lira, 2001 yılına dönük ise 70 milyar 357 milyon liralık gelir artırımına gitti. Sakarya Gıda A.Ş., ayrıca tüketiciden devlet adına alınan ve şirketin yalnızca aracı olduğu KDV için de matrah arttırdı. Şirket, gelirinin olmadığını bildirdiği 2002 yılına dönük KDV için de 180 milyar gelir gösterdi.

1998-2001 yıllarına dönük ek gelir artırımında bulunan şirketin "sorunlu" olabileceği düşünülen dönemlerdeki kayıt ve işlemleri ek vergi ödeyerek denetlenmeme güvencesine kavuşturuldu.
Affın mimarı Kemal Unakıtan'ın yöneticiliğini yaptığı şirket, devletle barışıyor ve geçmişe dönük vergi incelemelerinin dışına çıkartılıyordu. Maliye Bakanı Unakıtan da vergi yükümlülerine "Son treni kaçırmayın" çağrısında bulunuyor.

Gerekçesi:

Çünkü bundan sonra ileri doğru çok etkin bir şekilde vergi denetimi yapılacaktır. Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınacaktır.

AFLA 1 TRİLYON LİRALIK ARTIŞ

Kemal Unakıtan'ın bir dönem yönetiminde bulunduğu başka şirketler de düzenleme kapsamına giriyordu. En dikkat çeken şirket ise kapatılmakta olan BEM Dış Ticaret Anonim Şirketi idi. Şirket, kapanma aşamasındaydı.

Tasfiye halindeki Bem Dış Ticaret Anonim Şirketi devlete, 1997 yılından 2002 yılına kadar vergiye tabi geliri olmadığını bildirdi. Vergi ödeyecek kadar kazancının olmadığını bildiren şirket, AKP iktidarının çıkardığı affın yürürlüğe girmesiyle birlikte yalnızca "gelirim yok" dediği 1999 yılı için 1 trilyon 11 milyar 845 milyon liralık gelir gösterdi!
1998-2001 yılları için şirket, kurumlar vergisine yönelik 32 milyar liralık ek gelir beyanında bulundu. Bem Dış Ticaret A.Ş., aynı dönemde, müşterisinden devlet adına aldığı ve aracı konumunda olduğu KDV için ise 3 trilyon 86 milyar lira matrah artırımında bulundu.

Kapatılmakta olan bir şirketin toplam 3 trilyon 118 milyar 245 milyon liralık ek gelir bildiriminde bulunma nedeni ise yaratıcılığını Kemal Unakıtan'ın üstlendiği vergi affındaki geçmişe dönük "denetlememe" güvencesi nedeniyle öğrenmeyecekti.

UNAKITAN'A İLGİNÇ TEKLİF

Türkiye ihracatçılar Meclisi'nin (TİM) vergi affıyla ilgili düzenlediği 17 Ocak 2003 tarihindeki toplantıda, Kemal Unakıtan affı anlatıyor ve ihracatçılara yasadan yararlanmalarını öğütlüyordu. İşte bu toplantıda Kemal Unakıtan'ın toplumsal barışı sağlama hedefinin nedenlerinden biri ise Kanal D televizyonunun açık olan mikrofonunu fark etmeyerek yaptığı konuşmayla ortaya çıktı.

TİM Başkanı Oğuz Satıcı ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, Orhan Yıldırımçakar adlı bir kişinin "kurtulup kurtulmadığına" ilişkin konuşması şöyle gelişiyordu:

TİM Başkanı Oğuz Satıcı:


Şimdi bu düzenleme ile kurtuldu değil mi... Faturası geçmiş olanlar?

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan:

Tabii canım.

TİM Başkam Satıcı:

Temizlendi, yani kurtuldu?

Maliye Bakanı Unakıtan:

Tabii ya.

TİM Başkanı Satıcı:

Orhan Yıldırım'ı (Yıldırımçakar'ı kastediyor) hapse atmazlar değil mi?

Maliye Bakanı Unakıtan:

Orhan tamam.

TİM Başkanı Satıcı:

Sabahleyin geldi yanımıza, çocuk gibi.

Maliye Bakanı Unakıtan:

Sorma yaa, Allah muhafaza.

TİM Başkanı Satıcı:

Yenileyin bütün sicilleri. Sicil numaralarını yenileyin.

Maliye Bakanı:

En güzeli.

TİM Başkanı:

Hafızayı sıfırlayın.

DAVA ARKADAŞINI KURTARDI

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile TİM Başkanı Oğuz Satıcı'nın sözünü ettiği Orhan Yıldırımçakar kimdi?
Orhan Yıldırımçakar, Bursa İplik Sanayi AŞ.'de, 1995-1998 yılları arasında.

Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığı dönemde, "sahte belge ve naylon faturalarla hayali ihracat yaparak", devleti 100 milyon doların üzerinde zarara uğrattığı iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanan işadamıydı.

Bülent Ecevit'in Başbakanlığı döneminde ABD'ye yapacağı geziye katılacak işadamları listesinde yer almış, ancak gelişmelerin ardından son anda listeden çıkartılmıştı.
Orhan Yıldırımçakar, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 2001ı7424 hazırlık, 2001ı466 iddia numaralı hayali ihracat davası iddianamesindeki sanıklar arasında 21. sırada yer alıyordu.
Dava sanıkları, Orhan Aslıtürk ve Muhammet Ciğer'in kurduğu paravan şirketlerden aldıkları faturalarla hayali ihracat yapmakla suçlanıyorlardı. Yıldırımçakar'ın iş yaptığı Orhan Aslıtürk ise piyasada "hayali ihracat profesörü" olarak biliniyordu ve yurtdışına kaçmıştı.
Aynı iddianamenin beş numaralı sanığı ise Kemal Unakıtan'dı!

Ekonomik geçmişi temizlenen, hapis tehdidinden kurtulan Orhan Yıldırımçakar, Maliye Bakam Kemal Unakıtan'ın dava arkadaşıydı.
Orhan Yıldırımçakar'ın adına Gümrük Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 28 Ekim 2004 tarihli "hayali ihracat" raporunda rastlıyoruz. Gümrük Başmüfettişleri Muzaffer Çıldır ile Hasan Gelmez, hayali ihracat yaptığı belirtilen 167 firmayı inceledi. Müfettişler, Yıldırımçakar'ın sahibi olduğu Bursa merkezli Gemlik Ulaştırma Pazarlama Denizcilik A.Ş., Bursa İplik Sanayi A.Ş. (Hayro Tekstil), BİSAŞ Entegre İplik ve Tekstil Sanayi ve Ticaret A. Ş.'yi de bu kapsamda değerlendiriyorlardı. Yıldırımçakar'ın da aralarında bulunduğu onlarca ünlü işadamı hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuyorlardı.

HAFIZALAR SIFIRLANIYOR

TİM Başkanı Oğuz Satıcı'nın "bütün sicillerin yenilenmesi ve hafızanın sıfırlanması" önerisi AKP iktidarında kabul görmüş müydü?
Oğuz Satıcı'nın önerisi olarak mı yoksa iktidarın affetme telaşı ve alışkanlığıyla mı bilinmez ama sicil affına ilişkin yasa da çıkartıldı.

Adı da hayli ilginç:

5033 Sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun.
Yasa, özü bakımından bir af düzenlemesiydi. Tek maddelik yasayla, 23 Aralık 2003 tarihinden önce kullandığı kredinin ödemesini aksatanların, senedi protesto edilenlerin, kredi kartı borçlarım ödemeyenlerin Merkez Bankası'ndaki "kara listedeki" kayıtları silinecekti.
Borçların yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce veya sonraki 3 ay içinde ödenmesi ya da yeniden yapılandırılması durumunda, borcun tamamı ödendikten sonra kayıtlar silinecekti. Kayıtların silinmesinden sonra bankalar ve özel finans kurumlarınca yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde, silinmiş kayıtlar dikkate alınmayacaktı.

KARA LİSTE AKLANDI

Çeki karşılıksız çıkan, senedi protesto olan, kullandığı kredi ya da kredi kartı borcunu ödemede sorun yaşayanların kayıtları, Merkez Bankası'ndaki "kara listede" toplanıyor; bankalar, yeni kredi kartı ve kredi başvurularında referans olarak bu listeyi kullanıyor. Listede ismi yer alanların yeni çek, kredi ve kredi kartı istemleri ise kabul edilmiyordu. AKP iktidarının yasalaştırdığı sicil affıyla da Merkez Bankası'nın kara listesindeki milyonlarca kişi "aklanıyordu. Adı kayıtlardan düşürülerek, yeniden

bankalardan kredi ve çek karnesi alacakların kim olduğu sorusunun yanıtını vermek ise olanaksızdı.

"UNAKITAN SAHTE FATURA DÜZENLEDİ"

Kemal Unakıtan, bir dönem birinci derece imza yetkilisi olarak Albaraka Türk Anonim Şirketi'nin yöneticilik görevini de üstlenmişti.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, Unakıtan ile birlikte Albaraka Türk'ün ortak ve yöneticileri olan Abdüllatif Omar Ghurab, Mustafa Latif Topbaş, Abdulrazzak Kamel, Bahjat Khalil, Yalçın Öner ve Mortaza Gharan Baghan hakkında "Orhan Aslıtürk ve Muhammet Ciğer'in 'sahte fatura düzenlemek ve fiktif (kağıt üzerinde) ihracat işlemleri yapmak amacıyla kurdukları 91 paravan şirket arasında yer alan bazı şirketlerden gerçek mal alışlarıyla ilgili olmaksızın sahte fatura alıp bunları aynı tutarla yurtdışına sahte satış faturası olarak düzenledikleri" iddiasıyla dava açıldı.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklar hakkında sahte belge düzenlemek ve sahte belge alıp kullanmak suretiyle vergi kaçakçılığı suçunu işledikleri gerekçesiyle açtığı davayı, Vergi Barışı Yasası kapsamında değerlendirerek ortadan kaldırmış, sahte fatura düzenlemek suçundan açılan dava hakkında ise hüküm kurmamıştı.

YARGITAY: UNAKITAN SAHTECİLİKTEN YARGILANSIN

Ancak, Hazine, davanın ortadan kaldırılması işlemini temyiz etti. Temyiz istemini görüşen Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 59. Hükümetin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında hiç de beklemediği bir karar verdi.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin "2004ı3072" esas numaralı ve "2004ı4038" sayılı kararında, davanın konusu özetlendikten sonra, Kemal Unakıtan'ın sahtecilikten yargılanması istemi ve yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesi şöyle anlatıldı:

"Yasama dokunulmazlığı nedeniyle hazırlık aşamasında evrakı ayrılıp Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na kaydedilen birinci derece imza yetkisine sahip şirket yöneticisi Kemal Unakıtan ile diğer sanıklar hakkında, Albaraka Türk Özel Finans Kurumu Anonim Şirketi Yönetim Kurulu'nun 29 Mart 1996 gün 14624 sayılı iş bölümü ve temsil yetkisine ilişkin kararı çerçevesinde, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 1990'da aldığı kararda açıklandığı üzere suç ve suçlu arasındaki illiyet bağı ile temsil yetkisinin bölüşümündeki ağırlık ve sınırları da tespit edilerek cezai sorumluluğun belirlenmesi, sonucuna göre sahte belge düzenlemekten sanıklar hakkında zamanaşımı içerisinde hüküm kurulması mümkün görülmüştür."

Durumu özetlersek, 11. Ceza Dairesi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın da aralarında bulunduğu sanıkların dosyasının ortadan kaldırılamayacağını, sahte belge düzenleme suçundan yargılanıp, cezalandırılmaları gereğine işaret ediyordu.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin "sahtecilikten yargılansınlar" kararı uyarınca, Albaraka Türk dosyası İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden ele alınacaktı. Kemal Unakıtan ise, ancak dokunulmazlığı kaldırıldığında ya da bir sonraki dönemde milletvekili seçilememesi durumunda, sahtecilik suçundan hakim karşısına çıkacaktı. Aynı dosya kapsamındaki Albaraka Türk'ün diğer yöneticisi sanıklara ceza verilmesi durumunda, Kemal Unakıtan da sahtecilik suçundan üç yıllık ciddi bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalacaktı.

UNAKITAN'A YENİ UMUT KAPISI

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin "sahtecilikten yargılanmasına" ilişkin kararıyla kurtulma hayali suya düşen Kemal Unakıtan, Anayasa Mahkemesi önüne gelen iki dosya nedeniyle yeniden umutlandı. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi ile Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nden sahte belge düzenleyenleri vergi affının dışında tutan hükmün iptalini istedi. Yerel mahkemelerin eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini istedikleri hüküm "Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya sahifelerini yok ederek yerine başka yaprak koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler, belgeleri sahte olarak basanların" vergi affından yararlanamayacaklarını karar altına alıyordu. Yerel mahkemeler bu düzenlemenin anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savlıyordu.
Düzenlemenin iptal edilmesi durumunda, Yargıtay'ın yargılanmasını istediği eski Albaraka Türk yöneticisi, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve arkadaşlarına kurtulma yolu açılacaktı.

"SAHTECİLİK EŞİTSİZLİK YARATMAZ"

Anayasa Mahkemesi, sahte belge düzenleyenlerin aftan yararlanmamasının eşitlik ilkesine aykırı olmadığına oybirliğiyle karar verdi. Anayasa Mahkemesi kararları kesin nitelik taşıdığı ve tüm mahkemeleri bağladığından Kemal Unakıtan'ın, bu suçlamadan kurtulma hayalleri suya düştü. Yeniden seçilemediği veya dokunulmazlığı kaldırıldığında Unakıtan'ın, sahte belge düzenleme suçundan yargılanması gündeme gelecekti.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin vergi affıyla sahte belge düzenleyenlerin affedilemeyeceğine ilişkin kararı; Anayasa Mahkemesi'nin de sahte belge düzenleyenlerin aftan yararlanmamasını eşitlik ilkesi yönünden anayasaya aykırı bulmaması, Kemal Unakıtan'ın işini hayli zora sokmuştu.

UNAKITAN'IN SAHTECİLİK DOSYASI KAYIP

Kemal Unakıtan'ın da aralarında bulunduğu Albaraka Türk yetkililerinin sahte fatura düzenlemek ve vergi kaçakçılığıyla suçlandığı; Hazine'nin 1998 yılında 3 trilyon 958 milyar 807 milyon 250 bin lira zarara uğratıldığı savıyla 21 Şubat 2003 tarihli iddianame düzenlendi. Dokunulmazlığı nedeniyle Unakıtan'ın dosyası ayrıldı. Ancak, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, Unakıtan'ın milletvekili olması nedeniyle bunu fezlekeye dönüştürerek TBMM Başkanlığı'na gönderme yolunu seçmedi. Dokuz ay boyunca dosya başsavcılıkta bekletildi.
Unakıtan'ın fezlekeye dönüştürülen dosyası, Ankara'ya 1 Aralık 2003 tarihinde ulaştı.

Dokuz ay boyunca hiçbir işlem yapılmadan sümenaltı edilen dosya, bu kez de Adalet Bakanlığı ile Başbakanlık arasında "kayboldu." Adalet Bakanlığı, dosyayı Başbakanlığa gönderdiğini söylüyor; Başbakanlık ise dosyanın kendilerine ulaşmadığını savunuyordu.
Adalet Bakanlığı-Başbakanlık-Meclis arasında kaybolan fezleke bilmeceye dönerken; Kemal Unakıtan, dosyanın akıbetine ilişkin gazetecilerin sorularına önce "Olmayan bir şeyin peşinde koşmasınlar" diye öğüt veriyordu. Gazetecilerin, "Adalet Bakanı, Başbakanlığa gönderildiğini söyledi. Başbakanlıkla bekleyen fezleke yokmuş. Meclis'e de gelmedi.

Kaybolmuş da... sözleri üzerine ise kendisinin bir şey bilmediğini söyleyip alay edercesine ekliyordu:

"Bulursanız bana da haber verin!"

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın girişimleri sonucunda, savcılıkta sümenaltı edilen fezleke, zor bela da olsa TBMM Başkanlığı'na ulaştırıldı.
Fezlekede, Kemal Unakıtan'ın Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. yöneticisi olduğu 1998 yılında, şirketin diğer yöneticileri Abdüllatif Omar Ghurab, Mustafa Latif Topbaş, Abdulrazzak Kamel, Bahjat Khalil, Yalçın Öner ve Mortaza Gharan Baghan ile birlikte Orhan Aslıtürk ve Muhammet Ciğer'in sahte fatura düzenlemek amacıyla paravan olarak kurulan 91 şirket arasında yer alan 7 firma ile fatura alışverişi yaptığı tespitine yer veriliyordu. Şirket yöneticileri, "gerçek mal alışlarıyla ilgili olmaksızın fatura alıp, fatura muhteviyatı cins ve miktarlarda değişiklik yapmaksızın aynı tutarla yurtdışına sahte satış faturaları düzenledikleri" ve "sahte belge düzenlemek ve sahte belge alıp kullanmak" yöntemleriyle vergi kaçakçılığı suçunu işledikleri suçlamasına işaret ediliyordu.
Unakıtan dışındaki Albaraka Türk yöneticileri hakkında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Yargılama sonunda, AKP'nin yaşama geçirdiği vergi affı uyarınca dava ortadan kaldırıldı,

UNAKITAN'IN MAKUS TALİHİ!

Kemal Unakıtan'ın 1998 yılına ilişkin sahtecilik suçlamasını içeren dosyasının önce savcılıkta "bekletilmesi", sonra Adalet Bakanlığı ile Başbakanlık'ta kaybolmasının ardından 1997 yılma ilişkin dosyasının da hasıraltı edildiği ortaya çıktı.

2 Mart 2005 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Ayşe Sayın imzasıyla yayımlanan habere göre, Kemal Unakıtan'ın Albaraka Türk'teki 1997 yılına dönük işlemler nedeniyle suçlandığı ikinci dosyası da 1 yıl boyunca yine Fatih Cumhuriyet Savcılığı arşivinde "bekletildi." Bu dosyada da "sahte fatura" kullanarak, devleti zarara uğratmakla suçlanıyordu. Dosyaya göre, 1997 yılın ın rakamıyla 974 milyar 661 milyon 912 bin 540 lira "haksız ve yasadışı kazanç elde" etmişti.

Hesap Uzmanları, Albaraka Türk'ün Unakıtan'ın da yönetici olduğu dönemde sahte faturalan kullanarak, devleti zarara uğrattığı yönünde rapor düzenlediler. İşlem yapılması istemiyle Hesap Uzmanları'nın rapora, 14 Ekim 2003 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına iletildi. Başsavcılık ise 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Ancak, Hazine avukatı Saime Bulut, karara itiraz etti.

Bunun üzerine itirazı Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirdi. Mahkeme, 9 Şubat 2004 tarihli kararıyla zamanaşımı süresinin dolmasına 2 ay kala, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Kemal Unakıtan'ın milletvekili seçildiğine işaret etti. Dokunulmazlığın başlamasıyla birlikte zamanaşımının kesintiye uğradığını anımsatan mahkeme, dava açılması istemiyle dosyayı Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.
11 Şubat 2004 tarihinde dosyanın ulaştığı Fatih Başsavcılığı, hemen işlem yapması gerekirken dosyayı 4 Ocak 2005 tarihine kadar hiçbir işlem yapmadan bekletti.

KATİPLER SUMENALTINDAN ÇIKARIYOR!

Başsavcılık iş yoğunluğu nedeniyle mi 1 yıl boyunca dosyayı bekletti bilinmez, ancak, dosya Adalet Bakanlığı'na pek de alışık olunmayan bir yöntemle ulaştırıldı.
Unakıtan dosyasını sümenaltından çıkartanlar savcılık katipleri idi. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı Yazı İşleri Müdürü Muazzez Ağırkan, zabıt katipleri Fatma Kılınç ve Paşa Kara imzasıyla hazırlanan bir tutanakla dosya, 4 Ocak 2005 tarihinde Adalet Bakanlığı'na gönderildi. Tutanakta, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nden Unakıtan hakkında kovuşturma yapılmas ı istemiyle kendilerine 11 Şubat 2004'te iade edilen dosyanın, Fatih Cumhuriyet Savcısı'na iletilmesi gerekirken, zabıt katibi Paşa Kara tarafından arşive kaldırıldığı, daha sonra Muhakemat Müdürlüğü'nün ilgili dosyayı soruşturması üzerine ortaya çıktığı belirtildi. Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise dosyanın "hazırlık kalemi bürosunda görevli bir memurun dosyayı takipsizlik kararı verilen diğer dosyalarla birlikte arşive zuhulen (farkında olmadan yapılan yanlışlık) kaldırdığını" söylüyordu...
Kemal Unakıtan hakkındaki ikinci sahte fatura dosyası da, zabıt katiplerinin katkılarıyla 22 Şubat 2005 tarihinde TBMM Başkanlığı'na ulaşmış oldu.

ALB ARAKA LÜTUFTA BULUNMUŞ

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, TBMM Başkanlığına verdiği 28 Ocak 2004 tarihli soru önergesiyle, Kemal Unakıtan'a Albaraka Türk yöneticiliği nedeniyle hakkında düzenlenen fezlekeye ilişkin bazı konulara açıklık getirmesini istedi. Kart'ın yanıt istediği sorular şöyleydi.

"Hem sahte belge düzenlemek, hem de sahte belgeyi bilerek kullanmaktan ve hayali ihracattan dolayı suçlanmanıza ve bu durumda Vergi Barışı Yasası gereğince yasadan yararlanmanızın söz konusu olmamasına göre, KDV, kaçakçılık ve usulsüzlük cezalarını ödemek yolunda herhangi bir girişimde bulundunuz mu? Bulunduysanız, ne miktarda ödeme yaptınız? Yapmanız gereken ödeme tutarı nedir? Ödemeler yapılmış ise, bu ödemeler şirket ortak ve yöneticilerinden kimler tarafından yapılmıştır? Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı olarak, görevinizle hiçbir şekilde bağdaşmayacak böyle bir suçlama karşısında, 'hakkımda fezleke geldiği takdirde hemen dokunulmazlığımı kaldırın' yolunda beyanlarda bulunmuş olmanız da nazara alındığında, görevinizden istifa etmeyi ve dokunulmazlığın kaldırılması yolunda talepte bulunmayı düşünüyor musunuz?"

UNAKITAN: YAŞADIKLARIM SENARYO

Unakıtan "yargıya olan saygı ve hassasiyeti nedeni ile" sadece konuyla sınırlı kalacağını belirttiği 17 Şubat 2004 tarihli yanıtında, olayın aslında doğrudan doğruya kendisini ilgilendirmeyen bir olay hakkında hazırlanan "hatalı, eksik ve yetersiz bir rapor"a dayandığını savundu. Raporun, "sorumluluk oluşturma ve olayın yargıya taşınması amacı" ile düzenlendiğinde ısrarcı olan Unakıtan, Albaraka Türk'ün "tüm haklılığına, lehe mahkeme kararları almış olmasına karşın" bu davalarla gündemde olmamak için mimarlığını üstlendiği Vergi Barışı Yasası'ndan yararlandığını ve yasa gereği yapması gereken ödemelerin tamamını da ödediğini söylüyordu.

Unakıtan'ın yanıtına göre, ortadaki tablo şöyleydi:

Kendisi ve diğer banka yöneticileri hakkında düzenlenmiş olan denetim elemanlarının raporları gerçeği yansıtmıyordu. Yapılanlar da konunun -sahte belge düzenlemek ve hayali ihracat suçlaması- yargıya taşınması için hazırlanmış koca bir senaryoydu(!)
Albaraka Türk'ün Vergi Barışı Yasası ile bağışlandığını kabul ediyor. Yasa gereği yapması gereken ödemeleri yapmış olmasını ise lütufmuş gibi sunup, şirketin ne kadar sorumlu bir vergi yükümlüsü olduğunu savunuyordu.

UNAKITAN KLASİK BİR YÖNETİCİ DEĞİL

Unakıtan, soru önergesine verdiği yanıtta küçük bir ayrıntıya da değinme gereksinimi duyuyordu:

"Söz konusu kurumda (Albaraka Türk) klasik bir yönetici değil, sadece yönetim kurulu üyesiydim. Bu nedenle de Bankalar Kanunu'na göre kurulan ve faaliyette bulunan, onlarca şubesi ile günde benzeri işlemlerin binlercesini gerçeklesin m bir kurumun, günlük, rutin ve mutad işlemler hakkında sadece yönetim kurulu üyesi olarak bilgi sahibi olamayacağım hususu açık ve kesindir. İddia edilen hadise kesinlikle gerçek olmamakla birlikte, bu tür bir belgeyi (sahte belge) işlemlerinde kullanan bir bankanın ya da görevlisinin bilmeden kullandığı bu belge nedeni ile cezalandırılmasının hukuka uygun olduğunu savunmanın da mümkün olmayacağı yine hukukun genel bir ilkesidir. Kasten suç işleyenler ile bir şekilde bilmeden bir belgeyi kullananları, aynı kefeye koymak da çağdaş ve gelişmiş bir ülke hukukunda savunulacak bir husus olmadığı açıktır."

Klasik bir yönetici olmadığını söyleyen Kemal Unakıtan, Albaraka Türk'ün herhangi bir şubesinde her gün "binlercesi yapılan rutin" bir iş nedeniyle değil, "hem sahte belge düzenlemek, hem de sahte belgeyi bilerek kullanmak ve hayali ihracattan dolayı" suçlanıyordu!

UNAKITAN İÇİN AFFINDA AFFI ARANIYOR

Dokunulmazlığının kaldırılması durumunda hakim karşı sına çıkacak olan Kemal Unakıtan'ı kurtarmak için vergi affının yeterli olmaması üzerine, bu kez de partili arkadaşları seferber oldu.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülen vergi yasalarında değişiklik öngören yasa tasarısına eklenen bir madde ile Kemal Unakıtan'ın Albaraka Türk'te yöneticilik yaptığı döneme ilişkin hakkında dava açılmasına neden olan sahte belge düzenleme suçunun, af kapsamına alınmasına dönük adım atıldı.
İktidarın "vergilendirmede yeniden yapılandırma" adı altında hazırladığı ve özel sektöre geniş vergi ayrıcalıkları öngören vergi yasa tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 1 Temmuz 2004 tarihinde görüşülmeye başlandı.

Tüm yasaların arasına af düzenlemesi serpiştirmeyi kural haline getiren AKP'nin milletvekillerinden Akan Karapaşaoğlu, verdiği bir önergeyle ihracat işleminde naylon fatura düzenleyen "imalatçı veya tedarikçi ihracatçılar", dış ticaret sermaye şirketleri ile sektörel dış ticaret firmaları hakkında Vergi Usul Yasas ı uyarınca öngörülen cezaların uygulanacağı hükme bağlanırken, "aracı ihracatçı" firmalar ve son olarak ihracatı yapanlar bu kapsam dışına çıkarılıyordu.
Düzenlemenin yasalaşmasıyla, Albaraka Türk "aracı firma" niteliğinde olduğu için de Kemal Unakıtan'ın bu şirkette yöneticilik yaptığı döneme ilişkin "sahte fatura düzenlediği" gerekçesiyle hakkında açılan dava düşecekti.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin "sahtecilikten yarg ılansın" ve Anayasa Mahkemesi'nin "sahte belge düzenleyenlerin aftan yararlanmamasının eşitliğe aykırı" olmadığına ilişkin kararları nedeniyle yargılanma tehdidinden kurtulamayan Kemal Unakıtan, partili arkadaşlarının verdiği önergeyle yargı kararlarını bir kenara iterek hakkındaki davadan tümüyle kurtulacaktı. Getirilmek istenen düzenleme, Kemal Unakıtan'ı kurtarmanın ötesinde naylon fatura basımı ve hayali ihracatı da özendirecek nitelikteydi. Kemal Unakıtan'ı kurtaracak düzenleme, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda tartışmalar arasında kabul edildi. Kemal Unakıtan ise komisyonda kabul edilen düzenlemeyle kendisine af getirilmesinin söz konusu olmadığını savunuyordu.
Kemal Unakıtan'ı sahtecilikten yargılanmaktan kurtaracak düzenleme, TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında gelen tepkiler üzerine yasa tasarısından çıkarılmak zorunda kalındı. Böylece Maliye Bakanı'nın "sahte belge düzenlemek" suçundan kurtuluş umudu da bir başka affa kalıyordu.

UNAKITAN: GÖZÜ AÇILMADIK SIĞIRCIK KUŞU DEĞİLİM!

Kemal Unakıtan, verilen önergenin kendisiyle ilgisinin olmadığında ısrarlıydı. 2 Temmuz 2004 tarihinde vergi yasalarında değişiklik yapan yasa tasarısının görüşmelerine katılmak üzere TBMM'ye geldiğinde yine gazetecilerin afla ilgili sorularıyla karşılaştı.

Unakıtan, gazetecilerin sorularını yanıtlarken bile Al Baraka Türk davası aklından çıkmıyordu:

"Benimle ilgili bir af söz konusu değil. Albaraka Türk Yönetim Kurulu üyesiyken Albaraka'da yapılan inceleme sonucunda haksız olarak bir iddiada bulundular. Bundan dolayı mahkemeye gidildi. Mahkeme önce beraat kararı verdi. Karar Yargıtay'dan başka bir usulden bozuldu. Başka bir usul hatasından bozduğu için usul hatası yerine getirilir, tekrar esastan verilen karar devam eder. Onu iyice irdelerseniz, önyargıyla yaklaşmazsanız meseleye, gerçekleri daha iyi görürsünüz. Yine beraat kararı vereceğine inanıyorum. Dolayısıyla ben beraat etmiş bir insanım. Tekrar bana af getirilmesi peşinde dolaşan bir insan değilim."

YARGITAY KARARI YORUMU

Yerel mahkeme kararlarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay, Unakıtan kararını "usulden" değil, "esas"tan bozmuştu. Buna karşın, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin "Dokunulmazlığı nedeniyle dosyası ayrılan Kemal Unakıtan ile diğer sanıklar hakkında... Cezai sorumluluğun belirlenmesi, sonucuna göre sahte belge düzenlemekten sanıklar hakkında zamanaşımı içerisinde hüküm kurulması" kararını Unakıtan, usulden bozma diyerek, çarpıtmaya çalışıyordu.
Oysa Yüksek Mahkeme, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyayı ortadan kaldırmasına karşı çıkıyor ve Kemal Unakıtan'ın sahtecilikten yargılanmasını istiyordu. Yani işin esasında sorun olduğuna dikkat çekiyordu.

TBMM'de gazeteciler, Kemal Unakıtan'a Yargıtay'ın verdiği yargılanma istemine karşın beraat edeceğinden nasıl emin olabildiğini sorduklar ında ise; verdiği yanıt kendine özgüydü:

"Ben yaptığımdan eminim. Benimle ilgili hiçbir suç yok. Gözü açılmadık sığırcık kuşu -yavrusu demek istiyor- değiliz ki biz. Kanunları biliyoruz, kardeşim."

KURTARMAK İÇİN MALİYE DEVREDE

Kemal Unakıtan'ın İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 16 Mart 2001 tarihinde açılan ve ortadan kaldırılmasına Yargıtay'ın engel olduğu dava dışında bir davası daha bulunuyordu.
Kırmızı bültenle aranan Orhan Aslıtürk ile Muhammet Ciğer'in kurdukları paravan şirketlerle, sahte fatura düzenledikleri iddia ediliyordu. Dosya kapsamında, sahte fatura düzenleme ve fiktif ihracat yapma organizasyonu olarak resmi belgelere kaydı düşülen ASCOR bünyesindeki şirketlerin, 1995 yılından 1998 yılma kadar 1 milyar 700 milyon dolarlık hayali ihracat yaptıkları saptamasına yer veriliyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Orhan Aslıtürk ve Muhammet Ciğer'in adlarına sahte belge düzenlediği savlananlar arasında tanıdık ünlüler yer alıyordu. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yeğeni Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen Egebank'ın sahibi Murat Demirel, hortumlanan bankalardan Yurtbank'ın sahibi Ali Avni Balkaner, Sümerbank'ı devletten satın alan Hayyam Garipoğlu, Mehmet Emin Cankurtaran, eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz, Faruk Erol Süren ve Kemal Unakıtan... Ünlüler dosyasının, 87 sanığı bulunuyordu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 16 Mart 2001 tarihinde İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne ünlülerle ilgili davayı açtı.

2. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Mart 2004 tarihinde 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğuna hükmederek, davayı ortadan kaldırdı. Mahkeme, davanın ortadan kaldırılmasını, "Her ne kadar suç tarihinin 1 Nisan 1996 olduğu belirtilmiş ise de dosyada bulunan faturalara göre en son fatura tarihinin 31 Aralık 1995 olduğu, KDV Yasası'na göre suç tarihim takip eden ayın 25'i olarak belirlendiği, bu tarih nazara alındığında suç tarihinin 26 Ocak 1996 olarak saptanması gerektiği ve davanın zamanaşımının dolmuş bulunduğu" gerekçesine dayandırdı.

MALİ YE HAYALİ DOSYASI NI İNCELEMEK İSTEMİYOR

İstanbul Defterdarlığı adına Muhakemat Müdürlüğü'nün avukatı karara itiraz ederek, dava dosyasının Yargıtay tarafından incelenmesini istedi. Ancak, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği 17 Mayıs 2004 tarihinde temyize gerek olmadığına ilişkin bir yazı gönderdi. Defterdarlığın, bu yazıyla mahkemeye başvurarak, itirazı geri çekmek zorunda kalmasıyla, mahkemenin karan kesinleşti ve dosya ortadan kaldırıldı.

Başında Kemal Unakıtan'ın bulunduğu Maliye Bakanlığı, temyize gerek görmeyerek bakanın dava arkadaşlarından Orhan Asıltürk ve Muhammet Ciğer hakkındaki davanın zamanaşımı kararının kesinleşmesini sağlamış oldu.
Maliye Bakanlığı'nın, hayali ihracat dosyasındaki karanlık noktaların aydınlatılmasını istemediği anlaşılıyordu.

UNAKITAN'I KENDİ MÜFETTİŞLERİ DE SUÇLADI

Kemal Unakıtan, geçmişte yöneticiliğim yaptığı şirketler nedeniyle geçirdiği soruşturmaların yanı sıra Maliye Bakanlığı döneminde de "hayali ihracat" suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Kemal Unakıtan'ı ''hayali ihracat"la suçlayanlar ise kendisine bağlı Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişleri idi.
Kemal Unakıtan'ın da aralarında bulunduğu kişilerin, hayali ihracatla suçlanmalarına ilişkin soruşturma AKP iktidarı döneminde kapatılan Ankara DGM Başsavcılığı tarafından yürütüldü. Başsavcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında, 464 ihracatçı şirketin çeşitli gümrük müdürlüklerinde işlem gören toplam 5 bin 112 gümrük çıkış belgesi (GÇB) kapsamındaki ihracatlar ı mercek altına alındı.
İncelenen şirketler arasında Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. de yer alıyordu.

20 Mayıs 2003 tarihinde Gümrük Müfettişleri Harun Uslu, Murat Yaman ve Önder Uysal ile Maliye Müfettişleri Can Galip Sabuncu, Bülent Konca, Ali İhsan Örücü tarafından düzenlenen rapora göre, ihracatçı Al-baraka Türk'ün ortak ve yöneticileri ve hisse oranları şöyleydi:

Albaraka Investment And Development CO. (ortak, hisse oranı yüzde 50), Islamic Development B. (Ortak, yüzde 13), Nigar Füsun Topbaş (Ortak, yüzde 4.7), Ahmet Hamdi Top-baş (ortak, yüzde 2), Qatar Islam ıc Bank (ortak, yüzde 1), Abdüllatif Omar Ghurab (Yönetim Kurulu Üyesi, yüzde 0.07), Mustafa Latif Topbaş (Yönetim Kurulu Üyesi, yüzde 5.5), Kemal Unakıtan (Yönetim Kurulu Üyesi, yüzde 0.11), Kamil Abdürrezzak (Yönetim Kurulu Üyesi, yüzde 0.05), Bahjal Khalil (Yönetim Kurulu Üyesi), Omar Abdullah Sejemi (Yönetim Kurulu Üyesi), Yalçın Öner (Yönetim Kurulu Üyesi, yüzde 0.05), Osman Akyüz (Genel Müdür).

Müfettişler, Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. yi üç adet Gümrük Çıkış Belgesi nedeniyle incelemeye aldı. Soruşturmaya konu olan dönemde, Albaraka Türk'ün yönetim kurulu üyeleri arasında Kemal Unakıtan da bulunuyordu. Müfettişlerce hazırlanan raporda, Albaraka Türk A.Ş. adına işlem gören üç Gümrük Çıkış Belgesinde alıcı firma olarak Fa Salman adlı Almanya merkezli şirket görünüyordu.

Kemal Unakıtan'ın da aralarında bulunduğu şirket yöneticilerine ilişkin suçlamalar raporda şöyle ifade ediliyordu:

- "İhracat konusu malların üretilmediği veıveya tedarik edilmediği;
- Gerçek bir mal hareketine dayanmayan sahte fatura düzenleme ve kullanımının söz konusu olduğu;
- İhracat bedellerine ilişkin düzenlendiği görülen döviz alım belgelerinin gerçek bir para transferine dayanmadığı, tamamen fiktif (kağıt üzerinde) para hareketlerine dayalı olarak sahte düzenlenmiş olduğu tespit edilmiştir."

Kemal Unakıtan hakkındaki diğer dosyalar gibi bu raporla ilgili olarak da hiçbir adım atıl(a)madı.

TEŞEKKÜL HALİNDE HAYALİ İHRACAT

Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle sık sık yapılan istifa çağrılarına kulak asmayan Kemal Unakıtan hakkındaki suçlamalara, her geçen gün yenileri ekleniyordu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 2005 Nisan ayı başında ulaşan bir raporda da Unakıtan hakkında "ağır suçlamalar" yer alıyordu.
Gümrük Müfettişleri Muhammet Ali Baylan ve Muhammet Kaya tarafından düzenlenen 31 Mart 2005 tarihli raporun konusu; Nergis Holding A. Ş., Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş., Kuveyt Türk Evkaf ve Finans Kurumu A. Ş., ile Anadolu Finans Kurumu A.Ş. firmalarının ihracat işlemlerinin incelenmesiydi. Bu çerçevede, Albaraka Türk'ün de sahte olduğu belirtilen 3 bin 231 Gümrük Çıkış Beyannamesi mercek altına alındı.

Raporda, Orhan Aslıtürk ve Muhammet Ciğer'in birlikte kurdukları ASCOR organizasyonu çatısı altındaki 91 paravan şirketin 1995-1998 yıllarına ilişkin 1.7 milyar dolarlık hayali ihracat yaptıkları saptamasına yer verildi. Bu organizasyonun Albaraka Türk üzerinden işlem gören hayali ihracat işleminin mali boyutu ise 150 milyon dolar olarak hesaplandı.
Kemal Unakıtan'ın yönetici olarak suçlandığı Albaraka Türk'ün de içinde yer aldığı bankaların, hayali ihracata "ciddi" görüntü kazandırılması rolünü üstlendikleri belirtilirken, ASCOR çatısı altındaki paravan şirketler adına yapılan ihracatların Özel Finans Kurumları üzerinden geçirildiği saptandı. Müfettişler, bunun karşılığında Özel Finans Kurumları'nın yüzde 2 dolayında komisyon aldıklarını belirledi.

'İHRACAT BELGELERİ SAHTE'

Hayali ihracata ilişkin hazırlanan müfettiş ve hesap uzmanı raporları üzerine açılan ceza davalarına da gönderme yapılan raporda, yapılan sahtecilik şöyle anlatıldı:

"Mahkeme kararlarıyla da sübut bulan ASCOR organizasyonuna; Nergis Holding A.Ş.'nin (Çağlar ailesinin) bazı ihracat işlemlerinde holding şirketi olarak bizzat ihracat işlemlerinde de grup alt firmalarıyla dahil olduğu, Gümrük Çıkış Beyannameleri tarafından üretilen sahte faturalar kullanmak suretiyle gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğu, bu suretle de döviz kredisine ilişkin ihracat kredisi taahhüdü kapatma, KDV iadesi alma, Dış Ticaret Sermaye Şirketi statüsü kazanmaıkoruma vb. şekilde menfaatler elde edildiği, Yine, Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. (Kemal Unakıtan'ın yöneticilik yaptığı şirket), Kuveyt Türk Finans Kurumu A.Ş. ve Anadolu Finans Kurumu A.Ş. firmalarının da Özel Finans Kurumu olmaları sebebiyle murabaha yöntemiyle ASCOR organizasyonuna dahil oldukları, söz konusu organizasyon tarafından üretilen sahte faturalar kullanılarak gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğu, bu suretle de komisyon geliri, KDV iadesi vb. şeklinde menfaatler elde edildiği; soruşturmamıza konu diğer firmaların da ASCOR'a dahil olarak benzer menfaatler elde ettikleri; bu kapsamda kayıt dışı üretime konu reel mal hareketinin varlığı ve kapı çıkış kayıtlarının teyidi hususlarının, sahte faturalar kullanılarak gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğu gerçeğini değiştirmeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır."

Gümrük müfettişleri, hayali ihracata dayanak olan sahte belgelere gerçeklik görüntüsü kazandırdığını belirttikleri Al-baraka Türk'ün o dönemki yöneticileri, Mustafa Latif Topbaş, Abdul Latif Ömer Ghurab, Halit Çizmeci, Abdulrezzak Karnel, Yousluf A. Al. Sırkal, Yalçın Öner, Hasan Abdullah Kamel, Bahjat Khalıl ve Kemal Unakıtan'ın soruşturulmasını istiyordu.

Albaraka Türk dışındaki şirket yöneticileri de dahil 90 kişi hakkında 4926 sayılı Kavakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3ı1-2, 4ı1-2 ve 5ı1-2 maddeleri (teşekkül halinde ve toplu kaçakçılık) ve Türk Ceza Yasası'nın "evrakta sahtekarlık" suçuna ilişkin hükümlerinin işletilmesi istendi. Bu maddelere göre istenen cezanın üst sınırı 9 yıla, istenen para cezası ise edinilen haksız çıkarın 12 katma kadar yükseliyordu.

HAYALİNİN GÜMRÜKÇÜSÜ AKP YÖNETİCİSİ

Hakkında suç duyurusunda bulunulanlar arasında AKP İstanbul II Yönetim Kurulu üyesi Metin Külünk ve ağabeyi Nejdet Külünk de yer aldı. Metin Külünk, Orhan Aslıtürk hakkında 2001'de açılan kaçakçılık davasın ın da sanığıydı.

Gümrük müfettişlerinin hazırladığı raporda, Orhan Aslıtürk ile Muhammet Ciğer'in gerçekleştirdiği hayali ihracat işlemleri ile ilgili gümrük işlemlerinin Metin Külünk'ün ortağı olduğu İnanç Gümrükleme adlı şirket üzerinden yapıldığı vurgulandı. Raporda, tamamı sahte olan ihracat işlemleri ile ilgili gümrük işlemlerini yapan Külünk kardeşler hakkında da teşekkül halinde kaçakçılık ve evrakta sahtekarlık suçlamasında bulunuldu.

UNAKITAN'I BÜROKRATTAN DA SORUŞTURACAK MI?

Gümrük Teftiş Kurulu Başkanlığı, raporun birer örneğini "gereğini" yapmaları için Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile Gelirler Genel Müdürlüğü'ne gönderdi. Burada ilginç bir görüntü ortaya çıktı. Maliye Bakam hakkındaki iddiaları karapara yönünden de soruşturması istenen MASAK ile Gelirler Genel Müdürlüğü, Kemal Unakıtan'a bağlıydı! MASAK, ancak Maliye Bakam kendisi hakkında soruşturma yapılmasına izin verirse, olayı karapara yönünden soruşturabilecekti!
Kemal Unakıtan'ın dokunulmazlığı nedeniyle bu suçlamadan da soruşturulması ve yargılanması söz konusu edilemeyecekti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 90 kişiyle ilgili soruşturmayı yaparken dokunulmazlığı nedeniyle Kemal Unakıtan'ı bu kapsamın dışında tutacaktı. Ancak, iddiaların soruşturulabilmesi ve gerek görülmesi durumunda yargılamanın yapılabilmesi amacıyla Maliye Bakanı Unakıtan hakkında fezleke düzenleyerek, TBMM Başkanlığı'na iletecekti.
Ancak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ve Unakıtan'a bağlı MASAK ile Gelirler Genel Müdürlüğü'ne gönderilen suç duyurusu niteliğindeki raporlara ilişkin hiçbir işlem yapılmamıştı...
Görünen oydu ki, Kemal Unakıtan'ın olası yargılanması dokunulmazlığının kaldırılmasına ya da bir sonraki dönem milletvekili seçilememesine bağlıydı.

"AZİZ NESİN'E UYDURMA DENİRDİ"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin 12 Nisan 2005 tarihindeki grup toplantısında, Unakıtan ile ilgili iddiaları; 'Tam Aziz Nesinlik bir öykü' olarak nitelendirdi ve "Aziz Nesin yaşasaydı ve bunu yazsaydı 'abartma, uydurma' denirdi; oysa yaşadığımız tablo budur" diye özetledi.

Baykal, konuyu değerlendirirken, bazı sözlüklerden çıkarılan kavramları şöyle açıklıyordu:

"Maliye Bakanı, hayali ihracat davasından sanık, naylon fatura davasından sanık... Siz böyle bir Maliye Bakanı'nın iktidarda bulunduğu bir ülkede, bir vatandaş olarak yaşamaktan mutlu oluyor musunuz? Maliye Bakanı'nın yönetici olduğu bir banka, bu bankanın adı Albaraka Türk. 250 milyon dolar hayali ihracatın komisyonu etrafında bir sanıklık vaziyeti... Böyle bir Maliye Bakanı olmasının ağabeyine dokunan bir tarafı yok mudur? Ağabeyine dokunmuyorsa, hükümete dokunan tarafı yok mudur? Vatandaş olarak bana dokunuyor, ağabeyine dokunmuyor, hükümete dokunmuyor. Bu iş artık çığırından çıktı. Türkiye'de hükümet, bakanlar, Maliye Bakanı, savcıların ilgi alanı içinde soruşturulan kişi konumunda, çeşitli suçlara karışmış, bulaşmış bir noktada görünüyor. Bu, hicap verici, utandırıcı bir tablodur. Ama ne yazık ki utanma kavramının bazı sözlüklerden artık çıkmış olduğunu görüyoruz."

UNAKITAN: HİÇBİRİNİZDEN KORKMUYORUM

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, hakkındaki iddialara 13 Nisan 2005 tarihinde İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (INTES) toplantısının ardından gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine ilk yanıtını verdi. Rapordaki suçlamaların tersine Unakıtan'ın "ne hayali ihracatla ne de naylon fatura ile" ilgisi vardı. "Zaten Al Baraka Türk'ün de böyle bir şey yaptığına" inanmıyordu Unakıtan. "Hem vicdanı rahattı, hem de alnı aktı!" Çiğ yemediği için karnının ağrımayacağım savunan Unakıtan, "herkesin işine bakmasını" salık veriyordu. Ayrıca Unakıtan'a göre, "Onu suçla, bunu suçla. Bilmem neyi suçla nereye kadar?"
Kemal Unakıtan, 14 Nisan 2005 tarihinde üç aylık bütçe uygulama sonuçlarını değerlendirdiği basın toplantısının ardından da yine hakkındaki kaçakçılık suçlamasına ilişkin sorularla karşılaştı. Kimi zaman gazetecilerle bakan arasındaki tansiyonun yükseldiği toplantıda Kemal Unakıtan, "Gelirler, hakkımda rapor yazarlar, mahkemeye sunarlar. Mahkemeye gider, gelirsin bir şey yok" diyerek, hakkındaki raporu hafife aldığını göstermeye çalışıyordu. Öyle ki "çok şükür kendisine de güvenen bir adamdı."

Hakkındaki raporda yeni bulgu olmadığını öne süren Unakıtan, dokunulmazlığının kaldırılması istemlerinin de yersizliğini şu sözlerle savunuyordu:

"Efendim sizin dokunulmazlığınız var, deniliyor. Benimle ilgili yargılanan diğer yönetim kurulu üyelerinin dokunulmazlığı yok. Bunların bir tanesi suçlu görülmüş mü? Ceza almış mı? Almamış. Dolayısıyla hazırlanan raporlar da gerçeği yansıtan raporlar değil. Zaten buna da yargı karar verir. Öyle boş keseden atmanın alemi yok. Çamur at izi kalsın. Bu politikalar da geçti artık. Millet sonra beni de tanıyor, başkalarını da tanıyor."

UNAKITAN ÇEN ÇEN KONUŞMAZ

Hakkındaki tüm iddialar nedir diye Unakıtan'a sorarsanız, "bir kaşık suda fırtına koparılmaya çalışılıyordu", hepsi bu.

Sürekli yolsuzluk iddialarıyla suçlanmasının gerekçesini ise Unakıtan, şöyle açıklıyordu:

"Şimdi ben politikaya atıldım. Hele hele Maliye Bakanı oldum... Bütün suç bu. Olmamış daha kesinleşmemiş bir yargı kararı olmaksızın, hatta bazı yargı karalarında berat kararı verilmiş olmasına rağmen, sanki bir suç unsuru varmış gibi ağız dolusu Maliye Bakanına sözler... Bunlar çirkin sözler. Yeter, herkesle çen çen uğraşacak halim yok ya benim."

Kendince mali politikalardaki başarısını "çeken vardı, çekemeyen vardı." Hakkı ndaki iddiaları da "millet takdir" edecekti.
CHP lideri Deniz Baykal, Unakıtan'ın basın toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Maliye Bakanının açıklamalarının inandırıcılıktan uzaklığını, "Maliye Bakanı'nı da diğer pek çok AKP yöneticisini de kapsamı altına alan af düzenlemeleri getirildi. Şimdi kendi hükümetinin bağlı bulunduğu bir teftiş kurulu, Sayın Bakan'ın da sanıklar arasında olduğunu ortaya koyuyor. Maliye Bakanı'nın önce istifa etmesi gerekiyor. Yargının doğru yapabilmesi için orayı boşaltması gerekiyor" sözleriyle değerlendirdi. Deniz Baykal'a göre, "kendine güvenen bir Maliye Bakanı" oradan ayrılmalıydı.

AKP'NİN AĞRIYAN BAŞI: UNAKITAN

AKP iktidarının yolsuzluk savıyla en çok gündeme gelen Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkındaki raporlar, parti içinde de rahatsızlığa yol açmaya başlamıştı. Öyle ki, AKP'nin basma kapalı grup toplantısında bazı milletvekilleri Unakıtan hakkındaki iddiaların kendilerine seçim bölgelerinde sorulması nedeniyle iddialara açıklık getirmesini istiyorlardı.
AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen, "Sayın Bakan hakkında gazetelere yansıyan bazı müfettiş raporları var. Bir açıklama yapması lazım" derken, İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Unakıtan'ın yaptığı açıklamaları yetersiz bulduğunu dillendiriyordu. AKP Amasya Milletvekili Hamza Albayrak ise Seçim bölgelerinde bu iddiaların kendilerine sorulduğunu söylerken, duyduğu rahatsızlığı "Bize bir yazılı bilgi notu gönderirseniz çok iyi olur. Çünkü gittiğimiz her yerde bize bunları soruyorlar" sözleriyle dile getiriyordu. AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ise Unakıtan'ın açıklamalarının kendisini tatmin etmediğini, milletvekili dokunulmazlığının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, aksi durumda bu tartışmaların sürüp gideceğine işaret ediyordu.
Ancak, AKP iktidarının Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, ana muhalefetin istifa çağrılarına ve milletvekili arkadaşlarının dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin önerilerine kulak tıkamakta ısrarcı davranmayı sürdürecekti.

Kaynakça
Kitap: BİR AKP BELGE'SELİ MASKESİZ SOYGUN
Yazar: İlhan TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AKP AF CENNETİ YARATIYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:23

ESKİ ŞİRKETE 139 TRİLYONLUK TEŞVİK

Ticarete yatkınlığıyla bilinen Kemal Unakıtan, bir dönem Kastamonu Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin yönetiminde de yer aldı. Hazine Müsteşarlığı, 2004 yılında bazı şirketlere teşvik belgesi verdi. Teşvik belgesi verilen şirketlere KDV istisnası ve gümrük muafiyeti tanınıyordu.
Unakıtan'ın bir dönem yöneticiliğini üstlendiği Kastamonu Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi'nde yapacağı komple yeni yatırım için 138 trilyon 884 milyar lira tutarında teşvik belgesi düzenlendi.
Şirket kuracağı tesisle yıllık 490 bin 200 metreküp yonga levha ve yıllık 294 bin metreküp melamin kaplama üretecekti. Bu yatırım kapsamında 61 milyon 962 bin dolarlık da ithalat yapacak olan şirketin, 150 kişiyi istihdam etmesi öngörülüyordu.

TAVUKLARA İNDİRİMLİ MISIR

Denetmen, murakıp ve müfettişler tarafından hazırlanan raporlara inanmadığını her fırsatta dile getiren Kemal Unakıtan'ın başı bu kez de oğlu Abdullah Unakıtan'ın mısır ithalatıyla derde girdi.
Abdullah Unakıtan'ın sahibi olduğu A.B. Gıda ve Sanayi Anonim Şirketi, 4 bin ton mısır ithal etti. Bu ithalattan önce mısır için uygulanan gümrük vergi oranı 17 Nisan 2003'te yüzde 35'ten yüzde 20'ye düşürüldü. Oğul Unakıtan'ın mısırı Türkiye'ye getirdiği 4 Ağustos 2003'ten dört gün sonra 8 Ağustos'ta mısır ithalatındaki gümrük vergi oranı yüzde 45'e, ardından da yüzde 70'e çıkarıldı.
Böylece Abdullah Unakıtan, yalnızca vergideki oranlama değişikliği nedeniyle yüzde 50 kazanç sağlamış oldu.
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, ithalatın ülkeye kilo başı maliyetinin 220 - 230 bin lira olduğunu, mısırın ülkeye sokulmasının hemen ardından ise Toprak Mahsulleri Ofisi'nin 310 bin lira fiyat açıkladığını anımsatıyordu. Günaydın'ın açıklamasından hareketle iki fiyat arasındaki fark 90 bin lira. Unakıtan'ın 4 bin ton mısır ithal ettiği dikkate alındığında Maliye Bakanı'nın oğlu, 360 milyar liralık bir avantaj elde etmiş oldu.

UNAKITAN: OĞLUM TAVUKLAR İÇİN ÇEREZLİK ALDI

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın gümrük vergisindeki dört günlük farkla yüzde elli kazanç sağlayan oğlunun mısırı nerede kullanacağını açıklaması da yapılan ithalatın zamanlaması kadar ilginçti:

"Oğlumun yumurta ve tavuk işi yapan şirketi var. Her yıl bir milyon ton mısır ithal edilir. Onlara yem vermek için mısır almış. Her zaman yapılan normal bir işlemdir. Tavuklar, mısır yiyor. Yemliktir onlar."

Abdullah Unakıtan'ın, babasının deyimiyle tavukları için getirdiği mısırları iç piyasada satılmayınca Toprak Mahsulleri Ofisi'ne (TMO) peşin fiyatla sattığı iddia edildi. Tavuklar için getirilen mısır, çiftçinin "kara gün dostu" olarak bilinen TMO'ya peşin fiyata satılmış olabilir miydi?
Abdullah Unakıtan'ın, ticarette işbilirliğiyle kazancını ikiye katlaması Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındı. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Kemal Unakıtan'a oğlunun ithal ettiği mısırı piyasada satamadığı, malın elinde ve limanlarda kaldığı, sonra da Toprak Mahsulleri Ofisi'ne peşin fiyatla satıldığı iddialarının doğruluğunu sordu. Ancak, Kemal Unakıtan, kendisine yöneltilen sorulan, "vergi mahremiyeti" gerekçesiyle yanıtlamadı. Bu soruların yanıtını, "ancak mükellefin kendisi" verebilirdi. Oğul Unakıtan ise suskundu.
Atilla Kart, Abdullah Unakıtan'ın 2003 döneminde kaç lira vergi ödediğini de sordu. Maliye Bakanı Unakıtan, 26 Temmuz 2004'te oğlunun sahibi olduğu AB Gıda'nın 1 trilyon 143 milyar 229 milyon 400 bin lira kar elde ettiğini açıkladı. Ancak firma, yatırımları nedeniyle vergi indiriminden yararlanmış ve vergi matrahı oluşmamıştı.
Oğul Unakıtan'ın 26 Ocak 2001 tarihinde kurduğu şirketin 2 yıl gibi kısa sürede hızla büyüdüğü anlaşılıyordu.
Mısırı kimin yediği bilinmese de işin kaymağını kimlerin sıyırdığı çok açıktı... Unakıtan'ın deyimiyle, "Maliye Bakanı'nın oğlu diye gümrük vergisinin düşürülmesinden dört gün önce ithalat yapamayacak mıydı!?"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Unakıtan'ı konuyla ilgili uyarma gereği de duymamıştı. "Kemal Unakıtan, Maliye Bakanı olduktan sonra mısır ithalini yapan bir isim değildi ki", bunu yıllardır yapıyordu. Onun için Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Unakıtan'ı neden uyaracaktı ki?
Ticarette her zaman, geleceği görenler kazandığına göre, Abdullah Unakıtan'ın ticaretteki başarısını da bu kapsamda değerlendirmek gerekiyordu.

KABİNE ARKADAŞI ELE VERDİ

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, orman niteliğini yitirmiş arazilerin imara açılmasına yasal güvence getiren ve adını Orman Yasası'nın 2. maddesinin (b) fıkrasından alan 2B düzenlemesi tartışılırken; ağzından kaçırdığı bir tümcenin ardından gözler yine Kemal Unakıtan'a çevrildi.
Osman Pepe'nin, orman arazilerini işgal eden herkesten tahsilat yapacağını duyururken söylediği, "babamın oğlu bile olsa, Kemal Unakıtan'dan da tahsilat yapacağım" sözleri, Maliye Bakanı ile ilgili yeni bir "yolsuzluğu" gündeme getirdi.
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, kabine arkadaşı Kemal Unakıtan'dan neyin tahsilatını yapacağı araştırıldığında, Maliye Bakanı'nın İstanbul Çavuşbaşı'nda 1. derece SİT alanı içindeki imarsız ve tapusuz 53 dönümlük orman arazisini "işgal" ettiği ortaya çıktı.
TBMM Genel Kurulu'nda tartışılan ve çıkarılması hedeflenen yasayla, belli bir ücret karşılığında, arazi Kemal Unakıtan'ın işgal ettiği orman arazisi olmaktan çıkıp değeri milyarlarla ifade edilen bir arsaya dönüşecekti.

UNAKITAN: MÜTEVAZI ARAZİME TAKTILAR

Kemal Unakıtan her zamanki güler yüzlülüğüyle, işgal ettiği orman arazisiyle ilgili Verdik parayı aldık" diyerek, kendisine yönelik eleştirileri görmezden geliyordu. "Zilyetlik (kendisinin olmasa da bir malı elinde bulundurma) tapu bir tek bende yok. Binlerce kişide var. Türkiye'de tapu düşüktür. Beykoz 2B'de binlerce ev var" diyen Kemal Unakıtan, açıkça orman arazisi işgalini savunuyor, bunu da normal bir durummuş gibi yansıtıyordu. Ana muhalefet partisi CHP de "kala kala Kemal Unakıtan'ın 50 dönümlük mütevazı arsasına" takmıştı.

CHP İzmir Milletvekili Erdal Karademir, 10 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Başkanlığı'na verdiği sorgu önergesinde, Kemal Unakıtan'ın işgal ettiği araziyle ilgili birkaç soruyu yanıtlamasını istedi:

"Arazinizi hangi yıl ve hangi yasal belgeye dayanarak satın aldınız? Arazinin, Orman Kanununun 2b maddesi uyarınca orman dışına çıkarılan orman vasfındaki arazilerden olduğunu biliyor muydunuz? Biliyor iseniz, bu tür araziler için, Anayasamızın 170. Maddesine göre siz orman köylüsü tanımına mı girmektesiniz? Orman köylüsü değilseniz, araziyi alarak anayasal bir suç işlemiş sayılmaz mısınız? Çavuşbaşı Beldesi'nin tamamının 1995 yılında doğal SİT alanı ilan edildiğim biliyor musunuz? Üyesi olduğunuz hükümetin yasa değişikliği tekliflerinin bir amacının da sizin de sahibi olduğunuz arazilerin sorunlarını çözmek midir?"

Kemal Unakıtan, Erdal Karademir'e açıklayıcı bir yanıt verme gereği duymazken; 21 Ekim 2003 tarihinde kısa ve özlü bir değerlendirme yapmakla yetindi:

"Cevaplandırılması istenen hususlar -ki birçoğu şahsi niteliktedir- tarafımızca yazılı ve görsel basında defaatle açıklanmıştır. Bilgilerine arz ederim. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan."
TBMM çatısı altındaki parlamenterler ve bakanların kişisel durumları olduğu gerekçesiyle "işgal" ettikleri arazilerin sorulamayacağına ilişkin yasal bir hüküm mü vardı?

ERDOĞAN DA ORMAN İŞGALCİSİ

2B olarak adlandırılan orman arazilerinin satışını yapabilmek için anayasayı değiştirmeye çalışan AKP'nin lideri Recep Tayyip Erdoğan da, ormanlık araziye kaçak villa yapmaktan hüküm giymişti. 1990 yılında Sultanbeyli'de ormanlık araziye kaçak villa yaptığı belirlenen Erdoğan, Kartal 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Erdoğan'ın hapis cezası, para cezasına çevrilerek ertelenmişti.

BAŞBAKANDAN RUHSATSIZ SATILIK EV

Hürriyet gazetesinin 10 Mayıs 2005 tarihli sayısındaki Cüneyt Özdemir imzalı haberden öğreniyoruz ki, Başbakan Erdoğan "ruhsatsız" evini satmaya karar vermiş! Yerine de yeni bir ev almayı düşünüyor. Özdemir'in "yalımı" almayı düşündüğüne ilişkin sorusuna ise Erdoğan'ın yanıtı: "Yok bizim yalıda gözümüz yok. Bize uymaz zaten" oluyor.
Bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış, Başbakanlık görevini sürdüren Erdoğan, her fırsatta yerel yöneticilere "kaçak yapılara acımayın, yıkın" talimatı veriyordu. Ama kendisi Başbakanlığı döneminde bile ruhsatsız bir evde oturmakta sakınca görmüyordu.
Erdoğan'ın Üsküdar Emniyet Mahallesindeki evinin ruhsatsız olduğunu ise bundan tam 11 yıl önce gazeteci Pınar Türenç ortaya çıkarmıştı. Başbakan, gecikmeli de olsa ruhsatsız evinden artık "rahatsız" olmaya başlamış olmalı ki, satmaya karar verebilmişti.
Ruhsatsız eve su ve elektriğin nasıl bağlandığı, yıkılmaktan nasıl kurtulduğu, dahası ruhsatsız bir evin nasıl satılacağı da yanıtı aranan soruların başında geliyordu...

"AFFETMİYORUZ, SORUN ÇÖZÜYORUZ"

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek, Çankaya Köşkü'ne gönderilen orman niteliğini yitirmiş arazilerin imara açılmasına yasal dayanak sağlayan yasayı Meclis'e iade etmesiyle, Kemal Unakıtan'ın "hesabı" bir süreliğine suya düştü.

Yeni düzenlemeyi bekleyecekti Kemal Unakıtan:

"2B yasasını Cumhurbaşkanı geri gönderdi. TBMM gündemine ne zaman gelir bilemem. Bana, 'Sen şu kadar, sen şu kadar' derlerse ben de o kadar öderim."
Rant dağıtan parti olmayacağını, siyasete yeni bir anlayış getireceğini savlayan AKP iktidarı, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın orman arazisini işgaline de ses çıkarmayacaktı. Olayın ortaya çıkmasına -bilerek ya da bilmeyerek- neden olan Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ise yalnızca Kemal Unakıtan'ın durumunu "şık" bulmadığını söylemekle yetinecekti.
Hakkında hayali ihracattan naylon faturaya, çete suçlamasından Bankalar Yasası'na muhalefete, sahte belge düzenlemekten orman arazisi işgaline kadar birçok konuda suçlamalar bulunan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bu konulardaki rapor ve soruşturmaların doğruluğuna da inanmayacaktı. "Çünkü; kendisi de hesap uzmanıydı."

Aflardan yararlandığını hiçbir dönem kabul etmeyen Kemal Unakıtan aslında "af peşinde koşan bir insan da" değildi(!) Hiç de aftan yana olmadı.

Politikacı olarak hem devletin hem de vatandaşın bakış açısından konuyu değerlendiriyordu Kemal Unakıtan:

"Sorunları çözemediğiniz takdirde sorunların akında kalırsınız. Ben o düzenlemelere af demiyorum, sorunları çözme diyorum."

UNAKITAN AİLESİNİN ZOR KARARI

Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Unakıtan'ın düşüncelerini her zaman önemsiyordu.
Yüksek Seçim Kurulu'nun 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri'ne katılma vizesi vermediği Recep Tayyip Erdoğan, gece Kemal Unakıtan'ı arıyordu.
Erdoğan'ın telefonundan önce Unakıtan, yumurta ve tavuk işiyle uğraşan oğlu Abdullah ile televizyon seyrederken "Bak şu koşuşturmaya. Biz ne güzel evde oturuyoruz. Bir de siyasete girsek nasıl olurdu?" diyerek, yaşamın kendileri açısından ne kadar da keyifli olduğundan söz ediyordu,
Telefonun ucundaki Recep Tayyip Erdoğan, Unakıtan'a "hiçbir şey sormadan", "Sizi benim yerime milletvekilliğine koyuyorum" dediğinde Unakıtan hayli şaşırmıştı. Oysa "eskiden sorardı, danışırdı, Unakıtan'ın fikirlerini öğrenirdi. Ama bu sefer kararlıydı... "

Unakıtan yalnızca "Nerden çıktı böyle birdenbire" diyebildi. Erdoğan ise "Ağabey hayırlı olur inşallah" demekle yetindi.
Siyasetten her zaman uzak durmak isteyen Kemal Unakıtan, bu kez ağzını bile açamamıştı. "Çünkü Erdoğan bu sefer kararlıydı." Bu durum karşısında Unakıtan da "pes" etmek zorunda kaldı.
Kemal Unakıtan telefonu kapatıp durumu ailesine aktardı. Recep Tayyip Erdoğan'ın önerisi, Unakıtan ailesini "zor bir kararın" dönemecine getirdi.
Eşi Ahsen Unakıtan'ın isteği üzerine yıllarca uzattığı sakalını kesmeli miydi?
Oğlu Abdullah Unakıtan, babasının sakallarını kesmesinden yanaydı. Sakaldan dolayı siyasette "başının çok ağrıyabileceğini" düşünen Kemal Unakıtan, "gereksiz polemiklere fırsat vermemek" için o gece sakalına "kıymıştı."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AKP AF CENNETİ YARATIYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 02:27

Recep Tayyip Erdoğan'ın yerine adaylığının açıklanmasıyla ilgi odağı olan Kemal Unakıtan'ın kim olduğu sorusunun yanıtı aranırken; kamuoyunun önüne ilk kez çıkan Kemal Unakıtan, sinekkaydı tıraşlıydı. Kemal Unakıtan'ın sakallı fotoğrafları ise aile albümünün sayfaları arasında kalmıştı.

Resim
Nakşibendi Tarikatının İskenderpaşa Cemaatinin ölen şeyhi Mahmut Esat Coşan, R. Tayyip Erdoğan ve Kemal Unakıtan.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir