Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Küresel Mafyanın Yerel Yönetim Sistemi

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Küresel Mafyanın Yerel Yönetim Sistemi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 19:20

KÜRESEL MAFYANIN YEREL YÖNETİM SİSTEMİ

I. Yerel Yönetimlerin Yeniden Düzenlenmesi Merkezin ve Yerelin Tarih İçindeki Değişken Rolü


Emperyalist sistem, Ezilen Dünya ülkelerinde milli devletleri etkisizleştirme ve çökertme hedefine ulaşmada, yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesine özel bir önem veriyor. Dünya mafyası, yerel yönetimleri birer iç yıkıcılık etkeni olarak devreye sokma planını, "Kamu Yönetimi Reformu" perdesi altında uyguluyor. Türkiye'de de 1990'lardan başlayarak yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesi sorunu, bizzat emperyalist merkezler tarafından gündeme getirilmiştir. Bu amaçla yasalar hazırlanmış, ancak Meclis'ten çıkarılamamıştır. En son Tayyip Erdoğan yönetiminin Meclis'ten geçirmeye çalıştığı, başlangıçtaki adıyla "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı"nı incelemek, mafya sisteminin yerel yönetim düzenini anlamamıza hizmet edecektir.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yaşadığımız süreçten kopartılarak değerlendirilmektedir. Ne yazık ki, birçok uzman bu tuzağa düşmüştür.

Bugün merkezde kim var, yerelde kim var sorularına somut cevap vermeden, tarih boyunca merkezde hep şeytanların, yerelde ise hep meleklerin oturduğunu varsayan meşhur sivil toplumcu safsatalar, aydınlarımızın beyinlerini zehirlemiştir. Bugün milli devleti savunanlar, "Siz, eski, muhafazakar devletin kalıntıları olarak demokrasinin önüne geçiyorsunuz, halk inisiyatifini bastırıyorsunuz" diye suçlanıyorlar. Demokrasi eşittir yerellik diye özetleyebileceğimiz bir hurafe, emperyalist merkezlerde uyduruldu. Oysa somut sürece bakmak gerekiyor. Örneğin 1516. yüzyılda, kapitalizmin şafağında, burjuvazinin yerel milli pazarın oluşumunu zorlaması üzerine, krallar köylü ile birleşerek yerel feodallere darbe indirdiler. Bizim Osmanlı ıslahatçılığı da, merkezin ayana (yerel beylere) karşı yürüttüğü harekatla başlamıştır. Fransız Büyük Devrimi'ne karşı ayaklanmalar, örneğin Vande isyanında olduğu gibi, yerelden geldi. Anzavur, Çapanoğlu da öyle. Kurtuluş Savaşı'nın merkezine karşı, İngiliz emperyalizmi ve İstanbul hükümeti, yerel ayaklanmalar örgütledi.
Bütün devrimler, devrimci sınıfın, merkezi ele geçirmesi ve toplumu devrimci merkez önderliğinde yeniden düzenlemesidir. Karşıdevrimler de yine merkezden yerele doğrudur.

En Merkezin Merkeze Karşı Yerelle İttifakı

Bugün olay şudur:

En merkez, yereli harekete geçirerek merkezi tasfiye etmek istiyor ve tasfiye etmektedir. En merkez, emperyalizmdir. Yerelde, mafya, tarikat, cemaat, bölücü örgüt iktidarları oluşmuştur. Merkezde ise, ikili bir iktidar durumu var. Tayyip Erdoğan yönetimi ve milli kuvvetler iki karşıt iktidar odağı olarak cepheleşmiş bulunuyorlar. Tayyip Erdoğan yönetimi, bütünüyle ABD'yi temsil etmektedir, yani en merkezin vurucu gücünü oluşturuyor, ABD, yerel yönetim reformu adı altında milli devletin merkezdeki son kalelerini de tasfiye ederek, yerel yönetimleri kendine bağlama peşindedir. Olayın özü budur. Tayyip Erdoğan iktidarının yerel yönetimleri yeniden düzenleme girişimi, milli devleti ve Türk milletini tasfiye planı içinde işlev kazanmaktadır.

II. Yeni Kamu Yönetimi Düzeninin Getirdikleri

Tayyip Erdoğan yönetiminin, kamu yönetimini yeniden düzenlemek için hazırladığı beş kanun tasarısıyla kalkıştığı işler şöyle sıralanabilir:

1. Yerelde Fiilen Mafya, Cemaat ve Bölücü Örgüt Hükümetleri Kuruluyor


Günümüz Türkiye'sine bakınca, taşrada demokrasi kaleleri görülmüyor. Tam tersine, kıyı şeritlerinde yerel mafyalar, daha iç bölgelerde tarikatlar ve Güneydoğu'da ise PKK, yerel iktidar odağı haline gelmiştir. "Kamu Yönetimi Kanunu Tasarısı", o iktidar odaklarını yerel hükümet yetkileriyle donatmaktadır. Bu yasa tasarısı, ABD emperyalizminin dayattığı plan gereği, büyük şehirlerimizi mafyaların yönetimi altında, metropol denen dünya çöplüklerine dönüştürmek içindir. Merkezi devletten kopartılan taşra yönetimi ise, cemaat liderlerinin ve yeraltı dünyasının hükmü altına girecektir. Güneydoğu bölgesi yerel yönetimleri ise, belli bir süreç içinde Kandil Dağı'ndan indirilerek yasallaştırılacak PKK yöneticilerinin eline teslim edilecektir. "Yerelleşme" ve "demokratlaşma" perdesi altında yapılmak istenen işte budur. Bu yasa, ABD emperyalizminin güdümündeki gericiliğin ve bölücülüğün hizmetindedir.

2. Dünya Merkezinin Diktası Getiriliyor

Ülkemizde ne yazık ki, "Gerici de olsa bölücü de olsa yerel olan bizdendir" anlayışıyla yerel hükümetler kurulmasına hoşgörüyle yaklaşanlar vardır. Oysa aslan payını kapan, dünya merkezleridir. Zaten yasa, onların yasasıdır. Tayyip Erdoğan'lar, kökü dışarıda olan bir kanunu TBMM'den geçirmek gibi bir görev üstlenmiş bulunuyorlar. Bu gerçek, bütün kanıtlarıyla çırılçıplak gözler önündedir. ABD ve AB'nin Türkiye'ye dayattığı bütün programlarda, Uyum Yasaları'nda, IMF ve Dünya Bankası reçetelerinde, hep bu "Kamu Yönetimi Reformu" bulunmaktadır. O nedenle hazırlanan düzenleme, Türkiye halkının insanca yaşama ihtiyacına değil, emperyalist devletlerin Türkiye'nin merkezi yönetimini dağıtma programına hizmet etmektedir. İngiliz muhibbi Prens Sabahattin'in liberal merkezkaççılığı, her zaman olduğu gibi yerel gericilikle birliktedir. En merkez (emperyalizm), merkeze (milli devlet) karşı, her zaman olduğu gibi, yerel gericilikle ve etnik bölücülükle birleşmiştir. Emperyalist merkeziyetçilik, milli merkeziyetçiliğe karşı savaş ilan etmiştir. Hedef, Cumhuriyeti yıkmak ve yerel iktidarları Washington yönetimine bağlamaktır; özetle dünya merkezlerinin diktasını kurmaktır. Bu nedenle Tasarı, aslında aşırı merkeziyetçidir.

3. Kamu Hizmeti Ortadan Kaldırılıyor

"Devleti küçültme" sloganı, yasanın ekonomik ve toplumsal cephesini özetliyor. Türkiye küçültülüp "Küçük Amerika" haline getirilirken, ABD devleti büyütülmektedir. Kamu hizmeti, kamu yararı gibi milli devletin halkçılık döneminden kalan kurumları, Amerikan devleti büyüsün diye, bütün araçlarıyla yıkıma uğratılmıştır. Ve şimdi son kalıntılar da bu yasayla yok edilmektedir. Cumhuriyet'in, Atatürk'ün ifadesiyle "Kimsesizlerin Cumhuriyeti" olma hedefi, bütün temelleriyle yok edilmektedir. Kamu yönetimi özelleştirilmekte, kamu hizmetinin temeli olan kamu mülkiyeti yok edilmektedir. Böylece ilerde kurulabilecek olan milli hükümetin kamu hizmeti yapmasını önlemek için, bütün imkan ve araçlar ortadan kaldırılmaktadır. Artık her ihtiyaç, özel girişimciliğin insafına teslim edilmektedir. Hizmet, bundan böyle yalnız ve yalnız bir avuç para babası ve onların menecer takımı içindir. Vatandaş kavramı ortadan kaldırılmakta, yurttaşlar müşteriye dönüştürülmektedir. Bu açıdan devlet ile vatandaş arasındaki bağlar da dinamitlenmekte ve Devlet baba kavramının geçmişten kalan son kalıntıları da ortadan kaldırılmaktadır. Özetle, devlet özelleştirilmektedir; daha doğrusu yok edilmektedir. Çünkü devlet bir sınıfa ait olsa dahi kamusaldır; özel değildir.

4. Memur Kıyımı Yapılacak

Bu yasa tasarısı, 2 milyon 400 bin kamu çalışanını KamuSen'in yaptığı hesaplara göre, 700 bine indirecektir. Kamu hizmeti ortadan kaldırıldığı için, kamu emekçisine ihtiyaç kalmıyor. Çünkü memur ne de olsa "kamu hizmeti" görevlisidir. 50 yıldır devleti arpalıkları haline getirenler, şimdi "hantallaştırdıkları devletin" bütün suçlarını çilekeş memurun sırtına yıkmaktadırlar. AB ülkelerinde kamu hizmetlileri, nüfusun yüzde 7 ila 13'ü arasında iken, Türkiye'de bu oran, yüzde 3'tür. Bu orana bile tahammül yoktur. Memurun tasfiyesi, aynı zamanda Türkiye'yi bölme planına hizmet etmektedir. Çünkü yerel yönetimlere bırakılan görevlere, bundan sonra mafyanın, bölücü örgütlerin ve tarikatların adamları alınacaktır. Yerel talepler ön plana geçecektir. Diyarbakırlının İstanbul'da, Trabzonlunun Mardin'de görev yaptığı, bütün milleti kaynaştıran merkezi idare tarihe karışmaktadır.

5. Türkiye'yi Parçalamanın Hukuki Zemini Döşeniyor

Milli devletin tasfiyesi ve Türk milletinin çözülmesi için, 1990 yılından bu yana bir dizi uygulama gerçekleştirildi:

1. Özelleştirmeler ve Avrupa Gümrük Birliği'ne girilmesi yoluyla, milli devletin ekonomik temeli yıkıma uğratılıyor.
2. Uyum Yasaları'yla Türkiye'nin egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve milli ekonomi adım adım tasfiye ediliyor.
3. 2003 yılında çıkartılan İkiz Yasalar, halkların kaderini tayin hakkını, bölgelerin kendi ekonomik kaynaklarına sahip olma hakkını tanıdı ve bu konularda uluslararası organlara yetki verdi.

6. Türkiye, AKP ile PKK Arasında Parselleniyor

Yasa tasarısının arkasında, Türkiye'de iki parti bulunmaktadır:


AKP ve PKK. Bu iki partinin ittifakı, apaçık ortaya çıkmıştır. Çünkü bu yasa tasarısı, Türkiye'yi bu iki parti arasında parselleyerek bölmeyi amaçlamaktadır. Güneydoğu'da PKK'nin yerel hükümetleri, diğer bölgelerde de AKP'nin yerel hükümetleri kurulacak ve ABD'ye bağlanacaktır. Milli devleti ve Cumhuriyeti yıkmaya yönelik bir koalisyon oluşmuştur.

7. Milli Devrimci Kültür Tasfiye Ediliyor

Bu yasa, Cumhuriyet kültürünü bütün araçlarıyla birlikte yok etmektedir. Milli kültürün tarihsel dayanakları olan müzeler, kitaplıklar ve tarihsel zenginlikler özelleştirme kapsamına alınmakta, böylece milletin tarihsel temelleri yıkılmaktadır.
Türkiye'de yıllardan beri milleti birbirine bağlayan bütün bağlara, milli değerlere karşı yoğun bir saldırı kampanyası yürütülmektedir. Etnik ve mezhepsel kimliğin öne çıkarılması, dinler arası diyalog, Hıristiyanlaştırmak için misyoner faaliyetleri, uyuşturucunun yayılması, eşcinsellik propagandası, Anarşizmin örgütlenmesi ve kışkırtılması, milli kültürü tasfiye uygulamalarından başlıklardır.
İslamcı gelenekten geldiğini iddia eden bir grup, ABD güdümüne girdikten sonra açıkça Müslüman Türkiye halkını gavurlaştırma planını uygulamaktadır. "Dinler arası diyalog" ve "insan hakları" gibi kavramlar, bu planın hizmetindedir.

8. Millet Çözülüyor ve Dağıtılıyor

Bu yasa, Türk milletini çözme ve dağıtma yasasıdır. Millet, tarikatlara, cemaatlere, etnik gruplara, mezheplere vb. bölünmektedir. Bütün Ortaçağ kalıntısı unsurlar harekete geçirilmektedir. Yurttaşın yerini mürit, cemaat mensubu, aşiret bağımlısı ve müşteri alsın diye bu yasa çıkarılmaktadır. Türkiye yeniden şeyhler, müritler, mensuplar ülkesi haline dönüştürülmektedir. Zaten yaşıyoruz bunları. Fatih Camisi'nin avlusunda sarıklı bereli gösteri yapan kalabalık, kendisini milletin parçası olarak görmemekte, ümmet olarak adlandırmaktadır. Yasa tasarısı, getirdiği uygulamalarla bütün halkı, o cami avlusunda toplanan ümmete dönüştürmektedir.

9. İç Savaşın Önkoşulları Hazırlanıyor

Toplam olarak bakılırsa, bu tasarı, Türkiye'yi istikrarsızlaştırma operasyonunda yeni bir hamledir. Fetret Devri'ne geçiş öngörülmektedir. Düşman, bu yasa tasarısıyla, kuvvetlerini iç savaş için yerel hükümet mevzilerine yerleştirmekte ve savaş düzenine sokmaktadır. Hükümet yetkisi verilecek Anzavur'lar ve Çapanoğlu'lar, Cumhuriyet'in son kalelerinin üzerine sürülecektir.

10. Milli Devlet Tasfiye Ediliyor

Esas mesele budur. Devlet, bu yasayı çıkarmak isteyenlerin arpalıkları iken, "yüce devlet" idi. Şimdi o "yüce devleti" verip kurtulmak isteyen yine onlar! Ve ne ilginçtir, onların viran ettiği o devlet, şimdi emekçi halkın son kalesidir. Çünkü bağımsız milli devlet, en başta emekçilerle birlikte milli sermayedarlara gereklidir. Herkes bilmektedir ki, Türk devleti barışçı yoldan tasfiye edilemez. Bu yasa Türk devletini en sonunda silahla tasfiye etmenin koşullarını yaratmaktadır. Amaçları, Türkiye'nin zaaflarını artırmak, direnme imkanlarını ortadan kaldırmak, direncini kırmaktır. Bu açıdan yasa tasarısı, tarımın çökertilmesi, sanayinin tasfiyesi, çarşı pazarın yabancıların eline geçmesi programını tamamlamaktadır. Zaafa uğramış, ekonomisi direnemeyen, milli bağlantıları köreltilmiş, diğer milli kurumları yok edilmiş ve ordusu zaafa uğratılmış bir millete en sonunda silahlı darbe indirilecektir. Onun koşulları hazırlanmaktadır. Körfez Savaşı'ndan sonra Saddam Hüseyin'in devletinin 13 yıl boyunca zayıflatılıp, son darbenin 2003 yılında indirilmesi gibidir bu olay. Oraya doğru gitmektedir.

Bunu anlatmak çok önemli. Bu yasa, en sonunda Türkiye'ye yapılacak bir silahlı müdahalenin önkoşullarını hazırlama planının parçasıdır. Bunun üzerinde önemle durulmalıdır. Zaten bilindiği gibi, ABD 24 Temmuz 2002 tarihinde Türkiye'yi işgal tatbikatını başlatmıştı.

III. "Kamu Yönetimi Reformu"nun Büyük Ortadoğu Projesiyle Bağlantısı Diyarbakır'ı Kukla Devlerin Merkezi Yapma Girişimi
Türkiye, 1990'dan beri adım adım uygulanan bir planla karşı karşıyadır. En son "Büyük Ortadoğu Projesi" adı verilen bu plan. ABD güdümlü İsrail-Kürdistan eksenine dayandırılmaktadır. Türkiye'ye verilen rol, ABD'nin kriz bölgelerine müdahale gücü olmaktadır. Bu amaçla Türkiye'nin parçalanarak denetlenebilir ve güdülebilir hale getirilmesi gerekiyor. Tayyip Erdoğan yönetimi bu planın hizmetinde olduğunu gizlemiyor. Başbakan sıfatını taşıyan zat, en son, "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır merkez olacak" sözleriyle Türkiye'nin parçalanması planına açıkça dahil olmuştur.

"Kamu Yönetimi Reformu" dedikleri, bu kapsamlı planın parçasıdır. Yasanın, doğrudan doğruya Türkiye'yi kuşatan uygulamalarla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Bir:

ABD Kuzey Irak'taki kukla devleti resmileştirme ve genişletme planını uygulamaktadır. Birleşik bir Irak devleti kuramamıştır. Ancak kuzeyde bir kukla Kürt devleti kurabilmiştir. ABD, kukla devleti güneye Kerkük petrollerine ve kuzeye Türkiye'ye doğru genişletmek ve ayakta durabileceği sınırlara kavuşturmak için uygulamalara başlamıştır.

İki:

Türkiye, Kıbrıs üzerinden de ABD tehdidiyle yüz yüze gelmiştir. Washington yönetimi, Türkiye'yi Batı'da Kıbrıs'tan baskı uygulayarak, Doğu'da teslim almaya çalışmaktadır.

Üç:

ABD'nin eski Türkiye büyükelçisi Pearson, Erzurum'dan Bağdat'a kadar tek bir ekonomik havza bulunduğunu belirtmiştir. Böylece, "Büyük Kürdistan" planının ekonomik temelini yaratma çabası içinde bulunduklarını itiraf etmiştir. Arkasından 2004 Mayıs'ında Bağdat'ta açılacak Fuar, Diyarbakır'da gerçekleştirildi.

Dört:

Güneydoğumuz ile Kuzey Irak belediyelerini birleştirme girişimleri de bir hayli mesafe almış bulunmaktadır.

Beş:

Irak'ta federasyon girişimi, uygulama aşamasındadır. Ne yazık ki, Türkiye Genelkurmay Başkanlığı adına yapılan açıklamalarda bile, "Etnik federasyona hayır, coğrafi federasyona evet" gibi garip görüşler yer almaktadır. Talabani ve Barzani de coğrafi federasyonu savunduklarını ilan etmiş bulunuyorlar. Zaten dünyada "etnik federasyon" diye bir kavram yoktur ve olamaz. Çünkü federe devlet yetkisi, yalnız ve yalnız belli bir coğrafya üzerindeki otoriteye verilir. Öyle görülmektedir ki, bu kavram karmaşası, Türkiye kamuoyunu Irak'ta federasyon çözümüne ısıtmak içindir.

Tayyip Erdoğan'ın 15 Şubat 2004 gecesi Kanal D televizyonunda Fatih Altaylı'nın "Teke Tek" programında söyledikleri için bkz. 16 Şubat 2004 günlü Hürriyet ve diğer gazeteler.

IV. Tek Çözüm: Kemalist Devrim'i Tamamlamak Devrimci Merkeziyetçilik

Bugünün koşullarında yereli kuvvetlendirmek, çöküş ve dağılma getirir. Tam tersine Türkiye için gerekli olan, bugün devrimci bir merkezin yaratılmasıdır. Ancak devrimci bir merkez, milli hükümetin kurulması mücadelesini başarıya ulaştırabilir ve ancak milli hükümet, karşılaştığımız, tehdidi göğüslemek için, milletin bütün imkan ve yeteneklerini harekete geçirebilir.

Atatürk'ün Demir Süpürgesi

Geldiğimiz noktada, Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu harap haliyle değil, artık yalnız halkçılaştırılarak ve devrimcileştirilerek savunulabilir. Bu yıkıntı, ancak onarılarak bir savunma mevzisi haline getirilebilir. İşte en önemli nokta budur. Devleti savunmak ile devrim yapmak, artık bir elmanın iki yarısıdır. Türkiye'yi savunurken onu yenilemek zorundayız.

Atatürk'ün demir süpürgesini elimize alma zamanı gelmiştir. Emperyalizmin bütün dayanaklarını temizlemek, ortaçağ güçlerinin kökünü kazımak, artık yalnız özgürlük ve refahın şartı değil, milli devleti var etmenin, toprak bütünlüğümüzü korumanın şartıdır.
Halkı harekete geçirir ve yerel iktidarların efendisi olmasına önderlik edersek, işte o zaman yerel demokrasi de olur, halkçı devlet de olur, insanca yaşamak da olur. Ortaçağ kalıntılarının temizlenmesinden ve halkın özgürleştirilmesinden sonra yerel yönetimlerin merkezle uyum içinde güçlendirilmesi, demokrasiye hizmet eder.

1921 Anayasası'nı alın, bu getirilen tasandan çok daha yerelcidir. Ülkenin, merkezde TBMM ve yerelde nahiye ve vilayet şuraları tarafından yönetilmesi öngörülmüştü. Fransız sisteminden alınan ikili idari yapı tasfiye ediliyordu. 1921 yılında kararlaştırılmış olan bu şuralar sistemi uygulanamadı. Uygulanamazdı, çünkü yerel otorite büyük ölçüde ortaçağ kuvvetlerinin elindeydi.
Bir devrim, yerel olan gericiliğin kökünü kazıyıp, kendi devrimci yerelini, yani halk inisiyatifini yaratarak, ilerici bir yerel yönetim kurabilir. Atatürk'ün 1921'deki şura meclisleri projesinin temelindeki anlayış buydu. Lenin'in, "Bütün iktidar Sovyetler'e!" formülü de aynı anlayıştan kaynaklanır. O da bir yerellik. Ama aynı zamanda çok kuvvetli bir devrimci merkezle birlikte olan bir olay. Kendi Yerel Hareketimizi Yaratmak Durumundayız
Biz de halkçı-devrimciler olarak, kendi yerel inisiyatifimizi, yani halk hareketini yaratmak durumundayız.

Şu anda şu güçler görülüyor:

Birincisi, işçi sendikaları ve kamu çalışanı sendikaları. Özellikle Yolİş gibi işçi sendikaları, KamuSen ve KESK gibi memur sendikaları için, bu yasanın önlenmesi hayati önem taşıyor. İkincisi, üniversiteler. Onları da ilgilendiriyor. Üçüncüsü, genel yurtseverlik. Bu yasa tasarısının diğerlerinden çok önemli bir farkı vardır. Milli devlet ve millet konularında hassasiyeti olan tüm kuvvetler, iyi bir çalışmayla belli bir mücadele zeminine kazanılabilir.

Bu yasa tasarısının diğerlerinden farkı, milletin bütününü ilgilendirmesidir. Çünkü milli devlet ve milletin geleceği hedef alınmaktadır. Mücadele, işte bu zeminde yürütülürse başarıya ulaşır.
Ama örneğin KESK'in tutumuyla başarı şansı yoktur. Çünkü onlar, yasa tasarısını milli zeminden kopartarak, milletin geniş güçlerinin mücadeleye katılması imkanını da ortadan kaldırıyorlar. Böylece AKP ve PKK ile üstü örtülü bir ittifakı temsil ediyorlar. Sosyal devlet ile milli devletin birbirinden koparılması vahim bir yanlıştır. "Milli devlet de neymiş" gibi tavırları olanlarla bu yasaya karşı mücadele edilemez. KESK'in ortaya koyduğu fikirlerle veya platformla bu yasa yıpratılamaz ya da önlenemez. PKK'nin denetimindeki kuvvetlerle eylem birliği yapmak, bu yasaya karşı mücadeleyi baltalamaktan başka bir anlam taşımaz. ABD ve Avrupa Birliği de zaten bunu istemektedir.

Milli devleti ve milleti tasfiyeyi amaçlayan bir girişimle karşı karşıya olduğumuz meydandadır. Bu tehdidi Türk Ordusu dahil, bütün millete anlatmakla yükümlüyüz. Türkiye'de ağırlığı olan bütün kuvvetleri harekete geçirecek bir çizgi izlemek gerekir. Bu yasaya karşı mücadelede başarı kazanmak için, milletin geniş kesimlerini birleştirmek ve ayağa kaldırmak şarttır. Türk Ordusu'nu da buna katıyorum. Çünkü, yerel yönetimde yapılmak istenen "reform", en başta güvenliğimizi tehdit etmektedir. Bu nedenle Türk Ordusu'nun ilgi alanının merkezindedir.

Kaynakça
Kitap: Mafyokrasi
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir