Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bugünkü Durumdan Kurtulmak için Ne yapmalı nasıl yapmalı?

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Bugünkü Durumdan Kurtulmak için Ne yapmalı nasıl yapmalı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 02:55

Ne yapmalı nasıl yapmalı?

Türkiye'nin siyasi, iktisadi ve kültürel yaşamında nasıl bu hale getirildiğini artık biliyoruz. Hastalık teşhis edildi yani. Sorun tedavide.
Özellikle laik çevreler telaş içinde; "ne yapacağız?" diye soruyor. Herkes birbirini "bir şey" yapmamakla itham ediyor. Bakınız: Önce gerçekle yüzleşeceksiniz.
Sonra geçmişe, tarihinize bakacaksınız. Mücadele için gerekli bilgi ve tecrübeyi edineceksiniz.
Hiç de korkmayınız, bugün dünden kötü değildir...

Tarih 18 mayıs 1919.

Yer: İstanbul Saat: 11:15.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (Haydarpaşa Tıbbiyesi) anfısini dolduranlar heyecanlarını dizginleyemiyordu. Kalabalık salona sığmamıştı, üniversitenin bahçesinde de binlerce öğrenci vardı.
Salonun ön sırasında oturan, çeşitli okullardan temsilci öğretim üyeleri, öğrencileri sakin olmaya çağırdı. Ama kimse sakinleşecek gibi gözükmüyordu.
İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalini öğrenen öğrenciler zaten iki gündür derslere girmiyor; gösteriler yapıyordu.
Hepsi bir an önce ateşten gömlek giymek istiyordu...
"Ev sahibi" Tıp Fakültesi Meclisi Müderrisi Reisi Akil Muhtar Bey ortamı sakinleştirmek için kürsüye çıktı. "Üniversiteler bu yurdun ruhudur, bilincidir..."
Duygulandı. Sözlerini bitiremedi.

Toplantı öncesi her okul, her fakülte adına bir temsilcinin konuşması kararlaştırılmıştı.
Hukuk Fakültesi adına Muhiddin Adil Bey kürsüye çıktı: "Felaket zamanları, insanları dayanışmaya, birliğe sevk eder. Bu zamanda bütün insanımızdan istifade etmek lazımdır. Bunu Darülfünun (üniversite) yapacaktır. Memleketin bilinci, mütefekkiri Darülfünun'dur. Darülfünun'u olan bir memleket ki bağımsızdır ve bağımsız olmayan bir memlekette Darülfünun yoktur."
Muhiddin Adil Bey alkışlarla, sloganlarla kürsüden indi.

Darülfünun'da felsefe dersleri veren "Feylosof Rıza Tevfik'in gençleri sabırlı olmaya çağırıp, "adi nümayişlere meydan verilmemelidir" sözleri salonu karıştırdı.
Salondakilerin, "seni çok dinledik, artık yeter" diye bağırması üzerine, Rıza Tevfik sözlerini geri almaya çalışsa da protestolarla kürsüden indi.

Dr. Esat, Dr. Süleyman Numan, Dr. Besim Ömer, Dr. Fevzi Beyler'den sonra kürsüye son olarak Yusuf Rıza Bey geldi:

"Burada birçok arkadaşımız, 'kanımızı son damlasına kadar akıtacağız, canımızı feda edeceğiz' gibi sözler söyledi. O halde, şimdi iş görmekten başka çare yoktur."
Öğretim üyelerinden sonra kürsüye fakültelerini temsilen üniversite öğrencileri geldi. Hepsi heyecanlıydı.. Hepsi vatan için ölmeye hazırdı...

Toplantı hazırlanan bildirinin açıklanmasıyla sona erdi:

"Kan dökerek kahramanlıkla ölmeyi işgale tercih ediyoruz."

Toplantıya katılanlar, ne pahasına olursa olsun işgale karşı durulacağının tüm dünyaya duyurulmasına karar verdi.
Bunun ilk yolu miting yapmaktı...

"Rektörler", mitinge katılımın çok sayıda olması için Darülfünun'u tatil etme kararı aldı. Mitingleri, tıp fakültesi öğrencilerinden oluşan komite organize edecekti...
Gösterileri neden tıbbiyeliler organize ediyordu? Çünkü deneyim sahibiydiler.
Şöyle ki Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adlı tıp okulları 14 mart 1827 yılında açıldı.
Tıbbiyeliler, bu kuruluş tarihini, direnişin simgesi haline getirmek için, 14 mart 1919 günü "tıp bayramı" adı altında direnişe başladı.
Neye direnmişlerdi?

İşgal kuvvetleri askeri karargâh için Mekteb-i Tıbbiye'yi seçmişti. Doğal olarak okulu da kapatmak istiyordu.
Tıbbiyeliler 14 martta yaptıkları protesto eylemleriyle, öğrenim haklarını geri aldı.
Bugün ne yazık ki sadece tıp bildirileriyle geçiştirilen "Tıbbiyeliler Bayramı" işte, ilk kez böyle bir direnişle kutlandı.

Tıbbiyeliler sadece bu eylemleriyle değil, Çanakkale Savaşı'ndaki direnişleriyle de sembol oldu. Daha bıyıklan yeni terleyen tıbbiyeliler Çanakkale'de ön cephede savaştılar.
Osmanlı'da kitleleri "propaganda aracı" olarak kullanan ilk siyasal örgüt ittihat ve Terakki Cemiyeti oldu.
Boykot-miting yapmayı, isyanları bastırmakla görevli oldukları Balkanlar'daki ayrılıkçı örgütlerden ve zoraki sürgün yaşadıkları Fransa'dan öğrenmişlerdi. İttihatçılara! sivil hareketlerinin "belkemiğini" tıbbiyeliler oluşturuyordu. Örgüt zaten bu okulda doğmamış mıydı?
Deneyim sahibi tıbbiyeliler, kısa sürede ardı ardına mitingler düzenlemeyi başardı.

İlk miting 20 mayıs 1919'da Üsküdar Doğancılar'da oldu. Seksen bin kişi toplandı.
Şair Talat Bey, Ferruh Niyazi Bey, Muzaffer Bey, Necdet Hamdi Beylerle birlikte kürsüye çıkanlar arasında Sabahat Hanım, Naciye Hanım ve Zeliha Hanım da vardı.

"Ortalıkta dolaşmaları" hep bir sorun olarak görülen kadınlar artık kürsüdeydi ve büyük kalabalıkları coşturuyorlardı:

"Biz kadınlar, yaşamak için ölmeye yemin ettik."

İkinci miting 22 mayıs 1919'da Kadıköy'de yapıldı.
Burada kürsüye çıkanlar Münevver Saime, Halide Edip, Hayriye Melek Hanımlar ve Dr. Fahrettin Hayri Bey'di.

Üniversite öğrencisi Münevver Saime mitinge katılanların ortak duygusunu şu sözlerle ifade ediyordu:

"Ağlamakla kazanılacak hak; hıçkırıklarımızı dinleyecek kalp yoktur... "

Miting sonrası Münevver Saime gözaltına alınmak istendi. Münevver Saime kaçıp Anadolu'ya gitti. O artık "Asker Saime"ydi.
Kurtuluş Savaşı'nda İzmit'te kalçasından yaralandı. İstiklal madalyasıyla onurlandırıldı.

Tekrar İstanbul'a dönersek...
Gözaltına alınıp Bekirağa Bölüğü'ne tıkılmak kimsenin umurunda değildi. Türk ateşle imtihan veriyordu.
İstanbul'da en büyük gösteri 23 mayıs 1919'da, Sultanahmet Meydanı'nda düzenlendi. Gösteriye 200 bin kişi katıldı.
İşgalci İngiliz kuvvetleri, gösteri alanının üzerinden uçaklar uçurarak halkı korkutmak istedi.
Bilmiyorlardı, artık korku duvarı çoktan aşılmıştı. Herkes şerefiyle ölmeye yemin etmişti.
Mitingte Şair Mehmet Emin, Halide Edip, Dr. Süleyman Sun, Dr. Fahrettin Hayri, konuşma yaptı.

Halide Edip meydanda toplanmış binlerce insana sesini duyurmak için bağırıyordu:

"Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman, gün ışığa en yakındır. Her gecenin bir sabahı vardır."
Ve Halide Edip için de gözaltına alınma kararı çıktı.
O da Anadolu'ya kaçtı.
Mustafa Kemal'in verdiği rütbeyle, o da artık "Halide Onbaşıydı.

Mitinglerin ulusal bilinci canlandırdığını gören işgal kuvvetleri Damat Ferit Hükümetine baskı yaparak, 25 mayıs 1919'da bütün gösterileri yasaklattı.
Üç gün soma, 67 devlet adamı, aydın, asker evlerinden yaka paça alınarak Malta'ya sürgün edildi. Sürgüne gönderilenlerin arasında, tıp fakültesinde o gün konuşma yapan öğretim üyesi Dr. Süleyman Numan Bey de vardı.

Ancak eylemler bitmedi. Bir millet uyanıyordu.
İstanbul'da dükkânlar beş gün süreyle kepenklerini kapattı. İstanbullular, 30 mayıs 1919 cuma günü, Sultanahmet Camiinde toplandı.
Öğretim üyeleri İsmail Hakkı, Hamdullah Suphi ve (Türkiye'nin ilk üniversite mezunu kızı onurunu taşıyacak) 23 yaşındaki öğrenci Şuküfe Nihal konuşma yaptı.

Yapılan konuşmalar bir acı gerçeğe dikkat çekiyordu:

"Belaların sebebi saldırılar karşısında isyan edilmemesidir."

İşgale karşı Mustafa Kemal'in önderliğinde Ankara'da bir direniş cephesi oluşturuldu. O zor günlerde kimse köşesine çekilip "ne olacak bu ülkenin hali" demedi. Herkes üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Bunlardan biri de bir avuç tayyareciydi... İşte onların film gibi gerçek öyküsü...

Bir avuç tayyarecinin destanı

7 haziran 1920.


İstanbul, Maltepe Tren Garı
Saat: 01:30.
Yolcularını bırakan tren gardan ayrıldı.
Trenden inen birkaç yolcu alelacele gecenin kararanlığında kayboldu. İstasyon tenhalaştı. Sadece iki yolcu gardan ayrılmadı. Nemden ve heyecandan sırılsıklam terlemiş, Pilot Vecihi ve Pilot Rıdvan istasyonunun loş kısmına geçtiler. Beklemeye başladılar. Sabırsızdılar.

Kısa bir süre soma Başmakinist Eşref göründü; telaşla, "Şakir ve eşi Müzeyyen az ileride bekliyor. Ancak Şakir bir buhran içinde, uçamayacak gibi görünüyor" dedi. Canlan sıkıldı. Üstelik eşini de getirmişti!

Bu arada diğer pilot arkadaşları göründü:

Pilot İsmail Zeki, Pilot Kâzım, Pilot Bezmi.

Ekip bir iki eksikle tamamlandı. Diğer arkadaşlarını bekleyecek zamanlan yoktu. Harekete geçtiler.
Osmanlı'nın bu genç pilotları, İngiliz işgali altındaki İstanbul'dan Anadolu'daki Mustafa Kemal taraftarlarına tayyare kaçıracaklardı...
Son durumu gözden geçirdiler. Uçabilecek halde sağlam üç tayyare vardı. İsmail Zeki Fokker'i; Kâzım Albatros'u; Vecihi yanma alacağı Müzeyyen Hanım ve Eşref Ue birlikte keşif tayyaresi kullanacaktı.
Üçü de Birinci Dünya Savaşı'na pilot olarak katılmıştı. Bezmi, Şakir ve Rıdvan'ın kullanacağı tayyareler uçacak gibi değildi. Onlar, Maltepe'deki diğer uçuş görevlileriyle buluşup karayoluyla gideceklerdi Anadolu'ya.

Tam o sırada, uzaktan çoğunluğu Hintli olan İngiliz kuvvetleri göründü. Pilotlar kararlıydı; tayyareleri kaçıracaklardı...
İngilizler, İstanbul Yeşilköy'deki tayyare istasyonu ve hangarlarının Müttefikler tarafından kullanılacağını söyleyerek üç gün içinde boşaltılmasını istedi.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı'nın envanterinde sadece 100 tayyare vardı ve bunun 60'ı Yeşilköy'deydi.
İngilizler 45'ini Maltepe'de bir araziye yapılan portatif hangarlara götürdü. Taşıma sırasında da hepsini harap ettiler. Kalan 15'i ise zaten kırık döküktü.

1920 yılına girerken Anadolu'da İstiklal Savaşı'nın başlamak üzere olduğunu İstanbul'daki pilotlar da, makinistler de duymuştu. Mondros Antlaşması sonucunda bunların bir kısmının Osmanlı Hava Kuvvetleri'yle ilişkisi kesilmişti.
Anadolu'da ulusal güçlere katılmak istiyorlardı. Ama Anadolu'ya giderken boş gitmekte olmazdı hani!
Tayyare kaçıracaklardı...

İngilizler ise Türklerin tayyare kaçıracaklarını hiç hesap etmemişti. Maltepe'deki hangarlara doğru dürüst nöbetçi koymaya bile gerek duymamıştı. Görevli birkaç kişiyse zaten Türk'tü. Ve gece yapılacak operasyondan haberleri vardı...

Türk pilotlar gruplara bölünerek hangarlara dağıldık Çok ihtiyatlı davranıyorlardı.
Motorları çalıştırdılar. Gecenin sessizliğini motor sesleri yırttı. Geriye zorlu bir aşama kalmıştı. Bu meydandan tayyareleri uçurmak zordu, pist çok kısaydı.

Yine de planlan gereği on gün önce çukurlar ve tümseklerle dolu pisti onarmak için kurnazca plan yapmışlardı:

Makinist Şaldr, tayyare futbol takımı kurmuş; idmanlara başlamış; "burada futbol oynamak çor zor" diye pistin çukur ve tümseklerini onarmışlardı.
Plan eksiksiz uygulanıyordu...
Başaracaklardı, başka çareleri yoktu.
Yakalandıklarında biliyorlardı ki, sonları hiç iyi olmayacaktı.

İlk havalanan 24 yaşındaki Pilot Kâzım oldu. Gecenin karanlığında kaybolup gitti. Başarmıştı.
Sırada 25 yaşındaki Pilot İsmail Zeki vardı.
Pistin sonuna geldi, yükseldi; ama bu irtifa ona yetmedi. Tepeyi aşamadı. Çakıldı. Uçağı parçalandı.
Arkadaşları tereddüt etti; yardıma gitmeli mi yoksa harekete devam mı etmeliydiler?
O sırada... Bir mucize oldu. Paramparça olmuş tayyareden İsmail Zeki ayağa kalkıp onlara doğru yürümeye başladı. Rahatladılar.

Sıra 24 yaşındaki Pilot Vecihi'deydi.
Birinci Dünya Savaşında 7. Tayyare Bölüğü'nün pilotlarından biriydi. Bü Rus uçağını düşürmüştü. İçlerinde en deneyimli oydu.
Tayyarenin geniş kanatlan fazla ağırlığa rağmen kolayca yerden havalandı. Tam dar ve küçük meydandan ayrılmışlardı ki motordan kesik homurtular geldi. Tayyaresini havada tutabilmek için var gücüyle mücadele verdi.

Olmadı, başaramadı. Tümseğe çarptı. Tayyare ateş aldı. Pilot Vecihi ve Müzeyyen Hanım hafif, makinist Eşref ağır yaralı olarak kurtuldu. Yardımlarına Bezmi yetişti. İstasyon'dan aldığı arabaya Eşrefi koydu ve hızla kayboldu.
O sırada İngiliz askerler istasyona doluştu.
Pilot Vecihi, İngiliz askerlere görünmeden tren garına koşup trene atladı ve gecenin karanlığına karıştı.
İngilizler'in "buradan ancak sinek havalanır" dediği pistten üç tayyare havalanmış ancak biri Maltepe'den uzaklaşabilmişti.
İngilizler tüm aramalarına rağmen Türk pilotların izini bulamadı. Pilotlar hakkında bilgi getirenlere para ödülü vereceğini bile açıkladı.

Türk pilotlar her yerde aranırken onlar yeni bir kaçış planı yaptı.
Bu arada tayyare kaçırmak isteyen bir başka grubun daha varlığını öğrendiler. Güç birliği yaptılar. Pilot Fazıl, Pilot Emin Nihat, Pilot Muhsin, Pilot Hayri, Pilot İhya ekibe katıldı.
Artık İngilizler tayyarelerin kaçırılmaması için sıkı önlemler almıştı. İstanbul'dan tayyare kaçırmak güçtü.
Bir nefer olarak ulusal güçlere katılmaya karar verdiler; Anadolu'daki hurda tayyareleri onararak savaşmak için sabırsızlanıyorlardı.

15 haziran 1920.

İngilizler, "tehlikeli" Türk tutukluları genellikle Selimiye Kışlasında tutuyordu.
Pilotlar tebdili kıyafet giyerek, tutuklular ve onların başındaki Osmanlı askerleri gibi Harem'den küçük bir istimbota doluşup Marmara'ya açıldılar. Sağ salim Mudanya'ya geldiler. Bursa, Eskişehir üzerinden hava istasyonu bulunan Konya'ya ulaştılar.
Türk pilotların kaçtığını öğrenen İngilizler, 24 haziranda Maltepe'deki tüm uçakları yaktı. Osmanlı Hava Kuvvetleri'ni lağvetti.
Türk pilotlar İngilizleri çıldırtmıştı.

Çeşitli yerlerden kaçıp bin bu güçlükle Anadolu'ya gelen pilotlar Konya'da buluştu. Burası Birinci Dünya Savaşı'nda transit merkeziydi. Askeri depolarda Filistin Cephesi'nden kaçırılan hurda 17 tayyare vardı. Tayyareler uçamayacak kadar kötüydü.
Bir avuçtular. Yılmadılar, gece gündüz sürecek zorlu çalışmaya giriştiler. Yedek parça sıkıntısı tayyarelerin faal duruma getirilmelerini son derece güçleştiriyordu. Örneğin, o dönemde bez kaplı uçaklarının dış etkenlerden muhafazasını sağlayan emaye elde yoktu. Patates, paça, yumurta akı gibi jelatinli maddeler kaynatıldı ve bu garip terkiple tayyarelerin bezleri gerdirilmeye çalışıldı. Ancak yağmurda bezler sarktı ve uçuşta hep parçalandı.
Tayyareleri uçuracak benzin ise Rusya'dan, İtalya'dan kaçırılarak at, eşek sırtında getiriliyordu.
Pilotlar aralıksız büyük bir azimle çalışırken, Konya'da bir gerici ayaklanmayla karşı karşıya geldi. İngilizler ve Saray'la işbirliği içinde olan Zeynelabidin ve kardeşleri, Konya'daki Delibaş Mehmed ile 500 adamını ulusal güçlere karşı kışkırttı.
Ulusal savaşta ilk şehit pilot, Konya'daki bu gerici ayaklanma sırasında verildi. Birinci Dünya Savaşı'nda bir kurşun yarası bile almayan Pilot Üsteğmen İbrahim Edhem Konya İstasyonu'nu savunurken 3 ekim 1920'de gericiler tarafından şehit edildi.
Pilotlar gericilere karşı tayyarelerini korurken ellerinde silahları bile yoktu...

Zorlu mücadele sadece ülkeyi işgal eden düşmana karşı değil, yerli işbirlikçi gericilere karşı da verildi.
Tüm bunlara rağmen pilotlar, makinistler bazı tayyareleri çalışılır hale getirdi. Ulusal güçlerin elinde çalışabilir halde sadece 8 tayyare vardı.
Yunanistan ise 75 uçağa sahipti.

15 ağustos 1920.

İstiklal Savaşı'nda ilk uçuş yapıldı.
23. Tümen Komutam İzzettin (Çalışlar), Kula ve Alaşehir civarının havadan keşfini istedi.
Pilot Astsubay Vecihi sabah 08.00'de havalandı.
Havalandı havalanmasına ama tayyare pek itimat vermiyordu. Motor arızalı, kanatları hurdaydı. Zaman geçtikçe tayyarenin bir parçası yerinden fırlamaya başladı. Radyatörler su damlatıyordu.
Pilot Vecihi yine de kararlıydı. Dönmeyecekti. Görevini kusursuz yerine getirecekti.
Keşif için havalanmıştı ama Alaşehir Tren Garı'nda Yunan kuvvetlerini görünce irtifaını 600 metreye kadar indirdi. Yunan askerleri, Türklerin çalışır tayyaresi olduğuna ihtimal vermiyordu. Bu nedenle Türk uçağını kendilerinden sandılar.
Yanıldılar.

Pilot Vecihi bu fırsatı kaçırmadı. Ardı ardına iki bomba attı. Yunanlılar bozguna uğradı. Pilot Vecihi uçağı 50 metreye kadar indirdi ve makineli silahla Yunan askerlerini taramaya başladı, mermisi bitene kadar...
Sonra geldiği gibi döndü.
Yunanlılar Türk pilotunun bu ucube tayyareyle nasıl uçtuğuna hiç akıl erdiremedi.
Alaşehir hava saldırısı, Türk Hava Kuvvetleri'nin Kurtuluş Savaşındaki ilk zaferi oldu.
Bunu diğerleri takip etti...
Pilotlar Sıtkı, Kenan, Muhsin, Vecihi ve Behçet, İnönü Savaşı'nda gösterdikleri kahramanlıklardan ötürü mükafat aldılar.

Onlar için en büyük ödül Garp Cephesi Kumandanı Miriliva İsmet Bey'in şahıslarına gönderdiği şu telgraftı:

"İnönü meydan muharebesi muzafferiyetinin amillerine, topçularla tayyarecilerime hassaten selam ve teşekkür ederim."
Birkaç ay sonra pilotlar da kumandanları İsmet Bey'e bir jest yaptı. Yunanlılardan ele geçirilen keşif tayyaresine "İsmet" adını verdiler!

Yunan uçaklarıyla savaşmak için, arızalı olduğunu bile bile tayyaresine binen Pilot Üsteğmen Yemenli Fehmi kalkışta uçağının düşmesi sonucu 24 mart 1921'de şehit oldu. Pilot eğitimini Almanya'da almıştı. Ne ilginçtir, 1974 yılında Kıbrıs'ta şehit düşen pilotun adı da Fehmi'ydi (Ercan). Lefkoşe'deki Ercan Havaalanı bu şehidin adını taşımaktadır.

13 ağustos 1921'de Sakarya Savaşı öncesinde keşif yaparken tayyarelerinin havada ateş alması sonucu iki pilotumuz Behçet ve Pilot Üsteğmen Süleyman Sun şehit oldu. Süleyman Sırn hava fotoğrafçılığında çok muvaffak olmuş değerli bir gözlemciydi, Foto Şube müdürüydü.

İlk Yunan uçağı 1 eylül 1921'de Pilot Üsteğmen Hasan Basri ve Astsubay Vecihi tarafından düşürüldü. Çok iyi bir atıcı olan Hasan Basri'nin bu düşürdüğü ikinci uçaktı. Birinci Dünya Savaşı'nda Irak'ta bir İngiliz uçağı daha düşürmüştü.

27 haziran 1922'de Afyon Seyitgazi bölgesinde keşif yaparken tayyarelerinin arızalanması sonucu mecburi iniş yapan Türk pilotları Küçük Fehmi ve İhsan, uçak Yunanlıların eline geçmesin diye tayyarelerini yakarken yakalanıp esir düştüler. Küçük Fehmi 1928 yılında İstanbul'da uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

25 temmuz 1922'de Afyon üzerinde keşif yapan Türk pilotlar Astsubay Cemal ve Ahmet Bahaaddin idaresindeki tayyare Yunanlılar tarafından düşürüldü, pilotlarımız şehit oldu. Astsubay Cemal, Birinci Dünya Savaşında Irak Cephesi'nde bir ingiliz uçağını düşürmüştü.

20 ağustos 1922'de 4 Yunan keşif uçağı düşürüldü.
Yunanlılara başta uçak olmak üzere silah sağlayan kişi dünyanın en büyük silah tüccarıydı.
Ve o kişi, Basil Zaharoff bir Osmanlı vatandaşıydı...
Zaharoff'u bilmeden, o yürekli tayyarecilerin büyük mücadelesini anlayamazsınız...
Yani: Puzzle'ı tamamlayalım...

Kaynakça
Kitap: Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron