Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yer isimleri neden değiştirildi?

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Yer isimleri neden değiştirildi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:42

Kürtçe ile Ergenekon'un bağlantısı

Kürt açılımının önemli ayaklarından biri de yerleşim isimlerinin eski adlarına döndürülmesi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Bitlis ziyaretinde "Güroymak'a eski adıyla Norşin dersek ne kaybederiz?" dedi. Gül herhalde Norşin'i Kürtçe isim sanıyordu; Norşin, Ermeni ismi çıktı!
Ancak tartışma da başladı.
Herkes bir yandan o Kürtçe, yok Ermenice, yok Rumca, Lazca diye konuşmaya başladı. Güzel.
O halde bir meseleyi aydınlığa kavuşturabiliriz...

Öncelikle iki olgudan bahsetmeme izin veriniz:

Tarih çalışmalarının olmazsa olmazlarından biridir d ilbilim. Dilbilimin olmazsa olmazı "adbilim"dir (Onomastics, Onomastkme, Onomasiologie, Onomasiology...). Adbilimin olmazsa olmazı ise "yeradıbilim"dir. (Toponymie, Toponymy, Toponomastique...) Kökenbili me (etimoloji) filan girerek konuyu dağıtıp kafaları karıştırmayalım.

Hemen ikinci olgumuza geçelim:

Ergenekon üçüncü iddianamesi diyor ki: Adbilim çalışmaları yapılarak, halkın kafasında kuşkular yaratmak hedeflenmiştir.
Bu iddianame aslında, Türkiye'nin "düşünsel grafik oku"nun ne derece hızla aşağıya doğru gittiğini gösteriyor. Bu iddia bilim felsefesine aykırıdır.
Kafada kuşku/soru olmadan bilim yapılamaz. Kuşkunun/sorunun olmadığı toplum dogmatiktir. İnsanlık tarihinde kuşku yaratanlar/soru ortaya atanlar Ortaçağ Avrupası'nın Engizisyon mahkemelerinde yargılanmışlardır.

Ortaçağ, düşünmeyi unutmanın adıdır. Türkiye XXI. yüzyılda Ortaçağ'a dönmüştür.
Neden mi?..

Adbilimle uğraşan kişi, bugün Ergenekon üçüncü iddianamesinin bir numaralı sanığı:

Yalçın Küçük! Araya girmeliyim... Çünkü bu konu ağızlarda sakıza dönüştürüldü. Bakın... Mühtedi/avdeti/dönme; siyasetin, hukukun değil bilimin konusu olmalıdır. Bunu gerçekleştiremiyoruz.

Nedeni şudur:

Doğru iletişim kurmak için ortak bir temel gerekir, yani basitçe söylersek; eğer eğitimli/bilinçli biri ile eğitimsiz/bilinçsiz bir insan ortak bir dil tutturacaksa bu ancak en düşük düzeyde mümkün olabiliyor. Çelişkimiz buradan doğuyor. Sorunlarımızı en alt düzeyde tartışarak, vasata boyun eğen, yozlaşmış ortak bir dil ortaya çıkarıyoruz. Ve bu dille ne konuşabiliyor ne de tartışabiliyoruz!..
Hangi siyasal görüşte olursa olsun, sözleri ve davranışlarıyla ezber bozan kişilere hep sempati duyuyorum!

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman bunlardan biri . Kabul edin ki, TBMM'nin en renkli politikacılarından. 1915 Ermeni tehciri nedeniyle "özür diliyorum" kampanyası başlatanlara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün hoşgörüyle yaklaşması üzerine, "Onun annesi de Ermeni" diyerek tartışmayı bambaşka bir yöne çekiverdi.
Cumhurbaşkanı Gül, milletvekili Arıtman'ı dava etti. Bu kez tartışma, "Ermeni denmesi hakaret midir ki Gül dava açtı; asıl Gül'ün bu tavrı eleştirilmelidir" şekline büründü.
Bu gidişle tartışmanın seyri değişik şekilde sürüp gidecek...
Günümüzde mühtedi/avdeti/dönme meselesi konuşulacak, yazılacak da Prof. Yalçın Küçük'ün adı geçmeyecek; hiç olur mu öyle şey?

Habertürk TV'de Murat Bardakçı, Yalçın Küçük'e veryansın etti:

"Ah Yalçın Hocam ah! Bu Sabetayizm meselesini siz başımıza açtınız."

Nasıl yani?
Sabetayizm tartışmaları, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurulduğundan beri yok mu? Bu mesele Türkiye'nin gündeminden ne zaman düştü? 50 küsur yıl önce Hüseyin Üzmez, Ahmet Emin Yalman'ı niye vurdu?
Yalçın Küçük'ün yaptığı; dinciler ve ırkçılar tarafından yıllardır bir aşağılama sıfatı olarak kullanılan "dönme" olgusunu bilimsel bir temele oturma çabasıdır sadece. Yöntemini ve çözümlemelerini eleştirebilirsiniz; ancak merakına, çabasına, çalışkanlığına ve bilim adamı titizliğine söz edemezsiniz.

Örneğin, Yalçın Küçük adbilim olan "onomastik"e haklı olarak büyük önem verir. Sabetayizm konusunda iki kitap yazmış bir gazeteci olarak ben, bizim topraklarda salt adbilimle yapılan çalışmaların yanlış sonuçlara yol açacağım düşünüyorum. Çünkü 1934 Soyadı Kanunu çıktığında devlet, soyadı alamayan eğitimsiz yoksullar için soyadı listeleri çıkardı -ki bu listeleri kimlerin hazırladığı incelenmemiş konudur- insanlar listelerden beğenip soyadı aldı.
Elitist aileler dışında Türkiye'deki soyadlarının büyük bir bölümü bu listelerden edinilmiştir. Ve benzeri nedenlerden dolayı Batı'da hayli saygın olan bu bilim dalının Türkiye'deki sosyal olayları açıklamada yetersiz kalacağını düşünüyorum.

Ancak mühtedi/avdeti/dönme araştırmaları çalışmaları üniversitelerin akademik sahalarında az da olsa hep vardı.
Ordinaryüs Profesör Ömer Lütfi Barkan (1902-1979) Türkiye'de iktisat tarihi biliminin kurucularındandı.
Osmanlı devletinin ekonomik ve siyasal tarihini inceleyen Ömer Lütfi Barkan, Osmanlı'nın nüfusuyla ilgili belgeleri ilk defa ortaya çıkaran bilim adamıydı. Bu konuda onlarca bilimsel makale yazıp bildiri sundu. En önemli kaynağı Osmanlı'nın tapu tahrir defterleri, maliyenin müdevver defterleri, evkaf defterleri ve şer'i siciller defterleriydi.

Ve bu defterlerde yazan bir isim Ömer Lütfi Barkan'ın hep dikkatini çekti:

Abdullah!

Bu isme önce Balkanlar'da "misyoner" görevi üstlenen derviş zaviye kütüklerinde rastlamıştı. Sonra aynı ismi, Edirne Askeri Tereke Defterleri (1545-1659) yani miras defterleri çalışmasında gördü. 2 079 mirasın 528'inin (yüzde 28,8) "Abdullah oğlu" tarafından bırakıldığını görünce şaşırdı. Aynı isim, Trabzon mufassal/kapsamlı tahrir defterleri (1486-1583) çalışmasında karşısına çıktı. 1553'te 570 yetişkin Müslüman'ın 163'ünün babasının adı Abdullah'tı! Yani, veled-i Abdullah! Keza 1583 yılını örnek alırsak: 1 134 yetişkin Müslüman içinde 256 kişinin baba adı Abdullah'tı.
Ve ilginçtir Abdullah'lar çocuklarına Abdullah adı koymuyor ve soyağaçları baba Abdullah'la başlıyordu! Benzer örnekler çok fazla.
Örneğin, 1546 yılı İstanbul Vakıfları Tahrir Defterinde İstanbul'daki vakıfları yaptıranların yüzde 45'i "Abdullah oğlu" ya da "Abdullah kı zıydı.
Manisa tahrir defterlerini inceleyen Prof. Feridun M. Emecen, 16. Asırda Manisa Kazası adlı eserinde "veled-i Abdullah"ların, nüfusun yüzde 8'ini oluşturmasını şaşkınlıkla karşıladığını yazıyor.
Benzer şaşkınlığı "XVI. yüzyılda Samsun-Ayıntab hattı boyunca yerleşme, nüfus ve ekonomik yapı" incelemesini yapan Dr. Alpaslan Demir de yaşamıştır.

İsmail Hamdi Danişmend'den M. Mehdi İlhan'a kadar birçok tarihçi, tahrir defterlerini incelemiş ve aynı sonuca varmıştır:

İhtida edenlere; Abdallah; "Allah'ın kulu/kölesi" adı veriliyordu. Ve ilginçtir "Mehmed veled-i Abdullah" gibi isimler bazı tahrir defterlerin de gayrimüslimler arasına kaydedilmişti!

Eklemeliyim ki sadece bizde yapılmadı bu çalışmalar:

Victor Menage "İhtida Edenlerin Baba Adları" adlı çalışmasında Osmanlı devletinde yüksek memurluklara gelmiş olan dönmelerin baba adlarını inceledi ve aynı isimle karşılaştığını yazdı: Abdullah. Ek olarak, "Abdallatif' ve "Abd-al-kadir" isimlerine rastlanıldığını da belirtti.
Galab Galabov Sofya Kadı Mahkemeleri kayıtlarında, "Mikroş'un oğlu Andreas'ın ihtida edip 'Abdullah oğlu Yusuf adını aldığını" örnek olaylarla açıkladı. Heath W. Lowry, Trabzon şehrinin nasıl İslamlaştırıldığını ve Türkleştirildiğini araştırdığında yine "Abdullah" ismine vurgu yaptı.
Dünyanın önemli Osmanlı tarihçilerinden Franz Babinger de "Abdullah" ismiyle ilgili makale yazdı. Ama biz yazıp konuşamıyoruz işte...
Ancak... Bu "ancak" önemlidir.

Tahrir defterlerinde geçen her "Abdullah" isminin dönme bir gayrimüslimin adı olduğunu söylemek yanlış olur. Bilindiği gibi "Abdullah" adı İslam dünyasında sık rastlanılan bir isimdir. Tarihçi Osman Turan'ın yazdığı gibi ana babası kaybolmuş çocuklara da "Abdullah" adı veriliyordu.
Ayrıca mühtedi olmak Osmanlı döneminde ayıplanacak, hor görülecek bir durum muydu? Öyle olsa XVI. yüzyılda Ermeni'yken Müslüman olup vezirliğe kadar yükselen paşanın adı "Mühtedi Mehmed Paşa" olur muydu?
Ne yazık ki bilimin konuşup tartışacağı konu, bugün Silivri Mahkemesi'nin konusu olmuştur. Bu dogmatizmdir.

Evet, kaldığımız yerden devam edelim. Ergenekon Davası üçüncü iddianamesinin bir numaralı sanığı ad bilimle uğraştığı için Yalçın Küçük'tür!
Kürt açılımıyla birlikte konuşulup tartışılmaya başlanan yeradıbilimi gündeme getiren', kişi ise Türkiye Cumhuriyeti'nin bir numarası, Abdullah Gül'dür!
Kafa karıştırıcı değil mi?
Biri müebbetle yargılanıyor, diğeri alkışlanıyor. Adbilim yasak, yeradıbilim serbest!,. Adbilim ırkçılık, yeradıbilim özgürlük! Öyle mi?
Bu düşünmeyi unutmaktadır; bu Ortaçağ'dır.
Bu tespitimizden sonra madem, Kürt açılımıyla gündeme gelen yeradı bilimi konusunda bir serbestlik var; bu kon uda bir şeyler söyleyebiliriz...
Yer isimleri neden değiştirildi?
Bilim ihtiyaçtan doğar. Tarihin aşmak zorunda olduğu sorunlardan biri de geçmiş kültürlerin kullandıktan dillerdir. Adbillim, yeradıbilim bunun sonucunda doğmuştur.

İnsanlık tarihi boyunca yer isimleri sürekli değişmiştir. Her yeni kültür, eski kültürün yer/coğrafi ismini kendi diline uyarlamıştır. Binlerce yıllık süreçte isimler değişikliğe uğramıştır.
Ayrıca bu kültürel geçişten başka milliyetçilik ideolojisinin doğmasıyla birlikte yer isimleri değiştirilmiştir. XIX. yüzyılın ürünü bu anlayış Osmanlı'ya geç gelmiştir.
Giderek küçülen Osmanlı, elindeki son parçayı kaybetmek istemi yordu.

Bu nedenle yer adlarının değiştirilmesi fikri ilk kez 1910 yılında ortaya çıktı. 1913'te çıkarılan İskan-ı Muhacirin Nizamnamesi ile ilk ad değiştirmeler gerçekleşti.
Osmanlı'nın artık güvenilmez olarak gördüğü Ermeni, Rum ve Bulgarların verdiği il, ilçe, köy adları Türkçeye dönüştürüldü.
İttihatçılardan Kemalist döneme, Milli Şeften Demokrat Parti dönemine kadar her daim yer isimleri değiştirildi.
Bugün yapılan tartışmalara bakınca, sanki sadece 12 Eylül 1980 darbe siyle yer adlarının değiştirildiği sonucu çıkıyor ki bu hiç doğru değildir.

Ayrıca bir parantez açmalıyım:

Elimde veri yok ama "12 Eylül'de değiştirilen isimlerin çoğu Ermenice miydi?" diye düşünüyorum. Şuradan hareket ediyorum; o dönemde Kürt hareketleri güçlü değildi; zaten sol-içi görülüyordu. Ayrılıkçı talepler hemen hemen hiç yok gibiydi. Zaten bütün sol fraksiyonlar neredeyse ezbere bağlamışlardı; "Kendi kaderini tayin hakkı." Yani o büyük gün geldiğinde, Kürtler ne istiyorsa ona uyulacaktı!

12 Eylülcüler, Kürt meselesini tek başına pek tehlikeli görmüyordu. O dönemde tehlikeli gördükleri -ASALA'dan dolayı- Ermeni meselesiydi.
Bu nedenle -yazdığım gibi elimde tam listesi yok- o yıllarda değiştirilen isimlerin çoğu Ermenice adlar gibi g eliyor bana. Neyse... Umarım değiştirilen yer isimlerinin listeleri gün yüzüne çıkarılır...
Parantezi kapatıp değiştirilen yer isimleri konusuna dönebiliriz..
Hangi isim kime aitti?

En çok yer isimleri değişikliğinin Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu'da gerçekleştirildiği iddia ediliyor.
Öyle mi, bilmiyorum.
Görebildiğim kadarıyla, bu iddiayı ortaya atanların meseleyi yüz Yıllık bir tarih dilimi içinde ele aldıklarıdır.

Bazı çevreler hep aynı nakaratı söylüyor:

"Karadeniz'de Rum, Doğu'da Ermeni ve Kürt adları değiştirildi!"
Değiştirme olayı yaşandı; kabul. Ama değiştirilenin ne olduğu tartışılır.
Öyle bildik ezberci yaklaşımlarla bu iş çözülemez. Bilim siyasete kurban edilemez. Her işin bilimsel bir dayanağı olması gerekir. İşte burada karşımıza yeradı bilimi çıkıyor.
Yer adları alanındaki ilk kapsamlı sözlük olan Prof. Bilge Umar'ın Türkiye'deki Tarihsel Adlar çalışması, değiştirilen yer isimleri konusunda bizlere açıklayıcı bilgiler sunuyor.
Prof. Umar'ın bu bilimsel çalışmasını okuduğunuzda; her bir adın gösterdiği köyün, ilçenin, şehrin, dağın nehrin vb'nin hangi halkın dilinden geldiğini, hangi sözcük ve takılarla türetildiğini öğreniyorsunuz.

Karşınıza büyük Anadolu uygarlığını oluşturan unutulmuş diller çıkıyor:

Hitit dili, Luvi dili, Trak dili, Bitin dili, Frig dili, Huri dili, Urartu dili, Kelt/Galat dili vs vs... Yazdığım gibi, sadece neredeyse son yüz yıla bakılarak, yer isminin Ermenice, Rumca, Türkçe, Kürtçe, Süryanice, Arapça, Lazca, Gürcüce vs olduğunu sanmak hatalı olur.

Ne yazık ki bu bakış açısıyla, masa başında oturulup binlerce yılın ürünü isimleri değiştirmiş ve aslında Anadolu uygarlığı nı yok etmişiz. Anlamamışlar; yer adları Rumcaya ya da Ermeniceye benziyor diye değiştirmişler. Halbuki bazı isimlerin hiç mi hiç alakası yok. Ne büyük cahillik!
Korkarım, uydurulmuş Türk adları yerine şimdi de Kürt açılımı rüzgarıyla, yine uydurulmuş Kürt adları konulacak. Ve binlerce yıllık Anadolu uygarlığı mirası bir kez daha siyasete kurban edilecek. Anadolu'nun kendi kültürü olduğu gerçeği yine görmezlikten gelinecek...

İsim değiştirmelere birkaç örnek vererek bu konuya nokta koyalım:

Türkiye'de yüz binlerce yerleşim adı var. Bunların binlercesi ya tarihsel süreç içinde ya da masa başında oturularak değiştirildi. Kaygılar ne olursa olsun bilgisizlik sonucu değiştirilen isimler aslında uygarlıklar beşiği Anadolu kültürünün bir parçasıdır.
İsim değişikliğiyle ilgili olarak sizlere farklı birkaç örnek derledim...

Afşin:

Kahramanmaraş iline bağlı ilçe merkezi. Ukçağ'daki adı Arabissos idi ve yakın zamana kadar, Arabissos'tan bozma "Yarpuz" adını taşıyordu. Şimdiki Afşin adı, sanılabileceğinin tersine, ünlü Türk komutanları Afşinlerden değil, Ortaçağ'da orada bulunan Til Khampson Kalesi'nin adından geliyor.

Ağrı:

Hemen her ülkede, Tevrat'ta geçen (Urartu sözcüğünden bozma) adıyla, Ararat diye bilinen yüce dağın bizdeki adıdır. Ararat, Tevrat'ın Batı dillerine yapılan çevirilerinde kullanılan uydurma bir addır. Ağrı, aslında dağın iki doruğunun adıdır. Ve kanımca Doruk anlamı Akra'dan gelir. İran'daki Rey kentinin kuzeybatısındaki bir diğer dağın tarihsel adı, Akra Dağı'dır.

Alut:

Adıyaman ili Kahta ilçesine bağlı bucak merkezi Damlacık'ın eski adı! Sonundaki -ut, Ermenice -lı anlamındaki takısı -ud'u hemen akla getiriyorsa da, o dilde Alud, Alut, diye bir sözcük saptayamadım.
Yararlandığım sözcükler Kürtçede dahi Alud, Alut diye bir sözcük göstermiyor.

Amanda:

Hatay ili Reyhanlı İlçesi merkez bucağına bağlı köy. Yeni uydurulan adı Beşarslan. "Amanda" adı Luvi dilinde Ama(va)nda öğelerinden türetilmiştir. "Ana Tanrıça Tapınıcısı" demektir.

Amida:

Diyarbakır kentimizin ilkçağ'daki adıdır. Romalılar ile İranlılar (önce Partlar, sonra Sasaniler) arasındaki savaş dönemini anlatan tarih yapıtlarında çok anılmıştır. Görünüşe bakılırsa bu Amida adı, Ama (Ana Tanrıça) kök sözcüğüyle, vanda/anda/ada takıntısının çeşitlemesi olan inda/ida takısından türetilmiştir. "Ama/Ma tapınıcısı" (halk) demektir.

Ardahan:

Ermenice söylenen biçimi, Artan. Artan -Ardahan yalnız kentin değil, oradan geçen ve Gürcistan'da Kur, Kura diye anılan önemli nehrin de adıdır. Gerek Artan, gerekse Ardahan biçimlerinin aslı, yani yörenin ve ırmağın adının öz biçimi Luvi dili ardılı (Pontos ülkesinde de konuşulan) Kappadokia dilinden gelme Arda kök sözcüğüne vana/ana takıntısının eklenmesiyle "Akarsu'sal - Akarsu Ülkesi" anlamındaki "Ar-dana" idi.

Bajirge:

Hakkari/Yüksekova- Esendere'nin eski adı. Kürtçe, ash Ba-jar-geh, "Kasaba Yeri"

Bardız:

Erzurum/Şenkaya-Gaziler'in eski adı. Ermenice Bardız "Bahçe" anlamındadır.

Beytüşşebap:

Hakkari merkezi ilçesi. Arapçadır. Ev anlamındaki Beyt ve Gençlik anlamındaki Şebab'tan tm-etilme; dolayısıyla Gençlik Yurdu anlamındadır. Bu adın Süryani dilindeki aslının Arap ağzına uydurularak değiştirildiğini de söyleyebiliriz. Beyt'in Süryani dilindeki karşılığı Bet'tir. Ayrıca Bethşeba, Tevrat'ta Hz. Süleyman'ın anasının adıdır.

Bismil:

Diyarbakır'ın ilçesi. Farsçada "Besmele çekilerek boğazlanmış hayvan" anlamına gelir. Ayrıca Zeki Velidi Togan, anayurdu Güney Moğolistan olan Basmıl adlı Türk boyunun Anadolu'ya gelip yerleştiğini belirtiyor.

Cağaloğlu:

İstanbul kentinin tarihsel bölümünde bir semtin Osmanlı döneminde aldığı ad. Ciğalazade'den gelir. Orada sarayı bulunan Sadrazam Cığalazade Sinan Paşa soy yönünden Cicala ailesinden bir İtalyan'dı. Cicala Türk ağzında Cığala olmuştur.

Cizre:

Dicle kıyısında, Suriye sınırındaki ilçe. Baharda taşan ırmağın kasabayı ada durumunda bırakması nedeniyle Araplar, kasabaya Cezire-i İbn Ömer "Ömer Oğlu'nun Adası" adını verdiler.

Digor:

Kars/Digorlar Kafkas halklarından Osetlerin batı grubunu oluşturan topluluktu. Özellikle Gürcistan içine yayılmışlardı.

Fırat:

Nehrin adı Akkad/Babil dilinde "Irmak" anlamını belirten "Puratu" sözcüğünden gelir. Bu ad, halk ağzında Fraat, Frat, Furat biçimlerini almıştır.

Hatay:

Geç Hititler döneminde Hattena (Khattena; yani Khatti-vana; Hatti/Khatti Ülkesi).

Havza:

Samsun'un ilçesi. Arapça Havz sözcüğünden Türkçeye çevrildi.

İmranlı:

Sivas ilçe merkezinin ilk adı Çifti. II. Abdülhamid döneminde Hamid-Abad, sonra onun yıkılmasıyla Ümraniye oldu. Cumhuriyet ise tekrar eski adını İmranlı'yı verdi.

Kahta:

Yakın zamana kadar "Kölük" deniyordu. Kahta denilmesi hiç de yem değildir. Ortaçağ tarihçilerinden Urfah Matthaeos'un yapıtında Hartan; Süryani Mikeal'in yapıtının Ermenice çevirisinde Gakhta; aynı yapıtın Süryanice aslında Gaktay; Bar Hebraeus'un Süryanice eserinde Gakhti; Arap tarihçilerinde Kahta olarak anılır.

Karabegan:

Elazığ/Palu-Ancak'ın eski adı. Görünüşte Türk ve Kürt karışımı "Karabeyler" anlamındadır.

Kelkit:

Her ne kadar tarihçi Wittek Yer Adları eserinde, "Kelkit Irmağı'nın İlk-çağ'da Helen ağzına uydurulmuş adı Lykos, Helen dilinde 'Kurt' anlamına geldiği için Ermeniler bu adı kendi dillerine çevirerek ırmağa Gail -Get, Kurt Irmağı dediler" diye yazsa da yanılıyor. Çünkü Kelkit yöresinde ilkçağ'da bir Kelkit halkının yaşadığını biliyoruz.

Lice:

Adı Türkçe Ilıca sözcüğünden bozma gibi görünse de dilbilimci Herzfeld'e göre ilkçağ'da kullanılan bir addan ileri geliyor.

Mardin:

Tarihçi Plinius, Nisibis/Nusaybin yöresinde Mardani adlı bir Arap kabilesinin yaşadığım söylüyor.

Midyat:

Helenistik Çağ'da Seleukoslar devletinin yöreye egemenliği döneminde var olduğu ve Medeat adını taşıdığı biliniyor. Süryani kültürünün en önemli tarihsel merkezlerinden.

Siirt:

Dilbilimci Herzfeld'e göre, İran'da Arbela/Erbil yöresine de yayılmış olan ve Dareios zamanından kalma yazıtlarda Asagrta diye anılan halkın adından geliyor. Bu halkın daha önce Urumiye Gölü doğusu yakınlarında Tebriz ile Zencan arasında varlığı Asur belgelerinde anılıyor. Halktan Zikirtu, Zikirtiya diye söz ediliyor. Ermeni dilinde Sgerd diye geçiyor.

Siverek:

İran dilinin "kara yıkıntılar" anlamında bir sözcüğüyken, Ermeni ağzında Sevaverak, Süryani ağzında Şebhabherak, Türk ağzında Siverek olmuştur. Aslında örnekleri uzatmaya gerek yok.
Görüldüğü gibi, yer isimleri, tarihsel süreçte uygarlıkların farklı okuyuşlarıyla/ağızlarıyla değişim geçiriyor.
Yani her yeni kültür, eski kültürden kalma tarihsel coğrafya adlarını kendi dilinin fonetiğine uyduruyor.
Bu öylesine bir değişimdir ki, bugün Türkçede hiç anlamı olmayan birçok yer ismi artık dilimize yerleşmiştir. İzmir, Manisa, Adana, Edremit, Ladik gibi...

Yer adları araştırmasına yıllarını veren Prof. Bilge Umar diyor ki:

Türkiye'nin en eski tarihsel adları üzerine yapılacak araştırmanın sağladığı bilgi, şu ya da bu höyükte yapılan arkeolojik kazıyla ortaya çıkarılan buluntuların sağladığı bilgiden daha az önemli değildir. Diğer bir söyleyişle, tarihsel adların arkeolojisi, kazıdan buluntu çıkarmaya ve bunları yorumlamaya dayanan kazı arkeolojisi kadar önemli, verimli, öğretici bir bilimsel çalışma alanıdır.

Özetle; bizi büyük ayıbımızdan kurtaracak her değişime açık olmalıyız. Ancak bunu yaparken rüzgara da kapılmamalıyız. Her ülkenin sorunu var. Batı ülkeleri nedense hiç rüzgara kapılmıyor. Ama diğer ülkelere iç sorunları konusunda baskı uyguluyor.
Siz hiç "Texas açılımı" duydunuz mu?

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yer isimleri neden değiştirildi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:43

"Texas açılımı"

Türk toplumu olarak neredeyse "paranoya" haline getirdiğimiz bir korkumuz var:

Bölünmek. Son 300 yılını sürekli toprak kaybederek geçiren bir toplum için bu korku anlaşılır.

Ancak dikkatinizi çekiyor mu bilmem:

Son 300 yıldır ne zaman ayrılıkçı bir hareketle karşılaşsak; Batılı devletler hemen olaya el koyuyor ve hemen işaret parmaklarını gözümüze uzatarak neler yapmamız gerektiğini bize bir bir söylüyorlar. Biz de hep onların dediğini yapıyoruz ve ne hikmetse hep kaybediyoruz.
Fakat bu yazıda anlatmak istediğim bu değil. Merakım başka.

Batılı büyük devletler hiç ayrılıkçı hareketle karşılaşmazlar mı? Hiç bölünme tehlikesi geçirmezler mi?
Olur öyle şey; tabii karşılaşırlar ve bölünme tehlikesi de geçirirler. Ama bunu kimse duymaz! Duyulmazlar. Hiç öyle bildik, "Dünya küresel leşti bir köy haline geldi, kim neyi nasıl saklar" gibi bilindik ezberci laflar söylemeyiniz. Neyi ne kadar bileceğinizi dünya haber ağını elinde tutan iletişim tekelleri belirler. Biz sadece bize gösterilenleri biliriz! Çünkü bunlar bilir ki, (Machiavelli'ye göre) en büyük erdem (virtti) kontroldür.

Bu kadar sözden sonra bir örnek vermeliyim... Repubüc of Texas (Texas Cumhuriyeti) diye bir örgüt adı duydunuz mu?
Ya da Richard McLaren adında bir örgüt lideri... Dünya; Kürt örgütlerini, liderlerini ezbere sayar ama Texas ayrılıkçılarından hiç haberdar olmaz.
Sanıyorum "hikayemize" başlayabiliriz...

Texas, ABD'nin güneyinde bir eyalet. Türkiye'ye yakın büyüklükte toprağı var. Nüfusu 24 milyon. Bunun yüzde 83'ü (içinde Meksika kökenlileri de var) Beyaz, yüzde 17'si Siyah.
ABD'nin en zengin eyaletlerinden. Ülke petrolünün yüzde 40'ını Texas çıkarıyor. Hayvancılık ve tarımda lider konumda
Texas tarihi boyunca hep bağımsız olmak istedi. Bazen başardı da; 1836 yılında, bağımsızlık savaşını vererek Meksika'dan ayrıldı. Ancak bu durum 9 yıl sürebildi. 1845'te ABD'nin istilas ına uğradı.
ABD'nin ilhakı Texas'ı böldü. Bazıları federasyon içinde kalmayı desteklerken bir grup ise bağımsızlıktan yanaydı. Bu tartışmalar 150 yıldır sürüyor. Ayrılık fikri bazı yı l-larda artıyor; gizli örgütler kuruluyor.

Texas'ın bağımsızlığı için mücadele veren bir örgüt var:

Republic of Texas (Texas Cumhuriyeti)...
Lideri ise Richard McLaren...

Texas halkının esir tutulduğu gibi tezlere sahip olan Republic of Texas, 1995 yılında geçici bir hükümet kurdu. Texas bağımsızlığının sembolü 1836 Anayasası'na bağlıydılar.
Örgüt üyeleri hayli aktifti. Amerikan polisinin şiddet yanlısı tavrına karşın, silahlanıp dağa çıktılar! Kendilerine "Texas Cumhuriyeti'nin Askerleri" dediler. 1997 yılında Joe ve Margaret Ann Rowe isimli iki Amerikan vatandaşını esir aldılar; karşılığında ise hapisteki arkadaşlarının serbest bırakılmasını istediler.
ABD böyle bir kalkışmaya izin veremezdi kuşkusuz. Sert güç kullanımıyla Texas Cumhuriyeti Askerleri'ni yakalayıp cezaevine koydu. Ya kalananlar hapishanede diren işe geçtiler, savaş esiri muamelesi görmeyi istediler.

Bu zorlu süreç örgütün parçalanmasına da neden oldu:

McLaren Grubu, Daniel Miller Grubu ve Johnson-Enloe Grubu...
Hepsi de illegaliteyi/yeraltı örgütlenmesini savunuyordu. Ancak silahlı direniş meselesi örgütü bölmüştü.
Silahlı radikalizmi savunanların başında Johnson-Enloe vardı. Bu grubun iki üyesinin aralarında ABD eski Başkam Bill Clinton'ın da bulunduğu birçok devlet görevlisine suikast planladıkları ortaya çıktı.
Fazla ayrıntıya girmeyeyim. Örgüt militanlarının hepsi "bölücülükten" yargılandı. Örgütün lideri McLaren 99 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yardımcısı Robert Otto şanslıydı; ona 50 yıl hapis cezası verdiler. İkisi de hiçbir cinayete karışmamıştı...
Texas Cumhuriyeti örgütü liderleri, militanları cezaevine atıldı ve sorun bitti diye düşünmeyin.

Texas'ta bu yıl yapılan anketlerde Başkan Obama Yönetimi'ni üzecek sonuçlar çıktı:

Texas halkının yüzde 35'i bağımsız Texas Cumhuriyeti'nde yaşamayı tercih ederken, bu oran Cumhuriyetçiler arasında yüzde 48'e kadar yükseldi.
Texas Valisi Rick Perry'nin açıklamaları ise ayrılıkçı hareketlerin güç skalasıru göstermesi bakımından ilginçti.

Vali Perry, ABD merkezi hüküm etini uyarma zorunluluğu hissetti:

"1845'te bu birliğe girdik, ama istediğimiz zaman ayrılabilmek şartıyla. Çok güzel bir birliğimiz var; ama Washington, Amerikan halkını küçümsemeye, hor görmeye devam ederse ne olacağını kimse bilemez."

Görünen o ki "Texas açılımı" Başkan Obama'yı zorluyor. Texas'ta bugün düne nazaran daha çok "Birlikten ayrılalım" sloganları işitiliyor.
Vali Perry'nin açıklamalarını özellikle "çay partileri'nde dile getiri yor olması oldukça manidar bulunuyor.

Çünkü Amerikan siyasetinde çay partilerinin politik bir anlamı var:

ABD'de, 1773 yılında İngiltere'nin çay üzerine ağır vergiler koymasını protesto etmek için, İngiltere'den gelen üç gemi çayın, Amerikan vatanseverleri tarafından Boston Limanı'nda yok edilmesi, sömürgeci İngiltere'ye karşı verilen bağımsızlık savaşının ilk kıvılcımı olarak biliniyor. Valinin "çay partileri"nde bu sözleri söylemesi, bu yüzden son derece dikkat çekici bulunuyor.
Türkiye'deki "Kürt sorunu" kadar olmasa da, ABD'nin de bir "Texas sorunu" var.

Gerek Ermeni gerekse Kürt açılımı konusunda çok talepkar olan ABD, bakalım kendi toprağındaki Texas açılımını nasıl yapacak?
Liderlerini, militanlarını cezaevine koysa da, anketler gösteriyor ki Texas'taki ayrılıkçıların sayısı giderek artıyor. Neyse, ülkelerin iç işlerine karışılmaması bir diplomasi gereğidir, pardon geleneğidir! "Texas açılımı" konusunu fazla didiklemeyelim.
Ama keşke Başbakan Erdoğan ABD'ye gittiğinde, McLaren'in ceza evi koşullarına da bir baksaydı; Öcalan mı rahat, McLaren mi rahat, karşılaştırma olanağı bulurdu...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir