Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Obamalar Turuncu Devrim peşinde

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Obamalar Turuncu Devrim peşinde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:35

Obamalar Turuncu Devrim peşinde

ABD Başkanı Barack Hussein Obama'nın, aynı adı taşıyan babası Hussein Obama'nın Müslüman bir Kenyalı olduğunu artık biliyorsunuz. Peki, Kenyalılar ne zaman Müslüman oldu?
Kara Afrika'nın en çok bilinen Müslüman'ı kimdi?

Sanırım büyük çoğunluk biliyordur: Bilal-i Habeşi.

Hz. Peygamber'in müezziniydi. Aynı zamanda Müslümanlığı kabul eden ilk yedi sahabeden biriydi.
Bilal-i Habeşi, bugün de kara Afrika İslami'ni temsil eden güçlü bir simge. Bu nedenle, ABD'deki Müslüman Siyah hareketine "Bilalian movement" denilmektedir.
Bilal-i Habeşi'nin İslam dinine nasıl girdiğini, işkencelere rağmen Müslümanlıktan vazgeçmediğini hepimiz çocukluğumuzdan biliyoruz.
Peki, İslam mücahitleri, kara Afrika'yı, yüksek bir ideal olan "Bilalileştirmeye" ne zaman, nasıl başladı?

Türkiye'de pek üzerinde durulmaz ama İslamiyet, Medine'den önce Afrika'ya ulaştı. Müslüman'ların Mekke'de ikamet etmeleri imkansız hale gelince Hz. Peygamber, başta damadı Osman bin Affan olmak üzere, on biri erkek dördü kadın on beş sahabesinin Habeşistan'a (yeni adıyla Etiyopya'ya) göç etmesine izin verdi. Yıl, 615'ti.
Habeş Kralı Necaşi Aşhama, gelen sahabelere hürmet göstermenin yanı sıra kendisi de Müslümanlığı seçti. Böylece İslam, Medine'den önce kara Afrika'ya ulaşmış oldu.

Bu nedenledir ki, Kenya, Sudan, Uganda vd ülkelerde her yıl "hicri yılbaşı" kutlamaları yapılmaktadır.
İslam'ın kara Afrika'ya bu sembolik girişinden sonra, Müslüman Arap ordusunun 639'da Mısır'ı almasıyla Afrika kıtası kuzeyden başlayarak Müslüman'laşmaya başladı.
Afrika sadece askeri fetihlerle İslam'a kazandırılmadı. İkincil ve aslında daha önemlisi ticaretti.
İslam'dan önce, başta Hz. Peygamber olmak üzere Arap tüccarlar Kuzey ve Doğu Afrika liman-pazarlarına gidip geliyorlardı. İslam'ın Arap toplumunu geliştirmesi y-le bu kıyı ticareti daha da gelişti. Sadece Arap tüccarlar da gelmedi.

İran körfezindeki ülkelerden ve Hindistan'dan gelen tüccar Müslümanlar da Afrika'ya yeni bir dinin ve kültürün getirilmesinde öncü oldular.
Kızıldeniz'in iki yakası arasındaki alışverişler ve Arapların yerli kadınlarla evlenmekten kaçınmamaları, İslam'ın özellikle Kuzey ve Doğu Afrika'da hızla ve çabuk yayılmasına neden oldu.
Sadece ABD Başkanı Obama değil, bugün bile Kenya'da Araplarla kaynaşan birçok aile neslinden hem Siyah hem Beyaz hem de melez bebekler dünyaya gelmektedir.

Yeni gelen dinle birlikte dil de değişti:

Arapça "sahil" sözcüğü anlamına gelen ve yüzde 40'ından fazlası Arapça olan "Svahili"' dili ortaya çıktı.
Dünyanın en önde gelen dillerinden biri olan Afro-İslami Svahili dili, Obama'nın baba tarafının kullandığı dildi.

Doğu Afrika denilen bölgeyi oluşturan Kenya, Uganda ve Tanzanya'da Müslümanlar bugün azınlıkta. Bunun nedeni Hıristiyan misyonerler.
Oysa bugün Hıristiyan misyonerlerin yaptığını geçen yüzyıllarda Müslüman Sufi tarikatlar yapmıştı, İslam'ın kıtada hakim din haline gelmesi bu tarikat mensubu Sufiler eliyle sağlandı.
Kabile kavgalarının yaygın olduğu, kıta emniyetinin söz konusu olamadığı, deniz korsanları ya da karadaki silahlı eşkıyalar yüzünden yol güvenliğinin kalmadığı dönemde toplumsal dayanışmayı, paylaşma kültürünü, birlikte yaşama tecrübesini, hak ve hukuka saygıyı öğütleyen İslam, Afrika yoksullarınca hemen kabul gördü.

Afrika'da tekke demek aynı zamanda ribat demekti.
Ribatlar, sınır boylarında kurulan ve gönüllü Müslüman mücahitlerin, İslam topraklarına dışarıdan gelebilecek tehlikeleri önlemek gayesiyle nöbet tuttukları askeri kuleler, garnizonlardı.

Bu ribatlarda hem askeri hem de tasavvufi eğitim verilirdi.
Sahra topraklarında, Afrika'nın kavurucu sıcağı altında yaşam mücadelesi veren yoksul kitlelerin yegane sığmağı da zaviyeler oldu.
Müslümanlar Afrika'nın vahşi bölgelerinde bile kurdukları zaviyelerle sağlık hizmetlerini, dönemin ve şartların elverdiği oranda en işlevsel tarzda gerçekleştirdiler.
Ayrıca misyoner Sufiler kendilerine özgü metot, zikir, sülük ve terbi ye usullerini coğrafi ve kültürel şartlara da uygun hale getirerek Afrikalıların İslam'a geçmelerini kolaylaştırdı.
Afrika topraklan farklı tarikatlar arasında adeta taksim edilmiş vaziyetteydi. Senegal denince Müridiye, Moritanya denince Ticaniye, Fas denince Darkaviye, Tunus denince Arusiye, Cezayir denince Medyeniye, Mısır denince Şaziliye, Libya denince Senusiye, Nijerya denince Kadiriye, Sudan denince Mirganiye ve Eritre denince Salihiye akla geliyordu.
Peki, Obama'nın memleketi Kenya'da hangi tarikatlar güçlüydü?

Kenya'da en yaygın tarikat Kadiriye'ydi.
Bugün dünyaya yayılmış kırk beş kolu olan Kadiriye tarikatını, XI I. yüzyılda Bağdat'ta Abdülkadir Geylani (ö. 1167) kurdu.
Başta Sudan olmak üzere bazı Afrika bölgelerinde Şeyh Geylani mehdi olarak tanınmaktaydı.

Kesin olmamakla birlikte bu tarikat 1550'lerde Hicaz'dan Doğu Afrika'ya geldi. O tarihe kadar İslam dünyasında pek de yaygın olmayan Kadiriye tarikatı Afrika'da çok çabuk benimsendi ve hemen yayıldı. Bunun temel nedeni tarikata sık sık zikir meclisi düzenlemesiydi! Zikir Afrika kültürüne yakın bir dini ritüeldi.

Kenya'da bir diğer tarikat ise, XIII. yüzyılda Tunus'ta Şeyh Abdullah Şazili (ö. 1258) tarafından kurulan Şaziliye'ydi.
Sünni bir tarikat olan Şaziliye'nin XV. yüzyılda Doğu Afrika'ya geldiği tahmin ediliyor. Tarikat XIX. yüzyılda bölgenin en güçlü tarikatı haline geldi. Tarikata Kenya'da hala zaviyeleri var.

Burada bir parantez açacağım:

Sultan II. Abdülhamid Şaziliye şeyhlerinden Hasan Zafir'i İstanbul'a çağırıp, Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki iki konağı ona tahsis etti. Böylece İstanbul'da yaşamasını sağlayarak Afrika'daki Senusi ayaklanmasını bastırdı. Bu konak Beşiktaş Barbaros Caddesi üzerindedir ve harap halde durmaktadır. Acaba bu tarihsel bina "tasavvuf müzesi" haline getirilemez mi?

Devam edelim:

Rıfaiye tarikatının da Doğu Afrika'da belli bir tesiri vardı. Keza Muhammed Ali (1178-1255) tarafından Güney Arabistan'da kurulan Aleviye tarikatı da bilhassa Kenya'da güçlüydü.

Aleviye zamanla iki kola ayrıldı:

Ebubekir Abdullah el -Ayderus'un kurduğu Ayderusiye ile Abdullah Alevi Muhammed Ahmed el-Haddad'ın kurduğu Haddadiye.
Kenya'nın yerli tarikatı ise Şeyh idris Sa'ad tarafından 1930'da Darü's-Selam'da kurulan Askeriye idi. Ancak bu tarikat diğerlerine göre çok az rağbet gördü.
Obama ailesi bu tarikatlardan birine bağlanmış mıydı acaba?
Bilinmiyor. Ancak bir tarikata bağlı olduklarından şüphe yok; çünkü hemen hemen tüm Afrikalı Müslümanlar bir tarikata mensuptu.
Bugüne kadar ABD Başkanı Obama'yla ilgili her tür haberi yapanların bu durumu görmezden gelmeleri hayli ilginç.

XVIII. yüzyılda İslam dünyasını etkileyen yen ilik (tecdid) hareketi, başka yerlerde olduğu gibi Afrika'da da yeni tarikatların doğmasına neden oldu.
Bunlar, Fransız, İtalyan, İngiliz sömürgecilerine karşı bağımsızlık mücadelesi verdiler. Kısa zamanda bölgesel siyasetin de motor gücü haline geldiler.
"Neo-Sufizm hareketi" olarak tanımlanan bu tarikatlar, hurafe ve batıl inançlara karşı çıkıp, sünnetin yaygınlaşmasına öncelik etmeyi görev edindiler. Yani tasavvufi uygulamalarda yer yer rastlanan kimi taşkınlıklara, aykırı yaklaşımlara karşı bayrak açtılar.

İşte bu tarikatlardan biri de XVIII . yüzyılda Abdülkerim es-Samman tarafından kurulan Hicaz merkezli Sammaniye tarikatıydı.
Sammaniye tarikatını geliştiren büyüten Ahmed el -Tayyip (ö. 1824) oldu. Bu nedenle bu tarikata daha sonraları "Tayibiye" denmeye başlandı. Tarikat, merkezi Sudan'da olmak üzere Doğu Afrika'da hayli gelişti.

Uzatmayalım; Tayyibiye gibi onlarca tarikat vardı Afrika'da.
Aynı soruyu sormak durumundayım: Obamalar hangi tarikata mensuptu?
Ailenin oturduğu Victoria Gölü çevresinde "Tayyibiye" tarikatının ağırlıkta olduğu biliniyor.
Obamalar için "Tayyibiye" tarikatından diyebilir miyiz? Bu konuda elimizde bilgi/belge yok. Sadece "ihtimaldir" diyebiliriz...
Diğer yandan, ABD Başkanı Obama Tayyibiye'yi bilmeyebilir ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tanıyor.
Peki, Tayyip Erdoğan Obama'yı tanıyor mu? Örneğin şu sorunun yanıtını biliyor mu?
Kunte Kinte'yi kaçıranlara Obamalar yardım etti mi?
"Kökler" tek kanallı televizyonun unutulmaz dizilerden biriydi.
Afrikalı Müslüman Siyah genç Kunta Kinte, davul yapmak için kütük ararken köle peşinde koşan Beyazlar tarafından yakalanıp gemiyle ABD'ye götürülüp köle olarak satıldı.

Kuşkusuz Amerikalılara bu esir ticaretinde yardımcı olan Afrikalılar da vardı. Bunlar arasında Obama'nın akrabaları var mıydı?
Obama ailesi, Afrika'nın en büyük tatlı su gölü olan Victoria Gölü çevresinde yaşayan Luo kabilesinden.
Luo kabilesi, bugün Sudan, Uganda, Kongo, Kenya, Tanzanya'ya ya yılmış bulunan köklü bir kabile.
Kenya'nın yüzde 13'ü Luo kabilesinden. Luoların büyük çoğunluğu Hıristiyan, çok azı Müslüman.

Buraya bir not eklemeliyim:

Kenyalı Müslümanların ritüelleri, gelenekleri Anadolu Müslümanlığına pek benzemiyor; örneğin reenkarnasyona inanıyorlar.
Luolar, Kenya'nın en büyük etnik grubu Kikuyularla sürekli çatışıyorlar.
Kikuyular, Somali'nin güneyindeki Shungwaya'dan gelmişlerdi.
Luolar, Somali'den gelen, içlerinde Müslümanlar da olan Kikuyulara düşmandı, ama nedense Somali'deki Siyah renkli Yahudi kabilesi Yabirslerle çok sıcak ilişkileri vardı.
Luolar ile Yabirsler aralarında dinsel farklılık olmasına rağmen kız alıp veriyorlardı!

Luo kabilesiyle Yabirslerin ilişkisi eskiye dayanıyordu. Yabirsler Davud Peygamber döneminde Somali'ye gelip Luolarla ilişkiye geçmişlerdi.
Bu ilişki konusunda Batı basınında son dönemde ilginç haber yorumlar çıktı.
İddialara göre, Luolar Afrikalıları Yabirsler aracılığıyla köle olarak Amerikalılara satmışlardı! Beraber köle ticareti yapmışlar yani.
Ve bu yüzden Luolar, Batı'yla oldukça iyi ilişkiler kurmuşlardı.
Afrikalı kabilelerin bu nedenle Obama'nın kabilesi Luoları pek sevmediği yazılıyor.

Bu iddiaları ortaya atanlar iki örnek olay gösteriyor:

Bunlardan birincisi, Obama'nın babasının Amerikalı misyonerin bursuyla ABD'ye gitmesi.
İkincisi ise, seçim çalışmaları sırasında Obama hakkında sürekli, "Obama hiç köle olmadı" denilmesi. Bu propaganda ilginçti; sanki Afrika'da yakalanıp Amerika'ya köle olarak getirilmek ayıptı!
B. Hussein Obama'nın dünyanın en sevimli siyasal lideri haline gelmesinin nedeni Kunta Kinte'lerin bu çilek hayatı değil midir?
Obama'nın akrabalarının bugün renkli devrim peşinde olduğunu da söylemeliyim.
Kenya'nın yüzde 13'ünü Laolar, yüzde 22'sini Kikuyular oluşturuyor, iki kabile arasında çatışma siyasi arenada da kendini gösteriyor.
27 Kasım 2007 seçimlerinde Kikuyuların adayı Mwai Kibaki, Luolarınki ise Raila Odinga'ydı.

Devlet başkanlığını Kikuyuların adayı kazandı.
Ancak Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna'da olanlar Kenya'da da tezgahlandı. Laolar seçime hile karıştırıldığı gerekçesiyle ayaklandı.
Ayaklanmanın öncüsü "Turuncu Devrim" isteğiyle Laoları harekete geçiren, Turuncu Demokratik Hareketinin lideri Raila Odinga'ydı.
Luolar ile Kikiyuların çatışması sonucu bin kişi öldü, 200 bin kişi yerinden yurdundan oldu.

BBC'den Mukoma Wa Ngugi, Luoların Turuncu Devrim yapmak için bu vahşete neden olduklarını söyledi.
Tahmin ettiğiniz gibi Luolar ile Kikuyuların çatışmasında büyük güçlerin desteği de vardı.
Luoların lideri Raila Odinga'nın arkasında ABD vardı.

Batı'nın "totaliter" olarak değerlendirdiği Kikuyular, bağımsızlıktan beri iktidardalar. Önceleri Sovyetler Birliği'yle müttefiktiler.
Sonunda Kibaki devlet başkanı, Odinga başbakan yapılarak çatışmalara son verildi.

Nerede bir renkli devrim girişimi olsa, adı mutlaka geçen "para sihirbazı" G. Soros, ABD seçiminde B. Obama'yı destekledi.
Soros'un, Kenya'daki Turuncu Demokratik Hareketinin de finansörü olduğunu biliyor musunuz?
Obama'nın babasının, Odinga'nın dayısı olduğunu belirtmeliyim! Kuzenler yani. Soros'un vakıflarıyla ilgili tartışmalar bugün Kenya'da da medyanın gündeminde.

Bakalım Obama'nın ABD başkanı olması, Kenya'daki Luolar ile Kikuyular arasındaki çatışmayı nasıl etkileyecek?
Kuzenler yani, Obama ile Odinga el ele verip Kenya'ya Turuncu Devrim getirecekler mi?..
Göreceğiz...

Başa dönersek; dün Wilson'u mesih görenler (ki içlerinde Türk aydınlar da vardı), bugün de Obama'yı kurtarıcı görüyorlar (ki içlerinde Türkler olduğunu yazmaya gerek yok).
Bu topraklarda birileri kurtuluşu hep dışarıdaki güçlerden bekledi. Bu yazgıları hiç değişmedi...
Ne zaman dış dünyadan destek arayışına girilse, aklıma Osmanlı'nın çöküş dönemi gelir...
" İngiliz Partisi" ile "Fransız Partisi"
Bundan tam 153 yıl önce...
Paris'te yayımlanan bir kitap kısa sürede üç baskı yaptı.

Yazar, "Destrilhes" takma adım kullandı.
Kitabın adı, Confidences sur la Turguie (Türkiye Hakkında Sırlar) idi. Bestseller olan kitap Osmanlı devletinin bazı sırlarını ifşa etti. Bu kitaba yanıt gecikmedi.
Emile Tarin adlı avukat iddialara yanıt veren bir kitap kaleme aldı: Reponse aux Confidences sur la Turquie (Türkiye Hakkındaki Sırlara Yanıt).
Tartışmalar sürüp gitti...
Taraflar belliydi: "İngiliz Partisi" ile "Fransız Partisi." Önce bu partiler de neyin nesiydi onu açıklayalım, sonra Paris'teki kitaplara dön elim...

Osmanlı devletinin son dönemlerinde hizipler/gruplaşmalar arttı. Ancak bunlar kitle tabanı olan, halkın ilgilendiği siyasal kavgalar değildi. Yönetici zümre arasındaki kişisel nedenlere dayalı ayrılıklardı.
Batılılar Osmanlı'daki bu hiziplere/gruplaşmalara kendi terminolojilerine uygun olarak "parti" ismini verdi.
Diplomatik yazışmalarında, Osmanlı'daki gruplaşmalardan "Fransız Partisi", "İngiliz Partisi", "Rus Partisi" diye bahsediyorlardı.
Çünkü bu gruplar sırtlarını mutlaka yabancı güçlere dayıyorlardı. Ne acı ki bağımsız parti yoktu!
Örneğin dönemin sadrazamı Mustafa Reşid Paşa "İngiliz Partisi"ne mensuptu. Bir diğer sadrazam Mehmed Ali Paşa ise "Fransız Partisi"ndendi.

Gruplara, yakın oldukları ülkenin adım veren diplomatlar, kamuoyu na yönelik açıklamalarda bu partilere ne isim veriyordu biliyormusunuz?
"Reform Partisi", "Yenilikçi Parti", "Muhafazakar Parti" vs... "Muhafazakar-demokrat parti" henüz "icat" edilmemişti anlaşılan! Neyse...

İngilizlere göre Sadrazam Mustafa Reşid Paşa "büyük reformcu"ydu! Ve işte bestseller kitabın yazılış nedenine geldik:

Fransa'da yazılan, Destrilhes imzalı kitaba göre ise reformcu Mustafa Reşid Paşa, bakın aslında neydi...

Yazar Destrilhes kitabında Mustafa Reşid Paşa'yı şöyle tanımlıyordu:

Yiyici, yeteneksiz ve her türlü ahlaki ilkeden yoksun bir memur sürüsünü ayakta tutmak ve statükoyu korumak için çabalıyordu. Batılılığı sağlam bir kültüre dayanmıyor, salon adabının sınırlarım aşamıyordu. Londra ve Paris elçiliklerinde bulunmasına rağmen sağlam bir formasyon sahibi olamamıştı. Vaktini sürekli tavla oynayarak geçirmişti.

Kitap uzun uzadıya Mustafa Reşid Paşa'nın serveti üzerinde de duru yordu. Sadece Mustafa Reşid Paşa'yı değil, ekibi içinde yer alan Musa Saffeti Paşa, Rıfat Paşa, Rıza Paşa'yı vb cehalet ve yiyicilikle itham ediyordu.

Sadrazam Mustafa Reşid Paşa'yı yerden yere vuran kitap, kimi övüyordu? Sadrazam Mehmed Ali Paşa'yı.
Sultan Abdülmecid'in kız kardeşi Adile Sultan'la evli olan Damat Mehmed Ali Paşa Fransızlara yakındı.
Destrilhes Ömer Paşa, Ali Paşa, Mehmed Rüşdü Paşa, Kıbrıslı Mehmed Paşa gibi isimlerden oluşan bu ekibe "Ulusal Parti" adını veriyor ve onları öve öve bitiremiyordu.

Osmanlıdaki hizip çatışmaları Paris-Londra'nın sürekli gündemindeydi. Kendilerine bağlı hizipleri öven haberler yaptırıyorlardı. Amaçları, ne reformdu ne de hürriyet! Tek çıkarları vardı: Kendi siyasal nüfuzlarını artırmak.
Ve işin ucunda ise hep para vardı...

Ferdinand Lesseps, Fransa İmparatoru III. Napoleon'un eşi Eugenie'nin kuzeniydi. Mühendisti.
Osmanlı paşaları arasındaki hizip kavgasının giderek büyüdüğü o günlerde mühendis Lesseps elinin altındaki dosya için İstanbul ve Kahire'de kulis yapıyordu.
"Fransız Partisi" ile "İngiliz Partisi" arasındaki hizip kavgasının en önemli nedeni, mühendis Lesseps'in koltuğunun altındaki bu dosyaydı...
Dosyanın üzerinde "Süveyş Kanalı Projesi" yazıyordu...

Uzakdoğu'dan Avrupa'ya mal getiren gemiler Afrika kıtasını dolaşmak zorunda kalıyordu. Mühendis Lesseps, Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştirecek (uzunluğu 163 km olacak) Süveyş Kanalını hayata geçirmek istiyordu.

İngilizler, Fransızlara büyük ticari üstünlük getirecek bu projenin hayata geçmesini istemiyordu. Akdeniz ve Hindistan'daki hakimiyetleri zora girebilirdi. Projeyi engellemeleri şarttı. Güvenceleri Sadrazam Mustafa Reşid Paşa'ydı.
Ama önce "Fransız Partisi" Başkanı Sadrazam Mehmed Ali Paşa'yı "yemeleri" gerekiyordu.
Ermeni sarraf Cezayirli Mıgırdiç'i harekete geçirdiler. Sarcaf Mıgırdiç, Sadrazam Mehmed Ali Paşa'ya her biri 4,5 milyon kuruş olmak üzere üç kez rüşvet verdiğini açıkladı.
Dava "yüksek mahkeme" Meclis-i ali-i Tanzimat'ta görüldü. Raporlar ve deliller sadrazamı aklasa da, İngilizlerin baskısıyla Mehmed Ali Paşa Kastamonu'ya sürüldü.

İngiliz Büyükelçisi Stratford Canning'in sözünden çıkmayan Mustafa Reşid Paşa, Süveyş Kanalı Projesi'ni "uyutmak" için elinden geleni yaptı.
İşte Confidences sur la Turauie adlı kitap Fransa'da o tarihte piyasaya çıkarıldı.
Yetmedi, medrese öğrencileri de Mustafa Reşid Paşa'ya karşı ayaklandı. Tarih bu olayları reformcular ile antireformcular arasındaki kavga diye yazmaktadır. Heyhat!
Ve bugün de ülkeler arasındaki nüfuz kavgaları hala "reform" maskesi altında sürmektedir.
Batılılar, Türkiye'deki gerici partileri bile bugün "ilerici", "reformcu" diye göstermektedir. Kendi diplomatik yazışmalarında ne diye isim verdiklerini siz tahmin edin.
Dün Süveyş Kanalı için çatışan güçler bugün Kuzey Irak petrolleri için entrikalar çevirmektedir. Onların stratejisine göre siz "reformcusunuz" ya da "tutucusunuz."
Görünen manzara acıdır; Batılılar için önemli olan çıkarlarıdır. Gerisi hikayedir.
Ben demiyorum. Tarih öyle diyor...

Aslında bugün tartıştığımız birçok konu Osmanlı tarihinde yaşandı.
Medyada ne zaman Ergenekon derin devlet, darbe tartışmaları yapılsa, konu mutlaka ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne getiriliyor; bu tür oluşumların-müdahalelerin bu cemiyetle başladığı iddia ediliyor. Kısmen doğru.

Ancak, kimse Halaskar Zabıtan (Kurtarıcı Subaylar) Grubu'ndan bahsetmiyor. Örgüt liberal olduğu için mi acaba?
Halbuki parlamentoya ilk askeri muhtırayı onlar verdi.
Tarihimizde ilk kez bir başbakanı (sadrazamı) suikastla onlar öldürdü.
Gelin tekmili birden liberal Kurtacı Subaylar'ın hikayesine bakalım, Bakalım ki, Osmanlı üzerindeki emperyalist kapışmanın piyonlarını yakından tanıyalım...

Liberal darbe

Tarih, 11 Haziran 1913. Yer, İstanbul. Saat, 11.30.
İttihat ve Terakki'nin sadrazamı (başbakan) ve harbiye nazın (savunma bakanı) Mahmud Şevket Paşa, Babıali'ye (başbakanlığa) gitmek için makamından çıkıp otomobiline bindi.
Paşanın yanında seryaveri Eşref, bahriye yaveri İbrahim ve sadık koruması Kazım vardı.
Makam arabası Beyazıt Meydanından Çarşıkapıya sapacağı sırada, Fatma Sultan Çeşmesi'nin yanında duran bir otomobil dikkatlerini çekti. Otomobil bozulmuştu ve iki kişi tarafından tamir ediliyordu. Paşa ve korumalar otomobile bakarken önlerine tabut taşıyan küçük bir cemaat çıktı.
Mahmud Şevket Paşa şoförüne cenazeye yol vermesini emretti. Makam aracı durdu.
Cenazeyi taşıyanlar yolun tam ortasına geldi. Ve tam o esnada paşanın makam aracı üç koldan yaylım ateşine tutuldu.
Cenaze alayı ve otomobili tamir edenler suikastçıydı. Bir de onlara yıkık bir duvar arkasına saklanmış bir başka suikastçı yardım ediyordu.
Seryaver Eşref kurşun sesini duyar duymaz otomobilden atlayıp karşılık vermeye başladı. İlk kurşunlar Kazım'a isabet etti. Sa rı pardösülü terörist tabancasını Kazım'a yöneltip şarjörü boşalttı.
Bahriye yaveri İbrahim de şehit oldu.

Hedefte Mahmud Şevket Paşa vardı. O da beş kurşunla şehit edildi. Paşanın öldüğünü gören saldırganlar kaçmaya başladı.
Güya bozuk otomobil hareket etti. Saldırganlardan biri ayağı sakat olduğu için otomobile yetişemedi, Gedikpaşa istikametine kaçtı.
Olaydan kısa süre sonra güvenlik güçleri olay yerine geldi.
Sadece bir kadın görgü tanığı vardı; ayağı sakat olan saldırganın Ağa Han'a girdiği söyledi. Hemen operasyon yapıldı. Topal Tevfik yakalandı.

Tetikçi Topal Tevfik hemen konuştu:

Yıkık duvar arkasından ateş eden sarı par-dösülü tetikçinin adı, Ziya'ydı.
Otomobildeki saldırganlar ise, eczacı Nazmi, bahriyeli Şevki, Hakkı ve Abdulrahman'dı.
İstanbul Muhafız Komutanı Cemal Paşa (gazeteci Hasan Cemal'in dedesidir)
kimsenin gözünün yaşına bakmadı, ikinci saldırgan Ziya da hemen yakalandı.
Ziya'nın yakalanmasıyla örgütün daha yukarılarında kimlerin olduğu ortaya çıktı.
Mahmud Şevket Paşa'yı öldürmekle görevlendirilen terörist grubun lideri Ziya'ydı.
Ziya'ya emri Kolağası (Yüzbaşı) Kazım vermişti.
Miralay (Albay) Fuad Bey, Kaymakam (Yarbay) Zeki Bey bu gizli teşkilatın önemli isimlerindendi.

Tetikçi Hakkı da Galata Köprüsü üzerinde yakalandı. Hakkı'dan alı nan bilgilerle Beyoğlu Piremehmet Sokağı'ndaki İngiliz bir kadının işlettiği kumarhaneye baskın yapıldı.
Evden açılan ateş sonucu bir subay şehit oldu.

Hücre evinde örgütün en önemli isimlerinden Kolağası (Yüzbaşı) Kazım ve adamları vardı.
Kazım önemli bir isimdi ve sağ yakalanması şarttı. Peki, bu nasıl olacaktı? Çare hemen bulundu.
Kazım, Çerkez'di, İttihat ve Terakki'nin Çerkez fedailerine haber salındı.
Yakub Cemil, İzmitli Mümtaz, Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Sami ile Topçu İhsan (Meral Okay'ın büyük dayısıdır) olay yerine geldiler.
Enver Paşa'nın yaveri İzmitli Mümtaz içeridekilere kendini ve arkadaşlarını tanıttı. Kazım, "Mademki sizsiniz, teslim oluyoruz" dedi. Yanındaki Şevki ve M ehmed Ali'yle teslim oldu.
Soruşturma genişledikçe örgütün amacı ve eylemleri ortaya çıktı.

Suikast planını Beyoğlu Kallavi Sokak'taki Topal Tevfik'in evinde yapmışlardı.
Hedeflerinde sadece Sadrazam Mahmud Şevket Paşa yoktu; İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen isimleri vardı. Sanıkların evlerinde suikast yapılacakların isimleri ve evlerinin krokileri bulundu. Yapılacak darbeden sonra dağıtılacak, "Osmanlı ulusuna ve ordusuna sesleniş" başlıklı bildiriler ele geçirildi.
Amaçları bu suikastlar sonucunda ihtilal yapıp İttihat ve Terakki hükümetini yıkmaktı.
Çerkez Kazım da önemli isimler verdi.

Bu arada soruşturma hemen bitirildi. Divanıharpte yargılanmalar da kısa sürdü.
Mehmed Remzi Bey başkanlığındaki heyet, suçu sabit görülen yirmi dört kişi hakkında idam hükmü verdi. Ancak sanıkların yansı ele geçirilemediği için haklarındaki hüküm gıyaplarında verildi.
On iki kişi Beyazıt Meydanı'nda asıldı.
322 kişi sürgüne gönderildi. Bunlar arasında Refik Halid (Karay), Refii Cevad (Ulunay) gibi yazarlar, gazeteciler de vardı; gelecekte Türkiye Komünist Partisi'nin b aşına geçecek olan Mustafa Suphi de...

İdam edilenlerin birkaç istisna dışında hemen hepsi, vaktini meyha ne ve kumar alemlerinde geçiren siyasi amaç peşinde olmayıp macera arayan kişilerdi.
Peki, bu örgütün tepesinde hangi isimler vardı? Beyin takımı kimdi? Soruların yanıtları için bir yıl geriye gitmek gerekiyor...

Türkiye'deki tartışmaları takip ediyorsanız bilirsiniz; güya bir yanda darb eciler diğer yanda demokratlar varmış!
Demokratlar aynı zamanda kendilerini "liberal" olarak tanımlıyor. Güzel. Ancak yakın siyasal tarihe baktığınızda liberallerin darbeci olmadığını söylemek biraz güç.
İşte bir örnek...

Tarih, 22 Temmuz 1912.

Bir türlü kurulamayan hükümeti Gazi Ahmed Muhtar Paşa kurdu. Hükümetin kurulamamas ının nedeni parlamentoya verilen askeri muhtıraydı.
İttihat ve Terakki hükümetine muhtıra veren Halaskar Zabit an Grubu'ydu: "Memleketimiz, devletimiz hufra-i inkıraz ve pençe-i izmihlal"dir; yani memleketimiz uçurumun kenarında ve yıkımın pençesindedir. Bu hükümet gitmezse askeri darbe yapılacaktır!
Halaskar Zabitan muhtırasının içeriği bu topraklarda bir ilkti. Ancak son olmadı; ne ilginçtir ki bundan sonraki tüm darbe bildirileri hep bu muhtıraya benzeyecekti. "Memleketimiz uçurumun kenarındadır... "

İttihatçılar salt bir muhtıra yüzünden iktidardan olmadılar kuşkusuz.
Öncelikle, İstanbul'daki subaylar içinde hareketlenme olduğu bilgi sini aldılar ve ikinci bir 31 Mart (1909) Vakasından korktular.
Ayrıca, Rumeli'de Halaskar Zabitan'ın dağa çıktığı haberi de onları geri adım atmaya zorladı.
Keza, aynı tarihte başlayan Arnavut ayaklanması ile Halaskar Zabitan muhtırası arasında ilişki olup olmadığından da emin olamadılar.

Halaskar Zabitan'ın muhtıra/darbe bildirisi nerede hazırlandı?
Muhtıra, -padişah Reşad'ın yeğeni- Osmanlı liberal hareketinin lideri, İngilizlerin desteklediği Prens Sabaheddin'in Kuruçeşme'deki köşkünde hazırlandı.
Bildiri hazırlanırken bazı siviller korkup köşkü terk etmek istedi. Bir sonuç almana kadar kimsenin köşkten ayrılmasına izin verilmedi.
Bu arada çoğunluğu subay olan bir grup Halaskar Zabitan da Bostancı'daki bir evde toplantı halindeydiler.
İttihatçılar iki toplantıdan da haberdardı. Hatta Bostancı'daki eve üç paşadan oluşan bir heyet gönderip yeni kabinede kimleri istedikleri soruldu.
Halaskar Zabitan, eski sadrazam Kamil Paşa ve Nazım Paşa'nın mutlaka kabinede olmasını istiyorlardı.
Ve her iki grubun da onayını alan "Büyük Kabine" Gazi Ahmed Muh tar Paşa tarafından kuruldu. Padişah Reşad'ın deyimiyle, "baldın çıp

laklar, Selanik dönmeleri, yerlerini göğüslerinde sırma şerefler/madalya taşıyan paşalara bırakmıştı!"
Halaskar Zabitan'ın önde gelen subaylarından Binbaşı Saffet, İstanbul merkez kumandanlığına getirildi.
İttihatçılar mevzilerini tek tek kaybetti. Cemiyetin merkezini bile tekrar Selanik'e taşıdılar.
Başta Hüseyin Cahit olmak üzere ittihatçı gazeteciler tutuklandı. Tanin kapatıldı, Cenin çıktı; Cenin kapatıldı Şercin çıktı ve sonun da ne adla olursa olsun İttihatçıların gazete çıkarması yasaklandı!

Gazi Ahmed Muhtar Paşa Kabinesi'nin kurulmasından bir gün sonra Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Bey'in evine imzasız tehdit mektubu gönderildi.
Mektupla, "Fındıklı Tiyatrosu"na benzetilen meclisin kırk sekiz saat içinde lağvedilmesi isteniyordu. Eğer istekleri olmazsa bazı ölümler gerçekleşecekti!
Mektup Halaskar Zabıtan Grubu'ndan geliyordu.

Hükümeti deviren Halaskar Zabitan'ın hedefi şimdi meclisti.
İttihatçılar bu kez tehdide "pabuç bırakmadı." Sert açıklamalar yaptılar. Taşra örgütleri Halaskar Zabitan'ı kınayan telgraflar çektiler meclise.
Mecliste coşkulu konuşmalar yapıldı. Dört yüz subay Abide-i Hürriyet'in başında toplanarak Halaskar Zabitan'ı protesto etti.

İttihatçıların tekrar moral kazandığını gören "liberal" Halaskar Zabıtan, İttihatçıların lideri Talat Paşa'ya suikast düzenlenmeye karar verdi.
Talat Paşa gizlice takip edildi; Yerebatan'da oturuyor, gece yarısına kadar partide çalıştıktan sonra evine gidiyordu.
Evinin bulunduğu bölgedeki polis karakolunun mürettebatı değiştirildi; tetikçiyi koruyacak isimler seçildi. Talat Paşa'yı vuracak kişinin, avukat Fuad Şükrü'nün evine saklanması bile kararlaştırıldı.
Tüm bu işleri organize eden kişi ise Harbiye Nazırı Nazım Paşa'nın yaveri Nafiz'di.
Yaver Nafiz suikast planını gerçekleştirmek için Prens Sabaheddin'in adamı Hasan Vasfi'ye para verdi.
Ancak Prens Sabaheddin, eylemin gerçekleşeceği günden kısa bir süre önce suikast teşebbüsüne izin vermedi. Korkmuştu...
Sonra ne oldu?

"Liberal" hükümet Balkan hezimetine neden oldu. Osmanlı Edirne'yi bile kaybetti.
Bulgar ordusu İstanbul yakınlarına kadar geldi.
Ve ittihatçılar, 23 Ocak 1913 Babıali darbesiyle, Harbiye Nazın Nazım Paşa ve yaveri Nafiz'i öldürüp iktidarı liberallerden geri aldı.
İşte bu olaydan sonra, "liberal" darbeci Halaskar Zabitan Grubu, Mahmud Şevket Paşa'yı ve diğer İttihatçıları öldürüp darbe yaparak iktidarı geri almak istedi.
Beceremedi. Mahmud Şevket Paşa öldüğüyle kaldı.

Halaskar Zabitan büyük zayiat verdi:

İdam cezası alanlar arasında Prens Sabaheddin de vardı.

Toparlarsak:

"Liberaller demokrattır, İttihatçılar ise darbecidir" gibi anlamsız polemiklere gerek yoktur:
İkisi de darbecidir; ikisi de suikast yapmıştır. Sadece biri yenmiş, diğeri yenilmiştir.
Birinin arkasında Almanya, diğerinin arkasında İngilizler vardır. Hepsi bu.
Peki Halaskar Zabitan Grubu'nun şifreleri nelerdi? Kuruluşu konusunda kesin bir tarih veril emiyor.

Kuruluş yeri: İstanbul.
Toplantı yerleri: Bostancı ve Üsküdar (Bağlarbaşı).
Kurucuları: Binbaşı Gelibolulu Kemal, Kolağası Kastamonulu Hilmi, Süvari Kaymakamı Recep, Bahriye Binbaşısı İbrahim, Kolağası Kudret.
Amacı: İttihat ve Terakki iktidarını yıkmak, orduyu siyasetin dışında tutmak.

Bildirilerinde hep İttihatçıları hedef gösterdiler:

"Askerler! Elinizdeki namusuna helal gelmeyen silahı vatandaşlarımıza değil, dini İslami mahv ve nabut etmeyi, millet-i Osmaniye'yi menfaat-i şahsiyetleri uğrunda tamamıyla yitirmeyi niyet etmiş olan bu namussuz hainlere çevirin...''

Grubun finansmanını Prens Sabaheddin sağladı. Darbe bildirisini, Beyoğlu/Tünel'deki M. Pantazi'nin Anadolu Matbaası'nda çoğaltarak dağıtan kişi ise Prens Sabaheddin'in sağ kolu Satvet Lütfi (Tozan) idi. İlginçtir, Halaskar Zabitan Grubu İttihatçıları masonlukla itham etmiştir hep. Halbuki Satvet Lütfi önemli bir masondu!
Halaskar Zabitan Grubu ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasında gizlisi saklısı olmayan bir ilişki vardı.

Örgütün tarikat desteği de vardı:

Üçüncü dönem Melamilerin önde gelen şeyhi Terlikçi Salih de Halaskar Zabitan Grubunu destekleyenler arasındaydı. (Melamilerin, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve Halaskar Zabitan Grubu'yla kurduğu ilişkiler bir doktora tezine konu olabilir!)
Mahmud Şeyket Paşa suikastından sonra Halaskar Zabitan Grubu'nun lideri Binbaşı Kemal, Prens Sabaheddin'in evinde saklandı. Sonra yurtdışına kaçtı.
Bu olayla birlikte Halaskar Zabitan bir daha toparlanamadı ve örgüt dağılıp gitti.

Liberaller asker içindeki güçlerini kaybettiler ama siyaset ve basındaki yerlerini korudular.
Bu gerçekler ortada iken dinci-liberaller neden her fırsatta 1908 Temmuz Devrimi'ne karşı çıkıyorlar? Bunun için devrimin o sıcak günlerine dönmek gerekiyor. Liberal faşizmin ne olduğunu en iyi 1908 Devrimi anlatmaktadır.

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir