Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dinci liberal ittifak

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Dinci liberal ittifak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:58

Dinci liberal ittifak

Henüz ortada ne Susurluk vardı ne de Ergenekon.
Ne "Yeşil" biliniyordu ne de JİTEM.
PKK itirafçıları daha ortaya dökülmemişlerdi. Faili meçhul cinayetlerin ardı arkası kesilmiyordu.
Tam o günlerde, bugün artık adını herkesin bildiği bir subayla tanıştım; Binbaşı Ahmet Cem Ersever...
Ersever'i öldürenler nüfus cüzdanını bana gönderdi; ölüm sırası bendeydi. Bugün avazı çıktığı kadar bağıranların o gün sesleri hiç çıkmıyordu.
Evet, gelin Ergenekon'u bir de benden dinleyin; kafanızı çok karıştırdılar çünkü.

Ergenekon soruşturması/Davası konusunda son günlerde ortalık biraz sakinleşti. Eee artık Türkiye'nin bu sözde derin gündemi hakkında birkaç söz edebilirim. Sanıyorum bu konuda bir şeyler söyleyecek kadar bu konuyla ilgili haberler, kitaplar yazmış ender gazetecilerden biriyim.

Önce Binbaşı Ersever'in İtirafları adlı kitabımı yazdım. Yıl: 1993. Binbaşı Ahmet Cem Ersever'le 7 Haziran 1993'te tanıştım. Ersever'in cesedinin bulunduğu 4 Kasım tarihine kadar geçen beş aylık sürede çeşitli görüşmeler yaptım. Bunların çoğu yazılmamak üzereydi.

JlTEM'i, JlTEM 'in neden ve nasıl kurulduğunu, ilk komutanının kim olduğunu, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ı, Vedat Aydın'dan Musa Anter'e kadar nice yargısız infazın nasıl yapıldığım, PKK itirafçılarının kimler olduğunu, bunların hangi cinayetlerde kullanıldığını Binbaşı Ersever anlattı.

İlk kez bir subay, Güneydoğu'daki hukuk dışı hareketler konusunda, kontrgerilla hakkında konuşmuştu. Ve çok şey biliyordu. Ersever'i hep şaşırarak dinledim.
Zamanla Ersever'le görüşmemizi birileri öğrendi. Ve daha fazla konuşmaması için onu öldürdüler. Nüfus cüzdanını beyaz bir zarf içinde

bana gönderdiler. Zarfta başka hiçbir şey yoktu.
Sonra birileri bazı gazeteleri telefonla arayarak, "Sıra Soner'de" dediler. Kaçtım, kayboldum.
Ve o kaçak günlerde Ersever'in bana anlattıklarının hepsini Binbaşı Ersever'in İtirafları adlı kitapta yazdım.
Ersever'e yazmayacağıma söz vermiştim, ama artık yazmak zorun daydım. Belki bu yazdıklarım sonucu katillerinin bulunacağına inanıyordum. Ne sarmışım o yıllar!

Ersever'in anlattıkları, bugün konuşulan Ergenekon Soruşturması'ndan daha değerli bilgiler içeriyordu. Ancak o günlerde Binbaşı Ersever'in İtirafları hiçbir gazetede, dergide, TV'de haber ol(a)madı.
Bir binbaşı, elleri ayaklan bağlanıp kafasına sıkılan iki kurşunla in faz edilip Ankara'nın çıkışına bırakılıyor ve kimsenin bu cinayetle ilgili sesi çıkmıyordu!

Oysa Türkiye'de o tarihe kadar tam 20 yıldır kontrgerilla konusu tartışılıyordu.
İlk kez içeriden biri, kontrgerilla faaliyetini ayrıntılarıyla açıklıyordu. Yapılanların kanunsuz olduğu ortadaydı. Ama kimsenin sesi çıkmıyordu.
Çünkü terör herkesi esir almıştı. Sanılıyordu ki, terörle mücadelede her yol mubahtır!

O yıllar, 1990'lı yılların başında Güneydoğu'da oluk oluk kan akıyordu. Faili meçhul cinayetlerde büyük artış vardı. Herkes canından bezmişti ve kimsenin aklına hukuk gelmiyordu.
Sadece Güneydoğu'da değildi bu kanunsuz hareketler. Dev-Sol gibi sol örgütlerin İstanbul ve Ankara'daki hücre evlerine yapılan baskınlarda teslim olanlar bile infaz ediliyordu. Yargısız infazlar dönemi başlamıştı.
Devletin bir bölümü, terörü böyle bitireceğine inanıyordu. Susurluk'a uzanan kanlı yol işte böyle oluşturuldu. Daha Susurluk meselesi ortaya çıkmamıştı.

Ama Susurluk çetesi ardı ardına cinayetler işliyordu. Yöntemleri aynıydı; polis yeleği giyip, "Biz polisiz" deyip kişileri evlerinden, işyerlerinden, araçlarından indirip götürüyor ve infaz ediyordu.
Bu yöntemi ilk Güneydoğu'da denemişler; SP Şırnak İl Yöneticisi İbrahim Sanca, HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın, ÖZDEP Erzincan II Başkanı Cemal Akar, ANAP Varto ilçe Başkanı Kerim Geldi ve niceleri aynı yöntemlerle öldürüldü.

O günlerde Başbakan Tansu Çiller'in ilginç bir demeci oldu.
Çiller, 4 Kasım 1993'te İstanbul'daki Holiday Inn Oteli'nde basın mensuplarına şöyle konuştu: "Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK'nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız."

PKK'ya yardım eden 67 Kürt işadamı ve sanatçısının bulunduğu bir listeden bahsediliyordu.
Listenin ilk başında Behçet Cantürk vardı.
Ve Behçet Cantürk 14 Ocak 1994'te İstanbul'da evine giderken, polis yeleği giymiş kişiler tarafından otomobilinden indirilerek bilinmeyen bir yere götürüldü. Bir gün sonra cesedi bulundu.

Behçet Cantürk'ü diğer cinayetler takip etti:

Fevzi Aslan, Salih Aslan, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Sefa Erciyes, Yusuf Ekinci, Namık Erdoğan, Medet Serhat, Faik Candan gibi Kürtler, İstanbul ve Ankara'da kaçırılıp öldürüldü.
Haziran 1996'da Behçet Cantürk'ün Anıları adlı kitabımı çıkardım. Daha Susurluk'taki o malum kaza olmamıştı. Devleti çıplak görmüştüm.

İtalyan Gladiosu'nu ortaya çıkaran Savcı Fellice Casson'un bir lafı vardır: "Gladio'yu keşfettikten sonra, ondan örgüt elemanlarının haricin de haberdar olan tek kişinin kendin olduğunu bilmek, bunun neticesinde de seni her an öldürebileceklerini düşünmek korkunç bir duygu."

Bende korktum ama yine de Susurluk çetesinin cinayetlerini ve yöntemlerini, Behçet Cantürk'ün Anıları'nda yazdım.
Aslında ortada pek de gizli saklı bir durum yoktu. Cinayetlerin görgü tanıkları, Susurluk çetesinin infaz timlerinin robot resimlerini bile çizdirmişti. Dava dosyalarında birçok ayrıntı vardı. Ama bunların üstü ne gidecek ne bir siyasi güç ne de yargı vardı.
Terörle mücadele maksadıyla yola çıkan Susurluk çetesi, Kürt işa damlarının infaz edilmesi sürecinde parayla tanıştılar. Öldürülmekten korkan herkes, canını kurtarabilmek için oluk oluk para dağıtıyordu.

Terörün finans kaynağı silah kaçakçılığı ve uyuşturucudan elde edilen paraların büyüklüğü, bu sözde idealist çetenin aklını başından aldı.
Para için "kumarhaneler kralı" Ömer Lütfi Topal öldürüldü.
Artık bir büyük oyun sahneleniyordu; önde terörle mücadele görüntüsü vardı; arkada para paylaşımı.
İşin içine para girince çete elemanları birbirine düştü.

Bir taraf Tarık Ümit'i yok ederken, diğer taraf "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın başına bela oldu.
Çete içindeki kavga kamuoyunda, "ikinci MİT Raporu" olarak bili nen raporun ortaya çıkmasına neden oldu. Rapor basında elden ele dolaşmaya başladı. Kimse ya z-maya cesaret edemedi. Aydınlık dergisi, 21 Eylül 1996 tarihinde raporu kamuoyuna açıkladı. Rapor yalanlandı. M eselenin üstü bir kez daha örtüldü.

3 Kasım 1996'daki Susurluk'taki trafik kazası, raporu doğruladı. Yaranın irini akmaya başladı. Basın kararlılıkla olayın üzerine gitti.
Biz de Doğan Yurdakul'la birlikte Reis, Gladio'nun Türk Tetikçisi: Abdullah Çatlı ve Bay Pipo, Sıradışı Bir MİT Görevlisi: Hiram Abas kitaplarını yazdık.

Sonra ne oldu; Refah Partisi-DYP koalisyon hükümeti, Susurluk'u "fasa fiso" ilan etti. Basının gayretlerine rağmen Susurluk'un üzeri örtüldü.
Aradan yıllar geçti...
Ergenekon soruşturması patlak verdi.
Evet, üzerine dört kitap yazdığım "Ergenekon meselesi" konusunda bir şeyler söyleyebilirim artık...

Ergenekon aslında Susurluk'tur.
Peki Susurluk , Gladio mudur?
Bu soru kafaları çok karıştırıyor.

Bu nedenle önce Gladio nedir ona bakalım:

Gladio'yu ikinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte CIA ile anlaşan eski Naziler kurdu. Hedefi komünist örgütlerdi.
Soğuk Savaş döneminde her NATO ülkesinde bir Gladio teşkilatı kuruldu.
Türkiye, Soğuk Savaş'ın başladığı iki kutuplu dünyada safını Batı olar ak belirledi. NATO'ya girdi. Ordusunu, istihbaratını ve bürokrasini ABD'ye teslim etti.
Türkiye'nin hedefinde bir tek güç vardı; Sovyetler Birliği ve sözde "uzantısı" içerideki komünistler.

Önceki bölümde yazdım; CIA ve dolayısıyla Gladio'nun yardımlarıyla solculara karşıt sivil örgütler kuruldu:

Komünizmle Mücadele Derneği, ilim Yayma Cemiyeti gibi...
Türkiye'de sol kitleselleştikçe karşısına bu kez inanmış idealist ülkücüler, dinciler çıkarıldı. Komando kampları, Akıncı kampları kurulmaya başlandı.

Türkiye siyasal cinayetlere sahne oldu.
Tesadüf mü; öldürülen ilk on kişinin hepsi solcuydu. Öldürülen ilk yüz kişinin yetmiş altısı da solcuydu.
Birileri halkı ve vatanı için ölüme koşan idealist gençleri kışkırtmak için elinden geleni yaptı. Toplumda saygı gören isimler öldürülmeye başlandı. Ardından kitlesel katliamlar geldi: Kahramanmaraş, Çorum gibi...
Toplum, akan kanlarla askeri darbeye mecbur edilmek isteniyordu. Zaten 12 Eylül 1980'de darbe yapanlar açıklamışlardı: "Durumun olgunlaşmasını iki yıl bekledik!"

Bugün artık ortaya çıkmıştır ki, Türkiye'deki bu katliamların sorumlusu CIA/Gladio güdümündeki örgütlerdi.
CIA, Türkiye'yi sola teslim etmek istemiyordu.

Bunun dış politik nedenleri de vardı:

ABD'nin bugün nasıl "Büyük Ortadoğu Proje si" varsa, 1970'li yıllarda da "Yeşil Kuşak Projesi" vardı. CIA'nın planına göre Sovyetler Birliği; Türkiye, İran, Pakistan, Afganistan gibi Müslüman ülkelerle çevrilecek ve bunlar içerideki Müslümanları ayaklandırarak Sovyetler Birliği'ni yakacaklardı.

CIA'nın isteği gerçekleşmedi:

İran'da ABD karşıtı İslam devrimi oldu; Sovyetler Birliği Afganistan'a girdi. Mısır, Irak, Suriye'de ABD karşıtı Baas hareketleri güçlüydü; iktidardaydı.
Bölgede giderek yalnızlaşan ABD Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamazdı. 12 Eylül askeri darbesine giden kanlı yolları Gladio/kontrgerilla döşedi.
Ve olanları biliyorsunuz.
Sonra 1989'da Berlin Duvarı yıkıldı. Doğu Bloku çöktü. Sovyetler Birliği dağıldı.

Avrupa'daki Gladiolar bir bir ortaya çıktı:

Batı Almanya'daki adı "Sword"; Avusturya'da "Schwert"; İngiltere'de "Secret British Netvvork Revealed"; Belçika 'da "Bdra8"; Hollanda'da "Command"; İsviçre'de "P26" ve "P27"; Yunanistan'da "Sheepskin" idi.

Fransa'daki adı Teoman'ın şarkısının adıydı:

"Rüzgargülü!"

Hepsi komünist hareketlere karşı gizlice görev yapmıştı.
İlginçtir, sadece Türkiye'deki Gladio açığa çıkarılmadı.
Gladio, kontrgerilla ya da Ergenekon adı neydiyse, bugün kamuoyunun kafasını karıştırmaya devam ediyor.

Elinizde kaba bir şablonunuz varsa; kontrgerillanın/Ergenekoncuların, Gladio olduğundan emin olabilirsiniz.
"Dün öyleydi ve bugün ortaya çıkan çeteler bunun uzantısıdır" kolaycılığı sizi yanıltır.
Bakınız...

Soğuk Savaş döneminde 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde CIA-Gladio vardı. ABD'nin hedefi-amacı belliydi.
Peki, bugünkü Ergenekon'un altında/arkasında CIA olabilir mi?

Sorunun yanıtını soruyla vermemiz gerekiyor:

ABD'nin bölgedeki Kürt politikası belli; AKP'ye bakışı belli; Yeni Dünya Düzeni'nin ılımlı İslam hedefi belli; diğer yanda Ergenekoncuların da sözde hedefleri belli; o halde?

Üstelik Ergenekon'a karşı savaş açan dinci-liberal takımının ABD-AB ilişkileri de malum.
Gladio bugün, Ergenekoncuların mı, yoksa güya Ergenekonculara savaş açmış gibi görünüp Kemalist Cumhuriyet'i yıkmayı amaçlayanların mı arkasında?

Sorunun yanıtını "Gladio'nun babası" ABD'nin dış politikalarına bakarak yanıtlayabilirsiniz.
Bugün ortaya çıkarılan Ergenekon'un Gladio olduğunu söylemek zor. Ancak Gladio'dan kötü bir anlayışı devraldığını söylemek zorundayız. O halde, bugün ortaya çıkan Ergenekon nedir? Ergenekon devlet içindeki çetedir. Yereldir, yani uluslararası bağlantıları yoktur.

PKK terör örgütüne karşı Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir mücadele vermektedir. Ancak terör örgütüyle mücadelede, kendini herkesten çok "kahraman" ve "milliyetçi" gören bazı kişiler hukuk dışı yollara sapmışlardır.
Ergenekon, devlet içinde çeteleşmiş ve kişisel çıkar peşinde olan mafyadır.

Dinci-liberal ittifak aksi görüştedir.
Onlara göre, Ergenekon salt bir çete değil, bir devlet örgütlenmesidir. Kanunsuzluğunu TSK'dan aldığı güçle yapmaktadır. Amacı darbe yaparak AKP'yi yıkmaktır. Devletle, TSK'yla hesaplaşmadan bu sorunun ortadan kalkamayacağı görüşündedirler.
Bu nedenle...

Daha soruşturma aşamasında, ortada kamuoyunu ikna edecek bir delil bile yokken, yıllarca kontrgerillayla mücadele edenler-kontrgerillanın hedefi olan aydınlar, gazeteciler, akademisyenler "Ergenekoncu" olarak kamuoyu önüne çıkarıldı.
Cumhuriyet Mitinglerine katılanlar, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği darbeci yapıldı!
Türkiye'deki tüm AKP muhaliflerine "Ergenekon çetesi" yaftası vuruldu.
Yandaş medyanın hukuku hiçe sayan fütursuz yayınları çok kişiyi rahatsız etti.
Aslında bu çevrelerin amacı, Ergenekon'u aydınlatmak değildi.
Ergenekon sadece araçtı.
Neyin aracıydı? Ulus devleti yıkmanın mı ?

Taraf gazetesi yazan Lale Sarıibrahimoğlu'nun 14 Ocak 2009 tarihli makalesinin başlığına dikkatinizi çekerim:

"Ergenekon Operasyonu ABD'nin İsteğiyle Yapıldı."

Sarıibrahimoğlu yazısında, ABD'nin Türk ordusu içindeki Genelkurmay eski başkanı, emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ekibinden son derece rahatsız olduğunu ve bu ekibi tasfiye etmek istediğini ifade etti.
Peki, sebebi neymiş?

"(... ) Kentucky Üniversitesi'nin ünlü Ortadoğu uzmanı Robert Olson "Turkey's Relations with Iran, Syria, Israel and Russia, 1991-2000" isimli çalışmasının 138-143 sayfalarında Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay başkanlığı döneminde yaşanan tartışmaları anlattı. Robert Olson kitabında, Hüseyin Kıvrıkoğlu ile Gülen cemaatinin, Kıvrıkoğlu'nun görev süresi boyunca çatışma halinde olduğunu söylüyor."

Emekli Yarbay Steve Williams da, ABD'deki Western Policy Center için 30 Ekim 2002 tarihinde yazdığı makalede açıkça Kıvrıkoğlu'ndan rahatsızlığım ifade etmişti.
Williams makalesinde, Kıvrıkoğlu'nun neden bir kez bile ABD'yi ziyaret etmediğini sorguluyordu. Kıvrıkoğlu'nun ABD'ye alternatif ittifak arayışlarının ABD -Türkiye ilişkilerine zarar verdiğini yazdı.

Steve Williams'ın makalesinin "Türk Askerinin Yeni Yüzü" başlığını taşıması ilginçtir. Adı geçen yeni yüz ise Kıvrıkoğlu yerine Genelkurmay Başkanlığına gelen Orgeneral Hilmi Özkök'tü. Orgeneral Kıvrıkoğlu'nu yerden yere vuran Williams, Özkök için makalesinde "yeni nesil Türk askerlerinin öncüsü", "etkin ve uluslararası forumlarda ehil bir muhatap" gibi ifadeler kullandı.
Steve Williams, NATO ve ABD'nin Türk ordusunun yüzünü Doğu'da ittifak arayışlarına çevirmesine tahammül edemeyeceğini ve Ergenekon Operasyonu'na bu nedenle destek verdiğini belirtti.

Nitekim benzer bir konu üzerine yazılmış ve ABD için Türk ordusunun önemini bildiren bir makale de The DISAM Journal'ın, 2003-2004 kış sayısında çıkmıştı. Bir ordu yayını olan The DISAM Journal'da benzer ifadeler dile getiriliyordu.
Ergenekon operasyonu Türk ordusu içindeki ABD karşıtı eğilimlerin temizlenmesi için yapılıyordu ve bu temizlik Türkiye için de iyiydi.

Evet sorumuzu tekrar yineliyelim:

"Ergenekon Örgütü"mü yoksa karşıtlarımı Gladio'nun desteğini alıyordu?

Bu sorudan sonra gelin bir komşu ülkeyi ziyarete gidelim...
Ülkesinin yönünü Batı'ya değil, Doğu'ya dönmek isteyenlerin başına ne gelmişti? Öyle ya bazdan Ergenekon'u bazıları hala "iç meselemiz" olarak görüyor...
Bu Ergenekon'u biliyor musunuz?
Ergenekon duruşmaları İstanbul Silivri'de sürüyor.
Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Gürcistan gibi renkli devrimlere sahne olan ülkelerde de birer "Ergenekon Davası" olduğunu biliyor muydunuz?
Bu ülkelerde de siyasi parti liderleri, askerler, kanaat önderleri, gazeteciler bir gece sabaha karşı gözaltına alınıp tutuklandı.

Ardından yandaş medyanın yayınları başladı:

Bunlar darbeci! Sahi, gerçekte bu ülkelerde neler olmuştu?
Evet gelin bir komşu ülkede yaşananlarla başlayalım ki bizim ülkemizde neler olduğunu/döndüğünü kavrayabilelim...

Ülke, Gürcistan.
Tarih, 6 Eylül 2006. Saat, 05.00.
Adalet Partisi, Muhafazakar Parti, Cumhuriyetçi Parti ve Anti-Soros Hareketi üyesi otuz kişi, eşzamanlı operasyonla gözaltına alındı. Evlerdeki bilgisayarlara, kitaplara, defterlere, paralara el konuldu. Gözaltına alınanlar arasında, eski askerler de vardı.
Suçlama Devlete karşı komplo ve hükümeti darbeyle alaşağı etmekti.
Başta Soros destekli Rustavi2 televizyonu olmak üzere, Başkan Mihail Saakaşvili'ye yakın yandaş medya olayı hep aynı cümleyle verdi: "Darbeciler yak alandı!"

Cumhuriyetçi Parti Lideri D. Berdzenişvili, operasyonun muhalefeti sindirmek amaçlı olduğunu söyledi. Bu arada gözaltılar sürdü.
12 Eylülde Cumhuriyetçi Parti yöneticilerinden, kamuoyu tarafından çok sevilen Goga Odzeli gözaltına alındı.
Bir suç örgütü liderinin evinin inşaatıyla ilişkisi hakkında sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı.
Toplumu etkileyen kanaat önderleri gerçekten pis işlere karışmış çetecilerle işbirliği içinde gösterilmek isteniyordu .
"Sağlamlar" ve "çürükler" aynı torba içine konuyordu. Amaç kamuoyunu yönlendirmekti.

Rustavi2 televizyonu, Odzeli serbest bırakılmasına rağmen, onu yeraltı dünyasıyla ilişkili göstermeye devam etti.
Ayrıca, Adalet Partisi üyelerinin darbe planlarını itiraf ettiklerine ilişkin sorgu tutanakları yayımlandı.

İddialara göre, Adalet Partisi ve Anti-Soros üyeleri, silahlı ayaklanma için "plan" yapmışlardı:

Meclis önünde yapacakları büyük mitinge, emirlerindeki bazı adamları tarafından ateş açılacak ve çıkacak kargaşadan yararlanıp yönetime el koyacaklardı!
Darbe yapacağı iddia edilen partilerin toplam oyları yüzde 1 -2'yi geçmiyordu. Ancak kamuoyunu etkilemede güçlüydüler. Polis operasyonuyla bu etki ortadan kaldırılmak isteniyordu sanki.

Gelişmeler ne kadar Türkiye'ye benziyordu...
Saakaşvili yandaşı medya, darbecilerin lideri olduğunu iddia ettiği "Bir Numara"nın peşine düştü.

Çabuk da buldular:

Gürcistan'ın iç Güvenlik eski Bakanı Igor Giorgadze!

Elli altı yaşındaki eski Bakan Giorgadze, kamuoyu tarafından sevi len bir isimdi. Babası Sovyet savaş gazisi ve Gürcistan Komünist Partisi lideriydi.
İlginçtir ki, "Bir Numara" Giorgadze'nin adı daha önce eski Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze'ye karşı bombalı suikast düzenlenmesi olayında geçmişti!
Bu biraz kafaları karıştırıyordu. Çünkü darbeci oldukları nedeniyle tutuklananlar arasında, Şevardnadzeciler ile Şevardnadze'ye suikast düzenlemekle suçlananlar vardı!
Bu düşman tarafların nasıl bir araya gelip darbe planladıkları anlaşılamadı!

Sonunda Gürcistan'ın "Ergenekoncuları" yargı önüne çıktı. Da va kapalı oturum usulü gerçekleştirildi. Görüntü alınmasına bile izin verilmedi.
Başından beri iddiaları ve işbirliğini reddeden on iki kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
Sanık avukatlarından L. Barcella, "İddianamenin delilleri tutarlı değildi ve lehte delillerimizi de görmezden geldiler. Bunu kimsenin görmesini istemiyorlar ki, mahkeme salonunu kapattılar. Sonra da en yüksek cezayı verdiler" dedi.
En yüksek ceza 8,5 yıldı.

Verilen cezalar ve yargılama usulü bugün halen tartışılıyor. Diyeceksin iz ki, "Eee, bu yazdıklarınız bize yabancı değil. Siz bize bunların arkasında neler dönüyor onu yazın." Haklısınız... Yazayım:

Tarih, 31 Mart 1991.
Gürcistan bağımsızlığını ilan etti.
Hayatı boyunca Sovyetler Birliği'ne muhalif olmuş Zviad Gamsahurdia devlet başkanı oldu. Ancak gerek iktisadi zorluklar, gerekse iç karı şıklar sonucu kısa süre sonra görevinden istifa etmek zorunda bırakıldı.

Rusya'nın desteğiyle Sovyetler Birliği'nin eski Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, 1992 yılı ekim ayında Gürcistan devlet başkanlığı koltuğuna oturdu.

Şevardnadze'nin lakabı "Gümüş Tilki"ydi; ilk başlarda Batı yanlısı gözüktü. Ona en çok inananların başında, dünyanın en büyük spekülatörlerinden George Soros geliyordu.
Soros, Şevardnadze'yi, IMF'nin istediği yapısal reformları hızla gerçekleştirecek, serbest piyasaya inanan bir lider olarak görüyordu.

Soros, -aynı Turgut Özal'ın bir dönem yaptığı gibi - Şevardnadze'nin ülkenin komünist geçmişiyle hiçbir bağı olmayan, yurtdışındaki genç Gürcü "beyinleri" çağırıp onlarla çalışmasını önerdi.
Önerilen isimlerden biri de Manhattan'da bir hukuk bürosunda çalı şan avukat Mihail Saakaşvili'ydi.
Saakaşvili, adalet bakanı yapıldı.

Soros 1994 yılında "Açık Toplum"un Tiflis şubesini kurdu.
Gürcistan Genç Avukatlar Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarına ve medyaya para akıtmaya başladı.

Şevardnadze deneyimli bir Sovyet yöneticisiydi; kabinesinde genç "beyinlere" hep aynı uyarıyı yaptı:

"Bölgemiz etnik ve dini farklılıklardan dolayı bir dinamit kutusuna benzer; aman dikkat."

Ancak ülke ekonomisi kötü sinyaller verdi; elektrikler sürekli kesildi, yiyecek bulunamadı ve suç şebekeleri her geçen gün büyüdü. Rüşvet, toplumu hızla yozlaştırdı. Yetmezmiş gibi Güney Osetya sınırındaki çatışmalar da durmak bilmedi. Abhazya bağımsızlığını ilan etti.

Soros destekli Amerika'dan getirilen -"genç beyinler", Şevardnadze'den acil radikal kararlar almasını istediler.
"Gümüş Tilki", Batı'nın dayattığı "sömürgeci kararları" almadı; aksine Rusya'ya yaklaştı.
Ve ipler koptu.

Soros destekli Rustavi televizyonu, Şevardnadze aleyhinde yayınlara başladı. Şevardnadze, Rustavi'yi kapatmak istedi. Televizyonun da istediği buydu zaten. Kanal bu kararı, "Eski günlere dönüş" diye gösterip muhalifleri sokağa döktü.
Şevardnadze geri adım attı. Ama bu hareketiyle o güne kadar güçsüz olan muhalefeti birleştirdi.
Bu muhalefetin bir lidere ihtiyacı vardı.

Ve Soros, Gürcistan'ı kurtaracak lideri açıkladı:

Saakaşvili!

ABD'deki Demokrat Parti'nin uluslararası kanadı "Ulusal Demokrat Enstitü" (NDI), Saakaşvili liderliğindeki bir grubu, Şubat 2002'de Amerika'ya götürdü. Saakaşvili, Beyaz Saray'a kabul edildi. Soros'la tanıştırıldı.
Saakaşvili aynı yıl haziran ayında, Soros'un mali destek verdiği Central European University'de düzenlenen bir törenle, uluslararası Açık Toplum ödülünü bizzat Soros'un elinden aldı.

Aynı günlerde ABD, Gürcistan'a yeni büyükelçisini gönderdi:

R. Miles. Yeni büyükelçi Belgrad'dan geliyordu ve diplomasi dünyasında "Sırbistan'daki renkli devrimi gerçekleştiren büyükelçi" diye tanınıyordu.

Geldiği gün Rustavi televizyonuna çıkıp sihirli sözcükleri sıraladı:

"demokrasi", "insan hakları", "açık-şeffaf toplum" vs.

Keza yine Sırbistan'daki renkli devrimin "mucitlerinden", Soros destekli "Özgürlük Enstitüsü" kurucusu G. Bokeria da Belgrad'dan Tiflis'e geldi.
Bitmedi.

Sırbistan'daki renkli devrimin mimarlarından M. Blagojevic gibi, Soros destekli CESID (Özgür Seçimler ve Demokrasi İçin Yurttaş Girişi mi) üyeleri de Gürcistan'a gittiler.
Tiflis'in yolunu tutanlar arasında, Soros tarafından finanse edilen ve 2000 yılında Milosevic karşıtı gösterileri düzenleyen Sırp öğrenci grubu Otpor'un kurucusu A. Maric, S. Popovic, S. Djinovic de vardı.
Görevleri "seçim gözlemciliği" yapmaktı!
Gerçek amaçları Soros'un özgürlük Enstitüsü tarafından Tiflis'te kurulan gençlik örgütü Kmara'yı eğitmekti.

O günlerde "tarafını açıkça belli eden, Soros destekli bir gazete de yayın hayatına sokuldu: 24 Saat. Çok ayrıntıya girmeyeyim:
2 Kasım 2003 seçimlerinden sonra seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle Tiflis karıştı.
Rustavi2 televizyonu, 24 Saat gibi medya araçları düğmeye bastı; Kmara adlı gençlik örgütü, halkı sokaklara döktü.
Televizyona çıkan Amerikan Büyükelçisi R. Miles seçimi sahtekarlık olarak niteledi.
Saakaşvili taraftarlarının eylemleri dün ya televizyonlarındaydı.

CNN harekete isim bile buldu:

Gül Devrimi.

O sıcak günlerde Şevardnadze'nin, Gürcistan'ı karıştırdığı iddiasıyla suçladığı Soros'la ilgili demeçlerini kimse dünyaya duyurmadı nedense.
Gösteriler günlerce sürdü. Şevardnadze istifa etmek zorunda kaldı. Yapılan yeni seçimler sonucu 4 Ocak 2004'te Saakaşvili devlet başkam oldu.

Soros, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'yla ortaklaşa, Kapasi te İnşa Ödeneği aracılığıyla Saakaşvili Hükümeti'ne bağlı memurların maaşlarını ödedi!
Eklemeliyim, Gürcistan Ekonomi Bakanı K. Bendukidze, Soros'un iş ortağıydı!
Bu arada...

Soros'un ülkeyi yıkıma sürüklediğini söyleyen Gürcü muhalifler "Anti-Soros Hareketi" adlı ulusal bir cephe örgütü kurdular.
Ama Soros'a ve Saakaşvili'ye muhalefet etmenin bedeli vardı; "darbeci" damgası yiyip tutuklandılar.
Ve işte Gürcistan'ın "Ergenekon"u böyle doğdu.

Anti-Soros örgütü gibi muhaliflerini güç kullanarak sindirmeye çalışan Saakaşvili sonra ne yaptı? Güney Osetya'ya saldırdı!
Eee, "renkli devrim" mucitlerinin istedikleri bir diyet olmalıydı; öyle değil mi?
Neyse artık bu kadar ayrıntıya girmeyelim.
Gelelim bir başka ülkenin; Ukrayna'nın "Ergenekon" una!...

1960'lı yılların ünlü sloganını ters düz edelim:

"Bir, iki, üç daha fazla 'Erge-neo-con.'"
"Dolar sihirbazı" Soros, 1998'de Slovakya'da, 1999'da Hırvatistan'da, 2000'de Sırbistan'da ve 2003 yılında Gürcistan'da yaptığının bir benzerini Ukrayna'da da yapmak istedi.

Tarih, 8 Aralık 1991.
Ukrayna bağımsız oldu. İlk devlet başkanı Leonid Kravçuk idi. Üç yıl sonra koltuğunu Leonid Kuçma'ya bıraktı.
Kuçma, her ne kadar sıkı bir özelleştirme tarafta rı olsa da dümenini sonradan Rusya'ya doğru kırdı.
İktidarda kaldığı on Yıl boyunca ülkeyi yozlaştıran Kuçma'ya hiç sesini çıkarmayan ABD, Ukrayna'nın Rusya'ya yaklaşması üzerine politika değişikliğine gitti. Kuçma'yı "istenmeyen adam" ilan etti. Yerine dü şündükleri isim, Batı yanlısı, bankacı Viktor Yuşçenko idi.

O bildik "siyasi pazarlama" yöntemi sahneye kondu:

Hani şimdi ismini herkesin bildiği Cumhuriyetçilerin başkan adayı Senatör McCain'in o günlerde yönettiği Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü (İM), Yuşçenko'yu Washington'a çağırdı. Ukrayna'nın "yeni prensi" bir dizi görüşme yaptı.

Ardından Washington Times yazdı:

"Yuşçenko, Ukrayna için tek umuttur."

Ardından Ukrayna'da hareketli günler başladı.
Sırbistan'ın Otpor, Gürcistan'ın Kmara adlı Soros destekli gençlik örgütü bu kez Ukrayna'da "Pora" adıyla kuruldu.
Pora'nın lideri V. Kaskiv zaten Soros çalışanıydı. Bu arada Kaskiv, Beyaz Rusya muhalefetine de danışmanlık yapıyordu!
Sırbistan'da B92 radyosunun, Gürcistan'da Rustavi2 televizyonunun rolü, U k-rayna'da Kanal 5 adlı TV'ye verildi.

Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nün Ukrayna'daki ayağının adı, Uluslararası Rönesans Vakfı'ydı.
Keza Soros'un "Özgürlükler Evi" de Kiev'de görev başındaydı. Sırbistan deneyimini yaşamış M. Markovic, ABD tarafından finanse edilen Kiev'deki "Znayu" adlı yeni bir sivil toplum kuruluşunun başına getirildi.

Bu arada fazla ayrıntılarla kafanızı karıştırmak istemiyorum.
Ancak bu tür sivil toplum kuruluşlarına sadece Soros ve ABD'nin "sponsor" olduğunu düşünmeyiniz, örneğin, Sırbistan ve Gürcistan'daki renkli devrimlerde görev almış, M ilenkovic, Maric, Markovic gibi "profesyonel devrimcilere" Ukrayna'ya gitm eleri için, İngiltere'nin Westminster Demokrasi Vakfı para verdi. Alman Marshall Fonu da hep devredeydi.

Bir bilgi daha vermeliyim:

Renkli devrimlere sahne olan ülkelerin hepsinde seçim öncesi ka muoyu anketi yayınlama "numarası" vardı.

Ukrayna'dan örnek vereyim:

Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki Batı yanlıları nı destekleyen Amerikan kuruluşu Demokrasi İçin Ulusal Bağış (NED), Soros'un Rönesans Vakfı ve doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı'na çalışan Avrasya Vakfı'nın finanse ettiği Demokratik İnisiyatifler Vakfı, U k-rayna'da sürekli kamuoyu anketleri yaptı.
İnandırıcılık açısından tek kamuoyu araştırma şirketi olmazdı. Amerika'nın para verdiği Ukraynalı Seçmenler Komitesi adlı bir kuruluş daha vardı. Her ikisinin anket sonuçları aşağı yukarı benzerdi. Anketlerde hep Yuşçenko önde gösteriliyordu.

Ve diğer ülkelerde olanlar Ukrayna'da da hayata geçirildi:
Sandıktan, anketlerin tersi sonuç çıkınca "sebep belli" diyorlardı:


"Seçimlere h ile karıştırıldı!" Ve halkı sokağa döküyorlardı.
21 Kasım 2004 Ukrayna seçimlerine de "hile" karışmıştı! Çünkü sandık sonuçları anketleri doğrulamamıştı!

Doğal olarak diğer ülkelerdeki o oyun yine sahneye kondu:

Uluslararası TV'ler ve ulusal Kanal 5 canlı yayına geçti; gençlik örgütü Pora, halkı sokağa döktü, seçimler iptal edildi. Seçimler sonra yenilendi ve Ukrayna'da "turuncu devrim" gerçekleşti!

Soros'un Ukrayna'daki Açık Toplum Enstitüsü'nün yöneticisi B. Tarasyuk dışişleri bakanı oldu.
Keza enstitünün Yönetim Kurulu Ü yesi Y. Mostova'nın eşi A. Gritsenko da savunma bakanı yapıldı. Pora'nın başkam, Soros'un çalışkan 8. NED (National Endowent for Democracy) Türkiye'de bazı yayın organlarını maddi ola rak destekliyor. Bunlardan biri de Taraf gazetesi.

Washington'daki bu "renkli devrimler" mucidi/sponsoru Taraf gazetesi'ne nasıl "muhabir yetiştirme desteği" veriyor. Taraf gazetesi, "renkli devrimlerin" sponsorundan para almayı "normal" buluyor!
Elemanı Kaskiv de devlet başkanı Yuşçenko'nun danışmanıydı artık.
Diğer "turuncu devrimciler" ya milletvekili oldular ya bürokrat ya da işadamı.
Ha unutmayayım; hani Yuşçenko'nun zehirlendiği, yüzünün sürekli değiştiği, zayıfladığı ve kısa süre sonra öleceği şeklinde bizde de bolca haberler çıkmıştı; hatırladınız mı?
Yuşçenko yaşıyor ve hala Ukrayna'nın devlet başkanı.
Şimdi ne mi yapıyor; anti-Sorosçu muhaliflerini, darbe yapacakları ve başta gazeteci R. Gongadze'yi öldürdükleri iddiasıyla tutuklayıp cezaevine koyuyor! Ve Ukrayna da kendi "Ergenekoncularını" konuşup tartışıyor.

"Renkli devrimlere" sahne olan Sırbistan'ı ve diğerlerini ayrıca yazmaya gerek var mı? Yok!
Şimdi artık Türkiye'ye tekrar dönebiliriz.
Türkiye'de kimlere, ne yaptırılmak isteniyor? Renkli devrimlerin ol duğu ülkelerdeki medya araçları, sivil toplum kuruluşları vb Türkiye'de neye savaş açtılar?

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir