Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ertuğrul Özkök'e sorulan sorunun yanıtı

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Ertuğrul Özkök'e sorulan sorunun yanıtı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:56

Ertuğrul Özkök'e sorulan sorunun yanıtı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e, "Sizce Türkiye'de burjuvazi, kültürel değerlere sahip çıkıyor mu?" diye sordu.
Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşılar ve Türkiye'nin önde gelen diğer aileleri son dönemlerde ardı ardına müze açtılar.
Dünyanın önemli eserlerini Türkiye'ye getirdiler.
Klasik Batı müziği başta olmak üzere çeşitli festivallerin sponsoru oldular.
Diyeceksiniz ki, "O halde İlker Paşa, gazeteci Özkök'e niye bu soruyu yöneltti?"
İşte bu sorunun yanıtı, Başbakan Erdoğan'ın "Batı kültürü" diye küçümseyip konserlere, gösterilere gitmemesiyle yakından ilgili... Evet, bu sorunun yanıtı için Medici ailesini tanımamız gerekiyor...

[b]Medici ailesinin adını duydunuz mu? Bilenler hemen söyleyecektir:[/b]

İtalya/Floransa'nın kentsoylu zengin bir ailesiydi. Avrupa sanat yaşamına önemli katkıları oldu.
Dönemin sanatçılarına hamilik yaparak dünyanın en önemli sanat koleksiyon unu oluşturdu.
Aşağı yukarı alacağımız yanıtlar bunlarla sınırlıdır. Özellikle sanatseverlerin yakından bildikleri bir ailedir Mediciler. Mediciler sanatın, sanatçıların niye hamisi oldu; sanata, sanatçıya neden değer
verdi?
Soruyu yanıtlamaya çalışalım...

Floransalı M edicilerin yıldızı XI V. yüzyılda parladı, ipek ve kumaş ticaretinden çok para kazandılar, banka kurdular.
Giovanni di Bicci de Medici (1360-1429) bankacılık işine giren ilk Medici oldu. Medici Bankası, Avrupa'nın en başarılı ve saygın bankalarından biriydi. Dönemin Fransız tarihçisi Philippe de Commines'e göre, Medici Bankası sadece Avrupa'nın değil, tüm dünyanın en karlı ve en zengin kuruluşuydu.
Mediciler zamanla Avrupa'daki bankaların kurumsallaşmasının öncüsü haline geldiler.
Zamanla Vatikan'ın bankeri oldular.
Vatikan'ın bankeri olunca papa çıkarmamak olmazdı; Papa X. Leo, Papa VII . Clemens, Papa IV. Pius ve Papa XI. Leo, Medici ailesinin üyesiydiler.
Bunlar değil ama yaşadıkları bir olayın, M edici ailesinin tarihini değiştirdiğini söyleyebiliriz. Ve ilginçtir, bu ol ayın sebebi Osmanlılardı...

Yıl, 1439. Yer, Floransa.

Ortodoks ve Katolik kiliselerinin önde gelen isimleri toplantı yapı yor.
Osmanlı'nın İstanbul kapılarına kadar dayanmasıyla zor durumda kalan Bizans Ortodoksları, Roma Katolik Kilisesi'nden destek arıyor.
Her ne kadar Bizans imparatoru, on dört sene sonra Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesiyle, bu toplantı sonucunda vaat edilen desteğin aslında hiç güvenilmez olduğunu anlasa da, Floransa bu toplantıdan büyük ticari, siyasi ve kültürel kazanç sağladı.
Medici ailesinin dünya çapında yükselişini ve prestij kazanmasını sağlayan en önemli olay bu toplantıydı.

Şöyle ki:

Toplantı sırasında Floransa'ya gelen pek çok Yunan aliminin katılımıyla oluşan kültürel ortamda, klasik Yunan felsefesi, sanatı, tarihi ve yazılı metinlerine karşı büyük ilgi oluştu. Filozof Platonla ilgili aydın lanma konferanslarından çok etkilenen Cosimo de Medici (1389-1464) Floransa'da ilk Platon Akademisi'nin kurulmasına öncülük etti.
Platon'un eserlerinin Yunancadan Latinceye çevrilmesini sağladı.
Böylece Mediciler, Batı düşünce sisteminin/Batı zihniyetinin temellerinin atılmasında öncü oldular.

Bir örnek vermeliyim:

Cosimo de Medici'nin kütüphanesi, dönemin de dünyanın en büyük kütüphanesiydi ve yüz yıl sonra yapılan Vatikan Kütüphanesi'ne model oldu.
Sanıyorum Orgeneral Başbuğ'un sorusunun yanıtına yavaş yavaş geliyoruz...

Fakat önce sormamız gereken bir soru var:

Floransa, Mediciler döneminde neden Rönesans'ın beşiği haline geldi?
"Bir aile ortaya çıktı ve sanatı korudu, kolladı" gibi yüzeysel bir anlayışla bu tarihsel gelişmeyi kavrayabilir miyiz?
Ya da "Bir aile dönemin resimlerini, heykellerini alarak sanatçılara destek verdi" gibi basit açıklamalarla işin özünü anlayabilir miyiz? Hayır!
Rönesans aydınlanmaydı.
Rönesans devrimdi.
Ama...

Sadece sanatta devrim değildi.
Rönesans iktisadın, siyasetin ve kültürel hayatın köklü değişimiydi. Kilise'nin hayatın merkezinden çıkarılmasıydı.
Soylular artık şatolarında yalıtılmışlık içinde yaşamıyor, zenginliklerini gösterecek kent saraylarına taşınıyorlardı. Şövalyeler tarihe karışıyordu.
Yani mesele sadece resim, heykel almak, müze açmak değildi.

Anlatmak istediğimi daha iyi ifade edebilmek için bir örnek vermeliyim:

Bugün Floransa'nın Bargello Müzesi'nde sergilenen Donatello'nun Davud heykeli, döneminin en çok tartışılan eseriydi. "Heykel" bile dememek gerekir; çünkü o dönemde heykeller sadece mimari süsleme veya taşıyıcı öğe olarak kullanılırdı.
Klasik Yunan anlayışla yapılmış, Donatello'nun bu kusursuz, duygu yüklü, realist Davud heykeli, muhafazakarların çok tepkisini çekti. Ancak Cosimo de Medici bunlardan etkilenmedi ve heykelin tek basma sergilenmesine destek verdi.

Mediciler, sanatçıların arayışlarına hep kanat gerdiler. Geçmişin tüm düşüncesiyle bağlarını kopararak yeni bir sanat yaratmayı amaçlayanlara hamilik ettiler.
Perspektifin öncüsü sayabileceğimiz Mimar Brunelleschi'ye de, Ortaçağ ressamlarının hiç önemsemediği ışığı kullanan Piero della Francesca'ya da destek oldular.
O çağlarda halk, sanatçıyı övmek istediğinde yapıtının eski eserlerden hiç de aşağı olmadığını belirtirdi. Yani değişim istenmezdi. Mediciler bu anlayışı yıktılar; devrimci sanatçıların yanında oldular.

Bu nedenle, katı ve alışılmış Bizans anlayışıyla/tarzıyla köprüleri atan, Rönesans'ın müjdecisi ressam Giotto di Bondone de Medicilerin koruması altındaydı.
Bu nedenle, dini veya doğayı bire bir anlatmak yerine buna estetik katan, ilk kez Hıristiyan söylenceleri dışında resim yapan Boticelli de, Medicilerin himayesindeydi.
İtalyancayı kullandığı için soylular ve aydınlar tarafından aşağılanan Dante'nin eserlerine övgüler düzdüler.
Batı edebiyatının en önemli kaynakları ndan Homeros'un eserlerini yazılı hale getirdiler.
Michelangelo'dan Leonardo da Vinci'ye kadar sanat tarihinin pek çok dahisi Medicilerin koruması altına girdi. Bu devrimci sanatçılar, Medicilerin saraylarında yaşadılar, atölyelerinde ürettiler.
Nasıl olmuştu da, bunca büyük ustanın/dehanın hepsi aynı dönemde yetişmişti?
Sanatı toplumsal gelişmelerden ayrı düşünürseniz bunun yanıtını veremezsiniz.

Keşfetmek için yola çıkan ve bir kıtaya adını veren Amerigo Vespucci kimin himayesindeydi sanıyorsunuz? M edicilerin!
Kilise'nin dünyayla ilgili öğretilerine karşı çıktığı için yargılanan Galileo Galilei'yi Floransa'ya kim davet etti sanıyorsunuz? Mediciler!
Medicilerin nadir bulunan kitapları ve elyazmalarını Avrupa, Yakın doğu ve Alman manastırlarından tek tek toplamalarının bu gelişmelerle ilgisi yok mu sanıyorsunuz?
"İtalik" yazı tipinin ya da modern el yazısının Mediciler sayesinde doğmasının sebebi nedir?
Ya da Avrupa'da porseleni ilk onların üretmesinin tüm bu devrimci hareketlerle ilgisi yok mu sanıyorsunuz?
Medicilerden Grandük I. Francesco'n un (1541-1587) kimya laboratuvarında deney yaparken ölmesi hep aynı anlayışın göstergesi değil midir?
Muhteşem Lorenzo Medici'nin (1449-1492) Floransa Üniversitesi'ni niye kurduğunu düşünüyorsunuz?
Bilim, Rönesans sanatçılarının kaynağı oldu. Böylece soru sordular, bağnazlığı yıktılar.
Bu nedenledir ki, Mediciler deyince aklınıza sadece görsel sanatlar gelmesin. Medicilerin bilim ve doğa tarihi adına destekledikleri çalışmalar bugün Palazzo Vecchio ve Uffızi Sarayı'nda sergileniyor.

Meramımı anlattığımı düşünüyorum. Bu nedenle tekrar dönelim Orgeneral Başbuğ'un sorusuna:

"Sizce Türkiye'de burjuvazi, kültürel değerlere sahip çıkıyor mu?"

Bugün burjuvazinin kültürel değerleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisidir, yani Türk rönesansıdır.
Peki, kurucu ideolojinin ayaklar altına alınmasını sessizce seyreden burjuvazi, kültürel değerlerini nasıl kor uyacak?
Her geçen gün muhafazakarlaşan toplumsal hayatı görmezlikten gelerek mi? Burjuvazi sadece müze açarak kültürel değerlerine sahip çıkamaz!

Madem Floransa'ya "gittik", bir tarihsel olayı yazmalıyım:

Muhteşem Lorenzo Medici'nin son yıllarında Ferrara'dan gelen Dominik Papaz Savonarola, Floransa'da vaazlarıyla hemen dikkat çekti.
Kadınlarla hemen hiç konuşmayan, eski yamalı kıyafetlerle gezen, tahta yatak üzerinde ince bir döşekte yatan, çok az yiyen bu sözde din adamı, Floransalılar tarafından çok samimi bulundu.
Dinci papaz, geleceği görebildiğine ve Tanrı'nın kendisi aracılığıyla dile geldiğine herkesi inandırdı.

Vaazlarında özetle şöyle diyordu:

"Floransalılar, İsa Peygamber dönemi sadeliğine dönmezler ve Platon okuyup lüks ve sefa içindeki ihtişamlı hayatl arına devam ederlerse, Tanrı onları korkunç bir şekilde cezalandıracaktır."
Papazın tarzı ve sözleri çok etkileyiciydi. Boticelli gibi sanatçılar ve hatta tüm eleştiri oklarını yönettiği M uhteşem Lorenzo Medici bile korkup ona saygı duyuyordu.
Floransa halkının papazdan korkup çekinmesinin nedeni, o yıllarda yaşadıkları sıkıntılarla da ilgiliydi. Fransa Kralı VIII. Charles'ın gittikçe İtalya'yı işgal etmesi bu korkulan artırıyordu. Yoksullaşan halk, papazın kehanetierinin gerçekleşeceğine inanıyordu. Onun önerdiği şekilde yaşamaya, oruçlar tutmaya, kadınları manastırlara kapatmaya başladılar.
Papazın vaazları bazen o kadar etkili oldu ki, halk galeyana gelip Medici taraftarlarını öldürdü. Hatta bir dini tören sonucunda pek çok kitap, sanat eseri yakıldı.
Medici ailesi bu gelişmeler üzerine şehri terk etmek zorunda kaldı. Floransa yönetiminde artık Papaz Savonarola vardı.
Halk sürekli konuşan papazdan özel güçlerini ispat etmesini bekliyordu. Papaz ise bunu hep erteledi. Halk, papazın sadece laf ürettiğini anladı. Ve zamanla vaazla karınlarının doymayacağım kavradı. İsyan etti; Savonarola'yı yargılayıp Signoria Meydanı'nda yaktı.
Mediciler, Floransa'ya geri döndüler.

Peki, bugünün Türkiyesi'nde Papaz Savonarola'lar yok mu?
Var. Düşüncelerini açıklayıp, "Gerici politik gelişmeleri korkuyla ta kip ediyorum" diyen dünyaca ünlü sanatçımız Fazıl Say'a saldıranların kim olduğunu sanıyorsunuz?
Sadece Papaz Savonarola'lar mı?
Liberaller de Fazıl Say gibi Cumhuriyet Mitingi'ne katılanları bugün Türkiye'de hedef tahtasına oturtmuşlardır. Bunlara göre mitinge katılanlar "ulusal cinnet" geçirenlerdir!
"Ulusal cinnet" sözünü edenlerin edepsizliği bir yana, asıl yapmak istedikleri sürekli kafa karışıklığı yaratmak.
Kasıtlı olarak ulusalcılığı şovenistlik anlamında kullanıyorlar.
Aslında biliyorlar ki, ulusal anlatım ile evrensellik arasında bir karşıtlık yok.
Örneğin, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ya da 1789 Fransız Devrimi'nin İnsan Hakları Bildirgesi hem ulusal hem de evrenseldir.

Ulusalcılığın, hemen herkes tarafından kabul göreceği açıklaması şudur:

XIX. yüzyılda Avrupa'da sanayileşmenin getirdiği yeni ekonomik sistem, feodal yapıya dayalı eski toplumsal düzeni yıkarak özgürlükçü bir anlayışı getirdi.
Bunun doğal sonucu olarak ulusal bilinç uyandı. Bu, siyasete olduğu gibi sanata da yansıdı.
Sanatı belirtmemin nedeni Fazıl Say'ın gıyabında Cumhuriyet Mitinglerine katılanlara destek çıkmak.
Klasik müzik nedir?

Klasik müzik uygarlıktır, Batılılık ölçütüdür. Şimdi ulusalcılık ile klasik müzik ilişkisine bakalım.
Klasik müziğin dehaları, Haydn, Handel, Mozart, Beethoven ulusalcıydı. Hepsi aydınlanma bilincine sahipti.
1789 Fransız Devrimi'ne yol açan toplumsal olayların tutuşturduğu bir dönemde yaşamışlardı.
Devrime inanıyorlardı, devrime bağlıydılar.
Ama bu onları ulusal duygularından yoksun bırakmadı.

Mozart 1783'te yazdığı mektupta şöyle yazıyordu:

"Benim için daha fazla sıkıntı anlamına gelse de, AlMarxa operayı yeğliyorum. Her ulu sun kendi operası var, niye Almanya'nın da olmasın?"

Peki, Beethoven?
1806'da yazdığı mektubunda açıkça "Alman yurtseveri" olduğunu yazmaktan çekinmiyordu. Bunları yazan Mozart ve Beethoven şovenist miydi? "Ulusal cinnet" mi geçiriyorlardı?
Hayır. Üstelik hiçbir şey onları insanlığın zorbalığı yendiği ateşli mücadeleye övgüler düzmekten alıkoymadı. Evrensel değerler üretmesine engel olmadı. Onlara göre sanatçı, "ulusun öğretmeni"ydi. Önderiydi. Yaşamlarında bunu gösterdiler.
Emredilen müziği bestelemek ve bunu ekselansları dışında kimseye çalmamak gibi "kölece sözleşmelere" karşı durdular.
Aristokrasiye karşı duygularını dile getirmekten çekinmediler.
Toplumsal yaşamdan, onun dertlerinden, üzüntülerinden ellerini çekmediler.

Mücadeleciydiler. Korkusuzdular.
Mozart 1781'de başpiskoposun hizmetinde olmadığını açıklayacak kadar cesurdu.
Beethoven, ulusal şair Goethe'ye hayrandı ama onun soylular önün de dalkavukluk yapmasını kıyasıya eleştirmekten de geri durmadı.
Halkın değerlerine saygılıydılar. Eserlerinde halk öğeleri kullanmaya özen gösterdiler. Seçkinler arasında yaşamış Mozart, dans salonlarında çalman danslar bile besteledi. Zerlina, Susana, Despina gibi şuadan köylü kadınları üstün nitelikli insanlar olarak yansıttı. Ulusalcıydılar, ama Türk ya da Çigan müziği motiflerini kullanmaktan çekinmediler.
Bugün yaşasalardı Mozart da, Beethoven da Fazıl Say gibi konuşur, yazardı, hiç kuşkunuz olmasın.
Bugünün Türkiyesi'nde yaşasalardı Cumhuriyet Mitinginin ön safın da olurlardı.

Yazımıza Orgeneral Başbuğ'un sözleriyle başladık, emekli Orgeneral Aytaç Yalman'ın yazdıklarıyla son verelim:

"Atatürk çoksesli müziğin bir topluma nasıl dinamizm getirebileceğini, Balkan Savaşı'ndaki yenilgiyi, operanın olmayışına indirgeyecek ölçüde biliyor, bu yüzden de müzik devrimini, yaptığı bütün devrimlerin özü sayıyordu."

Bugün böylesine büyük bir devrimciyi her fırsatta karalamaya çalışıyorlar.
Savunucularını ise "ulusal cinnet" geçirmekle itham ediyorlar. Şimdi...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Batı müziği konserlerine hiç git memesinin sebebini ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un gazeteci Özkök'e sorduğu sorunun yanıtım bu bilgilerden sonra bir daha düşünün...

Bunu yaparken seksen bir yaşındaki Haldun Dormen'in mücadelesini düşünün...
Haldun Dormen, yargının siyasallaşmasına, bilim ışığının karartılmasına, çağdaş eğitime darbe vurulmasına, laik Cumhuriyet'in tehlikeye girmesine duyarsız kalınmaması için sanatçıların Galatasaray'da buluşup Taksim'e yaptıkları yürüyüş kortejinin en başındaydı.
Haldun Dormen'in Moliere'in Kibarlık Budalası oyununu sahneye koyması ile "seyirci kalmayın" protestosunu organize etmesi arasında nasıl bir bağ vardı? Hiç tesadüf değildi...

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir