Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İleri, Daha İleri, Ama Nasıl?

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

İleri, Daha İleri, Ama Nasıl?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:07

İLERI, DAHA İLERI, AMA NASIL?

"Bir toplum kader denizinde yüzen yaprak değildir. Toplum erdemli ise onu, onur yolundan hiçbir şey döndüremez."

Seneca

"Zihinleri güçlendireceğiz. Yapılacak bütün iş, kafasını yoranların zekasını ve cesaretlerini kullanmaktır. Zekanız ve cesaretiniz büyük olduğunda ise, önemli hiçbir şey yoktur. Yeneceğiz!.."

Ağı geren avcı, kendi kurduğu ağın içine düşemez.
"Adsız". Eski bir Türk ananesine göre, mülkü büyük kardeşine, davarları küçük kardeşine bırakıp babasının atını ve silahını alıp, bahtını arayan, geleceğini kendisi tayin etmek için yola çıkan en küçük kardeştir. Yazgısını kendi çizmek için mücadeleye atılmıştır. Canlı, mücadeleci, ateşli, hareketli bir insandır.

Her zaman, ileriyi gören, akıllı, basiretli, milletin malına el uzatmayan, paraya sırt çeviren, halkı suiistimal etmeyen devlet adamları bulunamaz.

Millet olayların, gelişmelerin daima arkasında kalamaz. Olaylar, halkın seziş, anlayış ve denetimi dışında gelişemez. Büyük dönemeçlerde millet pasif ve uyuşuk bir tavır gösteremez.

Meyvaların taşlarla başı dertte iken, mal sahibi uzaktan gözcülük yapamaz. Mahalli demogogların, küçük ihtiraslıların, sen ben kavgacılarının, teslim olmuş kalemşörlerin, mafya müsvettesi silahşörlerin, dalkavuk ve şakşakçıların meydanı boş bulup cirit atmalarını, ekalliyet gibi kenardan izleyemez.
Bağımsızlığımıza gölge düşüren, milli haysiyetimizi iki paralık eden, siyasi hastalığa yakalanmış, zeka ve ehliyeti denenmiş, sinirlerinden arızalı, kaybedince bile kazandığına kendini inandıracak kadar gerçekliği reddeden adamların gölgesinden kurtulmak için, daha ne yapmalarını bekliyorsun?
"Adam sen de!"; Tehlikeli bir siyasal,, sosyal ve ekonomik hastalığın teşhisidir.
Sırtlarını devlete, devlet nüfusuna ya da nüfuslu poli-tikacılara dayayarak kendi çıkarlarını sağlayanları görmemek, çölde yolunu şaşırmış bir adam olmaktan farksızdır.

Nasıl, Osmanlı zayıf düştüğünde, dün, kuzey batı top-raklarında çeteciler, komitacılar, kaynaşıp duruyordu. Yarı haydut, yarı politacı çeteler.. Bunlar köyleri basarlar, harmanları, ağılları ateşe verirlerdi. Dağa adam kaldırırlardı. Baskınların çarpışmaların ardı arkası kesilmezdi. Hatta şehirlerin içlerine kadar sokulurlardı...
Bugünkü güneydoğunun, dünkü kuzeybatıdan farkı ne? "Şehitler ölmez" laıfı yetiyor mu? Sen ölmez demeye devam et! O çocuklar artık hayatta değil, bir.

Adamlar Ankara'da oturuyor, iki...
Zihin başka şeylere kaydı mı, gözler görmez olur. İyi bir ruh incindiğinde tepkisinin daha çok derinden olması gerekir. Kimse hiçbir şeyi küçümseyemez, küçümsersen, tehlike daha da büyür ve çabuk gelir.
İyinin ve kötünün ne olduğunu bilinmezse, insan yaşamı arap saçına döner. Haksızlığa ne kulaklar ne de gözler katlanmamalıdır. Hiçten, hiçbir şey çıkmaz ve hiç, hiçbir şeye dönüşemez! Aksi halde millet, bir dağ rüzgarının allak bullak ettiği meşelerin haline döner.

Cepler dolmuş, beyinler yıkanmış, mevziler tutulmuş. Etnik, mezhepsel ve siyasal üçe bölünme, siyasete ve ekonomiye egemen olan, Amerika ve Avrupa, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu, savaş, terör, kan ve gözyaşı. Türkiye yalnız ve tek başına. Dost! ve müttefikleri Türkiye'yi kıskaca almış. "Dünyada herkes akıllı olamaz ya, gülmeyin dostlar bu hale düşene, kanun namına öldürüldük diye... "

En önemli husus, ne istediğini bilmektir. Buhranlı ve yarı karanlık dönemde "Onur"a sarılacaksın. Kendine güven yoktan var olmaz. Birey ve toplum dikkat ve enerjisini tehlikeli noktalara yöneltemez, sağa sola bakarsa neyin olup bittiğini asla anlayamaz. Bazı işler var ki, kuşların uçuşu gibi sessiz olmaktadır. Bunlar hiç fark edilemez.
İstek güç yaratır. Kişi ve halk istekli olursa, insan için imkansız yoktur. Bu ülkede, zamanında, milleti ve vatanı için mücadeleye atılırken, hasımlarının büyüklüğünden hiç çekinmeyen; "Bir gün birisi mezarımızın başına 'çalıştılar, kazanamadılar, feda oldular' diye bir taş dikerse, işte, bizim mükafatımız bu olur" diyen, insanlar yaşadı. Bir milletin kendisinden başka kimse onun işini yapamaz.

Tarihte hangi devlet, önemsiz ve zayıf adamların eline bırakılmışsa, o devletin sonu, halkı acı çekerek, düşme, erime ve yok olmayla gelmiştir.

Ne zaman ki bir devlet, "ihtiyar devlet adamları" ve "ihtiyar bürokratlar ülkesi" haline gelmiş; "bakalım", "düşünelim", "tedbirleri gözden geçirelim" sıra laflarıyla, bugünün işi yarına ertelenmiştir; o devlette, yaşayan insanların ömürlerinden çalınmış demektir.

Devletler de insanlar gibidir. Duruş, davranış, özgüven, heyecanlı ve tutkulu bir hayat, genç bir yürüyüş, iddialı, dinamik, kararlı, becerikli, bağımsız ve ısrarcı olmak durumundadır. Bu sayılan yetenekler ve kararlılık ancak gençlerde olur. Doğanın düzeni ve yasası böyledir. İster uy ister uyma, sen bilirsin; ama doğanın bir şeyi affettiğine kimse tanık olmamıştır.
Baskı, insanın birçok iyi taraflarını bozar ve yok eder; o nedenle hiç kimse, içten duymadığı fikirleri kabule zor-lanmamalıdır. Tam ve mutlak düşünce özgürlüğü, toplumsal düzeni incitmeyecek, bir konuşma ve yazma özgürlüğü, hem ahlakın hem özgürlüğün, hem de kişi mutluluğunun temelidir. Doğal haklar ancak açık bir kanunla sımrlanmalı; bu kanun da ancak topluma doğrudan doğruya aykırı düşen hareketleri yasaklayabilmelidir. Yoksa toplumsal düzen, bir felaket, dayamılmaız bir kölelik halini alır.

Ne gibi haklara sahip olduklarını bilenler köle olmazlar. Bu çağın kölesi ayağında ve kollarında zincir taşıyaınlar değil, zihinleri karartılanlardır. Köle sayılmak için insanlardan, konuşma, düşünme ve yazma melekelerinin katldırılmatsı gerekir.
Basın özgürlüğü, kamuoyu adına en kıymetli özgürlüktür. Onu boğmaya kalkmak saçmalıktan öte bir hareket değildir. Yazarlara iyi davramılmalıdır. Yazarlar iyi insanlardır. Milletin onların düşünce ve fikirlerine ihtiyacı vardır. İnsanların düşünce ufuklarını genişleterek doğru mukayeseler yapmalarını sağlarlar. Onlara farklı davranıp özen gösterilmelidir.
Korkak ruhlarında vatan aşkı sönmüş insanların söyledikleri önemsenemez. İnsan, azimli olmalı, yüreği sağlam olmalı, ülkesinin huzuru ve mutluluğu adına, vatanı adına mutlaka faydalı olacak işlere girişmelidir. Bu çalışma onu diğerlerinden farklı yapacak ve zamanı geldiğinde millet onu hayırla anacaktır. Gelecek nesiller hatırlayacaktır.

Milletin resmen oyu olmadan, büyük meselelerde ve hiçbir konuda kesin bir adım atılmamalıdır. Temel ilke daima milletin oyu olmalıdır. Bugün, halen; savaş kararını temsilciler vermektedir. Hemen hemen bütün ülkelerde mekanizma böyle çalışmaktadır. Eskimiş ve üzerinde iyi düşünülmemiş bir durumdur. Savaş kararını halk vermelidir. Çünkü savaş, canların, malların, kültür ve medeniyetlerin tahribi ve yok edilmesidir. Sonuçları kuşaklar, nesiller boyu sürmektedir. Böyle bir sorumluluğu millet adına çalışan temsilciler topluluğu meclisler üstlenmemelidir. Çünkü bu iş, bir noktada olmak veya olmamak çizgisine kadar gidebilmektedir. Bu vahim faaliyetin kararını halk verirse, verdiği kurbanlar, çektiği acılar ve katlanacağı sonuçlan belli bir ölçüde azalmış olarak yaşayacaktır. Bu derece net şeyin neden halen idrak edilemediği anlayabilmek için de ayrı bir çalışma yapmak gerekir!...

Her milletin kuvvetli bir hükümete ihtiyacı vardır. Pratik zekalı ve yetenekli insanlar siyasette olmalı, bunlar bulunmalı ve kendilerine ilerleme imkanı sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bütün niyetler ve fikirler yurdun en uzak köylerine kadar ulaştırılmalıdır. Lafazanları gerçek alana, olaylara doğru çekmek gerekir. Pratik saha onları öldürür.
Anlaşmalar ve ittifaklar da; dostluk, laftan başka bir şey değildir. Bunu bilmeyen her zaman sızlanıp, şikayet etmeye mahkumdur.
İnanmış ve sade insanlar üzerinde dinin etkisi çok büyüktür. Din yaşamları ve ölümden sonra düşünülen dünyaların umud gücüdür. İnsanları her türlü tehlikeli ve sapkın inanışlara karşı korur. Eğer toplumdan dini inanç kalkar ve zayıflarsa geriye sadece bir sürü yol kesen eşkıya kalır.

İnsanlar sonsuza kadar insan doğası tarafından yönetilir ve yönlendirilir. Yüreklilik ve çekingenlik arasında bulunarak yapılacak bir şey yoktur. Bu nedenle, çıkışı ve kurtuluşu ancak kendi iradelerinde aramalıdırlar. Halk her zaman bilinçlendirilmeye, örgütlenmeye ve birleştirilmeye gereksinim duyar. Başka türlü; "Kimin ekmeğini yersem, onun türküsünü söylerim" rüzgarına kapılanlar olacaktır.

İlk çağlardan beri, siyasi alanda, taklitçi, oyunbaz ve sahteciler vardır. Bunlara demagog denir. Demagog, eğitimden yoksun ya da bizde olduğu gibi eğitimi yetersiz ülkelerde, hiçbir vicdan sorumluluğu duymadan, halk önünde esen rüzgara göre konuşan, kendince geçer akçe saydığı ucuz sloganlarla, halk önünde perendeler atan adamdır. Örneğin bizde din ticareti, gerçek dışı, ütopik mücadele ticareti yapanlar demagoglardır. Kendi devirlerinde kendi yaptıkları hataların bütün sonuçlarını, utanmadan, kılı bile kıpırdamadan, karşı tarafa yüklemek marifeti, demagogun sermayesinin bir kısmıdır. Bu sermaye, güne göre, eyyama göre değişebilir. Onun için demagog eyyam adamıdır, şarapçı gibi günlük yaşar. Konmaya hazır, kandırılmaya razı, kandırılmayı bekleyen sazanlar, demagogun ağına ilk düşecek avlardır.

Demagog bir yere konulmuştur. Halk getirmemiştir. Organizasyonlar ve propagandayla, halk sonradan devreye sokulur. Büyüklü küçüklü ağlar, balıkların ebadına göre hazırlanır ve suya, mevsimine göre serilir. Lider bir önder şahsiyettir. Yıldızlar kadar da demagog'dan uzaktır. Ama demagog, kuzgun gibi olmasına rağmen, ömrü kendisinin Anka kuşu olduğunu halka anlatmakla geçer ve heyhat!... Bu kılçık da bal gibi yutulur.

Bugün demagoglar sahnededir. Eyyam adamlığı, cehalet, ucuz kötüleme ticaretleri devamlı başarı sağlamaz. Dinsizin dindar, cahilin bilgin görünüşleri, insani duyguları sömürme oyunları bozulur. Rüzgar nereden eserse yüzünü hemen o tarafa dönüp yelken açanlar, milletin tümü değildir. Bu ulus, nice bin yıllık serüvenler yaşamış bir ulustur. Her derdin üstesinden gelmeyi bilecek kültür genleri ve sezgisine sahiptir. Zamanı gelince önderini bulur ve şahlanmasını bilir...
Ürkmüş yurtseverlerin umutsuzluk ve kaygı duymalarına gerek yoktur...

Sosyal devlet demek, milleti teşkil eden sosyal grupların millet yapısı içersinde birbirleriyle çatışmalara sürüklenmeden, karşı sınıflar kavgasına girmeden gelişmeleri demektir. Türk milletinde sosyal iş bölümünün, sosyal adalete uygun şekilde düzenlenmesi, milli gelirin çalışanlar arasında daha adaletli bir şekilde bölüşülmesi demektir. Yabancı yatırım ve kredilerin, bir iktidar dengesi için kullanılmaktan kurtarılması, ne aşırı servetlere, ne de açlığa fırsat verilmemesi demektir. Sosyal devlette aydın toplumundan kopmaz, eğitim çağdaşlık hedeflerinden sapamaz, sosyal devlet, özgürlüğü, milletçe daha ileri gidebilmek için bir amaç ve heyecan haline getirilmesi demektir. Toplum içinde parazitlere, soygunculara, rüşvet dilencilerine, her türlü kayıttan yoksun haramiler sınıfına, serbestiyet verilmemesi demektir.

Gecekondularının ve toprak damlı köy evlerinin sayısı, insan gibi yaşamam evlerin sayısından fazla olduğu bir ülkede, bu millet yapısında sosyal adaletten bahsedilebilinir mi?

Tarihte büyük ve mucize sayılabilen hiçbir hamle, zengin vasıtalar ve bolluk içinde başarılmamıştır. Bütün büyük hamlelerin öncüsü ve yaratıcısı insandır. İnanan ve heyecan duyan insanı.. İşte şimdi, özlem budur.
Cumhuriyetin hedefi, "imtiyazsız, sınıfsız bir millet yaratmaktı". Ne yazık ki, paraya sahip olmak veya olmamak düzleminde, ekonomik ve sosyal hayatta; tam imtiyazlı ve çok sınıflı bir toplum yaratıldı. Ve sonuçları da siyasal yapıya kusursuz bir şekilde, her boyutuyla yansıyor.

Milletin sosyal yapısı sağlıklı değildir. Toprak ağalığı, su ağalığı, şehir ağarlığı, kredi ağalığı ve hepsinin üstünde gittikçe azgınlaşan siyaset ağalığı toplumun elini kolunu bağlamaktadır. Artan nüfusun çocukları aç, çıplak, kısmet peşinde şehirleri ablukaya alan gecekondu sefaletlerini arttıkça, bu memleketin sosyal geleceğinden korkulur.
Memleketin gidişatından, milletin sağduyu ve gerçekçi insanları sezgi ve anlayışlarına göre endişe duymakta, yarını ve geleceği güvenli görmemektedirler.

Kendiliğinden, herkesin dilinin ucunda duran ve hemen ağızlardan dökülen soru şudur:

"Nereye gidiyoruz?"

İnsanlara kaygıyla bu soruyu sordurtan nedenler şunlardır. Aslında sebeplerini kendilerinin en iyi bildikleri soruyu sormaktadırlar:

• Meclisteki ve dışındaki partilerde en uçtan en başa, örgüt içersindeki Bizansvari şahsi kavgalar.
• Toplumun temel yapısında hızla gelişen sosyal tezatlar.
• Müesseselerin süratle itibarsızlaştırması neticesi halkta devlete karşı güven ve saygının sarsılması.
• Ülke, kötü, zararlı, tehlikeli bir yerleşme içindedir. Şehirler genişlememekte, kanserleşmektedir. Köylerin başı boş bir şekilde hükümetler teşvikiyle boşaltılması, hem üretim bakımından hem de kentlerin planlı gelişimi ve altyapıları yönünden sıkıntı ve sosyal sorunlar yaratmaktadır.

Bunlara, PKK meselesinden, eğitimde eşitsizliği, davaların hızla sonuçlanmaması, halktan kopukluk, ağır işlemeyi meziyet haline getirmiş bürokrasi ve onun fil hortumu gibi tüketmesi, sokakların güvensizliği, mafyalar, daha önce toplumda hiç rastlanmayan şekilde işlenen cinayetler, dış meselelerde ulusal gururu kıran söz ve davranışlara halkı tatmin edecek bir karşılık verilmemesi, sebepleri sıra halinden çıkarıp yığın haline getirmektedir.

Gamsızlık, gerçekleri değerlendirememektir. Gerçeklerin dışında kalmaktır. Meselelerin, dertlerin, olayların, hatta hadiselerin patlaması karşısında, şahsi veya sosyal tepkilerini kaybetmektir. Veya bu güçten, zaten mahrum olmaktır. Bir kişinin kendi içinde gamsızlığı, ancak kendi hayat ve yazgısını etkiler. Fakat gamsızlık denilen ruh hali, yani olayların gerçekleri karşısında tepkisizlik, bir topluluğa, bir örgüte, mesela bir iktidara musallat olursa, o zaman bu olayların akışı ve gelişmesi ile, bu gidişata geç kalış, veya duyarsızlık, o zaman bu iktidarın sorumluluğunda bulunan toplumu, bütün milleti, vatanı ve milli yapıyı sarsar. Zarara uğratır. Beklenmeyen olay ve patlamalarla toplumsal yapı kökünden silkelenir. Bugün ülkedeki toplumsal rahatsızlık, sosyal, ekonomik, politik olduğu kadar da psikolojiktir.

Kendi kendini aldatmak gamsızlık psikolojisinin en belirgin işaretlerinden biridir. Bu yolu iyi görememek ve ötesini de değerlendirememekten kaynaklanır. İnsan, yönetim, kurum, iktidar hepsinde olabilir. Siyasal, ekonomik ve sosyal alanların tamamında yaşanabilir.

Bize ait olması, ekonomik olması ve karşı tarafın, bir işin ilerisini görmesi bugünü de yansıtması nedeniyle, şunu anlatmak gerekir:
Yıl 1890'dır.

Yani 117 sene önce, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na dert yanarcasına aşağıdaki raporu sunar:

"Padişahın, hükümetin boynuna ilmiği geçirmiştik. Bir borç daha veriyorduk. Zaten borçlarını, başka hiç borç almadan, ancak 1939 senesine kadar (yani 40 senede) ödeyebilirler. Ama Fransızlarla Almanlar, bizden atik davrandılar. Çabuk kendinizi toplayın ve Osmanlı Hükümetine borç teklif edin!... "

Eğer bir millet, geriye baktığı zaman, onu bugünlere ulaştıran, çetin, ümitsiz başlangıçların var olmak veya olmamak mücadelelerinin, yenilgilerin, zaferlerin ve bunlara fikir, alın teri ve baş koymuş olan insanların hatıralarıyla beslenirse, hiçbir şey sorun olmaz.

Fakat bir millet, geriye baktığı vakit orada, sıkıntılı, problemli günlerinde dayanak ve cesaret kaynağı olacak, bu tür hatıralardan yoksunsa ya da onları unutuyor, hatta inkar ediyorsa, o milletin geleceğine ancak günlük esintiler hükmeder.
Türk ulusu güç ve dayanakları bakımından zengin bir tarihe sahiptir. Mesele, ondan doğru bir şekilde haberdar olmak ve ruhu güçlendirmektir.

"Eğer getirdiğin gerçeklerin, bir gün ahmakların elinde tersine çevrildiğini duyup da katlanabilirsen, yahut, bütün ömrünü verdiğin değerlerin, bir gün yıkıldığını görür de, onları, yorgun argın ellerinle tekrar yapabilirsen..."
Rudyard Kipling

Kaynakça
Kitap: İNSAN ve DEVLET
Yazar: OSMAN PAMUKOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir