Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kahraman Aziz Ergen Paşamız'dan Çuval Olayının İntikamı

Abd'li Albay Martin Rollinson ve Köpekleri EZİLİYOR

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Kahraman Aziz Ergen Paşamız'dan Çuval Olayının İntikamı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 23:36

AMERİKALI ALBAY

Günlerden 19 Mayıs 2004 günü Uludere'de sabah Kaymakam Bey ile Atatürk anıtına çelenk koymuş ve Gülyazı'ya dönmüştüm. Asmanın altında Tabur Komutanı, İstihbarat Şube Müdürü ve Harekat Şube Müdürü ile oturuyorduk. Akşamüzeri saat 15.30 civarıydı. Bir haber gelmişti . Andaç bölüğünden telefon ile alay merkezi aranmış. Andaç bölüğü sorumluluk sahasındaki Kuzey Irak 4 kilometre içerisindeki Kokpi Tepe'de bulunan timlerimden Kuzey Irak içlerinden 10-15 arasında kuzeye doğru yani kendilerine doğru geldiğini belirten bir mesaj gelmişti. Araçlar pikap tipi, üzerlerinde monteli destek silahları mevcuttu.

Haber bana ulaştırıldığında araçları takip etmelerini istedim. 30 dakika sonra araçların sınırımıza doğru yaklaşık 4 kilometrede durduğunu, araçların içinden 30-40 kişinin kamuflajlı ve peşmerge kıyafetli indiği bilgisi geldi. Bu kişilerin gelirken sınırımızdan 23 nolu sınır taşından güneye doğru inen Habur çayı batısında bulunan Nazdür PKK Kampı'nın içinden geçtiklerini; burada bulunan PKK terör örgütü elemanlarının katılımıyla 50-60 civarında bir grup oluşturduklarını; ellerinde uzun namlulu silahların bulunduğunu, Kopki Tepe Üs Bölgesinde bulunan ayaklı Nikon dürbünden gördüklerini bildirmişlerdi.

Hemen durumu Tümen Komutanı'na arz ettim. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. "Komutanım ben hemen timlerimin yanına gidiyorum" dedim. Süratle Harekat Şube Müdürü'yle sivil bir minibüse binip Andaç bölüğüne hareket ettim. Hareket etmeden önce Tabur Komutanı'yla İstihbarat Şube Müdürü'ne "gelişmelere göre hareket ediniz" emrini verdim.

Mayın tehlikesine karşı sivil araç kullanmak zorundaydım. Yolda giderken telsizle üs bölgesine "Eğer ben size yetişmeden önce üs bölgemize girmeye çalışırlarsa mutlaka durdurun, eğer durmazlarsa ateş ediniz" emrini verdim. Andaç bölüğü yol ayrımına saat 17.30'da ulaşmıştık.

Bir zırhlı aracı bekletiyorlardı. Sivil araçtan inip zırhlı şorthland araca binmeden gideceğimiz stabilize yola doğru baktım. Kesinlikle araçla gitmeyi yasaklamıştık. Mutlaka yaya gitmek zorundaydık. Mayın döşenme tehlikesi mevcuttu. Eğer yaya gidersen 2,5-3 saatten önce varmam imkansızdı. Üstelik karanlık basmak üzereydi. Timlerim Kuzey Irak toprağındaki Kopki Tepe'de yalnız kalmıştı.

O esnada Tümen Komutanlığı'mdan telsiz emri bana ulaşmıştı. Gelen peşmerge ve PKK'lı ekibin başında ABD'li Martin Rollinson varmış. Soy ismini telsizden anlamamıştım. Aklıma Beytepe'deki ABD'li Rosa gelmişti. Nereye gitsek karşımıza ABD'li , Batıda Rosa, Güneydoğuda Martin çıkıyordu. Ülkemizin her köşesinde bunlar vardı. Birden aklıma Süleymaniye gelmişti.

Yanlış yaparlarsa buranın Süleymaniye olmadığını göstermeye ve Süleymaniye'deki misafirperverliğimizden istifade ile yaptıkları kalleşliğin gerektiğinde bedelini ödetmeye kararlıydık. Andaç-Ortaköy yol ayrımından yaklaşık 45 dakika sonra Kopki Tepe eteklerine ulaşmıştık. Araçtan inip Kopki Tepe'ye süratle çıkmıştık. Emrimdeki binbaşıyla timlerimi kontrol ettim.

Tümen komutanı Şırnak'taydı. Şorthlandın telsizi Şırnak' ı çekiyordu; tekmil vererek emir komutayı aldığımı bildirdim. Kuzey Irak'tan gelen grup yaklaşıyordu. Tümen, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'na, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı 2'inci Ordu Komutanlığı'na, 2' inci Ordu Komutanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve Genelkurmay Başkanlığı'na anında haber verilmişti.

Geliş şekline bakılırsa kesinlikle art niyetli olarak geliyorlardı. Bir çatışma olacak havası ve intibaı oluşmuştu. Binbaşımla mevzileri ve destek silahlarını kontrol ettik. Sıkı talimatlar verdik. Bütün personel mevzilerde elleri silahlarının tetiklerinde emniyeti açık, havanlar ve roketatarlar atışa hazır, makineli tüfekler, atış vaziyetinde bütün personel soğukkanlı bir vaziyette gelenleri bekliyordu.

"Arkadaşlar onlar ateş etmeden kesinlikle biz ateş etmeyeceğiz, kesinlikle soğukkanlı olunuz, soğukkanlı olan burada kazanır" sözleriyle personeli telkin ediyordum. Bu esnada korucularıma, gelen Iraklı peşmergelere bağırmalarını "gelmemelerini geri dönmelerini" söyledim. Korucularım Kürtçe bağırıyordu "Gelmeyin geri gidin, geri dönün" diyorlardı.

Termal kamera ve gece görüş dürbünleri ile gelenleri izliyorduk. 500 metre mesafede tepe gerisinde ortaya çıktıklarında görüntüleri termal kameradan alınmıştı. Gelen şahıslar kademeli olarak tepeler üzerine yerleşiyorlardı. Niyetleri kesinlikle kötüydü.

ABD'li Albay olayının bilinmeyenleri

Bu bölümde Hürriyet gazetesinde yayımlanan ancak bir bölümü yazılmayan olayları aktaracağım. Saygı Öztürk Beyaz Enerji Operasyonu'nu çok yakından takip etmişti. 19 Mayıs 2004'de cereyan eden Kopki Tepe olayını bir şekilde duymuş, Gülyazı'dan beni birkaç kez aramış, ben de telefona çıkmamıştım. Emekli olduktan sonra bir gün yemeğe davet etmişti. Hal hatır sohbetinden sonra emeklilikle ilgili konular açılmıştı.

Kasım 2005 ayı sonlarıydı. Bir ara "Komutanım 1,5 yıl önce şu Kuzey Irak'ta ABD'liler ve Iraklılarla bir olay olmuştu. O olayı çok merak etmiştim nasıl oldu? Kaç kez telefonla aradım fakat size ulaşamadım" dedi.

Kopki Tepe olayını o ana kadar kimseyle paylaşmamıştım. Hatta 01 Haziran 2004'te TBMM'de soruşturma komisyonuna "Beyaz Enerji Operasyonu" ile ilgili bilgi vermek üzere Gülyazı'dan izinli olarak Ankara'ya geldiğimde ilk kez yayınlanan Referans gazetesinde haber çıkmıştı.

Bütün televizyon kanalları o haberi konuşuyordu. Aceleyle cep telefonundan Gülyazı'daki rütbelilerimi arayarak "Bu haberden bilginiz var mı, yoksa bizden biri mi sızdırdı?" diye sormuştum. Arkadaşlar da, "Hayır komutanım kesinlikle alayımızdan biri değil" şeklinde cevap vermişlerdi. O gün Genelkurmay Başkanlığı açıklama yaparak olayı geçiştirmişti. Ben de Saygı Bey'e yukarıda bahsettiğim görüşmede bu haberi yazmamak şartıyla hatta yemin ettirerek emin olduktan sonra anlatmıştım. Yukarıda bahsettiğim olayı anlattıktan sonra yazmayacağına söz verdi. Saygı Öztürk, 2000'li yıllardan bu yana tanıdığım dürüst ilkeli ve mütevazı bir gazeteci, araştırmacı ve yazardı.

Beyaz Enerji Operasyonu sırasında da bizlerden desteğini hiç esirgememiş ve yazdıkları yazılarla da cesaretle konuların üzerine gitmişti. Anlattıklarımdan çok etkilenmişti. Aradan bir ay geçmişti. Saygı Öztürk beni arıyordu, "Komutanım uğrayabilirsen görüşelim çay içelim" demişti. Tarih 3 Ocak 2006'ydı ziyaretine gittiğimde.

"Komutanım size söz verdim ve olayı yazmadım. Fakat sizin içiniz rahat mı!" dedi. "Hayır ben de emekli sivil bir vatandaşım. Vatandaşlarımıza, ABD'li albayın Türk askerine karşı yapmaya kalkıştığı davranışları yazdıralım. Fakat olayda, sadece ABD'li albay ile benim aramda geçenleri yazalım. Başka kimseyi karıştırmayalım" dedim.

"Peki, komutanım bu haber Türk Milleti'ni biraz olsun rahatlatır" demişti. Olayı o gün yeniden anlatıp yazdık. ABD'li Albay Martin Rollinson'un Türkçe bildiğini kesinlikle bilmiyordum. Özel Kuvvetler Komutanlığının bağlı birliklerinin bir kısmı Silopi'de konuşlanmış durumdadır. O bölgede sınır ötesi ve sınır içi keşif, istihbarat, irtibat koordinasyon görevleri mevcuttur. Başında bir Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın yardımcı 2 generali olup, bu generaller Silopi'de birliğin başında 3'er aylık değişimli görev alırlar. Üs bölgemize gelmeye çalışan ABD'li Albay Martin meğer Silopi'de görevli irtibat subayıymış. Albayın üzerinde global uydu telefonu mevcutmuş.

Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı generalimiz Iraklı peşmergelerin başında gelen rütbeli kişinin Albay Martin olduğunu öğrenince uydu cep telefonundan albayı aramış, "Albay Martin o bölgeye gitme, geri dön o bölgede kimse yok" demiş. Albay uydu telefonundan arayan komutanımızı dinlemeyerek, "Hayır gitmem gerekiyor" diye diretmişti.

Oysa ABD'li Albay Martin'e, "Türk Silahlı Kuvvetleri Irak topraklarına girdi" haberini veren PKK terör örgütüymüş. ABD'li Albay Martin ve ekibinin üs bölgemize iyice yaklaştığını termal kameradan izliyorduk. Bütün gelişmeleri anında Tümen Komutanı'na telsizle bildiriyordum. Bütün arkadaşlar her an bir çatışma bekliyorduk.

ABD'li Albay Martin bu gücü nereden alıyordu! Megafondan İngilizce bağırıyordum, "Geri dön sakın gelme buraya," cevap vermiyordu. 250 metreye kadar yaklaşmışlardı. Sürekli anons ediyor ve bağırıyordum.

Bütün komşu birlikler ve diğer üs bölgelerindeki telsizler sadece dinlemede kalmıştı. Şenoba, Kaya Tepe ve Gürvil Dağı'ndaki akrep araçlarındaki telsizler kayıt yapıyordu. 4-5 kez bağırdıktan sonra aniden gecenin karanlığından gelen bir Türkçe ses bizlerin bütün dikkatini o yöne çevirmişti. "Ben, Amerika Birleşik Devletleri'nden Albay Martin. Siz ne hakla ABD'nin işgal ettiği bir toprağa girersiniz?" Üs bölgesindeki çatışmaya endekslenmiş bütün personel bu sözleri duyunca şaşırmıştı.

"Ben de Türk Silahlı Kuvvetleri'nden Albay Aziz Ergen. Biz Irak topraklarını işgal etmedik. Sadece sınırlarımızı koruyoruz. Eğer işgal etmiş olsaydık bizi Bağdat'ta bulurdunuz." "Biz oraya geleceğiz" dedi ABD'li albay.

"Gelemezsiniz burası Türk birliğinin bir üs bölgesi." ABD'li Albay 25 yıldır sınırlarımızı korumak için tuttuğumuz tepelerde bile bulunmamızı içine sindiremiyordu. İçindeki kin ve nefreti bizlere söylediği cümlelerde kusuyordu adeta. O saatlerde o tepede bir alay komutanının olabileceğini tahmin edemiyor ve kestiremiyordu. Gözüne 2 timi kestirmişti.

Bu timleri yem olarak görüyordu. Belki de 04 Temmuz 2003'te Süleymaniye'deki gibi bu timleri ele geçirerek Bağdat'a götürmeyi hayal ediyordu. Kurduğu bu hayalle belki de ikinci sansasyonel faaliyetini gerçekleştirmeye çalışacaktı. Geliş şekilleri dostane değildi. Sürekli telsizle tümen komutanıma gelişmeleri bildiriyordum. Bir taraftan da mevzilerde personelimi ikaz ederek, "Arkadaşlar sakın yanlış bir hareket yapmayın. Ben emir vermeden sakın bir harekete kalkışmayın" diyordum.

Albay Martin, "Biz o tepeye geleceğiz" diyordu. "Gelemezsiniz, bu bölge mayınlı, sorumluluğu kabul etmem" diyordum.
Bütün konuşmalar kayıt altına alınıyordu. Ankara'da ABD, Irak, Türk masasının toplandığı bana bildirilmişti. Albay Martin Silopi'deki Özel Kuvvetler Komutanımızın "geri dön" emrini dinlememişti. Kuzey Irak sınırları tamamen PKK terör örgütünün kontrolü altındaydı. Bu kamplardan geçmek zorundaydı. Yanında tek bir ABD askeri bile yoktu. Cirit atıyordu bu kamplarda. Ayrıca bütün kampların önünde PKK'nın 3-5 kişilik vergi kontrol noktalan mevcuttu.

Irak toprağında olduğumuz için ateş açma durumunda suçlu duruma düşme konumumuz vardı. Bu albayı ve ekibi uluslararası bir skandala meydan vermeden mutlaka engellemeliydim. Tümen komutanını telsizden aradım. "Komutanım Albay Martin'i ve ekibini mutlaka engelleyeceğim. Belki telsiz irtibatımız kesilebilir bana güvenin" dedim.

Tümen Komutanı, "Peki Aziz sana güveniyorum, uluslararası bir skandala meydan verme" dedi.
Artık vereceğim kararlardan ben sorumluydum.

"B Plan'ı"nı uygulamaya karar vererek, Beytüşşebap Jandarma Komando Bölüğü'nün Jandarma Bölük Komutanı Üsteğmen ile Andaç Jandarma Sınır Bölük Komutanı Üsteğmen arkadaşım ve Binbaşımla çok kısa bir koordinasyon yaptık ve planımızı uygulamaya başladık. 1 Jandarma Komando timi ile 1 Geçici Köy Korucusu timini Kopki Tepe doğusuna doğru indirip mevzilendirdik.

Timlerin başına üsteğmen arkadaşımı görevlendirdim. Timler pusuda yerlerini aldıklarında bana bildirmişlerdi. Jandarma Komando Timi önde Geçici Köy Korucusu Timi daha geride, pusu mevziine mevzilenmişti. Albay Martin ve ekibini irtibat kurarak termal kameradan pusu timlerinin önüne yönlendirecektim.

"Albay Martin senin buraya gelmeni kabul ediyorum, fakat yanına 2-3 kişi alacaksın, silahlarını bırakacaksın" dedim. Beş dakika sonra cevap gelmişti.
"Peki, yanımdaki arkadaşlarla geleceğim."
"Silahlarınızı mutlaka bırakacaksınız" diyerek tekrar uyardım."
"Tamam, bıraktık."
"O zaman ben sizi yönlendireceğim, yoksa mayınlı saha önümüzde, mayına basabilirsiniz." "Peki, tamam." dedi.
Albay yanına 5 kişi almıştı. Silahlı olup olmadığı fark edilemiyordu. Silah almadıklarını söylüyorlardı. Ben hem pusudaki hem de yanımdaki arkadaşları uyardım. "Arkadaşlar inanmayın silah almadık diyorlar yine de hazırlıklı olalım belli olmaz."

Termal kameradan albay ve ekibine, "100 adım kuzeye doğru ilerleyin" dedim. İlerliyorlardı.
"Doğuya dönün 75 adım devam edin." Karanlıkta ancak attıkları adımları fark edebiliyorlardı. Albay ve ekibi mayın korkusundan söylediklerimi yapıyorlardı.

"Kuzeye dönün ilerlemeye devam edin."
Önceden pusuya gönderdiğim Jandarma Komando Timi gece görüş cihazıyla ekibi görüyordu. Önlerine 50 metre mesafe kala fark etmişti ekibimiz albay ve ekibini. Her şey planladığımız gibi gidiyordu. Albay ve ekibinin aynı istikametten devam etmesini istiyordum. Pusu tim komutanı telsizden bildiriyordu.

"Hazırız komutanım adamlar önümüzde."
"Tamam," dedim.
Jandarma Komando Timi albay ve ekibinin üzerine atlayarak kendisiyle birlikte 5 Iraklı sınır muhafızını yakalamışlardı. Başlangıçta direnmişler, ancak daha sonra kontrol altına alınmışlardı.

"Silahları bıraktık" diyen ABD'li albay üzerinde 1 tabanca dolu olarak, 1 uydu telefon teçhizat, aydınlatma çubuğu, krokiler, GPS, çelik başlık, çelik yelekle gelmişti. 5 Iraklı sınır muhafızının üzerinde ise 5 adet Kaleşnikof piyade tüfeği ve 25 adet dolu şarjör ve ilave teçhizat çıkmıştı. Albay ve ekibi artık elimizdeydi. Süleymaniye olayı onlara öyle bir cesaret vermişti ki aynı olayı timimizin bulunduğu yerde de gerçekleştirmek için gelmişlerdi. Ama hesaplamadıkları bir şey vardı.

Süleymaniye'deki yaptıkları kalleşlikleri bizlere de yapabileceklerini başlangıçta düşünmüşlerdi. Kesinlikle bizler bu timin yanına nasıl olsa gider gereğini yaparız diyerek ısrarlarını sürdürmüşlerdi. Fakat yanılmışlardı. Geride mevzide bekleyen destek silahlarını bize çeviren Iraklı Peşmergeler ve PKK militanlarının albay ve ekibini yakaladığımızdan haberi olmamıştı.

ABD'li albay ve ekibini bulunduğum yere timler getirmişti. Yanlarına gittim.
"Albay Martin, neden yalan söyledin. Buraya silahsız geleceğini söyledin. Üzerinizden silahlar çıktı. Sizin üzerinizi kontrol ettirmek zorundayım artık size inanmıyorum."

"Üzerlerini soyun ve iyice arayın" dedim askerlerime. Beş Iraklı sınır muhafızını ABD'li Martin'den ayırttım. Verdiğim emir üzerine Albay Martin üzerindeki montu çıkarttı. Sonra da atletini çıkarttı. Albayı kolundan tutup uzaklaştırarak yüksek bir kayanın başına götürüp yönünü ülkemize doğru çevirttim.

"Bak Albay Martin şu gördüğün ışıklar benim ülkemin köylerinin ve karakollarının ışıkları, sen ne hakla buraya gelmekte ısrar ediyorsun. Biz burada sadece sınırımızı koruyoruz. 10 yıl öncesinde burada sayısız şehit verdik. Buraları tutmak zorundayız. PKK terör örgütüne karşı tertiplenmiş bulunuyoruz. Fakat siz gelirken PKK'nın Nazdür kampının içinden geçip geldiniz. Yanınıza da bir sürü PKK'lı aldınız. Siz nasıl dost ve müttefik bir ülkenin subayısınız. Ben sizin dostluğunuzdan şüphe ediyorum."

"Albay Ergen, ben bugün Irak'ta Batufa şehrine gittim. Oradan bana Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak topraklarını işgal ettiğini söylediler. Ben de 'olur mu öyle şey' dedim. Onlarda bana, 'inanmıyorsanız gidip bakalım' dediler. Bizde geldik."

Kesinlikle yalan söylüyordu. Hedefi buradaki 2-3 Türk Jandarma Timiydi. Albayı, Binbaşım ile sorguya aldık. Hava iyice soğumuştu. Amerikalı Albay da havayı sulandırmaya çalışıyordu. Bize, "Siz bu Geçici Köy Korucularını niçin kullanıyorsunuz, sizin nerelerde üs bölgeleriniz var" diye soruyordu.

Biz kendisine, "Albay Martin sizin yanınızda kimler vardı, gelirken niçin PKK kampının içinden geldiniz, yanınızda hiç kendi askeriniz yok mu?" diyorduk. "Hayır ben gelirken hiç PKK'lı görmedim" diyordu. Kuzey Irak kamplarında cirit atıyorlardı. Eğer bir Türk askerini o kamplarda yakalasalar derisini yüzerlerdi. Albay Martin, "Siz bu taşların içerisinde nasıl yaşıyorsunuz, neskafeniz ya da ve çikolata gibi bir şeyiniz yok mu?" diye sordu.

"Hayır sadece suyumuz var; istersen pet şişe su verelim" dedim.
Albay Martin'in sorgusunda, 8,5 yıldır Türkiye'de bulunduğunu, 2 yıl ateşelik yaptığını, 2 yıl harp akademilerinde okuduğunu, son dönemde Silopi'de irtibat subaylığı yaptığını, özellikle Kuzey Irak'taki PKK kamplarının yerlerini ve Türkçe'yi bizler kadar iyi konuştuğunu görmüştük.

Albay Martin ve 5 Iraklı sınır muhafızı yaklaşık 2 saattir elimizdeydi. Ankara'da görüşmeler hararetlenmişti. Biz diğer taraftan Albay Martin'in beraberinde getirdiği, geride mevzilenen ekibini termal kameradan gözetliyor ve gelişmeleri yukarıya bildiriyorduk. Ankara'da Irak, Amerika ve Türk masaları toplanmış gelişmeleri görüşüyorlardı. Sorgu raporlarımız anında Ankara'ya ulaşıyordu. Gerginlik tırmanıyordu.

YALMAN PAŞA UYDU TELEFONUN UCUNDA, ANKARA'DA!

Şortlandın telsizinden Tümen Komutanımız'ın aradığını söylediler. Tümen Komutanımız' ı aradım. Bana bir cep telefonu vererek Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman' ı aramamı istedi. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman benden telefon bekliyormuş.

İç güvenlik harekatı 2. Ordu Komutanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlıydı. Uydu telefonundan Kara Kuvvetleri Komutanı'nın cep telefonunu aradım. 2-3 kez çaldı. Emir subayı Binbaşı Afiyet karşıma çıkmıştı. Kendimi tanıttım. Komutanı bağlamasını, benden telefon beklediğini söyledim. Telefon bağlanmıştı. Kendimi tanıttım, ABD'li Albay Martin Rollinson'un bugün Batufa şehrine gittiğini, orada Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak topraklarını işgal ettiğini, onun da sözde inanamadığını; Iraklı makamların da inanmıyorsanız gidip bakalım dediklerini; Albay Martin ve ekibinin üs bölgemize zorla girmeye kalkıştığım; şu an Albay ve 5 Iraklı sınır muhafızının elimizde olduğunu, silahlarını aldığımızı, sorgulamaya devam ettiğimizi arz ettim.

Uydu telefonunu Martin'e vermemi istedi. Albay Martin, Türkiye'de Harp Akademisi'nde okurken Orgeneral Aytaç Yalman o dönemde öğretim başkanıymış.

Orgeneral Aytaç Yalman, telefonda konuşuyordu:

"Martin nasılsın? İyi misin? Martin yanlış anlamışsın(!), biz Irak topraklarına hiç girer miyiz? Böyle bir şey yok." Komutanımız konuşmasını sürdürüyordu...

Beyaz Enerji'den sonra komutanımız Kara Kuvvetleri Komutanı olmuştu. 2002 yılı atamalarında ilk kez bir Jandarma Genel Komutanlığı makamından Kara Kuvvetleri Komutanlığına geçiş çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Beyaz Enerji operasyonu hepimizi bir yana göndermişti.

Sonra uydu telefonunun aküsü bitmişti. Albay Martin' i bekletiyorduk; üstü çıplaktı. Titremeye başlamıştı. Bizden üstüne örtünmek için bir şey istemişti. İsteğini geri çevirmemiştik. Bir battaniye göndererek üstüne örttürdüm. Bağdaş kurmuş oturuyordu. Kendisine, "Albay Martin sen ve ekibin bu gece burada emniyette gözetimde kalacaksın" dedim. Diğer 5 Iraklı sınır muhafızlarını korucular sorguluyorlardı. Çünkü onlar Kürtçe konuşabiliyorlardı. Zaman zaman Türkçe de bağırıyorlardı.

"Utanmıyor musunuz ABD'nin uşaklığını yapıp Türk askerinin bulunduğu üs bölgesine zorla gelip girmeye" diyerek tekme atıyorlardı. Onları engelledim. Geçici Köy Korucularımızı Iraklı sınır muhafızlarından gelirken yanlarına PKK militanlarının katıldığını ve geride mevziilendiklerini söylemişlerdi. Biz zaten biliyorduk. Sadece dostumuz ABD'li Albay Martin yalan söylüyordu.

Gece saat 23:15'te ABD'li Albay ve 5 Iraklı sınır muhafızını serbest bırakmamız için emir gelmişti. Teçhizat ve malzemelerini belli bir yere götürerek teslim ettirdik. Giderken aydınlatma mayınına basmışlardı.

Arkalarından bağırmıştım:

"Albay Martin biz size bu bölgenin mayınlı olduğunu söylemiştik inanmamıştınız, şimdi inandınız mı, biz daima doğruyu söyleriz umarım siz de söylersiniz." Albay Martin ve ekibi gecenin karanlığına gömülerek süratle oradan uzaklaşmışlardı. Sabaha kadar mevzilerde beklemiştik.

Sabah 05:00'de Geçici Köy Korucularımız küçük demliklerle sıcak çay demlemişlerdi. Sabah Tümen Komutanı'miza bölgeyi gözetleyip son durumu arz etmiştim. Öğlene kadar üs bölgesinde beklememi; öğleden sonra ayrılmamı, timlerin göreve devam etmesini bildirmişti.

Öğleden sonra ben ve Binbaşım görevi bir başka ekibe devrederek, Geçici Köy Korucu timimle yaya olarak dönüşe geçtik. Önden mayın ekibi yolu kontrol ediyordu; biz de Andaç Jandarma Sınır Bölük Komutanı ile Ortaköy yol ayrımına dönüyorduk.

03 Ocak 2006 da Hürriyet gazetesinde çıkan resimler Kopki Tepe'den dönerken çekilen resimlerdi.
Gündüz olması nedeniyle 1,5 saatte yol ayrımına inmiştik.

Orada Geçici Köy Korucularımızı toplayıp teşekkür ettim:

"Arkadaşlar dün gece bulunduğumuz yere kötü maksatla zorla gelmeye çalışan ABD'li Albay ve Iraklı sınır muhafızlarına karşı askerlerimizle birlikte göstermiş olduğunuz müdahale olayında Alay Komutanınız olarak çok etkilendim.

Sizden istediğim görev budur. Ne kadar art niyetli olduklarını hep birlikte gördük. Bu sınırı hep birlikte, onurlu şerefli bir şekilde korumaya devam edeceğiz. Gerekirse 10 yıl önce bu sınırda şehit olan kardeşlerimiz gibi biz de şehit olacağız. Ama bu sınırları koruyacağız. Asla pes etmeyeceğiz. Çünkü bu vatan bizlerindir. Vatanımızın her karış toprağı kanla sulanmış, bu sınırlar da kanla çizilmiştir. Vatanımızın toprağı bu sınırlardan başlamaktadır.

Hepinizle gurur duyuyorum. Tümen Komutanımız da sizlere teşekkür ediyor, hepinizin gözlerinden öpüyor, sağ olun." Koruculara teşekkür ettikten sonra onları Andaç köyüne gönderdim. Ben, Harekat Şube Müdürüm ve muhafızımla birlikte geldiğimiz sivil minibüsle Gülyazı'ya geri döndük. Gülyazf ya geldiğimizde alay merkezinde Tümen Komutanımız'a dönüş tekmilimizi verdim. Teşekkür etti. Dinlenmemizi daha sonra görüşeceğini bildirdi. Gece olay sonuç raporu imzalayıp Tümen Komutanlığı'na mesaj olarak çektim. Bu olay Türk askerinin sınırlarımızı korumak için daima yapabileceği görevlerden biriydi. Buna benzer birçok olay değişik sınırlarımızda veya iç bölgelerimizde yaşanmasına rağmen ne yazık ki basın bu olayları pek duyulmuyordu. Bu olay esnasında biz de Süleymaniye'deki çuval olayını biliyorduk. Fakat incinen duygularımızla Kopki'deki görev bilincimizi karıştırmadık. Albay ve Irak sınır muhafızlarına başlarına çuval geçirmeyi bırakın, istesek çuvalın içerisine koyar ağzını bağlar sırtımıza alır Gülyazı'ya da Ankara'ya da getirirdik. Eğer getirilmesi ülkemiz menfaati için gerekliyse! Bu olayı gazeteci Saygı Öztürk'e aktardığımda biz çuvalın intikamını aldık da demedim. Nedense olayı bir intikam şekline çevirdiler. Irak'ta her hafta Türk kamyon şoförlerinden 1-2 kişinin ya delik deşik olmuş cesedi veya yakılmış cesedi Türkiye'ye gelmektedir.

Habur bölgesinden Duhok bölgesine giderken KDP'nin kontrol noktasında özellikle, Türk işadamları, işçileri, Türkmenler ve şoförler sorgulanmaktadır.
Eğer yeşil pasaportunuz mevcutsa, derinlikte her tehlikeye hazır olmanız gerekmektedir.
17 Aralık 2004'te Irak'tan Musul bölgesindeki Türk Büyükelçiliğini koruma görevine giden Türk Polis Timi pusuya düşürülerek, 1 komiser 4 polis şehit edilmiş ve 1 polis yaralanmıştı. Bu polislerimizin teçhizatlarına kadar alınmıştı. Bu acı olayları ülkemiz yaşıyordu.

Süleymaniye'de yaşanan olayda da ülkemizin göz bebeği olan Özel Kuvvetler'e mensup arkadaşlarımızın iyi niyetlerini ABD'li rütbeliler istismar etmişlerdir. Ancak bu, bir dönemler Türkiye'nin kendisine temin ettiği kırmızı pasaport ile ülkelerarası seyahat imkanı bulan sahte Türk dostu Talabani'nin kasıtlı ve hasmane tutum ve davranışlarının böylesi bir istismarda en önemli etken olduğu asla unutulmamalıdır.

Özel kuvvetler dünyanın birçok ülkesinde barış görevleri yaparken mutlaka oraya hizmet ve insani yardım götürmüştür. Özellikle eğitim, sağlık alanlarında hizmet vermiştir. Art niyetli olduktan sonra her gün birçok kişinin kafasına çuval geçirebilirsiniz.

Bu bölüme Kopki Tepe'deki olaydan dolayı Şırnak Tümen Komutanlığı'nca şahsıma gönderilen Takdirname ile bu olaydan dolayı üst makamlara verilmek üzere bana tebliğ edilen Şerit Rozet tebliğ yazısını da koyuyorum.

Bu yazılar basında yayınlanmadı. Özellikle bazı gazeteci ve köşe yazarlarımız ile televizyon programları yapan arkadaşlarla bazı emekli general ve subaylarımızın kafası karışmıştı. Çünkü ABD'li subaylar, özellikle Albay Martin gibiler bir efsane olarak görülüyordu. Neredeyse üstü bile aranmaz ve çıkarılamazdı.

Üstelik Albay Martin, Hürriyet gazetesinde verdiği demeçte, "Hata yapsak öldürülecektik" diyordu. Bu belgeler sanıyorum bu değişik yorumlan da ortadan kaldıracaktır.

Kaynakça
Kitap: KİRLİ ELLERİN İTTİFAKI
Yazar: Aziz Ergen
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAHRAMAN AZİZ ERGEN PAŞAMIZ'DAN ÇUVAL OLAYININ İNTİKAMI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 23:38

Acaba suç mu işlemiştim!

Bu olaydan bir süre sonra alayıma İkinci Ordu Komutanımız gelmişti. Ancak ABD'li Albayla ilgili meydana gelen olay konusunda memnuniyetsizliğini açıkça ifade etmese de bizi uyarmıştı. Şaşırmıştık, bize teşekkür edeceğini sanmıştık. ABD'lilerin rahatlıkla sınırı kontrole gelebileceğini belirtiyordu. Oysa yaptığımız sadece sınırımızı korumak olmuştu. İkinci Ordu Komutanımız bir tepki göstermememiz konusunda emir vermişti. Halbuki Süleymaniye olayı ortadaydı. Oradaki timimiz de iyi niyetli davranmış, başlarına gelmeyen kalmamıştı. Bizim yaşadığımız olayda durum Ankara'ya yansımış üçlü masa toplanmıştı (Türkiye-ABD-Irak). Yanımdaki komutanımla birlikte verilen emir karşısında şaşırmıştık. İkinci Ordu Komutanımız dört ay sonra Jandarma Genel Komutanı olmuştu.

Bölgede görev yaparken sınırdan gelerek timlerimize teslim olan ve ön sorgulamalarına katıldığım örgüt elamanları, Kuzey Irak'ta, PKK terör örgütünden kaçıp KDP'nin eline düşen 2500-3000 kişinin olduğunu anlatmışlardı.

Sınır köylerimizden bazı vatandaşlarımızla akraba olan "Ebubekir" isimli bir şahsın Zaho'da olduğunu, o bölgede kendi adamlarıyla güçlü olduğunu, istenildiğinde de (Eğer anlaşma yapılırsa örgütün bazı üst düzey yöneticileriyle) örgütün elindeki herhangi bir şahsı önce KDP'ye getirtip, bir süre sonra da ülkemize sokabileceğini söylemişlerdi. Ayrıca benzer olayları o bölgedeki köylüler zaman zaman görmüşlerdi. Bu şahıs aynı zamanda Necirvan Barzani'yle iyi bir ilişkiye sahipti.

Bölgedeki insan kaçakçılığı ise ayrı bir sektör olmuştu. Musul, Kerkük, Duhok, Erbil ve Zaho bölgelerinde bulunan "insan simsarları" Avrupa'ya kaçak olarak götürülecek kişi başına ortalama 7 ila 10 bin dolar alıyordu.

2003 ve 2004 yıllarında köylülerin Kuzey Irak'tan onlarca katırla kaçak getirdiği gıda maddelerine sınır birliklerince el konulunca, iki köy halkı sınır ihlali yaparak, topluca protesto için Kuzey Irak'a geçmeye çalışmışlardı.

Gülyazı'da bir yılı tamamlamıştım. 2004 yılı Ağustos ayında terfiler belli olmuştu. Terfi edememiştim. Beyaz Enerji Operasyonu'nda iki general tarafından sicillerimde oynandığını Beytepe'den ayrılırken öğrenmiştim. Bu generallerimizin ikisi de korgeneral oldu. Biri Korgeneral Nurettin Çakır diğeri Korgeneral İbrahim Açıkmeşe.

Gülyazı Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığı'ndan tayinim Şırnak Jandarma Sınır Tümeni Kurmay Başkanlığı'na çıkmıştı. Bu tayin de Tümen Komutanı'mın isteği olmuş ve beni yanına aldırmıştı. Ağustos ayında yerime atanan alay komutanına devir teslimi yaptım. Benden sonra da sınıf subayı bir albay arkadaşım yerime atanmıştı. Kurmay olarak bu göreve ben atanmıştım. Burada görev yapmak keşke her kurmay subaya nasip olsaydı. 1990'lı yıllarda Kara Kuvvetleri'nden bir iki kurmay albayım kalmıştı. Devir teslimi yaptıktan sonra alayımla ve korucularımla vedalaştık.

Tümen komutanımla birlikte helikopterle Şırnak'a gitmek üzere havalanmıştık. Bir yıldır görev yaptığım Gülyazı'ya helikopterle havadan bakıyor ve alayımın üzerinden uzaklaşıyordum. Törene Tümen Komutanı'mla birlikte gelen Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanı bir ara bana helikopterde, "Aziz çok dalmışsın yoksa üzülüyor musun?" diye sormuştu.

Gerçekten Gülyazı'da rütbeli arkadaşlar, askerlerim ve korucularımdan ayrılmak bana çok zor gelmişti. Çünkü oradaki her türlü zorlukları birlikte yaşamıştık. Tümen Kurmay Başkanlığı'na tayin olurken arkadaşlar, "Komutanım yaşadık, artık tümenin imkanlarını bize gönderirsin" diyorlardı. Ben de, "Hele bir başlayayım bütün şube müdürlerini buraya gönderip imkanları yağdıracağım" diyordum.

Tümen komutanımız bir yıl içerisinde 22 kez alayıma gelmişti. Çoğunda üs bölgelerine gidiyorduk. Helikopter Şırnak'a inmişti. Yerine atandığım kurmay başkanı arkadaşım erken ayrılmıştı. Gitmeden beni telefonla aramıştı. Tümen karargahına gidip odama yerleşmiştim. Şırnak serüvenimiz başlıyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir