Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Recep Tayyip Erdoğan'un Kökeni Hakkında

Yahudimi yoksa Gürcümü?

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Recep Tayyip Erdoğan'un Kökeni Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Kas 2010, 15:45

Gürcü mü yoksa Rum mu Tayyip'in hayat hikayesine başlamadan önce dedelerinin nere­ den geldiğine bakmak onun hikayesini anlamamızı bir hayli kolaylaştıracaktır. Tayyip'in anne tarafı Rize ili Güneysu ilçesine Gürcis­tan'ın başkenti Batum'dan gelmişlerdi. O sıra Batum'dan gelen ai­leler arasında "Mezarcı" ailesi de vardı. 1991 yılı milletvekili seçimlerinde liste savaşları başlıyor, Erbakan'ın kendine yakın gördüğü isimleri İstanbul'da liste başlarına yerleştirmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Erbakan liste başına Ali Oğuz'u getirmek istiyor, Tayyip ise aynı yere Gürcü kökenli, Ümra­niye Müftüsü Hasan Mezarcı'yı düşünüyordu. Erdoğan parti merke­zine karşı direniyor, bu direnmenin sonucunda hemşehrisi Hasan Mezarcı'yı liste başına getirtiyordu. Mezarcı, milletvekili seçilmesi­nin ardından Tayyip'e layık olduğunu konuşmaları ve davranışları ile bir bir kanıtlıyordu. Partinin Bayrampaşa teşkilatında kadınlara yaptığı konuşmada Atatürk'e iğrenç iftiralarla saldırırken kendi kök­lerini de açıklıyordu.

Mezarcı, Tayyip gibi Batum'lu olduğunu vur­guladı ve konuşmasında şunları söylüyordu:

"Atatürk milliyetçiliği ne demek? Herkes Türküm diyecek, ne yani, senin hatırın için ben anamı babamı inkar edeyim. Ben senin atan gibi veled-i zina mıyım? Ben Batum'luyum benim köküm bel­li..."

Tayyip de aynı tarihlerde Almanya'da yaptığı konuşma ile Me­zarcı'ya adeta destek veriyordu:

"Ne mutlu Türküm diyene ne demek? Sen 'Ne Mutlu Türküm Diyene' dersen, o da 'Ne Mutlu Kürdüm Diyene' der..."

Yine her fırsatta Türklüğü aşağılayan Tayyip'in yakın arkadaş­larından Rize milletvekili Şevki Yılmaz şöyle yırtmıyordu:

"Şimdi gençler! Müjde veriyorum. Şafak var... Şafak!.. VAllahi şafak var. Safları sıklaştırın... Tahrik için konuşmuyorum, şafağı gördüm... Nerede?.. İşte burda... Sümeyyeler Nerde?.. İşte burda; Bilaller? Şafak vakti var. Gençler, gençler!...

Muhammed İkbal'i dinle, meşhur şair:

"Güneş doğarken şafak gelir. Kızıllık olur sabah. Gök kızarmadan güneş gelmez. Şehit kanı dökülmeden hak gelmez..." Şevki, Sümeyye'nin İslam'ın ilk şehidi olduğunu, putperestlerin onu ayaklarından develere bağlayarak iki ayrı yöne develeri sürme­leri sonucu feci bir şekilde öldürerek şehit ettiklerini anlatıyor ve gençlere "bu düzen sizi ayaklarınızdan taksilere bağlayıp parçalasa dahi asla yolunuzdan ayrılmayın "diyordu. Tayyip'in çocukları Sümeyye, Bilal ve diğerleri soluğu Amerika'da alıyorlar, öğrenimlerini oralarda devam ettiriyorlardı. Akran­ları Türban kavgaları verirken, kendileri, babalarının açıklamalarında görüldüğü gibi, Türbanla okuyamadıkları için Amerika'ya gidiyorlar, Sümeyye, ABD'de, HolIywood yıldızları ile aynı masada mum ışıkları altında yemekler yiyordu.

Kızları, Amerika'da Robert De Niro ile mum ışıklarında yemek­ler yiyen Tayip, 1994 yılında, Ümraniye'de yaptığı konuşmalarda, insanlarımızı kendi refah ve mutlulukları için kullanmanın değişik versiyonlarını sergiliyor, bu konuşmalarının kasetleri AKP teşkilatla­rında saf insanlarımıza seyrettiriliyordu:

"...Bir gece saat bir buçukta elektrik direğinde bir yaşlı amca, eve dönüyorum, araba ile durdum, gece saat bir otuz durdum. Üç dört tane genç, "amca" dedim, "yahu ne yapıyorsun?.. Elektrik çar­pacak in aşağı bu gençler çıksın bağlasın" hiç umurunda değil. Bağladı, indi. Gayet kararlı. İfade aynen şöyle; "Sen bana şaha­deti çok mu görüyorsun?" dedi. "yahu amca Refah'ın bayrağı ile şa­hadetin ne alakası var Allah aşkına?", "Sen ne diyorsun" dedi. "Her Refah bayrağı, Muavenet Muhribi'nden Saratoga'ya bir mermidir" dedi. Şimdi soruyorum sizlere; bu inancın, bu imanın önünde Amerikası, Batısı, basını televizyonu durabilir mi?.."

Bugün kızlarının ABD'de sergiledikleri davranışları görmeyen Tayyip, dün bu imkanları sağlamak için döktürmeye devam ediyordu:

"...Olay bu kadar açık ve net ortada. Ama bunun hala farkında değildi onlar... Hala bunlar, yok çarşafların içinde erkekler vardı, ondan dolayı seçim gitti diyorlar... Ve bununla da kalmıyor, şu ha­nım kardeşlerimizin çalışması var ya, Hey Rabbim... Bunu papatya­ların yapması mümkün mü? Değil... Gelinciklerin yapması mümkün mü?.. Değil. Onlar ancak beş yıldızlı otellerde demlenirler. Ama onların da huzuru inanıyorum ki, refahı, mutluluğu, kurtuluşu inşAl­lah bu hanım kardeşlerimizin gayretinde yatmaktadır..."

Potamya'nın gururu Tayyip, Başbakan olarak memleketi Rize'nin Güneysu Beldesi'ne gittiğinde hemşehrileri kendisini 'Potamya'ya Hoşgeldin', 'Po­ tamya'nın Gururu' pankartlarıyla karşıladı.

Buralar Güneysu olarak bilinirdi. Potamya ne demekti? İşin aslı çok geçmeden ortaya çıkı­ yordu:

Güneysu Beldesi'nin Rumca ismi Potamya'ydı. Bu beldenin ahalisinin bir kısmı sonradan Müslüman olmuş(!) Rum'du. Hala beldenin Rumca adını kullandıklarına göre Türklüğü içlerine tam sindirememişler demekti. Tayyip Erdoğan bu pankarttan rahatsız olmadı. En ufak bir tepki göstermedi.

Başbakan olduğunda ilk ziyaretini Yunanistan'a yapmış, Ra­mazan ayında olduğumuz halde orucunu tutmamıştı. Oysa hayatını anlattığı "Bu şarkı burada bitmez" adlı kitapta her zorluk karşısında orucunu bırakmadığıyla övünüyor, hatta röportaj günü Ramazan olmadığı halde oruç tuttuğunu söyleyerek reklamını yapıyordu. Erdoğan Simitis'le gerçekleştirdiği görüşmelerde iki saati aşkın başbaşa kalmıştı. Bu görüşmelerde konuştukları dil merak konusu olmuştu. Öyle ya, Tayyip İngilizce bilmiyor, Simitis ise Türkçe'den anlamıyordu. Sonunda Tayyip bu olaya da açıklık getirdi. Anlatımı­ na göre ilk patronu Rum'du. Bu arada kardeşinin de Mossad ile ya­ kın ilişki içinde olan Ofer'in gemilerinde çalıştığı ortaya çıkıyor, Tayyip hükümeti tarafından ülke limanları ve kaynakları Ofer'e ade­ ta altın tepsi içinde sunuluyordu,..

Ben Gürcüyüm eşim Arap

Hürriyet Gazetesi'nden Emin Çölaşan 2 Ekim 2006 tarihinde Tayyip'in kökleri ile ilgili şöyle yazıyordu:

"...Elimde Recep Tayyip Erdoğan'ın aile nüfus kütüğü var. Devletin resmi belgesi.

Bu belgede "baba tarafından çeşitli kimselerin anneleri" olarak şöyle isimler geçiyor:

"Havuli... Farfuli...Fatuli..." Örneğin, Ahmet ve Yunus Erdoğan'ın ana adı Havuli. Fatuli Erdoğan'ın ana adı Farfuli, Vesile Erdoğan'ın ana adı Fatuli Bizim aklımıza insanların soyunu sopunu araştırmak, oralardan sonuç çıkarmak, bunları siyasal amaçla kullanmak asla gelmez. "Falanca Ermeni'dir, filanca Rum'dur, Yahudi'dir, dönmedir!.." İnsanların ve ailelerin kökeni şu veya bu olabilir.

Onlar Hıristiyan, Musevi kökenli de olabilir. Kınanması gerek­mez. Biz, rektörler ve başbakanlar dahil istisnasız herkesi dinine, ır­kına, aile kökenlerine göre değil, bu ülkeye yaptıkları -veya yapma­ dıkları- hizmetle değerlendiririz. Her uygar insanın yapması gereken de budur..." 3 Ekim 2006 Hürriyet Gazetesi; "Doğu Karadeniz'de Fatma Fatuli' dir."

Başlığı altında Çölaşan'ın yazdıkları ile ilgili bir haber ya­pıyordu:

"Hürriyet yazan Emin Çölaşan, önceki gün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın nüfus kayırlarında Havuli, Farfuli ve Fatuli gibi isimiere rastlandığını yazdı. Çölaşan'ın verdiği bilgiye göre, 'Ahmet ve Yunus Erdoğan'ın ana adı Havuli. Fatuli Erdoğan'ın ana adı Farfuli, Vesile Erdoğan'ın ana adı Fatuli'ydi. Çölaşan daha sonra, "Bizim aklımıza insanların soyunu sopunu araştırmak, oralardan sonuç çıkarmak, bunları siyasal amaçla kullanmak asla gelmez" diyordu. Bu kelimelerin hangi dilden gel­miş olabileceğini bölgeyi yakından tanıyan insanlara sorduk. Rize doğumlu gazeteci Ömer Lütfi Mete, Doğu Karadeniz'de Fatma'ya Fatuli, Havva'ya Havuli denildiğini belirterek, "-H eki Gürcüce'den geçmiş olabilir. Zaten biliyorsunuz, Türkçe ve Gürcüce'nin karışı­mından, araya Ermenice kelimelerin de girmesiyle ortaya çıkan dile bölgede Lazca ismi verilir" dedi. Doğu Karadeniz'de Lazca türküler derleyen ve Türkçe'yi son­radan öğrenen, Rize-Pazar doğumlu müzisyen Birol Topaloğlu da, Ömer Lütfi Mete'nin dediklerini doğruluyor. Topaloğlu da, bölgede, özellikle kadın isimlerine bu tür eklerin takıldığını, zamanla hece düşmesiyle Havuli, Fatuli, Farfuli şekline dönüştüğünü söylüyor. Er­ menice ve Rumca'da ise böyle kelimeler bulunmuyor..." diyordu. Ancak içinde zerre kadar Müslümanlık bulunan bir insan İslam Peygamberi'nin Kızı'nın ismi olan Fatma'nın özgün hali dururken ona Fatuli der mi, diyebilir mi?... Yine adem Peygamber'in Eşinin ismi Havva'yı nasıl Havuli yapabilir?.. Peki, Farfuli neydi ve nere­ den geliyordu?..

Ağustos 2004 yılında yaptığı Gürcistan gezisinde Gürcistan Devlet Başkanı'nın yanında; "Ben de Gürcüyüm. Ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmiş bir Gürcü Ailesi'dir" diyordu. Bu bağ­lamda Tayyip'in Gürcü olma ihtimali de kesinlik kazanıyordu. Kısa­cası; Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildi. Zaten Türklük şuuru da taşımıyordu. Zorunlu olmadıkça Türk sözünü kullanmıyor, Türklü­ğü ve Türk milliyetçiliğini ayrımcılık olarak değerlendirdiğini çok kere vurguluyordu.

Tayyip'in en yakınındaki isim tarafından yazılan ve Tayyip ta­ rafından yalanlamayı bırakın desteklenen "Erdoğan'ın Harfleri" adlı kitaba baktığımızda Tayyip Erdoğan'ın Musa Peygamber'in so­yundan geldiği bildiriliyor. Musa'nın İsrailoğlu olduğu vurgulaması yapılıyordu. "Ben Şeriatçı'yım" diyen birinin Hz. Muhammed'in so­yundan geldiğini ya da en azından onla bağlantılı olduğunu iddia etmesi gerekirken, İsrailoğullarına gelen peygamberle kendini Özleştirip bir de onun soyundan geldiğini açıklattırması, soyunda Ya­hudilik olduğunun en açık kanıtı oluyordu. Gürcü olduğunu açıkla­ yan Tayyip, bir özelliğini gizliyordu. Tayyip anne tarafından Gürcis­tan'da yerleşik Musa'nın yani Yahudinin soyundan geliyordu... Başbakan olduğundan beri ağzından bir kez bile Türk milleti'' sözü.çıkmıyor, hep Türkiye halkı" diyordu. Kaldı ki; gerek MSP Gençlik Kolları Başkanlığı, gerek RP İl Başkanlığı, gerekse Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yapan ve Tayyip'in; "Beyni­min yarısı, bugünlere gelmemde çok emeği vardır" dediği Mehmet Meüner, Tayyip için Türk değildir" diye açıklamalarda bulunuyordu.

Gürcülüğünü ilan eden Tayyip Erdoğan, 1994 yılında Ümrani­ye'de yaptığı konuşmada, Türklüğe karşı tüm kinini kusuyordu:

"Bakınız, geçen gün İstanbul Valiliği'nin bir beyanı var. Ne di­yor? 4 şehit polis memurunun cenazesine "Ben Türküm diyen gel­ sin" diyor. "Ben İstanbulluyum diyen gelsin" diyor. Ben Lazım di­yen ne olacak? Ben Gürcüyüm diyen, Ben Kürdüm diyen ne ola­cak? Ben Çerkez'im diyen ne olacak?... Ben Abaza'yım diyen ne olacak?.. Ya bunlar bu ülkeyi zaten yıllardır bu ifadelerle parçaladılar. Ama Anayasa'da ne yazdılar? Ne Mutlu Türküm Diyene.
.. Milletin bütünlüğü ilkesi "Ne Mutlu Türküm Diyene" ifadesi ile sağlanır mı?...

Babama sordum "Biz Laz mıyız, Türk müyüz?" dedim. Allah rahmet eylesin, babam dedi ki:

"Oğlum ben de dedeme sordum, de­ deme dedim ki, 'dede biz Laz mıyız, Türk müyüz?' Torinim dedi, 'Yarın Öleceğiz. Öldüğümüz zaman Allah bize bir soru soracak, men Rabbüke vemen Nebiyyüke ve ma Dinüke diyecek. Vema Kavmüke diye bir soru sormayacak torinim' dedi... Şimdi salonda saf saf dinliyor. Tabi büyük dedem molla idi. 'Torunum Rabbin kim? Nebin kim? Dinin ne? Ama kavmin ne diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman 'Elhamdülillah Müslü­man'ım de geç'. Şüphesiz her kavmin mensubu rahatlıkla ben Kür­düm, ben Türk'üm, ben Çerkez'im, ben Abhaza'yım, demek hak ve hürriyetine sahiptir. Bundan daha tabi bir hak ve hürriyet olmaz...... 600 sene Osmanlı otuzu aşkın etnik gurubu Ümmet düşün­cesiyle bir arada tuttu. 600 sene... Buyrun, şu anda 70 senedir tuta­ bildiler mi? Tutamadılar işte, bak ülke birbirine girdi..."

Tayyip, Ocak 1995'te Hollanda İslam Federasyonu'nda yaptığı konuşmasında "Türkiyeli Müslüman" olduğunu şu sözleri ile vurgu­luyordu:
"Ben Türkiyeli bir Müslüman'ım. Müslümanlar şu anda önemli bir karar aşamasında bulunmaktadırlar. İslam havzası, bu kararın arifesindedir.

Tayyip Erdoğan AKP'nin internet sitesinde öz geçmişini şöyle açıklıyordu:

"Aslen Rize'li olup 26 Şubat 1954 yılında Kasımpaşa'da doğ­dum. Rahmetli babam Ahmet Bey deniz yollarında kıyı kaptanlığı yapardı. Babam 13 yaşında Rize'den İstanbul'a gelmiş. Çünkü o zaman hayat şartları Rize'de çok kötü, iş yok. O zamanlar çay daha Rize'ye girmemiş. Bu nedenle gurbet var. 4 erkek 1 kız olmak üzere 5 kardeşiz. Dedemin adı Tayyip olduğundan ve Recep ayında doğduğumdan ismimi "Recep Tayyip" olarak koymuşlar."

Erdoğan çocukluk günlerini anlatırken komşuları Müşerref ablasını unutmuyor, ağzının bozukluğundan faydalanıp, küfrettirmesi­ni, küfürün ardından önce kahkahalarla gülüp daha sonra "poposuna poposuna" vurarak cezalandırmasını şöyle anlatıyordu:

"Hava kararmadan önce eve girmek zorundaydık. Bizim evin karşısında Müşerref Abla dediğimiz bir komşumuz vardı. Ben, beş-altı yaşlarındaydım. Çocuğum ya, küfür ediyorum ona... Beni almış karşısına... Ben küfrettikçe onun hoşuna gidiyor. O da benim popo­ma vuruyor. O vuruyor ben küfrediyorum. Babam gelince hemen şikayet etmiş beni. Bunlardan haberim yok tabi. Babam içeri giri­yor... Allah rahmet etsin... Alıyor beni tavana asıveriyor. Ancak elle­rimden mi, koltuk altlarıından mı bağlamış onu hatırlayamıyorum. Orada 15-20 dakika kalmış olacağım ki dayım gelip beni kurtarıyor. O günden sonra küfür faslı da kapandı..."

Kaynakça
Kitap: Musanın Çocukları
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan'un Kökeni Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Kas 2010, 16:21

Firavun sarayındaki Musa

Başbakanın baş danışmanı ve basın sözcüsü olan M. Akif Beki'nin "Erdoğan'ın Harfleri" adlı kitabına gelmeden Tayyip Erdoğan'ın Ümraniye'de yaptığı konuşmaya baktığımızda bu kitabın temellerinin 1994 yılında, belki de daha önce atıldığını görüyorduk:

"...Bak; Firavunlar, Nemrutlar, devam edebildiler mi? Ama şunu da bileceğiz ki, her devrin bir Firavunu vardır. Ama şunu da bileceğiz ki, her Firavun sarayında da bir Musa vardır. İşte şimdi devir buna geliyor ve teslim edecekler. Başka çıkış yolu yok..."

Başbakanın baş danışmanı ve basın sözcüsü M. Akif Beki'nin bu unvanı almasını sağlayan nedenlerden biri olan "Erdoğan'ın Harfleri" adlı kitabının 14. sayfasında Erdoğan'ın Musa Peygamberin soyundan gelmesi hatta onunla özleştirilmesi bölümüne baktığımızda Erdoğan'ın Yahudi cemaati ile içli dışlı olmasındaki ortak değerlerinin büyük rol oynadığı ve Eşinin aile tablosunun ve geldiği soyun da bunda etken olduğu görülüyordu:

"Şerler hayra dönüşüyor Ve Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki peygamberi. Erdoğan, İbn Arabi'nin çizelgesine göre Musa Peygamber soyundan geliyor. Yani, hem Musa peygamberin karakteristik özelliklerini taşıyor hem de hayatı bu peygamberin yaşam öyküsüyle paralellikler gösteriyor.

Musa peygamber, halkını özgürleştiren bir lider. Hayatı, tevafuklarla örülü. Hikmetini sonradan anlayacağı badireler atlatır. Pey­gamberlik yolculuğu, bir kavgayı ayırmaya çalışırken kazara işlediği cinayetle başlar. Kaçar Mısır'dan, sürgüne gider ve bu yolculuk sıra­sında başka bir peygamberle (Medyen'de Şuayb peygamberle) tanışır, onun terbiyesinden geçer, olgunlaşır ve yurduna seçilmiş bir peygamber olarak geri döner. Kutsal metinlerde anlatılan kıssaya göre, müneccimlerin kehaneti Firavun'u korkutur, içlerinden biri tahtına son verecek diye o gün doğan İsrail oğullarının tüm erkek çocukları için ölüm emri verir. Ve Musa o gün doğar. Olaylar gelişir, Musa, Firavun'un sarayında büyür. Kehanet sonunda kendini gerçekleştirir ve Musa, mucizeler dolu asasıyla bir gün Firavun'un karşısına peygamber olarak çıkar..." Ne tesadüftür ki, Emine'nin dedeleri arasında Üzeyir, Neneleri arasında Nili, Nasra olmasının yanında kardeşi Eyüp, çocuklarının birinin ismini Şuayb koyarken bir diğerini Şeyma olarak adlandırıyordu. Emine'nin bir diğer kardeşi Hüseyin ise oğluna Lut ismini veriyordu.

Yani, Tayyip'in "Arap" olduğu açıklamasına karşın Emine Yahudi idi. Tayyip'in en yakınındaki isim tarafından yazılan ve Tayyip Itarafından yalanlamayı bırakın desteklenen "Erdoğan'ın harfleri" adlı kitaba baktığımızda Tayyip Erdoğan'ın Musa Peygamber'in soyundan geldiği bildiriliyor. Musa'nın İsrailoğlu olduğu vurgulaması yapılıyordu. 'Ben Şeriatçıyım' diyen birinin Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini ya da en azından onla bağlantılı olduğunu iddia etmesi gerekirken İsrailoğullarına gelen peygamberle kendini özleştirip bir de onun soyundan geldiğini açıklattırması soyunda Yahudi olduğunun en açık kanıtı oluyordu. Aynı kitapta Erdoğan'ın, Erbakan'ın yanında yetişmesi adeta Firavun'un yanında yetişen Musa ile özdeşleştiriliyordu. Ve bir insanın Yahudi soyundan olduğu ancak bu denli mükemmel anlatılabilirdi. Sadece Musa'nın soyundan geldiğini itiraf etmekle de kalınmıyordu. Musa nasıl Firavun'un koynunda yetişiyorsa, Erdoğan'ın da aynı Musa gibi Erbakan'ın yanında yetiştiği vurgulanıyordu...

Bu bölüme gelmeden önce Erdoğan'ın Musa gibi kurtarıcı olması hezeyanına bir göz atalım:

"...Hayatından bir başka önemli ayrıntı da Hızır'la çıktığı yolculuk. Bu yolculukta büyük bir sabır sınavından geçer. Dayanamayıp itiraz ettiği olayların hikmetini her seferinde sonradan anlar ve yanıldığını, aslında şer gibi görünen olayların altında daha sonra büyük hayırlar çıktığını görür.

Musa peygamberin en önemli özelliklerinden biri de şu:

Peygamberliğini kardeşi Harun'la paylaşır. Bunda kendi arzusu da önemli rol oynar çünkü kardeşi Harun'u daha yumuşak dilli bulmaktadır. Ama İsrailoğullarını Mısır'dan çıkardıktan, Kızıldeniz'in karşı yakasına geçirip özgürleştirdikten sonra, kardeşi Harun'la arasını açan bir olay yaşanır. Kavmini çölde kardeşine emanet edip Sina Dağı'na çıkar ve on emirle geri döndüğünde onları altından bir buzağıya tapar halde bulur. Aceleci davranıp kardeşini suçlar ve herkesin gözü önünde sakalını çekip onunla kavga eder, halkının karşısında Harun peygamberi, küçük düşürür. Kardeşinin suçsuz olduğunuysa ancak daha sonra anlar. -Onlar peygamberliği bunlar iktidarı paylaştığına hatlarıyla Musa peygamberin kıssası böyle nakledilir. Bir hurufi için, Tayyip Erdoğan'ın yaşam öyküsüyle bu kıssa arasında paralellikler kurmaksa hiç de zor görünmüyor.

İşte Tayyip Erdoğan'ın serüveni:

Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi şahsiyetlerinden birinin, Necmettin Erbakan'ın yanında yetişiyor. Onu liderliğe götüren sü­reç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Sürgüne değil ama cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri ge­liyor. Siyasi yasağı önce büyük bir kötülük gibi gözüküyor, sonra Er­ doğan için yeni bir başlangıca dönüşüyor. Kendi yolunu çiziyor. Ka­derin garip cilvesine bakın ki (böylesine, Hurufiler ancak tevafuk yebiliyor), yasakları başladığı yerde, Siirt'te bitiyor. Yasaklandığı yerden başbakan olarak çıkıyor. En çok oligarşinin korkularından çekiyor, öcü gibi gösteriliyor, siyasi yaşamı boyunca bununla mücadele ediyor. Ve oligarşinir korkuları (bu anlamda kehanet) gerçek oluyor, Erdoğan iktidara geliyor. Ama onu son umut ve kurtarıcı olarak gören halkının oylarıyla.

Ve Musa peygamberle Tayyip Erdoğan'ın yaşamındaki en inanılmaz paralellik tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan iktidarını Abdullah Gül'le, en az 30 yıllık bir geçmişe dayanan "~ arkadaşıyla paylaşıyor. Hemen burada İbn Arabi'nin Musa peygamberle ilgili yorumuna değinmek gerekiyor. Çünkü içinde, Tayyip Erdoğan'ın Abdullah Gül'le ilişkileri konusunda çok çarpıcı bir ipucu barındırıyor bu yorum.

İbn Arabi, önce Musa peygamberle kardeşi Harun'un arasını açan olayı ve İsrailoğullarının gözü önünde Musa peygamberin' aceleci davranarak, aslını araştırmadan suçladığı kardeşi Harun'u nasıl küçük düşürdüğünü hatırlatıyor. Sonra da, sabırlı davransa,, Musa peygamberin İsrailoğullarının sapkınlığında kardeşi Harun'un suçsuz olduğunu göreceğini söylüyor. Bu yorumdan yola çıkan bir Hurufi, Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül'ün de aralarındaki iktidar paylaşımında benzer sorunlar

yaşayabileceklerini söyleyip, Erdoğan'a fitneciler karşısında sabır tav­ siye edebilir..." Akif Beki, son merhalede Tayyip'i öyle bir seviyeye çıkarıyor ki, artık bu son derece tehlikeli açıklamalar karşısında verilecek cevap, söylenecek söz kalmıyor, işte bu hezeyanlar: "

...Son olarak, Tayyip Erdoğan'ın varlık mertebesinde tecelli eden ilahi isimler ve anlamlan şöyle:

Alim, gizli ve açık her şeyi bilen anlamına geliyor. Muhyi ismiyse, dirilten, hayat veren anlamında. En azından bir Hurifinin yorumu böyle olurdu..." Bu isimler, Tayyip Erdoğan üzerinde, bilgiye ve öğrenmeye merak ve etkileyici duygulan harekete geçiren hitabet özelliği şeklinde tecelli edebilir diyordu, ancak burada yer alan iki ismin de yani Alim ve Muhyi'nin Allah'ın isimlerinden olduğu görülüyordu. Allah'ın isimlerinin Tayyip'e yakıştırılması en azından "Şirk" "Allah'a ortak koşma" olarak nitelendiriliyordu. İçinde bir damla dahi Müslümanlık olan bir insanın böyle bir tanımlamayı ret etmesi, bundan şiddetle kaçınması gerekiyordu.

Kaynakça
Kitap: Musanın Çocukları
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan'un Kökeni Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Kas 2010, 16:26

Musa'nın soyundan geldiği iddia edildi, Yahudi'yi kardeş ilan etti Aylık "Bilgi ve Düşünce" Dergisi Eylül-2003 tarihli sayısında Bağımsız bir Kürt devleti fikrinin İsrail'i hiç rahatsız etmediğini" söyleyen Aon Liel'le bir söyleşi yapıyordu. Tayyip Erdoğan'ı sütre gerisinde yetiştiren isimlerden biri sayılan, AKP ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ı konu alan, 'Demo-İslam: Türkiye'nin Yeni Yüzü' adlı bir kitap yazan İsrail Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Dr. Alon Liel, AKP için, İslam light' benzetmesi yapıyordu Liel, Erdoğan için de aynı benzetmeyi yaptığını şu sözleri ile anlatıyordu:

"'İsrail'de bana "Erdoğan nedir?" diye soruyorlar. Ben de 'İslam light' diyorum. Bu, İslam'ın yeni bir versiyonu. Bu modern İslam'dır, ılımlı İslam'dır. Erdoğan, İslam'ın özel hayattaki yeriyle kamudaki yeri arasında bir duvar çekti' diyordu..." Liel, "Yirmi beş yıldır modern Türkiye üzerinde çalıştığını belir­tiyordu. İsrail Büyükelçiliğindeki görevleri nedeniyle 1977 ve 198184 yılları arasında da Türkiye'de bulunduğunu anlatıyordu. Alon Liel, kitabının yazımına AKP'nin kurulma sürecinde baş­ladığını ve iktidara geldiği 3 Kasım seçimlerinden 4 ay sonra da ta­mamladığını söylüyordu.

Liel'in "Erdoğan Din Devletine İzin Ver­miyor" diyerek, BD Dergisine yaptığı AKP, Erdoğan ve Türkiye üzerine değerlendirmeleri şöyle yer alıyordu:

"... Ben Türkiye'deki Batı, İsrail ve serbest piyasa yanlısı öğelerin Erdoğan'ı etkilemelerinden memnun oluyorum. Bunun böyle olacağını da biliyordum. Çünkü bu çağda ülke dini kurallar ile yöne­ tilmez. Profesyoneller ile yönetilir ve onları dinlemesinden memnu­num. İsrail'de ders verirken bana (Erdoğan nedir) diye soruyorlar. Ben de (İslam light) diyorum. Bu İslam'ın yeni bir versiyonu. Bu modern İslam'dır, ılımlı İslam'dır. Erdoğan, İslam'ın özel hayattaki yeriyle kamudaki yeri arasına ' bir duvar çekti. Bu ihtiyacımız olan şeydi. İsrail'de bazı kişiler ülke­ nin Tevrat'la yönetilmesini istiyor. Böyle birşey olamaz. Erdoğan, İslam'ın ülke yönetimine etki etmesine müsaade etmedi. Biliyoruz iki AKP'de bazı insanlar İslam'ın idarede rol oynamasından memnun olacaktır. Erdoğan ve Gül bunu engelliyor..." Alon Liel Demirel ile Erdoğan'ı karşılaştırmayı da ihmal etmiyor, Erdoğan'ın Özal'a benzediğini iddia ediyordu; "...İki yıl önce Demirel, İsrail'e geldi. Öğlen yemeğine giderken, Demirel bana, "Ben gelemem oruçluyum" dedi ve orucunu bozmadi. Bir de Erdoğan'a bakın. Berlusconi ile öğlen yemeği yiyor. Bence bu Erdoğan tarafından verilen önemli bir mesajdı. Kendisi uçakta alkole de izin verdi. Erbakan böyle birşeye müsaade etmemişti. Bu farklı liderlik şekli beni çok etkiledi..." Erdoğan'ı sevmeyenler bile Özal'a benzerliği olduğunu söylü­ yor. İkisi de pragmatik ve mantıklı politikacılar. Erdoğan gibi Özal da diğer siyasi liderlere oranla daha dindar..."

Mossad Ajanı Yahudi Alon Liel yetiştirdiği öğrencisi için "Erdoğanizm" masalı uydurmayı ihmal etmiyor, böylece Erdoğan da Allah rızasından basın danışmanının soyundan geldiğini iddia ettiği Musa'nın yoluna dönüyordu:

"...Erdoğanizm'i demokratikleştirilmiş Kemalizm olarak görü­yorum. Erdoğanizm teriminin kullanımı için biraz erken olsa da Erdoğanizm, Kemalizm'in güncelleşmiş bir versiyonu. Bu benim iddi­am. Türk halkının belli bir bölümü ki, bunlar eskiden RP, son ola­rak da FP'ye oy verdiler, Erdoğan iktidar olduktan sonra kendilerini TC, Atatürk ve Kemalizm ile birlikte tanımlama fikrine daha yaklaş­tılar..."

İsrail'in Türkiye özel uzmanı, Yahudi Alon Liel:

"Demo-İslam: Türkiye'nin Yeni yüzü" adlı, İbranice kitabında "Tayyip Erdoğan'ı 10 yıl öncesinden keşfettiklerini" söylüyordu.

Liel, Tayyip'in Yahudi cemaatiyle arası iyi olduğunu söylüyor ve şunları aktarıyordu:

"Türkiye'deki Yahudilerin yüzde 90'ı İstanbul'da yaşıyor. Erdo­ğan İstanbul Belediye Başkanı'ydı. Yahudi cemaati lideri Bensiyon Pinto'nun, Erdoğan ile görüştüğünü biliyorum, Erdoğan ile Yahudi cemaati arasında iyi bir temas vardı. Diğer yandan Türkiye şunu bi­liyor ki, İsrail ile ilişkiler, Türkiye'nin ABD ile ilişkileri açısından bü­ yük öneme sahip. Dolayısıyla, İsrail ile ilişkiler sadece ordu ve laik­ ler açısından değil, bütün Türkiye açısından önemli..."

Yahudi Liel, tezkerenin kabul edilmemesini şöyle yorumluyordu:

Amerikalıların hislerini anlıyorum. Bilhassa Wolfowitz, Perle gibi Türkiye'yi destekleyen, ancak tezkere şokuyla karşılaşan insanların hislerini anlıyorum. Bu, sevdiğiniz kızın size hayır demesi gibi bir durum. Hissiyatları yatıştığında Türkiye'yi reddetmeyeceklerdir..," abd'nin eski Ankara Büyükelçisi, aynı zamanda CIA'nın Türkiye ve Ortadoğu stratejisti Yahudi, Mason Morton Abramowitz, Tayyip Erdoğan'ı Refah Partisi İstanbul Beyoğlu İlçe Başkanı iken keşfediyordu. Bu keşiften sonra Erdoğan, ilçe başkanlığından il baş­kanlığına, oradan belediye başkanlığına ve derken parti kurulup başbakanlık adaylığına varan hızlı yükseliş tirendi başlatılmıştır. Bu koşuda medya desteği de eksik olmamıştı. Erdoğan'ın, Abramowitz'le Kasımpaşa'daki özel bir vakıfta başlayan tanışıklıkları, belediye başkanı seçilme öncesi ve sonrası Belediyenin Florya tesislerindeki görüşmelerle devam etmiş, ardından Tayyip Erdoğan'ın Amerika ziyaretleri yoğunlaşmıştı. İlk defa 17-21 Nisan 1995'te başlayan, 26-30 Temmuz 1996 Atlanta, daha sonra 17-22 Kasım 1996 Miami Florida, 21-24 Aralık 1996 Dayton Pittisburg, cezaevine girmeden hemen önceye rastlayan 1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihlerinde tekrarlanan ABD gezileri bunların bazılarıydı. Bu arada 9-13 Haziran 1995 İngiltere, 3-7 Kasım 1997 yine İngiltere gezileri ile başlayan Almanya, Fransa, Dubai, İtalya gezileri ise parti kurma ve destek arayışlarının bir başka turlarıydı. CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi, Mason, Yahudi Morton Abramowitz 15 Ekim 1996 günü Tayyip Erdoğan'ı Belediye maka­mında ziyaret ediyordu. Erdoğan, Abramowitz'in olumlu ve sıcak mesaj getirdiğini söylüyordu.

Abramowitz:

"Siz İstanbul'u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsi­niz!..." diyordu. Abrahowitz'in bu sözleri gazetelerde yer alıyordu.

Abramowitz ise zaten bu tezgahı çok önceden ve Ertuğrul Özkök'ün köşesinden şöyle açıklamıştı:

Abramowitz 1994 yılında Hürriyet Gazetesi'nde Ertuğrul Özkök'e "Evet, kravatlı ve daha şehirli kılıklı (!) görünen Erdoğan'ı, Erbakan'a tercih ederiz" diyerek, Erdoğan'a desteklerini bildiriyordu. Türkiye'nin geleceği için Tayyip Erdoğan'ı çok önemli gören Abramowitz gittiği her ülkeden kovulan bir isimdi. Abramowitz'in kartvizitinde; Amerika'nın Ankara eski Büyükelçisi, CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi, "Mason" sıfatına ek olarak sık sık MOŞSAD ajanı suçlamaları taşımasının yanında ırk bilinci yüksek bir Ameri­ kan Yahudisi olma özelliklerini de bulunduruyordu. ABD Dışişleri İstihbarat ve Araştırma Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde de bulu­ nan Abramowitz, Amerikan ve İsrail istihbarat örgütleri arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevliydi.

Abramowitz; "Kürt sorunu kendi haline bırakılamaz" diyerek, Türkiye'nin parçalanabileceği şeklinde hezeyanlarda bulunuyordu. Abromovitz'in gözünde; "Türkiye'de otuzu aşkın etnik gurup var. Biz bu etnik guruplardan bir mozaik oluşturacağız" diyen Tay­yip Erdoğan bulunmaz bir nimetti. Zira Erdoğan'ın da, Türk kelime­ sini duyunca adeta tüyleri diken diken oluyordu.

Bu kinini Alman­ya'nın Ausburg kentinde yaptığı konuşmasında kusuyordu:

"Sen Ne Mutlu Türküm Diyene dersen, Öbürü de ne diyecek Ne mutlu Kürdüm Diyene" diyecektir..."

Abramowitz'in, Tayyip'e güveninin boş olmadığı her olayla kanıtlanıyordu. 7 Mart 2002 tarihinde gerçekleştirilen Talabani-Erdoğan görüşmesi sırasında bu durum bir kere daha ortaya çıkıyordu.

Tayyip Erdoğan, eline her fırsat geçtiğinde Türkiye'ye hakaretler yağdıran, kafa tutan Talabani ile yaptığı görüşme sonrasında şunla­rı söylüyordu:

"21. Yüzyıl diktatörler çağı olmamalıdır. Sağlıklı bir demokrasi, laik bir anlayışı gerçekleştirebilirsek, bu münasebetlerimize katkı sağlar. Halkın katılımcılığını çok anlamlı buluyorum. Irak'tan ve Kürdistan'dan aldığımız bilgiler bizleri memnun etmiştir..." Tayyip'in bu konuşmasını yapması tesadüf değildi. Zira yine aynı gün; Fransa'nın madamı Danİella Mitterant başkanlığında, Heinrich Böll arşivi yöneticisi Viktor Böil ve Türkiye'nin doğusunda 'Kürt Devleti' hayalleri kuran bir kısım bölücü dernek yöneticileri ve Yahudi işadamları 'Kürtçe Eğitim Yapılsın' kampanyaları başlatıyordu. Tayyip'in Amerikalı destekçileri arasında "Yenilikçi hareket, Türkiye'deki İslamcıların öncüleridir" sözleri ile yer alan bir diğer kişi de, CIA Türkiye ve Ortadoğu Masası şeflerinden Graham Fuller'di. Fuller de selefleri gibi Yahudi ve Mason'du. Graham Fuller; Atatürk ve Kemalizm'in artık devrini tamamladığını iddia ediyor, 'Türkiye, Kürtlere özerklik vermelidir. Böylece Türkiye'deki Kürtlerle, Kuzey Iraktakiler bütünleşebilir' diyordu.

Beni İstanbul Yahudilerine sorun

Uzun bir süre israil'de yaşayan Wolfowitz'in akıl hocalarından biri de Yahudi ve Mossad üst düzey sorumlusu Albert Wohlstetter idi. VVohlstetter'in yetiştirdiği isimlerin arasında ClA'nın Ortadoğu ve Türkiye masasından Richard Perle, Zalmay Khalilzad bulunuyordu. Wohlstetter, 1979 yılında her gün yaklaşık 25 kişinin öldürüldüğü günlerde askeri darbenin olacağını ve bu darbe sonunda Türkiye-İsrail-Abd ittifakının doğacağını söylüyordu. İstanbul Yahudileri ve Perle'nin bulunduğu ortamda. 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen sonrasında, İçlerinde Cüneyt Zapsu, Mustafa Koç, Koç'un danışmanı Soli Özel, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Babaoğlu gibi TÜSİAD üyelerinin ABD'ye yaptıkları ziyaretlerde, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Kon­seyi üyesi Dan Fried, Dışişleri Bakanlığı ve CIA mensubu Marc Grossman, karanlıklar Prensi Richard Perle bir yemekte buluşuyor­lardı. ABD yönetiminin üst düzey yöneticileri TÜSİAD üyelerine ve onların üzerinden AKP'lilere; "Umarız, AKP, RP'nin yaptığı hataları tekrarlamaz" şeklinde mesaj veriyorlardı. Bu çağrıya, bu temenniye aynı günlerde ABD'de Musevi ku­ruluşlarıyla görüşmelerde bulunan Tayyip ses veriyordu. 10 Aralık 2002 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel ile görüşüyor ona "sadakat" sözü verdikten sonra, Monarch Otelinde Musevi ör­ gütlerinin temsilcileri ile bir araya geliyordu. Erdoğan görüşmede; "Devlet işlerinde Liberal laik olduğunu, Devlet işleri ile devletler arası ilişkilerde ancak laiklik temeli üzerinden bir araya gelinebilece­ğini, İslamcı oldukları şekildeki söylemlerin doğru olmadığını" vur­guluyordu."

Tayyip konuşmasına şöyle devam ediyordu:

"Şu andaki Türk-İsrail ilişkilerini yeterli bulmuyorum. Biz bu ilişkilerin çok daha ileri gitmesini istiyoruz. Bizim iktidarımız döne­ minde çok daha ileri gittiğini göreceksiniz..."

Diyor ve ekliyordu:

"Biz Yahudilerden çok şey öğrendik, beni İstanbul'daki dostlarınızdan sorabilirsiniz..."

Kaynakça
Kitap: Musanın Çocukları
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Recep Tayyip Erdoğan'un Kökeni Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:49

Başbakan Erdoğan'ın ataları

Başbakan Erdoğan İstanbul metrobüs hattının açılışında bir pankartla karşılandı: "Son Osmanlı Padişahı I. Recep Tayyip Erdoğan!" Başbakan Erdoğan'ın ailesinin Osmanlı Sarayı ile bir ilgisi var mıydı?
Gerçi aile içinde Başbakan Erdoğan'a "Sultanım", "Sultanımız" diye hitap ettiği söyleniyorsa da Dede Bakatalı Tayyip'in Osmanlı Sarayı'yla pek ilgisi yoktu...

Tarih, 8 Mart 1916. Ruslar Rize'yi işgal etti.
Yöre halkı evini, bahçesini, hayvanını bırakıp Trabzon'a doğru kaçmaya başladı.
Ruslara en büyük yardımı Karadeniz'deki Rum ve Ermeni çeteler yaptı.
İki yıl önce İstanbul'dan Rize'ye gelen ve buradaki yerli halkın katılımıyla gücünü artıran Teşkilat-ı Mahsusa fedaileri bu kez işgalci güçlere karşı çete savaşı vermeye başladılar. Bu İttihatçı fedailerin arasında yöre de "Bakatalılar" olarak bilinen aileden kimseler var mıydı?

Tarih, 17 Kasım 1913.

Ayrılıkçı çetelerle, aynı onların yöntemlerini kullanarak gayrinizami harp yapmak amacıyla paramiliter Teşkilat-ı Mahsusa kuruldu.
Teşkilat, Harbiye Nezareti'ne bağlıydı. Beş kişilik çelik çekirdek yönetim kadrosu vardı: Dr. Nazım, Dr. Bahaeddin Şakir, Yüzbaşı Atıf (Kamçıl), Binbaşı Süleyman Askeri, Emniyet Müdür Muavini Cemal Azmi.

Başkan Süleyman Askeri'ydi.
Teşkilatın iki birimi vardı: Harici ve Dahili.

Harici bölümün görevi, cephe gerisinden sızarak sabotaj eylemleri düzenlemek, düşman hakkında istihbarat toplamak, düşman topraklarına gerilla tipi akınlar ve propaganda yapmaktı.
Dahili bölüm ise, yurtiçinde asayişi sağlamaktan, mahalli güçleri örgütlemekten, propaganda yapmaktan sorumluydu.
Sadece askerler değil siviller de -Mehmet Akif (Ersoy)'dan Said-i Nursi'ye, İzmir'de ilk kurşunu atan Hasan Tahsin'den şair Mehmet Emin (Yurdakul)'a kadar- gönüllü olarak teşkilata katıldı.
Her kesimden ve görüşten insanı tek yüksek hedef birleştirmişti: Vatanı savunmak! Bu nedenle Kafkasya'dan Hindistan'a, Avrupa'dan Arabistan çöllerine kadar, sonuçta ömrünü çoktan tamamlamış bir imparatorluğu yeniden diriltmek için öldürdüler, öldüler, esir düştüler...

Tarih, 1 Kasım 1914.

Ruslar karadan ve denizden Karadeniz'e harekata başladı. Rus donanması Karadeniz kıyılarını bombalarken, kara ordusu Artvin'i işgal etti.
Aynı günlerde Teşkilat-ı Mahsusa fedaileri İstanbul'dan Karadeniz'e geldi ve merkezi Trabzon'da bulunan Lazistan Müfrezesi Komutanlığı kuruldu. Bölgedeki neredeyse tüm erkekler silah altına alındı.
Kimler yoktu ki gönüllüler arasın da; Tuzcuoğlu Memiş Grubu, Basaoğulları, Alemdaroğulları, Sipahioğulları, Mataracılar vs.
Bakatalı Tayyip bunlar arasında mıydı? Bilinmiyor!

Ermeniler kurmayı düşündükleri Büyük Ermenistan sınırları içine Doğu Karad e-niz'i de katmak istiyorlardı. Rumlar da Ermenilerle ittifak halindeydi. Savaş sırasında Rus ordusuna destek veriyor, cephe gerisinde ayaklanma çıkarıyorlardı.
Trabzon Vilayeti salnamesinde merkez, Canik, Rize ve Gümüşha ne'de 50 233 Ermeni vardı. Hepsi değil ama önemli bir bölümü iç bölgelere tehcir edildi. Anca k göç yollarında nakliye araçlarının olmaması, saldırılar ve hastalıklar yüzünden binlerce Ermeni öldü.

Bu arada sadece Ermenilere tehcir yapılmadı. 16 Haziran 1916'da eli silah tutan 15-50 yaş arasındaki Rumlar da Karadeniz'den uzaklaştırıldı.
Bu tehcir sırasında Bakatalı Tayyip görev yaptı mı? Bilinmiyor!..

Ermeni ve Rum tehcirlerine rağmen, Sarıkamış'ta büyük kayıp veren Osmanlı ordusu, Rusların Karadeniz harekatını durduramadı. Rus ordusu Trabzon'a kadar yaklaştı.
Teşkilat-ı Mahsusa müfrezelerinin mevcudu bin kişiye kadar düştü. Bu fedailerin de tek yapabildikleri, Rus askerlerinin kıyafetlerini giyip içlerine sızıp eylem yap arak Rusları durdurmaya çalışmaktı.
Rize'nin Pekmezli köyünden Serdümen Recep, Çakıroğullu İsmail Ağa, İkizdereli Süleyman Sırrı, Mataracı Mehmet, Pazarlı Talatorzade Fevzi, Rizeli Lazoğlu Mustafa, kahramanlıklarıyla örnek oldular.

Rusya'daki Bolşevik Devrimi sonucu Ruslar çekilmeye başladı. Fakat Ermenilerin Karadeniz'i bırakmaya hiç niyeti yoktu. Teşkilat-ı Mahsusa ile aralarında kanlı çarpışmalar oldu. Rize, 2 Mart 1918'de kurtarıldı.
Bakatalı Tayyip kayıptı...

Potamya; Rize'nin Güneysu ilçesinin Osmanlı dönemindeki adıydı, ilçeye bağlı Tepebaşı (Singaz) ile Dumankaya (Pilihoz) köylerini birbirinden ayıran ve "Ayane Dağı" olarak bilinen tepede, Rus işgalinden kalma çadır direkleri bugün hala mevcuttur.
Başbakan Erdoğan'ın baba tarafı Pilihozludur.
Babası bu köy doğumlu; Ahmet Erdoğan.
Dedesi ise Bakatalı Tayyip.

Ailenin kökü Osmanlı kayıtlarında 1835'e kadar gidiyor. Kırcasakallı Mehmet'in Mustafa ve Yunus adında iki oğlu var. Başbakan Erdoğan'ın ailesi Yunus'tan gelme... Kafkasya'dan geldikleri söyleniyor. Başbakan Erdoğan'a göre Gürcüler.

Yöre halkına göre ise Bakatalılar, Çeçen ya da Çerkez. Dede Bakatalı Tayyip hakkında hemen hemen hiç bilgi yok. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'nda kayboldu.
Rize'deki çarpışmalar sırasında şehit düştüğü söyleniyor. Düzenli orduda mı görev aldı, yoksa Teşkilat-ı Mahsusa müfrezelerinde mi yer aldı, pek bilinmiyor. Bilinen, Ermeni tehciri döneminde Karadeniz'de olduğu söylentisi, ittihatçı fedailere katıldığı yorumları da yapılıyor.
Dedesi konusunda Başbakan Erdoğan da -belki de sorulmadığı için - bugüne kadar hiç konuşmadı.
Başbakanın biyografisini anlatan kitaplarda da Bakatalı Tayyip 'in adı yok.
Pilihoz köyündeki sarp kayaların olduğu tepenin en üstü, Ruslarla çarpışarak ölenlerin anısına "Şehitlik" adıyla biliniyor. Kim bilir Baka talı Tayyip de oradaki isimsiz kahramanlardan biridir...

Kayıp Bakatalı Tayyip arkasında dul bir eş ve bir oğul bıraktı: Ahmet. Küçük yaşta babasız kalan Ahmet'i, bir iddiaya göre amcası, bir diğer iddiaya göre üvey babası Molla Yunus büyüttü. Molla Yunus seferberlikte askere alınmadı; anlatılanlara göre, bunun sebebi çevrede eli kalem tutan eğitimli tek kişi olması.

Bakatalı Tayyip pek anımsanmasa da Molla Yunus ilçede tanınmış biri. İlginç bir karakter:

Hem Osmanlı döneminde İttihatçılara hem de Milli Mücadele döneminde Kuva-yı Milliye'ye destek veren Molla Yunus'un, Cumhuriyet devrimlerinin halk tarafından anlaşılması ve benimsenmesinde de önemli katkıları olduğu dile getiriliyor. Keza Rize'de Latin harflerini ilk öğrenen ve halka öğreten kişi olarak anılıyor. Rize 'deki Şapka Devrimi'ne karşı çıkan yobazlara karşı duruşuyla hatırlanıyor.

Ahmet Erdoğan genç yaşında aynı köyden Fatma Hanım'la evlendi. 1929'da oğlu Hasan, bir yıl sonra da ikinci oğlu Muhammed dünyaya geldi.
Ahmet Erdoğan, ailesini köyde bırakıp İstanbul'a göçtü. Bütün göçmen Rizeliler gibi denizcilik yaparak hayatını kazandı. İstanbul'da Ten zile Hanım'la ikinci evliliğini yaptı.
Bu evlilikten de iki oğlu bir kızı oldu; Mustafa, Vesile ve... "Son Osmanlı Padişahı I. Recep Tayyip Erdoğan!"

Bugün Ahmet Erdoğan'ın yolunu torunu sürdürüyor. Torun Ahmet Burak Erdoğan, amcası ve eniştesiyle birlikte aile mesleği olan deniz taşımacılığını devam ettir i-yor. Tabii bir farkla; Ahmet Erdoğan ücretli bir işçiydi, torunu ise patron...
Necmettin Bilal Erdoğan ise son şirketi Doruk Limitet Şirketi'yle baba mesleği gıda sektörüne girdi.
Başbakan Erdoğan Elif Sucukları'nın muhasebecisiydi. Sonra Sabri Ülker'in damadı Orhan Özkorur ile Yenidoğan Gıda Pazarlama ve Ticaret AŞ'yi ve eniştesi ve kardeşiyle Emniyet Gıda Limitet Şirketi'ni kurdu.

Başbakan Erdoğan ticarete devam etseydi ne kadar başardı olurdu acaba?
Bunu şu nedenle sordum; ticarette bu topraklarda herhalde en başarılı devlet adamı Sultan II. Abdulhamid!
II. Abdülhamid'i çok seven Başbakan Erdoğan, padişahı kendine örnek alıyor olabilir mi?

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2015: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir