Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dünya Ve Zıvanadan Çıkan Türkiye Üzerine Söyleşi

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Dünya Ve Zıvanadan Çıkan Türkiye Üzerine Söyleşi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:14

DÜNYA VE ZIVANADAN ÇIKAN TÜRKİYE ÜZERİNE SÖYLEŞİ

E.Org. Çetin Doğan ile yaptığımız söyleşide Türkiye ve Dünya gündeminde ağırlığını koruyan sorunların yeni yıla girerken ulaştığı boyutları ve nedenlerini ele aldık. Ülkemizin, AKP'nin yarattığı, büyüttüğü sorunların altında ezildiği, suni gündemlerle cebelleştiği, merkep'in kendisini bırakıp gölgesi ile savaşan gariplikler ülkesine dönüştüğü için, "zıvanadan" çıktığını belirten Doğan'ın, sorduğumuz sorulara verdiği yanıtları, yaptığı değerlendirmeleri aşağıda bulacaksınız. Son dönemde ülke gündeminin merkezinde oturmaya devam eden "Açılım", Maya'nın bu ve bundan önceki sayısında Sn. Doğan tarafından kapsamlı olarak ele alındığı için söyleşimizin kapsamı dışında tutulmuştur. Sn. Doğan'ın yaptığı değerlendirmelerin kaynakçaları dip notu olarak verilmiştir.

Maya:

Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasal, sosyal ve ekonomik sorunların boyutunun çığ gibi büyümekte olduğunu görüyoruz. Sayın Başbakan ise, gittikçe hırçınlaşan tavır ve sözleri ile de olsa "nurlu ufuklara" doğru hızla yol aldığımızı söylemeye bıkmadan devam ediyor. Siyasal konuların gündemdeki ağırlığı nedeni ile pek tartışılmayan Türkiye ekonomisi gerçekten bir düzlüğe çıkmakta mıdır?

Doğan:

Mevcut AKP yönetimi iktidarda kaldığı sürece, zıvanadan çıkan Türkiye'yi siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan rayına oturtmak, ümitsiz bir vak'a olarak görülüyor. Doğru işler yapmanın koşulu, sanal alemde dolaşmakla değil, gerçeklerle yüzleşmekten geçer. Elimde Başbakan'ın Aralık başında kendi grup toplantısında yaptığı uzun konuşmanın tam metni var. Söylediği sözlerin, verdiği bilgilerin sağlıklı olmayışı, Başbakan'ın sağlığından da kuşku duymamıza neden oldu. Esasen Sayın Erdoğan'ın ekrana, gazetelere yansıyan tedirgin bakışları, birşeylerin doğru gitmediği konusunda kendisinin de az, biraz kuşku duymaya başladığının göstergesi de olabilir.

Lafı uzatmadan Başbakan'ın konuşma metninden birkaç satırı birlikte okuyarak bunların gerçeklerle ne ölçüde bağdaştığını irdeleyelim:

"...Medeniyet yürüyüşümüzde nereden nereye geldiğimizi görme imkanını bulduk. Yaptığımız öz eleştiriler, değerlendirmeler neticesinde bir kez daha göğsümüz kabardı. 7 yılda ortaya konulan her bir başarı, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının göğsünü kabartmıştır. Yaptığımız reformlar, hizmetler, Türkiye'nin dört bir yanında inşa ettiğimiz eserler büyük bir başarı tablosunun parçasıdır...
Başkaları bu başarıları gölgelemek isteyebilir. Başkaları bu başarılardan rahatsız olabilir. Ama biz bu 7 yılda yaptığımız her
hizmetle gurur duyduk Türkiye'yi dünyanın 17. en büyük ekonomisine yükseltirken, enflasyonu tek haneli rakamlara çekerken
ne duyduysak, hangi hazzı yaşadıysak, bütün başarılardan nasıl gurur duyduysak, yine gurur duyuyoruz. Sessiz devrimler gerçekleştirdik. Ekonomide tarihi göstergelere ulaştık."

Maya:

Nedir bu tarihi göstergeler? AKP yedi yılda gerçekten göğsümüzü kabartan başarılara imza atabildi mi?

Doğan:

Benim görebildiğim kadarı ile yakın tarihimizde hiç görülmemiş kadarı ile bazı çevrelerin, evlad-ü iyal'in (çoluk-çocuk, eşin) dostun ziyadesiyle göğsünü ve cüzdanını kabartan gelişmeler gerçekten sağlanmış; gemicikler, villalar, prim getirici arsalar, eşe dosta devredilen basın yayın kuruluşları, zemzem suyu veya viskiye düşkünlüğüne bakılmaksızın "şerbetli kalemler" satın alınmıştır. Ama ne yazık ki bunlar, Birleşmiş Milletler'in, OECD'nin, hatta bütün halisane gayretine rağmen Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), Türkiye'nin ekonomik durumuna ilişkin yayınladığı bültenlerde yer almıyor. Bültenlerde yer alan veriler ise daha ziyade okuyanların "göğsünü daraltan" cinsten.

Türkiye'yi dünyanın 17'nci en büyük ekonomisine yükseltirken gurur duyduklarını ileri süren Başbakan, Türkiye 2000 yılından beri dünyanın 17'nci büyük ekonomisi olduğunu bilmiyormusun. Biliyorsa, Türkiye'yi "yerinde saydırmaktan" gurur duyuyor olmalı. Sayın Ü. Zileli'nin "Ses Ver Türkiye" TV programına konuk olan Sayın İlhan Kesici'nin ortaya koyduğu çarpıcı verileri Sayın Tufan Türenç'in yazısından birlikte okuyalım.

"Son iki yılda karşılıksız çeklerde inanılmaz bir artış var. geçen seneye göre artış nisbeti yüzde 44 . Bu kadar insanın hepsi dolandırıcı mı? Kuşkusuz değil. Bunların çoğu iktidarın uyguladığı ekonomik modelin kurbanı. Karşılıksız çıkan çek sayısı 1.5 milyon adet Protesto olan senetlerin tutarı ise 3 milyar dolar. 64 bin işyeri kapandı.
İşsizlik ise facia: Yüzde 13.4. AKP iktidarı devraldığında yüzde 10.2'ydi. Son bir yılda 930 bin kişi işsiz kaldı. Genç işsizlerin oranı yüzde 30'a yakın. 80 yılda Cumhuriyetin toplam borcu 148 milyar dolar idi, AKP iktidarı ise 7 yılda bunu 285 milyar dolara çıkardı.
Son altı yılda Türkiye 225 milyar dolar faiz ödedi. Bu parayla 60 tane Atatürk barajı yapılabilirdi. Oysa Erdoğan bir tek büyük baraj, santral, tesis yapmadı.
Bütçe açığı şu anda 40.3 milyar dolar. Yıl sonuna kadar 62,3 milyar dolara çıkacak.

Resmi rakamların gözler önüne serdiği çok çarpıcı bir gerçek de şu:

Türkiye 1923-2003 arasında yani 80 yılda her yıl ortalama 4.6 büyüdü. AKP iktidarında, yani yedi yılda bu rakam 3.98. Aynı dönemde bizim gibi kalkınmakta olan ülkeler yüzde 7.2 büyüdü.
Türkiye Menderes döneminde, her yıl üst üste yüzde 7.2, Özal döneminde 5.1, Demirel döneminde 6.3 büyüdü. Başbakan'ın "Bizi teğet geçti" dediği son dünya ekonomik krizinde 2009 da Türkiye yüzde 6.5 küçüldü ve dünya rekoru kırdı.
Atatürk döneminin 1923-1929 arasında büyüme 10.3, 1923-1938 döneminde ise 1929 büyük dünya krizine rağmen büyüme 7,4.
AKP iktidarında çok vahim bir şey daha oldu. Türkiye'nin büyük özverilerle dişinden tırnağından artırdığıyla yarattığı bütün fabrikalar, KİT'ler gibi ülkenin bütün değerleri haraç mezat satıldı."

Bu tablodan nasıl gurur duyulabilinir? işsizlik verileri bir ekonominin sosyal açıdan ne ölçüde sağlıklı olduğunun en önemli göstergesi sayılır. Bu noktada Sayın Kesici'nin "faica" olarak nitelendirip verdiği bilgiyi biraz daha açalım. Bilindiği gibi gizli işsizliğin yaşandığı kırsal alanda istihdam verilerinin gerçek boyutunu tespiti oldukça zor, hatta bizim gibi ülkelerde neredeyse imkansızdır.
Esasen kentsel alandaki istihdam verileri sonuçları itibariyle daha büyük önem taşır. TÜİK'in yayınladığı en son verilere göre, Türkiye'de tarım dışı işsizlik oranı geçen yılın (2008) aynı dönemine göre 4,1 puanlık artışla % 17 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oran erkeklerde geçen yılın aynı dönemine göre 3,8 puanlık artışla % 15,1, kadınlarda ise 4,5 puanlık artışla % 23,6 olmuştur. Gelir dağılımındaki artan adaletsizliği ise, Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi'nin hazırladığı son rapor çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Özetle, AKP sürdürdüğü ekonomik politikalarla ülkemizi sosyal patlamanın eşiğine hızla sürüklemekte olduğunu söyleyebiliriz.

Maya:

Bazı çevreler, Hükümetin Uluslararası Para Fonu'na (IMF) karşı ulusal bir direnç sergilediğini, 10 Mayıs 2008'de sona eren anlaşmanın yenilenmesi için IMF'nin ileri sürdüğü koşullara boyun eğmediğini, Türk ekonomisinin payandasız kendi ayakları üzerinde durabilecek güce ulaştığını ileri sürüyor. Bu savın doğruluk derecesi nedir?

Doğan:

Konunun ayrıntısına girmezseniz, Hükümetin IMF'ye karşı gurur okşayıcı direnç gösterdiğini kabullenir, alkış tutarsınız. Konuyu biraz ayrıntısı ile kurcalarsanız, "Vehbinin kerrakesinin" ne olup, ne olmadığını anlar, feracenin altındaki tatsız gerçeği görürsünüz.
IMF'den farklı beklentileri olanlara hemen açıklayalım. Bu kuruluşun temel görevi, borç alan ülkenin değil, borç verenlerin çıkarlarını korumaktır. Bunu bir ülkeye kredi veren diğer ülke ve kuruluşların verdikleri kredinin batmadan karla geri dönüşünü sağlayıcı düzenlemeleri borç alan ülkeye kabul ettirmekle sağlar. Bu kabulden sonra IMF yeşil ışığını yakar, başta IMF olmak üzere uluslararası mali kuruluşlar ile tuzu kuru ülkeler kredi musluklarını açar. Işığın yanık kalması, IMF'nin ülke ekonomik performansını kontrol için yaptığı denetlemelerden geçerli not almasına bağlıdır.

IMF ile 1961 yılından itibaren yapılan 19 anlaşmanın son ikisi hariç, hepsinin uygulama sürecinde pürüzler çıkmış, öngörülen programlar uygulanamamıştır. Üçer yıllık periyodlar için yürürlüğe konan 2002 ve 2005 anlaşmalarının sonuna kadar (10 Mayıs 2008), ne AKP ne de IMF yönetimi herhangi ciddi bir pürüz çıkarmamış, IMF'nin Türk ekonomisi için çizdiği rota genel hatları ile takip edilmiştir.'*' Yeni üç yıllık dönemi kapsayan bir anlaşma için 18 ayı aşkın süredir yapılan görüşmelerin sonuçsuz kaldığı, iktidarın IMF'siz "yola devam" kararı aldığı görülmektedir.

IMF ile yapılacak anlaşmalarda elbette ülke çıkarlarının korunması için direnç gösterilmelidir. Bu noktada önemli olan kendi çiftliğimizin çıkarları ile ülke çıkarlarının birbirine karıştırılmaması-dır. AKP'nin IMF'ye "boş ol" demesinin nedeni, IMF'nin yeni bir destek anlaşması için ileri sürdüğü koşullarla iktidarın "bam teline" basmış olmasıdır. Türkiye'nin çıkarlarına uymadığı gerekçesi ile reddedilen İMF önerilerini irdelediğimizde, söz konusu olanın ülke çıkarından çok, AKP'nin keyfi ekonomik yönetime olan sevdası ile şeffaflığa olan nefretinden kaynaklandığı açıkça görülmektedir. IMF ile olan anlaşmazlık konuları üç noktada kilitlenmiştir. Bunlar, Gelir İdaresi'nin özerk kuruma dönüştürülmesi, mükelleflere "nereden buldun" sorgulamasının yapılabilmesi ile yerel yönetimlerin gelirlerini artıran yasal düzenlemede geri adım atılması istemleridir. IMF'nin getirdiği önerilerin ilk ikisi, gelişmiş ülkelerin ekonomik yönetimlerinin değişmez kuralını oluşturmaktadır.

AKP ekonomik yönetiminin niteliğini, 22.11.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5811 sayılı "Bazı Varlıkları Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkındaki Kanun" açıkça ortaya koymaktadır. Kara-para aklamanın meşru zeminini oluşturan kanunun yürürlük süresi daha sonra yapılan ilave yasal düzenleme ile fiilen 2.11.2009 tarihine kadar uzatılmıştır. Yasa kapsamında beyanda bulunulan varlıklar için "Nereden Buldun?" şeklinde bir inceleme yapılamayacaktır.

Başarılarının yanısıra, ülkemizde siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan yaptığı açılımlarla hızlı bir yozlaşma sürecini başlatan Özal'ın mirasına da sahiplik eden Erdoğan, onun izinde tekrar "Nereden Buldun?" sorgulamasını rafa kaldırmış, ardından "ya herro, ya merro" diyerek zarını atmıştır. Atasözlerine düşkün olduğu bilinen Başbakan'ın "Borç bini aşınca her gün tavuk eti yiyeceksin!" söyleminin kerametine inanmış görünüyor. Mali disipline önem vermeyen iktidarın çok geçmeden İMF ile hülleli bir evlilik yapmak zorunda kalırsa hiç şaşırmayın.

Maya:

AKP iktidarı ekonomide görülen bu olumsuzluktan halkın hissetmemesi için birtakım tedbirler aldığını söyleyebilir miyiz?

Doğan:

Elbette söyleyebiliriz. Halkın algılama yetisinin azaltılmasının evrensel reçetesi; dozunda afyon kullanmak, gündemi değiştirmek, korku salmaktır. Kutsal günlerde aşevi açmak, kömür ve erzak dağıtmak, bu kapsamdaki yeni buluş ve uygulamalardır. Diğer taraftan halkımızın bir bölümünün, Sayın Başbakan'ın Führer misali "Dediği dedik, çaldığı düdük!" duruşundan pek hoşlandığı, söylevleri ve anlattığı masallarla kan şekerleri düşerek tatlı rüyalara daldıkları görülmektedir. Hatırlanacağı gibi Başbakan, sensörlerinin yanlış sinyal vermesinden olacak, küresel krizinin Türkiye'yi "teğet geçeceği", sarsılmadan yola devam ederek, "krizi fırsata çevirecekleri" yolunda kehanette bulunmuştu.

Ülkemizi krizden en çok etkilenenler sıralamasında en başlara taşıma becerisin(l) gösteren Başbakan'ın yardımına özel yetkili savcıların koşturulmamasını dilerim. Yaşı bizim gibi kemale ermişlerin hatırlayacağı gibi dün bütün ulusça, başımıza gelen her musibet'in altında bir "orak-çekiç" işareti aradıysak, günümüzde de "Ergenekon Terör Örgütü" aranır olmuştur.

Maya:

Ülkemizi gerçekten kaosa dönüştüren "Açılımı" bir tarafa bırakırsak, son iki yıldır seri dalgalar halinde gözaltıları, sorgulamaları, tutuklamaları ve yargı süreci devam eden Ergenekon Davasını da kamuoyunun dikkatlerini başka taraflara çekme girişimi olarak mı görüyorsunuz?

Doğan:

Ergenekon Örgütü'nün varlığı henüz kanıtlanmamış olmakla beraber, ülkemizde belli çevrelerin günah keçisi olduğu, iktidarın elinin sıkıştığı zamanlarda spekülatif yeni bir iddia üretilerek, ülke gündemine oturtulduğu görülmektedir. Son zamanlarda "Açılımın" yükünden sıyırtmak için ortaya atılan iddialar, tehlikeli ve iğrenç bir boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde şehit edilen 7 askerimizle, 1993 yılında 33 erin Bingöl kırsalında şehit edilmelerinin "ERGENEKON" ile bağlantı kurulmaya yeltenilmesi konuya "tüy dikmiştir" diyebiliriz.

Kamuoyunda Ergenekon konusunda neredeyse söylenmemiş söz, yapılmamış yorum yok gibi. "Davanın" üzerinde pek durulmayan sadece dış boyutu. Ülkemizde gündeme oturan her konu gibi Ergenekon'un da bir "ithal ürünü" olup olmadığını tartışılmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Bu tartışmanın açılması yolunda birkaç ipucunu sergilemek isterim. Bilmem geçtiğimiz yıl (2008) sonlarına doğru, Alexsandr Dugin ile bağlantılı olarak; "Yoksa Ergenekon Rus İcadı mı?" türünden haberlerin basında yer aldığını hatırlıyor musunuz?

Alexandr Dugin, Putin'in dostu, Avrasya olgusunun ateşli bir savunucusu ve bu nedenle de ABD'nde 2008 sonuna kadar işbaşında olan Neo-Con'cuların düşmanlığını üzerine çeken bir filozof. Dugin, 2003 yılından itibaren Türkiye'ye gelerek başta İşçi partisi olmak üzere bazı aydınlarımızın desteklediği bir seri konferanslar vermişti. Ülkemizdeki bazı çevrelerin "yarana yaranmak kavliyle" ülkemizdeki Avrasyacılar'ın üzerine gidilmesinde etkileri olmuş mudur acaba, demekten kendimi alamıyorum.

Soru üzerinde sizin de bir parça kafa yormanız için belirteyim:

Alexandr Dugin ile el sıkıp kendisini destekleyen, kendisine üniversite kapılarını açan, ne parti lideri, ne üniversite rektörü, içeri alınmaktan kendisini kurtaramadı. Sahi birde sahibinin içeride olduğu "Avrasya TV." var.

Maya:

21'nci Yüzyılın ilk onyılını noktaladığımız bu günlerde dünyamızdaki siyasal ve sosyal gelişmelerin zeminini oluşturan dünya ekonomisinin genel görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğan:

Dünya ekonomisine 20 nci yüzyıl boyunca egemen olan Amerikan ekonomisi, zaman, zaman içerisine girdiği dönemsel krizlerin, kendisine bağımlı dünya ekonomisinde de kaçınılmaz sarsıntılara yolaçtığını biliyoruz. Dünya ekonomisinde görülen hastalığın, ülkelerin ABD'nin tüketim ekonomisine ve dolara olan bağımlıktan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Yaşadığımız küresel krizin temelinde de bu bağımlılığın sonuçları yatmaktadır. Başta Çin olmak üzere mali öz kaynakları yüksek bir kısım ülkeler, ekonomik büyümelerini bir ölçüde de olsa sürdürerek sarsıntıdan daha az darbe almışlardır. Mali disiplini olmayan, kaynakları kıt bizim gibi ülkeler ise, krizden en fazla zarara uğrayarak ekonomik açıdan küçülmüşlerdir.

Yaşadığımız ekonomik depremin merkez üssü ABD'nin ekonomisinde iyileşme emareleri görülse de, iyimser olmak için daha çok erken olduğu, özellikle işsizliğin 2010 yılında da artmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.'"' Amerika'nın krizi atlatmak için yürürlüğe koyduğu önlemlerin diğer ülkelere olumsuz yansımaları, küresel ekonomik ilişkilerde daha "hakça bir düzen" arayışlarını da hızlandırmıştır.

Federal Merkez Bankasının rezervi küresel krizin başlangıcı sayabileceğimiz Ocak 2007 tarihinde 800 milyar dolar iken, tedrici artışlarla Ağustos 2009'da 2,2 trilyon dolara ulaşmıştır.'*' Bankanın likitidesindeki yaklaşık bu üç misli artış, tasarrufla değil, borçlanma ve para basmakla elde edilmiştir. Bu suretle zor durumdaki Amerikan finansal kurumlarına borç verilmiş, bir kısım kurumlar satın alınan çoğunluk hisseleri ile adeta kamulaştırılmış, kredi piyasalarına nakit enjekte edilmiş, piyasadan uzun vadeli bono ve tahvil toplanmıştır. Alınan tedbirlerin şimdilik Amerikan ekonomisini deflasyondan koruğu söylenebilir. Bu başarıda geniş yetkilerle donatılmış Federal Merkez Başkanı Ben Bemanke'nin en büyük payı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle "The Foreign Policy"(FP) dergisinin Aralık 2009 sayısı, dünyamızı etkileyen zirvedeki 100 ismin başında Ben Bernanke yeralmış bulunmaktadır.

Konunun çarpıcı noktalarını ortaya koymaya çalışalım:

Dolar hala uluslararası piyasada en önemli tedavül aracı olmaya devam ediyor. Ülkelerin merkez bankalarının rezervlerini değişen oranlarda dolar oluşturuyor. Kendi ülke para birimine güven duymayan insanların da birikimlerini değer kaybetmemesi için dolara çevirdikleri bilinen bir gerçek.

Amerikan Ekonomisi temelde bir tüketim ekonomisi olduğu için, Irak ve Afganistan askeri operasyonları nedeniyle artan bütçe açığını, 2002'den itibaren yıllık 500 milyar dolar civarında dış ve iç borçlanmalarla kapatmaya başlamıştır. ABD'nin 2010 bütçe yılı sonu itibariyle toplam borç yükünün 14,456 trilyon dolara yükseleceği tahmin edilmektedir. Bu miktar ABD'nin yıllık gayri safi milli hasılasının yüzde 98'i demektir. Eylül 2009 itibariyle hazinenin dış kaynaklardan temin ettiği borç toplamı yaklaşık 3,5 trilyona ulaşmış bulunmaktadır. Bu miktarın yüzde 44'ü Çin ve Japonya'dan gelmiştir. Yıllık borç yükü, küresel kriz nedeniyle yapılan harcamalarla, 2008 bütçe yılından itibaren bir trilyon doların üzerine çıkmış bulunmaktadır. Amerikan Merkez Bankasının piyasaya kısa süre içinde trilyon dolar sürmesi, doğal olarak doların değerini reel olarak düşürmüştür. Bir bakıma Amerika yaptığı harcamaların önemli bir bölümünü yabancılara fatura etmiştir diyebiliriz.

Amerika'da alacak-verecek konusunda ilginç bir söylem var. Sana 1000 dolar borçlu isem, bu benim problemimdir. Fakat bir milyon borçlu isem, bu bizim problemimizdir.("If I owe you $1,000, it's my problem. But if I owe you $1 million, it's our problem.) Ben Bernanke'nin ikinci cümledeki "milyon" sözcüğünü "trilyon", "bizim" sözcüğünü ise "senin" kelimesi ile değiştirdiği anlaşılmaktadır. Altının önlenemez yükselişinin gerçek sebebinin bu noktada düğümlendiğini söyleyebiliriz. İşin ironik yanı, dünya ekonomisinin, borç içinde yüzen Amerikan ekonomisine bağımlılığı nedeniyle, ABD'nin çıkardığı faturaya ülkelerin pek fazla ses çıkaramamalarıdır. Buna da küreselleşmenin sorunu, açmazı diyebiliriz. Ancak, ne kadar büyük olursa olsun, ürettiğinden çok tüketen ekonomilerin 21'nci yüzyılda varlıklarını uzun süre sürdürebilmeleri, bir noktadan sonra imkansızlaşacağından kuşku duyulmasın.

Maya:

Acaba yaşanan küresel krizin sebep ve sonuçlarından ders alınarak, bir daha küresel kriz yaşanmaması için gerekli tertip ve tedbirler alınabilecek mi?

Doğan:

21 'nci yüzyılın ikinci onyılının başından itibaren dünyamızın en önemli ekonomik gündemi, sorduğunuz sorunun yanıtının arayışı olacaktır. Kuşkusuz her ülke kendine göre dersler çıkarmış olmalıdır. Dünya liderleri, dev uluslararası mali ve ekonomik kuruluşların yöneticileri, akademisyenler önümüzdeki ay (Ocak 2010) Davos'da yapılacak geleneksel Dünya Ekonomik Forumu'nda konunun üzerinde ayrıntılı olarak duracağı, Forum'un raportörlüğünü yapan GRİ (Küresel Raporlama İnisiyatifi) tarafından Nisan 2010 ortalarında bir rapor yayınlanacağı bilinmektedir. Dünya ekonomik ve mali sistemi içindeki kurumlardan, köklü yapısal reform önerileri beklenmemelidir.

Çin, elindeki yaklaşık 1,5 trilyonluk Amerikan Hazine Bonosu ve tahvilinin değer kaybından dolayı homurdanmaya başlamış, uluslararası ticari ilişkilerde doların hakimiyetine son verilerek, IMF tarafından kontrol yeni bir para birimine dönülmesi gerektiğini açıkça ileri sürmüş bulunmaktadır.0 Önümüzdeki ikinci onyılın sonunda Dünyamızın ekonomik liderliğini ele geçireceği tahmin edilen Çin taleplerinde yanlız değildir. Muhtemelen önümüzdeki on yılın sonunda Çin'in talepleri hayata geçirilmiş olacaktır.

Birbirlerine bağımlı olmakla beraber, aralarında amansız çıkar çatışmalarının bulunduğu bir platformda, ülkelerin ihtiyaç duyulan değişimin boyutlarında anlaşabilmeleri oldukça zordur. Radikal değişim ve dönüşümler, doğal gelişim evresinin önüne barajlar kurulması ve barajın bir gün gerisinde biriken yükü taşıyamayarak, patlamasından kaynaklandığı bilinmektedir. Berlin Duvarı'nın 1989 yılında yıkılması nasıl komünist sisteminin büyük ölçüde sonunu getirmiş ise, her on yılda bir batı ekonomilerine musallat olan ekonomik krizlerin de kapitalizmin tam bir revizyonuna tabi tutulması ihtiyacını doğurmuş bulunmaktadır. Yirmibirinci yüzyılın ilk yansında insanlığın, bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlanmadan, liberal Pazar ekonomisini daha fazla sosyalleştirerek, klasik solun sağa, klasik sağın da sola kaydığı, ortak bir noktada buluşacağını umuyorum. Yaşadığımız küresel kriz, serbest pazar ekonomisinin işlemesinde kaçınılmaz olarak devletin rolünü arttırmış, her türlü ekonomik faaliyetin şeffaflık içerisinde icrasının gerekliliğini öne çıkarmıştır.

Maya:

Açık yüreklilikle yaptığınız konuşma, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

Doğan:

Asıl ben teşekkür ederim. Söyleşimizde çoğu kez siyasetçilerin yaptığı gibi "kulvar" dışına çıkmamın hoş görüleceğini umarım.

02.01.2010

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir