Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ateşi Ve İhaneti Gördük

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Ateşi Ve İhaneti Gördük

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:11

ATEŞİ ve İHANETİ GÖRDÜK

Ülkemizi sarsan yıkıcı ekonomik krizi hiç hissetmediği anlaşılan iktidar ve cemaati, halkımızın gündemini, kaygılarını yönlendiren yeni inisiyatifler üretmede oldukça mahir görülüyor. Ergenekon sarmalından sonra bu sefer dışarıdan ithal yeni bir paketin gündeme getirildiğini görüyoruz. Paketin içerisinde ne olduğu veya pakete ne konacağı henüz belirsizliğini koruyor. Başbakan'ın AKP Grup toplantısında, "Manifestoya (!)"benzetilen ve de gözyaşları ile sulanan konuşmasında (11.08.09), "şimdilik açıklanacak bir paketleri olmadığı, bir süreci hayırlısıyla başlattıkları" yolunda açıklamada bulunmuştur. Anlaşılan bu sürecin de, Ergenekon Davası ve AB'ye üyelik müzakereleri gibi ucu açık kalacak. Paketin adı konusunda da bir kararsızlık olduğu seziliyor. Paketin adı bir rivayete göre "Kürt Açılımı", bir rivayete göre ise "Demokratik Açılım".

Bu makalenin amacı; velinimet ve cemaat memnuniyeti adına başlatılan son "Açılımı" güdümlendiren (motive eden) dışımızdaki gelişmelere dikkatleri çekmektir. Makalemizin başlığına, Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan bir alıntı koymamızın nedeni; olan bitenin ayındına varmadan atılacak adımların, verilen-verilecek sözlerin ülkemize kaybettireceği "mevzilerin" vahametini vurgulamak içindir.

Açılımının Zamanlamasına İlişkin Düşünceler:

Aydınlanma sürecinden geçememiş, gelişmekte olan toplumların gerçek anlamda demokrasiyi kurma ve yaşatma serüvenlerinin hayli zorlu ve sarsıntılı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu tür ülkelerde iç ve dış politikanın paradigmasını çoğu kez dış dinamiklerin korelasyonu oluşturur. Ülkelerin kendi çıkarlarını koruyabilmesi basiretli, öngörülü ve çağdaş kafalı liderlerin varlığına bağlıdır. Yönetimdeki liderlerin ülkenin yaşamsal çıkarlarına ilişkin konulardaki düşünce ve eylemlerini öncelikle iman ve itikatları, heva ve hevesleri, duyguları şekillendiriyorsa; "yandı gülüm keten helvası!"

"Çok iyi şeyler olacak" yolunda kehanette bulunanların, projelerini açıklamadan açıktan avans beklentisi içine girenlerin, durduğumuz noktayı, olan bitenin boyutlarını doğru okuduğundan kuşkuluyum. AKP liderlerinin eline tutuşturulan kart, önümüzdeki seçimlerin oy getirici "peyi" olarak kabul görmüşse, peyderpey neleri götüreceği bilinmelidir. Geçmişte yabancı güçler, gerek etnik kökeni Kürt olan yurttaşlarımızı ve gerekse sınırlarımıza mücavir ülkelerde yaşayan Kürtleri kendi siyasal ve ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanmaktan çekinmedikleri görülmüştür. Bu durumdan en çok zarar görenler Kürtler olmuş, her seferinde yabancı güçler tarafından ortada bırakılmışlardır. Bilindiği gibi son olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ı istilası ve Saddam rejiminin sonlandırılmasında Irak Kürtlerinin aktif olarak rol alması, Kürtlerin tarihinde ilk defa olumlu yeni bir sayfa açılmasına vesile olmuştur.

ABD'nin güdümünde hazırlanan Irak Anayasası ile Kürtlere Irak'ın yönetiminde, iç ve dış politikasının belirlenmesinde, varlıklarının oldukça üzerinde bir ağırlık kazanmalarını sağlamış, ödüllendirmede ölçü kaçmıştır. Iraklı Kürtler kazanımlarını tahkim etmenin ötesinde, yeni kazanımlar peşinde koşarken; dünyamızda yaşanan olağanüstü koşulların değiştirmekte olduğu küresel güç dengesi ve bu bağlamda ABD'nin stratejik önceliklerinde yapılan revizyon, Kürtler'in tarihinde açılan yeni sayfayı tehdit eder niteliktedir. Bu bağlamda Irak'ın bütününde neler olup bittiğini irdeleyerek geleceğin nelere gebe olduğunu, bizdeki "açılımın" bağlantısını ortaya koymaya çalışalım.

ABD'nin Askeri Varlığını Irak'tan Çekme Kararı:

Amerika, Irak'ın istilası ve işgalinden beklediği hedeflerin hiçbirinin gerçekleşemeyeceğini geçAje olsa anlayabilmiştir. Saddam-'ın devrilmesi sadece İran'ın işine yaramış, başta Irak olmak üzere, dünyada siyasi İslam'ın, kökten dinci akımların güçlenmesine, uluslararası planda terör eylemlerinin artmasına yol açmıştır. Düzmece bahanelerle yapılan istila ve işgal, çok pahallıya mal olduğu gibi, ABD dış politikasının önemli bir yara almasına neden olmuştur. Obama Yönetimi ABD iç ve dış politikasında öncelikleri değiştirici restorasyon dönemi başlatmış, bu kapsamda öncelik Irak'tan Afganistan'a kaymıştır. Iraktaki kuvvetlerini geri çekme kararı alan ABD, bu amaçla hazırladığı planı, Irak iç güvenliğinde görülen bazı olumsuzluklara rağmen aksamadan yürütmeye özen gösterdiği gözlenmektedir.

Plan uyarınca Irak'taki yerleşim birimlerinin güvenliğini korumaktan sorumlu Amerikan Deniz Piyadeleri, görevlerini 30 Haziran 2009 tarihinde Irak birliklerine devrederek, belirlenen garnizonlarda toparlanmış, bir bölümü ABD'ye geri dönmüştür. Önümüzdeki yıl yapılacak (Ocak 2010) genel seçimlerden sonra, yaz başına kadar 80.000 askerin daha geri çekilmesi, geriye kalan kuvvetlerin tamamının (30.000-50.000) ise 2011 yılı sonuna kadar ülkeyi terk etmesi öngörülmektedir.

ABD'nin çekilmesinin ardından bölgeyi kontrol edebilecek daimi askeri bir gücü geride bırakması da (Kuzey Irak dahil) söz konusu değildir. Bu konuda Bush Yönetimi zamanında Irak'taki ABD birliklerinin hukuki statüsünü belirleyecek anlaşma (SOFA) için başlatılan görüşmeler, Irak tarafının dayattığı kesin geri çekilme takvimi ile son bulmuştur. ABD'nin istediği sonucu alamamasında İran'ın dolaylı olarak etkili olduğu bilinmektedir. Bu arada ABD önceliğinin Uzak-Doğu'ya kaydığının bir göstergesi olarak, Afganistan'da geçtiğimiz yıl sonunda 32.000 olan askeri gücünün bu yılsonuna kadar 68.000'e ulaşacağını belirtelim.

ABD-IRAK İlişkilerinde Yeni Sayfa:

İki ülke yönetimlerinin beklenti ve önceliklerinin farklılaşması ilişkilere yansımaya başlamış, ilişkileri oldukça farklı bir platforma taşımıştır. Başkan Obama Avrupa turundan (1-7 Nisan) dönüş yolunda Irak'a yaptığı beş saatten az süren ani ziyaretinde Irak halkı ve Hükümeti'ne çok ciddi mesajlar vermiştir. Bu mesajlar, "Iraklıların kendi sorumluluk ve egemenliklerini ellerine alma zamanının geldiği, Iraklıların kendi işlerini kendilerinin yapmaları gerektiği, onlann işlerini üstlenemeyecekleri" yolundadır.

Maliki Yönetimi Irak birlikleri yerleşim yerlerinin güvenliğini ABD birliklerinden devir aldığı 30 Haziran tarihini "Ulusal Egemenlik Bayramı" ilan etmiş, aynı gün Irak güvenlik güçleri 3400 kişinin yaşadığı, Bağdat'ın 100 Km. kuzeyindeki Eşref Kampı'na kanlı bir baskın düzenlemiştir. İranlı rejim muhaliflerinin yaşadığı bu kamp önceleri Saddam birliklerince korunurken, Irak'ın işgalinden sonra da Amerikan birlikleri tarafından "yaptıkları özel hizmetler" nedeniyle koruma altına alınmıştı. Bu baskında "Halkın Mücahitleri" örgütüne mensup birçok kişi yaralanmış, bir kısmı katledilmiş, bir kısmı da tutuklanmıştır. Ardından Amerikan Birlikleri ile işbirliği yapan Sünni milislerin liderlerinin de çeşitli bahanelerle birer birer tutuklanmasına başlanmıştır. Kısacası Irak'ta "bazılarının" güvendiği dağlara kar yağmaya başlamıştır.

Temmuz 2009 başında ABD Başkan Yardımcısı Biden'in Irak'a yaptığı ziyarette Amerika'nın yeni Irak politikasının detaylarını ilgili taraflara açıkladığı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar içerisinde en önemlisi, "ABD'nin bundan sonra Irak'ın etnik ve mezhep çatışmalarına karışmayacaklarını, böyle bir durumda Irak'a karşı taahhütlerinin son bulacağım" kesin bir dille ifade etmiş olmasıdır.

Temmuz 2009 Sonunda incirlik'ten Irak'a geçen Amerikan Savunma Bakanı Gates, Irak'taki Amerikan Kuvvetleri'nin Komutanı Org. Odierno ile görüşmesinin ardından "kuvvetlerin geri çekilmesinin biraz daha hızlandırılabileceği" yolunda iyimser bir tahminde bulunmuştur. Gates'in bu son ziyarette Barzani'ye "Kürt liderlerin son yıllarda elde ettikleri kazanımları muhafaza için, Amerikan Birliklerinin geri çekilmesine kalan sürede avantajlarını kullanarak, Irak Merkezi yönetimi ile olan mevcut sorunlarını çözüme kavuşturması" yolunda Barzani'ye söylediği çok akılcı sözlerin dikkate alınıp alınmayacağını yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz.

Bütün bu gelişmelerden, bugün için Amerikan'ın Irak'a ilişkin temel politik ve askeri mülahazasının, "zararın neresinden dönülürse kardır" anlayışı ile, askeri angajmanını sonlandırmak, Irak içinde mevcut ve çıkabilecek sorunların çözümünde uluslararası kuruluşları, "taşeronluğa teşne" ülkeleri kullanmak olduğu anlaşılmaktadır.

Arap-Kürt Gerginliği:

Gerginlik ve çatışmaların nedenlerini ararken, olağanüstü koşullarda baskıyla yapılan barış anlaşması veya düzenlemelerin neden olduğu dengesizliklere bakmak usuldendir. Kürtler Irak'ın 29 milyonluk nüfusunun ancak 4,5 milyonunu oluşturmasına karşılık, ABD'nin kotardığı Anayasal kurallara göre, Irak'ın Merkezi Yönetiminde adeta "kral seçici" (Kingmaker) bir konuma getirilmişlerdir. Başta Irak Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı olmak üzere, Irak Merkezi Yönetimi'nin bazı kilit postları Kürtler'e tahsis edilmiştir. Devletin üst düzey yönetim kadrolarına personel atanması ancak Kürt tarafının onayı ile yapılabilmektedir. Kürtler'in mutlak egemenliklerini korudukları Kürdistan Yerel yönetimi dışında, Irak Merkezi Yönetimi'nde taşıdıkları "ağırlık" Araplar tarafından "hazmedilmiş" görülse de önümüzdeki dönemde iki toplum arasında ciddi bir çatışma potansiyeli oluşturduğu kuşkusuzdur. Irak Başbakanı Nuri Maliki'nin Şubat 2009 başında 18 vilayetin 14'ünde yapılan yerel seçimlerde elde ettiği kesin zaferi bazı çevreler, Kürtler'in sahip oldukları geniş otonomiye bir tehdit olarak algılamış bulunmaktadır. Maliki merkezi yönetime verdiği ağırlıkla ün yapmış bulunmaktadır.

Araplar ve Kürtler arasında şimdilik gün yüzüne çıkan gerginlik, Kürdistan Yerel Yönetiminin sınırları ile petrol ve doğal gaz üretim ve gelirlerinin paylaşım sorunlarından kaynaklanmaktadır. Bu arada Irak'ın Ninova, Diyala ve Selahaddin vilayetlerinde yaşayan Kürt kökenli Irak yurttaşlarının Kuzey Irak'daki yerel yönetime bağlanması gerektiği yolundaki talepleri bulunduğunu da hatırlatalım.
Sınırlar konusunda çıkan sorun, 15 Ekim 2005 tarihinde kabul edilen Irak Anayasası'nın 140 ncı maddesi ile geçici bir çözüme kavuşturulmuş, Kerkük vilayetinin aidiyet sorunu 2007 yılında yapılması öngörülen nüfus sayımı ve ardından yapılacak referandumla belirlenmesi kabul edilmiştir. Konuya ilişkin ortaya çıkan çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle bugüne kadar, ne nüfus sayımı ne de referandum yapılabilmiştir. Bu arada Kürtler bir oldu-bitti ile aidiyeti tartışmalı bölgenin bir bölümüne kendi Peşmergelerini konuşlandırmış bulunmaktadır. Bunun sonucunda Irak Hükümetine bağlı kuvvetlerle Peşmergeler arasında patlak verebilecek ciddi bir çatışma, Amerikan Biıiikleri'nin son anda araya girmesi ile önlenebilmiştir.

Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü geçtiğimiz Nisan ayında sorunun çözümüne yönelik hazırladığı raporda, Kerkük vilayetinin "otonom bölge" olarak kabul edilmesini önermiştir. Kürdistan Mahalli Yönetim Parlamentosu BM'lerin önerisini gözardı ederek, Haziran 2009'da kabul ettiği taslak anayasaya, Kerkük Vilayeti'nin tarihi ve coğrafi nedenlerle "Kürdistan'ın ayrılmaz bir parçası olduğu" yolunda bir hüküm koyması gerginliği büsbütün tırmandırmış bulunmaktadır.

Kürdistan yarı otonom bölgesinde 25 Temmuz tarihinde yapılan mahalli seçimlerde yeniden Başkan seçilen Barzani, "BM raporunun gerçekçi olmadığı, taslak anayasanın önümüzdeki Sonbahar'da halkoyuna sunulacağı, herhangi bir bölgesel ülkenin veya Bağdat'ın yahut kendi bölgelerindeki münferit kişilerin, bölgenin güvenlik ve refahını çökertmesine göz yummayacakları" yolunda uyarıda bulunmaktan çekinmemiştir.

Irak Anayasası, Irak'ın bütününde elde edilen petrol üretim ve gelirlerinin Merkezi Irak Yönetimi tarafından idare edileceğini, her bölgeye nüfusu oranında gelirlerden kaynak ayrılmasını öngörmektedir. Kürt tarafı bu anayasa hükmünün yeni bulunan petrol ve doğal gaz kaynaklarını kapsamadığını ileri sürerek, yabancılara -bu arada Türk Şirketlerine- kendi yönetimleri altındaki topraklarda petrol ve doğal gaz yatakları arama ve üretme ruhsatı vermiş bulunmaktadır. Merkezi Hükümetin buna tepki göstermesi ve yapılan işlemleri tanımaması ayrı bir gerginlik kaynağıdır. Bu konuda BM'lerin devreye girmiş olmasının soruna çözüm getirici bir sonuç vermeyeceği daha şimdiden anlaşılmış bulunmaktadır.

Kuzey Irak'ta İstikrarın Kırılgan Yapısı:

Kürdistan yerel yönetiminin kontrolü altındaki Kuzey Irak'ın, ülkenin diğer bölgelerine göre bir istikrar adası veya huzurlu bir vaha görünümü verdiği doğrudur. Ancak bu vahanın gerçekliği kalıcı mı, yoksa yanıltıcı bir serap mı, tartışma konusudur. Dileğimiz, tüm bölgenin huzur ve istikrar içerisinde olmasıdır. Bölgenin bütününde huzur ve istikrar sağlanmadıkça, ortaya çıkacak kasırga ve kum fırtınalarının yıkıcı etkisinden bütün vahaların nasibini alacağından kuşku duyulmasın. Huzur ve istikrar bölgesi olarak görülen Kuzey Irak'a dış dinamiklerin yanı sıra, yeni iç gelişmelerin de göreceli huzur ve istikrarı tehdit eder boyutları bulunmaktadır.
Bilindiği gibi Kuzey Irak'ta mevcut yönetimin ortakları Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), 1990'lı yıllarda amansız bir silahlı mücadele içerisinde idiler. Irak'ın ABD tarafından istilasına yardımcı olan bu partiler, savaşta kazanımlarını sağlama alma ve daha da genişletmek için, aralarındaki sürtüşme ve farklılıkları gömerek, 2005 yılında "güç paylaşımı" anlaşmasını imzalamışlardı. Bununla birlikte Kuzey Irak'taki yerel yönetimin bu iki ortağı arasında karşılıklı güvenin tam olarak tesis edildiği ve eski gerginliklerin bütünüyle son bulduğu söylenemez. Diğer taraftan son mahalli seçimlerin sonuçları 2005 yılında yapılan "güç paylaşımı" anlaşmasını tekrar masaya yatırılmasını gerektireceği değerlendirilmektedir.

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Kurulu, Kürdistan Otonom Böl-gesi'ndeki mahalli seçim sonuçlarını 7 Ağustos tarihinde resmen açıklamış bulunmaktadır. Mevcut yönetim kazanmış olmakla birlikte, 2005 yılında yapılan seçim sonuçları ile mukayese edildiğinde ciddi oy kaybına uğradıkları görülmektedir. Koalisyon ortağı iki parti 2005 seçimlerinde toplam 89 sandalye kazanmışlarken bu sayı 59'a düşmüş bulunmaktadır. Bu seçimlerde ana muhalefet koalisyonu olarak ortaya çıkan, Goran'ın (Değişim) lideri Nevşirvan Mustafa'nın söylemleri ile çağdaş bir politikacının donanımına sahip olduğu gözlenmektedir. KYB'nin Genel Sekreter Yardımcısı iken istifa eden Nevşirvan seçimlerde KYB'nin seçmen tabanını büyük ölçüde kemirdiği gibi, KDP'den de oy alabilmiştir. Bölgede aynı anda yapılan "Cumhurbaşkanlığı" seçimini Barzani kazanmış olmakla birlikte oy oranında ciddi bir düşüş meydana gelmiştir.
Seçimlerin oldukça sakin geçmiş olmasına karşılık; "hile yapıldığı, yerel yönetime bağlı bindirilmiş (motorize) milislerin sandık sandık dolaşarak, mükerrer oy kullandıkları, seçmenlere baskı yaptıkları", yolunda çok sayıda şikayetler alınmıştır. Goran Hareketi'nin sorumluları bu şikayetleri resmen Bağdat'taki Federal Mahkeme'ye iletmiş bulunmaktadır. Görüldüğü kadarıyla, Kuzey Irak'ta "feodal" yapının kırılarak, gerçek anlamda demokratik parlamenter bir sistemin kurulması yolunda zaman zaman silahlarında konuşturulabileceği, hayli zorlu bir mücadelenin başlayacağını söyleyebiliriz. Mevcut durum itibariyle, Ocak 2010 tarihinde Irak'ta yapılacak genel seçimlere Kürtlerin, 2005 yılında olduğu gibi, sadece "Kürdistan İslamcı Partisi'ni" dışarıda bırakan tek bir liste halinde girmelerinin pek mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir.

Bölgedeki istikrarın kırılganlığı konusunda irdelememizi, Goran Koalisyonu adına Bağdat'taki Federal Mahkeme Başkanlığına sunulan resmi müracaatı belirterek sonlandıralım:

Yapılan müracaat, Kürdistan yerel Parlamentosu'nun geçtiğimiz Haziran ayında kabul ettiği "Anayasa'nın" iptaline ilişkindir. Gerekçesi, anayasada yapılan düzenleme ile yerel Cumhurbaşkam'nın (Barzani'nin) parlamento ve yargı erkinin üzerinde yetkilerle donatılmış olmasıdır. Beklendiği gibi Barzani bu girişime şiddetle karşı çıkmış, yeni Anayasayı değiştirmek için Parlamentoda hiçbir grubun üçte iki çoğunluğa sahip olmadığını belirterek, Sonbaharda referandum yapılması konusundaki kararlılığını yinelemiştir.

Sonuç:

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Ulusal Politika ve Stratejiyi saptamak ve uygulamaya koymak konumunda olanların, günü kurtarmanın ötesinde, yarınların neler getirip götürebileceğini kavrayabilecek bir vizyona sahip olmaları gereklidir. Bu konuda görülen eksiklik ve zafiyet ülkemizi Irak'taki gelişmelerin pasif seyircisi durumuna getirmiştir. Her ne kadar dost ve bağlaşık olsak da, şimdiye kadar ABD de Türkiye'yi Irak'ta yaşanan sorunların bir parçası olarak gördüğü için, kendi çözüm arayışlarının dışında tutmaya özen göstermiştir. ABD'nin bu tutumunda Kürt liderlerinin de etkili olduğu bilinmektedir. Anlaşılan o ki, ABD askeri varlığını Irak'tan çekerken, korkulan kaosun yaşanmaması, bir ölçüde İran'ın nüfuzunun dengelenmesi, bundan daha önemlisi de, Araplar ve Kürtler arasındaki gerginliklerin bir savaşa dönüşmemesi için, Türkiye'nin sahneye çıkarak bir rol üstlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. "Açılımın" dış bağlantısı bu noktada düğümlenmektedir. Anlaşılan amaç, Türkiye'yi sahneye çıkarmadan önce "abdest aldırarak" Irak'la bağlantılı kendi iç sorunundan anndırmaktır. Böylece Türkiye'nin, "velinimet" ve "cemaatler" adına bölgede oynayacağı "ılımlı ve yumuşak" arabulucu rolüne itirazların önü kesilecektir.

Türkiye'nin bölgesinde üstleneceği roller için ne abdest almaya, ne de yabancıların yol göstericiliğine ihtiyacı vardır. Irak dahil bütün Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanması elbette ülkemizin de çıkarınadır. Türkiye'nin coğrafi konumu, bölge ülke ve halklarıyla tarihi bağları, bölgedeki sorunlarının çözümüne olumlu katkıda bulunmasına olanak vermektedir. Bunu yaparken, bölgede öne çıkan liderlerle diyalog kurulmasının ötesinde, bölge halklarının gönüllerinde ve kafalarında "dost ve kardeş Türkiye" imajının yaratılmasına ağırlık verilmelidir. Türkiye bölgeye ilişkin politikalarında, şeffaf ve güven verici bir yol izlemelidir. Dış politikamızın ana çerçevesini, önyargı ve saplantılardan uzak, küçülen dünyamızın gerçeklerini dikkate alan, karşılıklı yarar ve karşılıklı bağımlılık ilkelerinin benimsendiği, uluslararası ilişkiler anlayışı belirlemelidir. Bu ilişkilerde "one minute!" gibi nafile duygusal çıkışlara yer olmadığı unutulmamalıdır. Bu konuda kendi gücümüzü azımsama, özgüvenimizi kaybetme kadar, gücümüzü abartmanın, kendimizi dünyanın merkezi sanmanın da, Ulusumuz için zararlı sonuçlar doğuracağı bilinmelidir.

Türkiye terör sorununu elbette çözmeli, en azından marjinal hale getirmelidir. Ancak siyasi iktidarın bu bağlamda atacağı adımları dış güçlerin, güdüm ve telkinleriyle atması halinde, "abdest kaçar", terör için aranan çözüm, ülkenin birlik ve dirliğinin "çözülmesi" olarak sonlanır. Bu nedenle "açılımın" detaylarından önce paradigmasının doğru saptanması gerekir.

Bu konuda temel alınmasını uygun gördüğümüz düşüncelerimizi bir defa daha vurgulamakta yarar görmekteyiz:

• Terör örgütünü, onun elebaşısını ve de siyasi platformdaki sözcülerini çözüm arayışında muhatap alınması, halkın temsilcileri olarak kabulü, sadece teröristleri daha da cesaretlendirmekten öte bir işe yaramaz. Demokrasi ve terör aynı topraklarda birlikte serpilip gelişemez. Terörün kol gezdiği topraklarda halkın hür iradesi ve demokratik seçimler söz konusu olamaz. Halkın iradesinin tasallut altında olduğu yörelerde tasallut edenin sözü ve iradesi geçerlidir.

• Terör olgusu ile iç içe yaşayan yurttaşlarımızın gerçekten ne istediklerini yetkin kişilerin masa başında değil, alanda yapacakları bilimsel araştırmalarla belirlenmelidir. Bu suretle alınacak önlemlerle bölgede terör için var olan uygun zemin kurutulmalıdır.

• Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Bu ulus devleti oluşturan çeşitli etnik kökene mensup insanların bir aidiyet sorunu yaşamamalarının ön koşulu, eşit hak ve özgürlüklere sahip olmalarıdır. Ulus devletin yurttaşları ortak kimliklerini benimsedikleri, ondan gurur duydukları gibi, kendi etnik kimliklerinden kıvanç duymaları da doğaldır. Diğer yandan da, ulus devletin oluşturan bir etnik gruba ayrıcalıklı bir konum verilmesinin nelere yol açabileceği iyi hesaplanmalıdır.

• Sorunu yurdumuzun belli bir bölgesinde "yönetim" ve "halkın temel hak ve özgürlükleri" sorunu olarak algılanması ve bu bölgeye ilişkin özel düzenlemeler arayışı içerisine girilmesi, Türkiye'nin üniter devlet yapısı için tehlikeli sonuçlar doğuracağı bilinmelidir. Yaşadığımız terör dahil bütün sorunların üstesinden gelebilmek için atlamamız gereken "eşik", bütün vatan sathında "çağdaş katılımcı demokrasiyi" kurmak ve işlerlik kazandırmak olduğu unutulmamalıdır.

• İç politikamızın siyası yapı ve ilişkilerinin ana çerçevesini küçük hesaplar, kısır çekişmeler değil; Türk Halkı'nı aydınlık yarınlara taşıyacak katılımcı demokrasinin kurulması ve işletilmesi esasları belirlemelidir. Bu bağlamda,"eyyamcıların bulanık suda balık avlamasına" son verilmesi, "insanın insana kulluğunun yok edilmesi", ülkede huzur ve güvenin yerleşmesi, kısaca çağdaş bir toplum ve çağdaş bir devlet yaratılması, yönetimin her kademesinde halkın sesi ve nefesinin varlığı ile gerçekleşebileceği unutulmamalıdır.

Başbakan'ın deyişi ile "Hükümetin bu güne kadar yaptıkları yapacaklarının" teminatı olduğuna göre, "Açılımın" ülkemizin birlik ve dirliğine kastedenlere daha fazla cesaret vermekten başka bir işe yaramayacağını söylemek, bir kehanet sayılmamalıdır. Hükümetin sözüm ona çözüm arayışı çerçevesinde danıştığı ve öne çıkardığı isimlerin çoğunluğunun çözüm değil "çözülmeden" yana tavır alanlardan oluşması, gündem değiştirme isteğinin ötesinde, bilerek veya bilmeyerek, çok vahim bir adım atılmak istendiği kuşkusunu doğurmaktadır.

Yeri gelmişken Çicero'nun daha evvel de alıntı yaptığım 2040 yıl önceki sözlerini tekrarlayalım:

"Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve alemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfus eder, bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür, politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur."
İşte bu nedenle yazımıza "Ateşi ve İhaneti Gördük" başlığını koyma gereğini gördük. "Dayandık" ve de dayanmaya devam edeceğiz.

20.08.2009

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir