Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

2008 Yılının Bıraktığı İzler

"İhtiyaç Duyulan Değişime Doğru"

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

2008 Yılının Bıraktığı İzler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:09

2008 YILININ BIRAKTIĞI İZLER
"İhtiyaç Duyulan Değişime Doğru"


Bu makalede gelenek haline gelen yılsonu bilançosunu çıkartarak; geçtiğimiz yılın makro düzeyde bıraktığı izleri tartışmaya çalışacağım. Amacım, gelişmelerin dünyamızı nasıl bir siyasal, sosyal ve ekonomik yapılanmaya götürmekte olduğunu irdelemektir. Bu kapsamda küresel ekonomik krizin sonuç ve yansımaları, yeni düzen arayışları, ABD'deki seçim sonuçlarının kısa bir analizi ele alınacaktır.

Bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimizi, nerede olduğumuzu bilmek, nereye gittiğimizi tahmin etmekten her zaman daha kolaydır. İnsanoğlu gelecekle ilgili tahminlerde bulunurken çoğu kez yansız kalamaz; kendi eğilim ve beklentileri doğrultusunda rasyonel bulduğu ipuçlarını öne çıkarmaya çalışır. Yazacaklarımda olabildiğince bu tür tuzağa düşmemeye özen göstereceğim.
Dünyayı sarsan nitelikteki ekonomik, sosyal ve siyasi nitelikteki gelişmelerin nedenlerini elbette bir önceki yılda atılan tohumların yeşermesine bağlamak yanlış olur. Yıkım ve yeniden yapılanma, tarihi süreçteki "birikimin" sonucudur. Bu nedenle bugünü değerlendirirken ister istemez "dün" gündeme gelir. Bir yıl önce bu günlerde yazdığım makalede, 2008 yılının ne denli "netameli" olacağı veya nelere "gebe" olduğu konusunda ipuçları bulabilmek için yakın geçmişin öne çıkan olaylarını değerlendirmeye çalışmıştım.

Söz konusu makaleden nerede kalmıştık anlamında bir alıntı yaparak; bulunduğumuz noktayı ve de "gidişatı" gelişmelerin ışığında tartışmaya başlayalım:

"...Ağustos (2007) ayında yaşanan mali sarsıntıya değinmek uygun olacaktır. Mali sarsıntının ekonomik depreme dönüşme olasılığının tam olarak geçtiği söylenemez. Bilindiği gibi mali kriz, Amerikan ev satın alma kredi sisteminde (mortage) müşterilerin biriken banka borçlarını geri ödeyememelerinden kaynaklanmış, krizin sonuçları beklendiği gibi bütün dünyada hissedilmiştir. Makro düzeyde dünya ekonomik dengesi, hoşumuza gitse de, gitmese de Amerikan toplumunun tüketim kapasitesine endeksli olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Yaşanan mali krizin, sadece mali bir kriz olarak kalmasının fazla bir sorun yaratmayacağı bilinmektedir. Ancak bu krizin doların daha fazla düşmesine yol açarak, ABD tüketicilerinin satın alma gücünü daha da kısıtlaması halinde, bunun küresel yansımaları olması kaçınılmazdır. Böylesi bir gelişmenin, Amerikan borsasında 1920-1930 döneminde yaşanan krize benzer şekilde, bütün dünyayı etkisi altına alarak, ekonomik ve politik sarsıntıyı beraberinde getireceğinden kuşku duyulmasın..."

Küresel Mali Sistemin Çöküşü ve Ekonomik Kriz

Küresel krizin 2007 yılında bulanık olarak görülmeye başlayan belirtileri, 2008'in başından itibaren netleşmeye başladığı söylenebilir. Amerikan finans sisteminin şeffaflıktan uzak yapısından kaynaklanan olumsuzlukların ulaştığı boyut, günü kurtarıcı tedbirlerle sürdürülemeyeceği, Mart ayından itibaren büyük şirketlerin birbiri ardından teslim bayrağını çekmesi ile gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Yıl içinde ABD Hükümeti'nin doğrudan veya dolaylı müdahalesini zorunlu kılan yüzlerce örnekten, krizi küreselleştiren birkaçını vermekle yetinelim:

Amerika'nın beşinci büyük yatırım bankası Bear Stearns 16 Mart tarihinde çöktü. Banka JP Morgan tarafından satın alındı.
Amerikan Hükümeti emlak kredisi veren iki dev şirkete (Fannie Mae ve Freddie Mac) 7 Eylül tarihinde resmen el koydu. Amerika'nın 12 Trilyon dolarlık emlak piyasasının yüzde 50'sini elinde tutan bu şirketlerin yüzlerce milyar dolarlık kayıplarından sonra, piyasaya yapılan bu ve bundan sonraki müdahaleler, "Küresel Mali Sistemin" iflasının resmen ilanı anlamını taşımaktadır.
Kongre tarafından da onaylanan bu eylem, adını doğru koymak gerekirse, bir tür "devletleştirme" sayılabilir. Bu tasarruf ABD politikasında sıkça rastlanan çifte standarda çarpıcı bir örnek sayılabilir. Bilindiği gibi 2001 yılında Güney Kore Hükümeti'nin mali sıkıntıya düşen Hyundai Şirketine "kefalet yardımında" bulunması üzerine ABD Senatosu eylemi kınayarak çok sert bir tepki göstermişti. Bu tarihten itibaren ABD Hükümeti'nin piyasaya müdahalesi "rutin" bir eylem haline görülmektedir.
Dünyanın en büyük sayılı yatırım bankaların başında olan Lehman Brothers'ın 14 Eylül tarihinde çöküşünün ardından, Hazine para piyasasına milyarlarca dolar enjekte etti.

Dünyanın en büyük sigorta şirketi sayılan AIG Corp, 16 Eylül tarihinde Amerikan Merkez Bankası'nın sağladığı kefalet yardımı ile çöküşten kurtarıldı.

Amerikan Kongresi, 3 Ekim tarihinde, piyasadaki mali sarsıntıyı durdurmak ve durgunluğa giren ekonomiyi canlandırmak için Hükümetin istediği tahsisatı kısmen değiştirerek 700 milyar dolar olarak onayladı.
Alınan tedbirler yeterli olmamış, ekonomik ve mali kriz, bağlantılar nedeniyle, küresel krize dönüşerek daha da derinleşmeye başlamıştır. 10 Ekim Tarihinde yaşanan "Kara Cuma" bütün dünya borsalarını sarsmıştır. Piyasa dolandırıcılığı, Türkiye'nin 1980'li yılların başlarında yaşadığı "Banker Krizi"nin çok daha büyük boyutları gündeme gelmiştir. Bunun son örneği yatırımcılarına yüzde 10 getiri sağladığı için adı dahiye çıkan ünlü bir borsa simsarının, yatırımcılarını 50 milyar dolar zarara soktuğu için gözetim altına alınmasıdır.

Küresel Kriz Neo-Liberal Ekonomik Sistemin Hastalığı mıdır?

Yaşadığımız küresel kriz, Thomas Freidman'ın serbest piyasa ekonomisinin düzenleyicisi olarak kabullendiği "Elektronik sürünün" bilgisayar başında yarattığı zenginliğin, illüzyon da olabileceğini ortaya koymuştur. Ünlü Fransız bilgini Lavosier'in (Lavaziye) "Maddenin Sakinimi Kanununa" göre "Hiçbir şey yoktan var olmaz, varken de yok olmaz." Bu kanun küresel boyuttaki bütün ekonomik faaliyetler için de geçerlidir. Ancak alınan, satılan ve stoklanan manipule edilmiş, haddinden fazla şişirilmiş bir balonsa, bu balonun patlaması kaçınılmazdır. Bu patlamada herkes değişen ölçülerde zarar görür. Balonla ilgisi olmayanlar, çevre kirliliğinden ve zincirleme reaksiyonlardan, balonu elinde tutan ve balonda "pay sahibi olanlar" ise kendilerini kaptırdıkları illüzyon oranında zarar görür, çarpılır.

Küresel mali ve ekonomik krizin tetikleyicisi, Amerikan mali piyasasında.kontrol dışı bırakılmış "şişirmelerden" kaynaklandığı söylenebilir. Ancak krizin temel nedenleri daha da derindedir.

ABD kendi tüketim ekonomisini ayakta tutabilmek için dünyanın %80 ekonomik tasarrufunu kullandığını belirtelim. Tasarruflarını hazine bonosu veya özel yatırım fonları satın alarak ABD'ye transfer eden ülkeler bunu "güvenli ve getirişi cazip" bulduğu için yapa gelmiştir. Ne var ki ABD'ye giren para, üretken yatırımlara değil, daha çok tüketim harcamalarına ve borsaya kaymıştır.
Üretim ve bunun sonucunda ihracatı büyüyemeyen, imalat sanayi devamlı küçülen Amerika'nın cari açığı çığ gibi büyümüştür. Dış ödemeler dengesinin verdiği açık, devamlı yeni borçlanmalara gidilmesini zorunlu hale getirmiştir. Ekonomik İstikrar Yasası'nın 4 Ekim tarihinde Kongre tarafından kabul edilmesiyle Hazine'nin borç yükü 11,3 Trilyona yükselmiş bulunmaktadır. ABD Hazine bonolarının en büyük alıcılarını yaklaşık 1,2 Trilyon dolarla Japonya, 922 milyar dolarla Çin oluşturmaktadır. Çin aynı zamanda 2 trilyonla dünyanın en büyük dolar rezervine sahip ülkesi durumdadır.

1980'lerde kurulan ve 90'lı yıllarda daha güçlendirilen, resmi ve gayri resmi neo-liberal işbirliği ağı ve bu ağın küresel kurumları, fasit bir daire içinde kalan Amerikan merkezli sistemi bir arada tutmakta zorlandığı gözlenmektedir. Dağılma sürecini durduracak veya tersine çevirecek bir otoritenin bulunmayışı kargaşaya kayış eğilimini güçlendirmektedir. Dünya ekonomik düzenindeki sarsıntının giderilmesi ve sağlıklı bir ekonomik büyümeye dönüş için, mevcut liberal ekonomik sistemdeki yapısal bozukluların düzeltilmesi gerekecektir.

Özetle yangının söndürülebilmesi yeni küresel tedbirlere ve düzenlemelere ihtiyaç göstereceği ve hayli zaman alacağı bilinmelidir. Bu nedenle, 2009 yılında, başta ABD olmak üzere, ürettiğinden daha fazla tüketen, öz kaynaklarının sınırlarını taşarak, kredi ve borçla yaşayan ülkelerin, ekonomik büyümekten çok küçüleceklerini söylemek, yanlış olmayacaktır.

Krizin Ekonomik ve Siyasal Sonuçları

Dünya kamuoyunun, 2008 yılındaki gelişmelerin bardağı taşırarak; Amerika'nın dünya düzenindeki etkin rolünü kaybetmekte olduğunda birleştiğini gösteriyor. Ünlü haftalık Alman dergisi Der Spiegelin 30 Ekim sayısındaki başlık hayli çarpıcı; "Kendini beğenmişliğin sonu" alt başlıkta ise "Amerika dünya ekonomisinde dominant rolünü kaybediyor" ibareleri yer alıyor. Le Monde Diplomatiquen Kasım sayısında Alain Gresh bu gelişmenin Sovyet Bloğu'nun çöküşünün ardından 20 yıl geçmeden gerçekleşmiş olmasındaki ironiye dikkat çekiyor.

Krizin tek cümle ile ekonomik ve siyasal sonuçlarını özetlemek gerekirse, Amerika'nın "Süper Güç konumundan Süper Borç Alan Ülke" konumuna geçişi ile Neo-Liberal efsane son bulmuştur. Bay Freidman'ın hükümetlere öğütlediği "Altın Deli Gömleğini" başta ABD olmak üzere bütün devletler çıkarmaya başlamıştır. Başta Dünya Bankası ve IMF olmak üzere, mevcut sistemin ekonomik kurumlarının da bu gelişmeler paralelinde, işlev ve yapılarının değişime uğratılması gerekecektir.

Konuyu rakamların diliyle açarak, sistemin getirdiği yıkımı biraz daha netleştirmeye çalışalım:

Merryl Lynch şirketinin yaptığı bir tahmine göre, "A.B.D'nde özel sektör, 2008 yılında yaklaşık $10 trilyonluk bir servet kaybına uğradığı" belirtiliyor. Başka hesaplamalara göre de ABD-'nin 2008 yılı içerisindeki servet kaybı neredeyse toplam servetinin dörte birine (%22) ulaşmış durumda. Bu hesaplamanın gayrimenkul fiyatlarındaki düşüş ve borsadaki kayıpların toplamına dayandırıldığı görülüyor.

Dow Jones'da, 2008 başından bu güne kadar (23 Aralık 2008) olan toplam düşüş yüzde 36'ya ulaşmış durumda. Ekonomik durgunluk nedeniyle işini kaybeden Amerikalı ise 1,2 milyon civarında tahmin ediliyor. Dünya genelinde ise bu rakam 20 milyona ulaşmış durumda. Krizin teğet geçtiği(!) ülkemizde ise İKMB'nin tavan yaptığı Eylül 2007'den bu güne kadar (23 Aralık) düşüşü ise yüzde 57'ye ulaşmış durumda.

Batı Cephesi'nde belirttiğimiz bu küçülmeye karşılık, Şark Cephesi'ndeki zarar ve sarsıntının daha az olduğu görülmektedir. Çin'in ortalama yüzde 10'un üzerinde olan büyümesinin 2009'da yüzde 6.5'e, Hindistan'ın ise yüzde 6.2'den yüzde 5.0'a düşeceği tahmin edilmektedir. Bu gelişmelerin, dünya Jeo-Stratejik ağırlık merkezinin daha fazla Doğu'ya kaymasına yol açarak; "Amerikan Hegemonyasına" ağır bir darbe indirdiği söylenebilir. Artık ABD'nin başta Çin olmak üzere bir kısım ülkelere finans sektörlerini ve ekonomilerini daha fazla liberalize etmeleri yolunda baskı yapabilme olanağı kalmamıştır. Diğer yandan, başta Dünya Bankası ve IMF olmak üzere, mevcut sistemin ekonomik kurumlarının da bu gelişmeler paralelinde, işlev ve yapılarının değişime uğratılması gerekecektir.

Bütün bu gelişmeler ışığında başta Amerikan Halkı olmak üzere bütün dünya, önümüzdeki dönemde Sam Amca'nın tek başına dünyaya nizam verme hevesini sınırlayarak, öncelikle kendi bahçesini düzenlemeye yönelmesini, küresel sorunların çözümü için de diyalog ve küresel işbirliğine ağırlık vermesini beklemektedir. Bu doğrultuda, "Büyük Ortadoğu Projesi'nin" Başkanı (Bush) sahneden çekilirken, huzursuzluk ve kargaşadan başka bir sonuç üretmeyen bu projeyi de rafa kaldıracağı söylenebilir. Kendini projenin "Eş Başkanı" sayan "Erenlerin" bu sonuca kendini hazırlaması uygun olacaktır.
Şimdi de 4 Kasım seçimlerinde "Değişime Evet" diyen Amerikan Halkının tercihini değerlendirmeye çalışalım.

Amerikan Seçimlerinin Dünya İçin Anlamı

Kampanyası iki yıl önce başlayan 4 Kasım 2008 seçimleri, Amerikan ve Dünya kamuoyunda en çok ilgi uyandıran seçimler olmuştur. Kampanyanın başında ABD'nin kendisine çok pahalıya mal olan Irak'a ve Afganistan'a müdahalesi, tartışmaların merkezine oturmuşken, ekonominin durgunluğa ve daha sonra krize girmesi, seçim gündemini tamamen değiştirmiştir. Muhafazar Lider Mc.Cain ekonominin düzeltilmesi için doğru dürüst bir projeyi halka götüremezken, Obama değişim çağrısında bulunarak, Amerika ve dünya için sosyal, ekonomik ve siyasal yeni yaklaşımlar, köklü değişimler önermiştir.

Berkeley Üniversitesi'nden Jerome Karabel'in Le Monde Diplomatique Dergisi'nin Aralık ayı sayısında çıkan yazısında "son bir asır içerisinde Amerikan politikasını genel seyrini kökten değiştiren" üç seçimden söz ediyor. Bunlardan birincisinin 1932'de, ikincisinin 1980'de ve üçüncüsünün ise, 2008'de yapılan seçimler olduğunu belirtiyor. Bilindiği gibi 1932'de yapılan seçimlerde Franklin Roosvelt'in iktidara gelmesinden sonra, Amerikan iç politikasında önemli değişiklikler meydana gelmiş, Demokrat Parti iktidarı (kongrede çoğunluğu yitirmeden) bir nesil boyu devam etmişti.

Sosyal ve ekonomik hayata ilişkin yapılan düzenlemelerin önemli bölümü 1980'den sonra aşındırılmış olsa bile, bugün elde kalan bütün düzenlemelerin bu dönemin eseri olduğu bilinmektedir. Bu dönemde Başkanlık yapan Cumhuriyetçi liderler (Dwight D. Eisenhower ve Richard-Nixon) Amerika'nın sosyal ve ekonomik konulandaki iç politikasında bir değişimi gündeme getirememişlerdir.

"Hükümet sorunların çözüm yeri değil, yaşanan problemlerin kaynağı olduğu" sloganıyla, Başkan seçilen Ronald Reagon 28 yıl süren Cumhuriyetçi yönetimin mimarı sayılmaktadır. Bu dönem serbest piyasa ekonomisinin "tasmasını" çıkardığı, nizamların rafa kaldırıldığı (deregulation), yukarıda sözünü ettiğimiz Freidman'ın "Altın Deli Gömleğiyle" devletin elinin kolunun bağlandığı, küreselleşmenin baş-tacı edildiği bir dönemdir. Bu dönemde Başkan seçilen Bili Clinton (1992-2000), Cumhuriyetçilerin çizdiği rotanın dışına çıkamamıştır.

Obama'nın seçim zaferi Roosvelt ve Reagon'ın seçim zaferleriyle mukayese edildiğinde "silme" bir zafer olmadığı, seçmen oylarının ancak yüzde 52.7'sina sahip olduğu bilinmektedir. Ancak Obama'ya oy verenlerin demografik yapısı incelendiğinde, Obama'nın seçim vaatlerini yerine getirebilmesi halinde, Demokratların en az çeyrek asır iktidarda kalabileceği tahmin edilmektedir.

Bu noktayı birkaç cümle ile açalım:

18-29 yaş grubundaki seçmenlerin yüzde 66'sı Obama'ya, Yüzde 32'si Mc Cain'e; ülke içinde toplam nüfustaki payları hızla yükselen Latin kökenli seçmenlerin de aynı oranda tercihlerini Obama'dan yana kullandıkları belirlenmiştir. Mc Cain ancak 65 yaş grubu üzerindeki seçmen oylarında üstünlük kazanabilmiştir.

Diğer taraftan, her zaman barıştan yana tutumlarını sergileyen ve erkeklerden çok daha fazla sağduyulu olan kadınların, seçimlerde ağırlıklarını Amerika'nın "Karaoğlanı"ndan yana koymaları da ayrı bir anlam taşımaktadır.
Afro-Amerikalıların silme oylarının da Obama'ya gittiğini söylemeye gerek yok sanırım.

Bu noktada bizdeki bir kısım politikacıların da ders çıkarması gereken önemli bulduğum bir hususun altını özenle çizmek isterim:

Obama bütün seçim kampanyası boyunca etnik kimlik ve ırk ayırımı konusunu gündeme taşımamış, Amerikan vatandaşlığını öne çıkartmıştır. Seçim sonuçları bir bakıma Amerikan toplumunun büyük bölümünün, siyah-beyaz ayırımı konusunda duyduğu kompleksi de geride bıraktığı anlamını taşımaktadır.

Obama söylemleri ile sadece Amerikan kamuoyunu değil, dünya kamuoyunu arkasına almayı başarabilmiştir. Seçim günü Wall Street Journal'da yayınlanan makalesinde "İhtiyaç Duyduğumuz Değişim" başlığı ile bir makale yayınlayarak, Amerikan iç ve dış politikasında yapacağı atılımları özetlemiştir. Obama yazısında seçmeni "tarihte yeni bir sayfa açmaya çağırarak, hem ülkeyi hem de dünyayı değiştireceğiz" ibaresini kullanmıştır. ABD'nin 1929 tarihinde başlayan Büyük Bunalım döneminden sonraki en kötü ekonomik krizle karşı karşıya bulunduğunu belirterek, orta direği güçlendirmek için izleyeceği sosyal politikaların ayrıntısına girmiştir.

Yazdığı makalede dış politikadaki önceliklerini de sıralayan Obama, ayda 10 milyar dolara mal olan Irak'taki savaşı sonlandıracağım, Bin Ladin ve El Kaide teröristleriyle de savaşı sona erdireceğini, 21 yüzyılın tehditleri ile baş etmek için yeni ortaklıklar kuracağını ifade etmiştir. Bu arada Obama 20 Ocak'ta görev devir teslim töreninde, diğer bütün başkanlar gibi adını tam olarak kullanacağını ve tam isminin "Barak Hüseyin Obama" olduğunu belirtmiştir. Görev devir tesliminden sonra, ikinci konuşmasını bir İslam başkentinde yapacağını, kendisinin Başkan seçilmesinin, İslam ülkeleri ile ABD'nin ilişkilerini canlandırmak için bir fırsat oluşturacağını söylemesi ise, manidar bulunmuştur.

Sonuç

Zifiri karanlığın ardından güneşin doğacağının bilinmesi, insanoğlunun korkuya kapılmadan yaşamasının temel güvencesidir. Doğal olan herşeyin doğal bir sonucu vardır. Doğaya ve doğa kanunlarına karşı çıkmak, doğayı istismar etmek, insanları mutluluğa değil, acı ve hüsrana götürür. Asıl olan doğa ile işbirliği yapabilmektir.
Sosyal, ekonomik ve siyasal olaylar ise, insanoğlunun eseridir. Bu olaylar bazen toplumun genel çıkarına göre değil, güç ve iktidar sahibi kişi ve zümrelerin çıkarına göre şekillenir. Bu şekillenme toplumu acı ve mutsuzluğa götürdüğünde, ortalık şimdi yaşadığımız gibi önce alacakaranlık, sonra da zifiri karanlık olur.
Herkes güneşin doğumunu bekler. Lakin meydana gelen kaos, karanlık "doğanın" eseri olmadığı için güneşin ne zaman doğacağına ilişkin bir güvence yoktur. Obama'nın Amerikan halkına söylediği gibi, kimse bize önceden bir kader çizmemiştir. İnsanoğlunun kaderi kendi elindedir.

Dünyanın geçirmekte olduğu tarihi süreç, yakın zamanda tam aydınlığa çıkılacağına ilişkin somut emareler göstermiyor. Görülen olumlu yönde bir değişimin başladığıdır.
Amerikan hegemonyasının sonu gelse de, Amerika Birleşik Devletleri'nin, dünyamızın ekonomik ve siyasal şekillenmesinde daha uzun süre ağırlığının devam edeceği bilinmelidir. Sevindirici olan yüzünün kara oluşunun tersine gönlü ve kafası aydınlık olan birisinin Amerika'da yönetimin başında olacağıdır.

Önümüzdeki dönemde ülkeleri sınırlayan ittifakların yerini, "gönüllü birlikteliklerin","bölgesel işbirliği örgütlerinin" alacağı beklenmelidir. Yeni dönemde Regülasyonu bulunmayan sınırsız bir Pazar ekonomisi yerine, pazarın doğal işlemesini sağlayıcı düzenlemelerin alacağı, görülmektedir.

Devir ülkelerin kendi ulusal kaynak ve birikimlerini "babalar gibi satmak" devri olmadığı, sağlıklı gelişme ve büyümenin, ağırlıklı olarak öz kaynaklardan tasarruf edilerek yapılması gerektiği iyice anlaşılmalıdır.
Ekonomilerini büyütmek ve esenliğe çıkartmak isteyen ülkelerin, dünya pazarlarına açılmalarının yanı sıra, kendi iç pazarlarını geliştirmeleri, iç talebi artırıcı önlemler almalarının yaşamsal önemi, içinde bulunduğumuz krizin bize öğrettikleri olarak öne çıkmaktadır.

Sağlık ve esenlik dolu nice yeni yıllar dileklerimle...
23.12.2008

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir