Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yeni Yıla Girerken Ortadoğu Notları Ve Türkiye

20.12.2006

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Yeni Yıla Girerken Ortadoğu Notları Ve Türkiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 18:55

YENİ YILA GİRERKEN ORTADOĞU NOTLARI ve TÜRKİYE

Önümüzdeki yeni yılın, toplumsal yaşamımızı, laik demokratik cumhuriyetimizin yapısını, itibarını şekillendirici önemli bir kilometre taşı olacağından kimse kuşku duymasın. Bu makalenin amacı, yeni yıl yaklaşırken ve de "28 Şubat'ın 10'ncu yılı" dolarken, kurumların ve kişilerin usul edindiği bir bilanço çıkarmak, yakın çevremiz ve ülkemiz için, geleceğin nelere gebe olduğunu konusunda bir durum tespiti yapmaktır. Ülkemizdeki gelişmeleri dış dinamiklerden soyutlamanın olanağı yok. Dünyamız küçüldükçe ülkelerin ve insanların kaderi birbirine daha fazla bağlanıyor. Yeni yıla ilişkin bir durum tespiti yaparken, bizi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyecek kendi dışımızdaki gelişmeleri elbette göz ardı edemeyiz.

Dünyamıza Genel Bakış

Önce dünyamızda yaşanan sorunların kaynağını oluşturan çok acı bir gerçeğe kısaca değinmek uygun olacaktır:


Birleşmiş Milletler Örgütünün yaptığı son araştırma, dünyamızdaki gelir dağılımındaki aşırı dengesizliği en çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.0 Raporun ortaya koyduğu verilere göre, dünyamızda yaşayan yetişkinlerin yüzde 1'i dünya zenginliğinin yüzde 40'ına sahip olduğu görülüyor. Yetişkin dilimini yüzde 1'den yüzde 10'a çıkardığımızda ise bu pay yüzde 85'e çıkıyor. Buna karşılık yine raporda, dünya yetişkin nüfusunun yarısı küresel zenginliğin ancak yüzde birine sahip olduğu belirtiliyor. Az gelişmiş ülkelerdeki her bir yetişkinin bakmak zorunda olduğu kişi sayısının fazlalığı dikkate alındığında, uçurum daha da keskinleşiyor.
Dünyada barış ve huzurun sağlanması, insanoğlu geleceğinin güvenceye alınması; haksızlıkların giderilerek, küresel zenginliğin dağılımındaki korkunç uçurumun bir ölçüde giderilmesi ve "çevrenin" hoyratça tahribine son verilmesi ile mümkün olabilir. Elbette çağdaş insanı yaratıcı çağdaş eğitimi yaygınlaştırmadan bu hedeflere ulaşabilmek pek mümkün olamayacaktır. Eğitimden kastımızın, kitleleri salt okuryazar yapmak olmadığı, eğitim ve öğretimin bir aydınlanma süreç ve işlevi olduğu kuşkusuzdur.

Yakın Komşu Amerika

ABD siyasi ve askeri gücünü yanlış ve hor kullanmaktan nüfuzunu zaafa uğramış olsa da, dünyamızda Amerikan çağının henüz kapandığı söyleyemez. Bu nedenle, bir durum tespiti yaparken, yakın komşumuz haline gelen ABD'den sıkça söz etmemizin yadırganmayacağını umarım. Neredeyse yüzde yüzü okuma yazma bilen ABD yurttaşlarının yüzde 45'i dünyanın 7000 yıl önce yaratılmış olduğuna inanmakta olduğu, yüzde 70'inin hala ikiz kulelere yapılan menfur saldırıyı Saddam'la ilişkilendirdiği, yapılan anketlerden ortaya çıkmıştır. Görmeyenlere hararetle tavsiye edeceğim, belgesel nitelikli "Borat" filmi, bunun çarpıcı örnekleri ile dolu. Thomas Jefferson'un "cehaletle özgürlüğün bağdaşmayacağı, birlikte olamayacağı" yolundaki sözü, günümüz Amerika'sı dışındaki dünyayı kapsıyor olmalı.

Başkan Bush ve bizdeki benzerleri, okumuşların ve makam sahiplerinin cehaletinden, insanlığın daha fazla zarar gördüğü acı olsa da bir gerçek. Bunun içimizdeki örneklerinin sayılmayacak kadar çok olduğu gözleniyor. Bu nedenle "Tanrıyla özel iletişim içinde olduğunu" ileri süren George W. Bush'un dünyamızdaki anıtsal örneğini oluşturduğunu söylemekle yetinelim.

Sayın Annan'ın, görevini yeni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a devretmeden önce söylediği sözler, çok dikkat çekici. ABD dış politikasını şekillendiren "Yeni Muhafazakar" ideolojiyi açıkça telin eden Annan, bir anket sonucundan alıntı yaparak, "Irak halkının büyük çoğunluğunun Saddam dönemini aradığı" yolunda bir demeç verdi. ABD'nin insan hakları konusundaki liderliğini "terörle savaşta" yitirdiğini belirten Annan'ın, Harry Truman Başkanlık Müzesi'ni ziyaretinde sarf ettiği şu sözler, Birleşmiş Milletlerin duvarlarına kazınacak niteliktedir.

"Güç, özellikle askeri güç, doğru amaçla, çoğunluğun uygun bulacağı normlarda kullanılırsa dünya bunu meşru sayar". Bilmem bu sözler size, "ülkemizin her on yılda bir yaşamak zorunda kaldığı deneyimleri" de anımsatıyor mu?
Baba Bush'un başlattığı Birinci körfez savaşı, Ortadoğu'da Amerikan varlık ve etkinliğini doruğa taşıyan yeni bir dönem başlatmıştı. Oğul Bush bu mirası, Natan Sharansky'ninn öğütlediği, "yapıcı istikrarsızlığı" yaratma uğruna heba etmişe benziyor.

Bush'un başlattığı "Cihadın" sonuçlarını hep birlikte görüyoruz:

ABD'nin etkinliği her geçen gün daha fazla erimekte, eski dostlar ABD ile ilişkilerde araya mesafe koymaya özen göstermektedir. Ortadoğu'da oğul Bush'un vaat ettiği demokrasi ve özgürlüklerin yerine, dinsel ve töresel taassubun göz açtırmayan gölgesi yayılıyor. Bu yeni dönemin varlık ve etkinliğini ne kadar sürdürebileceğini kestirmek oldukça zor. Görünen o ki, bundan sonra bölgedeki muhataplarımız; Ayetullahlar, imamlar ve mollalar olacaktır. Ortadoğu'da gelişmeler bize, bir "Süper Gücün" dünyayı kendince düzene sokma becerisinin limitlerini göstermiştir. Bush olmasa bile ABD'nin önde gelen simaları da, bu gerçeğin nihayet farkına varmış görülmektedir.

Baker - Hamilton Raporu:

Her gün ortalama 100 sivilin öldüğü Irak'taki duruma ilişkin, 6 Aralık'ta açıklanan Baker-Hamilton Raporu "vahim, çok vahim ve de acil önlem alınmaz ise daha da vahimleşeceği" uyarısında bulunuyor. Raporda, iç toplumsal gerginliklerden dolayı 1,6 milyon insanın iç göç ile yer değiştirdiğini, 1,8 milyon insanın dış ülkelere kaçtığı belirtilmekte; Irak Ordusu ve Polis Gücünün onarılması pek kolay olmayan zaafları vurgulanmaktadır. Rapor büyük bir alçak gönüllülük ve samimiyetle, "ABD'nin tek başına Irak'taki olumsuz gelişmelerin seyrini değiştirebilecek veya etkileyebilecek gücünün kalmadığını" kabullenmektedir.

Irak'ta yapılan yanlışları irdelemeyen rapor, "çıkış yolu için" 79 öneri sunuyor. Önerilen çıkış stratejisinde zafer beklentisi olmadığı gibi, Ortadoğu'da "demokrasiyi" yerleştirme gibi ham hayaller de yer almıyor. Ancak Irakta hezimete uğramanın ABD için doğuracağı çok olumsuz sonuçlar da vurgulanıyor. Temel hedef, "zafersiz, hezimetsiz, sancısız bir şekilde, 2008'in ilk çeyreğine kadar, ABD askeri varlığının büyük bölümünün Irak'tan çekilmesinin" sağlanmasıdır. Başkan Bush'un yapılan önerilere pek sıcak baktığı söylenemez.

Rapor'a Tepkiler:

Dünya ve ABD kamuoyunda raporun temkinli bir iyimserlik yarattığı söylenebilir. ABD'de raporu uygulamaya koyabilecek bir liderliğin olmayışı en büyük talihsizlik. Rapor bir bakıma "dediğim dedik, çaldığım düdük" anlayışı ile Bush'un "ya benden yanaşın ya da karşımda" söyleminden bir geri adımı ifade ediyor. Raporu ciddi bir çalışma olarak niteleyen BUSH'un kendisini 180 derece geri adım atmasını isteyen önerileri bütünüyle kabullenmesi oldukça zor görülüyor. Cumhuriyetçilerin yarı dönem seçimlerinde gerek Temsilciler meclisinde ve gerekse Senato'da çoğunluğu kaybetmeleri, Bush'un önerileri bütünüyle göz ardı etmesine olanak vermeyecektir. Senato'dan da onay alan yeni Savunma Bakan Robert M. Gates, bir senatörün sorduğu soruya cevaben, "ABD'nin Irak'ta savaşı kazanmakta olmadığını, bölgede daha büyük çatışma riskinin bulunduğunu" tereddütsüzce ifade etmiştir. Bush benzer soruya, zafer inancını kaybettiği anlamına gelecek şekilde; "savaşı kazanmıyoruz da, kaybetmiyoruz da" şeklinde, yanıt vermiştir. Bush'un, söz konusu Raporla, Pentagon ve Ulusal Güvenlik Konseyinin hazırladıkları diğer iki raporda yer alan önerilerden, kendine uygun karma bir çıkış yolu aramakla meşgul olduğu biliniyor. Bu yolda atacağı ilk adımın, kontrolden çıkan Irak'ta durumu kontrol altına almak için, Raporda yer alan "geçici olarak kuvvetleri artırma" önerisi olacağı sanılıyor. Geri çekilmeden önce, çekilmenin güvenliğini sağlamak için karşı taarruza geçmek, sıkça başvurulan bir askeri taktiktir. Irak'a ilişkin Bush'un yeni stratejisini açıklaması, Ocak ayı ortalarını bulacağı sanılıyor.

Rapor'a en büyük tepkiyi Kürtlerin göstermesi iki temel noktadan kaynaklanıyor. Birincisi Irak'ta Merkezi Hükümetin güçlendirilmesidir. Bu kapsamda, gelecekte de elde edilecek petrol gelirlerinin mahalli yönetimlere bırakılmayarak merkezden kullanımının öngörülmektedir. Ordu ve Polis Gücü'nün yeniden teşkilatlandırılması ve yeni görev tanımları çerçevesinde, milislerin yanı sıra peşmerge gücünün de marjinalleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağıdır. Kürtler'in ikinci itirazı ise, Anayasa'ya göre Kerkük'ün kaderi için 2007 sonuna kadar yapılması gereken "referandumun" belirsiz bir süre ertelenme istemidir.

Irak'ta çoğunluğu oluşturan Şiiler, petrol gelirlerinin dağıtımı için yapılacak düzenlemede kendilerine nüfusları oranında pay düşeceğinden fazla itirazları olmasa da, SCIRI'nin emrindeki Bedir Tugayları'nın ve Mukteda SADR'a bağlı Mehdi Ordusu'nun, merkezi güvenlik güçlerine entegrasyonunda ciddi sorunlar çıkacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Irak'taki soruna politik bir çözüm aramada şimdiye kadar kendilerini dışlanmış hisseden Sünniler, yukarıda öngörülen hususları kendileri için iyi bir başlangıç sayacağı kuşkusuzdur. Yapılan öneriler içerisinde dikkatleri çeken diğer bir öneri de, eski Baas partisi mensuplarının, Şiiler, Sünniler ve Kürtlerin yanı sıra, iç barışın sağlanması için yapılacak görüşmelere aktif katılımlarının istenmesidir. Bu istek Irak Başbakanı tarafından ivedilikle işleme konmuş; Maliki'nin 14 Aralıkta başlattığı konferansa yurt dışında bulunan eski Baasçılar ilk defa resmen çağrılmış ve bir bölümü toplantıya katılmıştır. Ayrıca Saddam'ın lağvedilen ordusunun eski mensupları kurulan yeni orduya davet edilmiş, katılmak istemeyenlere emekli maaşı ödeneceği vaat edilmiştir. Bu tür çağrı ve toplantılarda mesafe alınması için, karşılıklı güvenin sağlanması, Şiiler ve Kürtler tarafından Irak'ın birliği adına bazı önemli tavizlerde bulunulması, Irak Anayasası'nda revizyona gidilmesi, zorunlu görülmektedir.

Irak Sorununu Çözümü için Uluslararası Planda İşbirliği:

Öneriler içerisinde Bush'u en fazla zorlayacak olanı, başta komşu ülke konumuna sahip İran ve Suriye olmak üzere, uluslararası platformda Irak'taki gelişmeleri etkileme yeteneğine sahip ülkelerle "yapıcı bir diyalog ve bağlantıya girilmesi" istemidir. Rapor bir bakıma "dediğim dedik, çaldığım düdük" anlayışı ile Bush'un "ya benden yanaşın ya da karşımda" söyleminden ciddi bir geri adımı ifade ediyor.

Dünya'nın bilinen petrol rezervlerinin yüzde 40'na sahip Irak'ın istikrarı, bir anlamda Ortadoğu ve Dünya'da barış ve istikrarın temel şartıdır. Bu nedenle, başta Ortadoğu petrollerine bağımlı ülkeler olmak üzere, dünyadaki bütün ülkelerin Irak sorununa çözüm bulunmasına katkı sağlama çağrılarına olumlu yanıt vereceği, teorik olarak düşünülebilir. Bunun teoriden pratiğe dönüşmesi için, dünya politika ve ekonomisinde ağırlığı olan ülkelerin, sağlayacakları destekle yabancı bir gücün bölgede hakimiyet kurmasına yol açmayacağından emin olmaları gerekmektedir. ABD Irak konusunda uluslararası işbirliğini gerçek anlamda hayata geçirebilmesi için, ABD'nin bazı güvenceler vermesi gerekecektir. Güvencelerin içerisinde ABD'nin Irak'ın petrollerine sahip olma ve bölgeyi kendi nüfus sahası içinde tutma, Irak'ta daimi güç bulundurma gibi niyetlerinin olmadığı hususunda ikna edici hususların yer alması istenecektir.

İran ve Suriye:

Iran ve Suriye'nin Irakta yaşanan kaostan gerçek anlamda önemli çıkarları olmasa da, ABD ile işbirliğine girmeleri pek kadar kolay olmayacaktır. Bush bu iki ülkeyi "şer ekseni olarak" ilan ettiği için, kendi manevra sahasını daraltmıştır. Her iki ülke, Ortadoğu'daki mevcut sorunların çözümünde aktif olarak yer almadıkça, ulaşılacak her türlü çözümler havada kalacaktır. Ortadoğu'daki bütün sorunlar birbiri ile yakından bağlantılıdır.

Önce İran ile ilgili bazı tespitlerde bulunalım:

İran, stratejik konumu, gücü ve Ortadoğu'daki bağlantıları birlikte, özellikle Irak'ın bölgedeki dengeleyici gücünün ABD tarafından tahribinden sonra, bölgenin süper gücü konumuna gelmiştir. İran'ın onayı olmadan Irakta barışın sağlanması, imkansız olmasa da çok zordur. ABD'nin, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum elde etme projesine karşı, BM Güvenlik Konseyi'nden istediği yaptırımlar, Rusya ve Çin tarafından veto edilmekte veya sulandırılarak anlamsızlaştırmaktadır.

Hatemi döneminde İran, Taliban konusunda ABD ile işbirliğine girmiş, İran Cumhurbaşkanı'nın ABD ile daha yakından ilişki kurma yolundaki istemi, Bush yönetimince geri çevrilmiştir. Bir bakıma İran'da radikallerin güçlenmesinde ABD etkisi olduğunu söylemek, sanırım yanlış olmayacaktır. Bir ülkeye dış baskılar artığında halkın hükümetleri etrafında daha fazla kenetlendiği bilinen bir gerçektir. İki ülke arasında çeyrek asrı aşan bir süredir diplomatik ilişki bulunmamaktadır. Bu gerginlik sürecinde ABD kimliği, İran'da yetişen yeni neslin dimağına "büyük şeytan" olarak kazınmıştır.

Çok eskilerde kalsa da, İran halkı, ilk milliyetçi liderleri Musaddık'ın devrilmesinde ABD'nin oynadığı başrolü, 300.000 İranlının hayatını kaybettiği İran-Irak savaşında, ABD'nin Saddam'ı desteklemesini, 300 hacıyı taşıyan İran sivil hava yollarına ait uçağın Körfez suları üzerde Amerikalılarca düşürülmesini unutmamıştır.

Irak konusunda iki ülkenin işbirliğine girebilmesi için öncelikle ilişkilerde bir yumuşama sürecinin başlatılması gerekecektir. Bu kapsamda ABD'nin, başta BM gündeminde olan İran ile ilişkili konularda daha esnek ve barışçı açılım sergilemesine ihtiyaç vardır. Uluslararası kamuoyunun ve İran Halkı'nın desteğini sağlayıcı, yeni ve yapıcı yaklaşımlara -ne kadar kökten dinci ve muhafazakar olursa olsun- İran Yönetimi ilgisiz kalamaz. Bu arada İran Cumhurbaşkanı Ahmed-i Nejat'ın yurt içindeki popülaritesinin, Bush'unkine benzer bir düşüşün içinde olması ilginç bir rastlantı olarak dikkatleri çekmektedir. Son mahalli seçimler ile Uzmanlar Meclisi seçim sonuçları bunu teyit eder niteliktedir. Cumhurbaşkanı'nın yakın müttefiki Ayetullah Mesbah Yazdi taraftarlan 86 kişilik Uzmanlar Meclis'inde çoğunluğu kaybetmiş, Rafsanjani taraftarları seçimde başarı kazanmış bulunmaktadır. Bu seçim sonuçları ile ABD'deki seçimleri arasında enteresan bir bağlantı kurulabilir. İran'da geçerli olan Velayet-i Fıkıh sisteminde yer alan Uzmanlar Meclisi, Hamaney'den sonra ülkenin mutlak lideri olacak kişiyi seçmek gibi önemli bir işlevi bulunmaktadır.

Iran nüfusunun bölgede giderek artması, nükleer güç haline gelme olasılığı, başta Körfez ülkeleri olmak üzere, bazı Arap ülkelerinde de tedirginlik yaratmış görülmektedir. Nitekim yakın geçmişte, Körfez İşbirliği Konseyi (Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri) nükleer enerjiye sahip olma yolunda karar vermiş bulunmaktadır.
Ortadoğu'da nükleer silahların yayılmasını önlemenin en gerçekçi yöntemi, İsrail'i de kapsayacak şekilde, "bölgenin tümüyle nükleer silahlardan arındırılması" yolunda bir anlaşmaya varılmasıdır. Bölgedeki mevcut diğer sorunlar çözülmeden bunu sağlamak da imkansızdır.

Suriye'de durum biraz daha farklıdır. Oğul Beşir Esat, babasının ne karizmasına, ne de liderlik yetenek ve tecrübesine sahiptir. Suriye'nin üzerindeki dış baskılar onu ülke içinde ve dışındaki aşırı unsurlarla ittifaka zorlamıştır. BM Güvenlik Konseyi'nin baskısı ile Lübnan'daki askeri varlığını geri çekmesine karşın bu ülkedeki nüfusu eksilmemiştir. Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin katli ile ilgili olarak BM'ce sürdürülen soruşturmanın ağır baskısı altında olan Suriye'nin, bölgedeki müttefikleri İran, Hizbullah ve Hamas'tır. Geçtiğimiz Kasım ayı sonlarında Irak ile diplomatik ilişkileri tekrar kuran Suriye, bu ülke ile "Güvenlik ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması" imzalamış bulunmaktadır. Bu gelişmelerde İran'ın arabuluculuğu yadsınamaz. Suriye'nin Irak konusunda atacağı adımların da İran'la akortlu olacağı kuşkusuzdur. Suriye'nin gerçek anlamda ABD ile yapıcı bir işbirliğinde bulunması için isteyeceği önemli bir bedel bulunduğu bilinmektedir. Bu bedel de, Suriye'nin 1967 savaşında kaybettiği Golan Tepeleri'nin belli şartlarla da olsa kendisine geri verilmesidir.

Bu da bizi, Baker-Hamilton Raporunda yeterince vurgulanmadığını gördüğümüz bir sonuca götürmektedir:

Irak dahil Ortadoğu'da gerçek anlamda barışın sağlanması, Arap-İsrail sorunun çözümüne bağlıdır. Ortadoğu'da her ülke kendi mevzilerini güçlendirmeye çalıştığı bu dönemde, barışın ufukta görülebilmesi, mucizelere bağlı kalacaktır. Ortadoğu'da barışın koşulları ise, ayrı bir incelemenin konusu olacaktır.

Bölgedeki Diğer Ülkeler:

Irak'ta Şiileri iktidara taşıyan, bölgede İran'ın nüfusunun artmasına yol açan ABD'ye karşı diğer Arap ülkelerinin oldukça mesafeli davrandıkları gözlenmektedir. Bu ülkelerin Irak yönetimi ile ilişkileri en alt düzeydedir. Büyük bölümü Irak'taki büyük elçiliklerini kapatmış bulunmaktadır. Irak'taki Sünni direnişçilerin, hükümetler düzeyinde olmasa bile, petrol zengini işadamlarınca desteklendikleri bilinmektedir. Bu gruba dahil ülkelerin Baker-Hamilton raporunda yer alan önerileri destekleyecekleri kabul edilmekle birlikte, İran'ın devreye sokulmasını sabote etmek için (özellikle Suudilerin) ellerinden gelen her şeyi yapacakları beklenmektedir.

Kazalar ve Kurbanlar Ülkesi Türkiye:

Baker-Hamilton Raporunda bir iki satır dışında Türkiye pek yer almıyor. AB kapısında Ulusal onurumuzla nasıl dalga geçildiğini anlatmaya lüzum yok sanırım. Başbakan Erdoğan meclis kürsüsünden "Haremime giriyorlar!" "İhanet-i Vataniye" söylevleri verirken, ciddi bir tavırla eleştirilerde bulunmak "abesle iştigal" anlamına geleceğinden, yazımın Türkiye bölümü oldukça kısa olacak. Bütün işaretler mevcut iktidarın son perdeyi oynamakta olduğunu gösteriyor. Bu nedenle okurları daha fazla sıkmamak için, yazımın sonunu, mizahi benzetişlerle biraz renklendirmek istiyorum.

Koşuşmaktan, nutuk atmaktan oturup düşünmeye pek vakit bulamayan "Ulusumuzun necip evlatları", tepinmeyle toz dumana çevirdikleri ortalıkta; ileriyi görmede, doğru adım atmada, doğru iş görmede giderek daha fazla zorlanıyor. Eldeki "tasarrufsuz ampulün yeşil ışığı" çıkmaz sokakların ve toz bulutlarının ötesini aydınlatmada yetersiz kaldığından, her türlü kaza ve bela sanki kaderimiz oldu! Erenlerin nafile "ince diplomasi" ve "ince ayar" çabaları, toplumsal yaşamımızın renkli "temaşasına" dönüştü. Bu orta oyunda, uluslararası havaalanımızda bir "deve" kurban edilmesi, temaşanın üzerine "tüy dikti" ise de, kısa zamanda bu şoku da diğerleri gibi atlatacağımızdan eminim.

Atı alanın Üsküdar'a çoktan geçtiğini, Üsküdar'ın başına gelenlerden sonra da fark edemeyenler kaldı mı bilemem. Geçmişin "kanlı mı olsun, kansız mı olsun" ve de "kadayıf' tartışmalarının yerini, günümüzde, "Ninja giysilerinin 864 rakımlı tepede kişileri üşütüp üşütmeyeceği, terletip terletmeyeceği" gibi daha anlamlı tartışmalara terk etmişe benziyor. Toplumsal kıvamımız, "kıyam ve kıyametin ayak seslerini", eğlencenin bir parçası sayanların tevekkülüne kendisini kaptırdı ise, vay halimize! Gel de bu noktada Aziz Nesin'in "Ah biz eşekler... " fıkrasını anımsama!

İnce diplomasi ve bitmez tükenmez ince ayarların daha neleri getirip, neleri götüreceğini hep birlikte göreceğiz. Yönetimimizin başında eski bir futbolcu bulunmasının bitmez tükenmez "avantajlarını" yaşamaktayız. Ancak, futbolcularımızın son dakikada, "paslaşmadan gol atma hevesleri" beni hep panik atağa sürüklediğinden, bir daha bu tür kahramanlıklara yeltenememesini istirham ediyorum. Sporun atlı olanının seçilmesi, elbet bir gün hayırlara vesile olacağından tercih sebebimdir.

Bütün işaretler mevcut iktidarın son perdeyi oynamakta olduğunu gösteriyor. Bu olumsuzlukların aşılmasının şartı, umudun yitirilmemesidir. Karanlıktan aydınlığa çıkışın yolu ve işaretleri, yavaş yavaş ortaya çıkıyor, çıkacak! Siyasi Partilerimizden ilk defa ciddi ciddi "Sine-i Millete Dönüş" sinyalleri verilmeye başladı. Yalnız büyük şehirlerde değil, Anadolu'nun en ücra yerleşim birimlerinde bile, ulusal onur ve bağımsızlığımızın simgesi Türk Bayrağı'nın ebatları büyütülmeye ve daha yükseklerde dalgalamaya başlandı. Bu masumane eylemler, elbette anlayabilenler için, "bir tür başkaldırıdan başka bir şey değil! Türk Ulusu, ulusal onurumuzun ayaklar altına alınmasına, teslimiyetçi davranışlara, başta laik devlet düzenimiz olmak üzere Cumhuriyetin kazanımlarını aşındırma girişimlerine, devlet kurumlarımızı mescide ve tekkeye çevirme gayretlerine ve de Atatürk'ümüzü unutturmak çabalarına, toplumsal ve bireysel direnişimizi önce bayraklarla göstermeye başladı. Elbet arkası gelecektir. Cumhuriyetimizin ne özverilerle kurulduğunu unutmayan Ulusumuz ve onun Aydınlık Bekçileri, Anayasada nitelikleri belirlenmiş Cumhuriyetimizin hangi yol ve yöntemle olursa renk ve şekil değiştirilmesine asla geçit vermeyecektir.
Bu inançlarla ulusumuza ve tüm okurlara nice mutlu yeni yıllar ve mutlu bayramlar dilerim.

20.12.2006

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir