Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ne Yapmalı

05.01.2004

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Ne Yapmalı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 18:24

TSK'dan emekli olmadan önce, günlük siyasete karışmamaya özen göstererek, yasal platformların dışına taşmadan ülkemizin geleceği, kaderi ile ilgili iç ve dış gelişmelere ilişkin düşüncelerimi açıkça dile getirmede bir an bile duraksamadım. Emekli olduktan sonra da, 2004 yılı başından itibaren Maya Dergisi'nde ülke ve dünya sorunlarına ilişkin görüşlerimi yazmaya başladım. Gerek aktif görevde iken, gerek aktif görevden ayrıldıktan sonraki tutum ve davranışlarım ile yazdığım yazıların bazı çevreleri "gazaba" getirdiğinin farkındaydım. Dostlarım, ülkemizin son sekiz yılda alacakaranlığa sürüklenişinin betimlemesi olarak nitelendirdikleri Maya Dergisi'nde yazdıklarım ile Silivri Kampusü'nden gönderdiğim mektupların kitaplaştırmasını önerdiler. Elinizdeki kitap bu öneriler sonucu hazırlanmıştır.

Son sekiz yıldır, AKP Yönetimi'nin ülke gündemine taşıdığı konuların özü ve amacı hep aynı kalmıştır. Adeta "Padişah Efen-dimiz(!)" ve Osmanlı Sancağı ve simgeleri etrafında kümeleşen gruplar dirilerek, Türkiye Cumhuriyeti ve onun aydınlık bekçilerinden rövanş almak için cihad bayraklarını açmış gibiler. AKP'nin başında bulunan RTE İstanbul Belediye Başkanı seçildiği 1994 yılında, kendisini İstanbul'un İmamı ilan ederek, Belediye Meclisi'nin ilk toplantısını "Fatiha" ile açmaya çalışması, ileride iktidara geldiğinde neler yapabileceğinin işaretini yeterli açıklıkla ortaya koymuştu. Aldıkları son dönemeçte, tökezlenmiş ve direksiyon hakimiyetini kaybetmiş görünseler de, şimdiye kadar kat ettikleri mesafe hiç de azımsanacak gibi değil.
Dünyamızda hiçbir şey sihirli bir değneğin işareti ile birdenbire olmuyor. Doğada yaşanan felaketler de, insanoğlunun başına gelenler de tarihi bir süreçte oluşan birikimin sonucudur. Olup bitti gibi görünen, bardağı taşıran son su damlası, bıçağın kemiğe dayanmasıdır.

Vücudunuzu sarmaya başlayan ölümcül bir hastalığın önce ayak sesleri duyulur. Ne var ki, "güzel yurdumun insanı" doğuştan kandırılmaya, kendi kendini kandırmaya yatkın oluşundan olsa gerek, pençesine düşmekte olduğu illetin belirtilerini kendine yakıştıramaz, yada "hayra" yorar. Türk Ulusu'nun kendi içinde filizlenen "melaneti" tanımasının da hayli zaman alması, derin hoşgörü ve iyi niyetinden kaynaklanıyor olmalı.
Diğer taraftan, ülkemize özgü eğrilik yanlısı bazı atasözlerimizin dayanılmaz hafifliği, çoğu insanlarımızın olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarının şekillenmesine de etkili olur.

Fazla zorlanmadan aklımıza geliveren birkaç atasözünü sıralayıverelim:

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Devletin malı deniz, yemeyen domuz! Bal tutan parmağım yalar!
İnsanımız devlet malını yiyeni, parmağını bal ile yalayanı sorgulamağa başladığında sonun başlangıcı yakındır. Bu sorgulama, soframızdaki aşın kıtlaşması, yılanın zehrinin giderek yakın çevremizi kavurmaya başlaması ile ortaya çıkar. Geleceğe olan güvenin sarsılması ile uyuyan devin huzuru kaçmış, artık ulusça "gayrık yeter" diyerek silkelenişimizin vakti gelmiştir.
Bu kitapta yazdıklarım, taşması mukadder kovaya bir damlacık su eklemek için, naif bir çare arayışıdır. Geçirmekte olduğumuz süreçte "Sarı Öküz" söylencesi, Aziz Nesin'in "Ah Biz Eşekler" türü yazdığı uyarıcı fıkraları yeniden okuma, hatırlama ve hatırlatma zamanıdır.

Öğrenmenin elbette bir maliyeti vardır. Türk ulusu yaşayarak öğrendiği için Arthur Miller'in dediği gibi, hep gecikme zammı ile öğrenmiştir. Bu süreçte, maddi ve manevi işkence ve baskı altında kalan Türk aydınları daha fazla bedel ödemek zorunda kalmıştır.

NE YAPMALI ?

Darda kaldığımız zaman hep "ne yapmalı" sorusu gelir aklımıza. Çözüm üretmenin, düze çıkmanın ilk adımı, sorunu ve koşulları doğru tanımlamaktan geçer. Ülkemizde yaşananlar yüreğinizi daraltmıyorsa, darda değilseniz, size söylenecek birşey yok demektir. Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin aşındırılmasını, demokrasinin gereği diye içinize sindirebilirsiniz. Yaşam tarzı ve kültürü ortaçağa dönük bir hareketin, bizi esenliğe çıkaracağına, çağdaş dünyaya taşıyacağına inananlardan, inanmış görünenlerden olabilirsiniz. Öyleyse mışıl mışıl uyuyabilirsiniz.
Yaşamakta olduklarımız, sergilenen oyunlar, bağnazlıktan uzak yurttaşlarımızı derinden kaygılandırıyor. Ortak kaygı adım adım Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarını kaybetme riskinin giderek büyümesinden kaynaklanıyor. Bu kaygılara rağmen, kolaycı bir yaklaşımla tepkiyi başkalarından beklemek, bizleri neredeyse tepkisiz bir toplum haline getirmektedir. Tepkisiz toplum oluşturmada bir kısım basın-yayın kuruluşlarımızın gayretleri de azımsanacak gibi değil. Ekonomide de pembe tabloların çizildiği bir ortamda, elbette zihinler karışır, tereddütler eylemsizliğe dönüşür. Dıştan yönetimli ekonomimizdeki pembe tablonun kalıcı olabilmesi de kuşkulu görülüyor. Ekonomide makro dengelerin oluşturulması ve yapısal reformların gerçekleştirilmesinin hayli uzağında görülüyoruz. İhracat patlamasından söz ederken nedense ithalat rakamlarındaki göreceli artış görmezlikten geliniyor. Altı milyon işsiz, yoksulluk sınırında yaşayan halkımızın önemli bir bölümü, ekonomideki pembe tablodan henüz bir şey anlamış değil. Dış politikada manevralar, iç politikanın bir aracı haline gelmiş. Sürdürülmeye çalışılan iç ve dış politikanın asıl amacı ülkemizde kendi ideolojilerine uymayan sosyal, kültürel ve siyasal yapılanmayı bütünüyle yıkmak. Bu amaç için zaman kazanma, dışarıda hoşgörü, tolerans ve müttefikler bulmanın temel politik hedefler olarak belirlendiği söylenebilir.

Yakın çevremizde bizi kendilerine benzetmek isteyen, siyasal İslam'a destek sağlayan grup ve ülkeler hayli fazla. Ancak, ülkemizde köklü dönüşüm için ortaçağ kalıntısı yönetimlerin desteği yeterli değil. Hatta bu ülkelerle şimdilik biraz mesafeli durmak yararlı olabilir. Doğal müttefiklerin bu geçici durumu anlayışla karşı-layacaklan kuşkusuz. Bu aşamada esas olan Batı ülkelerinin hoşgörü ve desteğinin sağlanmasıdır. Avrupa ülkelerinin Türkiye'yi Birliğin eşiğinde bekletmek için her geçen gün yeni bahaneler yarattıklan yadsınamaz bir gerçek. Bunun temel nedeni ülkemizin hazır olmamasından ziyade, Birliğe siyasal, sosyal ve ekonomik yönden maliyetimizin hayli yüksek olacağının hesaplanmasıdır. Avrupa Birliği'nin kapısında bekleyerek eşiğinde zaman kazandırıcı cilveleşmenin, daha ne kadar süreceğini kestirmek zor. Ülkemizin iç siyasi dengelerinde bir değişiklik olmaz ise, Avrupa Birliği'nin eşiğinden içeriye adım attınlmamızın nihai bahanesi olarak, ülkemizde yeşeren çağ dışı akımlar ve buna destek ve zemin sağlayan yönetimlerin gösterileceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Söz "yeşermekten" açılınca, ABD'nin Ülkemiz ile olan ilişkilerini de bir parça irdelemek sanırım yararlı olacak.

Bu noktada tehlikeli bir gelişmeden söz etmek istiyorum.
Sorun, kurulmak istenen yenidünya düzeninde ülkemize verilmek istenen rolün yanlışlığında. Başlangıçta bu bir vehim gibi görülebilir. Bu nedenle konuyu biraz açmak isterim. Soğuk savaş sonrası, Batıya yönelik öncelikli tehdidin kökten dinci terör olduğu çok doğru bir saptama. Ancak bunun elemine edilebilmesinin modeli ılımlı Müslüman Demokrat Ülke yaratma ile mümkün olabileceğini sanmak tarihi bir yanılgı.

Batılı bazı dostlarımızın bir bölümü, böylesine bir girişimimin doğuracağı olumsuz sonuçların ayırdında değiller... Batı ülkelerinde nasıl Hıristiyan demokrat partiler varsa, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, niçin "Müslüman demokrat partiler kurulmasın, niçin bu partiler yönetime gelmesin" yaklaşımı, ilk bakışta çok cazip bir çözümleme olarak algılanabilir. Ancak İslam, Türkiye dışında halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde, sosyal ve ekonomik yapılanmanın da değiştirilemez çerçevesini çizmiştir. Kuşkusuz, altıncı yüzyılda büyük bir reform niteliğinde hayata geçirilen yasaları, bu gün de kutsal ve değişmez saymak, dinimizin gereği olarak kabullenmek Türk toplumu için tartışılması bile anlamsızdır.

Günümüzdeki gerici-ilerici çatışmasının temelinde ülkemizi de bir İslam cumhuriyetine dönüştürme gayreti yatmaktadır. Dışarıdaki dostlarımızdan en doğal beklentimiz iç politikamızda taraf olmaktan kaçınmalarıdır. Bu onların uzun vadeli çıkarlarının da gereğidir. Buna karşılık entelektüel zenginliği, siyasal basireti tartışmalı liderlerin yanlış algılama veya hesap hataları yapa geldiklerini hep biliyoruz. Bu nedenle, Anayasal zorunluluklar nedeniyle ülkemizde şimdilik "Müslüman Demokrat Parti" ismi kullanıla-masa da, nitelikleri itibariyle benzeşen örgüt ve partilere bu yaklaşımla destek sağlanmakta olduğu yolunda yaygın kuşkular duyulmaktadır. Böylesi bir çabanın, dün komünizmin yayılmasına karşı yeşertilen "Yeşil-Kuşak"tan farklı sonuçlar doğurabileceğini sanmak, aşırı iyimserlik olur. Kaldı ki, Türk toplumunun büyük çoğunluğu başta laiklik olmak üzere Atatürk devrimlerini özümsemiştir. Türk toplumunu siyasal İslam ile bütünleştirmeye çalışanlara destek sağlama gayreti, dost bildiklerimizle aramızda ciddi güven bunalımı yaratmaktan, işimizi zorlaştırmaktan öte bir işe yaramayacağı bilinmelidir.

Özetlersek; koşullar "Mütareke Yıllarının" sanki yirmibirinci yüzyıl versiyonu... Aydınlık güçler her şeyin farkında, ancak arzu edilen derlenme-toparlanma yok. Merkez sol ve merkez sağ partilerin ciddi bir alternatif oluşturmaya sayıları yeterli değil. Yönetim "iki ileri, bir geri" taktiği ile adım adım bilinen hedeflerine yaklaşma çabasında. Cumhuriyetimiz içeriden ve dışarıdan kuşatılmış durumda... Buna karşılık gösterilen tepkiler çok cılız kalıyor. İşte bu ortamda ne yapmalı sorusuna yanıt ararken atacağımız ilk adım, laik demokratik cumhuriyete yürekten inananların, onu korumayı ödev bilenlerin, aralarındaki kısır çatışmaları, detayda göze batan, nüansları bir tarafa bırakmak olmalıdır.

önümüzdeki mahalli seçimler bunu göstermek için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Partilerimizin bu konuda dayanışma gösterebilmeleri şimdilik olanaksız görülüyor. Bunu sivil toplum kuruluşlarının önderliğinde halkımızın gerçekleştirmesinden başka çıkar yol görülmüyor. Gelin hep birlikte, yaşam tarzı ve ilişkileri ile laik demokratik cumhuriyete yürekten bağlı adaylar arasından -parti farkı gözetmeksizin- en çok kazanma şansına sahip adaylar üzerinde oylarımızı yoğunlaştıralım. Yönetimin attığı her olumsuz adıma, tepkiyi önce kendimiz gösterelim. Başka kişi ve kurumlardan tepki beklentisi bizi suskunluğa sürüklemesin. Bilelim ki mevcut yönetimin mahalli seçimlerde daha fazla zemin kazanması, bazı çevreleri daha da cesaretlendirecektir.

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir