Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hayvan Kaçakçılığı

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Hayvan Kaçakçılığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 00:04

Hayvan Kaçakçılığı

İşte gördüğünüz Başkale yani Türkiye-İran hududu. Hemen güneyi Yüksekova, kuzeyi ise Özalp'tir, yani Van. Olayları izleyiniz. Karşınıza Van ve Hakkari yani Şemdinli, Yüksekova ve Başkale çıkarsa şaşılmayınız. Burası bir düğümdür. Şemdinli üçgeninin boynunu Başkale'de teşkil eden düğüm!

[img]kaynaklan/images/TabloResimler/Hesap1.png[/img]

Çok uğraştık şu kaçağı önlemek için ama boşunaymış şimdi anladım. Huduttan geçiyor, bari geçenleri içeride yakalayalım dedik; yollara barikat kurduk, Başkale'ye gelen aranıyor, giden aranıyor. Yol araması deyip geçmeyin, ne zor bilemezsiniz. Yüzlerce kamyon, üç beş askerle nasıl aranır? Hele bir de teknik malzeme yoksa! El yordamıyla yapılan aramadan ne olur ki! Ama aradık, hep aradık yıllar boyu. Biz de çok dertliydik bu ilkel aramalardan. Anlattık ama olmadı. En kötüsü halkla karşı karşıya geldik. Bu yüzyılda daha teknik, daha çağdaş bir arama modeli geliştiremedik. Gene dönelim milletimizin vekillerine. Bakalım ne diyorlar bu konuda.

Yıl 1999: Hakkari Milletvekili Evliya Parlak tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve İçişleri Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabıdır:

Bakanlığıma bağlı yetkili birimler, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği sınırlarına giren illerde kaçakçılığın önlenmesi, olası terörist eylemlerin engellenmesi ve genel asayişin sağlanması amacıyla sabit arama ve kontrol noktalarında şüpheli görülen araç ve şahıslar üzerinde arama yapmakta, ihbarlı şahıs ve araç aramalarında teknik personel ve teknik malzemeler kullanılmaktadır. Arama işlemi mümkün olan en kısa sürede herhangi bir yasal olmayan davranışa başvurulmaksızın sonuçlandırılmaktadır. Bilgilerinize arz ederim.
Sadettin Tantan İçişleri Bakanı."

Ne diyor efendim, Sayın Bakan?
Biz aramalarımızı teknik personel ve teknik malzeme ile yaparız.
Başka?
Efendim, aramalar en kısa sürede sonuçlandırılır.
Peki öyleyse, Yüksekova çıkışı, Başkale-Bebleşin, Gürpınar-Erçek, Gevaş-Yoldöndü'deki kuyruklar ne ola ki? Üç beş asker, üç beş polis nasıl arasın ki yüzlerce kamyonu, yüzlerce taksiyi, yüzlerce insanı? Arasa ne olur ki, bir tesadüf ya da bir ihbar olmadıktan soma?

Hadi mazotu anladık olan katıra oluyor, birçoğu öldü gide gele bir İran bir Türkiye, üstelik sarp patikalardan. Peki ya hayvan kaçaklığına ne demeli, en çok da kanıma bu dokunuyor; göz göre göre nasıl gider milyonlarca hayvan, üstelik kaçak! Gider efendim gider, hem de yolculukları rahat olsun diye iki katlı kamyonlarla gider, süzüle süzüle, tıpkı gelin gibi. Çok uğraştık önlemek için ama olmadı, kaymakam yol belgesi verirse niye geçmesin ki kaçak, hele ki veteriner derse ki bu koyun Türk koyunu! Çok kişiyi zengin etti bu koyun, hani yaylalarda otlattığımız, sütünden, yününden yararlandığımız koyun. Eskiden İran hududunda yaşayan vatandaşlarımız sınırdan koyunu gizlice alır, Van, Bitlis dağlarını aşıp batıya gelir, bir de satabilmek için bayramları bekler, çok zahmet çekerdi. Yolda verilen hayvan telefi zarara da yol açardı. Bu durum, kaçakçıyı üzmeyi bırakın, esas koyunları üzerdi. Çık gel Afganistan'dan, Bitlis Dağlarında telef ol. Bu çığlık, kaçakçıları üzmüş olmalı ki, iki katlı kamyonlar türedi. Artık seyahatler modern hale gelmişti, koyunlar özellikle bu işten çok memnundu.

Kısa zaman sonra, koyundan gelen paranın çokluğu önce doğuya, soma tüm ülkeye yayıldı. Artık akın akın batıdan önce tacirler, soma bu işi bilen bilmeyen herkes doğuya gelmeye başladı, kaçak hayvan almak için. Kaçakçılar sevindi, mal hazır, müşteri hazır, al ver, ver al. Sakın sanmayın gece karanlığında gizlice yapıldı bu alışveriş! Hayır, güpegündüz, herkesin gözü önünde. Nasıl mı, anlatacağım ama biraz sonra, daha diyeceklerim var.

Bu işten herkes memnundu, ama koyunlar hariç. Değişen sahibiydi koyunların, yol gene yol, kamyon gene aynı kamyon, uzun seyahatler. Bu işten iyi paralar kazanan patronlar, baktı ki memnuniyetsizliği dalga dalga yayılıyor koyunların, düşündüler taşındılar, çok geçmeden yeni çareler buldular. Önce Van'da mezbaha kurdular, uzun süren seyahatini kısalttılar koyunların. Onca koyuna bir mezbaha yeter mi? Birer birer açıldı Başkale, Yüksekova ve Şemdinli'de mezbahalar. Sınırdan geçen koyunlar doğru buralara getirilip kesildi, siz deyin onar onar, ben deyim yüzer. Bu yeni gelişme, ülkemizde frigorifik araçların da hızla artmasına yol açtı, ne de olsa ülkemizde sanayi ve ticaret gelişiyordu artık. Onlarca ülke gezip ülkemize bin bir zahmetle getirilen koyunların çilesi artık sınırı geçer geçmez bitiyordu. Bu dünyada gün yüzü göremeyen koyunlar, gelir gelmez rahmete gidiyordu. Üstelik son yolculuğunu serin mi serin lüks araçlar içinde yaparak.
Biz farkına varamadık, bir yandan kazanırken diğer yandan hızla kaybediyorduk; az sayıda tacir çok sayıda kazanırken, çok sayıda garip köylüm az sayıda kazanmaya başlamış, her birinin yüzünden düşen bin parçaya bölünmüştü. Seslerini duyuramadılar, seslerini çıkaramadılar, önce yaylaları terk ettiler. Yayladan inerken herkes yardıma koştu; kaçakçı, terörist ve biz. Kaçakçı teröristle anlaştı, terörist yaylaya çıktı koyun yerine, vurdu ha vurdu. Biz dedik artık can güvenliğiniz yok, inin aşağıya. İndi garip köylülerim sessiz ve çaresiz. Bilemedik ki yayla koyun içindir, terörist için değil! Zavallı koyunlar yaşar mı hiç ovada! Ölmeye başladılar birer birer, onlar dertli köylü dertli, terörist memnun, kaçakçı memnun, biz çaresiz seyrettik bu oyunu...
Sahi siz hiç yaylaya çıktınız mı? Ben çıktım, hem de çok.

Tertemiz hava, buz gibi su, etraf yemyeşil, ne güzeldir otlamak koyun için, kuzu için. Hele anaları babaları ne mutludur, seyretmek yavrularını oynaşırken bir cennet köşesinde. İşte köylünün kazancı bu mutlulukta gizlidir; koyun bol bol süt verir, koyun yavrular da yavrular, koyun memnun, kuzu memnun, köylü memnun. Aslında o yıllarda devletimiz de memnundu bu manzarayı görmekten; süt satılır, yün satılır, peynir yapılır, pazarlar kurulur, insanlar kazanır ve yaşardı. Dedim ya bu mutluluk uzun sürmedi. Koyunlar indi ovaya. Devran döndü ama tersine. Kalınca çaresiz, köylüler sattılar sürüleri bir bir. Yokluk çaldı kapılarını vakit geçirmeden ama sertçe, bilmem ki niye?

Ülkemizde o kadar çok yayla var ki, bir avuç terörist nasıl otlasın onca yaylada! Yayla bu, misafir ister, kalamaz ki yalnız. Çok geçmeden ona da çare bulduk. Biz bulmadık, sürü sahipleriyle iç bölgelerin, teröristler çare buldu. Yaylalar gizlice ihaleye çıktı. İhaleyi kazanan sürü sahiplerinin koyunları ne mutluydu, bilemezsiniz!

Tez elden yaylalar ikiye ayrıldı; teröristlerin gezdiği yaylalar ile koyunların otladığı yaylalar. İki koldan hücuma geçtik; bir koldan koyunlar saldırdı kendilerine ayrılmış yaylalara ve hemen ele geçirdiler ve başladılar otlamaya. İkinci koldan operasyonlar, teröristlerin otladığı yaylalara yöneldi ama ele geçiremedi, hala da sürer bu operasyon teröristlerle güvenlik güçleri arasında, yaylaya kim çıkacak diye! Kaçakçılar için hava hoş. Umurlarında mı bu savaş. Onlar işinde gücünde. Baktılar, mezbaha yetmiyor, yani para çok çok değil. Yeter ki bir derdiniz olsun, bulunmaz mı çare? Elbet bulunur. Kombinalar kurdular, sandık ki ticaret arttı. Bu rakamları resmiyete koyduk, sandık ki büyüyen biz olduk!
Doğu cephesinde yeni bir şey yok, asayiş berkemal!

Gelelim hududa:

Nasıl geçer bu koyun?
Efendim geçer, süzüle süzüle, hem de nazlı bir gelin gibi.
Karakollar arasındaki boşluktan, gecenin karanlığından ve teröristlerin desteğinden istifade eden kaçakçılar, bir anda İran'dan, bir anda Irak'tan ülkemize geçerler. Doğruca en yakın anlaştıkları köye girerler. Devletin memuru muhtar, hemen bir hayvan beyannamesi keser. Artık kaçak koyun yasal olmuştur ve yaptığı müracaat kabul edilerek Türk koyunluğuna alınmıştır. Bundan soma ne yapsanız nafile! Bir kere aldı ya koyunluk hakkını, kolay mı elinden almak! Zaten kimse de almaya kalkışmaz. Yazıktır der, onca yol gelmiş, bırakın kalsın bu güzel ülkemizde, nasıl olsa herkese yeter. Beyannameyi alan sürü sahibi doğru o ilçenin en büyük mülki amiri, kaymakama gider.

Dilekçe verir:

- Kaymakam bey. Darda kaldık. Sürümüzü satacağız, ne yapalım, der.

Kaymakam bey üzülür:

Yapma, etme, sen benim köylümsün. Sen milletin efendisisin. Satma bu koyunu. Sana teşvik bulalım. Süt yap, yün yap, deri yap, ülkeye katkın olsun. Namerde avuç açmayalım, der.

Der, ama köylü olan milletin efendisi, ısrarlıdır. Ne yapsın kaymakam, çaresiz razı olur. Hani, dilekçeyi veren köylü, giden köyün koyunu, o halde yardım etmelidir Köye Hizmet Götürme Birliğine. Seve seve yardım eder, hem de bol keseden bu birliğe, amaç köylü kalkınsın, millet kalkınsın! Kaçak sevkıyatının bu aşamasında, kaymakam memnundur, birliğe yardım toplamıştır. Kaçakçı memnundur, sevk izni almıştır. Muhtar memnundur, beyanname karşılığını almıştır. Terörist memnundur, geçen kaçaktan haracını almıştır. Üzüntülü olan kimdir bilir misiniz; biri garip köylü, diğeri garip asker, hududu namus bilen. Köylü gariptir, kaçak hayvan ucuza gelince kendi malını satamaz, aç kalır. Hududu namus bilen asker gariptir, üzgündür, namus bildiği hudut kaçak koyunla aşılmıştır. Onu koruyamamanın üzüntüsünü yaşar. Ama elinden bir şey gelmez ki, ülkemizde koyun hakları vardır, insan hakları vardır, nasıl müdahale etsin?

Köylünün kalkınması için gerekli parayı yatıran kaçakçı, veterinere gider, tasdik ettirmek için sağlığının yerinde olduğunu uzun yoldan gelen kaçak koyunun. Veterinerin de bir sürü işi vardır, kalkınmalıdır köylü sağlık hizmetlerinde. Para lazım makbuz karşılığı, aşı yapar. Bedava aşı olur mu hiç! Verir parayı yine bol keseden kaçakçı. Koyun artık son yolculuğuna çıkmaya hazırdır hem de yasal olarak. Oh be! Hayat ne güzel, bu güzel ülkemizde! Koyun memnun, kuzu memnun! Artık bir ünü de kalmadı Karaman'ın koyununun.

Mor koyun bilmem ki ne oldu, kızıl mı yeşil mi? Hepsi birbirine karıştı, nerden gelmedi ki, Türkmenistan, Afganistan, İran, Irak, Asya ülkeleri, Kafkas ülkeleri, nesil de karıştı sonunda. Biz gene Yüce Meclisimize dönelim ve milletimizin vekillerini dinleyelim:

Tarım ve Köy işleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp (Yıl 1999, yani size anlattığım olayların geçtiği yıllar): "Sayın Bakanımız da çok iyi bilir ki, uluslararası anlaşmalarda, bizim sınır bir ülkemizde böyle bir hastalık belirlenmişse, biz, dahilde gerekli tedbirleri alma mecburiyetindeyiz ve sınırdan da hayvanı sokmamamız gerekli ve bu hastalık Türkiye'de de belirlendi. Ağrı Eleşkirt'te bu hastalık çıktı, 100 kusur holştayn ineğimiz bu hastalıktan telef oldu. Bursa İnegöl'de çıktı, Sakarya'da çıktı, Bilecik'te çıktı ve görülüyor ki, bu virüs sınırdan kontrolsüz geçen kaçak hayvanlardan geliyor.

Bu nedenle, mevzuat gereği, biz, sınırdaki 5 ilde hayvan pazarlarını kapatmak, hayvan giriş ve çıkışlarını yasaklamak mecburiyetindeydik. Evet, kaçakçılığı da durdurmak için yasakladım, açık ve net söylüyorum.

Bu kaçakçılık devam ediyor, Sayın Bakanım, siz de biliyorsunuz, yılda 250 000 sığır giriyor buradan. Hatta giren sığırlar, artık, komşu ülkelerin sığırları da değil, Afganistan'dan, Hindistan'dan, kuzey ülkelerden sığırlar İran'a iniyor, Romanya'dan, Polonya'dan hayvanlar geliyor. Türkiye'de zebular var ve bunlar, sınırdan kontrolsüz olarak girebiliyor.

Sayın Musa Demirci'nin dikkate getirdiği bir husus var; sınırlardan niye giriyor? Emniyet tedbirleri için, orada görev yapan emniyet mensuplarına da teşekkür ediyorum, gereken hassasiyeti gösteriyorlar; ama bir gerçek var ki, bu hayvanlar giriyor. Şimdi, bunu açık ve net konuşalım, bu hayvanlar, buradan, kamyonlarla Anadolu'ya taşmıyor."
İşte böyle! Bizim kaçakçılık olaylarımız öyle gizli saklı değil! Herkes biliyor. Alan memnun, satan memnun, köylü garip, asker üzgün!

Hala bilmezler ki olan bize olur, köylümüze olur, hayvancılığımıza olur. Nasıl beslesin doğuda benim vatandaşım koyunu kuzuyu, biz indirmedik mi yaylalardan onları. Şimdi de kaçak koyunu getirdik ucuz, hayvancılık nasıl gelişsin doğuda? Ah benim çilekeş halkım ah! Senin belki en önemli geçim kaynağın hayvancılık, arıcılık, arı da gelir İran'dan, koyun da gelir İran'dan, sen ne yapasın!

Kaynakça
Kitap: HESAPLAŞMA
Yazar: ERDAL SARIZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir