Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nurettin Paşa'nın Misafiri Bayan Rosa

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Nurettin Paşa'nın Misafiri Bayan Rosa

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 23:16

NURETTİN PAŞA'NIN MİSAFİRİ BAYAN ROSA

Günler Beytepe'de geçmeye başlamıştı ki kışlaya yeni bir misafir geliyordu. Misafir ana nizamiyeden eskortla alınıp Jandarma Okullar Komutanı'nın odasına getirilmişti. Kahve ikram ediliyordu. Bu esnada karargâhın bütün personeli aynı anda mesaiyi terk etmişti. Misafir, genelde akşam mesai bitimine ortalama 30-60 dakika kala geliyordu.

O gün arkadaşlar "Komutanımızın misafiri geliyor gözümüz aydın, artık mesaiden erken çıkarız" demişti. Ben de "Merak ettim ne misafiri, kim bu?" diye sordum. "Gelince görürsün komutanım bekle" dediler. Karargâhın önüne sivil bir araç, önünde bir askeri kartal aracı geldi. Sivil araçtan uzun boylu 45-50 yaşlarında bakımlı bir bayan indi. Komutanımız karşılayıp odasına almıştı. Arkadaşlar, "Komutanım gördün mü misafirimizi" dediler. "Kim bu bayan" dedim. "ABD Büyükelçiliği'nden Bayan Rosa" dediler.

"Resmi bir ziyaret mi?" "Rosa Hanım haftanın 3-4 günü okula gelir önce komutanın odasında kahve içer, sonra spor salonuna gider soyunup eşofmanlarını giyip 30 dakika yürüyüş, 1 saat tenis, 1 saat sıcak su havuzunda yüzme, masaj yaptırırlar. Daha sonra komutanın odasına gelip birer çay ve yan odada yemek yerler ve giderler. Rosa Hanım okula gelir gelmez biz de mesaiyi terk ederiz. Okul Komutanı'nın da işine geliyor zaten, yüz yüze gelmek uygun olmuyor." O gün, biz de erken gitmiştik mesaiden. Yanlış anlaşılmasın kurmay subay gece 20:00'den önce evine gidemez, iş yoğunluğundan. Biz mesai bittiğinde 18:30'da gidiyorduk. Roza Hanım'ın gelişleri devam ediyordu. Bir taraftan gece geç saatlere kadar kalmadığımız için seviniyorduk.

14 Haziran 2001 tarihinde "Jandarma Günü" hazırlıkları devam ediyordu. Provalar son aşamaya gelmişti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu törene davetliydi. Jandarma Okullar Komutanı bir gün beni odasına çağırtıp oturtmuştu. Kendi kendine, "Olur mu kardeşim, bu albaylar ne yaptı da görevden alıyorsunuz? Bunlar kendi başına mı bu olayları yaptı yani! Bundan sonra bu yolsuzlukların üstüne kim gidecek?" diyordu.

"Komutanım benim dışımda kimi almışlar" diye sordum. "Asayiş Daire Başkanı bir milletvekili ile görüşmüş onu da okula gönderiyorlar" diyerek cevapladı. Bana "Osman Özbek ile sakın görüşme" dedi. Anlam verememiştim. Tümgeneral Osman Özbek en yakın mesai arkadaşıydı. Bu ısrarını tekrarladı. Bir şeyler olduğunu sezebiliyordum. Planın ikinci aşaması Beytepe'de uygulanmaya konulmuştu. "Burada bulunduğun süre içerisinde sakın Osman Özbek Paşa'yla görüşme" diyordu. Kendi kendime "bu komutan beni mi koruyor yoksa Osman Özbek Paşa'yla araları mı bozuk" diye düşünüyordum. Planın ikinci aşaması operasyonu yaptıran rütbeli personeli birbirinden koparıp irtibatlarını kesmekti. Böylece bilgi alışverişi önlenecekti.

Delillerin ilk karargâha gelişinden itibaren operasyonun başlangıcına kadar oldukça geniş bir bilgi havuzu oluşturulmuştu. Bu bilgiler arasında 3 aylık teknik dinleme raporları; ilk kez getirilen kasetin ayrıntılı çözüm raporu (yaklaşık bir broşür), teftiş kurulundaki müfettiş raporları; dışarıdan gönderilen dosyalar; Enerji Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine'den yardım maksadıyla gelen ilgili şahısların beyanatları ve yazılı raporları vardı. Ayrıca özelleştirme raporları ve sözleşmeleri; gazetecilerden elde edilen belge ve raporlar; uzman kişilerin görüşlerini içeren bilgi notları ve daha sayamadığımız bilgi notları bulunuyordu. Yaklaşık 40-50 ilden gelen enerji yolsuzluk dosyaları (bunların birçoğu operasyon başladığında elimize ulaşmıştı) ve her hafta savcı, ben, şube müdürüm, iki proje subayı ile Emniyet Organize Suçlar Dairesi Mali İşler Başkan Yardımcısı Şevket Bey'le yaptığımız haftalık değerlendirme raporları vardı. Bu bilgiler 3 aylık bir çalışma sonucunda elde edilmiş ve Beyaz Enerji'nin alt yapısı hazırlanmıştı.

Çok önemli bir sonuca ulaşılacak ve ülkemizin geleceğine konulan ipotek çözdürülebilecekti. Bu bilgileri kimseyle paylaşmak mümkün değildi; gizlilik açısından. Sadece bu bilgilerden 4 general (Genelkurmay Başkanı dahil), 6 subay (Genel Sekreter dahil), 2 astsubay, 2 Uzman Jandarma Çavuşun bilgisi vardı. Ayrıca İçişleri Bakanı, DGM Savcısı, Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanı ile Mali İşler Başkan Yardımcısı Şevket Bey'in bilgisi mevcuttu.

Her bilgi bir halka gibi diğerine bağlıydı. Öncesini takip edemezseniz sonradan ne kadar okursanız okuyun bağlantı kurmanız mümkün değildir. Elektrik mühendisleri çok iyi bilirler, bir sözleşmeyi defalarca okuyunuz, anlamak çok zordur. Bir nevi kendimizi 3 aylık bir eğitimden geçiriyorduk. Düşünebiliyor musunuz Osman Özbek Paşam ile telefon irtibatım kısıtlanmıştı. Bir keresinde Jandarma Okullar Komutanı Tümgeneral Nurettin Çakır bana "Aziz, Osman Özbek Paşaya ulaşamıyorum sende cep telefonu var mı?" sormuştu. Emir astsubayına Osman Özbek Paşamı irtibatlayın dese anında bağlayabilirdi. Amaç beni kontrol etmekti.

14 Haziran "Jandarma Günü" törenleri yaklaşmıştı. Jandarma Okullar Komutanı, "Senin çok dikkat etmen gerek, gazeteciler seni görürlerse töreni bırakıp seni çekerler, ne yapsak acaba?" diyordu. Beytepe'ye gelişimden bu yana 20-25 gün olmuştu. 14 Mayıs 2001 sabahı bazı gazeteci arkadaşlarımızın Bakü'ye gönderileceğim haberi üzerine havaalanına gidip beklediklerini duymuştum.

Birçoğu nasıl olduğunu merak ediyordu. Beyaz Enerji Operasyonu sırasında basının karşısına 6 aylık süre zarfında hiç çıkmamıştım. Sadece bir hafta sonu Jandarma Genel Komutanımız bana Savcı Talat Şalk'ı Devlet Güvenlik Mahkemesin'den alıp Jandarma Eğitim Tesisleri Güvercinlik'e yemek yemeye getirmemi emretmişti. Ben de Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne giderek Savcı Beyle birlikte DGM'den çıkarken sivil bir resmimi çekmişlerdi. O resmin dışında ne üniformalı ne de başka bir resmim basında çıkmamıştı.

Bir de Ekim 2000'de İçişleri Bakanı Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı ile Lizbon'da uyuşturucu maddelerle mücadele toplantısında üçümüzün resmini toplantı esnasında çekmişlerdi.

Tesisler Bayan Rosa'nın emrinde!

14 Haziran "Jandarma Günü" töreni başlamıştı. Jandarma Okullar Komutanlığının birim amirleriyle birlikte misafirleri karşılıyorduk. Her ne kadar gazetecilere bakmayıp, yüzümü sağa sola çevirdimse de beni öğrenmişlerdi.

Birçoğu sadece ismimi bildiği için beni tanıyamazdı. Sanıyorum sorarak kim olduğumu tespit etmişlerdi. Kameralar gelen misafirleri bırakarak sürekli beni çekmeye başlamışlardı. Hatta bir-iki tanesi yanlışlıkla diğer rütbelileri ben diye çekiyordu. Törene Genelkurmay Başkanı dahil, katılım olmuştu. Akşam haberlerinde tören haberleri yanında benim çekilen görüntülerimi birçok kanalda izlemiştik. Böylece Beytepe'de bulunduğum ve Azerbeycan'a gitmediğim belirtilmişti. Bayan Rosa haftanın 3-4 günü ziyaretlerine devam ediyordu. Benden önceki kurmay başkanı arkadaşım temmuz ayının ilk haftasında ilişiğini keserek yeni görev yerine gitmek üzere ayrılmıştı. Yaklaşık 45-50 gün birlikte aynı odayı paylaşmıştık. Jandarma Okullar Komutanlığı'nın havuzu 10 kulvarlı olup ısıtmalı, yaklaşık 2,15 metre derinliğinde 25-50 metre ebadında tam bir olimpik havuz standartlarındadır. Ayrıca bir de kule atlama havuzu mevcuttur. 8 adet kapalı spor salonu olup 7'si antrenman l' i müsabaka salonundan oluşuyordu. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, hafta içi bazı günler spora geliyordu. Komutanımız geldiğinde bizim de karşılamamız gerekiyordu. Bu nedenle spor salonunun önünde bekliyorduk. Komutan gelince Okul Komutanı ile birlikte spora başlıyorlardı; biz de ayrılıyor kendi görev odalarımıza gidiyorduk. 2-3 saat arasında sporu yaptıktan sonra Jandarma Genel Komutanı okuldan ayrılıyordu. Müteakiben ABD Büyükelçiliği'nden Güvenlik Müsteşar Yardımcısı Rosa Hanım geliyordu. Önce Orgeneral Aytaç Yalman, bilahare ABD'den Bayan Rosa için tamamen yüzme havuzu ve spor salonları tahsis edilmişti.

5.000 ilâ 5.500 arasında değişen personelin hiçbiri doğru dürüst o salonlardan faydalanamadığı gibi subay, astsubay, uzman jandarma okullarında okuyan öğrenciler de havuzdan yararlanamıyorlardı. Çoğu Anadolu kırsalından gelen öğrenciler yüzme bilmiyorlardı. Aynı şekilde, o dönemde 350 civarında lojmanda oturan ailelere, spor salonlarından istifade ettirilmiyor ve yüzme havuzuna sokulmuyorlardı. Ben bile mesaiden sonra Bayan Rosa ile Okul Komutanı tenis kortuna geçtiklerinde yüzüp çıkıyordum.

Bir gün Öğretim Başkanlığı'ndan bir binbaşı, çocuğunun müsabakalara hazırlandığını, bu nedenle izin verilirse yüzme havuzundan faydalanmak istediğini belirtti. Tabii ki izin verilmeyecekti. Binbaşımı kıramıyor fakat oyalıyorduk. Çünkü yetkimiz olmadığı gibi Okul Komutanı yasaklamıştı; fakat yasaklama emrini herhangi bir yazılı evrakla yayınlamamıştı. Bayan Rosa'dan sonra da Bilkent'ten Semra isimli bir bayan tenise getiriliyor gece evine aracıyla bazen de Okul Komutanın araçlarından birisiyle gönderiliyordu.

Bir gün Bilkent ile Hacettepe Üniversitesi arasındaki yoldan 2 nolu nizamiyeden 1999 yılında Hakkari-Çukurca'da şehit olan Tabur Komutanı Jandarma Binbaşı Erdoğan Özdemir'in eşi küçük oğlu Gökalp'i tenis müsabakalarına hazırlamak için spor salonuna getirmişti. O gün ben de tesadüfen salonları gezerken aileyi görmüştüm.Yanlarına giderek hatırını sordum. Erdoğan Binbaşı devre arkadaşımdı. O şehit düştüğünde Batman'da görevliydim. Ankara'ya izne gelmiştim. Eşimle birlikte gece Anıttepe Jandarma lojmanlarındaki evine gitmiştim. Eşini teselli etmeye çalışmıştık. Erdoğan'ın cenazesi uçakla Antalya'ya götürülecekti. Gece geç saatte ayrılıp lojmana dönmüştük.

Sabahleyin erkenden eşim, çocuğum ve devre arkadaşım Hurşit Albay'ın çocuğunu da alıp yola çıktık; öğlen saat 13:00'da Antalya'da cenaze namazına yetişmiştik. Erdoğan Özdemir çok değerli, çalışkan, dürüst, kahraman bir subaydı. Aynı zamanda iyi bir sporcuydu. Harp Okulu'nda birçok jimnastik müsabakalarında ödülleri vardı. Küçük oğlu da sporcu olmak istiyordu.Tenisi seçmişti. Erdoğan'ın yüzünü mezara koymadan önce bir kez daha görmüştük. Zaman zaman Batman'da birlikteyken telefonla arıyordum. Yüzünü özlemiştik. Sonra eşimle babası Hasan amcaya (Burdurlu emekli öğretmen) uğrayıp oradan ayrılmıştık.

Şehit çocuğu kim ki her şey Bayan Rosa için..

Şehit Binbaşımızın eşinin çocuğunu spor salonuna antrenmana getirme olayını okul komutanımız Tümgeneral Nurettin Çakır duymuş olacak ki; beni ve Spor Gücü Komutanı'nı makamına çağırtmıştı. Bu olayın doğru olup olmadığını sordu. Biz de "Evet komutanım Nurdan Hanım çocuğunu bir kez antrenmana getirdi" dedik. "Siz ne hakla buraya sokarsınız şehit değil ne çocuğu olursa olsun, benim emrim olmadan sokamazsınız" dedi.

"Komutanım ABD'li Bayan Rosa ve Bilkent'ten Semra Hanım geliyor; bu çocuk şehit bir subayın çocuğudur" dedik. Komutanımızın bağırmaları ve hakaretleri inanılır gibi değildi. Spor Gücü Komutanı'yla kanımız donmuştu. O an Erdoğan'ın yüzü gözlerimin önüne gelmişti.

Bu subay ülkesi için canını feda etmişti. Onun canından bir parça olan küçük oğlunun spor salonuna sokamayacağımız gibi bir de ağır hakaretlere maruz kalıyorduk. Bir ABD'li Rosa kadar olamamıştı şehit eşi ve çocuğu. Odayı terk ederken gözlerimiz dolmuştu. Hemen benim odaya gittik. Ben gözyaşlarımı saklamak için pencereye doğru bakıyordum. Albayım başını öne eğmiş suratındaki üzüntüyü saklamaya çalışıyordu.

Havuzun ısıtma parası aylık 30 bin dolardı. Doğalgazla ısınıyordu. Akşama kadar boş kalıyor, akşama doğru Bayan Rosa için hazırlanıyordu. Spordan sonra da karargâha dönülerek aynı düzen devam ediyordu. Peynir tabağı, şarap, badem, levrek, özellikle servis yapılanlar arasındaydı. Kimdi bu bayan acaba? Komutanımız bu bayan için Genelkurmay Başkanlığı'ndan özel izin mi çıkarmıştı? Böyle bir müsaade varsa bu emri niçin yayınlamıyordu?..

Haftanın 3-5 günü bütün Jandarma Okullar Komutanlığı'nın imkânları bu bayana tahsis edilmişti. Sorguladığımız konu Bayan Rosa değildi. Orada görev yapan yani iki yılda bir şarka giden rütbeli personelin aileleriydi. Onlar zaten fedakârdı. Eşlerini Doğuya gönderirken evlerinin, çocuklarının bütün yükünü çekerlerdi. Bu bayanların bir kısmının eşleri Güneydoğu'da olup her gün operasyon, çatışma, mayın, pusu, taciz , olayıyla karşı karşıya bulunduklarından böyle bir sosyal faaliyeti eşlerine haksızlık yapılmış sayarlardı. Ailelerin çoğu en az 2-3 kez eşleriyle şark görevlerine birlikte gitmişlerdi. Son yıllarda aileler can güvenliğinden götürülememişti. Batı'da belirli garnizonlarda konut verilebiliyordu. Spor tesislerinden bu aileler ve çocuklarının faydalanması kadar doğal hiçbir şey olamazdı. Uydu yayınları bile mevcut değildi. Daha sonra şehit devre arkadaşımın eşini utanarak arayıp, çocuğunu getirmemesini rica etmiştim.

Kaynakça
Kitap: KİRLİ ELLERİN İTTİFAKI
Yazar: Aziz Ergen
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: NURETTİN PAŞA'NIN MİSAFİRİ BAYAN ROSA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 23:19

Beyaz bambaşka bir kapkara!

Beyaz Enerji iddianamesinde 4422 Sayılı Kanun kapsamında sanıklar aleyhinde, "Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak", "rüşvet alıp vermek", "ihaleye fesat karıştırmak ve görevi kötüye kullanmak" suçlarından dava açılmıştı. 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda yapılan değişiklikle Türk Ceza Kanunu'nun 313 ve 314'ncü maddelerinde tanımlanan "çete" suçları DGM kapsamından çıkarıldı. TCK'nın çetelere yardım ve yataklığı düzenleyen 314'ncü maddesi DGM kapsamından çıkarılınca 4422 sayılı kanunun 15. maddesi de DGM kapsamı dışında kalmış oldu. Böylece Beyaz Enerji'nin DGM'de görülen davası Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecekti.

Ülkemizde yapılan yolsuzlukların hesabı demokratik kurallar içerisinde sorulacaksa, yolsuzluğu yapanlar, devletin uğratıldığı zarar tahsil edilinceye kadar hapisten çıkartılmamalıdır.

Komutan eşinin sergisi

Yine bir gün Kızılay'da Jandarma Okullar Komutanı'nın eşinin bir resim sergisi açılacaktı. Okul Komutanımız birçok yere davetiye göndermişti. Sergiye akşam saatlerinde gittik. Sergi salonunda yanlış hatırlamıyorsam 30-35 adet tablo sergilenmişti. Girişe çiçekler ve buketler konulmuştu. Bu çiçekler davetiye gönderilenlerden gelen teşekkür çiçekleriydi. Yine bir küçük çiçek demetinin içerisinde ki yazı dikkatimi çekmişti. Küçük çelengin içerisinde Mavi Akım'daki ihaleyi alan şirketlerden birinin ismi yazılıydı.

Beytepe'de ziyarete gelen ve jandarmanın hazırladığı Beyaz Enerji fezlekesindeki şahsa ait bir çelenkti bu!.. Tabloların birçoğunun üzerinde kırmızı noktalar mevcuttu. Sergiyi idare eden yetkili arkadaşa, "Bu kırmızı noktalar nedir?" diye sordum. "Komutanım bunlar satıldı" demişti.

Yetkili arkadaşın sitelerde işyeri bulunmaktadır. Jandarma Okullar Komutanlığı'na sık sık geldiğinde Okul Komutanı'nın makamına uğrar, daha sonra bizlerin yanına gelip çayımızı içerdi. Okul Komutanımızla çok iyi tanışıyordu. Nizamiyeden gümüş rengi bir Mercedes'le hemen hemen her gün okula gelirdi. Nizamiyeden direk girerdi. Çünkü Okul Komutanı'nın misafiriydi. Durdurulmaz kimlik sorulmazdı.

Gökkuşağı ve idam fermanı

Günler geçiyordu. Beytepe'de zaman zaman dolu, yağmur yağdığı günler oluyordu. Beytepe'nin rakımı Ankara'dan yüksekti. 4-5 derece tsı farkı vardı. 22 Mart 2002 günüydü; çok fazla yağmur yağmıştı. Öğleden sonra inanılmaz bir gökkuşağı doğmuştu. Pencerenin önünde uzun uzun gökkuşağını seyrettim ve resmini çektim. Yeni bir ufuk, yeni bir umut, yeni bir sayfa olarak gökkuşağı doğmuştu sanki...

Çocukluğumdan beri gökkuşağı doğduğunda dışarı fırlar, başlarımızı gökyüzünden hiç ayırmazdık. Renkleri o kadar güzel yansıyordu ki... Bir an kendimi gökkuşağının içerisine gömmüştüm. Keşke o renkler içerisinde olsaydım. Yeryüzünün her tarafını oradan görebilseydim. Gökkuşağı kayboluncaya kadar seyrettim. İçimde bir umut yeşermişti. Beytepe'de birinci yılımı tamamlıyordum.

O yılki atamalarda kıtaya çıkmam gerekiyordu. Okul Komutanı Tümgeneral Nurettin Çakır'ın imzasıyla iki adet takdirname verilmişti şahsıma. Her şeyin yolunda gittiğini zannediyordum. Çünkü Beytepe'de hiçbir ikazım, savunmam, cezam, soruşturmam olmamıştı. Oysa idam fermanım imzalanmıştı. 2002 yılı sicilimde oynama yaparak 20 civarında nitelik notlarımda oynama yapmıştı. Böyle bir gücü nereden almışlardı? Üstelik iki adet takdirname kendi imzasıyla verilmişti şahsıma. 2002 yılına kadar sicil notlarım çok iyi durumdayken Beyaz Enerji Operasyonu'nun intikamını şahsıma verdiği sicille almıştı. "Yoksa kendisini sık sık ziyarete gelen şahsın intikamını mı benden alıyor" diye düşünmeden edemedim. Bu haksızlığı, adaletsizliği bu cümlelerin içerisinde haykırıyorum. Dosyamı emekli şubede incelesinler. Bu incelemeyi üst düzey komutanlar gelecek kuşak subaylarda yapmamaları için incelesinler, geçmişte de olsa yapılan bir adaletsizliği ortaya çıkarsınlar. Eğer hukuk sistemine inanıyorlarsa bu haksızlığı da ortaya çıkarsınlar.

BAYAN ROSA ABD'YE DÖNÜYOR

ABD'li misafir bayan Rosa'nın tayini ülkesine çıkmıştı. 15 Haziran'da Okul Komutanı bir protokol yemeği hazırlatmıştı. Birim amirlerine emir vererek eşlerinizi de bu yemeğe getireceksiniz. "Bayan Rosa'ya veda yemeği vereceğiz" dedi. Ailelerimizi alıp yemeğe gittik. Kadehlerimizi Bayan Rosa'nın şerefine kaldırdık. Yemekten ayrılıp gece evlerimize döndük. Bayan Rosa yaklaşık 18 ay süreyle haftanın 3-5 günü okulumuzun misafiri olmuştu. Ayrılmak gerçekten bize de zor gelmişti!

Ağustos ayı geldiğinde okul komutanımız korgeneralliğe terfi etmişti. Jandarma Eğitim Komutanı olmuştu. Kendisine veda yemeği vererek uğurlamıştık. O yıl kıtaya çıkarılmamıştım. Okul Komutanı'nın vermiş olduğu sicile Jandarma Genel Komutanımız da itiraz etmemiş ve onaylamıştı. Planın üçüncü aşaması da böylece gerçekleşmişti.

Düşünebiliyor musunuz, terfi sırasına 2 yıl kalmış bir kurmay albayın 20 civarında nitelik notu bir anda indiriliyor; hiçbir yetkili bir makam, soru bile sormuyordu. Vukuatım "Yolsuzlukları ortaya çıkarmak" olmuştur. Ağustos atamalarında Okul Komutanlığına Tümgeneral İbrahim Açıkmeşe atanmıştı. Komutanım, 1993-1994 yıllarında Genel Plan Prensip Başkanlığı'nda daire başkanımdı. Daha önce de okullarda komutanlık yapmıştı.

İzmir-Kemalpaşa'dan binlerce mavi ladin ağacı getirtip 5 adımda bir, her yere mavi ladin diktik. Yüz binlerce sedir ağacı, çam ağacı, yapraklı ağaçları araziye dikiyorduk. Arazinin ağaçlandırılması için Destek Kıtalar Komutanlığı ve öğrenciler tatil sürelerinde sürekli çalışıyorlardı. Askeri hastane yapımı bir yandan devam ediyordu. İlave bir kuyu açtırmıştık. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile görüşüp Köy Hizmetleri'nden kuyu açan bir araç temin etmiştik; günler süren çalışmalar sonucunda 162 metrede su bulunmuştu. Saniyede 12 litre su çıkmıştı. Ekilen bu ağaçlar kurtulacaktı. Gece gündüz sürekli çalışıyorduk. O yıl içerisinde sayısız hizmetleri arkadaşlarımızla birlikte sürdürüyorduk.

Bayan Rosa ABD'ye dönmüştü; ama Semra Hanım bazı akşamlar spor salonlarına gelmeye devam ediyordu. Korgeneral Nurettin Çakır da spor salonlarına haftada bir-iki kez geldiği için, değişen bir şey yoktu. Sadece Rosa Hanım yoktu. Elektrik kesilmesin diye 1250 kilowatlık jeneratör saatler öncesinden çalıştırılırdı. Ortalama 5-7 saat arasında jeneratör hemen hemen her gün devredeydi. Bu konular acaba bilinmiyor muydu? Nedense kimse bu olanlara "dur" dememişti. Bu okullarda kursiyer subay, astsubay, uzman jandarmalar Türkiye'nin her tarafından geliyorlardı. Bu olup bitenleri görüp kıtalara görevlerinin başlarına dönüyorlardı.

Tümgeneral İbrahim Açıkmeşe, kendi döneminden bir yıl önceki olayları bir rapor olarak Jandarma Genel Komutanlığı'na ve Genel Kurmay Başkanlığı'na bildirmiş olsaydı, belki de o zaman bazı tedbirler alınmış olabilecekti. Ne yazık ki, üst düzey komutanlarımızın bu olaylardan çok sonra farklı şekillerde haberleri olabilecekti.

2003 yılı sicil dönemimde de Tümgeneral İbrahim Açıkmeşe yine hiçbir ceza, ikaz, savunma, soruşturma ve gerekçe olmadan, üstelik bir taktir belgesi vererek sicil niteliklerimden 10 tanesinde oynama yaparak sicillerimi düşürmüştü. Bunlar incelendiğinde her şey anında ortaya çıkacaktır. Komutanlarıma yine de güveniyorum, sadece sorgulasınlar "Niçin?"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir