Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emsali Görülmemiş Şok Tayin

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Emsali Görülmemiş Şok Tayin

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 23:11

EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ ŞOK TAYİN

Gece 22.30'da Bakü'ye gönderileceğim haberini alıp şok olduktan sonra Harekât Merkezi'ni arayarak nöbetçi subayına benim Azerbaycan'a görevlendirilmem konusunda herhangi bir emir gelip gelmediğini sordum. "Araştırıp 15 dakika sonra size haber verelim" dedi arkadaşlar. Gecenin bir vakti olayın şokunu yaşıyorduk. Telefon çaldı. Bakü'ye görevlendirilmem konusunda herhangi bir emir yoktu.

Gece olmasına rağmen, Kurslar Şube Müdürünü Beytepe lojmanlarında telefonla arayıp sordum. Böyle bir görevlendirmeden Kurslar Şube Müdürü'nün de haberi yoktu. Bağlı bulunduğum Harekât Başkanı Tümgeneral Osman Özbek' i arayıp durumu anlattım. Böyle bir görevlendirmeden haberinin olmadığını söyledi.

Şaşırmıştık. Ailece şoka girmiştik. Böyle bir soruşturmanın devam ettiği bir süreçte gece 22.30'da bir telefon geliyor ve benim derhal Bakü'ye gönderileceğim talimatı iletiliyor. Anlaşılan konu gizli tutuluyordu. Bağlı bulunduğum komutan ve amirlerimin dahi haberi yoktu. Kurmay Başkanı Korgeneral Yusuf Soybaş kalp krizi geçirmesi sebebiyle hastanede yattığından, onun da haberinin olması mümkün değildi. Peki o zaman bu görevlendirmeyi kimler planladı ve niçin gecenin bu saatinde bana tebliğ edildi?

Yurtdışına görevlendirme esasları, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurtdışı sürekli ve geçici görev süreleri ve görevlendirme şekilleri belliydi. Sürekli görevlendirmeler 1 yıl önceden, geçici görevlendirmeler ise en az 2 ay önceden personele haber verilerek yapılmaktadır. Böyle bir görevlendirme Beyaz Enerji ve Mavi Akım Operasyonu'nun yapıldığı bir dönemde, üstelik Bakü'ye yapılıyordu. Bakü'de görevlendirildiğim yerde, görev süreleri yeni başlamış rütbeliler mevcuttu. Aynı gece ikinci şoku ailece tekrar yaşamıştık. Lojmana gece saat 23:00'de gelen telefonlarla tayinim saat 22.00'den itibaren televizyonların alt yazılarında geçtiği belirtiliyordu.

Tayinimin Beytepe Jandarma Okullar K komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na çıktığını söylüyorlardı.

Genel atamalar henüz aynı gün yayınlanmamıştı. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'na gelişimden bu yana 1 yıl bile olmamıştı. Bu süre içerisinde Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Türkiye'nin gündemine oturmuştu. Gün geçmiyordu ki medyada, jandarman m yaptığı operasyonlardan bahsedilmesin. Jandarmanın yaptığı silah ve mühimmat, uyuşturucu, tarihi eser, akaryakıt, insan kaçakçılığı, enerji operasyonları gündeme damgasını vuruyordu. O gece ailemle sabaha kadar çaresiz bir şekilde beklemiştik. Ailem tedirgindi. Sürekli telefonlar çalıyor, bazı arkadaşlarım gece eve geliyorlardı. Bakü görevimle ilgili herkes farklı şeyler anlatıyor ve yorumlarda bulunuyordu. Sabaha kadar telefonlar susmamıştı.

Ertesi gün karargâha gittim. Odamda eşyalarımı toplamaya başladım. Karargâhta Jandarma Genel Komutanı, Kurmay Başkan Vekili Tümgeneral Şakir Altınbaş, Personel Başkanı Tuğgeneral Tayfun Yıldız toplantı halindeydi. Televizyonlar saat başı benim Beyaz Enerji Operasyonu'nun başındaki görevimden alınarak Bakü'ye atandığımı, oradan da Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı Kurmay Başkanlığına atandığımı söylüyorlardı. Neler olduğunun farkında bile değildim. Operasyonlar boyunca sürekli arkandayız, yanındayız diyen, sırtımı sıvazlayan komutanlar gözlerimin önüne gelmişti. Odamda tek başıma bunları düşünürken çok değerli personellerimden bir yüzbaşı geldi. Oturttum. Konuştuk, durumu anlattım. Ağlamaya başlamıştı.

Ne ideallerle yoktan var etmiştik bu daireyi. Tırnaklarımızla, cebimizdeki parayla, sabahlara kadar uyumadan, her türlü fedakârlıkları göğüsleyerek bu noktalara ulaşmıştık. Hiçbir zaman ekip olarak makam ve mevkilerimizi, geleceğimizi düşünmemiştik. Zaten düşünseydik bu operasyonların içerisinde olamayacaktık. Böyle bir noktaya ulaşmak için her şeye değerdi. Dairemizde bütün personelimiz olarak onur, şeref ve itibarı ön planda tutarak her türlü yolsuzluğun üzerine gitmeye ant içmiştik. Bu arkadaşlarla ne kadar gurur duysak azdır. Bakü'yü telefonla arayarak orada görevli olan kurmay albayla görüştüm. Onlar da merak etmişlerdi. Televizyon haberlerini bulundukları yerden izlemişlerdi. Arkadaşımız Bakü'ye gideli 2,5 ay olmuştu. Oraya beni ne maksatla gönderdiklerini, oradaki personel de merak etmişti. Haberler gün boyu sürmüştü. Böyle bir yurtdışı görevlendirme ilk kez duyuluyordu. Gece yarısı görevi. Üstelik Türkiye'nin hassasiyetle izlediği, üzerinde her gün spekülasyonların yapıldığı "Beyaz Enerji" Operasyonu'nun en önemli ayağı olan Mavi Akım soruşturmasına girilmek üzere dosyalar, belgeler, bilgiler toplanmışken... Operasyon başlar başlamaz Mavi Akım'la ilgili şahıslar gözaltına alınıp sorgulanmaya başlanacaktı.

Akşam odamdan eşyalarımı alıp lojmana gittim. Lojman telefonu kilitlenmişti. Binlerce insan, dostlarımız arıyor, sürekli tepkilerini dile getiriyorlardı. Batman'dan iki vefakâr arkadaşım uçakla Ankara'ya gelmişler ve beni lojmanda ziyaret etmişlerdi.

Aynı gece arayanlardan birisi de Şehit Orgeneral Eşref Bitlis'in oğlu Dr. Tarık Bitlis ve yanında bulunan emekli askerlerdi. Hepsi de moral vermeye çalışıyordu.
12 Mayıs gecesi de televizyon haberleri devam etmişti. Benim görevden alınarak Bakü'ye atandığımı, oradan da Jandarma Okullar Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na atandığımı belirtiyorlardı. Operasyonun başına Tümgeneral Bekir Uğurlu'nun getirildiğini söylüyorlardı.

Tümgeneral Bekir Uğurlu, Ankara Jandarma Bölge Komutanı'ydı . Operasyonun hazırlık safhasında tamamen konunun dışındaydı. Operasyonlarımız başladığında İl Jandarma Komutanlığı'na gelerek bilgi alıyor, karargâha giderek Harekât Başkanı Tümgeneral Osman Özbek'le koordine yapması gerekiyordu. Çünkü operasyonun öncesinde teknik takip safhasında Harekât Başkanı konunun içerisindeydi. Teknik takip safhasında bilgilerin öncelikle savcılıkta daha sonra Harekât Başkanlığı'nda toplanması gerekiyordu. Konu bir adli soruşturma içerisinde yapılıyordu.

Tümgeneral Bekir Uğurlu'nun operasyonunun başına getirilmesi aslında Harekât Başkanı Tümgeneral Osman Özbek'in baypas edilmesi anlamına geliyordu. Nedense gazeteler Tümgeneral Bekir Uğurlu'nun benim yerime operasyonun başına getirildiğini yazıyordu. Bu durumda ben ve Harekât Başkanı devreden çıkarılmıştık Kurmay Başkanı Yusuf Soybaş zaten kalp krizi nedeniyle hastanede yatıyordu. Hastaneden sonra da istirahatliydi.

Operasyonu engelleme safhasının birinci aşaması belirlenmeye başlamıştı. Ancak gece saat 22:30'da yurtdışı diye Bakü'ye ani bir kararla kimsenin haberi olmadan gönderilme planı tutmamıştı. Bu kararı alan mercilerin arasında haber basma sızdırılmıştı. Planın bu kısmı medyada ortaya çıkınca, geri adım atılıp aynı gün görev durdurulmuştu. Planın bu kısmı tutmayınca "Gece yarısı Bakü görevi"ni basına benim sızdırdığımı sanarak beni sıkıştırmışlardı. Lojmana bir subay göndererek 24 saat içerisinde bu kez Beytepe'de göreve başlamam gerektiğini tebliğ etmişlerdi. O an bir vatan haini olmuştum sanki. Ne oluyordu? Ne düşünüyorlardı? Beyaz Enerji bürokratlarına bile "sayın" kelimesini kullanmış ve kullandırtmıştım. Verilen görevleri yapmaktan başka ne yapmıştım? Kimse yapılan bu işten bir şey anlayamamıştı. 14 Mayıs sabahı Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı'na gitmek üzere üniformamı giyip kendi özel aracımla Konya yoluna çıktım. Gülhane'de kalp krizinden yatan Kurmay Başkanımız lojmandan beni arayıp, beni Beytepe'ye götürmek üzere aracını göndermek istemiş, benim evden ayrıldığımı öğrenince eşime büyük moral vermişti. Biz askerlerin aileleri, meslek hayatımızda komutanlarımızın sadece bir güler yüzünü görüp, güzel sözünü duydular mı o komutanı emeklilik hayatlarımızda bile unutamazlar. 14 Mayıs'ta aynı zamanda "Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Semineri" hazırlamıştık. Türkiye'nin 81 ilinden Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlükleri, İl Jandarma Komutanlıkları ve Jandarma Bölge Komutanlıkları'nı seminere davet etmiştik. Bir an her şey tersine çevrilmişti. O gün seminere gelen bütün personel şok içerisinde "Ne oluyor?" diye birbirine sormuş olanlara kimse bir anlam veremiyordu.

Beytepe'ye varınca Jandarma Okullar Komutanlığı'nda Kurmay Başkanı makamına gittim. Kurmay Başkanı benden iki yıl sonra mezun olan bir arkadaştı. Daha sonra Jandarma Okullar Komutanı Tümgeneral Nurettin Çakır'a giderek göreve başladığımı arz ettim ve Kurmay Başkanının odasına döndüm.

Jandarma Okullar Komutanlığı'ndaki birçok subay, astsubay ve uzman jandarma olayı merak ediyordu. Birçoğu beni görmek için karargâha gelmişlerdi. Bir öğretmen yarbay yanıma gelerek elimi sıkıp tebrik etti ve "Komutanım biz zannettik ki ülkemizdeki bunca yolsuzluklara karşı ses çıkarmayan siyasi iktidarlar karşısında Silahlı Kuvvetler yolsuzlukla mücadele şubesi kurmuş, bu operasyonları da sizlere yaptırtıyor sanmıştık. Ancak görüyorum ki siz yalnızmışsınız arkanızda kimse yokmuş." Milliyet gazetesinde çıkan resmime bakarak "Yazıklar olsun kaybettik" diyordu.

Kaynakça
Kitap: KİRLİ ELLERİN İTTİFAKI
Yazar: Aziz Ergen
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir