Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hepsi Birer Karen Fogg

Karen Fogg'un E-Postalları

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Hepsi Birer Karen Fogg

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:23

HEPSİ BİRER KAREN FOGG

Avrupa Şefleri Açık Sözlü


Batı işbirlikçileri, Karen Fogg'un devirdiği çamlar karşısında, savunma hatlını "hırslı bir kadın" mevzisinde kurdular. Oysa Fogg, AB politikalarını uyguluyordu. Avrupa yöneticilerinin ve kamuoyu imalatçılarının hepsi birer Karen Fogg'du. Niyetlerini ve beklentilerini, aynı Fogg'un kabalığıyla açık açık söylüyorlardı.

Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üye yapmayı düşünmüyor bile. Türkiye, ABD'nin baskısıyla AB kapısında denetim altına alınmıştır, o kadar. Bu kapıda bir güzel terbiye edilecektir. Öncelikle tarihinin hakkından gelinecek, Kemalist Devrim'in son kaleleri de havaya uçurulacaktır. Kıbrıs ve Ege, Avrupa'ya ilhak edilecektir. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda beceremediğimiz başarılacak, Kürtlere kendi devletleri verilecektir... Bütün bunlar, yorum değildir; açık açık söylüyor ve yazıyorlar.

Aslında AB ile Türkiye arasındaki Aday Üyelik Protokolü, Katılım Ortaklığı Belgesi ve diğer resmi belge ve demeçler dikkatle incelenirse, bu saptamaların yansımaları bütün çıplaklığıyla görülür. Karen Fogg, e-postalarında niçin bu kadar açık yürekli diye kafa yormaya hiç gerek yok. Her şeyi açıkça ve olanca küstahlıklarıyla ilan etmişler. Örneğin Almanya'nın eski başbakanlarından Helmut Schmidt, Avrupa'nın Kendini İspatlaması (Die Selbstbehauptung Europas) diye bir kitap yazmış; altbaşlığını, 21. Yüzyıl İçin Perspektifler koymuş. Orada her şeyi, kafamıza vura vura söylüyor.

Die Zeit gazetesi. 5 Ekim 2(XX) günü. belki kitabı okumayız diye gözümüze dürtmek için sayfalarla haber yapmış. Schmidl, Türkiye'yi bir tür tuzağa düşürdüklerini bile açıklıyor. Diğer Avrupa ileri gelenleri de öyle. Hepsinin birer Karen Fogg olduğunu sergilemek için bir derleme yapıyoruz. İşte büyük Fogg'lar konuşuyor.

"Türkiye Avrupa'ya Ait Değil"

Schmidt:


"Türkiye, Rusya, Ukrayna vc Beyaz Rusya: Bunların hepsi büyük milletler ve AB'nin önemli ortaklarıdır; ancak hiçbiri genişleme için uygun birer aday değildirler.

(... ) Türkiye'nin Avrupa kültür çevresi dışında kaldığına hiçbir kuşku yok."

"Türkiye'yi AB'ye Almayacağız"

Schmidt:

"Binlerce yıllık bir süreç içinde benimsediğimiz ortak kültürümüz, Yunan, Roma ve Hıristiyanlık unsurlarından oluşuyor. Türkiye'nin Avrupa kültür çevresi dışında kaldığına hiçbir kuşku yok. Avrupa'nın devlet ve hükümet şefleri Türkiye'yi gelcceğe dönük olarak aday üye diye niteliyorlarsa da, böylesi bir genişleme bana aldatıcı bir fikir olarak gözüküyor.

(...) Gerek büyük kültürel farklılıklar gerekse jeopolitik düşünceler dolayısıyla (... ) Türkiye'nin AB'ye alınmasından vazgeçilmesini tavsiye etmek zorundayım. Avrupa kültüründen farkları, Rusya ve Ukrayna'nınkilerden çok daha fazla. Türkiye'yi AB'ye almak isleyen kişinin Mısır, Fas, Cezayir ya da Libya'nın olası başvurularını hangi gerekçelerle geri çevireceğini bilmesi gerekiyor."

Günler Verheugen:

"Türkiye aday üyelik statüsünü kaybedebilir. Türkiye bütün şartları yerine getirse bile, süreç illa Türkiye'nin AB üyeliğiyle noktalanmayabilir."

Wolfgang Koydl:

"Türkiye'nin tam üyeliği zaten bir faraziyeden ibarettir."

"Kemalist Devrim ve Türk Ordusu AB Sürecine Engel"

Schmidt:

"İktidar Milli Güvenlik Kurulu'nda. Cumhurbaşkanının başkanı olduğu bu kurulda, generallere karşı karar alınamıyor. Ordu'nun zirvesi Kemalist reformların korunmasına bekçilik ediyor ve toplum ile kamu hayatının yeniden İslama dönüşüne karşı duruyor. Ordunun denetim işlevi, demokrasiyi kısıtlamasına rağmen, bir alay olarak laik Türklere belli bir güven duygusu veriyor."

Wolfgang Koydl:

"Türkiye AB üyeliğini ciddiye almıyor, böyle bir derdi yok. AB üyeliğini şimdiye kadar istediği bile kuşkuludur... aksi takdirde Türk Genelkurmayı, devlet içinde Kopenhag kriterlerine uymayan egemen konumundan feragat etmek zorunda kalacaktır. (... ) Türkiye her şeyden önce, her toplumsal ve politik gelişimi engelleyen taşlaşmış Kemalizmi kırmalıdır. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti, kompleksler altında kıvrandığı sürece bu biricik sözde dayanağından vazgeçemeyecektir. Kürt sorununun çözümü de burada yatmaktadır."

"Türkler Avrupa İle Bütünleştirilemez"

Schmidt:


"Bütünleştirme hiçbir yerde başarılı olmadı, hele Almanya'da asla. Üstelik bir süre önce Müslüman göçmenlerin burada doğan ve büyüyen çocuklarının yurttaşlığa kabul edilmelerine rağmen. Gelecek açısından da artan göçmenlerin bütünleştirilmesi beklenmiyor."

Türkiye'nin Artan Nüfusu Sınırların Kaldırılmasına Engel

Schmidt:


"20 yıl önce bir Türk Başbakanı bana 20 milyon Türkü daha Almanya'ya göndermeye mecbur olacağını söylemişti. Ben de reddetmiştim. Gelecekte böyle kitlesel bir göç gerçekleşecek olsa, bunun sonucunda AB içinde en azından serbest dolaşımın kaldırılması gerekecektir. (... ) Türkiye 35 yıl içinde 100 milyona çıkacak. Türkiye'nin 21. yüzyılın sonundaki nüfusunun ise, Almanlarla Fransızların toplamı kadar olacağı tahmin ediliyor. Türkiye'yi AB'ye almak isteyen kişinin, bu sayıyı aklında tutması gerekiyor."

"Türkiye İle Ortak Dış Politika Olmaz"

Schmidt:


"Türkiye'yi AB'ye almak isteyen kişinin, Türkiye'nin üye olmasıyla birlikte ortak dış politikanın ne olacağını sorması da gerekiyor. Türkiye'nin Suriye, İran, Irak ve Ermenistan ile ortak sınırları var. Yunanistan'la yüzyıllardır süren bir anlaşmazlık içinde ve sadece Kıbrıs yüzünden de değil. Türkiye Ortadoğu'daki her savaşa zorunlu olarak katılmak durumunda, bölgede önemli güvenlik çıkarları var."

"ABD'nin Baskısıyla Aday Üye Yaptık"

Schmidt:


"AB Konseyinin kısa süre önce Türkiye'yi resmen aday ilan etmesinin altında 60'lı yıllarda o zamanki AET'nin niyet bildirisi ile ABD'nin diplomatik baskısı yatıyor. Devlet ve hükümet şeflerinin şüphesiz başka art niyetleri var. Onlar Türkiye'nin görünebilir bir gelecekte, üyelik için gerekli koşulları yerine getiremeyeceğinden ve özellikle de Kürtlere azınlık koruması veremeyeceğinden eminler. Bunların açık kartlarla oynanması daha iyi olurdu."

"Türkiye Evlatlarının Canını ABD İçin Fedaya Hazırsa"

Lord Weidenfeld:


"Türkiye bugün Avrupa için önemli ise, 21. yüzyılın başlarında çok daha önemli olacak. Rusya'daki karışıklık, Ortadoğu ve Güney Asya'nın durumu ile güçlü ve gururlu Çin göz önünde bulundurulursa, kendinden emin, laik ve demokratik bir Türkiye'nin krizler esnasında taşıyıcı bir direk, barış esnasında da güçlü bir köprübaşı olması mümkündür. Bu kabulleniş elbette birçok önkoşulu içeriyor ve cesaret istiyor. Ancak Batı, Türkiye'yi ciddiye alırsa, bu sınavı başarabilir. (... ) NATO'nun çok sadık bir müttefiki olan Türkiye, evlatlarının canını Atlantik'teki müttefiğe feda etmeye hazırsa, maddi ve toplumsal alanda gelişen bir Avrupa'ya alınmak istenmesi doğaldır. Aydınlardan, yöneticilerden ve subaylardan oluşacak yeni bir kuşak, ülkede gerekli olan reformları yapacak ve bunları sivil halka aktaracak, böylece ülkeyi radikal mikroplardan arındıracak."

Schmidt:

"Türkiye ile Rusya arasındaki yüzyıllardan gelen husumet, Orta Asya'daki bir dizi halkın bağımsızlıklarına kavuşmalarından sonra yeniden canlanabilir. Sünni-İslam cumhuriyetlerinde Türkçe'ye çok yakın diller konuşuluyor ve çevirmenleri gereksiz kılan bu dil akrabalığı Çin'in batısındaki Sincian eyaletine kadar uzanıyor. Orta Asya'nın petrol ve boru hatları yüzünden Rusya ile çıkar çatışmaları olabilir. NATO üyesi Türkiye'nin gelecekte kendisini Batı ile Doğu arasındaki Soğuk Savaş dönemine oranla daha karmaşık bir durumda bulması olası. Türkiye bugünkü Amerikan politikacılarının gözünde, Rusya ve AB'ye karşı, Ortadoğu'ya hâkimiyet stratejilerinin önemli bir direği olarak kalmaya devam ediyor. Washington'un Türkiye'nin AB'ye alınmasını ısrarla istemesi bu yüzden."

Kaynakça
Kitap: KAREN FOGG'UN E-POSTALLARI
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HEPSİ BİRER KAREN FOGG

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:23

"Eğer AB Kapısına Bağlamazsak Türkiye Kemalist Devrim Yoluna Girer"

Daniel Cohn-Bendit:


"Türkiye'nin önünde en sonunda, 'Bağdat mı, Barselona mi sorusu duruyor. Her iki yol da mümkündür. Her iki yolun da kendine has şans ve imkânları var. Barselona'nın Türkiye için anlamı, geleneksel Kemalist köktenciliğin havaya uçurulmasıdır. Bu durumda Türkiye, Türk devleti içinde Kürtlerin özyönetimini güçlendirmek dahil olmak üzere, bölgesel merkez kaçaçılıkta karar kılmak zorunda kalacaktır. Bağdat ise, Kemalist merkeziyetçilik ve otoriterciliğin güçlendirilmesi, dolayısıyla Avrupa'ya hayır anlamına gelecektir."

Lord Weidenfeld:

"Ancak AB kapıyı Türkiye'nin yüzüne tekrar kapatacak olursa, bunun sonuçları çok ağır olacak. Türkiye, ya köktenci bir devlet haline gelecek ya da Batılı maceracı müttefiklere karşı olan acımasız bir askeri diktatörlükle yönetilecek. Pantürk kökenlerdeki saldırgan Türk milliyetçiliğinin yankıları duyulabilecek. Belki de NATO'dan bile çıkacaklar."

U. Schmidt/ Nene Zürcher Zeitung:

"Türk-Çin ilişkileri mükemmel ve iki ülkenin arasındaki benzerlikler çok. Her iki ülke de Balı karşılı bir konumda bulunuyorlar; insan hakları politikalarına yapılan eleştiri, her iki ülkenin de canını sıkıyor ve her iki ülke de güçlü bir orduya önem veriyor. Aralarında yoğun bir subay değiş tokuşu var. Türkler, Çin'de inşaat sektöründe çok aktifler; önümüzdeki yıllarda siparişlerin daha da artacağını hesaplıyorlar."

AB Şefleri: "Kürtlere Kendi Devletlerini Verme Zamanı"

Schmidt: "Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletleri, Osmanlı devletini paylaşırken, toplam sayıları muhtemelen 20 milyon çevresinde olan Kürtlere, ne yazık ki kendi devletlerini vermemişlerdi. Kürt sorunu sadece Türkiye'nin değil, Irak'ın da sırtında bir yük."

Lord Weidenfeld: "Ancak sadece AB içinde Kürt sorunu başarılı bir sonuç getirecek şekilde ele alınabilir."

Avrupa Kapısındaki Dayatmalar

Joschka Fischer:
"Helsinki kararıyla Türkiye'yi aday üye yaparak, ülkedeki demokratik ve sivil güçlere cesaret verdik."

Ulrich İlmer: "Helsinki kararı, Türkiye'de Ordu'nun aşırı gücünü reddeden kesimlere güç verecektir."'

Wolfgang Koydl:

"Tam üyelik seçeneğinin tanınması. Türklerin yaralı gururuna merhem gibi gelecek, üye olup olmama kararı onlara bırakılmış olacaktır. İkincisi, bu sayede Türkiye'de İstanbul Boğazı ile Ağrı Dağı arasında şimdiye kadar yapılmamış bir Avrupa tartışması başlatılacaktır. Odak noktası, insan hakları, ekonominin bütünleşmesi ya da Kürt sorunu değil, AB'nin üyelerinden beklediği egemenlikten feragat olacaktır. Avrupalılardan talimat almayı asker tasavvur dahi edemez. Açık bir Avrupa tartışması yapıldığı takdirde Türkiye'de çoğunluk AB üyeliğine hızla karşı çıkacaktır."

"Türkiye'yi Aldatıyoruz"

Schmidt:


"Avrupa devlet ve hükümet şeflerinin şüphesiz başka art niyetleri var. Onlar Türkiye'nin görünebilir bir gelecekte, üyelik için gerekli koşulları üye olmak isteyen ülkelerle aynı ölçüde yerine getiremeyeceğinden ve özellikle de Kürtlere azınlık koruması veremeyeceğinden eminler. Bunların açık kartlarla oynanması daha iyi olurdu."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir