Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Milli Güçler İle Atlantikçiler Arasında Büyük Mücadele

Karen Fogg'un E-Postalları

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Milli Güçler İle Atlantikçiler Arasında Büyük Mücadele

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:21

MİLLİ GÜÇLER İLE ATLANTİKÇİLER ARASINDA BÜYÜK MÜCADELE

Milli Güçler: Fogg Derhal Sınırdışı Edilmeli!

İşçi Partisi'nin Talebi ve Mücadelesi

İşçi Partisi, 7 Şubat 2002 günü yaptığı ilk basın toplantısında, Karen Fogg'un "istenmeyen adam" (persona non grata) ilan edilerek ülkesine gönderilmesini talep etli.

Açıklamada şöyle deniyordu:

"Buradan açıkça ilan ediyoruz ve bütün Türkiye'ye duyuruyoruz: Karen Fogg, bir diplomat değildir. Gizli, yıkıcı bir örgütün başıdır. Türkiye'de kurduğu karargâhtan Türkiye'ye karşı yıkıcı faaliyet örgütlemekledir. Gizli servislerin yıkıcı işlerini yürüten bir istasyon şefi olarak çalışmaktadır. Bu nedenle derhal sınırdışı edilmelidir.

"Türkiye'nin bağımsızlık ve egemenliğini savunan hiç kimse vc hiçbir devlet yetkilisi, Karen Fogg'a seyirci kalamaz. Seyirci kalmak, Fogg'u ve yıkıcı örgütünü cesaretlendirmekten başka hiçbir sonuç vermeyecektir. İşçi Partisi, bu sorunun, sonuna kadar takipçisi olacaktır."

Sınırdışı Etmek Yetmez, AB Temsilciliği Kapatılmalı

Yalnız İP değil, bütün milli güçler, Karen Fogg'un sınırdışı edilmesini talep ediyordu. Yayımlanan bildirileri, yapılan açıklamaları toplasak, ciltler tutar. Bir örnek olarak Müstakil Türk Ortodoks Patrikhancsi Baş Piskoposluğu Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'un, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e 12 Şubat 2002 günü gönderdiği iletiyi buraya alıyoruz:

"Göstermiş olduğunuz bu cesaretin ve sorumluluğun diğer partilere de emsal teşkil etmesini dilerim. Her Türk vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını ortadan kaldırmaya yellenen iç ve dış mihraklarla mücadele etmek mecburiyetindedir."

Erenerol, Türkiye AB'ye dahil olmadığı için, AB'nin ülkemizde temsilciliğinin varlığına gerek olmadığını belirttikten sonra bağımsızlık güçlerinin talebini şöyle ifade ediyordu:

"Olaya adı karışan bu istasyon şefinin bir an önce hudut harici edilmesi gerekir. Ayrıca AB Temsilciliği'nin de kapatılması talep edilmelidir."

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş Ön Cephede Tarihi Bir Mücadele Veriyor

Karen Fogg'un yıkıcı faaliyeti karşısında Ankara hükümeti teslimiyetçi bir tutum izlerken, KKTC Cumhurbaşkanı tarihe geçecek bir kararlılık örneği gösterdi. KKTC'deki Ulusal Halk Hareketi'nin günlük yayın organı Volkan gazetesi, Fogg'un Kıbrıs yazışmalarını günlerce manşetten verdi ve etkili bir mücadele yürüttü.

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş, Mart ayının ikinci haftasında dört ayrı açıklama yaparak, AB'nin Türkiye ve KKTC'ye karşı yürüttüğü faaliyete cepheden tavırlı idi ve bütün ağırlığını koydu. Sayın Denktaş, bu açıklamalarında Türkiye'de İP Genel Başkanı'nın ve Aydınlık dergisinin yürüttüğü mücadeleyi bütün dünya kamuoyunun önünde destekledi.

KKTC Devlet Başkanı, bir açıklamasında şöyle diyordu:

"Madam Fogg, 'Denktaş'ı yıpratın' diye gazetecilere para verip aleyhimize yazı yazdırtma oyunu oynamış. Yapmadığını bırakmamış. AB bunları yaparak ve yaptırarak nereye varmak istiyor? Beni yıpratmak, bu halkı yıpratmaktır. Halkı kandırmak için hem burada, hem Türkiye'de yazılanları görüyorsunuz. Ama bunların niye yazıldığını artık anladık, ortaya çıktı.

Doğu Perinçek ve gazetesinden Allah razı olsun. Böyle bir çürümüş kökü tespit etti, ortaya çıkardı. Nasıl çıkardıysa çıkardı.
Ben böyle diplomat, böyle diplomasi görmedim. Bir memleketi birbirine vurduracak, milli davayı kökünden sarsacak, seçilmiş bir insanı yıpratmak için sağa sola paralar vererek ihanet yapacak bir diplomat ben görmedim ve herhalde Türkiye'deki günleri sayılı.

"Ağlayan Güzel"

Karen Fogg, zor durumdaydı. O kadar ki, İstanbul'da AB'nin İKÖ ile düzenlediği "Uygarlıklar Uyumu" toplantısında, acıklı sahneler yaşanıyor, Karen Fogg, "ağlayan güzel" unvanını kazanıyordu.

Gerisini Finansal Forum yazarı Perihan Çakıroğlu'nun 14 Şubat 2002 tarihli yazısından okuyalım:

"Otelin kapısında bir bakıyorum, son günlerin 'e-mail' problemli kadını Karen Fogg geliyor... 'Nasılsınız?' faslından sonra 'e-mail' konusuna geçiyorum. Konuşmak istemiyor. 'Verheugen'i bekliyorum. O gelmeden bir şey söylemek istemiyorum. Cuma günü bir basın toplantısı yapacağız' diyor. Teybimi kapatmamı istiyor. Öyle sıkıntılı ki, dertleşmeye devam ediyoruz. Ne oldu, nasıl olduya geçeceğiz. Ancak aniden gözleri doluyor. Ağladı ağlayacak. O, uyuyan güzellerden bahsediyordu, 'e-mail'lerinde, şimdi kendisi ağlayan güzel. Nemli gözlerini siliyor. Durumu kötü. Özür dileyip, yanımdan ayrılıyor. Panele girdiğimde, arka sıralarda yalnız oturduğunu görüyorum... "

Perihan Çakıroğlu, devamla Cem'le görüşmeye çabalayan Fogg'un bunu başaramadığını belirtiyor.

İki Haftada Alınan Sonuç

Karen Fogg'un e-posta mesajlarıyla yürüttüğü yıkıcı faaliyet, başlangıçta holding basını tarafından suskunlukla örtüldü. Ne var ki, Ulusal Kanal'ın ve Aydınlık dergisinin yayınları, bu örtüyü kaldırdı.. Üzeri örtülmek istenen yıkıcı faaliyet, örtüden çok büyüktü. İşçi Partisi'nin ardı ardına açıkladığı yeni bilgiler, her gün daha yaygın bir biçimde kamuoyuna mal oldu. İşçi Partisi'nin 7 Şubat'ta başlattığı "Karen Fogg sınırdışı edilsin" kampanyası daha haftası dolmadan sonuç verdi ve Brüksel'deki AB merkezinin, Türkiye Temsilcisi'ni geri çağırmak zorunda kaldığı bilgisi haber merkezlerine ulaştı. 21 Şubat 2002 günlü Hürriyet, haberi başlık üstünden sekiz sütun "Bu hanımı artık çekin' mesajı" diye çok iri puntolarla özetliyordu. Dışişleri Bakanlığı'nın kamuoyu önünde "Çekilmesini istemedik" derken, kapalı kapılar ardında Brüksel'e "Çekin", "Bu işi temizleyin" mesajını ilettiği belirtiliyordu. Türkiye hükümeti, bir dizi toplantı sonucu Karen Fogg için, "artık etkinliğini yitirmiş bir büyükelçi" değerlendirmesinde bulunmuştu. Brüksel'in bu mesaja tepkisini ise, yine Hürriyet, koskocaman "ipini çektiler" başlığıyla veriyordu.

Kaynakça
Kitap: KAREN FOGG'UN E-POSTALLARI
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MİLLİ GÜÇLER İLE ATLANTİKÇİLER ARASINDA BÜYÜK MÜCADELE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:22

AB'de Telaş ve "Görev Süresi Bitmişti" Yalanı

"AB Fogg Yüzünden Çileden Çıktı"


AB ve Türkiye'deki işbirlikçileri, Karen Fogg'u feda ederek meseleyi kapatma telaşına düştüler. O kadar ki, AB yetkilileri bile, Karen Hanım yüzünden "çileden çıkmışlardı". AB yönetimi daha önce Türkiye Temsilciliği'ni üç kez uyarmıştı, yazışmalarda e-posta yolunu kullanmamasını istemişti. Ama Fogg, "AB'ye kulak asmamış"tı. Şimdi daha güvenli haberleşme yollan aramaktaydılar.

Bütün bunlar, aslında ortaya dökülen gerçeklerin AB açısından hiç de iç açıcı olmadığını kanıtladı. Ankara ve Brüksel kaynakları, Karen Fogg'un Brüksel'e geri çekildiğini bildirdi.

Görev Süresi Daha Önce 2003 Yılı Eylülüne Kadar Uzatılmış

Bozguna uğrayan Karen Fogg tayfası, "Zaten görev süresi bitmişti" diye yazmak için görevlendirildiler. Oysa elimizde bulunan yazışmalarda Fogg'un görev süresinin Eylül 2002 tarihinde dolduğunu, ancak bu sürenin 2003 Eylül'üne kadar uzatılacağını gösteriyordu. Kanıt bir değil, birden çok.

Birincisi Heinz G. Schmidt'ten Karen Fogg'a 9 Ocak 2002 tarihli e-posta:

"Umarım Türkiye'de işlerin hâlâ iyi gidiyordur, ama aynı zamanda çok yorulduğunu ve ülkeyi bu yılın sonbaharında terk etmeyi planladığını hatırlıyorum. Yoksa bir yıl daha kalmaya mı karar verdin?"

İkinci kanıt, Fogg'dan Rosew'ya yazılmış özgün mesajda, Türkiye'de 2002 yazına ya da sonbaharına, hatta 2003 yılına kadar kalacağını belirtiyor:

"Samimi olmak gerekirse ABD pek muhtemel görünmüyor. ABD'ye T [Türkiye]'deki işim bitince, belki gelecek yaz/sonbaharda birikmiş iznimin daha fazlasını kullanabileceğim zaman gelmeyi tercih ederim. T [Türkiye]'de gelecek yazdan sonra kalmaya çalışıp çalışmayacağıma emin değilim. 2002-2003 biraz normalliğin başlangıcı olabilir."

Avrupa'dan Gelen "Özgürlük"

AB yetkilileri ise, e-postaların açıklandığı 8 Şubat 2002 günü Ecevit hükümetine bir nota vererek, Karen Fogg'un e-postalarının yayımının durdurulmasını istediler. Özgürlükçü Avrupa, Türk hükümetinden "sansür" konmasını ve e-postaları açıklayanların cezalandırılmasını talep ediyordu. Ancak AB bu notayla yetinmedi, kamuoyuna açıklanmayan ikinci, belki de üçüncü bir nola daha verdi. Bu gerçek, Mesut Yılmaz'ın Karen Fogg konusundaki soru önergesine verdiği 19 Mart 2002 tarihli yazılı cevap sayesinde ortaya çıktı. Mesut Yılmaz, cevabında, "AB Komisyonu Temsilciliğinin Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği notalar"dan söz ediyordu.

Peş peşe notalardan da anlaşıldığı gibi, sorun Karen Fogg değil, AB'nin kendisiydi. Karen Fogg, Türkiye'ye karşı yıkıcı faaliyeti, AB'nin en tepedeki yöneticilerinin talimatıyla ve onayıyla yapmıştı.
Nitekim AB Komisyonu (hükümeti) ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra karşı saldırıya geçti. Bütün Avrupa gazeteleri, SüperNATO merkezinden harekete geçirildi ve İşçi Partisi ile Doğu Perinçek'e karşı yaylım ateşi başlatıldı. Bütün yazılar tek merkezden yazılmıştı.

Karen Fogg'un yaptığı iş, bir diplomatın yapabileceği türden olsaydı, bu kadar telaşlanmaları gerekmezdi. Panik, faaliyetin Türkiye düşmanı karakterini bir kere daha kanıtladı. Aslında AB kodamanlarının istediği, Türkiye'nin ulusal devletinin "hakkından gelme" ve bu amaçla "şebeke" örgütleme hakkıydı.

AB Komisyonu (Hükümeti) Yetkilileri İçeriği Kabul Etti

Brüksel'deki AB Komisyonu'nun en üst düzey yetkilileri, yazışmaların kamuoyunda tartışılmaya başladığı ilk dönemde derin bir sessizliğe hüründüler. Başta Türkiye Masası görevlileri olmak üzere Komisyon yetkilileri, gazetecilerin yazışmaların içeriğiyle ilgili sorularına hiçbir yanıt vermiyorlardı. Ancak İşçi Partisinin yayımladığı e-postaların içeriklerinin gerçek olduğunu da kabul etmek zorunda kaldılar.6 Asıl üzerinde durdukları konunun, Fogg'un çeşitli bürokratlarla yaptıkları yazışmalar olduğunu ifade eltiler. Brüksel, bununla birlikte içerik tartışmasından kaçıyor ve Viyana Sözleşmesinin dokunulmazlık ve haberleşme özgürlüğüyle ilgili 29. maddesi uyarınca yazışmaların durdurulmasını talep ediyordu.

Viyana Sözleşmesinin Yıkıcı Faaliyet Tanımı Kapsamında

Ancak Brüksel'deki yetkililer, gazetecilerin ısrarlı soruları karşısında şu açıklamayı da yaptılar:


"Türkiye, Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesini gündeme getiriyor."'

41. madde, diplomatların çalıştıkları ülkelerde yıkıcı faaliyet yürütemeyeceklerini, içişlerine karışamayacaklarını hükme bağlıyor.
Türkiye, yıkıcı faaliyetleri açığa çıkan Karen Fogg'u geri çekmesi için, AB yetkililerine baskı yapıyordu. Nitekim bu tavır, Hürriyet gazetesinin başlık üstüne çıkacak kadar etkili bile oldu. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, Fogg olayının başından beri buluşma isteyen AB Dönem Başkanı İspanya'nın Ankara Büyükelçisi Manuel de la Camara'dan Karen Fogg'un geri çekilmesini istemişti.
Brüksel'den bir Türk diplomatı, Belçika'nın başkentindeki siyasi kulislerde İşçi Partisi'nin konuşulduğunu aktardı.

Mehmet Ali Birand, 15 Şubat tarihli Posta gazetesinde Brüksel'deki durumu şöyle anlatıyordu:

"Pazartesi günü, Türk daimi delegesine girişim yapılmış, Çarşamba sabahı Ankara'ya bir protesto mektubu yollanmış, 15 üye ülkenin harekete geçeceği haberleri yayılmıştı."
Karen Fogg olayının AB başkentini çok rahatsız etliği belliydi. O birkaç gün içinde süratli bir diplomatik mesaj trafiği yaşanmıştı.

Hükümet Boyun Eğiyor

Türkiye hükümeti, ne yazık ki, ülkesinde "Türkiye devletinin hakkından gelmek için" yıkıcı faaliyet yürüten, bu amaçla şebeke örgütleyen bir yabancı devlet temsilcisini "istenmeyen adam" ilan edecek sorumluluktan ve kuvvetten yoksundu. Bu nedenle hükümetin bir kanadı durumu idare etmeye çalışırken, diğer kanadı AB'yi savunmak için cansiperane bir çaba gösterdi.

Başbakan Bülent Ecevit, yönettiği ulusal devletin "hakkından gelinmesi" faaliyeti karşısında ancak boynunu büktü. "AB'den Fogg'un görevden çekilmesi yönünde bir istekte bulunmadıklarını" iftiharla açıkladı. Fogg'un e-postalarının ele geçirilmesini "kaynağı belli olmayan bir internet korsanlığı" olarak niteledi.

Türkiye'ye Karşı Brüksel-İsmail Cem-Mesut Yılmaz İttifakı

İşçi Partisinin, AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg'un Türkiye'deki yıkıcı faaliyetleri konusunda hükümette ve Dışişlerinde iki eğilim ortaya çıktı.
Fakat bir de Türk Dışişleri'nin öbür yüzü vardı. O da Bakan İsmail Cem'in İKÖ-AB Zirvesi de denen "Uygarlıklar Uyumu" forumunun kapanışında, 13 Şubat 2002 günü yaptığı basın toplantısında açığa çıktı. Ulusal Kanal Dış Haberler Sorumlusu, Dışişleri Bakanı'na Fogg'un e-postalarını sordu. Aydınlık'ın yazdığına göre, Dışişleri Bakanının yüzü gözü birbirine karıştı, "diğer sorulara geçelim" dedi.

Cem, zaman kazandıktan sonra, "Karen Fogg'u 'istenmeyen kişi' ilan edecek misiniz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Avrupa Birliği'nin Sayın Türkiye Temsilcisi'nin internet yazışmalarıyla ilgili bir sual vardı. Maalesef günümüzün modern suçlarından en çirkini, bu bütün dünyada tanık oluyoruz malum Türkiye'de değil, Amerika'da çok tanık olmaktayız. Bazılarının böyle internet haberleşmelerine girmesi ve bu hiç tahmin edemeyeceğimiz müesseselerde dahi, maalesef, o müesseselere karşı bu suçlar işleniyor. Yine Amerika'da FBI olsun, başka önemli devlet kuruluşları olsun onların da internet sayfalarına giriliyor ve böyle bir suç gelişiyor. Sözünü ettiğiniz olayla ilgili kimin ne söylediğini, basının ne yazdığını onu Cevaplamak zorunda değilim. İstenmeyen kişi ilan etme söz konusu değil şimdi. Böyle bir olay meydana çıktığında biz bakanlık olarak yapılması gereken her türlü müracaatı, kendi adımıza yaptık, Türkiye'nin ilgili makamlarına ve onların dikkatini, katkısını, yardımını istedik. Konu bir hukuki, adli konudur. Umuyoruz bir an önce bunun failleri adalet önüne getirilsin, ilgili makamlar ve bir an önce adalet gerçekleşsin. Elbette bu fevkalade çirkin bir olaydır."

İsmail Cem ve ekibi, açıklamaların devam etmesinden ve Fogg'un çeşitli bakanlıklarda oluşturduğu, kendi ifadesiyle şebekenin açığa çıkmasından kaygılanarak yayının durdurulması için yargı makamları üzerinde baskı kurmaya çalışıyordu. Böylece haklı ve meşru konumdaki Türkiye, kendi Dışişleri Bakanı'nın karşı tarafta vaziyet alması nedeniyle haksız duruma düşürüldü.

Cem, AB hükümetiyle uyumlu çalışıyordu. Apar topar Türkiye'ye gelen Günter Verheugen, yayın yasağı konmasını istedi. AB Komisyonu Başkanı Roman Prodi'nin bayramdan önce Başbakan Ecevit'i aramasının ardından da, yayın yasağı kararı alelacele çıkarıldı. Bayramda da Aydınlık'la ilgili toplatma kararı verildi.

İsmail Cem, ABD ve AB ile sıkı işbirliğini, zamanın hükümetini indirme ve AKP iktidarını işbaşına getirme operasyonunda üstlendiği rolle bir kez daha sahneye gelirdi.

Mesul Yılmaz Brüksel'den Daha Fazla Brükselci

Cem'in yanı sıra Mesut Yılmaz da, her zaman olduğu gibi AB cephesinde mevzilenmişti. Mesut Yılmaz, e-postalar hakkındaki soruyu İşçi Partisi'ni suçlayan bir yanıtla karşıladı. Kanadalı şirketten 50 milyon dolar rüşvet aldığı DGM İddianamesi'nde yazılı olan ANAP'ın Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın Türkiye'ye karşı yürütülen yıkıcı faaliyete tavır almak gibi bir meselesi yoklu.

Mesut Yılmaz, gazetecilerin sorusunu şöyle yanıtlıyordu:

"Şu aşamada bir değerlendirme yapmayacağım. Çünkü bunların doğruluğu meşkukldır [şüphelidir]. Bunları açıklayan merkezin daha önceki açıklamalarının ne kadar güvenilmez olduğunu kendi tecrübelerimle biliyorum."

Oysa Brüksel'deki AB hükümeti, İşçi Partisi'nin yayımladığı e-postaların içeriklerinin doğru olduğunu açıklıyordu. Mesut Yılmaz, Brüksel'i savunmak uğruna yine kendisini masaya sürmüştü.

İçişleri Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen, İsmail Cem'le paralel bir tavır aldı. Yücelen'e göre, AB Temsilcisi'nin e-posta mesajlarını ele geçirmek ve açıklamak suçtu.
Hükümetin DSP kanadından Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ise, AB'nin bu yazışmaların doğruluğunu kabul etmesine rağmen, konunun henüz bir netlik kazanmadığını söyledi. Adalet Bakanı, Ulusal Kanal muhabirinin "Bu yazışmalarda Adalet Bakanlığı içinde olduğu söylenen bilgi kaynaklarından bahsediliyor. Bununla ilgili bir inceleme başlatacak mısınız?" sorusuna da "Hayır" yanıtını verdi.

Mesut Yılmaz'ın Soru Önergesine Verdiği Cevap

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın SP Ankara Milletvekili Zeki Çclik'in Karen Fogg konusundaki soru önergesine Başbakan Ecevit yerine verdiği cevap bir ibret belgesidir.

Karen Fogg Olayı'nın üç yönü bulunduğunu söyleyen ve bunları, e-mail mesajlarının ele geçirilmesi; Aydınlık'ın yasaklanması ve güvenlik boyutu olarak sıralayan Mesut Yılmaz, 19 Mart 2002 tarihli yazılı cevabında şöyle dedi:

"Misyonun haberleşmesinin gizliliğini temin etmek ve bu konuda gerekli özen ve dikkati göstermek, misyonun kendi sorumluluğundadır. Teknolojik gelişmenin bugün ulaştığı noktada e-mail haberleşmelerinin denetiminin güçlüğü ortadadır. E-mail yazışmalarının dünyanın her yerinden ele geçirilebileceği kabul edilmektedir."

On gün önce Brüksel'de gazetecilere,

"Yayının yasaklanması için bize baskı yaptılar. Biz de mahkemeye başvurduk. Yayını yasaklatmaya çalıştık. Mahkeme de bir-iki gün gecikme ile karar aldı. Karar Türkiye'de halen uygulanıyor"

diye itirafta bulunan Yılmaz, yazılı yanıt metninde ise, Aydınlık'ın yasaklanması ve toplatılmasıyla ilgili olarak şöyle diyordu:

"Konu adli mercilere intikal etmiştir. Yargıya intikal etmiş bir dosyaya müdahale edilmesi bir hukuk devletinde mümkün değildir. Türk resmi makamları Viyana Sözleşmesi ışığında konunun 'hassasiyeti'ni adli makamlara zamanında süratle intikal ettirmiştir."

Cevapta, "AB Komisyonu Temsilciliği'nin Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği notalardan birinde bazı basın organlarında AB Temsilciliği'nin hedef gösterildiğini öne sürerek temsilciliğin fiziki güvenliğinin artırılması talebinde bulunduğu" da belirtiliyordu. Böylece, Fogg rezaletinde, AB'nin, hükümete birden fazla nota verdiği ortaya çıktı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MİLLİ GÜÇLER İLE ATLANTİKÇİLER ARASINDA BÜYÜK MÜCADELE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:22

MHP Gcııel Başkanı'nın "Provokasyon" Suçlamaları ve Karen Fogg'a Verdikleri Yemek

MHP Genel Başkanı Devlel Bahçeli, Karen Fogg'un e-postalarının yayımlanmasını "dış provokasyon olabilir" diye suçladı." Oysa e-postalar beş aydır elindeydi. AB'ye teslimiyet belgelerinin hepsinin altında imzası vardı. AB'nin emriyle bakanlar değiştirmişti. AB ile suç ortaklığının piyasaya dökülmesinden elbette memnun olamazdı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici, Karen Fogg'un "ulusal devletin hakkından gelmek" peşinde olduğunun açıklanmasından sonra, 20 Şubat 2002 günü, Fogg'un şerefine ziyafet verdi.

Yahnici, bu daveti MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "bilgisi dahilinde" gerçekleştirdiğini belirtiyor ve sözlerini AB'ye sadakat yeminleriyle tamamlıyordu:

"Gördüğünüz gibi bizim AB'ye karşı olmamız söz konusu değil. Bilakis inisiyatif MHP'de olsa, Türkiye AB ile çok daha kısa sürede bütünleşebilir."

MHP Genel Başkanı ve diğer yöneticilerinin Karen Fogg olayında Türkiye düşmanı cephede yer almaları, şaşırtıcı değildir. Hele e-postaları kendilerine ulaştıran Ahmet Mehmet adlı milliyetçinin açıklamalarından sonra bu konumlan iyice açıklığa kavuşmuştur. Ahmet Mehmet, e-postaları, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten önce, Muhsin Yazıcıoğlu ve Devlet Bahçeli'ye ulaştırdığını belirtmektedir. Ancak büyük bir düş kırıklığına uğradığını söylemektedir. MHP yöneticileri, milliyetçilik sınavında, ABD ve AB milliyetçiliğinin yanında yer almışlardır. Türk devletine karşı yürütülen tertiplerin açığa çıkmasını önlemeye çalışmışlar ve Karen Fogg'un suç ortağı ve sırdaşı konumuna düşmüşlerdir. MHP yöneticileri, ulusal devleti yıkanlarla beraberiz mesajı verirken, MHP örgülü ve milliyetçi yayın organları, e-postaların açıklanmasını, coşkuyla desteklediler.

AKP, DYP, CHP, ÖDP'nin Karen Fogg'a Bağlılıkları

Yalnız hükümet partileri mi, diğerleri de aynı tutumu aldılar. Saflaşma daha önce yaşanan benzeri olaylarla aynı biçimde gerçekleşti. AKP, DYP, CHP, ÖDP, bütün Amerikancı ve Avrupacı partiler, tabanlarındaki milli tepkilere rağmen, AB destekçisi tavırlar aldılar. "Böylelikle Türkiye'nin haksız konuma düştüğünü" söylediler. AKP yöneticileri, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, son olayların AB'yle Türkiye'nin arasını açtığını, bu gelişmeyi onaylamadıklarını söyleyerek Fogg'un yanında saf tuttular.

"Fogg sınırdışı edilsin" taleplerini bastırma gayretlerinin başlıca temalarından biri de, "Kim sızdırdı?" sorusuydu. Koronun ön saflarında CHP yönetimi yer aldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu, Ulusal Kanal'da yaptığı konuşmada oku "bilgiyi sızdıranlara" yöneltti.

Hükümet Brüksel'den Gelen Baskılara Direnemiyor

Hükümet, Karen Fogg'u derhal "istenmeyen kişi" ilan edeceği yerde, AB'nin baskılarına boyun eğiyordu. "Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi"nin 41. maddesini ihlal eden Karen Fogg, açıkladığımız belgelere ve ortaya dökülen gizli ilişkilerine rağmen, "istenmeyen kişi" ilan edilmedi.

Hükümet, Viyana Sözleşmesi'nin 27/2. maddesindeki, "Misyonun resmi yazışması ihlal edilemez" hükmünü öne çıkararak, C. Savcılıklarını, soruşturma açmaya zorladı. Bu nedenle, Ankara, İstanbul C. Savcılıklarınca açılan soruşturmalara ek olarak, Beyoğlu ve Şişli C. Savcılıkları Türk Ceza Kanunu'nda "bankamatik suçları"na ilişkin 525. maddeye dayanarak, dört ayrı soruşturma açıldı.

Yargılamalarda AB Sanık Sandalyesine Oturtuldu

Yetki Türk Yargısında mı, AB Komisyonu'nda mı?

Acıdır, hükümeti ve savcıları, AB Temsilciliği, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına ve güvenliğine karşı harekete geçirebilmiştir.
AB Komisyonu (AB Hükümeti), Dışişleri'ne nota vererek, "suç niteliğinde olan bu olaya karşı bir an önce gerekli tüm tedbirlerin alınması"nı talep etmişti. Nota, diplomatik açıdan seviyesiz bir üslupla kaleme alınmıştı; hukuki açıdan ise zavallılığı yansıtmaktaydı. AB Komisyonu, "Anayasa'mızın sadece bağımsız mahkemelere tanıdığı yargı yetkisi"ni kullanmakta ve Aydınlık'ın yayınının "suç olduğuna" hükmetmekteydi.
Notayı alan Dışişleri Protokol Genel Müdür Yardımcısı'nın ve bütün olarak Dışişleri Bakanlığı'nın, bu üslubu yadırgamadığı anlaşılıyor. Aksine, aşırı bir işgüzarlıkla notanın siyasi ve hukuki açıklarını kapatmaya çalıştılar. Adalet Bakanlığına yazdıkları yazıda; "haberleşme güvenliğinin korunmasına yönelik sorumluluklarımız bulunduğu hususu göz önüne alınarak, son derece olumsuz yansımaları olabilecek bu olaya yönelik gerekli araştırmanın yapılarak, bu bağlamda uygun görülecek tüm tedbirlerin bir an önce alınmasını" istediler.

İngilizce Soruşturma

AB Komisyonu'nun talebini yerine getirmek için "beyin fırtınası" başlamıştı. Ecevit dahil, çeşitli hükümet yetkililerinin Karen Fogg ya da "şebekesi" için değil de, Aydınlık için kullandıkları "çok çirkin" sıfatı, bürokratlar üzerinde "kamçı etkisi" yapmış olmalı ki, "diplomasi ve hukuk gelenekleri" bir kenara bırakıldı. Dışişleri, AB'nin İngilizce notasını Türkçeye çevirmeden Adalet Bakanlığı'na. Adalet Bakanlığı da notayı, aynen Ankara C. Başsavcılığı'na gönderdi. Nota, oradan da "yetkisizlik kararı" ile İstanbul C. Başsavcılığına geldi. Bu uygulamalarla, Türkiye daha AB'ye girmeden, Türk yargısında İngilizcenin resmi dil olmasına yönelik adımlar atılmaya başlanmıştı.

Bu arada notanın adı da değişti. Ankara'dan sonra, İstanbul Savcılığı da, İngilizce yazılan notayı Türkçeye çevirmedi ama kendine göre bir başlık koyarak, "şikâyet dilekçesi" adını verdi... Ve İngilizce metne dayanarak, Aydınlık hakkında TCK 525. maddeye muhalefetten soruşturma açtı.

Böylece, 2001 yılında MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un başlattığı, "Aydınlık'a karşı mücadele" yolunda yeni bir adım atıldı, yeni bir hukuk içtihadı yaratıldı, yeni bir hak icat edildi:

"Aydınlık'a karşı, İngilizce şikâyet dilekçesi verme hakkı"...

Ancak Avrupacılar, hukuku bilmedikleri için kendi ayaklarıyla tuzağa düştüler. Viyana Sözleşmesi'ne göre (Madde: 32/3), Karen Fogg, şikâyette bulunduğu için, "yargı dokunulmazlığı"nı kaybediyordu. Bu durumda İşçi Partisi'nin Karen Hanım'ı "yakasından tuttuğu gibi" mahkemeye sürükleme olanağı hukuken doğmuş oluyordu.. Aydınlık'a uygulanan sansürün, açılan soruşturmanın mantığı yoktu ama.

Karen Hanım'a ve işbirlikçilerine uygulanacak madde hazır:

TCK madde 127! Namı diğer: Casusluk...

AB ve Türk hükümetleri, riski göze alamıyor. Burası Türkiye! Milli bağımsızlık galip geliverir. Bu tehlikeyi önlemek için bulunan formül, Karen Fogg şikâyetçi gibi görünmeli, ama "gerçek anlamda şikâyetçi" olmamalı. Bu yüzden, AB ile işbirlikçileri arasında varılan anlaşma sonucu, Savcılığı hukuk bakımından "zora sokacak" bir yol seçildi. İşte, İngilizce dilekçe hakkı da, bu sayede "hukukumuza girmiş" oldu. AB ile işbirlikçileri arasındaki anlaşma, "uluslararası hukuk"a da bir katkı getiriyordu: Rezaletin başlangıcında, Dışişleri Bakanlığına atfen yapılan açıklamada, "Viyana Sözleşmesi'nin, e-posta haberleşmesini kapsamadığı, bu nedenle Fogg için sözleşme hükümlerinin uygulanması talebinin reddedildiği" duyuruluyordu. Ancak, AB ile "yani, öyle yada değil, sözlü anlaşma" yapmayı âdet haline getirdiği anlaşılan İsmail Cem arasında kapalı kapılar arkasındaki anlaşma sonucu, bu defa Adalet Bakanlığı, Viyana Sözleşmesinin olayda göz önünde tutulması gerektiği" formülü ile "AB-İsmail Cem" anlaşmasını "deşifre" etti. Bu pazarlığın, yazışmalara yansıyan belgeleri de, Aydınlık'ın elinde...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MİLLİ GÜÇLER İLE ATLANTİKÇİLER ARASINDA BÜYÜK MÜCADELE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 02:22

"Bankamatik Suçları" Kapsamında!

Ne var ki, Aydınlık ve Ulusal Kanal, Karen Fogg ve şebekesinin marifetlerini açıklamaya devam ediyor, yurtseverler de seslerini giderek yükseltiyordu. Karen Fogg, sanki Türkiye'de büyük bir milli uyanış olsun diye bu yazışmaları yapmıştı. Bu durumda İsmail Cem'in bürokratları da görevlerine dört elle sarıldılar elbette. "Haberleşme güvenliğinin korunmasına yönelik sorumluluklarımız bulunduğu hususu göz önünde tutularak... uygun görülecek tüm tedbirlerin bir an önce alınması'nı buyurdular.

İstanbul Basın Savcılığı ise, Basın Yasası ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı halde, "bankamatik suçları" için 1991'de çıkartılan yasayı zorlayarak Adalet Bakanlığı'nın talimatı ile soruşturma açtı.

Davaya Yargıtay'ın içtihatları gereği "Sulh Ceza Mahkemesi"nin bakması gerekiyordu. Ne var ki. Basın Yasası'nın 36. maddesine göre de "basın yoluyla işlenen suçlara" Sulh Ceza Mahkemeleri bakamıyordu. Dava, çaresizlik içinde Asliye Ceza Mahkemesinde açıldı.

Yayımlanmamış Yazıya Yasak! Brüksel'den Gelen "Sansür Özgürlüğü"

Ne var ki, sorun çözülmemişti. Çünkü AB, yayının durdurulmasını istiyordu. Bankamatik suçlarına dayanarak, "yayım yasağı" uygulamasına gidilmesi mümkün değildi. Yayım yasağı için, kanunlarda dayanak yoktu.

Karen Fogg Şebekesi, yeniden devreye girdi. Aydınlık'ın açıklamaları, AB'yi ve hükümeti zor duruma soktuğuna göre, bu gerekçe ile "yayım yasağı" çıkartılamaz mıydı? Ceza mevzuatını tekrar gözden geçirdiler. Bula bula "devlet sırrının açıklanması'na ait TCK 136. maddeyi buldular. Bu defa, DGM Savcılığı'na talimat verildi. "Türkiye devletinin emniyeti ve siyasi yararları için. Karen Fogg'un yazışmalarının gizlenmesinin uygun olacağı" gerekçesi ile yayım yasağı konulması istendi.

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 21 Şubat 2002 Perşembe günü seçim bölgesinde, gazetecilere şu açıklamayı yaptı:

"Şimdi aldığım habere göre, Aydınlık dergisinin yayını durduruldu. Karen Fogg Hanımefendi ile Avrupa Birliği arasındaki yazışmaların açıklanması önlendi."

Elbette önlenemedi, önlenemezdi. Hukuku çiğneyen bu tutumları, yalnız Türk yargısı değil, tarih de mahkûm etmiştir. Ecevit'in başbakanlığındaki DSP-MHP-ANAP iktidarının kara sayfalarıdır bunlar.

AB Temsilciliğinin Rezaletleri "Türk Devletinin Sırrı" Oluyor

İstanbul DGM Yedek Hakimliği'nin kararına göre, "açıklanması, Türkiye devletinin emniyetine ve siyasi yararlarına aykırı bulunan bilgilerin ifşa edileccği tespit edildiğinden" Aydınlık'ın yayımı durdurulmuştu. Yayımın durdurulmasını talep eden DGM Savcısı ile yasak kararını veren DGM Yedek Hakimi, "AB Temsilciliği'nin rezaletleri" ile "Türkiye devletinin sırlarını" birbirine karıştırmışlardı. Dahası, yasak kararının dayandırıldığı kanun maddeleri "yayımın durdurulmasına" olanak vermiyordu. Henüz yayımlanmamış bir yazının yasaklanmasını sağlayacak kanun maddesi, sınırlıydı.

Uygulamalar gösterdi ki, ne Adalet Bakanlığı, ne Savcılıklar, TCK'nın 136. maddesinin "incelikleri" konusunda bilgi sahibi. Aydınlık'ın hukukçuları ise, bu maddenin ve tatbikatının kitabını yazabilirler. Çünkü. Türkiye'de TCK 136. maddeden bugüne kadar 50 dava açılmışsa, bunun yüzde 60'ı Aydınlık'ı susturabilmek için açılmış ve Aydınlık, 12 Eylül dönemindeki "iki" dava dışında, hepsinden beraat etmişti. Bu davalara ait dosyaların asıllarını, Adalet Bakanlığı SEKA'ya gönderip, hamur yaptırmıştı ama, dava dosyalarının kopyaları, Aydınlık arşivinde duruyordu.

Bu maddenin uygulanabilmesi için, öncelikle, ortada bir "devlet sırrı" olması gerekiyor. "Devlet sırrı" kavramı ise, devlet sırlarını Karen Fogg'a açan İsmail Cem'in veya hükümetin keyfine göre belirlenmiyor elbette. Acaba, Fogg'un, Türkiye Cumhuriyetine karşı yıkıcı faaliyetini yansıtan yazışmaları nasıl olup da, "devlet sırrı" sayılacak? Mümkün, eğer bizim devletimiz AB ise.

Hükümet, şu sorulara cevap vermelidir:

1. AB'nin Türk devletinin hakkından gelme faaliyeti, hangi devletin sırrıdır?
2. Yabancı bir devletin yazışmaları ne zamandan beri Türk devletinin "sırrı" kapsamına alınmıştır?
3. Hükümet, Karen Fogg'un "devlet sun" saydığı yazışmalarının içeriğini bilmekte midir? Bilmediği bilgi, nasıl Türk devletinin sırrı olmaktadır?
4. Fogg'un, yazışmalarının tarafları ve muhatapları, Türk devletinin kamu görevlileri olmadıkları halde, hangi hak ve yetkiye dayanarak, devlet sırlarına ortak olabilmektedir?
5. Devlet sırları, "elektronik posta" yoluyla, internet sitelerinden nakledilebilir mi? Bunun yasal dayanağı nedir?
Kısacası, AB ve Fogg rezaletinin üstünü örtmek isterken, Avrupacı hükümet, "çıkmaz sokağa" girdi.

Karen Fogg'un Yargı Dokunulmazlığı Kalmamıştı

Şişli Cumhuriyet Savcılığının 2002/8068 Hazırlık sayısında kayıtlı soruşturmanın önemi, Karen Fogg'un bu olayda, "müşteki" durumunda bulunmasıdır. Bir televizyon programında yaptığım açıklama nedeniyle yürütülen soruşturma, Fogg'un şikâyetine dayanılarak yürütülmüştür.

Kamuoyunca bilindiği ve Viyana Sözleşmesinin 32. maddesi 3. bendinde belirtildiği üzere,

"Bir diplomatik ajan veya 37. madde gereğince yargı bağışıklığından yararlanan bir şahıs tarafından yargı yoluna başvurulması, onun (diplomatın) esas dava ile doğrudan ilgili herhangi bir mukabil iddia karşısında yargı bağışıklığı ileri sürmesine engel teşkil eder."

Karen Fogg'un, Şişli Cumhuriyet Savcılığının 2002/8068 Hazırlık sayısında kayıtlı soruşturmada müşteki sıfatı alması nedeniyle, yargı bağışıklığı kalmamıştı. Ne var ki, savcılar, Türkiye Cumhuriyeti hukukunu uygulama iradesine sahip değillerdi.

Karen Fogg ve işbirlikçilerinin Suçu

Karen Fogg'un ve suç ortaklarının Türkiye'de işlediği cürmün tanımı, Türk Ceza Kanunu'nun 127. maddesinde yapılmaktadır.

Bu maddede ne mi var? Buyurun, birlikte okuyalım:

- Milli menfaatler aleyhine hareketlerde bulunmak maksadıyla yabancıdan velev ki bilvasıta olsun, kendisi veya başkaları için para veya herhangi bir menfaat veya vaad kabul eden vatandaş, eğer fiil, daha ağır bir cürüm teşkil etmiyorsa üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
- Aynı ceza, para veren veya sair menfaat temin veya vaad eden yabancı hakkında da tatbik olunur.
Karen Fogg, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik ve bağımsızlık haklarını koruyan İşçi Partisi Genel Başkanının ve Aydınlık Sorumlu Müdürü Emcet Olcaytu'nun cezalandırılması için, yargı bağışıklığından vazgeçmiştir.

Bu durumda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeli'ne düşen görev, Karen Fogg ile birlikte, vaat edilen menfaatlar karşılığında gizli faaliyetler yürüttüğü tespit edilecek kişiler hakkında, soruşturma açılması için, Cumhuriyet Savcılığı'na talimat vermekti. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti hukukunu uygulayacak bir hükümet de bulunmuyordu.

Ülkede Tek Bir Savcı Kalmadı nu?

Hükümet, ya Karen Fogg'u derhal sınırdışı etmeli ya da hakkında soruşturma açtırmalıydı.
Bu açıklamaları sürekli yineledik. Aynı zamanda, CMUK'nun 151. ve 153. maddeleri uyarınca, savcılıklara suç duyurusunda bulunduk.
Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nın 2002/8068 Hazırlık sayısında kayıtlı soruşturma dosyasındaki belgeler ile bugüne kadar açıkladığımız belgeler ve içerikleri Cumhuriyet Savcılarının, Karen Fogg hakkında soruşturma açması için yeterliydi.
Bu ülkenin Cumhuriyet'i savunan, devletin bağımsızlığını savunan, yabancı devletlerle birlikte yıkıcı faaliyette bulunanların yakasına yapışacak tek bir savcısı bile yoklu.

Bugün var mı?

Daha ürkütücü olanı, ülkenin başında AB talimatları dışında davranabilecek bir irade, bir hükümet yoktu. Bugün var mı?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir