Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hunlar Devrinden Kalan Arkeolojik Malzemeler

Burada Batı Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hunlar Devrinden Kalan Arkeolojik Malzemeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:51

HUNLAR DEVRİNDEN KALAN ARKEOLOJİK MALZEMELER

Avrupa'nın, özellikle Macaristan'ın hayal dünyasında ve tarih kitaplarında, edebi eserlerinde, resimlerinde Hunlar silinmez bir iz bıraktı. Özellikle koyun ve at sürülerini süren at üstündeki çobanlar, süs eşyaları takmış panter kürkü içindeki savaşçılar, tahtın üzerinde oturan haşmetli, sert büyük kral Attila'nın tören yemeği gibi Hunları tasvir eden hayali resimler kitap sayfalarını süsledi. Bu sebeple hakkında çok şey söylenen, fakat az şey bilinen Hunları daha iyi tanıma gayesiyle hüküm sürdükleri sahalar arkeologları cezbetti. Bunun neticesinde Volga, Dinyeper ve Tuna bölgesinde birbirleriyle irtibatlı arkeolojik miras keşfedildi. Bu buluntular yer, zaman ve karakter açısından gerçekten Hunlara ait idi. Özellikle Hun bakır kazanlarının zamanı ve kökeninin belirlenmesiyle, onların menşei, izleri iç ve Doğu Asya'ya yani Asya Hunları'na kadar takip edilebildi.

Nitekim Doğu Kazakistan ve Moldavya Cumhuriyeti arasındaki bölgede şimdiye kadar yapılan kazılarda, Hunlar zamanına ait olduğu belirlenen 25 mezar açığa çıkarıldı. Ayrıca Tuna ağzı ile Alpler arasındaki Tuna ülkelerinde 10 tane kazı kompleksleri bulundu. Buralardan çıkartılan çok sayıdaki materyaller neticesinde, daha önce bulunan ve müzelerde sergilenen çok sayıdaki parçanın da Hunlara ait olabileceği düşünüldü. Kazılarda, Hun İmparatorluğu'nu kuran, yöneten, üst ve orta tabaka mensuplarından kalan arkeolojik miras ortaya çıktı. Bununla birlikte imparatorlukta çeşidi kavimlerin birlikte yaşaması, buluntuların tasnif edilmesinde mühim bir mesele teşkil etti. Arkeolojik kazılar, Orta Avrupa'da yanmış, terkedilmiş şehirler ve yerleşim yerleri, Karpatlar' da kül haline gelmiş yüzlerce köy ve kuleler de Hun ordusunun varlığını gösterdi. Bunun yanında Hunların çanak-çömlekçilik, bronz işleri, altın eritme sanatı, camcılık gibi el sanatlarıyla da uğraştıklarını; yuvarlak, arkası kabarık geometrik köprücüklerle süslenmiş, iğne delikli büyük metal ayna, çengelli iğne gibi kullandıkları malzemenin, hareket sahalarında moda haline geldiğini öğretti. Hun arkeolojik eserleri, şüpheli olanlarla birlikte 5.000.000 km'lik bir alana yayılı idi. Hepsi aynı zamana ait olmayıp, 100-150 yıllık bir dilimi kapsıyordu. Hunların arkeolojik buluntuları Volga'nın doğusunda, Ural ile Ob ırmakları arasındaki büyük düzlüklerde (Tugoswonowo, Kanattas, Kysyl-Adyr, Musljumowo, Mertwije Soli, Fedorowka, Schipowo), Volga'nın ünlü geçiş yerinin iki tarafında kurulmuş olan Saratov bölgesinde ve Volgagrad'ın sınır bölgesinin güneyinde (örnek: Wladi-mirowskoje, Mancstadt, Pokrowsk'taki bir çok buluntu yerleri, Bere-Sowka, Seelman, Rownoje, Kurnajewka, Werchneje Pogromnoje, Nishujaja Dobrinka) ortaya çıktı. Ayrıca Kuzey Kafkasya'nın orta bölgesinde (Sdwishenskoje, Kudenetowo, Selenokumsk, Chasawjurt, Bylym Osrukowo, Naltschik-Wolnij Aul, Kumbulta, Werchnaja Rutcha, Galajty); Dağıstan'da Hazar Denizi yakınları (Kisclıpek, Utamisch, Iragi), Dnjepropetrowsk, Saporoshje ve Kerson'un Dinyeper'in aşağısından Kırım yarımadasına kadar uzanan bölgesinde (Igren, Nowo-Iwanowka, Tokmak yakınındaki Makartet, Osipenko, Melitopol, Dmitrowka, Nowogrigonewka, Zjuvrupinsk yanında Aleschki, Schtscherbata vadisi, Rudensk, Nikopol yanında); Kırım yarımadasındaki Step bölgelerinde (Kere, Marfowka, Beljaus iki buluntu yeri ile Feodossija, Krosssnog-Wardeiskoje yanında Kalinino, Tschikarenko); Güney Rusya ve Prut arasında (Antonowka, Tiligul, Olbia); Dinyester ve Prut kıyısında, Doğu ve Batı Moldavya (Concesti, Buhaeni, Maritea, Resino yakınlarında Schestatschi); Güney-doğu Karpatları Tuna bükiyle Dobruca'yı bağlayan ve kordon altına alan Buzau vadisinde (Balteri, Gheraseni, Suditi, Cilnau); Oltenien'de (Desa, Hinova, Hotarani, Celei-Sucidava, Coşovenii de Jos) kazılar yapıldı.

En eski Hun arkeolojik buluntusu, 1831 yılında Silezya Jedrzychowice (arkeolojik literatürde Höckricht diye tanınıyor)'de alçak bir kum tepesinde gün ışığına çıkarıldı. Burada bronzdan yapılmış taşla, günümüze kadar sağlam olarak kalan bakır kazan, değerli taşlarla süslenmiş altın levha, değerli taşlarla süslenmiş altın tokalar, altın kemer uçları, altınla yaldızlanmış bronz tokalar (bunlar kemer, çizme belki de at koşumlarının süsleri olabilir) ele geçti. Bu kazı kompleksi, bugünkü bilgilere göre bir mezar yeri idi. Ayrıca Ukrayna'da Makartet'de altın kaplı kayış ucu, altından elbise süsü, yularlar, uzun kılıçlar, üç kanatlı ok uçları, bakırdan kazan parçalan bulundu.

Fakat bunların ne tür kazan parçaları olduğu bilinmemektedir. Büyük bir kısmı yalnızca parça halinde kalmış olan Hun kazanları, orjinal olarak ayak halkasıyla birlikte 35-100 cm. yüksekliğinde ve Orta Asya menşeli idi. Genel olarak küçük, yuvarlak geniş ağızlı bronz kazanlar daha M.Ö.'lere ait kurganlarda mevcuttu. Bu sebeple, bronz kazanlarının bazıları tarafından İskit eserleri olarak gösterilmesi tesadüfi değildi. Oysa Hun kazanlarının çıkış noktası İskitler değil, ataları olan Asya Hunları'nın yaşadıkları bölgeler idi. Nitekim Asya Hun prens mezarlarından Noin Ula sahasında aynı tip kazanlar ortaya çıktı. Bu sebeple aynı teknik ve işleme özelliklerini gösteren çok sayıda kazanın Obi ırmağından Troyes şehrine yani Mauriacum savaş alanına kadar bir çok yerde bulunması (Avrupa Hunlarının genişleme sahaları), Asya-Avrupa Hunları'nın devamlılığını karakterize etti.

Hun kazanlarının çoğu Avrupa'da, Tuna'nın kuzeyinde Romanya düzlüklerinde ve Tuna-Tisa arasında ortaya çıktı. En büyük ve en görkemli, 1 metre yüksekliğinde, 40-50 kg. ağırlığındaki Hun kazanı, Tisa vadisinden 1516 km. uzaklıkta Nagyszeksos'da ele geçirildi. Nagyszeksos altın buluntusu, aynı zamanda sel suları bölgesinde, kum tepeleri yanında (Szako-halom kenarındaki çok eski yerleşim tepesinde, Törtel sınırında) ortaya çıktı. Bu buluntular Attila'nın ordu merkezinin Tisa çevresinde, tahminen Körös'un güneyindeki bölgede doğu nehir kıyısında olduğunu düşündürdü. 71 cm. yüksekliğindeki Ionesti kazanı ise, Buzau'da, Hun ordusunun işgal edemediği Arges vadisinde bulunması bakımından enteresandı. Ezilmiş, kulp ve tabanı tahrip olmuş vaziyette idi.

Bulunan Hun kazanlarının adak yani ölü kurbanı kazanı olduğu ileri sürüldü. Halbuki irili, ufaklı kazanlar, Asya Hunları'ndan beri günlük ihtiyaçlar için kullanılan eşyaların arasında yer alırdı. Bunun yanında eskiden beri ölünün ardından yemek verme adeti bulunduğundan, mezarlardan çıkan ihtişamlı kazanların da, büyük kitlelere verilen yemek için kullanılan kazanlar olduğunu ortaya koydu. Yani bulunan kazanların hiçbiri iddia edilenlerin aksine, ölülerin yakılması ve küllerinin saklanması için kullanılan kazanlar değildi.

Hunlar zamanına ait Törtel kazanları, iki kulplu, kenarları süslü, iki yerinden delik tabanlı, kırık ayaklı, mantar biçimli olarak gün ışığına çıktı. Ya kasten zarara uğratıldı yahut ağır hasarlara sebep olabilecek şekilde kullanıldı. Kazan dışarıya çıkarıldığında, beşte ikisi harap olmuş durumdaydı. Bir kulpu kırıktı ve tabanında kömürleşmiş lekeler görülebiliyordu.

Kapos vadisinde bulunan Högyesz kazanının da tabanı iki yerinden delinmişti ve bir kulpu kırıktı. Bennisch-Benesov kazanından kopmuş parçalar da bir dağ yamacında bulundu. Çıktığında yanık bir halde idi. Moldavya'da bulunan kazan da yanık izleri taşıyordu. 80 cm'lik derinlikten, bir bakır tabakadan dökülmüş çanakla birlikte dışarıya çıktı. Bunların yanmış ve harap halde bulunmasının insan kurbanı meselesiyle alakası yoktu. Çünkü ele geçirilen mezarlarda bir tek yanmış kemiğe rastlanılmadı. Bunun sebebi, buluntuların az derine gömülmesi sonucunda, Hun zamanından beri tabii zararlara maruz kalması idi. Mezarlarda kazanlar bulunmasının en büyük nedeni ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ölünün arkasından verilen ziyafet ve ölen kişinin şahsi eşyaları ile gömülmesiyle alakalıydı. Nitekim 1977 yılında Ural nehrinin öte yanında, Kysyl-Adyr'de, küçük taş plakalarla kapatılmış bir mağarada ele geçen buluntulardı. Burada Avrupa Hunları'ndan kalma mantar kulplu bakır kazanla beraber, daha uzakta demir bir kılıcın kapak parçaları, yay artıkları, üç kanadı ok uçları, koşumlar ve hayvan kemikleri bulundu.

Karpat havzasında bulunan bakır kazanlar, en çok Hun askeri bölgesi olan Pannonia'da ele geçti. Ayrıca Kapos vadisinde eksik ayak halkalı 60 cm. yüksekliğinde bakır kazan bulundu. Högyesz köy arazisinde ve Varpalato'da da kenarları harap olmuş, işlemeli kazanlar ele geçti. Troyes, Razova-Benesov (Raase-Mahrisch, Hotarani, Olteni ve Bosna), Tuna'da Sucidava'da da sadece kazan kulpu parçaları bulundu. Şimdiye kadar bulunan kazanların yapımı ve kullanımı, Hunların her dönemde nerelerde olduklarının delilleri idi. Kazanların farklı atölyelerde, farklı materyallerden, farklı ölçülerde, sayısız varyasyonlarda yapılması ve yayılması, Hunların saldırılarının ağırlık noktası ve basamaklarıyla özdeş idi.

Kaynakça
Kitap: AVRUPA HUN İMPARATORLUĞU
Yazar: ALi AHMETBEYOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HUNLAR DEVRİNDEN KALAN ARKEOLOJİK MALZEMELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:52

Hun arkeolojik buluntularının değişik bir grubu Höckricht'te bulunan kırmızı değerli taşlarla kaplanmış altın levhalar idi. Bunlar belki de parçalanmış olan tacın parçalarıydı. Bunların kenar süsü ve değerli taşlarla kaplanmış üst yüzeyi, Macaristan'da bulunan Csorna altın tacıyla benzerlik gösteriyordu. Bu taç, tek olarak gömülmüş bir kadının başında, mezarda bulundu. Daha sonraları benzer altın taçlar, Maldov'da Buhaeni'de ve Muntenien'de Gheraseni'de görüldü. En güzel örnek, önde ortada stilize edilmiş iki yırtıcı kuş kafası olan, "iki kartallı", aslında açılmış, iki taraflı gösterilmiş doğan başlı, Kere'de bulunmuş üç tabakadan yapılmış olan taçtır. Kerc'de bulunan taç, Volga'nın öte yanındaki Schipowo'da bulunan taca benzer. Yani Ob çevresinde Csorna'ya kadar uzanan taç buluntularının bir örneğini oluşturur.

Kere tacına da bir iskelet üzerinde rastlandı. Csorna, Buhaeni, Gheraseni ve Kerc'in aynı teknik ve aynı stilde yapılmış olan taçları, kendine özgü Hun kuyumculuk sanatı işi idi. Altın veya altınla yaldızlanmış gümüş taçlar, kırmızı ve birkaç farklı renkli değerli taşla yapıldı. Aynı stilde toka kaplamaları (en güzel örnekleri, Kistokaj tokası, buluntu yeri bilinmeyen bir toka ve Nowogrigorewka toka kaplaması) ve kılıç kını kaplamaları da görüldü. Kalinino buluntularındaki kaplamalar, Pecs-Üszögpuszta'da açığa çıkan kılıç kaplamaları, Bataszek'te ve Jakuszowice'dekiler, Budapeşte'deki Zuglo alun tacının kopuk parçaları, Zmajevac'da çıkarılan kemer başları, Jakuszowice ve Nowogrigorewka mezarlarında bulunan at koşum süsleme parçaları, Hun kuyumculuk sanatının güzel örnekleri idi.

Metal taçların kullanılması, Don ağzının batısında direkt olarak ne Hunların görünmesinden, ne de Hun imparatorluğu'nun yıkılmasından sonra moda idi. Fakat Hunlar zamanından kalan yirmiden fazla kadın mezarından çıkan taç mevcuttu. En doğuda bulunan altın taç Ob ile Baltık denizi arasındaki bölgede, en batıda ise Csorna'da ortaya çıktı. Çünkü Hun yerleşim yerleri buralar idi. Daha batıya doğru gidildikçe sadece ordular bulunurdu. Bulunan taçlar, asil Hun kadınlarının lüks takılarıydı.

Avusturya'nın ortasındaki Untersiebenbrunn'da bulunan zengin, farklı buluntular oldukça dikkat çekti. Bu kazılarda ortaya çıkan buluntular, her elbise için kullanılabilecek altın çengelli iğneler idi. Erkekler gibi ata binen, bu sebeple dar, vücuda oturan, yüksek yakalı düğme ve kopçayla kapanan, genelde kemerle bir araya toplanan Hun kadın elbiseleri için, çengelli iğne kullanmak gerekli değildi. Bunları, birlikte yaşadıkları kavimlerden, normal kültür alış verişi içerisinde aldılar ve ziynet eşyası olarak Hun kadınları tarafından da kullanıldı. Çengelli iğnelerin ekseni bir yarım daire biçimli, iğne tutucusu bir kaç köşeli bir tabaka tarafından örtülmüştü. Böylece süslenme için kullanma imkanı oluştu. Taşlarla süslenmiş ve altın tabakayla kaplanmış çengelli iğneler, Hun zamanındaki Doğu Germen kadın süslerinin bir parçası idi.

Arkeolojik kazılarda ele geçirilen Hunlara ait malzeme içerisinde en önemlisi ok ve yaylar idi. Hun askerlerinin en önemli aksesuarları, bir Avusturyalı araştırmacının da dediği gibi, elastiki ağaçtan yapılmış, iki ucunun sonu ve ortası kemik levha ile sertleştirilmiş, bundan dolayı bileşikler yayı diye de adlandırılan, "mucize silah", ters hareket edebilen "reflex yayı" idi400. Doğu Avrupa'da şimdiye kadar hiç tanınmıyordu. Volga-Dinyeper bölgesinde, Kerç yarımadasında Katakomb'da, Kuzey Pontus şehirlerinin yıkıntılarında (Tanais, Tiritaka) ortaya çıktı. Yaylar, Hunlar tarafından babadan oğula miras bırakılırdı. Hunlar arasında yay yapan ustalar çok sayıda bulunmakta idi. Batı Pannonia'da tahrip edilmiş bir mezarda, hemen hemen tamamen sağlam, yedi parçadan oluşan kemik sertleştirici bulundu. Viyana Semmering (Avusturya)'de uzunluğu 140-160 cm olduğu tahmin edilen en uzun yay artığı bulundu. Fakat bu uzunluğun, yayın gerilmiş yahut gerilmemiş veya yayın bütün uzunluğu ile alakalı olup olmadığı açıkça ifade edilmedi. Bu sebeple Hun yaylarının çok büyük ve 1 metreyi aşan uzunlukta olduğu düşünüldü. Ancak İç-Asya'daki mezarlarda bulunan yaylar tatmin edici sonuçlar verdi.

1939 yılında Kırgızistan'da Kenkol'de erken Hun devirlere ait olduğu kabul edilen Katakomb mezar açıldı. Deforme olmuş kafataslı bir adam cesedinin yanında asimetrik, kemikle sertleştirilmiş bir yay bulundu. Bunun gerilmemiş durumdaki uzunluğu 105 cm. idi ve 81 cm'lik bir oku vardı. Yayın kemik levhası Avusturya-Semmering yayının ilk örneğiydi. IV-V. yüzyıllarda Hun fatihleri, daha büyük, daha iyi iş görebilen yaylar ve oklarla donanmışlardı. Kysyl-Adyr buluntuları bunun güzel örneği idi.

Hun yaylarının gerilme mesafesi konusunda önemli bir delil, Kazakistan'daki Aktöbe mezarının bulunmasıyla elde edildi. Burada bulunan yayın gerilim uzunluğu 120 cm, gerilince ise 120 cm'i biraz aşardı. Ayrıca Sewakino kurganında ve Moğolistan'da Hunlara ait asimetrik yaylar ele geçti. Bunların uzunluğu 130-135 ve 120 cm idi. Bunlara istinaden Semmering yayının uzunluğu 120-130 cm olarak tahmin edildi. Aktöbe mezar buluntusunda, kayın ağacı kabuğundan yapılmış 77 cm. uzunluğunda Hunlardan kalma bir okluk bulundu. Bunlara paralel olarak Hun devrinde kullanılan okların üç kenarlı, demirden ve eşkenar dörtgen biçimli, yan kesimli, 3-9 cm. arası uzunluğunda ok uçları vardı. Bunların yanı sıra baklava biçimli yapraklı, çivi stilinde düz ok uçları elde edildi. Ayrıca kemikten yapılmış ok uçları da mevcuttu. Ob çevresinde, Tugoswonowo mezarında bulunan oklukta, demir ve kemik uçlu 32 parça ok çıkarıldı. Bunların yanında Nowogrigorewka, Rownoje, Fedorowka ve Aktöbe mezarlarında da çok sayıda ok bulundu.

Ok ile yayın yanında kılıç da Hun süvarilerinin temel silahı idi. İki ağızlı, oldukça dar saplı ve genelde güçlü, kırılmaz olan uzun kılıç, Altaylar, Doğu Urallar, Orta Asya ve Kafkasya'dan, Güney Rusya, Ukrayna bozkırları üzerinden Orta Avrupa'ya kadar biliniyordu. Bu kılıç, Germen kılıçlarından daha dar sapı ve aslında zorunlu olmayan çelme sopası ile ayrılırdı. Mezar ve buluntularda çok sayıda Hun kılıcı ortaya çıktı. Hun kılıçları püsküllü süs askıları ile süslü idi. Necef taşı, akik taşı, kalber taşı, kehribar taşı veya magnezyumdan itinayla kesilmiş, kenarları yuvarlanmış silindir yahut düz parçalarla süslüydü. Bunlar 3-6 cm çapında ve altın parçalarla süslü idi. Bu parçalar, aslında parçalar üzerine sokulmuş asılı kulakçıkların kafalarını gösterirdi. Fakat bugüne kadar bu asılı parçacıkların kılıca ne ile ve nasıl takıldığını belirlemek için güvenilir bir buluntu ele geçmedi. Yalnız bunların saptan 15-20 cm aşağıya sarktığı kesindi. Bunların ne anlam taşıdığı bilinmemekte ise de, kılıç sahibinin rütbesini temsil ettiği düşünülmüştü.

Tschegem, Seleno-kumsk, Kerc-Glinischtsche, Nowogrigorewka, Pecs-Üszögpuszta, Bataszek, Pouan, Tournai buluntularında kılıçlar bulundu. Bunlar arasında, böyle kılıçların çok nadir izlerine rastlanması, bunların az sayıda olduğunu düşündürdü. Kılıçtan başka tek ağızlı bıçaklar, Hunların yakın muharebe araçlarından idi. Bu bıçaklar savaş ve av esnasında kullanılırdı. Szirmabeseny, Viyana-Semmering, Leopoldau, Grosswardein, buluntularında bu tip bıçaklar ortaya çıktı. Bir ya da birkaç küçük bayrakçıkla süslü kargı, Güney Sibirya kaya resimlerinde ok ve yayla birlikte Hun süvarilerinin kıymetli silahı olarak gösterildi. Kargı, ölü gömme töreni sırasında, ölenin mezarı üstüne onun anısına dikilirdi. Kargı demirleri, Hun kazı komplekslerinde çok az sayıda ele geçti. Ayrıca koruyucu malzeme olarak Kischpek mezar buluntusundan parçalanmış bir zırh ve şimdiye kadar tek örnek olan miğfer gün ışığına çıkarıldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HUNLAR DEVRİNDEN KALAN ARKEOLOJİK MALZEMELER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:52

Bu arada daha önceleri ele geçirilen, kesik uçlu, boynuz biçimli, altın yahut altın kaplamalı, üç köşeli süs levhalarının, son yıllarda yapılan tatbikler neticesinde eyer kaplaması olduğu anlaşıldı. Nowogrigorewka buluntularında dikey oluklarla süslenmiş bronz kenarlı eyer bulundu. Ayrıca Pokrowsk tepe mezarında oluklarla süslü, kuşağı gümüş tabakayla kaplı, pul örnekli bir eyer teçhizatı ortaya çıkarıldı. Bunların dışında Mundolsheim'de; arka yüzeyinde sayısız tahta ve deri izleri olan, tamamı bozulmadan kalmış olanla, Pecs-Uszögpuszta'da oluklarla süslü, gümüş çevre bantları altın kaplama ile donatılmış olan eyerler ve Schipowo tepe mezarında da eyer tahtası üzerinde, altın levhadan yapılmış eyer süsleme parçası bulundu. Burada süsler, uzaktan bile iyi görünecek şekilde eyer kaşında ve eyer tahtasının ön uçundaydı. Eyerin arka kaşının ise metal bir çemberi vardı. Bu görünürdeki süsler Hun devri için karakteristikti.

Nitekim kılıç kınları ve kılıcın tutulacak yerlerinin de yalnızca ön yüzleri süslüydü. Ayrıca Hunlara ait altından veya altın kaplamalı, pul süslemeli eğer takımları ve parçaları; Conceşti, Olbia, Nowogrigorewka, Kurnajewka, Kalinino, Kerc-Katakomb, Galajty, Pokrowsk, Woschod buluntusu, Şamara bölgesi Wiladimirowskoje tepe mezarı arkeolojik kazılarında ele geçirildi. Karpat Havzasından Pecs-Üszögpuszta, Panno-niahalma-Szeldomb, Budapeste-Zuglö, Levica tuğla fabrikası, Lengyeltoti, Keszthely-Gatidom, Szeged-Nagyszeksös buluntularında da at başlığı donanımları asılı süs parçalan bulundu.

Bu arada Hunlar gibi mükemmel süvariler, örülmüş ipten veya ağaçtan kesilmiş, deriyle kaplanmış, bronz levha ile sağlamlaştırılmış ata binmeye yarayan üzengileri mutlaka kullanmışlardı. Fakat bugüne kadar mezarlar ve buluntularda buna ilişkin hiçbir delil ortaya çıkmadı. At üzerindeki eyerlerin uçları ve üzengiler, reflex yayı kullanan Hun süvarilerine at üzerinde rahatça ok atma imkanı sağlardı.

Macaristan'da Pecs Uszögpuszta kazılarında 70 cm derinlikte, geniş bir alana yayılmış komplekste bir kısmı yok olmasına rağmen 66 parça altın eşya bulundu. Bunların Hun askeri tabakasının ihtiyacı olan herşeyi içine aldığı anlaşıldı. Bunlar arasında en dikkat çekeni, 30 parçalık at koşum takımları ile demirden yapılmış bir dizgin, altınlanmış bir ağız tıkacı, altın işlemeli ahşap bir eğer ve gem kayışlarının uçları idi. Kayış uçları erkek ve kadın kemer süslerinin aynısıydı. Hunlardan kalan kemer uçları genelde yılan örnekli, değerli taşlarla süslü, altınla kaplı, bronzdan idi. Pecs buluntularında ayrıca altınla kaplanmış okluk, okların üç kanadı demir uçları (bunlar reflex yayına aitti), demir kargı uçları, uzun saplı iki ağızlı süvari kılıcı, değerli taşlarla bezeli kılıç kınına ait ağız çemberi, altın kaplaması ve kılıç süsleri ortaya çıktı. Macaristan'da 1979 yılında Pannoniahalma-Szeidomb'da yerin çok az derinliğinde 2 demir kılıç ve 2 yular bulundu". Ayrıca Ukrayna'da Makartet buluntusunda da 3 kılıç ve 3 yular ele geçirildi. Bataszek buluntularında ise, altın ile kaplı kayış ucu, oval halkalı, ağır, delikleri değerli taşlarla süslenmiş alun kemer ile altınla kaplanmış kılıç ve altın tokalar bulundu. Buradan çıkan tokaların benzerleri Cilnau, Jakuszowice, Radensk, Pawlowka, Nowogrigorewka, Nowo Iwanovka ve Kırım buluntuları arasında da çıktı412. Bu tokalar özellikle çizmeyi ayak bileğine bağlayan kayışı süslüyordu ve aynı zamanda rütbe göstergesi idi. Ayrıca Szeged çevresi, Alcsut-Vertesszentgyörgy, Marcalhaza, Baritudvar, Sabor, Tolna, Kispirit, Gardos, Mörbisch-Ried, Goldberg buluntu yerlerinde de yuvarlak kemerle, kılıç kayışları, çizme tokaları ele geçti. Bunlar altın, gümüş ve kırmızı değerli taşlarla süslü idi. Leng-yeltoti mezar buluntusunda gümüş kemer tokası, kayış uçları, bir kılıç ve at koşum tokası ortaya çıkarıldı. Taska-Fehervizi de ise kılıç, altınla süslü çizme tokası, kılıç kayışı ve kılıç süslemesinde kullanılan kehribar taş parçası bulundu. Hunların oval veya tam yuvarlak çizme tokaları Kafkasya'dan, İtalya ve Galya'ya kadar yayılmıştı.

Hunlardan kalan altın parçalar içerisinde en değerlisi eskiden Szeged'e ait, şimdi ise Röszke sınırı içinde olan Macaristan'daki Nagyszeksos'da bulunan 470 gr. ağırlığındaki altın kolyeydi. Altın kolyeler Doğu Kazakistan'dan Tuna bölgesine kadar Hun mezarlarında çıkarılmaktaydı. Ayrıca Kesztely buluntularında altın çizme bağı bulundu. Bu bir Hun erkek çocuk mezarından çıktı. Bunlardan başka buluntular arasında kaplar ve bu tür şeylere işaret eden parçalar da vardı. Mesela 8 yapraklı çiçek desenli camlı bir tas, yuvarlak cam veya değerli taş levhalar ile süslü ayaklı kupa, tahta taslar, çanaklar (bunların bazılara altınla süslü idi) ve altın tas ele geçti. Hunlar zamanından kalma Ukrayna'daki Makartet buluntuları arasında, iki uzun kılıç, bir bakır kazanın kırık parçaları, demir tutamaklı eritilmiş bir bronz kazan parçalan, üçüncü bir kılıç parçaları, elbise süsü olarak kullanılan altın payet, yular, üç ağızlı yay ucu, yılan örnekli altınla yaldızlanmış gümüş kaplamalı kayış uçlarının yayında, altın bir yüzükle üzeri oymalı kıymetli taşlarla süslü bir başka yüzük ile hayvan başlı altın bilezik dikkat çekti.

Nikopol yanındaki Kapulowkai'da da taşlı yüzük bulundu. Ayrıca Hunlar devrinde cırcır böceği şeklinde yapılan süs eşyası çok yaygındı. Asya Hunları'ndan beri cırcır böceklerinin değişik madenlerden yapılarak kullanıldığı ve bunların rütbe ifade ettiği bilinirdi.

Melitopol-Kzlyjarskaja'da 1945, 1947-48 yılı kazılarında kafatasında taç bulunan kadın mezarı, Sclupowo, Mertwije Soli mezarlarında ise silahlı olarak gömülmüş Hun iskeletleri ele geçti. Ayrıca Dulceanca ve Koktal'de altından ve değerli taşlardan yapılmış taçlar bulunan Hunlar zamanından kalma erkek cesetleri bulundu.

1808'de Kuzey Moldavya'da Conceşd'de bulunan mezarın zengin ve makam sahibi olduğu düşünüldü. Çapı yarım metreden büyük, kenarı hayvan figürleri ile süslü gümüş bir kase de bulundu. Kazakistan'ın Aktöbe bölgesinde Hun dönemine ait tuğladan yapılmış bir mezar ortaya çıkarıldı. Ölü, sağlam olan tahta tabutun içerisinde sırt üstü vaziyette idi ve kafasının sol tarafında tahta tencere ile tahta testi, sol kulak bölgesinde ise alınlık veya küpe mevcuttu. Sol kolunda iki tane ok, üzerinde ise savaş bıçağı ve demir bir kuşak duruyordu. Ayrıca süslü bir torbanın içerisinde gerilmemiş uzunluğu 120 cm olan, kemik desteklerle özenle bezenmiş hafif asimetrik bir yay ile, kayın ağacından yapılmış 77 cm uzunluğunda ok kabı, kuzu postu, demir bıçak bulunmuştur.

Kazakistan'ın kuzey sınırında, Ural ile İlek nehirleri arasındaki bölgede 1977 yılında mezar izlerine rastlandı. Burada kırık vaziyette ayaklı bir kazan, 85 cm uzunluğundaki kılıcın parçaları, at kemikleri, yay parçaları ve 14 ok ucu, silah kemerine ait bazı parçalar, kemerin tutturulmasına yarayan demir askı, küçük bir demir kemer, gümüş yüzük ve kıyafet tespit edildi. Burasının ileri gelen bir Hunlu'nun mezarı olduğu tahmin edildi.

Sovyetler Birliği'nin Balkar bölgesinde, Hun devrinin lider şahıslarının gerçek gömülmeleri hakkında fikir yürütülmesinin yegane örneği olan bir mezar bulunmuştur. Hun devletinin büyük şahsiyetlerinden Rua ile Attila'nın mezarlarının da, çok daha zengin olmak kaydıyla buna benzediği tahmin edilmiştir. 41 cm çaplı alçak kurganın altından 2,5 m. derinlikten, 4,80 x 2,55 m. büyüklüğünde, güney-kuzey yönlü, ikiye bölünmüş kare şeklinde bir mezar odası ortaya çıkarılmıştır. 2,20 x 2,35 m. büyüklüğündeki ikinci odada kırık vaziyette bir iskelet ve yanında 28 cm. uzunluğunda demir ile, kemikler arasında da altın bir toka bulunmuştur. 3,60 x 2,25 m. büyüklüğündeki birinci oda'da ise demirden yapılmış, gümüşle kaplanmış bir kask, demir kulplu bronzdan yapılmış küçüklü büyüklü iki kazan, zengin at koşum takımları, paslanmış demirden bir zırh, bronz ve gümüşle süslü yıpranmış vaziyette tahta eyer, kısa bir kılıç, tahta ve topraktan kaplar, mavi taşlarla süslü altın tenekeler, altın tokalar ele geçmiştir. Mezardaki iskeletin Hunlara tabi olan Alanlı bir ileri gelene ait olduğu sanılmaktadır. Ortaya çıkan malzemenin Hunlar arasında kullanılan eşyayla aynı olduğundan, Hun ülkesinde ileri şahsiyetlerin defin şekillerine bir örnek teşkil edebileceği düşünülmüştür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Batı Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir