Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avrupa Destan ve Efsanelerinde Attila

Burada Batı Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Avrupa Destan ve Efsanelerinde Attila

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:49

AVRUPA DESTAN VE EFSANELERİNDE ATTİLA

Hunların Avrupa'da kısa süren hakimiyetlerinden gelecek kuşaklara hatıra olarak kalan zengin destanlar, yüzyıllar süren tarihi bir gelişimin ürünü idiler. Hunlar hakkında oluşan destanlar; çeşitli dönemlerin, kavimlerin düşüncelerini, anılarını, hayallerini ve fantazilerini yansıtırlar. Attila muhteşem zaferler kazanırken yani Hunlar mevcudiyetleriyle Avrupa'da korku saldıkları dönemde, Grek-Roma dünyasında ilk destanlar oluşmaya başlamışlar. Sihirli Geyik Efsanesi, Attila'nın Tanrı'nın kamçısı olarak tasviri, Tanrı Ares kılıcının bulunması ve çeşitli şehirlerin ele geçirilmesiyle meydana gelen efsaneler bunlara örnek gösterilebilir.

Hunların IV. yüzyıldaki Anadolu seferinden başlayarak yakın zamanlara kadar teşekkül eden Hunlara dair destan ve efsaneler, genelde dini yani kilise menşeli, tabiat üstü olaylara bağlı, mahalli izler de taşıyan malzeme ile ifadelerden teşekkül etmiş ve bir çok kavmin hafızasında yaşaya gelmişti. Destan ve efsanelerin yanında Attila'nın Hunları, bugünkü Avrupa milletlerinin masalları, şarkıları, operaları, şiirleri ile daha bir çok edebi ve sanat eserlerine konu olarak ilham vermişlerdi. Hun devrinden günümüze kadar meydana gelen bütün malzemeyi toplamanın imkansızlığını göz önüne alarak, çalışmamızın bu kısmında sadece tarihi olaylar üzerine doğan destan ve efsanelerden örnekler vermeye çalışacağız.

Bunların birincisini Süryani ve Ermeni kaynaklarında geçen, Hunların İran üzerinden Anadolu içlerine akınlarından neşet eden "Süryani Büyük İskender Hıristiyan Efsanesi" oluşturmaktadır. Bu efsanede, Daryal geçidinde bulunan Kafkas kapısının kapanması Hunlara bağlanarak, Hunlar ülkelerini ele geçirmesinler, İskenderiye'deki kütüphaneyi de yağma etmesinler diye, Büyük İskender tarafından kapının kuzeye kapandığı anlatılır. Hunlar bilinen hareketleri sırasında, Dicle ve Fırat nehirlerinin doğduğu yerden harekede Ermenistan'a varıyorlar ve daha sonra Musaş dağını aşarak Bahl-Lepta ovasına iniyorlar. Burası büyük dağlar tarafından kuşatılmaktadır. Tüccarlar Büyük İskender'e, insan oğlunun bu ana kadar bu dağa tırmanmadığını, ardında Hunların oturduklarını, krallarının Ye'cuc, Me'cuc ve Neval gibi Yafes oğullarının olduklarını, ayrıca Gig, Temron, Tiyomran, Beth-Gamli, Japho-bar, Şumardak, Gluşika, Ekşaphar, Şalgaddo, Nişlik, Amarphil, Kaoza kralları bulunduğunu söylerler. Büyük İskender duyduklarından hayrete düşerek üç bin demirci ve çilingir ile üç bin bakırcıyı orada vazifelendirir. Bu ustalara on iki dirsek yükseklikte ve dokuz dirsek genişliğinde muazzam bir kapı yaptırır. Demir ve bakırla bu kapıyı dağa yerleştirir. Bundan sonra da üzerine, Hunların bir zamanlar bu kapılardan çıkarak Romalılar ve İranlılar'ın yurtlarını işgal edeceklerini, sonra ise kendi topraklarına geri çekileceklerini yazdırır.

Ayrıca Hunların ele geçirdikleri Doğu ve Batı Roma şehirlerinde yaşayan ahalinin düşünceleri ve mücadele ettikleri kavimlerin zihinlerine yerleşen Hun imajı da destan ve efsanelerde mühim bir yer tutar.

Nitekim Troyes şehrinin müdafaasına dair oluşan St. Memorius menkıbesinde anlatılanlar şöyledir:

"St. Lupus'un Piskopos ve havari olduğu sıralarda, Attila adını verdikleri kötü bir kral korkunç kavmiyle Galya üzerinde hüküm sürermiş. O vakit St. Lupus, duaları ve oruçları ile Troyes şehrinde oturan hıristiyanların daha fazla haksızlığa uğramaması için, göğün hakimine niyazda bulunmuş. Rüyasında bir melek kendisine, on iki çocuğu vaftiz ederek bunları ve bundan başka Presbyter Memorius ile Attila'nın huzuruna göndermesini emretti. Vaftiz edilenler ellerinde haç ve ilahi terennüm ederek gitsinler. O zaman Allah şehre merhamet edecektir. Gerçekten böyle de oluyor. Mukaddes alay, ilahiler söyleyerek Brolium'a yahut ta sonradan Memorius'a izafeten St. Mesmin adı verilen yere vasıl olur. Hun kralı ilahileri duyunca sarsılır ve kumandanından beni bu suretle incitmeye cüret eden bu kimseler kimlerdir? diye sorar. Az sonra kim oldukları anlaşılır, zira Memorius cesaretle Attila'nın karşısına çıkar ve St. Lupus'un arzusunu bildirir: Şehre dokunması yasaktır.

Kumandanın tavsiyesi üzerine Attila masum çocukların boynunu vurdurur. İhtiyar Memorius'u ise haberci olarak ve kendisinin, Hıristiyanların Tanrısından üstün olduğunu bildirmek maksadıyla geri göndermek ister. Sonra sihir eşyasını yani haçı yakmalarını emreder; lakin o anda ateşten bir kıvılcım sıçrar ve Attila'nın hizmetkarını gözlerinden mahrum eder. O vakit Memorius eğer iman edersen tedavi ederim der; Attila da iman ederim diye yalan söyler. O zaman Memorius ellerini sürerek çocuğu tedavi eder. Attila ona: adın nedir? diye sorar. İmanedersen söylerim - iman ederim. Memorius derler. Senin adın nedir. Bana Athela derler, kumandanımın adı Selenus'tur. Bütün inaçlarına rağmen Attila, Memorius'un kafasının kesilmesini emreder. Bunun üzerine rahip Troyes için dua eder.Ardından sihirbaz sandığı rahibin boynunu kendi eliyle keser ve cesedini ırmağa attırır. Lakin köleler, şehitlerin pılı pırtısı için kavgaya girişirler ve birbirlerini öldürürler. Bir diyakos muavini Memorius'un elbiselerini kurtarmaya ve sonra bir söğüt ağacı çalısı altında saklamaya muvaffak olur. Geceleyin artık gökyüzü çınlar ve yeryüzü sarsılır. Attila ordularıyla alelacele kaçar. Lupus sadık köleleri için ağlar fakat göğün iradesine boyun eğer".

IX. asırda bugünkü Almanya'da neşet eden ve 11.000 bakirenin öldürülmesini hikaye eden St. Ursula efsanesinde ise şunlar anlatılmaktadır: "Geçmiş zamanda bir İngiliz kralından kızı Ursula'yı azametli bir putperest prensi zevce olarak ister. Bakire, Tanrı'nın ihtarı üzerine, nişanlısını Hıristiyan dinine alıştırmaları için üç sene bekaretini muhafaza etmek şartıyla zahiren izdivaca muvaffakat eder. Yanına on kibar aile kızını ve herbirine de biner kişilik maiyetle birer gemi katarlar. Bakireler ordusu, nişanlının şehri önünde gemilerde ikamet ederek dini alıştırmalarda bulunurlar. Üçüncü yılın sonunda, ilahi kudretten bir fırtına donanmayı Tiel'e sürükler, oradan da Ren nehri üzerinde Kolonya'ya gider ve demir atarlar. Burada bir melek şehadetleri kehanetinde bulunur. Tekrar gemilere binerek Bal şehrine kadar sokulur ve oradan yaya olarak Roma'yı tavaf ile Havariyun'un mezarları etrafında dua etmeye giderler. Aynı yoldan tekrar o sıralarda artık Hunların tahrip ettikleri Kolonya'ya varırlar. Hunlar gemiden inen bakirelerin hepsini kılıçtan geçirirler. Lakin Hun hükümdarı Ursula'nın güzelliğine tutulur. Kendisine zevce olarak ister. Fakat ret cevabı üzerine onu da okla telef ederler. Gemileri yağma etmek istedikleri zaman Hunlar gemiler üzerinde meleklerden 11 lejyon görür ve bunlardan kaçarlar: böylece Kolonya şehri muhasaradan kurtulur".

Kaynakça
Kitap: AVRUPA HUN İMPARATORLUĞU
Yazar: ALi AHMETBEYOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AVRUPA DESTAN VE EFSANELERİNDE ATTİLA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:49

Attila'nın ordularıyla birlikte italyan şehirlerini ele geçirmesi tarihi hadisesi üzerine bina edilen ve Modena'nın kuşatılmasını anlatan St. Geminianus menkıbesinin hikayesi şudur:

"Surların üzerinde halka cesarat veren muhterem bir baş papazdan Attila kim olduğunu sorar."

Bu suale aziz peder: Allah'ın kölesi cevabını verir ve bunun üzerine Attila cüret ederek şunları söyler:

"Eğer sen Allah'ın kölesi isen ben de Allah'ın kamçısı Attila'yım. İtaatsiz ve efendilerinin emirlerini tutmayan köleleri haklı olarak döver ve kamçılarlar. Geminianus alçak gönüllü bir tarzda şu cevabı verir: Bütün iktidar Allah'ın elindedir, madem ki sen Allah'ın kamçısı olduğunu söylüyorsun, ben buna karşı gelmem, onun kölesi olduğumu söylediğim için kamçısına mukavemet edemem. Bunun üzerine şehrin kapılarını açar ve Hunlar şehri dolaşırlar; lakin gözleri görmez olduğundan sallanarak ve elleri boş olarak şehirden çıkarlar".

Padua şehri ahalisi arasında meydana gelen ve Attila'nın yapısının mevzu edildiği bir efsane ise şöyledir:

"Aquilaea şehrini harap ettikten sonra Hun orduları Padua şehrini işgal etmişti. Bu haberi alan şair Marullus, Attila'nın methi için yazdığı bir Latince şiiri huzurunda okumak üzere derhal şehre gelmiş ve bir çok zadeganın da bulunduğu büyük bir kalabalık önünde şiirini okumaya başlamıştı. Şair şiirinde Attila'ya ilahi bir menşe göstermekte idi. Bu kısımları okurken Attila kızmış ve şairi durdurarak: insan Allah ile mukayese olur mu? diyerek bu fena şairi ve şiirini hemen bu meydanda yakmalarını emretmişti. Vaziyet değişmiş, halk derin bir sükûta dalmış, şairi yakmak için ititaz başlamıştı. Nihayet ateş yanmış ve şair ateşe götürülürken Attila işaret ederek: Kafi... bu şahsa ders vermek istiyorum. Artık hakikati söyleyen ve şanımızı yükselten şairi korkutmayalım... diyerek şiirini dinlemiştir".

VIII. yüzyılın sonlarında veya IX. yüzyılın başlarında yazılmış olduğu tahmin edilen, 70 mısradan ibaret olan Alman yiğitlik destanlarından Hildebrand Destanı da Germen kavmi ile Attila arasındaki münasebetleri mevzu edinmiştir.

Bu destana göre:

"Germenlerin uzaklara, yabancı ülkelere olan ezeli hasretleri tarihi-efsanevi bir çevre içerisinde tasvir, Attila'nın himaye ve lütuflarına mazhar olan bir Germen Beyi'nin oğlu ile olagelen vuruşma faciası dramatik olarak tavsif edilmektedir. Destanın kahramanı olan Hildebrand silahtar ağası bulunduğu Dietrich ile birlikte, İtalya'yı boyunduruğu altında tutmakta olan Otokar'ın, dolayısiyle maiyetinde bulunmaktadır. Hildebrand Otokar'ın yiğitleri arasında itibar gören bir kişi sayılıyor. Fakat Dietrich hükümdar Otokar'a olan nefretinden dolayı adamlarıyla doğuya çekilmeye mecbur kalıyor. Hildebrand, doğrudan doğruya tabii bulunduğu Dietrich'in sefalete çekilme mecburiyeti karşısında, eski Germen geleneğine göre efendisine sadakat borcu dolayısiyle, Doğu'ya birlikte gidiyor. Yurdunu bırakarak gurbete sürgüne çekiliyor. Evinden barkından, çoluk çocuğundan ayrı olarak otuz yıl savaşçı bir hayat sürüyor.

Sürgünler sığınmış oldukları Hun Kralı'na (Attila'ya) hizmet ediyorlar. Kudretli efendileri, Hun hükümdarı, kendilerini bolca mükafatlandırıyor. Sonunda kendisine göstermiş oldukları bağlılığa karşılık olmak üzere Hun kralı, Dietrich ile arkadaşlarını, yurtlarına dönebilmeleri için, bir ordu ile İtalya'ya gönderiyor.

Destanın heyecanlı anı bundan sonra geliyor: Hun ordusuyla İtalya'daki müdafaa ordusu karşılaşıyorlar. Eski geleneğe göre iki taraftan birer seçme yiğit ortaya çıkıp meydan okuyorlar. Güzel silahlarla pusatlanmış olan Hildebrand bir tarafa, oğlu Hadubrand diğer tarafa, olmak üzere vuruşmaya çıkıyorlar. Hildebrand hasmının kim olduğunu soruyor, Hildebrand'ın oğlu olduğu cevabını alıyor. İhtiyar diğer sorularıyla rakibinin kendi oğlu olduğunu anlıyor. Vuruşmadan çekinerek uyuşmak, kıymetli altın bilezik hediye ederek oğlunu yatıştırmak istiyor, fakat delikanlı ihtiyarın bu hareketini hileye yoruyor, kendisini sinsice yanına çekerek mızrağını saplamak istediğini sanıyor, "Koca Hun! Kocamışsın fakat tam bir düzenbazsın" diye sitem ederek ihtiyarla alay ediyor. Denizcilerden, babasının dünya denizinin batısında, savaşlarda öldüğünü işittiğini, ihtiyarın hiç te yurdundan kaçmış bir zavallıya benzemediğini, silahlarının varlıklı bir beye sahip olduğunu gösterdiğini söylüyor. Bu sitem ihtiyara pek dokunuyor ve " öyle ise Tanrım beni koru, talih acı olacak, bu kadar savaşlarda yere serilmeyen beni imdi oğlumun kılıcı mı delecek, yoksa ben kendi oğlumun kanına mı gireceğim; seninle vuruşmadan kaçman Doğu'dan gelen ordunun en korkağı olmalıdır, lüzum gören denesin" diyor.

Buna rağmen Hildebrand Hun ordusunda kendi derecesinde başka birisini kolayca bulabileceğini söyleyerek genci tekrar yatıştırmaya çalışıyor. Bunun üzerine delikanlı ihtiyara korkaklığını yüzleyince vuruşma başlıyor. Eski Germen töresince, ilkin adı, sonra yaya olarak çarpışıyorlar. Destanın Almanca metnindeki parça burada kesiliyor. Fakat aynı konudaki diğer metinlere ve bu konuda tamamlanmış olan metne göre Hildebrand, Hadubrand'ın zırhını kılıcıyla delerek kalçasına saplıyor. Hadubrand vuruşmayı bırakarak "Al kılıcımı, yendin" diye uzatıyor. Hildebrand elini uzatınca oğlundan bir darbe yiyor ve "Bunu sana baban değil bir kadın öğretmiş, şerefsizliğinin cezasını ölümle ödeyeceksin" diyerek delikanlıyı yere seriyor ve kılıcıyla göğsünü deliyor".

Attila'nın batı ülkelerine yaptığı seferlerin tasvir edildiği, 1446 mısradan oluşan, Latince yazılan ve 973 tarihinde vefat eden I. Eckehard'ın vücuda getirdiği Valthari destanı ise 920-926 seneleri arasında telif edilmiştir. Bu efsane "Başta Engürüs-Macaristan ülkesinde cesareti ve silahıyla herkesin güçlü olarak tanıdığı Hunların yalnız çevrelerindeki uluslara boyun eğdirmekle kalmayıp, Cihan-Adas denizi kıyılarına dayandığını, kafa tutanı yere serip yalvaranı dost tuttuklarını, saltanatlarının 1000 yıl sürdüğünü anlattıktan sonra sözü, önceleri bu ülkelerde yaşamış olarak tavsif ettiği Attila'ya intikal ettiriyor, Batı seferini tasvir ediyor.

Frank, Burgund ve Akitanya kralları, muzaffer hükümdara karşı koymaya cesaret edemiyorlar; kendiliklerinden Attila'ya haraç ve rehine vermek suretiyle sulhu satın alıyorlar. Frank kralı yeğeni Hagen'i Burgund kralı kızı Hildegund'u, Akitanya kralı oğlu Walther'i, rehine olarak Attila'nın sarayına gönderiyorlar. Rehineler asil ruhlu, mülayiın tabiatlı olan hakanın sarayında büyütülüyorlar. Bunların sulh ve harp işlerinde yetişmelerine bizzat Attila bakıyor. Germen prens ve prenseslerinin yüksek ruhi vasıfları Hunlarca teslim edildiğinden, Attila Walther'i devletin erkanı arasına alıyor. Walther'in Hun ordusunda yaptığı muzafferane savaşlar renkli tablolarla tasvir ediliyor.

Prenses Hildegund da Hun kraliçesinin itimadını kazandığından, kendisine hazine muhafızı yapıyor.
Bir harpten muzaffer olarak dönen Walther, Hildegund'a yalnızca tesadüf ediyor. Birbirlerine sevgilerini itiraf ediyorlar. Halbuki bunlar esasen beşik kertmesi nişanlı bulunuyorlar. Walther aynı zamanda ana yurduna karşı yenemediği hasretini anlatıyor. Birlikte kaçmak için bir plan kuruyorlar. Attila'nın sarayında verilen bir ziyafette, Walther bütün adamları ağır sarhoş yaparak sızdırıyor. Walther hükümdarın mükemmel silahlarıyla mücehhez olduğu halde, Attila'nın hazinesinden doldurdukları iki sandığı taşıyan ada, arslanla, kaçıyorlar. Hunlar perişan bir vaziyette kendilerine geldikleri zaman hükümdar gazapla takiplerini emrediyorsa da, Akitinya kahramanıyla karşılaşmaya kimse cesaret edemiyor. Frank kralı hazineyi ellerinden almak üzere 12 kişi ile baskın yapıyor. Fakat bu şahane kahramanın karşısında 8'i ölüyor, diğerleri harp dışı oluyor, kral da yaralanıyor. Nihayet Walther'le Hildegund Akitanya'ya geliyorlar. Düğünden sonra, babasının ölümü dolayısıyla Walther kral oluyor".

Hunlar hakkındaki en mühim destanlardan birisi de, V. yüzyıldaki Hun-Burgund mücadelelerinden ilham alan Nibelungen Destanıdır. XII. yüzyılın sonlarında veya XIII. yüzyılın başlarında meydana geldiği tahmin edilmektedir. Yaklaşık 20.000 mısradan meydana gelen ve dili Almanca olan bu eserin ozanı bilinmemektedir. Destan, Burgund sarayının bir özeti ile başlar ve destanın kahramanı Siegfried'in yetişmesi ile devam eder. Siegfried anne ve babasının şefkatli koruyuculuğu altında büyür, sınıfına uygun davranış ve sanat konularında iyice eğitilir. Daha sonra törenle kılıç kuşanır. Bundan sonra, Siegfried Kriemhild'i istemek üzere Worms'a gider. Hizmetinde olduğu Gunther'i düelloya çağıracak kadar kabına sığmaz bir yiğit, istediği kızı görmek için bir sene sabredecek kadar ince ruhlu ve onurlu bir prensdir.

Bu arada Siegfried ile Kriemhild'in ilk kez birbirine yaklaştıkları saray şöleni tasvir edilir. Daha sonra saraya yakışacak görkemli bir tarzda karşımıza çıkan Siegfried, Hagen ve Hagen'in kardeşi Dankwart küçük bir nehir gemisine binerek Ren nehri üzerinden İzlanda'ya kadar giderler. Brünhild bir yerden tanıdığını zannettiği Siegfried'i karşılar ve onu kız istemeye gelen biri olarak görür. O ise, Gunther'le yaptığı antlaşma gereği, kendisini onun hizmetçisi olarak tanıtır. Brünhild ile yarışma yaparlar. Brünhild'in yenilgisinden sonra Siegfried, Brünhild'in adamlarına karşı koyacak kuvvet bulmak üzere, bir zamanlar zaptettiği Nibelungen ülkesine gider. Siegfried oraya varır. Orada bir dev ve Alberich'le savaş yapar. Daha sonra Siegfried'in endişelerinin yersiz olduğu görülür ve gelin de kendi isteği ile Worms'a gelir. Siegfried geceleyin Brünhild'i yola getirir. Fakat onun yalnız yüzük ve kemerini gaspeder, ona hiç dokunmaz ve aynı anda Gunther'i kendi yerine getirir. Genç çift Xanten'e gider.

Sigmund adlı bir erkek çocukları dünyaya gelir ve ancak aradan on yıl geçtikten sonra Brünhild'in ısrarı üzerine Siegfried ile Kriemhild Worms'a davet edilirler. Burada kullanan şenlik, yani törenle kiliseye gidiş, gelin ve görümcenin tanışmasına bir ortam hazırlar. Bu tartışma uzun olarak anlatılır. Hagen ise o andan itibaren Siegfried'i öldürmeyi düşünür. Eğer o onu öldürecekse, yara almayan yerini bilmesi gerekir. Bu yara almaz yer ejderha kanında yapılan banyo sonucu oluşmuştu. Kriemhild'e, Saksonyalılarla savaş çıkacağına ve Siegfried"in yaşamının tehlikeye gireceğine ilişkin yalan bir haber uydurulur. Hagen Kriemhild'e gider ve ondan kocasının savaş elbisesi üzerinde yaralanmaz yeri işaretlemesini rica eder, çünkü sözde onu korumak ister. Saf ve korkak kadın hain işareti elbise üzerine çizince savaştan vazgeçilir ve onun yerine Odenwald'a bir av partisi düzenlenir. Gernot ve Giselher ondan uzak durur. Siegfried'in cesedi Kriemhild'in kapısı önüne konur. Güya onu haydudar öldürmüştür. Kriemhild burada da katilleri tanır, fakat öç almaz. Oysa Sigmund 1000 Nibelunglu yiğide onun arkasında bulunmaktadır. O da üstelik düşman kardeşlerinin yanındadır ve küçük oğlunu dedesi ile Xanten'e gönderir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AVRUPA DESTAN VE EFSANELERİNDE ATTİLA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:50

Uçbuçuk yıl kardeşlerine içinden düşmanlık besler, ondan sonra görünüşte bir barışma olur. Hagen ona yeni bir üzüntü verir. O, Nibelungen hazinesini ülkesine getirtir. Her zaman bir öç bekleyen Siegfried'in katili hazineyi Kriemhild'in elinden alır ve Ren nehrinin dibine atar. Kriemhild 13 yıllık bir dul olunca, bayan Helche ölür ve Attila Rüdeger'i göndererek onu istetir. Kardeşler razı olurlar. Kriemhild bu putperestin karısı olup olamayacağı hakkında uzun uzun düşünür, iki neden onu buna razı ettirir. Yeniden bol elle vermeyi umar ve Rüdeger ona, kendisine yapılan her tür acının öcünü alacağına söz verir. Eckewart ile doğuya doğru gitmek üzere yola çıkar, Passan'da büyük amcası Pilgrim tarafından törenle karşılanır ve Attila'ya götürülür. Attila, Kriemhild'i Tuln'da karşılıyor, Viyana'da 17 gün toy düğün ediliyor, Attila'nın sarayına (Gran'a) geliniyor. Kriemhild 13 yıl evli kalıyor, kendisine büyük saygı gösteriliyor ve bir oğlu (Ortlieb) doğuyor.

Fakat içini kemiren intikam duyguları bir türlü sönmüyor. Burgund'lu akrabalarını davet için Attila'ya rica ediyor. İyi kalpli Attila Kriemhild'in kötü niyetini sezmeyerek okuyucular gönderiyor. Burgund'lular icabet ediyorlar fakat ihtiyaten kuvvetli bir ordu ile geliyorlar. Yolda su perileri, hudut bekçisi kendilerinin tehlikeye gittiklerini tefe'ül ettikleri halde yola devam ediyorlar, Bern'li Dietrich konukları karşılıyor. Nibelungen kahramanının ölümüne hala ağlamakta olan Kriemhild'den sakınmalarını söylüyor. Kriemhild konukları soğuk karşılıyor ve Nibelungen hazinesinin ne olduğunu soruyor. Hagen, Ren ırmağına çökerttiğini söylüyor. Kriemhild kendi kandaşı Dietrich'in akrabalarına karşı yardımını ister. Fakat bunun yerine Attila'nın kardeşi Bloedel'i kazanır.

Sofrada Hagen Kriemhild'in Attila'dan olan oğlu Ordieb'e hakaret eder. Kavga başlar, Bloedel bin adamıyla salona girer. Dankwart Blodel'i öldürür, fakat yeniden iltihak eden Hun erleri 9.000 harp uşağını imha ederler. Hagen küçük Ortlieb'i öldürür. Kriemhild Dietrich'in yardımını diler. Dietrich Kriemhild ile Attila'yı dışarı çıkarır. Salondan 7.000 ölü dışarı çıkarılır. Kriemhild Hagen'in kellesini getirene bol mükafat vadeder. Kavga devam eder. Burgund'lular bütün Danimarkalılarla Thüring'lileri öldürürler. Kriemhild Hagen'i rehin bırakmak şarüyla kardeşlerinin hayatını bağışlamak ister, fakat olmaz. Kriemhild sarayı ateşe verdirir. İçindeki yiğitler hararetin şiddetinden kan içerler. Dietrich Hildebrand'ı gönderir; Volker'i öldürür, Fakat ağır yaralı olduğu halde Hagen'den kaçar. Son kavgada Dietrich Hagen'i alt eder, bağlayarak Kriemhild'e getirir. Kriemhild kendisine Nibelungen hazinesini teslim ettiği takdirde hayatını bağışlayacağını söyler, Hagen muvafakat etmez. Sonra Kriemhild vaktiyle Siegfried'e ait olan kılıcı çekerek Hagen'in kellesini uçurur. Fakat Hildebrand da Kriemhild'i parçalar. Destanın sonu Attila ile Dietrich'in ve adamlarının ağıtlarıyla nihayete erer.

1180 yıllarında yazılan ve Ostrogot kralı Ermanarik'in siyasi hayatından ilham alan Dietrich Destanı, Avrupalı milletlerinin gözündeki Attila'ya bir başka misal teşkil eder.

Bu destana göre:

Kral Ermanarik'in, karısını kirlettiği Sibich adında sadık bir danışmanı vardır. Sibich beyine kötü öğütler verir; Ermanarik'in tüm soyunu, oğullarını ve yeğenlerini felakete sürükler. O en sonunda onu kandırarak yeğeni Dietrich von Bern'i kendisine çağırtmasını başarır. Witege Bernli'yi uyarır, Heime hain Sibich'i kamçılar. Dietrich adamlarını toplayarak onlara kralın çok fazla gücü karşısında savaş alanını terk etmek zorunda kaldığını açıklar ve Bernli'lerle yaptığı dokunaklı bir veda konuşmasından sonra Ermanarik'in baskısına boyun eğerek Alpler üzerinden geri döner.

Attila'nın ülkesine vardığı zaman yanında pek az adamı kalmıştır:


Hildebrand, Wolfhart, Sigstab, Helferich ve henüz çocuk yaşta olan kardeşi Diether de bunlar arasındadır ve bu yol yaya olarak gidilmiştir; bir tüccar onunla ilgilenir. Rüdeger von Bechlarn eğilerek onu selamlar, kraliçe Helche onu Attila'ya kazanır. Yıllarca Hunların hizmetinde kalır. Helche'nin akrabası Herrad ile evlendirilir. Sonunda Attila'ya ülkesini geri kazanmak üzere bir ordu kurdurur. Attila'nın Diether'in de yakın arkadaşları bulunduğu Erpf ve Ort adlı en genç oğullan, annenin ürkütücü rüya görmüş olmasına rağmen, ona eşlik edebilirler. Helferich'e onları koruma görevi verilir. Onlara Bern'de kalmaları kesin olarak söylenmesine karşın, onlar gizlice Raben'e giderler ve savaşa katılırlar. Savaştan önce Hildebrand ve düşman ordu komutanı Reinald'ın icra ettikleri bir gösteri yapılır.

Dietrich kazanır, fakat çok ağır kayıplara uğrar:

Wolfhart kurtulur (veya yaralanır?), Rüdeger'in oğlu Nuodung Witege'ye yenilir. Fakat en kötüsü şudur: Witege Hun prensleri ve Diether ile karşı karşıya gelir. Onlar, görüldüğü kadarı ile, Dietrich'in fıranndan sonra Ermanrich ile barışmış olan Witege'yi bir asi olarak görürler ve cezalandırmak isterler. Witege bu deneyimsiz genç insanları boş yere uyarır: Onlar Witege'yi öyle sıkıştırırlar ki, Witege onların her ikisini de ard arda öldürmek zorunda kalır. Helferich Dietrich'e felaket haberini götürür. Bunun üzerine o da Witege'nin arkasına düşer: bir zamanlar bizzat Dietrich'in kendisine ait olmuş olan Schemming adlı kısrak, bu arkasına bakmadan kaçanı yıldırım hızı ile savaş alanının dışına taşır. Bu sırada ensesinde Dietrich'in ateş kusan nefesini hisseder. O sonunda atını dört nala denize doğru sürer ve büyük annesi Wachilt onu karşılar. Dietrich onu izlemeyi bırakmak zorunda kalır ve onu yendiğini sanar ve bu kayıplardan sonra kendisini korkunç yenilginin eşiğinde bulur. Hun ülkesine geri döner, Rüdeger onu Helche ve Attila ile barıştırma işini üzerine alır. Ancak aradan 12 yıl geçtikten sonra, Nibelungen felaketi Attila'nın gücünü kırdığı zaman Hildebrand ve Herrad'ın eşliğinde gizlice ülkesine geri döner; Ermanarik ölmüştür. Sınıra gelince onlara düşman gözüyle bakılır, fakat Hildebrand oğlu Alebrand'ı tanır ve büyük bir mutluluk içinde eski karısı Ute'ye kavuşur ve ülke yeniden Dietrich'in eline geçer".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AVRUPA DESTAN VE EFSANELERİNDE ATTİLA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 22:50

Netice olarak diyebiliriz ki, Hunların özellikle Attila'nın hatıraları Avrupa'da hemen hemen her milletin hafızasında değişik şekillerde günümüze kadar yaşamıştır. Hunlar kısa süre hüküm sürmelerine rağmen, silinmeyecek izler bırakarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Günümüz milletlerinin, destan, efsane gibi edebi mahsullerle hayalinde oluşan Hun imajında hakikatle gayr-i hakikat birbirine karışmış ve bazen iyi bazen de kötü şöhretle karşımıza çıkmıştır.

Asrımızdaki Hun, Attila telakkisine en güzel örneklerden birisi olan ve I. dünya savaşı sırasında Fransızlar tarafından ortaya çıkarılan, 1900'de katledilen Alman elçinin intikamını almak gayesiyle gönderilenlere, Hunların örneğini takibe ikaz gayesiyle söylenen hitabe misal olarak verilebilir:

"Merhamet yok, esir alınmayacaktır. Elinize geçen mahvolsun! Hunların bin yıl evvel kral Etzel idaresinde temin ettikleri, tarihte ve efsanede bugün hala yaşayan şöhreti kendinize kazanacaksınız. Yaptıklarınızla Alman adı bin yıl sonra da o surede yaşasın ki, Çinli bir kimse bir daha artık Alman'a yan gözle bakmaya cüret etmesin".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Batı Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir