Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hunlar'ın Roma'da Görülmeleri

Burada Batı Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hunlar'ın Roma'da Görülmeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:34

Hunlar'ın Roma 'da Görülmeleri

Hunların lehine yazılardan ihtiyatla karşılamaya lüzum yok, diye düşünüyoruz. Vithimer'in öldürülmesinden sonra, "Ostrogotlar nihai olarak mağlup edilerek, itaat altına alınmışlardı. Jordanes'e göre Balamir, "kendisine itaat eden Gotlar'ı barışçı bir şekilde yönetmek istiyordu ve bu yüzden onların başında, Hunlar'ın bilgisi dahilinde de olsa daima kendi kralları vardı." Ostrogotlar, Hunlar'la birlikte Pannanya'ya (Aşağı yukarı bugünkü Macaristan) geldiler ve Atilla'nın ölümüne kadar müttefiklerine sadıkane hizmet ettiler."

Hunlar Anavatan'dan uzaklarda, vatan edinme derdindeler. Roma en yaman düşman olarak Ostrogotları, Vizigotları tanımış da, henüz Hunlarla fazla teması yoktu. Birkaç küçük nehrin taşkınına benzer akınların önüne set çekmek kolay, ama deniz kabarmasını andıran Hun hücumları nasıl durdurulur? Uzaklardan ayak sesleri gelmeye başladığında, onlarla ilgili tarifler hafızalarda korkunçluğuyla canlanıyordu.

Söylenenlerden birkaç misal:

"Hunlar, Gotların kralı Filiman tarafından baş ve tenhalara sürülmüş olan sihirbazların ve buralarda yaşayan devlerin torunlarıydılar."

"Erkek çocuklarım saçlarım doğum esnasında kızgın demirle dağlayarak kökünden kurutuyorlar ve yüzlerim dağlıyorlar. Böylece husûle gelen dazlaklık ve yara izleriyle çirkin bir çehreye sahip olan çocuklar ölünceye kadar kısırlaştırılmış erkeklere benziyorlar."

Tarifleri böyle yapılan erkeklerle Çin'in güzel prensesleri nasıl evleniyorlardı? Aslında, bu abes tanıtımın ciddiye alınması bile abestir. Hunlar akıllı, zeki ve bulundukları ortamda medeni sayılacak davranışlara, geleneklere sahip iddiler. Böyle düşünmemizi gerektiren pek çok sebep var, yerleri geldikçe görülecektir. Ama, az geriye dönüp bakılınca, boyun eğdirdikten sonra hamilik ve liderlik yaptıkları kavimlerle süren münasebetleri vahşi olmadıklarım anlamamıza yeter.

Sanki:

"biz yenildi isek normal insanlara değil bunlara yenildik" demek istiyorlar, ama kendilerinden daha üstün olanlara boyun eğdiklerini söylemeleri, küçülmemeleri için iyi olurdu.

Gelelim sonrasına:

"Hunlar; Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifalardan teşkil ettikleri yardıma kuvvetlerle takviyeli olarak ilk defa 378 baharında Tuna'yı geçip, Romalılardan mukavemet görmeksizin Trakya'ya kadar derlediler. Ancak Roma Topraklarında görünen bu kuvvetler, keşif vazifesi yapan öncülerdi. Nitekim aynı tarihlerde, bu günkü Macaristan ovalarına kadar Akınlar tertiplemişlerdi."

Hunlar'ın önünden kaçan Ostrogotlardan ve Alanlardan kalabalık gruplar de Vizigotların büyük bir kısmı Roma İmparatorluğu sınırına yerleşmiştiler. Kavimler göçünün bütün sıkıntılarını hisseden Roma, bunların üstüne bir de Hun darbesini alınca iyice sersemledi. Adına "keşif akınları" denmekle masum bir ziyaret olmuyor. Hunlar girdikleri yere şöyle bir nazar edipte geçmiyorlardı. Bazen 500-1000 savaşçı "aynı anda farklı yönlerden, uzaktan birbiri ardına atılan, korkunç isabetli ok yağmuru de" savaşı başlatıyorlardı. "Böylece düşmanlarına, onları yok edecek öldürücü darbeyi vuruyorlardı. Uzaklardan gelen bu ani hücuma karşı savunma, okların menziline girmeden mümkün değildi ve de kör gibi Hunlar üzerine saldırmakla olabilirdi ki, bu da imkansız gibi bir şeydi."

İşin sırrı atı ve oku iyi kullanmadaydı. Mümkün olduğunca riske girmeden, az insanla ve ani hücumlarla Roma yıpratılıyor. Zarar ziyan verilmemesini kabul etmek doğru değil; hem şehirlere hasar veriliyor, hem de ganimet almıyordu. Hunların bağı bahçesi, tarlası, darphanesi, imalathanesi yok. Roma'nın zenginliğinden Hunların payına düşeni kemik uçlu oklar işaretliyordu.

Küçük akınların dışında, Roma'nın Avrupa'daki topraklan uzun süre Hunlar tarafından rahatsız edilmedi. Fakat Roma rahat değildi ve durumları Hunların takibi altındaydı. Doğu-Batı diye ikiye ayrılmış olan "devletin batı yarısındaki uzun süren bir iç savaştan sonra Theodosias ölümünden kısa bir süre önce bütün imparatorluğu bir defa daha hakimiyeti altında birleştirmiş idi. Fakat ölüm döşeğinde, bu kadar zorlukla birliği sağlanmış olan devletin yeniden taksimini emretti." Büyük oğlu Ankadios'u devletin doğu, küçük oğlu Honorius'u ise batı yarısının hükümdarı yaptı. "İmparator I. Theodosios 395'de öldü."

Hunlar sessiz-sakin olayların gelişimim gözlüyorlar, doğacak yeni şartlara göre strateji belirliyorlardı. Doğu Roma İmparatoru seçilen -tayin edilen- Arkadias devleti yönetebilecek dirayetten yoksundu. Pusuda bekleyen, Hunlar gibi, nelerin olup bittiğini seyreden "Batı Gotları tekrar hareketlenmeye başladılar."

Doğu Roma İmparatoru'nun pasifliği ne kadar Roma'nın hakkım veremeyecek derecede ise, Batı Gotları'nın başındaki Alkarik'de onun tam zıddı olarak ele avuca sığmaz biriydi. Fırsatın doğduğunu fark eder etmez halkım ayaklandırdı. Güney Macaristan ve Dalmaçya'da yağma olaylarına giriştiler.

Hunlar, Doğusuyla Batısıyla Romanın tökezlemesini beklemekteydiler. Theodiosis'in ölümü üzerine iki cepheden saldın planı hazırladılar. "Hunlardan bir kısım Balkanlar'dan Trakya'ya ilerlerken, daha büyük sayıda diğer bir kısım Kafkaslar tarafından Anadolu'ya yöneltilmişti. Hun Devletinin Don nehri havalisindeki "doğu kanadı" tarafından tertiplenen Anadolu akını, Basık ve Kursık adlı iki başbuğun idaresinde idi. Romalıları olduğu kadar Sasani imparatorluğun da telaşa düşüren bu alanda Hun süvarileri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben Melitane (Malatya)'ye ve Kilikia (Çukurova)'ya ilerlemişler, bölgenin en tahkimli kaleleri olan Edessa (Urfa) ve Antakya'yı bir müddet kuşattıktan sonra, Suriye'ye inerek Tyros (Sûr)'u baskı altına almışlar, oradan Kudüs'e yönelmişlerdi."

"Akıncılar sonbahara doğru, kuzeye çark ederek Orta Anadolu'ya, Kapadokya-Galatia (Kayseri-Ankara ve havalisi)'ya ulaştılar ve oradan Azerbaycan-Bakü yolu ile kuzeye, merkezlerine döndüler (395-396)."

Burada bir parantez açacağız:

Türkler'in Anadolu'ya ne zaman geldiği tartış malan için, en azından, eski tarihçilerin kaydına geçen bu olay baz alınabilir. Malazgirt Meydan savaşından (1071) 676 sene önce Türkler Anadolu'nın altım üstüne getirmişlerdi. Şimdi anlatılan yerlerde, hatta bütün Türkiye'de hak iddia edenler acaba neredeydiler?
Hunların bir çok ganimet ve esir aldığım da biliyoruz. Dönüşte yolları İran'a düşmüştü ve burada şanslarının yaver gitmediği görüldü.

Priskos'u dinleyeceğiz:

"Etrafı yağma ettikleri bir sırada Pers (İran) ordusu gelerek gökyüzünü oklarla kaplamış olduklarından, başlarının üzerinde bulunan tehlikeden korkarak pek az ganimet de geri çekildiler. Bu felaketin önünden geri çekilirken, dağlar aşmak mecburiyetinde kalmışlar ve ganimetin pek çoğunu da Medler geri almışlar. Düşmanların hücumundan kurtulmak için başka yola saparak bir deniz kenarındaki kayalıklardan ateş çıktığı yerden derlemişler, günlerce yolculuk yaptıktan soma ülkelerine dönmüşler."

Kayalıklardan ateş çıkmasının bir izahı olmalıdır. Petrol henüz keşfedilmemişti, ihtiyaç da duyulmuyordu, ama orada kendi kendini ele veriyor, vaktini bekliyordu, her halde...

Biraz da, Bati kanadı neler yapmış, ona bakacağız ki; esas mevzumuz da batıdadır.
Bati ve Doğu Roma'nın dertleri başlarından aşkındı. Gotlar'da Doğu, Bati olarak ikiye ayrılmış. Doğu Godan Hun-Alan kuvvetleriyle beraber hareket ediyorlardı. Yerleştikleri bölge itibariyle Gotlar birbirlerine yakın olmuştular. Batı Gotlarının lideri Alarik baş kalan tarafından kendilerine verilenlere kanaat edemeyecek kadar hırslı ve de kabiliyetliydi. İmparator da bunu bildiği için "ana İllyria valiliğinde orduyu yönetme yetkisi verdi."

Çıkan karışıklığı önlemek için, İmparatorla beraber Got lideri Alarik'te İtalya'ya gitmişti. Hunlar'a fırsat doğdu ve Balkanlar'a girme karan verildi.
Tuna nehri buzla kaplanmıştı. Düz ovada yürür gibi geçtiler "Maesia düzlüklerini zaptettiler. Buradan Alpler'e kadar akınlar yapmayı denediler. Balkanlar, İllyria ve Trakya'ya kadar ilerleyerek tahrip ettiler. Hunların bu hareketi Romalılar'dan çok, 20 yıl önceki dehşeti içlerinde taşıyan Gotlar'da büyük korku uyandırdı."

Ülkesinin bir çok vilayetleri Hunların tecavüzüne uğrarken, İtalya'da bulunan imparator durumu öğrenip, hemen dönüş yolculuğuna başladı; onunla beraber Batı Gotları'nın lideri Alarik'te ordusuyla birlikte Tuna'da Maesia'da bulunan yerlerine döndüler.

"399 yılından beri bir araya toplanan Got paralı askerlerinin komutam Gainas'ın müfrezesi İstanbul'un çevresini yakıp yıkıyordu. Bunlar aynı zamanda kendim Ostrogotlar'ın kralı ilan eden Tribigild (uş)'in müfrezesiyle Basporos'un (İstanbul Boğazı) iki yakasında Romalılarla (fakat aynı zamanda birbirlerine karşı da) kardı savaşlar yapıyorlardı."

Doğu Roma İstanbul'u korumaktan aciz kalmıştı. Gainas şehri fethetti. Yağma, çapul işlerini ustalıkla yapıyorlardı. İmparator'un sarayını yaktılar. Şehir halkı de Gainas'in paralı askerleri arasında sokak çarpışmaları başlamıştı, halk askerden başlan çıktı ve onları eski yurtlarına kaçırdılar.

Gainas kendi topraklarında rahat edeceğini sanıyordu. Hunların ani saldırısı karşısında çaresiz, panikleyen paralı askerler kaçacak delik ararken, Gainas, Hunlar'ın Batı kanadı reisi Yddız tarafından yakalandı. "Uldız Gainas'ın kafasını yeni yıl armağanı olarak İstanbul'a gönderdi.

(3 Ocak 401)

Bu hediye paha biçilmez bir değer ifade ediyordu. İmparator Arkadius memnuniyetini göstermek için, Uldızı armağanlara boğdu.

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Batı Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir