Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İsrail'in Gözü Gap Projesinde

1996'da Amerika'ya hizmet eden iki parti, DYP ve Refah Partisi, koalisyon hükümetini kurdular. 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu sonrasında verilen Muhtıra ile bu Amerikancı hükümetin iktidar dönemi sonlandırıldı.
Sonraki yıllarda, bu kararın Cumhuriyetimizin yararına mı yoksa zararına mı olduğu tespit edilememiştir, çünkü bu olay sonrasındaki yıllarda Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi Amerikan ajanları'nın önleri açılmış oldu.
-Erbakan Milli'ydi, konuşmalarında korkmadan ABD emperyalizmi ve siyonistler hakkında önemli tespitler yapabilmekteydi. Günümüzde AKP'nin başında Erbakan olsaydı, belkide yapılan bu şerefsiz hainliklerin büyük bölümüne izin vermeyip engelleyebilirdi. ABD stratejik olarak herzaman, kendisinin kurduğu örgütlerin elemanlarına bile güvenmeyen bir politika izlemektedir. Hele hele o örgutlerin başındaki kişi Türk Soylu ise, ona hiç ve hiç güvenmeyecektir. İşte bu yüzden, Milli Görüş örgütünü yöneten hiçbir zaman Necmettin Erbakan olmamıştır. Erbakan, gelecekte örgütü temizleyip, Milli Görüş’ün gerçek(yani ABD’nin kontrol ettiği değil, Milliyetçi olan Erbakan’ın kontrol ettiği bir Milli Görüş) lideri olabilme hayalleriyle yaşamış olabilir.
Ama maalesef Erbakan’ın içinde bulunduğu örgütün genel başkanı olmasına rağmen, örgüt daima CIA’nın görevlendirilmiş olduğu elemanlar tarafından yönetilmekteydi ve bu sistem aynı şekilde günümüz AKP’siyle birlikte devam etmektedir. Erbakan gibi zeki bir insanın bu gerçeklerin farkinda olmaması mümkün değildir.

İsrail'in Gözü Gap Projesinde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:46

SONUÇ OLARAK... İSRAİL'İN GÖZÜ GAP'TA

Reagan döneminin şahin isimlerinden biri olan ABD Savunma eski Bakan Yardımcısı Richard Perle, ne gariptir ki Amerika'da Türkiye'nin lobisini yapmak için seçilmiş olan şirketin de başkanıdır.

Richard Perle önceki yıllarda, İsrail hükümeti lehine bilgi sağlaması konusuyla da gündeme gelmiştir.
Bazı iddialara göre, 1970 yılında FBI'ın düzenlediği bir operasyon sonucunda Perle, İsrail Elçiliği'ne gizli bilgileri aktarırken yakalanmıştır. Bilinmektedir ki çeşitli zamanlarda tüm dünyada İsrail adına lobi faaliyetlerinde bulunan Richard Perle, diğer yandan da güneydoğuda bir Kürdistan fikrini canlı tutmaya çalışan isimlerden biridir. Ancak Perle Kürdistan fikrini canlı tutan tek Amerikalı da değildir.
Amerikan senatosunda görev yapan Yahudi senatör Stephan Solarz da bu fikrin önemli destekçilerindendir. Yahudi senatör Stephan Solarz her fırsatta İsrail'e sadakatle bağlı olduğunu belirtmekte ve İsrail için iyi şeyler yapmış olmakla övünmektedir.

1989-90 yıllarında Türkiye'ye gelen turistler arasında İsrail'e sığınan Kürt Yahudilerinden bir grup da bulunmaktadır. Bu grup o dönemde Diyarbakır'daki Iraklı Kürt mülteci kamplarını ziyaret etmiş ve ciddi iddialara göre MOSSAD yararına bilgi toplamıştır. Bu da İsrail'in güneydoğuya ilgisinin çok da yeni bir olgu olmadığını ortaya koymaktadır.

İsrailli işadamlarının son dönemlerde resmi yollarla yaptıkları GAP çıkartmaları da konunun bir başka çarpıcı yönüdür... İsrailli işadamları GAP bölgesinde yer alan birçok ticaret odası ile nedeni açıkça belli olmayan çok derin ilişki içerisine girmişlerdir. Bir gazetenin haberine göre, Gaziantep Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Özçal bir süre önce, İsrailli 20 işadamının GAP'la ilgili yaptıkları ziyaretle ilgili olarak, İsrailli işadamlarının Gaziantep'e ziyaretlerinin çok olumlu geçtiğini belirterek, İsraillilerin GAP'la ilgili bütün gelişmelere açık olduklarını belirtiklerini ifade etmiştir.

Elinizdeki kitabın bütün bölümlerinde yer aldığı gibi, İsrail'in ve İsrailli Yahudilerin güneydoğu bölgesine ilgisi açıktır. Ve bu faaliyetlerini çeşitli nedenlerle açıklamaktadırlar. Bu nedenlerin başında ise, İsrail'in çok yeni teknolojilere sahip olduğu tarım teknolojisinin GAP bölgesinde kullanılmasıdır. Bu nedenle İsrail tarımsal yardım adı altında bölgede rahatlıkla faaliyet göstermektedir. Bir dönemin TOBB Başkanı Yalım Erez; "İsrail'in dünyaca ünlü zirai firmaları olan Cargill, Continental, Grain, Philip Brother, Mark Rich aracılığıyla GAP bölgesindeki tarım için yüksek teknoloji getirebilir" demiştir.

İsrail'le yapılan bu "tarımsal işbirliği" yönteminin, perde arkasında İsrail tarafından ne amaçla kullanılabileceğini düşündüğümüzde ise konu biraz daha netleşmektedir.

İsrail'in, İsrailli işadamları vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafında çeşitli konularda faaliyet gösterdiği bugün bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.
İsrail'in bu faaliyetleri ön planda teknolojik işbirliği gibi görünüyorsa da özellikle GAP bölgesinde gittikçe ivme kazanan faaliyetler İsrailli din adamlarının da katkısıyla başka bir kimliğe bürünmektedir.

Bütün bunlar değerlendirildiğinde elimizde çok net bir gerçek vardır. İsrail GAP ile yakından ilgilenmektedir ve bunu gizlememektedir.
İsrail neyin peşinde?

Buraya kadarki verilerden de anlaşılacağı gibi. İsrail'in Güneydoğu Anadolu'yu içine alan kutsal sınırları ve suya olan acil ihtiyacı, GAP ile yakından ilgilenmesine yol açıyor. Kuruyan topraklar GAP ile yeşeriyor. Yeşerdikçe de verimlilik artıyor. Dolayısıyla da İsrail'in gözü önünde bulunan bu verimli toprak ve dolu dolu akan suya dönüyor.

İsrail GAP konusunda Türkiye ile işbirliği yapmak istediğini, İsrail'in su kaynaklarından yoksun olduğunu, Türkiye'nin ise zengin su, toprak ve işgücüne sahip bulunduğunu her fırsatta belirtiyor.

Simon Peres bir açıklamasında İsrail'den bahsederek; Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkân yaratamazsak, bu 'kez su için savaşacağız" demiştir.
İsrail'e en yakın ve yoğun su kaynaklarının Türkiye'de olduğu gerçeğini düşündüğümüzde, Peres'in bu açıklamasının kime karşı yapıldığı anlaşılacaktır.
İsrail Hayfa Üniversitesinden Prof. Armon Sofer'de 1990'da verdiği demeçte, "Orta Doğuda su kaynaklarını kullanımı yüzünden savaş çıkacak" demiştir.

Ortadoğu'da çok ciddi bir su problemi olduğu bütün dünyanın bildiği bir gerçek. İsrail ve işgal altındaki topraklarda kişi başına düşen su miktarı gittikçe azalmaktadır. Bu da İsrail'i gittikçe daha da radikal stratejik kararlar almaya zorlamaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, İsrail, bölgesindeki suyun tamamını kontrol altına almak istemektedir. Çünkü su İsrail için yaşamsal öneme sahiptir. Vaat edilmiş toprakların içinde bulunan Ürdün nehrinden, Yarmuk ve Batı Şeria'daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su sağlamakta ancak bu su İsrail'e yetmemektedir. Versay Barış Konferansında 1919'da ileri sürülen Siyonist Haritaya Litani Nehri de dahildir. İsrail 1982'de Lübnan'a saldırısında bu nehri kontrol altına almak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Sadece bu olay bile suyun İsrail için ne kadar| önemli bir şey olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Sudan, Etiyopya ve Türkiye

Etiyopya'nın İsrail güdümlü dış politikası, gözleri Türkiye ve Sudan üzerine çekmektedir. Türkiye'deki Yahudi birisinin çeşitli alanlardaki yoğun baskıları her geçen gür artarken, GAP bölgesinde her geçen gün Tel-Aviv merkezli yeni manevralar yapılmakta, yeni stratejiler geliştirilmektedir. Sudan'ın İsrail için stratejik önemi İsrail'in bu ülke ile ilgili çeşitli hesaplar yapmasına yol açmıştır. İsrail Devleti'nin kontrolünde bulunan ajanlar vasıtasıyla Sudan'da ortaya çıkan karışıklıklar, bu devletin uluslararası arenada çok ağır baskılara uğramasına neden olmuştur Bu gün Sudan devleti bir yığın etnik çatışmanın içerisinde boğulan bir devlet durumundadır. Ve bazı iddialara göre tüm bu çatışmaların merkezinde İsrail ajanları bulunmaktadır.

İsrail bunu hep yapıyor...

İsrail'in, güneydoğuda kurulacak "İsrail Kontrollü Kürt Devleti" ve su savaşı senaryoları, İsrail'in bu bölgedeki çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. MOSSAD-Barzani-Kürt Yahudileri işbirliği ile Kissinger ve Abramowitz gibi kurmayların katkılarıyla, İsrail bir taraftan Kürt sorunu ile ilgili yeni öneriler getirirken, bir taraftan da ABD'deki stratejistlerine savaş senaryolarını yazdırmaktadır.

Su sorununun Ortadoğu'da bir savaşa yol açacağı fikri ilk olarak 1986 yılında ClA'nin Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır. Merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986'da 'Ortadoğu'nun Su Sorunu' başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda; bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağı gibi araştırma sonuçlarına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: "Nil, Ürdün ve Fırat... Ortadoğu'da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak"...

İsrail GAP 'ta ne arıyor?

İsrail'in şu andaki su ihtiyacının önemli bir bölümü Taberiye Gölü'nden karşılanmaktadır. Oysa Taberiye Gölü'ne akan Litani Nehri Lübnan üzerinden gelmekte ve bu gölün kontrolü İsrail'in sınırları dışında kalmaktadır. İsrail'in Güney Lübnan'ı işgal etmesinin temel nedeni budur. Çünkü İsrail bu işgal planıyla hem stratejik bir alanı kontrol altına almış, hem de kendisi için hayati öneme haiz su kaynağına sahip olmuştur.

Buna rağmen, çeşitli ülkelerden akın akın İsrail'e gelen Yahudi göçmenler de hesaba katıldığında, gelecekte planlanan İsrail Devleti'nin nüfusuna yetecek kadar su kaynağı Ortadoğu'da bulunmamaktadır. Bu da İsrail Devleti'nin gözünü Ortadoğu dışındaki su kaynaklarına çevirmektedir. İsrail'in GAP'a son teknolojik sistemlerle yatırım yapması, hatta bu bölgede Kürt kökenli Yahudiler aracılığıyla toprak almasında yatan gerçek budur...

İsrail'in Türkiye ile birlikte yürüttüğü 'Barış Suyu' projesine göre Fırat'ın suyu Suriye üzerinden önce Ürdün'e, daha sonra da İsrail'e aktarılacaktır.
İlk anda hayata geçirilmesi düşünülen bu projeden sonra, İsrail'in, GAP'ın kontrolünün tamamen kendisine geçmesini sağlayacak projeleri güneydoğu üzerinde hızla uygulamaya soktuğu gözlemlenmektedir.

Su = Hayat

İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan: "Bölgede su, saatli bombadır", diyor.
Su sorunu hakkında oldukça radikal görüşleri olan Eitan, MOSSAD'ın askeri kanadı LAKAM'ın eski şefidir.

İstihbarat Raporlarında İsrail'in GAP Senaryosu

Yapılan değerlendirmelere göre, İsrail ve Ürdün, su rezervlerini tekrar doldurabileceklerinden, yüzde 15 daha fazla bir hızla tüketmektedirler. İsrail'deki her yerleşim yeri günde 280 it. yani Filistin'dekinin 4 katı su harcamaktadır.

İsrail Bati Şeria ve Gazze'deki suyun yüzde 60'ını elinde tutmaktadır. Washington Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü görevlilerinden, Joyce R. Starr ve Daniel C. Stoll Ortadoğu'daki Su Kaynakları Konusunda ABD Dış Politikası adlı araştırmalarında, Ortadoğu'da gelecekte muhtemel bir savasın petrol yüzünden değil de su yüzünden çıkacağını belirtiyorlar.

Bu gün bilinmektedir ki, İsrail'in Batı Şeria ve Güney Lübnan'ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de buraların zengin su kaynaklarına sahip olmalarıdır.

Su ve Türkiye İsrail İlişkileri

Şiddetli su kavgaları Ortadoğu için yeni bir şey değildir. Bu bölgede yapılan bundan evvelki birçok savaş Nil, Dicle ve Fırat nehirlerindeki suyun ekseninde yapılmıştır.
Ortadoğu'daki su kaynakları durmaksızın artan ihtiyaçlar yanında yetersiz kalmaktadır. Su her tarihte, bu bölgedeki devletler arasında oldukça ciddi bir baskı kaynağı olmuştur. Yakın gelecekte, Fırat, Dicle ve Nil Nehirleri ekseninde yapılacak bir su savaşı hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Tüm kaynaklar, Ortadoğu'da petrolden daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, gittikçe önemini daha da artırarak ve stratejik bir önem kazanarak, bölgede savaş rüzgârları estirebileceğini belirtmektedirler.

Su savaşlarında Türkiye'nin yeri

İşte birkaç başlık...
Los Angeles Times: Su Sorununda Türkiye Anahtar.
İngiliz Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan 'Ortadoğu'da Su Sorunları'adlı raporda; İsrail Hükümeti'nin Türkiye'ye, Ortadoğu'da savaş su yüzünden çıkabilir mesajını gönderdiğine dikkat çekiliyor.

Middle EastDergisi, Türkiye'nin İsrail'e bir Kıbrıs firması aracılığıyla su satacağını belirtti. Middle East, Türkiye'nin İsrail'e suyu yüzer rezervuarlar aracılığıyla satacağını ve bu amaçla Hayfa Limanında özel terminaller yapıldığını belirtti. İsrail Su İşleri Genel Müdürü Tzamach Yishai de bunu doğruladı.

İsrail Kıbrıs'ta su projesiyle faaliyette. Bunun için ABD'den kredi alıyor. Bu projede İsrail-KKTC bağlantısını Jak ve Cefi Kamhi kuruyor. Jak ve Cefi Kamhi KKTC vatandaşı. Kamhi Türkiye'deki Yahudi Lobisi içinde uluslararası ilişkileri sağlayan kişi.

Genelde kimsenin bilmediği bir şey de aynı çeşit bir ilişkinin İsrail ve Suriye arasında da bulunduğudur. Bu iki ülkenin yıllardır birbirleri ile savaşmalarına rağmen çok geniş çaplı olmasa da aralarında her zaman bu tip bir ilişki olmuştur.

Uluslararası bazı kaynaklara göre, Mart 1988'de İsrail İstihbarat Şefi Uri Lubrani Bükreş'te Hafız Esad'ın Başdanışmanı Alaaddin Abedin ile bir görüşme yapar. Bu görüşmede Lubrani, Başbakan Samir adına. Güney Lübnan'daki gerilla operasyonunda kendilerine yardım etmelerini Suriye'den rica eder. Bu buluşma Viyana'da gerçekleşir.

Ocak 1989'da bu sefer Bükreş'te Albay İbrahim Sabuh ve Naim Sanika, Lubrani ve David Jocoby'den Esad'a düşman Müslüman Kardeşler'in liderleri Saadeddin ve Munser Watar hakkında bilgi alırlar.

Bu tarihlerde, görünürde birbirlerine düşman olan bu iki ülke arasında sadece bilgi alışverişi değil aynı zamanda Amerika'nın desteklediği barış görüşmeleri de başlar. Bu görüşmelerin ana teması Golan Tepeleri'nde ki savaşın son bulmasıdır.
Senaryolar, senaryolar...

Sabah Gazetesinde, İsrail uyardı: Güneye Dikkat! başlığıyla 17 Aralık 1989'da yayınlanan haberde, Suriye'nin Atatürk Barajı yüzünden Türkiye ile savaşı göze aldığına ilişkin haberler alan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı İsrailli yetkililerin, sözde Türkiye'yi uyaran tehditleri göze çarpıyor. Suriye'nin füze gücünü anlatarak yapılan tehditler, aslında bir İsrail provokasyonundan başka bir şey değil.

Gazetenin haberine göre İsrailli yetkililer; Hafız Esad yönetiminin, Çin'den 80 adet 600 km menzilli M 90 füzesi aldığını, bunun için de 100 milyon doların üzerinde para ödediğini bildirmektedirler. Aynı İsrailliler bu füzelerin önemini şöyle anlatırlar: "Yeni füzeler menzil uzunluğu nedeniyle Suriye topraklarının içlerinde konuşlandırılabilirler. Sınıra getirip koyulmaları gerekmiyor. Bu nedenle bir savaş halinde Türk jetlerinin bu füzeleri tahrip etmesi için Suriye'nin içlerine hava hücumu düzenlemesi gerekir. Füzeler Atatürk Barajı'na büyük hasar verecek güçtedir. Suriye'nin GAP için Türkiye ile savaşacağını belirten İsrailli uzmanlar, "bu savaşta Türkiye, NATO ve Amerikan desteğini arkasında bulamayabilir. Bunu unutmayın dediler.

Su sorununun diğer tarafı Suriye ise, yaptırdığı barajlardaki teknik hatalar yüzünden gerekenden fazla suya ihtiyaç duymakta ve bunu her fırsatta dillendirmektedir.

Kurmay Albay Yaşar Cihansız'ın, Strateji Dergisi'nde kaleme aldığı "GAP ve Türkiye-Suriye İlişkileri" konulu analizde de bu gerçek dillendirilerek, bölgede su meselesinden dolayı çatışma ortamının doğmasını İsrail'in empoze ettiği belirtiliyor ve Türkiye ile Suriye arasında sahnelenmek istenen senaryoyla, İsrail-Filistin-Ürdün bölgesindeki gerçek su sorununun, Türkiye-Suriye-Irak bölgesine taşınmak istendiği vurgulanıyor. İsrail'in bölgeye başka yerlerden bölge ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla su getirebileceği fikrini yaygınlaştırması ve aynı zamanda dolaylı olarak Türkiye adresini verdiği de belirtilerek, İsrail, su zengini olarak tanımladığı Türkiye'yi fazla kırmamak için de 'para ile su' alınabileceği fikrini destekler gözükmekte, deniliyor. Aynı analizde, İsrail'in Suriye ile birlikte, bu nehirden elde edilebilecek ilave su ile bölge ülkelerinin su sıkıntısını gidermeyi amaçlayan bir anlaşmayı yapmış olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyor.

Yaşar Cihansız tarafından "Türkiye-Suriye İlişkileri" konulu analizde ise, Ortadoğu'daki tek su problemine sahip ülkenin İsrail olduğu, bu ülkenin ve suya yönelik talepleri'nin bölgedeki diğer komşularını da etkilediği bildirilerek, İsrail'in bölgedeki su rezervlerini kendi lehine azami ölçüde kullanan tek ülke konumunda olduğu belirtiliyor. İsrail'in bölgedeki önemli su potansiyelini oluşturan Fırat ve Dicle sınır aşan nehirlerine doğru yöneldiği ve Suriye-Irak ve Ürdün gibi tek adamlı devlet sistemine sahip ülkeleri kullanarak İsrail'in hedeflerini uygulamaya koyduğu vurgulanıyor.

Dışişleri Bakanlığı raporlarında da bu gerçeğe işaret edilerek, Suriye'nin su sorununda tansiyonu yükseltmesinde İsrail'in rolü olduğu belirtiliyor ve Türkiye'ye yapılan baskıların kaynağına indiğimizde karşımıza yine İsrail çıkıyor, deniyor.

Kaynakça
Kitap: İstihbarat Raporlarında İSRAİL'İN GAP SENARYOSU
Yazar: Hasan Taşkın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSRAİL'İN GÖZÜ GAP PROJESİNDE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:48

İsrail için "Vaadedilmiş Toprakların Önemi

O gün Rab Abramla ahdedip dedi:

Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı senin züriyetine verdim. (M. Tevrat, Tekvin Bölümü, 15/18)

İsrail'in ilk Başbakanı Ben Gurion: "Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır diyor ve haritayı 'Nil'den Fırat'a kadar şeklinde belirtiyor. Siyonist Lider Theodor Herzl: "Sınırlarımız kuzeyde Kapadokya (Orta Anadolu) Dağları, güneyde de Süveyş Kanalı'na kadardayanıyoı " diyor.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, bu sınırlar İsrail'in olmazsa olmaz sınırlarıdır. Bu yüzden İsrail'in stratejik ve tehlikeli oyunlarının bir ayağı Fırat'ta, bir ayağı Nil'dedir. Biz önce Nil üzerindeki planlara bir göz atalım, yani Nil'in doğduğu ülkeye, Etiyopya'ya...

Nil Nehri üzerindeki İsrail planları

İsrail, Nil Nehri üzerindeki planlarından dolayı Etiyopya ile son derece yakın ilişki içindedir...

İsrail'in Etiyopya ile ilk olarak 1956'da kurduğu ilişkiden sonra İsrailli temsilciler, Haile Selasi ve arkadaşlarıyla görüşmek için Etiyopya'ya gittiler.
Ben Gurion Eisenhower ile yazışmaları sırasında Etiyopya'nın kendileri için önemli olduğuna sık sık değinmiştir. MOSSAD'ın Afrika şubesi Incoda, Etiyopya'da çok faaldir ve Etiyopya'da büyük bir İsrail kontrolü bulunmaktadır.

Etiyopya, Ortadoğu ve Afrika'daki gizli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için oldukça uygun bir istasyondur. İsrail'in istihbarat amaçlı kullandığı Incoda, görünürde İsrail'e ait Etiyopya etlerini pazarlayan bir şirkettir. Bu şirket 1955-64 arası mükemmel bir istihbarat görevi yapmıştır. Şirketin yöneticilerinden biri yakın yıllarda yaptığı bir açıklamada şöyle diyor; "Incoda, Afrika'daki İsrail istihbaratının istasyonu görevini görüyordu. Paravan Incoda şirketi askeri bir komisyonun Etiyopya'yla bağlantılarına aracılık ediyordu. MOSSAD yetkilileri, Arap ülkelerine birini gönderecekleri zaman bu şirket aracılığıyla yapıyorlardı."

Resim

İsrail, milli güvenliği korumayı çok gizli bir polis grubunu eğitmekle yapıyordu. General Matityahu Peled'e göre (Addis Ababa'daki gizli polisin İsraiili danışman!), İsrail Haile Selasi'yi üç kere devrim karşısında korumuştu. Haile Selasi'nin devrilişinden sonra da İsrail ve Etiyopya arasındaki ilişki devam etti. Bu dönemde İsrail'le bağlantıyı Albay Mengistu Haile Mariam kuruyordu.

Bir zamanlar İsrail'in en güçlü üssü Etiyopya'ydı. Etiyopya Lideri Necasi ülkesini İsrailli teknisyenlere, doktorlara, tüccarlara ve tarımcılara açtı... İsrail polis memurları Etiyopya polisini yetiştirdiler. Haile Selasi, İsrail'den ordusunu düzenlemesini istedi. Ben Gurion bu isteği hemen kabul etti... Sivil savaşın kızıştığı anlarda Etiyopya'da Mengistu Haile Maryam, Kudüs'ten yardım isteğini yineledi.
İsrail İsçi Partisi'ne ait paravan Raynolds Construction şirketi tarafından Etiyopya'da 5 tane havaalanı kuruldu. Bu İsrail uçaklarının bir savaş anında yararlanmasına yönelik bir adımdı.

Etiyopya için hayırlı olmadı.

Etiyopya bir zamanlar Afrika'nın en bereketli yeriydi. Ancak 20. yüzyılda kendini sefaletin içinde buldu.
Nil Nehri kenarındaki verimli topraklara rağmen şimdi karnını doyuramıyor. Yönetimlerin silaha yatırdığı paralar, kalkınma için kullanılmış olsaydı bugün açlık çekilmez ve tarlalar da tank mezarlığına dönmezdi. Etiyopya arazilerinin şartlan düşünüldüğünde, normal şartlarda tarım ürünlerinden bir yılda elde edilen gelir tüm halkın geçimini temin etmeye yeterli olacak düzeydedir. 350 bin kişiden oluşan ve Afrika'nın en kalabalık ordusu olarak bilinen Etiyopya ordusunun yıllık tüketimi tam 60 bin tondur. Ordunun bu yüksek maliyetli tüketimini karşılamak ise Etiyopya'nın gelirleri açısından düşünüldüğünde neredeyse imkânsızdır.

İsrail'in Etiyopya üzerinde bu kadar durmasının ana nedeni, aslında İsrail'in hiçbir zaman vazgeçmediği ve GAP projesinde de her zaman ön planda tuttuğu Kutsal Topraklar teoremidir. Etiyopya'nın bu günkü durumu ise, neredeyse İsrail'in kuruluş yıllarına denk gelen bir senaryodur.

Ben Gurion Planı

1940'lı yıllarda Ben Gurion, Büyük İsrail Planı'nı hazırlamıştır. Bu planda, Türkiye'nin kaynaklarının kontrolü ile kuzeyden, İsrail'in güneyden, basta Etiyopya olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin de güneybatıdan bastırması ile Ortadoğu'daki su ve petrolün kontrol altında tutulması vardır.

Bu plana göre Etiyopya, İsrail'in Ortadoğu'daki suyu kontrol altına almak için hazırladığı senaryonun güneybatı ayağını oluşturmaktadır. Etiyopya'nın suyu, yani Nil'i kontrol etmesi, aslında İsrail'in Nil'i kontrol etmesinden başka bir şey değildir.
Bu gün Etiyopya-İsrail ilişkileri, İsrail'in su politikasının ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Mısır'ın da Nil Nehri ile problemleri bulunmaktadır. Ülke her bakımdan Nil'e bağlıdır. Son raporlara göre Nil'in bir kolu olan Mavi Nil'in kullanımı için, İsrail ve Etiyopya ortak çalışma yürütmektedirler. Etiyopya'nın Mavi Nil'de musluk açması durumunda, Mısır kendi suyunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Etiyopya'daki Nil Nehrinin temel alınarak hazırlandığı baraj projesi, İsrail'in Nil'in suyunu istediği anda kesebileceği ve Mısır'ı susuz bırakabileceğini göstermektedir. Bu da yegâne su kaynağı Nil olan Mısır için hayati bir tehlike olarak kendini göstermektedir.
Bu yüzden. Mısır hükümeti çeşitli zamanlarda, Mısır'ın su ihtiyacının yüzde 98'ini karşılayan Nil Nehri havzasında bulunan bazı Afrika ülkelerinin. İsrail'in de yardımıyla baraj kurma teşebbüslerinin Kahire için bir savaş anlamına geleceği ifade edilmiştir. Nil'in suyu meselesi ise tüm taraflar için çok daha büyük boyutlardadır.

Dikkate alınması gereken bir başka gerçek ise, İsrail'in Tevrat'ta belirtilen kutsal sınırlarına ulaşmak için düzenlediği bu planın, yine Tevrat kökenli olmasıdır.

Tevrat'tan bazı bölümler.

Ve sular denizden kesilecek, ve ırmak kesilip kuruyacak. Ve ırmaklar kokacak ve Mısır'ın kanalları boşalıp kuruyacak, kamışla saz olacak. Nil'in yanında, Nil kenarında olan çayırlar ve Nil'in bütün ekilmiş tarlaları kuruyacak, toz olup dağılacak ve yok olacak. Ve balıkçılar ahi edecekler ve Nil'e olta atanların hepsi yas tutacaklar ve suların yüzü üzerine ağ yayanlar dövünecekler. Ve Mısırın direkleri parçalanacak. Bütün ücretli isçilerin yürekleri kederli olacak. Orduların Rabbi Mısır için ne tasarladı?... Ve Mısır'da başın ya da kuyruğun, hurma dalının yahut sazın yapılabileceği bir iş kalmayacak. O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; ve orduların Rabbinin, üzerlerine elini sallamasından titreyip yılacaklar. Ve Yahuda diyarı Mısır diyarı için bir dehşet olacak; ve onun adı kendisine anılan her adam, ordular Rabbinin ona karsı ettiği niyetten ötürü yılacak... O gün Mısır diyarının ortasında Rabbe bir mezbaha ve onun sınırı yanında Rabbe dikili bir tas yapılacak. (M. Tevrat, Islaya Bölümü, 19/5-19)

Ve sıkıntı denizden geçecek ve denizde dalgaları vuracak ve Nil'in bütün derin yerleri kuruyacak. (M. Tevrat, Zekeriya Bölümü, 10/11)

Kutsal kitap anlatılarına göre, Yehova'nın Öfkesi'nden sonunda Etiyopya da nasibini alacak:

Ve Mısır'ın üzerine kılıç gelecek, ve Mısır'da vurulmuş olanlar yere düşünce Habeş ilinde (Etiyopya'da) sancı olacak ve onun cumhurunu alıp götürecekler ve Mısır'ın temelleri yıkılacak. Onlarla beraber Habeş ili, Put ve Lud, ve bütün karışık kavim ve Kub, ve ahi d diyarı oğulları kılıçla düşecekler. Rab şöyle diyor: Mısır'a destek olanlar da düşecekler; ve kuvvetinin gururu onları aşağılayacak; onun için de Sevene kulesinden öte düşecekler; Rab Yehova'nın sözü. Ve viran olan memleketler arasında virane olacaklar. Ve Mısır'a ateş verdiğim zaman, bütün yardımcıları da bilecekler ki. Ben Rabbim. Kaygısız Habeşlilere (Etiyopya) korku salmak için, o gün önümden gemilerle ulaklar çıkacaklar; ve Mısır'ın gününde olduğu gibi onlarda da sancı olacak; çünkü işte geliyor. Ve onunla beraber kavmi milletlerin korkunçları, memleketi harap etmek için içeri sokulacaklar. Ve Mısır'a karşı kılıçlarını çekecekler ve öldürülmüş olanlarla memleketi dolduracaklar. Ve ırmakları kurutacağım ve memleketi kötü a-damlara satacağım ve yabancılar eli ile memleketi ve bütün içindekileri viran edeceğim. Ben Yehova, Ben söyledim. (M. Tevrat, Hezekiel Bölümü, 30/4-7, 11-12)

İsrail, Tevrat'a göre hareket ediyor?

Filistinlilere uygulanan korkunç terörün, "kol kırma, kulak-burun kesme, yakma gibi yöntemlere kadar Tevrat ayetleri uyarınca yapıldığı düşünüldüğünde. İsrail'in Nil politikalarının da Tevrat kaynaklı olduğunu tahmin etmek hiç de zor bir iş değildir. Nil'in kesilmesi ve sonucunda gelişebilecek olaylar, yukarıdaki Tevrat ayetlerinden esinlenerek İsrail tarafından uygulamaya konulmuştur.

İsrail'in Sudan'a yönelik terör faaliyetleri de su politikasının kapsamı içindedir. Sudan'daki Jonglei Kanalı'nın şantiyesini bombalama olayı, suyun İsrail için hayati önemini göstermektedir. İsrail'in desteklediği Güney Sudanlı kontralar projenin gerçekleşmemesi için oldukça yoğun faaliyet göstermektedirler. Bu faaliyetler kapsamında şantiyede çalışan kimi mühendisler bu gerillalar tarafından zaman zaman kaçırılmakta ve öldürülmektedirler...

İsrail'in Tevrat'ı kaynak alarak uygulamaya koyduğu "Nil Nehrini Kesme" projesinin Mısır'ı çok zor durumda bırakacağı açıktır. Gerçekçi boyutlarıyla düşünüldüğünde bu proje, Etiyopya ile Sudan'ı da içine alabilecek kanlı bir savaşa da neden olabilecektir. Kızıldeniz'den Sudan'a geçiş için kullanılan Somali Operasyonu da büyük ölçüde bunun bir parçasıdır. Etiyopya'ya Nil Nehrini kesme projesini uygulamaya koydurtan İsrailli danışmanlar, yukarıdaki Tevrat ayetlerinin sonuçlarını alabilmek için çalışmalarına son hızla devam etmektedirler. Nil nehrinin kontrol edilmesiyle, Ortadoğu'nun su yönünden en problemli ülkesi İsrail'in suyu kontrol altına alma şansı daha da artmaktadır. Kendi bulunduğu coğrafyada hayatiyetini devam ettirmek için akla gelmedik senaryolar üreten İsrail, bir yandan Türkiye'deki GAP'tan rahatsızlığını Kürt kartını kullanış biçimiyle gözler önüne sererken, öte yandan provokatif savaş teorileri üreterek Türkiye'nin güneydoğusunda huzursuz ortamın sürmesi için elinden gelen çabayı göstermektedir.

GAP neden istenmedi?

Bu gün bilinmektedir ki; İsrail'in GAP'a yönelik ilgisi her açıdan sürmektedir. GAP'ın oluşum aşamasında Dünya Bankası'nın GAP'a kredi vermemesi için İsrail'in çalışma yürüttüğü bu gün bilinen bir gerçektir. İsrail'in bu faaliyetleri zamanla meyvesini de vermiştir.

Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin GAP'la su kaynaklarını tekeline aldığını iddia ederek projeye karsı çıkmıştır. ABD'nin bu konudaki tavrı ise, sıkı bir İsrail Müttefiki olarak çok açıktır. O GAP henüz fikir aşamasındayken çekincelerini bildirmiş ve hiçbir zaman da destek olmamıştır.

GAP'ın projesinin temellerini atan Başbakan Adnan Menderes, ABD'nin bu projeye karşı çıkmasına tepkisini şöyle ifade etmişti: "Bu barajlardan bizi kimse vazgeçiremez. Arkadaşlar, Türkiye'mizde, toprağımızda, ülkemizi mamur ve müreffeh belde haline getirecek bu barajlar-dan bizi kimse vazgeçiremez. Hemen yarın Güneydoğu Anadolu'ya bir gezi düzenleyin. Beraber gidip bu yerleri görelim." 1959 yılının Eylül sonlarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yapıla'n yüksek seviyedeki bu gezi sonunda, bu bölgeye ve özellikle Dicle-Fırat üzerine baraj yapılması kesinlik kazanmış, ancak bu ısrar ABD tarafından çeşitli vesilelerle eleştirilmiştir.
GAP'a engel olamayan İsrail, kontrol altına mı alıyor?

2000'e Doğru dergisi "GAP İsrail İçin mi Yapılıyor?"'başlığıyla verdiği bir haberde; "İsrailliler GAP'ı o kadar sevmiş olmalılar ki, barajların yapımından sonra Türikye'de ortak tarım isleri yapmayı önerdiler. Bu alandaki uzmanlıklarını kanıtlamak için Türkiye'den tarım heyetleri davet ettiler" diyerek şöyle devam ediyor.

Siyonizm sözcüğü Zion kökünden geliyor. Zion Büyük İsrail demektir. Zion'un sınırları Akdeniz'den Kızıldeniz'e, İran Körfezi'nden Karadeniz'e uzanıyor. Ne gariptir, Türkiye, Kürt sorununu Siyonist sopasıyla halletmeyi düşünüyor. İsrail'in çizdiği haritada Türkiye'nin Kürt bölgeleri Zion sınırları içinde gösteriliyor.

21 Aralık 1992 tarihli Sabah gazetesinde Sedat Sertoğlu, İsrail'in GAP hakkında neler düşündüğünü endişeli bir ifadeyle dile getirerek şunları söylemiştir:

"Türkiye ile İsrail arasında, orta ve uzun vadede bölge sularının kullanımı konusunda bir anlaşmazlık çıkabileceğini sezinledim. Rabin başkanlığındaki İsrail yönetiminin, suların paylaşımı konusuna Türkiye'den daha değişik yaklaşımı olacak. Bunun işaretlerine biraz dikkat edince hemen yakalayabiliyorsunuz. İsraiililerin Golan Tepelerindeki su kaynaklarının, Suriye ile birlikte kullanımı konusunda Türkiye'nin Dicle ve Fırat sularının Suriye ve Irak arasında kullanımına dair değişik fikirleri var. Bu fikirler bizi pek memnun etmeyeceğe benziyor."

İsrail'in silahı "Kürt Yahudileri"

İsrail'in GAP bölgesinde kullandığı en büyük silah Kürt Yahudileri kavramıdır. Bu kavramı Kürt kökenli Türk vatandaşlarına aşılamaya çalışan İsrail, bu vatandaşlar aracılığı ile bölgede toprak alımı gerçekleştirmektedir.

Kürt Yahudilerin! anlatan "Kürdistanlı Yahudiler" adlı kitap, Kürtlerin İsrail'le ittifak kurmalarını belirten aşağıdaki sözcüklerle başlıyor:

"Kürtlerin Ortadoğu'da Yahudilere karşı düşmanlık hisleri beslemesinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler Yahudi toplumuyla daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadırlar. Kürtler Yahudi toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu'da Kürtlerin doğal ittifakçısıdır"

Kürdistanlı Yahudiler" adlı kitabin 19'uncu sayfasında da Müslüman Türk Devletinin, Yahudi İsrail devletine göre daha gerici, ırkçı, soykırımcı olduğu gibi iddialarda bulunularak Kürtlerin İsrail Yahudi Devletiyle ittifak kurması gerektiği belirtilmektedir.

İsrail'le ittifakta, İsrail'de yaşamakta olan Yahudi Kürtlerin de önemli bir rol oynamakta olduğunu görüyoruz. İsrail'de yasayan Kürt kökenli Yahudiler tarafından kurulmuş olan İsrail'deki Kürt Yahudileri Ulusal Örgütü (The National Organization of Kurdish Jews in lsrael)'in başkanlığını yapmış olan Habib Simoni'nin 1973 yılında yaptığı bir açıklamaya göre, o yıllarda İsrail'de 90.000 "Kürt" bulunmaktadır.

Gazeteci yazar Pamela Kidron ise, 1988'de yazdığı bir makalede İsrailli 150.000 Kürt'ün varlığından söz etmektedir. Yakın tarihli bu kaynaklarda, Kürt kökenli Yahudi topluluklarından 'Kürt' etnik kimlikleri vurgulanılarak bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bu ayırım, Kürdistan kökenli diğer (Kürt olmayan) Yahudi topluluklarının varlığı da göz önüne alınarak yapılmış görünmektedir. Günümüzde İsrail'de, Kürdistan kökenli yaklaşık 200.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

İsrail işgal edilen Irak'ta da yayılıyor

Kürt Yahudileri Irak'ın kuzeyinde Musul ve Kerkük, İran'ın kuzeydoğu sınırları boyunca Senandal, Türkiye'nin ise güneydoğusunda, Suriye, Irak, Iran sınırlarına yakın Diyarbakır, Bitlis ve Van, doğusunda ise Erzurum'da yaşamaktaydılar.

Irak'ın işgal edilmesinden sonra Musul ve Kerkük'te yaşanan olayların arkasında İsrail'in olduğu bugün bilinen bir gerçektir. İsrail'in Kutsal Topraklar senaryosuna göre, Musul ve Kerkük'te bulunan Yahudi Kürtler, bu bölgeleri işgal edecek, dahası bu yayılma GAP bölgesine kadar sürdürülerek. Büyük İsrail Projesi'ne önemli birkaç adım atılmış olacaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSRAİL'İN GÖZÜ GAP PROJESİNDE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:49

Haham Ailesi Barzaniler!

Barzani de bir Kürt Yahudi'sidir. Hatta soyu, ünlü bir haham ailesine dayanmaktadır.

16. ve 17 yüzyıllarda Kürdistanlı hahamlar tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve elyazması kitaplar, genel olarak Kürdistanlı Yahudilerin başta dinsel olmak üzere, sosyal ve ekonomik yaşantıları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra Kürdistan'la ilgili bazı dolaylı bilgiler de içermektedir. Bu dönemlerde kimi Yahudi toplulukları Kürdistan halklarının genel yoksulluk tablosu içinde yer alırlarken, öte yandan özellikle ünlü Barzani Ailesi'nden gelen hahamlar, Kürdistan'ın birçok yerinde dinsel çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler Mısır ve İsrail gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.
İsrail'in en büyük müttefiki Barzani ailesinin Kürdistan-'da uğradığı siyasi başarısızlıklardan sonra Kürt Yahudileri Güney Kürdistan'ı terk ederek İsrail'e göç ettiler.

Barzani önderliğindeki Güney Kürdistan Kürt hareketinin 1975 yılında yenilgiye uğramasının ardından, iktidardaki Baas diktatörlüğünün tüm ülkede uyguladığı yoğun terörün zorlaması ve İsrail'in de kolaylaştırıcı müdahaleleriyle bir grup Kürdistanlı Yahudi İsrail'e yönelir.

Barzani'nin Kuzey Irak'ta canlandırmaya ve ayakta tutmaya çalıştığı Kürt Devleti için şu anda birçok Kürt Yahudi'si bölgede faaliyet göstermektedir. ABD'nin de desteklediği planla bölgede ikinci bir İsrail oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Geçmiş ABD politikaları ve İsrail'in bölgedeki faaliyetleri irdelendiğinde, Yahudi Stratejist Henry Kissinger'i, Kuzey Irak'taki kargaşanın mimari olarak görmek mümkündür. Kissinger'in Barzani'ye verdiği destekle birlikte bu bölgedeki kargaşanın temelleri 1970'lerin ilk yıllarına rastlar.

O yıllardaki ABD senatosunun Newyork Temsilcisi Otis Pike, Barzani ve yandaşlarına yapılan gizli yardımı ortaya çıkardığında, rapor Washington bürokrasisi içinde bomba etkisi yaratmıştır. Ancak bu yardımın ve desteğin boyutlarının hangi ölçüde olduğu bugün bile hala bilinmemektedir. Tam da bu olayların tartışıldığı dönemlerde Barzani'nin, "şayet davamızda başarılı olursak ABD'nin 51. eyaleti olmaya hazırım' ifadesi de olayı bütün çarpıcılığıyla ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak söylenebilir ki; İsrail'in GAP'ı da içine alan bir politikası vardır ve bu asla son bulmayacaktır. Çünkü Tevrat metinlerinden de anlaşılacağı gibi İsrail için bu kutsal bir mirastır.

İsrail'in Tevrat metinlerine dayandırarak şekillendirdiği "Vaadedilmiş Topraklar"'teoremi, İsrail'in tüm dünyada her türlü terörü yaratarak, her türlü oyunu sergileyerek ve tüm kaynaklarını kullanarak yarattığı senaryolarla güçlendirilmektedir.

Bugün GAP bölgesinde faaliyette bulunan, İsrail devleti destekli, teknik ölçeklerle düşünüldüğünde oldukça büyük ve finansman anlamında güçlü şirketler, dışardan bakıldığında ticari şirketlermiş gibi görünmesine rağmen, İsrail'in tüm dünyada, tüm kaynaklarını kullanarak uygulamaya koyduğu Kutsal topraklar senaryosunu şekillendiren birer piyondan başka bir şey değildirler.

Bu yüzdendir ki, aslında bu çalışmanın temelini oluşturan istihbarat raporları, İsrail'in bölgedeki faaliyetlerini oldukça net bir şekilde göstermesine rağmen, raporda ismi geçen taraflar, raporları nerdeyse görmezden-duymazdan gelmektedirler. Çünkü bu konuların kamuoyunda tartışılmaya başlanması, İsrail'in bu bölgede uygulamaya çalıştığı tarihsel senaryosuna zarar verecektir...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1996-1999: Cumhuriyetimizin 6. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir