1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Yağma

MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2010, 18:01
gönderen TurkmenCopur
YAĞMA

Yiyin efendiler, yiyin; bu hân-ı iştihâ sizin; Doyunca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bugünlerde hep Tevfik Fikret okuyorum.
Hem ümitleniyorum. Hem moralim bozuluyor.

Moralim bozuluyor, çünkü yaklaşık yüz yıl önce hangi sorunlarla karşı karşıya isek, bugün de o sorunlarla boğuştuğumuzu görüyorum.
Ümitleniyorum, çünkü sorunların niteliği değişmese bile, bugünlere nerelerden ve nasıl geldiğimizi, yıkılan İmparatorluğu, işgal edilen toprakları, verilen askeri, ekonomik, toplumsal ve kültürel savaşları, demokratik, laik bir hukuk devleti modeli aşamasına nerelerden geçerek ulaştığımızı anımsıyorum.

Bugünkü sorunları çözmek için, nedenleri çok iyi anlamak zorundayız.
Ülkemizi biri iç biri dış, iki büyük gücün yönlendirdiğini ve dıştan gelen büyük dalganın "küreselleşme", iç depremin ise "kentleşme" (belki de daha doğru bir deyişle "kennteşememe") olduğunu hep söylüyorum.

Kentsel Yağma

Bir zamanlar "kentleşme" adı altında, sonra da "gecekondulaşma" terimiyle ifade ettiğimiz süreç, artık bütünüyle bir "yağma" olayına dönüşmüş durumda.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin rakamlarına göre, bugün İstanbul'da iki milyon konut var. Bunun bir milyonu "kaçak".
Sözün kısası, İstanbul'daki yerleşme birimlerinin ya da teknik terimle, "İstanbul kent lekesinin" yarısı, yağma.
Bu yağma o denli uzun bir süreye yayılmış ve o denli genişleyerek yaygınlaşmış ki, herkes "yağmacı" olmuş.

Olay, 1950'li yıllarda başlamış.
Kırsal alanlardaki makineleşme ve enflasyon, köylerden kentlere doğru büyük bir akın başlatmış.
Politikacılar bu akını durdurmak ya da denetlemek veya yönlendirmek için hemen hemen hiçbir şey yapmamış.
Tam tersine "oy kaygısı ile" kent toprağının yağmalanması teşvik edilmiş.

Hazine toprakları, belediye arazileri, özel mülkiyetteki arsalar hep bu yağmaya kurban edilmiş.
Sonunda kentler plansız, programsız, hizmetsiz büyümüş.
Okullarda öğrencilere, hastanelerde hastalara, sokakta motorlu araçlara yer kalmamış.

Derken kırsal alanlardan gelenlerin başlattığı "gettolaşma" süreci yaygınlaşmış. Köylerden gelenler, "hemşehrilik bağları" çerçevesinde mahalleler oluşturmuş. Zenginler koruları, geniş yeşil alanları duvarlarla çevreleyerek kendilerine sığınaklar yapmış.
Sonuç, bireysel yağma uğruna "herkesin zarar ettiği", içinde yaşanması olanaksızlaşan bir kent.

Bakın 1 Ocak 1997'de 130 yaşına basacak olan Tevfik Fikret ne diyor "Hân-ı Yağma" (Yağma Sofrası) adlı şiirinde:

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; mâlini,
Vücudumu, hayâtını, ümidini, hayâlini

Çözüm

Çözüm üretme şansı yine Sosyal Demokratların elinde görünüyor.
Çünkü kentleri kurtarmanın tek yolu, Sosyal Demokratların "planlama" ve "kent yenileme" projeleri.
Yiğit Gülöksüz gibi Sosyal Demokrasiye gönül vermiş bir bürokratın toplu konut idaresinde ürettiği inanılmaz projeler tek tek gerçekleşme aşamasına ulaştıkça, insanın umudu artıyor.

Üstelik üniversitelerde Prof. İlhan Tekeli gibi, meslek kuruluşlarında Oktay Ekinci gibi, daha pek çok beyin var.
Sorun, bu potansiyeli seferber edecek siyasi irade yokluğu.

Fikret,
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak;
Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak, demiş.

Ben de yağmacılara:

Bu harmanın gelsin sonu, çalmayın giderayak; Yarın görürsünüz söner, bugün çıtırdayan ocak, diye sesleniyorum.

Kaynakça
Kitap: DEMOKRASİ VE LAİKLİK
Yazar: EMRE KONGAR