Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kültür ve Billm İnsanının Sorumluluğu

1996'da Amerika'ya hizmet eden iki parti, DYP ve Refah Partisi, koalisyon hükümetini kurdular. 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu sonrasında verilen Muhtıra ile bu Amerikancı hükümetin iktidar dönemi sonlandırıldı.
Sonraki yıllarda, bu kararın Cumhuriyetimizin yararına mı yoksa zararına mı olduğu tespit edilememiştir, çünkü bu olay sonrasındaki yıllarda Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi Amerikan ajanları'nın önleri açılmış oldu.
-Erbakan Milli'ydi, konuşmalarında korkmadan ABD emperyalizmi ve siyonistler hakkında önemli tespitler yapabilmekteydi. Günümüzde AKP'nin başında Erbakan olsaydı, belkide yapılan bu şerefsiz hainliklerin büyük bölümüne izin vermeyip engelleyebilirdi. ABD stratejik olarak herzaman, kendisinin kurduğu örgütlerin elemanlarına bile güvenmeyen bir politika izlemektedir. Hele hele o örgutlerin başındaki kişi Türk Soylu ise, ona hiç ve hiç güvenmeyecektir. İşte bu yüzden, Milli Görüş örgütünü yöneten hiçbir zaman Necmettin Erbakan olmamıştır. Erbakan, gelecekte örgütü temizleyip, Milli Görüş’ün gerçek(yani ABD’nin kontrol ettiği değil, Milliyetçi olan Erbakan’ın kontrol ettiği bir Milli Görüş) lideri olabilme hayalleriyle yaşamış olabilir.
Ama maalesef Erbakan’ın içinde bulunduğu örgütün genel başkanı olmasına rağmen, örgüt daima CIA’nın görevlendirilmiş olduğu elemanlar tarafından yönetilmekteydi ve bu sistem aynı şekilde günümüz AKP’siyle birlikte devam etmektedir. Erbakan gibi zeki bir insanın bu gerçeklerin farkinda olmaması mümkün değildir.

Kültür ve Billm İnsanının Sorumluluğu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:42

KÜLTÜR VE BİLİM İNSANININ SORUMLULUĞU

Kültür, en kısa tanımıyla, insanın doğaya eklediği tüm maddi ve manevi varlıkların toplamıdır.
Bu anlamda insanoğlunun yarattığı, ürettiği, her mal, her ahlak kuralı bir "kültür ögesi"dir.
Bir başka deyişle, üzerimizdeki elbise de bir kültür öğesidir, kafamızın içindeki "insan öldürmek kötüdür" ilkesi de.

Genellikle fiziksel nitelik taşıyan öğelere "maddi kültür", zihinsel ve ruhsal nitelik taşıyanlara da "manevi kültür" denir.
"Kültür" terimi, bir de, sanat ve edebiyat dünyaları anlamına gelir. Bu biçimiyle "kültür" sözcüğü daha çok edebiyat ve güzel sanat alanlarının toplamı için kullandır.

İşte bu yazıda "bilim insanlarının", maddi ve manevi kültür alanlarındaki ve sanat-edebiyat dünyalarındaki sorumluluklarına çok kısaca bir göz gezdireceğiz.

Kültür'ün iki Öğesi: Teknoloji ve ideoloji

İnsanoğlu dünya üzerinde var olduğundan beri, iki savaşın, iki temel çelişkinin içinde bulur kendini: İnsanın doğa ile savaşı ve insanın insan ile savaşı.
İnsanın doğa ile olan çelişkisi, sonuçta, araç, gereç ve bilgi olarak teknolojiyi üretmiştir.
İnsanın insanla olan çelişkisi ise, sonuçta, inançlar, ilkeler, kurallar bütünü olarak ideolojileri yaratmıştır.
Gerek teknolojik gelişmeler, gerekse ideolojik değişmeler, insanın hem doğayı daha iyi denetlemesine, hem de kendi cinsi ile daha düzenli ve uyumlu ilişki kurmasına yardımcı olmuştur.
Tekerleğin, pusulanın, matbaanın icadı insanoğlunun yazgısında üç farklı dönüm noktasını simgeler.

Buhar makinesinin, endüstri çağını simgelediğini hepimiz biliyoruz.
Atomun parçalanması ise, insanoğlunun önünde yepyeni ufuklar açmıştır.
Günümüzdeki karmaşık elektronik teknoloji ve enerji devrimi, uzayın sonsuz kaynaklarını insanlığın emrine verecek gibi gözükmektedir.
İdeoloji konusunda ise insanlık, gerek doğayla gerekse öteki insanlarla mücadele etmek için "devlet"i üretmiştir. Bu arada, totemlerden çoktanrılı dinlere, çok Tanrı'lı dinlerden, semavi inançlara yükselmiştir.
Devlet, insanın yarattığı en önemli kültürel olgudur.

Devletin ortaya çıkışından sonra, ırk, millet, vatan gibi kavramlar gelişmiştir.
İnsanlık en sonunda da, bütün "mukaddes" inanç ve ilkelerin aynı saygınlık düzeyinde bulunduğu kabul edilen ve her bireyin temel hak ve özgürlüğünü esas sayan bir demokratik ve laik aşamaya, düşünce düzeyinde bile olsa, erişmiştir.
Bu düzeyde artık bireyin temel hak ve özgürlüklere "doğuştan" sahip olduğu kabul edildiği gibi, yine kendisinin ürettiği devlet karşısındaki mutlak eşitliği de "vatandaşlık" çerçevesinde onaylanır.

Böylece ideolojik olarak, insanlık kendi kurduğu devleti, "demokrasi" adı altında, kendi emrinde, "eşitlik" ve "adalet" ilkeleri çerçevesinde herkesin mutluluğu için kullanmaya başlar.

Teknoloji-Jeoloji Etkileşimi ve Sorunlar

Yukarıda sanki birbirinden bağımsız gibi aktarılan bu teknolojik ve ideolojik değişme ve gelişmeler, aslında çok sarsıntılı ve ancak uzun dönemde uyumun sağlanabildiği bir etkileşim çerçevesinde gelişmiştir.

Sadece son dönemden bir örnek vermek gerekirse, pusulanın icadı ve barutun yaygın kullanımı ticareti geliştirerek ve merkezileştirerek endüstri devriminin temellerini atmış, buhar makinesinin simgelediği bu devrimin tohumlarını filizlendiren öğeler arasında önemli bir rol oynamıştır. Endüstri devrimi ise, millet ideolojisini güçlendirmiş ve "ulus-devlet" olgusunu pekiştirmiştir.
Yine endüstri devriminin doğurduğu "kentleşme" ve "sınıflaşma" süreçleri, ulus-devlet ideolojisinde demokratik ve laik hukuk devleti aşamasına ulaşılmasına yol açmıştır.

Ayrı bir inceleme ve irdeleme konusu olan, günümüzdeki küreselleşme olgusu da, son yıllardaki teknolojik ve ideolojik gelişmelerin etkileşimi sonunda ortaya çıkan bir gerçektir.
Çok kısa olarak özetlediğim bu süreç, aslında insanlığa pek çok kan ve gözyaşına mal olan sancılı bir tarihtir ve henüz burada belirttiğim "ideal sonuçlara" varmaktan da çok uzaktır.

Yani, her bir bireyin öteki kadar saygın olduğu, temel hak ve özgürlüklerin bütünüyle güvence altında bulunduğu, herkesin üretime katılma fırsatının eşit olduğu, üretimden alacağı payın ise adil ölçülerde belirlendiği bir demokratik ve laik hukuk düzeni, dünya üzerinde egemen olmaktan çok uzaktır.

Teknoloji, içinde yaşadığımız ve kendisine egemen olmaya çalıştığımız doğayı tahrip eden bir niteliğe bürünmektedir.
ideoloji, insanın mutluluğu için üretilmiş olan devleti, insanların birbirlerini öldürmelerinde kullandıkları bir silah ve bir gerekçe haline dönüştürmüştür.

Teknoloji konusundaki klasik örnek, atomun parçalanmasıyla ortaya çıkan büyük enerjinin, insanlığa ışık ve aydınlık olarak yarar getirmesinin yanında, atom bombası ve nükleer artıklar olarak zarar vermesidir.
İdeoloji konusundaki klasik örnek, insanları daha mutlu ve birbirleriyle daha uyumlu yapmak için ortaya çıkmış olan inançların, mezheplerin ve birlikte yaşamak için geliştirilmiş olan millet, devlet kavramlarının, tam tersine kitlesel katliamların gerekçesi haline dönüşmüş olmalarıdır.

Bilim insanının Sorumluluğu

Bilim insanının kültürel sorumluluğu, genel olarak, insanın öteki insanlarla ve doğa ile olan çelişkilerini azaltmaktır.
Bu çabaları sırasında ona yolunu gösterecek olan ışık, bilimin karşı konulmaz aydınlığıdır.

Bilim bize doğal ve toplumsal çevremizin işleyiş kurallarını öğretir.
Bilim insanı önce bu kuralları öğrenmek, sonra da yasaları insanlığın yararına kullanmak zorundadır.

Teknoloji, ideoloji ve sanat-edebiyat konuları olmak üzere, bilim insanının somut sorumlulukları, üç farklı alanda şöyle özedenebilir:

1) Bilim insanı, teknolojik değişmenin hızlandırılmasına çalışmalı, ama bu teknolojinin, içinde yaşadığımız doğayı ve öteki insanları tahrip edecek biçimde kullanılmasına karşı çıkmalıdır.
2) Bilim insanı, her ideolojinin somut amacının insanın mutluluğu olduğunu her an akılda tutarak, soyut amaçlar uğruna, insanların birbirlerine baskı yapmasına ve birbirlerini yok etmesine karşı çıkmalıdır.
3) Bilim insanı, insanın ve doğanın güzelliklerini yansıtan bütün sanat ve edebiyat etkinliklerinin geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına doğrudan destek vermelidir.

Sonuç olarak, "toplumun korunma reflekslerini barışçılıkla, teknolojik gelişmeleri çevrecilikle, günlük yaşamın ve insanlığın evrensel çirkinliklerini sanat ve edebiyat ile dengelemeye çalışmak" bilim insanının kültürel sorumluluğudur diyebilirim.
Bu çerçevede bakıldığında, bilim insanı Türkiye'deki kutuplaşmalara da karşı çıkmak zorundadır.

Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-laik olmayan, Müslüman-Müslüman olmayan ayrımları, barışçı bir çerçevede ve "Anayasal vatandaşlık" kavramı anlayışı ile ele alınmalıdır.
Böylece bilim insanı, demokrasinin evrensel değerlerini korumak ve geliştirmekle de yükümlü olmaktadır.

Kaynakça
Kitap: DEMOKRASİ VE LAİKLİK
Yazar: EMRE KONGAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996-1999: Cumhuriyetimizin 6. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir