Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hüseyin Baybaşin: "Mehmet Ağar Eroini Gemilerle Kaçırıyor"

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Hüseyin Baybaşin: "Mehmet Ağar Eroini Gemilerle Kaçırıyor"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:35

HÜSEYİN BAYBAŞİN: "MEHMET AĞAR EROİNİ GEMİLERLE KAÇIRIYOR"
(Aydınlık, 18 Mayıs 1996, Sayı 465)


Aydınlık muhabiri Mehmet Salih Çeviker, Hüseyin Baybaşin ile 13 Mayıs Pazartesi günü Hollanda'da, kaldığı cezaevinde görüştü. Baybaşin bize tam dokuz saat anlattı. 1980 yılında uyuşturucu işine nasıl başladıklarını, kimlerle beraber yaptıklarını, meşhur Kolim Kulüp'teki toplantıları, kimlerin katıldığını, 1984'te ingiltere'de hapse girmesine kadar kendi deyişiyle "Türkiye'nin üzerine çöreklenen çete" içinde kimleri gördüğünü, ingiltere'den döndükten sonra, Marina Kulübü'nde şahit olduklarını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Kamuoyunun tanıdığı tanımadığı birçok sanatçı, işadamı ve siyasetçiden tutun da çok yüksek düzeydeki devlet yöneticilerine kadar kimler yok ki? Hatta generaller bile bulunuyor.

Baybaşin bunları, Türkiye'nin başına bela olmuş "Turancı Çete" olarak adlandırıyor. Baybaşin'in anlattıklarına göre bu "çete"nin en önemli mensupları arasında Mehmet Ağar'ın adı geçiyor. Yine Baybaşin'in anlattıklarına göre, Ağar'ın da üzerinde "Çete şefi" olarak başka adlar geçiyor.

40 yaşındaki Hüseyin Baybaşin, yaşından genç gözüküyor. Cezaevinde rahat olduğu her halinden belli. Zaten, "ha içerde olmuşum ha dışarda" diyor. Cezaevi yönetimiyle ilişkilerinin iyi olduğunu söylüyor. Cezaevi yönetiminin bize karşı tavrı da dediğini doğruluyor. Bol bol spor yaptığını ve yazdığım söylüyor. Anılarım aklına geldikçe yazıyor. Görüşmeye sade ve şık giysileriyle geliyor. Doğal konuşuyor.

"Türkiye'de bu konuların üzerine gitme cesaretini gösterebilecek biri çıkarsa, Türkiye'ye gelip bütün bildiklerimi, daha ayrıntılı belgeleriyle açıklayacağım" diyor. Ayrıca, o dönemde günlük çıkan Aydınlık gazetesine verdiği demeç olduğu gibi yayımlandığı için, şimdi bu açıklamaları Aydınlık'a yapmanın kendisi için bir "borç" olduğunu söylüyor. Bunun yanı sıra, "Benim şimdiki düşünce dünyamın oluşmasında, yeraltı dünyası ile devlet ilişkisini kavramamda bana hocalık eden 2000'e Doğru dergisidir. Aynı ekip şimdi Aydınlık'ı çıkarıyor. Onlara şükran borcuyla konuşuyorum" diyor.

Aydınlık: Adalet Bakanı Mehmet Ağar ile ilgili iddialarınız vardı?

Baybaşin: Evet. Ben size 1989 yılında şahit olduğum bir olayı aktarayım: İstanbul Emniyeti'nde halen üst düzeyde görevli bir yetkili (Baybaşin bu şahsın ismini açıklıyor, ancak yazılmasını istemiyor), Yunus Ağar, Mehmet Ağar'ın dayısı Yalçın Akçadağ petrol ticareti yapıyorlar. Petrol ticareti laf, bu petrol gemileri çok büyük çapta uyuşturucu işi yapıyor ve bunu bütün dünya biliyor. Marina açıklarına demir atan bu gemileri kimse arayamazdı, çünkü kime ait olduklarını biliyorlardı.

Aydınlık: Kime aitti?

Baybaşin: Mehmet Ağar, Yunus Ağar ve dayısı Yalçın Akçadağ'a. Marina yat limanından bu gemilere sevkıyat yapılıyordu. Bu gemilerle tonlarca esrar ve uyuşturucuyu getiriyorlardı. Örneğin Libya'dan mazot getirdikleri zaman, uğrayıp yol üstünden uyuşturucuyu da alıyorlardı.

Aydınlık: Nereden alıyorlardı uyuşturucuyu ?

Baybaşin: Nerede yükleyebiliyorlarsa oradan alıyorlardı. Ancak genellikle Lübnan çıkışında gerçekleşiyordu bu yükleme işlemi. Gemiye çuvallarla doldurulurdu. Çuvalların üzerinde Arapça yazılar yazardı, ancak biz bunun esrar mı eroin mi olduğunu bilirdik. Polis de orada geminin olduğu yeri kesecek şekilde nöbet bekliyordu ve gemiye kimsenin yaklaşmamasına dikkat ediyordu. Buna defalarca şahit oldum. Kimse bilmiyorum diyemez. Süleyman Başgöl de oradaydı, o dönemde Emniyet Müdürlüğü yapıyordu, görmedim diyemez, defalarca benim gemilerde gördüklerimi o da gördü. Bütün bunlar, İstanbul polisinin denetiminde gerçekleştiriliyordu. Orada nöbet bekleyen polisler belki de o gemilerde ne olduğunu bilmiyorlardı ama onlara verilen talimatı yerine getiriyorlardı. Polis, gemilere kimsenin müdahale etmesine meydan vermeden bu sev-kayıtların güvenliğini sağlıyordu.

Ağar Servetinin Kaynağını Açıklasın

Aydınlık:
Nereye gidiyordu bu gemilerdeki uyuşturucu?

Baybaşin: Bunlar özellikle Avrupa piyasasına gönderiliyordu. Avrupa'da uyuşturucu satılan bütün noktalara bu uyuşturucular sevk ediliyordu. Ben, 1984 yılma kadar içinde olduğum bu işlere bizzat şahit oldum. 84'ten sonra kendimi bu işlerden çektim. Yalnız, daha sonra yapılanları da Marina Yat Kulübü'ne üye olduğum ve o çevrelerle ilişkilerim olduğu için çok yakınen biliyorum.
Bakın, Mehmet Ağar'ın babası bir polis emeklisidir. Dayısı Yalçın'ın hiçbir serveti yoktu: Şimdi ise, araştırılsın. Mehmet Ağar ve ailesinin serveti nereden geliyor? Veya Mehmet Ağar servetini açıklasın. Bütün bunların bir devlet memuru maaşıyla elde edilemeyeceğini kamuoyu takdir edecektir. Benim şu anki gelirim ayda 500 bin dolar. Onların geliri, benim gelirimden kat kat fazla. Nereden geliyor bu para? Yalnızca bunu bile sormak yeterli.

Aydınlık: İngiltere'deki hapishane yılları ve İngiltere-Türkiye uyuşturucu trafiğinden bahsediyordunuz.

Baybaşin: İngiltere'de tutuklanmamda bir suçum yok. Bu tamamen organize bir şeydi.
İngiltere'de cahilliğimizden, birtakım olaylan, Kürt olaylarını konuşuyoruz. Konuştuğum insanlar arasında solcu olarak bilinen insanlar da vardı. Benim bunlarla dostluğum siyasi değil, tamamen kişilikleriyle ilgiliydi. Benim bu görüşmelerimi, sol çevre ve Kürt örgütleriyle ilişkiler içinde olduğuma bağlamışlar. Yine benim okuttuğum insanlar var. İsveç'te, ben bunlara para gönderiyorum. Bunlar benim hemşehrilerim ve okuyabilmek için benden yardım istemişler. Nasıl yardım etmem? O zamanlar yapıyordum bunu ve şimdi de yaparım. Ben iyi bir şey yapıyorum. O insanlann siyasi görüşleri beni ilgilendirmez. Benim o dönemlerde ilişkide olduğum Ertuğrul Türkbilek. Bu görüşmelerimi, o insanların ilişkide oldukları örgütlere destek verdiğim şeklinde Türkiye'ye rapor ediyorlar. Bunun üzerine benim İngiltere'de cezaevine girmem organize ediliyor. Daha sonra Mehmet Ağar bunu bana bizzat kendisi bu şekilde anlattı. Ağar, "Senin hakkında böyle düşünüldü" dedi bana. Cezaevinde olduğum süre içinde, benim Hüseyin Baybaşin olduğumu bilerek Türkiye'nin Londra Konsolosluğu ve Rahmi Gümrükçüoğlu benimle görüşüyor. Ben konsolosluk görevlileriyle sık sık görüşürdüm. Onları cezaevine çağırdığım zaman, benimle görüşmemezlik yapamazlardı. Bu da önemli bir noktadır.

Aydınlık: Peki İngiltere'deki Türk konsolosluğu üzerinden uyuşturucu ticareti yapılıyor muydu?

Baybaşin: Tabii ki yapılıyordu.

Aydınlık: Kimin malı getiriliyordu?

Baybaşin: Türkiye'den Avrupa'ya uyuşturucu gönderen bütün grupların malı gidiyordu. Londra'daki konsolosluk üzerinden Mehmet Ağar'ın da çok malı gitmiştir. Londra'daki temsilcilikte aynı görevliler var mı, şu anda bilemiyorum ama o güzergah halen kullanılıyor. Benim İngiltere'de bulunduğum dönemlerde uyuşturucu taşıyıcılığını konsolosluk yapardı. Şimdi, bizim o dönemlerde kurulabilmeleri için çok büyük paralar verdiğimiz, camiler, dernekler ve kültür evlerinin bünyesinde yapılıyor. İngiltere'deki Türkiye temsilciliğine bağlı olarak faaliyet gösteren derneklerden pazarlanıyor artık uyuşturucu. Konsolosluk-Dernekler-Satıcılar şeklinde bir pazarlama zinciri oluşturuldu İngiltere'de. Ben mesela, Türkiye'den gelerek Londra'daki konsoloslukla ve NATO'daki temsilciyle uyuşturucu trafiği konusunda görüşmeler yapabiliyordum. Türkiye'den Avrupa'ya gönderilen uyuşturucular için bahsettiğim bu güzergahın oluşturulması projesi, o dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcimn pro-jesiydi. Bizim uyuşturucudan elde ettiğimiz paralarla, yurtdışında satış noktalan olarak da kullanılmak amacıyla birçok demek ve cami kuruldu.

NATO'nun Uyuşturucu İşi

Aydınlık: NATO temsilcisinden bahsettiniz. Orada da uyuşturucu konusunu mu konuşuyordunuz?

Baybaşin:
Orada da bu uyuşturucu konularını görüşüyorduk. Biz oradan mal alacağımız zaman, kiminle görüşmemiz gerektiğini onlarla görüşüyorduk.

Aydınlık: Kiminle görüşüyordunuz?

Baybaşin:
O yıllarda Brüksel'de NATO nezdinde Türkiye temsilciliğinde görev yapan soy ismi ya Tüfekçi ya da Tüfekçioğlu olan biriyle görüştüm. Ben bu şahsın evine de gitmiştim. Kızı vardı 13-14 yaşlarında. Evi Belçika'nın Ostende şehrindeydi.

Aydınlık: Hangi yıllarda oluyor bu?

Baybaşin: 1982-1983 yıllarında birkaç kez görüştüm bu NATO yetkilisiyle. En son 1984 yılında görüşmüştük.

Aydınlık: Peki bunların üzerinden uyuşturucu sevkıyatı yapıldı mı?

Baybaşin: Tabii. Çok kez yapıldı. Bütün bunlar bizim bilgimiz dahilindeydi.

Aydınlık: Nasıl yapılıyordu?

Baybaşin: Deniz yoluyla yapılıyordu. Gemilerle...

Aydınlık: NATO'ya bağlı gemilerle mi?

Baybaşin: Tabii. Bir kısmı NATO çerçevesinde görev yapan gemilerle yapılıyordu. Ben o zamanlar NATO'nun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Benim bildiğim, o zamanlar bizim grubun askeri gemileri kullandığıdır. Ama bu gemilerin hangisinin NATO'ya ait olduğunu ben bilemiyorum. Bir kere NATO faaliyetleri çerçevesinde dünyanın çeşitli karasularında dolaşan bütün gemiler uyuşturucu taşıyor. Hepsi götürür. Özellikle Amerikaya bu gemiler götürüyor. Başka şekillerde Amerika'ya uyuşturucu girmesi mümkün değil. Son zamanlarda gemilerdeki uyuşturucu miktarının 200 ile 250 kiloyu aşmamasına dikkat ediyorlardı.

Ağar'ın İnkar Edemeyeceği Gerçekler

Aydınlık: Kimin malları gidiyordu bu kanaldan? Baybaşin: İstanbul'dan çalışan birçok kişinin vardı. Aydınlık: Mehmet Ağar'ın da var mıydı?

Baybaşin: 80'li yılların ilk yarısında, size anlattığım gibi, Mahmut Gündoğdu ve ekibiyle beraber Mehmet Ağar küçük miktarlarda uyuşturucu sevkıyatı yapıyordu. Ancak İngiltere'den döndükten sonra gördüm ki, Ağar ve ekibi bu gemi güzergahını kullanmaya başlamış. Marina'da gördüğüm ve şahit olduğum olaylardan biliyorum bunu. Ağar zaten bunu inkar etmez. Bana hiç etmez. Çünkü ben İngiltere'den döndükten sonra yeniden kendi aralarına döneceğimi düşünüyorlardı. Aralarına dönmediğim takdirde benim öldürüleceğimi onlar da biliyordu. Benim şimdi sizin gibi gazeteci arkadaşlarla görüşebileceğimi hesaplamıyorlardı. Şimdi bu görüşmeyi yapabiliyor olmam, tamamen bir şans. Bundan sonra da bana bir şey yapamazlar. Çünkü ben artık doğru bir yoldayım. Bu gibi durumlardan nasıl kurtulmam gerektiğinin bilincine vardım. Benim şu anda cezaevinde olmam, durumumda herhangi bir şeyi değiştirmiyor. İngiltere'deki yapılanmayı gördükten ve hapishane hayatında geçirdiğim değişim süresinden sonra Türkiye'ye geldiğimde, serbest kaldım, hiç cezaevine girmedim. Beni İngiltere'de ziyaret edenler arasında İlhan Ongan vardı. Benim avukatlarımdandır. Mehmet Ağar ile benim o dönemlerde ortak olarak yaptığımız birçok işi o bilir. Onun bir de amcası var. Onun da soyadı Ongan. Kaç kez Turgut Sunalp ile İstanbul'a birlikte gelmişlerdi ve biz onları ağırlamıştık. 1982-1983 yıllarında, Sunalp o zaman siyasi faaliyeder içindeydi. O dönemde ben ailemi kontrol edemiyordum. Bizim Lice'deki sülale, Turgut Özal'a çalışma karan almış, biz de İstanbul'da Süleyman Demirel'e çalışıyoruz. Avukatım İlhan Ongan dolayısıyla Turgut Sunalp'in o dönemdeki siyasi amaçlı yemekli toplantılarını İstanbul'da biz organize ederdik.

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HÜSEYİN BAYBAŞİN: "MEHMET AĞAR EROİNİ GEMİLERLE KAÇIRIYO

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:35

Kısmetim 1-Hayali İhracat-Özer Çiller

Aydınlık: Kısmetim-1 olayını biraz açar mısınız?

Baybaşin: Bu gemi batırılmadan önce kullanıldığı çok büyük bir hayali ihracat olayı var. Bu hayali ihracat olayında yargılananlar arasında Cesim Alagöz var. Biliyorsunuz, vurdular onu. Onu vuran insanlar Banker Kastelli'nin vurulması olayında yargılandılar. Ben çok iyi biliyorum. 1989 veya 1990'da oldu. Hatırlayabildiğim kadarıyla. Atilla Ardalı bunların avukatlığını yapmıştı. Atilla sık sık Marina'ya geliyordu. Oradan biliyorum ben. Bu hayali ihracat olayına Tansu Çiller'in kocası Özer Uçuran da katılmıştı. Biz o zaman Uçuran diye biliyorduk. Kısmetim-1, Özer Uçuran'ın da katıldığı bir hayali ihracat işinde kullanılmıştı.

Aydınlık: Bu uyuşturucu işinden önce mi?

Baybaşin: Evet. Ben o zamanlar daha İngiltere'deydim. İsmet Yankaya bu davadan tutuklu olarak yargılandı. Ben amcamı Diyarbakır Cezaevinde ziyaret ettiğimde Yavuz isminde Askeri Yargıtay Yargıcı gelmişti. Biz bu Yavuz denilen askeri yargıca İstanbul'da bir para vermiştik. İsmet Yankaya'nın isteği üzerine. İsmet Yankaya, bana bu parayı sonradan ödedi. Zannedersem 10 bin marktı. O dosyadan, hayali ihracat işinden dolayı Kısmetim-1 gemisi zaten Türkiye'ye gelemez. Onun için çok gülünç duruma düştüler, uyuşturucu işinde onu kullanarak. Bu hayali ihracat dosyasında Özer Çiller'in adı var.

1992 yılında Kısmetim-1 gemisinin batırılması olayı gerçekleşiyor. Benim tevkifim kesilmiyor. Benim aranmam yoktur. Benim yıllarca basınla ilgili konuşmalarım oluyor. Yasaklanan Arena programı oluyor. Biliyorsunuz Arena programına yaptığım konuşmanın yayını yasaklandı. Daha sonra basma verdiğim demeçlerin bir bölümünü englleyemediler. Şimdi bütün bunları anlatırken size, benim ortadan kaldırılma kararımla birlikte tutuklama kararımın da çıktığını anlatmaya çalışıyorum.

Benim Türkiye'deki dosyamı incelerseniz görürsünüz, hapishanede olduğum dönemlerde yaptığım iddia edilen bir yığın olay var. PKK'lı bir itirafçının benim hakkımda söyledikleri yok da uyuşturucu meseleleri var (Burada Baybaşin Hollanda'da yakalanmasına gerekçe yapılan Türkiye'den İnterpol'e çıkarılan tutuklanma emrini gösteriyor. Buradaki iddiaların asılsız olduğunu tek tek anlatıyor. Burada adı geçen konularda suçsuz olduğuna Hollanda adli makamlarını da ikna ettiğini anlatıyor). Şimdi, batırılan Kısmetim-1 gemisinde benim 3100 kilo malımın olduğu iddia ediliyor. Soruyorum o zaman, bu malın 3100 kilo olduğuna nasıl karar veriyorsunuz? Kimse buna cevap vermiyor. Mehmet Ağar olsun, diğer yetkililer olsun. O dönemin yetkilileridir bunlar. Ağar benimle ilişkisini saklıyor ama gemideki malın miktarını nereden biliyor, açıklasın.

İkincisi, eğer bu gemide 3100 kilo uyuşturucu vardıysa, bu gemiyi neden orada durduruyorsunuz? Mahkeme tutanaklarına göre 38 saat geminin etrafında dolaşmışsınız, o kadar teknik donanımları olan donanma gemileri nasıl oluyor da Kısmetim-1 gemisine 38 saatte giremiyorlar? Bunun hiçbir inandırıcılığı yok. Bu tamamen yalan. Birtakım düzmece ifadeler düzenleyerek bunu tezgahladılar. Peki güvenlik güçlerinin gemide uyuşturucu olduğu yolunda duyumları olduğundan yola çıkalım, ama olayla ilgili alınan ifadelerin hiçbirinde uyuşturucudan bahsedilmiyor.

Peki yine soruyorum, olaydan sonra neden benim hakkımda tutuklama karan, arama karan çıkarılmadı. İfademin alınması için bir çağrı yapılmadı. Şimdi 1995'te mi akıllarına geliyor? Osman Ayanoğlu, Şeyhmus Daş ve Behçet Cantürk'ün vurulmasında ben suçlanıyorum. Öyle bir şey ki, basında beni suçluyorlar ama kanuni hiçbir işlem yapılmıyor, ifademe bile başvurulmuyor. Biz bunu birçok basın kuruluşuna anlattık ama herkes istediği gibi yansıtmaya çalışıyor.

Kısmetim-1'in Türkiye'ye Girmesi Yasaktı

Aydınlık: Peki Kısmetim-1 olayının aslı nedir?

Baybaşin: Ben şimdi size olaylan çok geniş anlatıyorum. İngiltere'den döndükten sonra Marina'da gördüklerimi anlatıyorum. Benim bu anlattıklarım o dönemde Amerikan ve Avrupalı uyuşturucuyla mücadele örgüderinin de kulağına gidiyor. Bu örgütler Türkiye'yi sıkıştırmaya başlıyor. Türkiye'nin bunlara bir hesap vermesi gerekiyor. Bu çok önemli bir faktör. Siz gidip Avrupalı yetkililerle görüşürseniz, bu bilgilerin ne kadarının kendilerine ulaştığını kendiniz de görürsünüz. Bu nedenle Türkiye'de birilerinin bu işi yaptığını söylemesi gerekiyor ve bir şeylerin yakalanması gerekiyor. Yani bir kurban verilmesi gerekiyor. Türkiye'den uyuşturucu gitmiyor denmesinin artık imkanı kalmamış. Eskiden Türkiye'den 5 kilo 10 kilo uyuşturucu gidiyorken, şimdi ise 500 kilo bir ton gidiyor. Bütün araştırmalar da gösteriyor ki, bütün bunlar gemilerle Avrupa'ya ulaştırılıyor. İran'dan deniz yolu kapalı. Karayoluyla İran'dan Ankara'ya kadar uyuşturucunun ulaştırılması, devletin iznini almadan mümkün değil. O güzergahtaki yollar çok sıkı kontrol altında. Güneydoğu bölgesindeki siyasi istikrarsızlık nedeniyle çok sıkı kontrol ediyorlar. Oradan uyuşturucu askeri araçlarla taşınıyor. Ben bunun yıllarca canlı tanıklığını yaptım.

Aydınlık: Hangi yıllarda?

Baybaşin: 1981-82-83 yıllarında. Biz yalnızca sevkıyatı gözetüyorduk. Nerelere hangi miktarlarda gönderilmesi gerektiğini söylüyor, düzenliyorduk. Güç gösterisi yapılması gerektiğinde, yapıyorduk. O bölgelerde polis araçları bile aranıyordu. O bölgeleri bilen, oralarda gezenler benim bu anlattıklarımı çok iyi bilirler. Avrupa ise bu işleri çok iyi kontrol ediyor. İran sınırından ne kadar uyuşturucunun Türkiye'ye girdiğini çok iyi biliyordu ve o yüzden Türkiye'yi sıkıştırıyordu. Avrupalılar trafiğin gemi yoluyla yapıldığını ortaya çıkarıyor ve Türkiye'den resmen bu konuda bilgi isteniyor. Türkiye de kendi karasularının kontrolü konusunda mükellef olduğundan bunlara cevap vermesi gerekiyor. Ne yapıyorlar, işte bir gemiyi batırıyorlar. Birilerini de kaçakçı diye atıyorlar ortaya.

Aydınlık: Kısmetim-1 'de mal yok muydu yani?

Baybaşin: Kesinlikle hayır. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Kısmetim-1 gemisi bir kere hayali ihracat olayı nedeniyle zaten Türkiye'ye girmesi yasak olan ve aranan bir gemi. Şimdi bir uyuşturucuyu kaçıran şahıs olsa, devlet olsa, örgüt olsa, böyle bir gemi ile kaçırması mantık dışı olur. Böyle bir gemiye uyuşturucu yüklenmesi kesinlikle saçmalık olur. Bu arada Türkiye sürekli açıklama yapması yönünde sıkıştırılıyor. O yüzden beni kurbanlık olarak attılar. Hüseyin Baybaşin'i yemeye çalıştılar.

Aydınlık: Kimler yaptı?

Baybaşin: Birçok isme, devletin en yüksek kademesindeki insana kadar bu ilişkileri götürmek mümkün. İsim vermek gerekirse Mehmet Ağar, Mestan Şener. Kısmetim-1 gemisi, Lucky S gemisini kurtarmak için içindeki malı kurtarmak için ortaya atılıyor.

AĞAR, BAYBAŞİN İLE ANLAŞMAYA ÇALIŞTI (Aydınlık, sayı 480, 1 Eylül 1996, Mehmet Salih Çeviker)

Hüseyin Baybaşin, 18 Mayıs 1996 tarihli Aydınlıkta yayımlanan söyleşi üzerine İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın kendisiyle anlaşmaya çalıştığını söyledi. Baybaşin'in açıklamasına göre, Mehmet Ağar, Hollanda'ya gönderdiği elçiler aracılığıyla Baybaşin'den, kendisiyle ilgili iddiaları geri çekmesini istedi ve karşılığında, hakkındaki uluslararası tutuklama kararının kaldırılacağı sözünü verdi.
Baybaşin, söyleşinin yayımlanmasından birkaç gün sonra, Ağar'ın, "Bu işin sonu nereye varacak? Daha neleri açıklayacak? Hüseyin beni, Doğu Perinçek'e boğdurmak istiyor" diye yakındığını da anlattı.

"İddiaları Geri Alsın Kararı Kaldıracağım"

Hüseyin Baybaşin, 25 Temmuz günü, Aydınlı kin Frankfurt muhabirini telefonla arayarak, Ağar'ın, anlaşmak için kendisine elçi gönderdiğini bildirdi. Baybaşin, elçinin adını, yayımlanmamak koşuluyla, Aydınlık'a söyledi:
"Sizinle yaptığımız görüşmeden sonra, Mehmet Ağar benim çok sevdiğim birisini araya koydu. Bu şahıs Ağar'ın yakın çevresinden biridir. İsmini, hayatım tehlikeye atmamak için kamuoyuna açıklamıyorum. O şahsı benim avukadanma göndererek, Baybaşin yaptığı açıklamaları geri alsın. Bir kızgınlık, öfke anında söyledim, şeklinde açıklama yapsın. Ben de, onunla ilgili tutuklama kararını ve Türkiye'ye iade talebini kaldırtayım' diyor. Bunu avukatlarım bana ilettiler. Ben de 'tamam, ama önce sen bu talebinden vazgeçtiğine dair belgeyi imzalayarak bana gönder' cevabını gönderdim."

İkinci Elçi

İçişleri Bakanı, daha sonra ikinci bir aracıyı devreye sokuyor. İkinci elçi, cezaevine telefon ederek doğrudan Baybaşin'le görüşüyor.

Baybaşin bu ikinci görüşmeyi şöyle anlattı:

"Ağar'a güvenmediğimi söyledim. Birkaç şartım olduğunu ve yazılı belge istediğimi söyledim. Ancak, Ağar ilk önce benim açıklama yapmam konusunda ısrar etti. Benimkisi de aslında bir taktikti. Ağar böyle bir kağıt imzalasaydı bunu hemen basma verecektim. Benim, Mehmet Ağar'la böyle bir pazarlığa girmeme neden yok. Çünkü Türkiye'ye gönderilmem söz konusu değil. Hollanda'daki adli makamlar, tutukluluğuma neden bulamadıkları gibi, Türkiye'ye gönderilmemi de talep etmiyorlar."

Baybaşin'in Şartları

Baybaşin, Ağar'a bildirdiği şartlarını şöyle açıkladı:


"1- Behçet Cantürk'ün katilini açıklayın.
2- Neden bana yıktığınızı açıklayın ve özür dileyin.
3- Şeyhmus Daş ve Osman Ayanoğlu cinayetlerini neden bana yıktığınızı açıklayın.
4- Türkiye'deki tevkifimi kaldırın.
5- Kısmetim-1 gemisiyle ilgili gerçekleri açıklayın.

Ağar ilk dört şartımı kabul etti; ancak, beşincisini geri almam konusunda ısrar etti. Hatta biz bu şartlarımızı dayısı Yalçın Akçadağ'a yazılı olarak verdik."

Hürriyet'te Yayımlanan Haber

Anlaşma sağlanamaz. Baybaşin başka bir cezaevine nakledilir ve koşullar birden değişir:

"Ben Mehmet Ağar'ın isteğini kabul etmeyince, Hollanda hükümeti nezdinde girişimlerde bulunarak, benim Türkiye'ye iade edilmemi istedi. Buradan yaptığım açıklamaları susturabilmek için Hollanda hükümetini devreye sokmaya çalıştı. Bunun üzerine kaldığım cezaevinden, hapis yattıkları süre içerisinde suç işleyenlerin konulduğu başka bir cezaevine nakledildim. Bu cezaevinde birtakım haklarım elimden alındı. Hakkım olan, dışarıyla telefon konuşmalarım yasaklandı. Postama el konuyor. Neredeyse gazete bile okuyamıyorum. Ancak, ben sizinle konuşmadan önce, bütün bunların olabileceğini hesaplıyordum. Fakat davam olumlu bir şekilde gelişiyor. Yakında salıverilmem bile mümkün."

Baybaşin'in Aydınlık dergisinde yayımlanan söyleşisinden iki ay sonra, 19 Temmuz günlü Hürriyet gazetesinde bir haber yayımlanır. "Baybaşin getiriliyor" başlıklı haberde, "Hollanda hükümeti, Akdeniz'de tonlarca uyuşturucuyla ele geçirilen Lucky-S gemisi operasyonuna adı karışan ve Aralık 1995'ten beri tutuklu bulunan Baybaşin'i Türkiye'ye iade etme karan aldı" deniliyordu. Habere göre, Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığı'na bağlı bir ekip, Hollanda'ya gidip Baybaşin'i getirecekti.

Hürriyet'te yer alan haberin ardından, Hollanda Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Bürosu bir açıklama yaparak,Türkiye ile Hollanda arasında, Baybaşin'in iade edilmesine ilişkin herhangi bir anlaşma yapılmadığını bildirdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HÜSEYİN BAYBAŞİN: "MEHMET AĞAR EROİNİ GEMİLERLE KAÇIRIYO

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:35

Baybaşin'den Çağrı

Ayrıca Hüseyin Baybaşin Aydınlık aracılığıyla kamuoyuna bir de çağrı yaptı:


"Türk devleti içinde yuvalanmış çetenin yaptığı pisliklerin içinde yer almış olup, yeter diyecek kim varsa, ırkı, dini ne olursa olsun, mevkisi ne olursa olsun, olan biteni anlatmak istiyorsa, ben sahiplenirim. Maddi, manevi her türlü yardımı yaparım. Kendime sahip olabildiğim gibi onlara da sahip olurum. Ben devletle çalıştığım dönemlerden çok daha fazla rahatım ve huzurluyum. Benimle ilişki kurup, pisliğe dur demek isteyen herkese aynı ortamı sağlarım, insanca yaşamak, çocuklannıza onurlu bir gelecek ve insanca yaşam sağlamak istiyorsanız, ben de size hizmet için söz veriyorum. Bu böyle gitmez demek yetmiyor, gereğini yapmak zorunluluğu var. Seçtiğim yoldan dolayı pişman değilim. Aksine mutluyum.. Anlayışımdan aldığım güçle hiç kimsenin bana hiçbir şey yapamayacağını, güçlerinin de yetmeyeceğini söylüyorum."

BAYBAŞİN'DENAĞAR'A SORULAR (Aydınlık, sayı 480, 1 Eylül 1996)

Hüseyin Baybaşin, İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'a bazı sorular yöneltti ve kamuoyuna açıklamasını istedi.

Birinci sora şu:

"Mehmet Ağar'ın, bir alacağına karşılık tahsil ettiğim gayrimenkul neye karşılık idi, bunu kamuoyuna açıklasın."

Baybaşin, "gayrimenkul tahsilati'nın nasıl gerçekleştiğini şöyle anlattı:

"1991 yılındaydı. İnanöz İnşaat Limited Şirketi'nden Mehmet Ağar'ın 300 küsur bin mark alacağı vardı. Bunu benden tahsil etmemi istedi. Ben de şirket yöneticileriyle görüştüm. Soy ismini hatırlamıyorum ama Kemal Bey diye ortaklardan biri vardı. Onunla görüştüm. Bu olayı bütün şirket yöneticileri bilir. Ağar'ın alacağına karşılık şirket, Çınarcık-Yalova'daki Paskal Dere Mevkii, Pafta 7 taksim 1, Parsel 3836 adresindeki villayı benim üzerime tapuladı. İsteyen herkes, tapu kayıtlarından villanın, şirketten benim üzerime nakledildiğini öğrenebilir. Ben de bu villanın karşılığında Mehmet Ağar'a 360 bin mark ödedim. Hatta bu villayı görmek için Yunus Ağar ve dayısı Yalçın Akçadağ ile gittik, gördük. Daha sonra ben bu villayı Hayri Kozakçıoğlu'na satacaktım. Nedim Özer, ben ve Hayri Kozakçıoğlu hep birlikte gidip, villayı gördük. Hoşuma gitti ama basına yansır, diye çekindi ve almadı. Bunların hepsi şahittir. Mehmet Ağar kamuoyuna bu şirketten alacağının nereden doğduğunu açıklasın. Aldığı memur maaşıyla kime, nasıl 360 bin mark borç verebiliyor? Açıklasın da herkes bilsin!"

Ağar'ın Verdiği Çağrı Cihazı

İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile ilgili iddialarına Hüseyin Baybaşin şöyle devam etti:


"Mehmet Ağar, bana verdiği çağrı cihazını da açıklasın. Ne amaçla verdi? Ağarın bana bizzat verdiği çağrı cihazının numarası 02221'dir. İngiltere'ye gittiğim 1984 yılına kadar bunu kullandım. Bunu herkes bilir. Bu çağrı cihazıyla bana her zaman ulaşabiliyordu. Hatta kaç kez emniyete düştüğümde, bu cihaz ile iletişim kurduk. Bunu şahit olan herkes bilir. Dayısı Yalçın Akçadağ da şahittir. O dönemde Mehmet Ağar'ın etrafındaki emniyet görevlilerinin hepsi şahittir. Bana çağrı cihazını ne amaçla verdiğini açıklasın? Eğer söylediği gibi, PKK'yı destekliyor isem, neden bana bu çağrı cihazını verdi? Buna kamuoyunda cevap vermesini istiyorum."

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ÜST DÜZEY YETKİLİSİ:

"AĞAR HAKKINDA BENİMDE DUYUMLARIM OLDU" (Aydınlık, 25 Mayıs 1996, sayı 466)

Aydınlık, Baybaşin'in açıklamaları hakkında İçişleri Bakanlığında uzman bir yetkilinin düşüncesini sordu.

Yetkilinin değerlendirmesini aktarıyoruz:

Olayların içinde olmadığım için, somut bir bilgiye de sahip değilim. Benim Ağar'la ilgili bilgilerim, duyumlardan ibaret. Baybaşin, bizzat olayın içinde olduğu için benden çok daha fazla bilgiye sahip. Olayı ortaya çıkaranın bilgisiyle, olayı gerçekleştirenin bilgisini kıyasladığımızda yaşayan kişinin daha çok bilgiye sahip olduğunu görürüz.

Baybaşin, bunları açıklamaya cesaret ediyorsa ayrıntılı bilgiyi ve delili de vermeliydi. Konuşmalarında tarih, yer, konu, yapılan işin aslı, hangi güzergahların kullanıldığı, kimlerden yardım alındığı, ilişkiyi kimin sağladığı konularında.
Baybaşin belki de bu bilgileri açıklamakla başkalarına gözdağı vermek istiyor. "Ağar ve ismi verilen kişileri açıkladım. Sizleri de yakarım" mesajını vermek istiyor olabilir.

Baybaşin Somut Konuşursa Bunu Değerlendiririz

Derya Ayanoğlu'ndan Kısmetim-1 gemisiyle ilgili olarak tutuklandığı hatırlatılmalı, bunun aslını açıklaması istenmeli. Kısmetim-1 gemisi battığı zaman araştırma yapılmadı. Bu kasıtlı olarak yapıldı. Devletin neden teşebbüs etmediğini Menzir'e sormak gerekir. Basın bunları bilinçli olarak görmezden geldi. Geminin içinde ne olduğunu kimse öğrenemedi.

Ağar'la ilgili olduğuna dair benim de bazı duyumlarım oldu. Ancak somut bir bilgiye ulaşamadım. Bunu yapmak sizin göreviniz. Şimdi, dokunulmazlık zırhına büründüğü için, hiçbir girişimde bulunamayız. Eğer, Baybaşin olayları tam anlamıyla, gerçekçi bir şekilde anlatırsa biz bunu değerlendiririz. Baybaşin'in olayların geçtiği tarih olarak verdiği 1984'te Ağar, Erzincan Emniyet Müdürü idi. Ağar'ın mal varlığının neler olduğunu bilmesi gerekir. Baybaşin onları açıklasın. NATO'daki temsilciyle uyuşturucu trafiği konusunda görüşmeler yaptığını söylüyor. Ağar'ın ve kendisinin bu ilişkiyi nasıl kurduğunu, kimlerle kurduğunu, nasıl gerçekleştirdiklerini, ne zaman hangi işleri yaptıklarını, başka kimlerden yardım aldıklarını da açıklasın. Yani, ortaya somut bilgiler koysun. NATO temsılciliğiyle görüşüyorduk demek yetmez.

Atilla Aytek ve Mehmet Ağar ilişkisinin bu işle bir ilgisi olup olmadığını da sormak lazım. Aytek şu anda APK Daire Başkanı. Ben, Baybaşin'den çok şey bilmiyorum. Ancak Yunus'un (Ağar) bu işlere bulaştığı yönünde somutlayamadığım bilgiler var. Ağar, nasıl Emniyet Genel Müdürü oldu? Emniyet camiasında temiz bir sicili olmadığı halde Ağar'ın nasıl o konuma geldiği benim kafamda, bu kirliliğin devletin çok üst makamlarına kadar bulaştığı izlenimini doğuruyor.

Şöyle bir yorum yapabilirim; Çiller'le Ağar'ın samimiyeti çok eskilere dayanıyor. Aralarında nasıl bir çıkar ilişkisi olduğu kafamı her zaman kurcalamıştır.
Bu olaylar olduğu sırada Süleyman Baş göl Trafik Şube Müdürü idi. Basın, Başgöl'ü öven yazılar yazdı. Ağar'ın da Başgöl'le yakın dost olduğunu biliyorum.

Menzir'in Kısmetim'in Üzerine Gitmemesi Beni Düşündürdü

Kısmetim-1 batırıldığı için üzerinde su- perdesi kaldı. Menzir'in bunun üstüne gitmemesi beni düşündürdü.
Sistemin çürümüşlüğü beni çok konuda açıklama yapmaktan alıkoyuyor. Bizim demeç vermemiz bile yasak.

Sizler (basın) ve milletvekilleri, işçiler, öğrenciler gösteri yürüyüşleri kanununa aykırı hareket ettikleri zaman polisten cop yemelerini ön plana çıkartıyorsunuz. Hiçbir Allah'ın kulu kalkıp da "şu yasayı değiştirelim isteyen Meclis'e kadar yürüsün" şeklinde bir girişimde bulunmuyor. Yasalardan olan hoşnutsuzluk dile getirildiği halde kimse değişmesi yönünde çaba sarf etmiyor. Turiste tecavüz edilince manşet, terör örgüde-rinin işlediği olaylar manşet olduğu için ülkemize güvenilmiyor. Hükümetin başındakiler, Türkiye için çalışacakları yerde kasalarını doldurmaya uğraşıyor. Hükümete güvenilmiyor. Polise güvenmiyoruz. İşçiye güvenmiyoruz, basına güvenmiyoruz, böyle bir duruma getirildik. Durup bir düşünmek lazım. Bunu kim neden yapıyor, ülkemizi karanlığa götüren bu ortamı kimler tezgahlıyor. Biz, çok sayıda hata yaptık. Bunları anlatmamın nedeni sizin bu hataları görüp, önümüzü açmak. Olayların, derinlemesine bakmalıyız. Çünkü ülke elden gidiyor. Bunun vebalini sizler çekeceksiniz.

AĞAR'IN YASAKLATTIRDIĞI RÖPORTAJDA NELER VARDI?
(Aydınlık, 1 Haziran 1996, sayı 467)


Mehmet Ağar'ın "ihtiyati tedbir" karan çıkartarak yayınını engellediği Baybaşin röportajının devamı birçok gerçeği ortaya çıkaracak, birçok konuya aydınlık getirecekti.

İşte röportajın yayınlanmayan bölümlerinde yanıtlanan bazı sorular:

• Özer Çiller'in yeraltı dünyasıyla ilişkisi ne zaman başladı?
• Özer Çiller'in yeraltı dünyasındaki işlevi nedir?
• Özer Çiller'in hammadde ithalatının finansmanı kimin parasıyla yapılıyordu?
• Unlü Setüstü Döviz Bürosu-Cesim Alagöz cinayetinin Çiller'le bağlantısı?
• Özer Çiller'in ABD'deki yatırımlarının kaynağı?
• Çillerler uyuşturucu ticaretinde nerede duruyorlar?
• Asil Nadir-Özer Çiller ilişkisi?
• AP eski senatörü, MHP'li Murat Bayrak'ın uçak filosu hangi işlerde kullanıldı?
• Almanya'daki Ülkücü ekip-Murat Bayrak bağlantısı ve bunların uyuşturucu dağıtımındaki rolleri?
• Alaattin Çakıcı ve Mehmet Ağar arasındaki ilişkinin seyri? Alaattin Çakıcı nasıl büyüdü?
• Baybaşin'in taşıdığı polis kimlikleri ve resmi pasaportları hangi devlet görevlisi verdi?
• Afganistanlı "Türk General" Şah Dostum ile Tuğrul Türkeş bağlantısı?
• Uyuşturucu konusunda Türkiye-İran çatışmaları?
• Uyuşturucuda, Azerbaycan-Türkmenistan-Tacikistan güzergahı nasıl açıldı ve kimler işletiyor?
• Türk cumhuriyetlerinden sefer yapan büyük bir futbol kulübünün başkanına ait uçaklar hangi işleri yapıyor?
• Mehmet Ağar'ın mafya gruplarıyla ilişkileri? Çapan.ailesiyle Öz ailesi nasıl çatıştılar? Polisin çatışmadaki rolü?
• MİT Raporu'nda adı geçen Mahmut Gündoğdu-Mehmet Ağar bağlantısının esası?
Mehmet Ağar şimdi, gerçeklerin halk tarafından öğrenilmesini engellediğini sanıyor. Yanılıyor! Ortaya çıkacak bilgi, dosyalarda durmaz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir