Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye İran'la Savaşın Eşiğinden Nasıl Döndü

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Türkiye İran'la Savaşın Eşiğinden Nasıl Döndü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:32

TÜRKİYE İRAN'LA SAVAŞIN EŞİĞİNDEN NASIL DÖNDÜ {Tempo, 1 Mayıs 1996)

19 Mayıs 1995. Bu tarih, 70 milyonluk Türk halkı için unutulmaz olabilirdi; korkunç bir savaş için ilk kararın verildiği gün olarak... Zamanın Başbakanı Tansu Çiller'in, Dışişleri Bakanı Erdal İnönü'nün yurtdışında olduğu bu tarihteki gündem maddesi; İran'a düzenlenecek harekattı. Hikmet Çetin harekata şiddetle karşı çıktı ve Cumhurbaşkanı Demirel'e. bu konuda danışılmasını önerdi. Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı'na eksik bilgi vererek onu yanıltmayı başardı. Cumhurbaşkanı Demirel her zamanki gibi Irak'a sınır ötesi harekat yapılacağı zannıyla onay vermişken, aslında muhtemel bir İran-Türkiye savaşının ilk adımının atıldığının farkında değildi. Ta ki...

Başbakan Yardımcısı Hikmet Çetin'in hiçbir kuşkusu kalmamıştı. Başbakan Tansu Çiller İran'a açıkça savaş ilan etmek üzereydi. Ne yapıp yapıp önlemesi gerekiyordu. Hemen söz aldı.

"Sayın Başbakan, böyle bir operasyonu yapmamız, İran'ın toprak bütünlüğünü ihlal etmemiz anlamına gelir. Bir başka ülkenin sınırlarından içeri girip askeri harekat düzenlemek açıkça uluslararası hukukun ihlalidir. Hangi gerekçeyle olursa olsun Türkiye bunu kimseye anlatamaz... "

Başbakan Çiller, Çetin'in itirazlarına prim vermek niyetinde değildi. Bir kere, toplantıya katılan askerlerin desteğini yanına almıştı. Karan bir an önce çıkartıp helikopterlere havalanmaları talimatını verebilmek için sabırsızlanıyordu.

"istihbarat bilgileri ortada. PKK'nın son operasyonu İran'daki kamptan gelen teröristler tarafından gerçekleştirildi, İran'daki bu kampı ortadan kaldıramazsak PKK'yı etkisiz hale getiremeyiz. içeride terörle mücadelenin başarısı için bunu yapmamız şarttır."
Hikmet Çetin, yalnız kaldığını hissetti.

"Harekat Planını Hazırlayın"

Tarih, 18 Mayıs 1995. Günlerden perşembe. Yer, Başbakanlık Konutu. Gündem maddesi, İran'a düzenlenecek askeri harekat.

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Erdal İnönü, bir yurtdışı gezisinde olduğundan toplantıya katılamamıştı. Dışişleri bürokrasisini o sırada Londra Büyükelçiliğine gitme hazırlığında olan Müsteşar Özdem Sanberk temsil ediyordu.
Çiller'in İran'a hava harekatı arzusuna muhalefet, büyük ölçüde bu ikiliden kaynaklanıyordu. Karşı tarafta ise güç dengesinin Çiller lehine çevrilmesine yol açan iki önemli komutan oturuyordu. Genelkurmay İkinci Başkanı Hava Orgeneral Ahmet Çörekçi ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri General Doğan Bayazıt.
Durum üçe ikiydi.

Şimdi bu önerinin devletin zirvesinde tartışılmasına yol açan olaylar zincirinin başlangıcına dönelim. PKK'nın Nisan ayı başlarında birbiri ardına gerçekleştirdiği katliamlar büyük tepkiye yol açmıştı. Çiller'e gelen bütün istihbarat bilgileri, eylemcilerin iran'daki PKK kamplarından geldiği yolundaydı. Gerek MİT, gerek askeri istihbarat bütün dikkatlerini İran'daki kamplara çevirmişti.
Bunlar içinde Urmiye dolaylarında sınıra 30 kilometre kadar uzaklıktaki bir kamp özel bir önem taşıyordu. Yaklaşık 300 dolayında militanın üslendiği tahmin edilen bu kamp, PKK'nın İran'daki en önemli askeri altyapısını oluşturuyordu.

Çiller'e göre, bu kamp etkisiz hale getirilirse, PKK'ya büyük bir darbe vurulur ve hükümet içte terörle yürüttüğü mücadelede rahat bir nefes alabilirdi.
Önüne gelen istihbarat raporlarını değerlendiren Başbakan Çiller, kendisinin başkanlık edeceği bir zirvede Genelkurmay ve Dışişleri ile toplanarak bu kamp konusunda izlenecek eylem planını oluşturmaya karar verdi.
Çiller Genelkurmay'a şu talimatı gönderdi: "İran'daki kampta bulunan teröristlerin nasıl etkisiz hale getirileceğine ilişkin bir plan hazırlamanızı istiyorum.

Genelkurmay Harekat Başkanlığı, bu talimat üzerine ayrıntılı bir ihtimaliyat planlaması çalışmasına girişti. İstihbarat raporları incelendi, haritalar açıldı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kabiliyetleri ışığında bu kampın nasıl etkisiz kılınacağına ilişkin bir operasyon planı hazırlandı.

İşte 18 Mayıs tarihli toplantı, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çörekçi'nin bu harekat planını sunuşuyla açıldı. Ve Çörekçi'nin konuşmasıyla birlikte Başbakanlık Konutu'nda hava birden elektriklendi.

Çörekçi, "Sayın Başbakanım, İran'daki PKK kampının askeri yöntemle etkisiz hale getirilmesi yolunda bir siyasi talimat verilirse, Türk Silahlı Kuvvetleri bu görevi yerine getirmeye hazırdır" diye söze girdi ve ardından eylem planını açıkladı:

"Genelkurmay karargahı olarak söz konusu kampa havadan komando unsurlarıyla da takviye edilebilecek bir helikopter harekatı düzenlenebileceğini düşünmekteyiz. Helikopterlerimiz ani bir baskın düzenleyebilirler. Havadan yapılacak saldın, daha sonra helikopterlerin çevreye indireceği komandoların kuşatması ile tamamlanır. Örgüt, hiç beklemediği bu saldırıya hazırlıksız yakalanacaktır. Bu şekilde, kamptaki tehdidin tümüyle ve başarıyla bertaraf edilebileceğini umuyoruz."

"Kimsenin Ruhu Duymaz"

Operasyonun Çiller'e cazip gelen bir unsuru, PKK militanlannın bir bölümünün bu harekatta yakalanarak, aynı helikopterlerle Türkiye'ye getirilmesiydi. İran'da bir PKK kampını vurup, buradaki militanları Türkiye'ye getirmek büyük bir zafer olacaktı. Her haliyle İsrail'in geçmişte gerçekleştirdiği operasyonlara bir benzeri gerçekleşmiş olacaktı.
Çörekçi'nin eylem planına, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Bayazıt da destek çıktı.

Hikmet Çetin, sorularla muhalefete başladı:

"Böyle bir operasyon çok riskli olmaz mı? Her şeyden önce İran radarları bizim helikopterleri fark eder... Bu da bir sıcak çatışma ihtimali doğurur. Onlar da savaş uçaklarını bizim helikopterlerimizin üzerine yollarlarsa, bu durum bir Türk-İran savaşına yol açmaz mı?"

Orgeneral Çörekçi, Çetin'in endişesini gidermeye çalıştı:

"Bunun önlemi alınabilir. Bizim helikopterler İran radarlarına yakalanmamak için alçaktan uçarlar, iranlılar sızmadan haberdar olduklarında, bizim helikopterler çoktan Iran hava sahasından çıkıp, Türk hava sahasına girmiş olurlar."

Bu izahat, Çetin'in endişelerini gidermeye yetmemişti. "Ya radara yakalanırlarsa?" diye soracak oldu.

Orgeneral Çörekçi, hemen yanıtladı:

"Merak etmeyin, kimsenin ruhu bile duymaz..."
Genelkurmay, harekatı başarıyla sonuçlandıracağından emindi. Daha önemlisi, istekliydi.

Çetin, itirazlarını diplomatik ve siyasi düzeydeki muhtemel sorunlara kaydırdı:

"Ben Türk Silahlı Kuvvetleri'nin böyle bir operasyonu gerçekleştirebilecek yetenekte olduğunu tartışmak istemiyorum. Böyle bir operasyon taktik kabiliyetler bakımından yapılabilir. Ancak Türkiye'yi çok zor bir duruma sokar. Bu savaş ilam demektir. Iran gibi bölgenin önemli bir ülkesi, üstelik gururuna düşkün bir ülke; bir başka ülkenin kendi topraklan üzerinde operasyon düzenlemesine sessiz kalamaz. Iran, buna çok şiddetli tepki gösterir, İran'la ilişkilerimizin geleceği riske girer. Bunu tamir edemeyiz."

Çetin, daha önceki Dışişleri Bakanlığı deneyimine dayanarak Türkiye'nin karşılaşabileceği sorunları sıraladı:

"Bu tür bir eylem, her şeyden önce Birleşmiş Milleder Sözleşmesinin ihlali olacaktır. Iran, BM Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağırır ve Türkiye daha toplantıda Konsey'in bir kınama kararıyla karşı karşıya kalır. Uluslararası alanda yalnız kalırız. Türkiye bu harekatı kimseye izah edemez."

Çiller, Çetin'in direncini kırmak kararındaydı. "İran bile olsa terörle mücadeledeki kararlılığımızı göstermek zorundayız" diye üsteledi, ardından Dışişleri Müsteşarı Sanberk'e şu soruyu yöneltti:

"Böyle bir harekattan sonra uluslararası alanda doğacak baskıları göğüsleyebilmemiz için bir eylem planı hazırlanamaz mı? Böylece harekat bittiğinde gelecek tepkilere karşı hazırlıklı oluruz."

Büyükelçi Sanberk de, Çetin gibi askeri harekata karşıydı. Sanberk, bu konudaki çekincelerini kayda geçirdikten sonra "operasyon olduğu takdirde uluslararası alanda hangi diplomatik önlemlerin alınabileceği" konusundaki önerilerini sıralamaya başladı.

Sanberk'in önerisi operasyonun uluslararası hukukta yeri olan sıcak takip hakkına dayandırılmasıydı. Operasyondan sonra bu yönde bir açıklama yapılabilirdi. Türkiye, geçmişte Saddam Hüseyin'in güçlü olduğu dönemde Kuzey Irak'a pek çok sıcak takip operasyonu düzenlemişti. Türkiye, ayrıca NATO'yu da bu operasyon konusunda yanına çekmek için aktif bir diplomasi yürütebilirdi.

Çiller, Sanberk'i dinledikten sonra kararlığını bir kez daha vurguladı:

"Örgüte bu darbeyi vurmamız şart. Teröristler benim ülkeme girip masum insanları öldürüyorlarsa ben buna müsaade edemem. Hiçbir ülkeye müsaade edemeyiz, İran'a da.
Hikmet Çetin, Çiller karşısında yalnız kalmıştı. "Bu Türkiye'nin başına çok büyük belalar açar" dedi. Bir endişesi de İran'ın Türkiye'de terör eylemlerini körükleyerek misillemede bulunmasıydı.
Ancak Çetin, Çiller'i bu kararından vazgeçiremeyeceğini anlamıştı. Bu noktada aklına son çare olarak Cumhurbaşkanı faktörü geldi.

Çiller'e şöyle dedi:

"Cumhurbaşkanına bu konuyu danıştınız mı? Bu kadar hassas bir konuda, onun bilgisi olmadan bu eylemin gerçekleştirilmesi uygun olmaz. Bence kendisinin de bir onayını alırsanız yerinde olur."
Çetin'in bu önerisine toplantı salonunda bulunanların hiçbiri itiraz edemedi. Çiller, "Peki, ben yarın sabah zaten Sayın Cumhurbaşkam'nı göreceğim. Kendisine bahsederim. Yarın yine toplanırız" dedi. Ve toplantı dağıldı. Ve Türkiye'yi İran'la savaşın eşiğine getirecek kararın son aşamasına gelinmişti. Demirel de "Evet" derse, Türk helikopterlerinin İran hava sahasına doğru havalanmaları için hiçbir engel kalmayacaktı.

Devlet erkanı, ertesi sabah 19 Mayıs törenleri için Anıtkabir'de protokoldeki yerini almıştı. Tören bitiminde Çiller, Cumhurbaşkanı Demirel'in yanına giderek, "Sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var. Ancak makam arabanızda Köşk'e kadar sizinle birlikte gelebilir miyim?" diye sordu. Demirel "Tabii buyrun" diyerek Başbakan'ı arabaya davet etti.

İşte operasyonun kaderini belirleyen, ancak daha önemlisi Demirel-Çiller ilişkisinde ciddi bir kopukluğa yol açan konuşma, Demirel'in makam aracında Anıtkabir-Çankaya güzergahında gerçekleşti.
Bir gün önceki bu konuşmadan sonra akşam saatlerine doğru Başbakanlık Konutu'nda yeniden toplanıldı. Herkesin gözü Çiller'e, daha doğrusu Çiller'in Demirci'den getireceği mesaja çevrilmişti. Çiller, toplantıyı açtı.

Bir gün öncesinin kısa bir özetini yaptıktan sonra, Demirel ile görüşmesini ve Cumhurbaşkanı'nın onayını duyurdu:

"Dün tartıştığımız konuyu bu sabah Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştüm. Kendisi bu operasyona bir itirazı olmadığını bana söylediler."

Çetin'in itirazının fazla bir önemi kalmamıştı. Hava harekatının önündeki son engel de kalkmıştı. Ertesi sabah helikopterlerin pervaneleri çalışmaya başlayabilirdi.
Çetin, başbakanlığı döneminde Demirel'in dışişleri bakanı olarak çalışmış ve kendisiyle son derece yakın ve uyumlu bir mesai içinde olmuştu. Demirel'in dış politikaya bakışını ve ihtiyatı elden bırakmayan dikkatli çizgisini en iyi bilen insanlardan biriydi. Demirel'in böyle bir harekata onay vermiş olmasına bir anlam veremedi. Emin olmak için konuyu bizzat Cumhurbaşkanı'na sormaya karar verdi. Ve Çankaya Köşkü'nü aradı.

"Sayın Cumhurbaşkanım, bir iki gündür İran'daki PKK kamplarına karşı alınacak önlemleri tartışıyoruz. Bir hava harekatı düzenlenmesi söz konusu. Sayın Başbakan, bugün yaptığımız toplantıda sizin askeri bir harekata onay verdiğinizi bize bildirdi. Bu hususu bir de size danışmak istedim... "

Telefonun diğer ucundaki Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısından duydukları karşısında hayretini gizleyemedi.
"Ben İran'a askeri bir operasyona onay vermedim ki... "
"Nasıl olur Sayın Cumhurbaşkanım?"
"Tansu Hanım, bana sadece bir sınır ötesi operasyon düzenlenmesinin söz konusu olduğunu söyledi. İran'ın ismini bile geçirmedi. Biliyorsunuz, Irak'a sık sık sınır ötesi operasyonlar yapılıyor. Bunların bir bölümünde bana önceden bilgi verilmesi bile gerekli olmuyor. Ben sınır ötesi deyince Irak'a operasyon düzenleneceğini zannettim. O çerçevede olur dedim. İran'a böyle bir şey düzenlenmesine onay vermem nasıl mümkün olabilir? Bu savaş ilanı demektir."

Çetin, "Harekat İran'a yapılacak. Bizim tartıştığımız Irak değil ki..." dedi.
Demirel, o noktada duruma el koydu. Çetin'e "Siz endişelenmeyin, ben Tansu Hanımla konuşurum. Yarın Milli Güvenlik Kurulu toplantısı var. Bu toplantıdan önce Genelkurmay Başkanı'nı da çağırıp kendi aramızda bir toplanalım. Konuyu orada konuşuruz..." dedi.

Devletin zirvesinde Çiller'i frenleme operasyonu başlamıştı. Çarklar Çiller'i durdurmak için dönüyordu. Demirel, işi sağlama almak niyetindeydi.

İlk iş olarak Çiller'i aradı ve şöyle dedi:

"Sayın Çetin, İran'a bir hava harekatı düzenlenmesi eğiliminizden söz etti. Ancak bu fevkalade hassas bir konu. Bunu yarın Milli Güvenlik Kurulu öncesinde kendi aramızda tartışmamızda yarar var... "
Ertesi gün, yani 20 Mayıs tarihinde Çankaya Köşkü'nde genişletilmiş devlet zirvesinde aktörler Demirel'in başkanlığında bir araya geldiler. Kadroda Demirel'in yanı sıra bu kez iki yeni isim vardı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve yurtdışından dönmüş olan Dışişleri Bakanı Erdal İnönü.

Demirel, toplantıda bütün ağırlığını koydu:

"İran gibi bir komşumuza böyle bir operasyonun düzenlenmesi, Türkiye'yi hem İran hem de dış dünya karşısında çok güç duruma sokar. Bu, Türkiye'nin barışçı dış politikasına ters düşer. İran ile ilişkilerimizde bunun yol açacağı tahribatı telafi etmemiz çok uzun zaman alır. İran'da bu yönde bir sorun olsa bile, bizim bu sorunu diplomasi ve diyalog yoluyla halletmemiz gerekir! Ben bu konuda hemen devreye giriyorum. İran Cumhurbaşkanı Rafsancani'ye durumu aktaracağım" dedi. Çetin ve ardından İnönü, Demirel'in çizgisini destekleyen konuşmalar yaptılar.

Herkesin konuşmasını heyecanla beklediği kilit şahsiyet Genelkurmay Başkanı Karadayı idi. Orgeneral Karadayı'nın konuşması, harekat karşıtı ittifakı rahatlattı.

Karadayı şöyle dedi:

"Bizim için esas olan siyasi otoritenin kararıdır. Eğer siyasi makamlar diplomasi yolunu tercih ediyorlarsa, biz bunu saygıyla karşılarız."

Bu kez yalnız kalma sırası Çiller'deydi. Toplantıda beliren iradeyi kabullendi. Demirel, aynı gün Rafsancaniyi telefonla aradı. Dışişleri Bakanlığı da PKK kampıyla ilgili istihbarat bilgilerini İran makamlarına sunmak üzere Tahran'a üst düzey bir heyet yollamak üzere kolları sıvadı.

Çiller'in püskürtüldüğü zirve toplantısından tam iki gün sonra, 22 Mayıs sabahı Cumhurbaşkanı Demirel, uzun bir ziyaret için Çin Halk Cumhuriyeti'ne hareket ediyordu. Devlet protokolü, Demirel'i uğurlamak üzere Esenboğa Havaalanında yerini aldı. Demirel şeref salonunda vedalaşmaya hazırlanırken yanında TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk vardı. Demirel, aprona çıkmadan Cindoruk, Çiller ve Orgeneral Karadayı'yı yanına alarak bir köşeye çekildi. Salonda bulunanlar, meraklı bakışlarla bu dörtlü arasındaki konuşmayı izlediler.

Bu sırada Demirel, Karadayı ve Çiller'e bakarak şöyle dedi:

"Ben yokken yerime Sayın Cindoruk vekalet edecek. Yapacağınız şeyleri muhakkak Hüsamettin Bey'e soracaksınız..."

Demirel, anlaşılan Pekin'e hareket ederken bile yokluğu sırasında İran konusunda benzer bir emrivakiden çekinmekteydi. Bu nedenle, işi bir kez daha sağlama alma gereğini duymuştu. Uçağı Pekin'e doğru uzun yolculuğa başladığında Demirel derin bir nefes aldı.

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir