Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ağansoy-Çiller İlişkisi

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Ağansoy-Çiller İlişkisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:29

AĞANSOY-ÇİLLER İLİŞKİSİ

ÇAKICININ SAĞ KOLU AÇIKLIYOR:


AĞANSOY CİNAYETİNİN PERDE ARKASI (Aydınlık, sayı 480, 1 Eylül 1996)

Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire Başkanlığı'nda görevli polis memurları Celal Babür ile Ferda Temel, Çiller Özel Örgütü'nün elemanları. Babür ile Temel, İstanbul'da bulundukları zaman Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ile oğlu Berk Çiller'in koruma görevini yapıyorlar. Berk Çiller'in "başka işlerine" de yardım ediyorlar. Her iki polis memuru, aynı zamanda Nurullah Tevfik Ağansoy'un da fedailiğini yapıyor, silahlarını taşıyorlar. Çiller İstanbul'daysa Çiller'i, yoksa Ağansoy'u koruyorlar!

Tevfik Ağansoy da Çiller'in özel elemanlarından. Aydınlık, Çiller'in özel istihbarat örgütünde, yalnızca polis şefleri ve istihbaratçıların değil mafya şeflerinin de bulunduğunu yazmıştı. Tevfik Ağansoy'u "aile" ile tanıştıran kişinin, eski arkadaşı Celal Babür olduğu ileri sürülüyor. Çakıcı'nın sağ kolu ise Aydınlık'a, Ağansoy-Çiller ortaklığını daha da ayrıntılı açıklıyor.

Celal Babür, 28 Ağustos gecesi Bebek'teki çatışma sırasında Nurullah Tevfik Ağansoy'la birlikte Aloottin Çakıcı'nın adamları tarafından öldürüldü. Diğer polis memuru Ferda Temel ağır yaralandı. Şimdi konuşacak duruma geldi. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, iki polis memurunun Ağansoy'un yanında ne amaçla olduklarını bilmiyorlarmış. Ferda Temel, ifade verecek duruma gelince bu anlaşılacakmış. Çatışma sonrasında üzerlerinde 200 milyon liraya yakın döviz ve Türk lirası çıkan korumalardan Temel'in vereceği ifadeye göre polis-mafya ilişkisi çözülecekmiş!

"Özel Büro"nun Polisleri

Çiller'in başbakanlığı sırasında resmi koruma görevlileri için emniyet içinde "İstanbul Bürosu" olarak adlandırılan yeni bir birim oluşturuldu. Her iki polis memuru da, yaklaşık bir yıldır bu "Büro"da görev yapıyorlar. Babür daha önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü Silah ve Mühimmat Kaçakçılık Şubesi'nde çalışırken adı bir kaçakçılık olayına karıştı. İkisinin de sicilleri bozuk, haklarında suç dosyalan düzenlenmiş. "Özel Büro" için iyi seçim! Bulunduklan göreve Çiller'in Koruma Müdürü Resul Kalkan tarafından getirildikleri söyleniyor.

Adalet Bakanı Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı'nın adamları tarafından gerçekleştirilen ve dört kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan çok önemsiz bir olaymış gibi söz ediyor, televizyonlara yaptığı açıklamada. Bilgi almak için, yaralı polisin açıklaması dışında bir kaynak bulunmadığını yineliyor. "Maalesef pisliğe karışan polisler var" diyor. Ağar, Çiller'in koruma polislerinin, yakın koruma memuru değil, arabalara bakan polisler olduğunu söylemeyi de ihmal etmiyor. Ağar'ın, olayı mümkün olduğunca basite indirgemeye çalışması dikkat çekiyor. Bir de Çiller'i mümkün olduğunca olayın dışında tutma çabası.

Babür'ün cenazesine polis yetkilileri gelmedi, resmi tören yapılmadı. "Başbakanlık korumaları" imzalı bir çelengin gönderildiği cenaze törenine, yalnızca "İstanbul Büro" katıldı. Çiller, gazetecilerin "Koruma polislerinizin neden Ağansoy'un yanında olduğunu araştırdınız mı?", "Polis-Mafya ilişkilerinin bu boyutta olmasına siz ne diyorsunuz?" sorularına "Siz bunlara inanıyor musunuz" demekle yetindi.

Ağansoy'un Suç Ortağı Çillerler

Aydınlık, Çakıcı'nın "sağ kolu" olarak Avrupa'daki işlerini yürüten kişiyle görüştü. Adı dergimizde saklı tutulan kişi, Çakıcı'nın yurtdışına gitmesine neden olan olaylar nedeniyle dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ı suçladı ve "Ben size Alaattin'in Ağar hakkında düşündüklerini söylüyorum" diyerek şunları ileri sürdü:

- Tevfik Ağansoy ile Çillerler ortaklar. Birlikte ihale işleri yapıyorlar. Ağansoy, Çiller'e çok yakın. Çiller'in sayesinde Türkiye'de çok büyük işlerin üstüne oturdu. Çok ihale aldı.

- Çiller'in korumaları Ağansoy'un yanından ayrılmıyordu. Çiller, Ağansoy'un istediği her yere korumalarını yolluyordu. Polisler bu olayda gümbürtüye gitti. Amaç polisleri öldürmek değildi.

- Ağansoy'u öldürmenin yolunu eski bir polis şefi ve yeni bir bakan açtı. O göz yumdu. Ağansoy infazından çok kısa bir süre önce, Alaattin'in Türkiye'deki üst düzey bir grup adamı Ankara'ya gidip, bu bakanla görüşme yaptılar. Birkaç seans halinde görüşüldü.

- Çakıcı, bu bakanı konuşmakla tehdit ediyordu. Çakıcı'nın konuşmasını önlemek için bu olaya göz yumuldu. Ortak iş konusunda da bir anlaşma yapılmış olabilir."

Çakıcı'nın çok yakınındaki kişi konuşmasını şöyle sürdürdü:

- Zaten son günlerde Ağansoy ile Çiller'in arasında bir para anlaşmazlığı çıkmıştı. Ağansoy payından daha fazlasını almıştı. Birden hızla büyüyen Ağansoy, çok konuşarak ve ucuz çıkışlarıyla sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Onun ölümü bazılarını bu dertten kurtardı. Hem de Çakıcı ile anlaşmanın ve birlikte iş yapmanın yolu açıldı.

- Çakıcı, Türkiye'den yurtdışına çıktığında uzun süre çok sıkıntı çekti. Adamları çeşitli yerlere sığınmak zorunda kaldılar. Tevfik, bu dönemde Alaattin'in işlerine kondu. Bildiğiniz kişiler de ona yardımcı oldular."

Kanlı Geçmiş

Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan'ın silahla yaralanması olayında tetikçilik yapan Davut Yıldız'ı suça azmettirici olarak yargılanan ve ceza alan Tevfik Nurullah Ağansoy, "13 leşim var" diye övünen bir eski ülkücü. Aralarında Prof. Dr. Ümit Doğanay'ın da bulunduğu 13 devrimci, demokrat insanın katili. Bir zamanlar Çakıcı'nın sağ kolu. "Biz 40, 50, 100 kişilik bir arkadaş grubuyuz." Ülkücü mafyayı böyle tanımlıyor, Ağansoy.

Engin Civan'ın yaralanması olayıyla ilgili hakkında gıyabi tutuklama karan bulunduğu için Almanya'da yakalanarak Türkiye'ye iade edilen Ağansoy ile Çakıcı'nın arası, Kanal 6 televizyonu üzerindeki haczi kaldırma eylemi sırasında açıldı. Kanal 6'nın borçlu olduğu Bank Express'in Hukuk Müşaviri Aykut Özaran'ın, Ağansoy tarafından tehdit edilmesinden sonra haciz kaldırıldı. Ancak Çakıcı, Özallar'dan alman 1 milyon doların üstüne yattı.
Engin Civan olayı, Çakıcı çetesine Kanal 6 televizyonu üzerindeki haczi kaldırmalarına "bir teşekkür"dü... Ağansoy, "İlk günlerden itibaren Alaattin Çakıcı, Civan'ın yaralanmasını istiyordu. Eğer Civan vurulursa kendisinin reklamı olacaktı. Çünkü, mafya ve baba imajını yıkıp, devleti dolandıranlan cezalandıran bir milli kahraman ve Robin Hood olmak istiyordu" diyordu.

ANAP Koruma Verdi, Ağar Kaldırdı

3 Nisan 19% günü Eskişehir Cezaevi'nden tahliye olan Tevfik Ağansoy'a ANAP iktidarı döneminde, "can güvenliği" gerekçesiyle koruma tahsis edildi. Ağansoy, Civangate soruşturması nedeniyle TBMM'de de tanık sıfatıyla dinlenecekti.

Tevfik Ağansoy'un eşi Hülya Ağansoy, kocasının silahlarının eski İstanbul Asayiş Müdürü Sedat Demir tarafından alındığını, saldırıdan bir hafta önce de, korumanın İçişleri Bakanlığı tarafından geri çekildiğini ileri sürdü. Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel ise Ağansoy'un korumasının kaldırılmadığını iddia etti.

Söylemez çetesi ile bağlantısı nedeniyle açığa alınarak hakkında soruşturma açılan Sedat Demir'in, çetenin ortaya çıkmasından sonra Ankara'ya kaçtığı ve bir bakanın evinde bir hafta saklandığı öğrenildi.

Kanlı Hesaplaşmalar Geliyor

Ülkücü mafya içindeki çatışmaları yakından izleyen ve "Önümüzdeki aylar çok kanlı geçecek" diyen bir uzman şunları söyledi:


"Bu piyasada boşluk olmaz. Piyasadan çekilenin yeri hemen doldurulur. Ağansoy'un birtakım şeylerin üzerine konduğu anlaşılıyor. Ağansoy'un öldürülme biçimi ve karısının açıklamaları, bu işte devletin içindeki bazı güçlerin parmağının olduğunu gösteriyor. Devlet içindeki bazı kişiler, Ağansoy operasyonu ile birlikte geleceklerini kurtarabileceği birtakım gelişmelerin önünü açmaya çalışıyor.

"Yalnızca bu iki kesim arasında değil, çatışmaya başkaları da katılacak. 25 Ekim'de ülkücü mafya şeflerinden Kürşat Yılmaz tahliye olacak. O da payını isteyecek. Biliyorsunuz Yılmaz, Kısmetim-1'in sahibi Osman Ayanoğlu ile piyasada büyük bir tefeci olarak tanınan Kayhan Güvelioğlu'ın öldürmüştü."

Söylemez-Ağansoy İttifakı

Ağansoy'un Söylemez çetesiyle de ilişkisi olduğu ifade ediliyor. Söylemezler'in Muşlu, Ağansoy'un Bitlisli olmasına dikkat çekiliyor. Söylemez kardeşler yaklaşık iki yıl önce Ankara .Konya yolunda işlettikleri bir barda, Urfa'nın ünlü aşiretlerinden Bucak aşireti mensuplarıyla silahlı çatışmaya girmişler ve olayda Edip Bucak'la birlikte 3 kişi ölmüştü. Ankara'da meydana gelen olayla ilgili Eskişehir Cezaevi'nde yatan kardeşleri Ahmet Söylemez'i ziyarete giden Mehmet Nasır Söylemez ile emekli polis memuru Resul Söylemez ve taksi şoförü Ercan Akyol, pusuya düşürülerek öldürülmüşlerdi. Söylemezler'in bu ziyaretler sırasında Eskişehir Cezaevi'nde bulunan Tevfik Ağan-soy ile de dostluklarını ilerlettikleri ifade ediliyor.

12 Eylül Çocuğu

"Ben Türk milliyetçisiyim. Bağlı olduğum parti bellidir" diyen Alaattin Çakıcı, 12 Eylül'den sonra bizzat devlet tarafından korunarak büyütülen ülkücü mafyanın tipik bir temsilcisi.

Bütün dünyada istihbarat örgütleri, "tetikçi" ihtiyacını yeraltından karşılıyorlar. 12 Eylül'de MİT de öyle yaptı. ASALA'ya karşı küçük operasyonlarda "ülkücü evlatlarını" kullandı. Kontrgerilla tarafından ülkücülere yaptırılan basit eylemler, medya tarafından şişirildi, Çakıcı büyütüldü. 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan sonra bile "Sayın Alaattin Çakıcı" diye anılır oldu.

Ülkücü mafyanın, 12 Eylül döneminde, Hiram Abas ve Mehmet Eymür tarafından yetiştirildiği biliniyor. 25 Ocak 1995 tarihli Cumhuriyet, "Eymür'ün ülkücüleri Küçükçekmece Cennet Mahallesi'ndeki E-5 Motelinin arkasında bulunan poligonda eğittiği öne sürüldü" diye yazdı. "Eğitilen" ülkücüler arasında Çakıcı da bulunuyordu. Hiram Abas, faili hala belirlenemeyen bir suikastta öldürüldü. Eymür ise MİT içindeki yeni yapılanmadan sonra, "Kontr-Terör Merkezi"nin başına geçti. Çakıcı ile Eymür arasındaki ilişki ise hiçbir zaman kötü olmadı.

Çakıcı'nın can düşmanlarından Dündar Kılıç'ın çevresinden bir kişinin Ağansoy'un öldürülmesi konusundaki yorumu şöyle:

"Devlete karşı yamuğu olmayanlar her zaman korunur!"

MHF'ye yakın kaynaklar ise, bir-bir buçuk ay önce, Çakıcı'nın Avrupa'da ayağından vurulduğunu ileri sürdüler. Yapan kim sorusuna verilen yanıt "Ona yamuk yapma diyenler" şeklinde. Çakıcı'nın şimdi Madrid'de olduğu ileri sürülüyor.

Çakıcı, talimatlarını cep telefonundan veriyor. İstediği zaman medya ile konuşuyor. Cep telefonlarının dinlenebildiği biliniyor. Teknik olarak konuşulan bölgeyi saptamak da mümkün. Ama emniyet bu konuda bir adım atmıyor.

Bir istihbarat uzmanı bu durumu şöyle yorumluyor:

"İnterpol'ün kırmızı bülteniyle aranan bir kişi, bu kadar zamandır yakalanamıyorsa bunda bir iş vardır. Eğer Çakıcı, sıradan bir yerde kalsa yakalanırdı. Tüm ülkelerde istihbaratçıların 'güvenilir ev' (safe house) dedikleri evler vardır. Bu evler korunur, dinlenmez; ajanlar böyle evlerde toplanırlar. Çakıcı böyle bir yerdeyse, devletin bir kesimi onu koruyor demektir. Bu kesimin de kimler olduğu belli değil mi?"

"Özel Tim" Mafya Oldu

Emperyal gazinolarının sahibi "Kumarhaneler Kralı" Ömer Lütfi Topal'ın katil zanlısı olarak da, Özel Harekat Timi'nde görevli, birisi başkomiser üç polis gözaltına alındı. Polisler sorgulanmak üzere Ankara'ya götürüldü. Polislerin Topal cinayetinin yanı sıra borsacı Yener Kaya ile MİT muhbiri Tarık Ümit cinayetlerinin de faili olabilecekleri ileri sürüldü.

12 Eylül'de "Ülkücü mafya", devlet eliyle palazlanırken "Karadeniz mafyası" darbe yedi. 1992'den sonra, "PKK'ye karşı topyekûn savaş" kararıyla birlikte, "Kürt mafyası" ortadan kaldırıldı. Boşluk hemen dolduruldu. Karadenizlilerin hakimiyeti yeniden perçinlendi.

Rejim çürüdükçe yeraltıyla bütünleşti. Askerlerin ve polis şeflerinin katıldığı çeteler, sıradan olay haline geldi.
Söylemez çetesinin açığa çıkarılmasından bir süre sonra, "6. Filo" boy gösterdi. Adana'da silah ticareti yapan asker ve polisler yakalanırken, Kumarhaneci Topal'ın ölümüne Özel Tim mensuplarının adı karıştı. Ağansoy, Çiller'in koruma polisiyle birlikte öldürüldü.

Her iktidar kendi mafyasını yaratırken, mafya devlet oldu. Devlet mafyalaştı.

CİVAN OLAYININ GEÇMİŞİ (Aydınlık, sayı 480, 1 Eylül 1996)

Engin Civan'ın, Mecidiyeköy'de 19 Aralık 1994 akşamı uğradığı silahlı saldın sonucu yaralanmasından sonra, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarından biri ortaya çıktı. Özal ailesinin de adının karıştığı, yaralama ve rüşvet davaları birleştirildi. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava sonucunda; Engin Civan'a verilen 7 yıl 6 ay ağır hapis ve 62 milyar 500 milyon lira para, Selim Edes'e verilen 1 yıl 8 ay hapis ve 111 milyon 111 bin 111 liralık ağır para cezalan, Yargıtay 1. Ceza Dairesince onaylandı. Civan, tahliye edildikten sonra yurtdışına kaçtı. Davut Yıldız için verilen 6 yıl 5 ay 20 gün hapis ve 546 bin liralık para cezası ise hesaplamada yanlışlık olduğu gerekçesiyle bozulmuştu.

Ayrıca Dündar Kılıç hakkındaki beraat kararı da Yargıtay'ca onandı. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararında ise dosyaları ayrılan gıyabi tutuklu Alaattin Çakıcı ve İsmail Haluk Uçar'ın "azmettirmek ve suça iştirak"ten 20 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan'ın yaralanması olayıyla ilgili olarak yargılanan Tevfik Nurullah Ağansoy'un mahkemeye sunduğu telefon görüşmelerine ilişkin bant çözümünde, Selim Edes'in Civan'a rüşvet olarak verdiği 5 milyon doların tahsil edilmesi halinde, paranın yüzde 65'inin Dündar Kılıç, Alaattin Çakıcı ve Ağansoy arasında üçe bölüneceği yer alıyordu.

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir