Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Genelkurmay Yüzbaşı Pepekal'ı Arıyor

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Genelkurmay Yüzbaşı Pepekal'ı Arıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 23:15

GENELKURMAY YÜZBAŞI PEPEKAL'I ARIYOR (Aydınlık, 7 Temmuz 1996, Sayı 472)

Genelkurmay Başkanlığı, Çiller'in Gladiosu'nun kilit adamı Kıdemli Yüzbaşı Hüseyin Pepekatı arıyor.
işçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 4 Temmuz Perşembe günü yaptığı basın toplantısında, Çiller'in Özel Örgütü ve bu örgütün kilit adamı Yüzbaşı Hüseyin Pepekal'ın Adana'daki adresini açıklamıştı. Perinçek'in açıklaması, 5 Temmuz 1996 Cuma günkü Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerinde yayımlanmıştı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın görevlendirdiği Başçavuş, aynı gün, elinde Evrensel ve Hürriyet gazeteleri, Adana Beyazevler Mahallesi 1783 Sokak 22 numaralı Aydınkent Apartmanı B Blok'taki dairenin kapısını çaldı. Ne var ki, Yzb. Pepekal, artık burda oturmuyordu. Başçavuş, yeni adresi öğrenerek mahalleden ayrıldı. Ve Miraç Sitesi'nin yolunu tuttu. B Blok'taki 10. Kat a çıktı. Yüzbaşı Hüseyin Pepekal bu adreste de yoktu.

Son Resmi Görev Yeri Bolu Komando Tugayı

Aslında, Genelkurmay görevlisinin böyle kapı kapı dolaşmasına gerek yoktu. Yüzbaşının görev yeri belli. Bolu Komando Tugayı. Ancak Piyade Kıdemli Yüzbaşı Hüseyin Pepekal şu anda izinli. "Disk kayması ameliyatı" nedeniyle 15 Temmuz'a kadar izin aldı. Ameliyatını oldu. Aydınlınıın öğrendiğine göre, şu sıralar Bodrum'da dinleniyor.

Yüzbaşı Pepekal, ameliyat olmasaydı ve bu nedenle de izin almasaydı, Genelkurmay yetkilisi, onu, Bolu'da, Tugay'ında, görevinin başında bulabilir miydi?
Hayır!

Çat Ankara'da Çat Adana'da

Çünkü Yüzbaşı Pepekal'ın görev yeri İstanbul. En azından yakın zamana kadar İstanbul'du. Asli işi haline gelen Çiller Özel Örgütü'ndeki konumu, onu bu kente bağlıyordu. Bu kente bağlanmak, elbet, İstanbul dışına çıkmamak anlamına gelmiyordu. Hatta tersine, sık sık İstanbul'dan ayrılıyor, yakınlarına "Adana'ya gittiğini" söylüyordu. Ankara da, komşu kapısı olmuştu onun için.
Ankara, Bolu, Düzce, Adana, Şanlıurfa... Sık sık gittiği iller.

İstanbul'dakiler gibi, Adana'daki komşuları da, dört beş ayda bir, kısa sürelerle gördüklerini söylüyorlar Yüzbaşı Hüseyin Pepekal'ı. En son Eylül 1995'te görmüşler kendisini. O günden bu yana Adana'ya uğramamış. Ya da komşular görmemiş.

Takma Adlar Oyunu...

Yalnız mahalleli, çok değişik yönleriyle ve farklı farklı tanıyor Yüzbaşı'yı. Adından başlarsak; kimisi "Kürşat Bey" diye çağırıyor onu.
Kürşat adını, Ankara'dan da biliyoruz. Yakınlan, onun birçok isim kullandığını belirtirken, Kürşat adını da saymışlardı. Bir adı da Emre Dinç'ti. İstanbul orduevlerinde bu adı kullanıyor. Sık sık kaldığı Fenerbahçe Orduevi'nde; hemen her sabah, işe gider gibi gittiği Harbiye'de.
Hatta resmi şapkasının içinde de Emre Dinç adı yazılıydı.

Adana'da Emniyet Müdürlüğü Trafik Dairesi'nden alınan 01 HP 339 plakalı arabanın sahibi ise kayıtlarda Hüseyin Tepekal olarak geçiyordu.
Beyaz renkli Şahin marka otomobilini satın aldığı Şanlıurfa'da, ruhsat işlemlerini hangi isimle yaptı bilinmiyor. Ama gerçek adının Hüseyin Pepekal oldu kesin.

Adana Emniyeti HP serisi plakayı, sivil polis ve emniyetle ilişkili araçlar için kullanıyor.
Hüseyin Pepekal, bu takma isim bulmayı oyun haline de getirmiş sanki. Soyadından türetmiş. Soyadının baş harfini değiştirerek Tepekal yapmış; sonra, son harfini değiştirerek Pepekan'a çevirmiş.

Bazan Subay Bazan Sivil Bazan da Bıyıklı

Yüzbaşı Hüseyin Pepekal, adı dışında da değişik ifadeler veriyor mahallede. Örneğin herkes subay olduğunu bilmiyor. Onu resmi giysili gören çok az. Daha çok sivil olarak çıkıyor sokağa. Ama kimi yerde de, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Birimi JİTEM'de görevli bir jandarma subayı olduğunu söylüyor, Piyade sınıfından olduğu halde. Bu, biraz da konuştuğu yere göre değişiyor. Mahalle bakkalına değil de, resmi dairelerde bu tür ifadeler kullanıyor. Resmi daireden kasıt, belediye gibi, tapu dairesi gibi mütevazı birimler.
Fiziki görünüşü de sık sık değişiyor. Zaman zaman bıyık bırakıyor.

Sivil dolaşıyor, subay olduğunu açıklamıyor ama, parmağından hiç çıkarmadığı Harpokulu yüzüğü hemen dikkatleri çekmiş.
Aslında, dikkat çekmeyi seviyor. Hele ilk zamanlar. Çevresinde korku yaratmayı da. O, "JİTEM'de çalışıyorum" türü açıklamalar, bu özelliğinden de kaynaklanıyor.

Mahallelinin, onunla ilgili ilk izlenimleri şöyle: "Sert, sinirli, kavgacı, hırçın..."
O kadar sinirli ki, sokakta yürürken arabaların lastiklerine tekme atarmış.

Gösterişe Çok Meraklı

Hava atmak, gösteriş merakı da var işin işinde.
Şu son olayda da, gösteriş merakı yakmadı mı başını? O merak yüzünden ağzını sıkı tutamamak... O en yakınlarına, dayanamayıp, madalya aldığım, Amerikalı yarbayı kendisinin kurtardığını, hatta televizyona çıktığım, resminin gazetelere bile basıldığını söylemesi. Hiç aklına gelir miydi işin bu noktaya varacağı.

Önlenemeyen bir özelliği bu. İlk kez karşılaştığı birine bile, İsrailli subaylarla Almanya'da sualtı taamız eğitimi gördüğünü anlatıyor övünerek. ABD'de 2 yıl süreyle özel eğitim gördüğünü. Falanca gazetenin nerdeyse danışmam olduğunu. Her sabah telefon konuşmaları yaptığını. Zaman zaman yazılar yazdığını.

Çeçen Hayranlığı

Sert karakterini, İstanbul'daki dostları da anlatıyor. Çeçenlere hayranlığı da burdan geliyor. Yine yakın çevresinde, anlata anlata bitiremiyor Çeçenlerin savaşçı özelliğini. "Çok iyi savaşçılar" diyor onlar için. Nerden biliyor Çeçenlerin bu özelliğini? Biliyor, çünkü gidip görmüş Çeçenistan'ı da, Çeçenleri de.
Hangi nedenle; orası meçhul...

Çok kinci olduğunu söylüyorlar.
Yalnız mahalleli, son yıllarda saptadıkları değişimi de anlattı. O tekme vurmalar, sinirli davranışlar yok olmuş. Onun yerine, ağırbaşlı, oturaklı bir adam gelmiş.

Dindar Bir Aile

Yüzbaşı Hüseyin Pepekal, 1963 doğumlu. İriyarı bir adam. Uzun boylu, atletik yapılı, topluca. Esmer.
Tanıyanlar, Aydınlık'ın bulduğu fotoğrafta Yüzbaşı Hüseyin Pe-pekal'ı kolaylıkla teşhis ettiler.

Mütevazı bir ailenin çocuğu. Babası Mahmut Bey, emekli bir memur. Binbir zorlukla okutmuş, Kara Harpokulu'nu. Annesi Nurhayat Hanım, bir ev kadını.

Üç kardeşler; ablası Emel, erkek kardeşi Hasan. Yıllarca kira evinde oturmuşlar, Başçavuş'un ilk gittiği adreste. Sonra, nasıl olduysa, dikkat çekecek kadar değişmiş hayadan. Miraç Sitesi'ndeki evi satın almışlar. Babası Mahmut Bey orda oturuyor.

Akrabası Mehmet Coşkun, Yüzbaşının sayesinde Adana'nın en büyük müteahhidi olmuş. Şu son dört beş yılda. Miraç Sitesini de, o yaptırmış.
Dindar bir aile. Nurcu tarikatından oldukları söyleniyor.

Yakınlarından Bile Kuşkulanıyor

Yakınları, Kıdemli Piyade Yüzbaşı Pepekal'ın son zamanlarda çok tedirgin olduğunu söylediler. Korkuya kapılmış gibi Silahsız dışarıya çıkmıyormuş. Silahını da yanındaki bayanlara taşıtıyormuş.

Bunalım içinde. Evde lambayı yanlışlıkla üst üste yakıp söndürseler, hemen, "ne var, n'oluyor, birine işaret mi veriyorsun" gibi telaşlanıyormuş.
Bu tedirginliği özellikle, 2 Aralık 1995 Genel Seçimlerinin ardından, Çiller'in başbakanlığı kaybettiğinin kesinleşmesiyle daha da belirgin bir hal almış.

"Bizim Patron"

Çiller'le ilişkisi, çok farklı.
Yüzbaşı yine gösteriş merakının kurbanı olur. Boğaz'da otomobiliyle seyrederken, tam Yeniköy'e geldiklerinde, yanındakine döner, "Şu, bizim patronun yalısı" der.
Bizim patron!

"Patronun" kim olduğunu sorana; "Tansu Çiller, Başbakan" yanıtını verir.
Tedirginliği giderek artıyor. Ölüm İlam...

Hürriyet gazetesine kendi ölümünün ilanını vermiş. Bunu da söylemiş çevresinde. Çevresi derken, çok yakınlarına. Bu ilanla, birilerine mesaj yolluyormuş, dediğine göre. O mesajı kimse anlamazmış. Okusak da anlamazmışız.

O mesaj, "işi bırakıyorum" anlamına geliyormuş. Hangi işi, orası meçhul. Gerçekten bir işi mi bırakıyor, o da meçhul.
Bu konuları bilen deneyimli uzmanlar, bu tür mesajların bazen "örgütten ayrılmayı" ifade ettiğini, bazen de, "üstlendiğim görevi yerine getirdim" anlamına geldiğini söylüyorlar.

Moda'daki Karargah

Bir de, sık sık uğradığı bir ev var Moda'da. Nenehatun Sokağı Sönmezler Apt. No: 1/A'da. Tarifle anlatacak olsanız, Rainbow'un üstü, Kolin Bar'ın çapraz karşısı derseniz, kolayca bulunuyor.

Burası, anlaşıldığına göre, örgütün karargahı. Zaman zaman zarf bırakıp zarf alıyor bu adresten. 2 Aralık tarihinden sonra, ölüm ilanını verdiğini söylediği günlerde, bir kez daha gidiyor o eve ve "Son zarfımı bırakıyorum, artık burayla işim bitti" diyor.
Son zarfı gibi, tanıdıklarını da bırakıyor ve bir daha görülmüyor.

Kritik Dönemlerde Ortadan Kayboluyor

Son zarftan önce bir kez daha ortadan kayboluyor, Yüzbaşı Hüseyin Pepekal. Tam, Özdemir Sabancı ve iki Sabancı Holding çalışanı, Sabancı Center'in 25. katında öldürüldüğü sırada.

Düzceli bir grup, içindeki Rus yolcularla Avrasya feribotunu Trabzon limanından kaçırdığı sırada da ortadan kaybolmuştu. Ortaya çıktığında da, Bolu-Düzce taraflarına gittiğini söylemişti. Anlattığına göre, Avrasya feribotuna bir operasyon planlanmış, ama sonradan vazgeçilmişti.
Bu kayboluşlar, ilginç çağrışımlar uyandırıyor yakınları arasında. Ne zaman bir cinayet işlense, Yüzbaşı yok oluyor! Bunu soruyorlar da kendisine. O,, gülerek kapatıyor konuyu.

Sabancı Cinayeti

Her şeyi açıklamadığı gibi, her şeyi gizlemek de o kadar kolay değil tabii. Sabancı cinayetinin ertesi günü, Bir yakınıyla birlikte, Küçükyalı'da bir eve gidiyorlar. Bu ev de, Yüzbaşı Pepekal'ın kullandığı evlerden biri. İçerde arkadaşı var. O da subay. Örgütün adı saptanamayan beşinci elemanı.

Oldukça telaşlı açıyor kapıyı. Telaşlı ne kelime, silahı doğrultarak açıyor. Kapıdakiler şaşırıyor. Ama beşinci eleman daha da şaşkın: "Her an polis gelecek diye bekliyoruz!"

Ardından kendini yatıştırırcasına ekliyor:

"Gerçi Başbakanlıktan hallederiz ama yine de diken üstündeyiz" Körkütük sarhoş.

Kapının aralığından televizyon gözüküyor. Açık. Sabancı cinayetiyle ilgili haberler veriliyor.
Yüzbaşı Pepekal kızıyor, beşinci elemana: "Git yat, sen sarhoşsun!" O da kuzu kuzu yatağına gidiyor.

Sabancı'nın Üçlü Formülü

Sakıp Sabancı, 25 Haziran 1996 akşamı yayınlanan 32. Gün programında ilginç bir değerlendirme yaptı, kardeşinin öldürülmesiyle ilgili. Mehmet Ali Birandın "Özdemir Bey'in öldürülmesinde sizin Güneydoğu sorunuyla ilgili sözlerinizin etkili olduğu söylendi.

Ne diyorsunuz?" sorusunu yanıtlarken, "Dev-sol" sözcüğünü ağzına almadan şu üç noktayı vurguladı:

"1. Tetikçi;
2. Müteahhit (taşeron yerine kullanıyor);
3. Yargısız infaz."

Amerikalılarla Ortak Şirket

Yüzbaşı Hüseyin Pepekal'ın, askeri ve özel görevleri dışında, ticari hayatta da girişimleri var. Amerikalılarla ortak bir şirkette çalışıyor. Ayrıca, kendisi de bir şirket kurma hazırlığında.

Nişantaşı'ndaki Şaziye Bar'da "zabitlerle", Ortaköy'deki Rock House ve Şişli'deki Günay Restorant'ta da Amerikalılarla toplantılar yapıyor. Yemekli toplantılar bunlar. Kendisi Amerika'da iki yıl eğitim gördüğü için, ingilizceyi fena konuşmuyor ama, yine de bir çevirmen bulunduruyor yanında.

Aydınlık'ın bir ay önce başlattığı Yüzbaşı Pepekal soruşturması, bugün ciddi boyutlar kazandı. Genelkurmay'ın soruşturması derinleşebilirse, karanlıkta kalan pek çok konu aydınlığa kavuşabilir. Taa Gladio'nun tepesine kadar.

İKİNCİ YÜZBAŞIYI DA AÇIKLIYORUZ (Aydınlık, 1 Haziran 1996, sayı 467)

Aydınlık'ın Ağar'ın talimatıyla dağıtım şirketinde el konulan geçen haftadaki sayısının kapak haberinde; Çiller'in özel istihbarat örgütünde görevli yüzbaşı Hüseyin Pepekal (Emre Dinç, Kürşat yüzbaşı) tanıtılmıştı. Bu hafta ise ikinci bir yüzbaşı belirlendi. Zeki adını kullanan bu yüzbaşının, yedi sekiz ay kadar önceki rütbesi üsteğmendi. Zeki'nin, Pepekal'la birlikte faaliyet gösterdiği belirlendi. Zeki de Pepekal gibi Şaziye Bar'daki toplantılara katılıyordu ve bardakilerce "zabit" olarak tanınıyordu. Şaziye Bar, uyuşturucu parası aklayan ülkücü baba Ziya Aycan'a ait. Ayçan, her dönemde mafya içi çalışmalarda olduğu kadar faili meçhul cinayetlerde de kullanılan 20-25 dolayında tetikçi besliyor.

PEPEKAL'IN TİMİNDEKİ ÖTEKİ SUBAYLAR

Kıdemli Piyade Yüzbaşı Pepekal, "zabitler" deyimini, timindeki öteki subaylar için kullanıyor. Timde Zeki, Mehmet, Mami (böyle çağırılıyor) ve adı bilinmeyen bir asker daha var.

Kıdemli Piyade Yüzbaşı Pepekal timin lideri. En yakınındaki kişi Zeki. Geçen Ağustos'a kadar üsteğmendi, yüzbaşılığa terfi etti.
Kıdemli Piyade Yüzbaşı Pepekal'la Mehmet arasında bir rekabet var. Mehmet, Pepekal'ı kıskanıyor, Pepekal da Mehmet'ten pek hoşlanmıyor. Buna karşın, son günlerde özel haberleşmelerini Mehmet üzerinden yürütüyor.

Zeki ile Mehmet Küçükyalı'da Kenan Evren Kışlası'nda kalıyorlar. İkisi de Küçükyalı'daki Dil Okulu'nda İngilizce eğitimi görüyor. Zeki yakında özel eğitim için ABD'ye gideceğini söylüyor. Bir keresinde kız arkadaşına "Ben CIA ajanıyım" diyor. Kız inanmıyor ve dalga geçiyor.
Mami, ilişkili bir başka ekibin lideri gibi. Bir karizması var. Daha gaddar ve Şaziye Bar'da daha tanınıyor, saygı görüyor. Zaten Mami ismi de Şaziye Bar çevresince kullanılıyor.

ÇETENİN KADERİ MECLİSTE

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, partisinin 2 Temmuz Salı günkü grup toplantısında, "Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Kemal Yazıcıoğlu'nu getirecektim. Çiller ve Mehmet Ağar karşı çıktılar. Müdahale ettiler, engellediler" diyor. "Söylemez Çetesi çok karışık, iki haftadır Aydınlık yazıyor, bu çetenin bağlantıları çok farklı yerlerde çıkabilir. Bu çeteyle ilgili ilginç gelişmeler olabilir" diye ekliyor Yılmaz.
ANAP'ın kurmaylarından biri, "Aydınlık'ın yazdıkları kafamızı açtı. Tahmin ediyorduk, fakat emin olamıyorduk. Aydınlık, bulmacanın bilinmeyen denklemlerini ortaya çıkardı. Bu hesaplaşma, beklenenden çok daha sert olacak" yorumunu yapıyor.
Çankaya Köşkü'ne yakın kaynaklar, Aydınlık'ın Çiller Özel Örgütü'nü ve Söylemez Çetesini işleyen son sayılarının Köşk tarafından yakından ve ilgiyle izlendiğini belirterek, "Baba"nın, "Bunun üzerine gidin" dediğini ifade ediyorlar.

Karşı Operasyon

Emniyet Genel Müdürlüğü'nde, iki genel müdür yardımcısı ve çok sayıda daire başkanının görevden alınmasıyla süren; basında, "Ağar'ın kadrosuna tırpan" yorumuyla verilen ve Söylemez Çetesinin devlet içindeki uzantılarına yönelik olduğu ileri sürülen operasyon, Refah Partisi'nin Çiller ile koalisyonu kabul etmesiyle bıçak gibi kesildi. Şimdi, Emniyet te tam tersi bir karşı operasyon bekleniyor.

"Gidiciler"in başında Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel geliyor. Mehmet Ağar'ın Yüksel'i görevden almasına kesin gözüyle bakılıyor. Ağar, Mesut Yılmaz tarafından, Trabzon Valisi iken Emniyet'in başına getirilen Yüksel'i görevden almak için güvenoyunu bekliyor.
Emekli vali ve eski emniyet genel müdürlerinden Ergun Gökdeniz, "ANAP tarafından göreve getirilen bir emniyet genel müdürünün başka bir hükümet tarafından görevden alınması, kamuoyuna açıklanacak 'makul' bir sebeptir. Yüksel'in görevden alınmasını gerektiren 'özel sebep' ise bu arada kaynar gider" diyor.

Yazıcıoğlu'nu Göndermek İçin Formül Aranıyor

Ağar'ın operasyonu bununla kalmayacak. Emniyet içinde Mesut Yılmaz'a yakınlığıyla tanınan İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu da "istenmeyenler" listesinde. Ancak Yazıcıoğlu'nun görevden alınmasının "Teşkilat" içinde büyük tepkilere neden olacağı düşünülerek bir formül geliştiriliyor. İstanbul'a İçişleri Bakanlığı'nın "irtibat bürosu" gibi planlanan yeni bir kadro düşünülüyor. Bakanlığın denetleme organı gibi çalışacak olan bu birim için akla gelen isim, Mehmet Ağar'ın Adalet Bakanlığı döneminde Özel Kalem Müdürlüğü'nü yapan Yüksel Çuhadaroğlu.

Ağar ve ekibine karşı olan üst düzey bir İçişleri yetkilisi şunları söylüyor:

"İstanbul'da 30 tane müdür var. Ağar, Çuhadaroğlu'nu İstanbul'a gönderse bile çok şey değişmiş olmayacak. Çuhadaroğlu'nun ailesi İstanbul'da oturuyor. İstanbul'a gitmeyi bu yüzden arzuluyor. Ağar'ın has adamı olduğu için, onu İstanbul'a gönderebilir. Benim korkum, Ağar'ın Yazıcıoğlu'nu susturma girişiminde bulunması. Bunu nasıl yapar? Ağar, Yazıcıoğlu hakkında elinde bulunan dosyalan bir şekilde kullanır. Yazıcıoğlu'nu görevden almayarak da işlerini halledebilir. Hükümet güvenoyu aldıktan sonra Ağar, Emniyet'te temizlik operasyonu başlatacak. Yüksel gidiciler arasında. Çünkü Ülkü Güney göreve getirmişti onu. Sanırım ben de gidiciyim."

Çete'ye Güven Geldi

Çiller-Erbakan ortaklığı Söylemezler'i oldukça rahatlattı. Çetenin beyni Mehmet Sena Söylemez, "Bizleri birbirimizden ayırıyorlar, öldürmek istiyorlar" gerekçesiyle cezaevinde açlık grevine bile başladı. Basında Söylemez haberleri birden kesildi. Güvenoyu ve ödemelerin milyonlarca dolar üzerinden yapıldığı transferler gündemi işgal etti. Mafya, kesenin ağzını açtı.

ANAP lideri Yılmaz'ın, Eski İçişleri Bakanı, DYP Aydın Milletvekili İsmet Sezgin'in ve DYP'den istifa eden İstanbul Milletvekili ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in açıklamaları gazete sütunları arasında sıkışıp kaldı.

Sezgin, Söylemez operasyonu sürerken, Ağar'ın İçişleri Bakanlığı'na getirilmesine dikkat çekiyor ve şöyle diyordu:

"Mehmet Ağar oraya belli maksatlarla getiriliyor!"

İsmet Sezgin, tam soruşturmalar başlamışken, insanlar açığa alınmışken kurulan koalisyonda iki önemli bakanlığın; İçişleri ve Adalet Bakanlığı'nın paylaşıldığına dikkat çekiyordu: "Birisi Adalet, birisi İçişlerini istiyordu. İkisi de çok önemliydi. RP de Mercümek dosyalan nedeniyle Adalet Bakanlığım istiyordu. Şevket Kazan da oraya getirildi. İstediklerini yaptılar, paylaşım sağlandı."

Aynı günlerde Menzir, "Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanlığı'na çok dikkat edilmeli" uyarısını yapıyordu. Aslında bu uyarıyı, ta iki ay önce Tansu Çiller'e yaptığını söylüyordu. İstanbul Milletvekili Necdet Menzir, Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanlığına getirilmesi kararını değerlendirmeyi kamuoyuna bırakıyor ve şöyle diyordu: "Son operasyonlar Mehmet Ağar'a sorulmalı. Bir sürü adam mahkemeye verildi, soruşturmalar var. Böyle bir dönemde bu adamın buraya gelmesine dikkat edilmeli. Oralara dikkat edilmeli."

Üst düzey bir emniyet yetkilisi ise gelişen olaylan şöyle yorumluyor:

"Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmediğimiz bir döneme giriyoruz. MİT raporunun mahkûm ettiği kişilerin hepsi şimdi üst kademelerde. Aslında MİT Raporu'nun kavgası sürüyor. Bu adamlarla sadece siz mücadele ediyorsunuz. Hiçbir güç almaksızın, çok büyük güçleri karşınıza alıyorsunuz."

Lider'e Bağlı Özel Örgüt

Emniyet'in ve istihbarat örgütlerinin en üst düzeyinde görev yapmış olan Ergun Gökdeniz, Söylemez Çetesi için şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Bu Çete, Emniyet'e dayanan en büyük organize suç örgütüdür. Türkiye'de ve dünyada polis teşkilatına dayanmayan mafyacılığa soyunmaz. Emniyet'te adamı olmayan kişi ve kişiler bu tür işleri yapamazlar. Ben bu kadar büyük olacaklarını tahmin edemiyordum. Sıradan bir mafya örgütü olmadıklan belli. Adına ister 'Gladio' deyin ister 'Kontrgerilla' bunlar devlet içinde örgütlenmişler. Birtakım operasyonlarda kullanılmışlar. Bu işler bitince sütten kesilmiş bebek gibi huzursuz olmuşlar. Ya da karanlıkta beslenen, büyütülen kurt köpeği gibi parçalamak ihtiyacı duymuşlar. Karşımızda tam bir profesyonel takım var. Kalecileri, sağ bekleri, sol bekleri, santraforları, tam bir takım."

"Amerika'da ve Rusya'da bu tür örgütler vardır. Devlet teşkilatına değil, belli kişilere bağlıdırlar. Liderleri adına iş yaparlar, infaz yaparlar. Belli kişilerin pis işleri için kullanılan bir nevi 'company şirket'tir bunlar."

TSK: Düğüm Poliste

Genelkurmay'ın üst düzey yetkilileri, Söylemez operasyonunun ilk günlerinde Adana Pozantı'da Mehmet Sena Söylemez, Mehmet Faysal Söylemez ve Fevzi Şahinle birlikte yakalanan, Siirt Jandarma Alay Komutanlığı'nda tim komutanı olarak görev yapan Üsteğmen Can Koksal için, "Dosyası hazırdı. Yüksek Askeri Şûra'ya bile kalmadan zaten atılacaktı" diyorlar. Son zamanlarda 107 kilo gelen Koksal, bu olaydan dolayı tutuklanmasaydı, "hem fiziki hem de psikolojik" nedenlerle orduyla ilişkisi kesilecekti.

Silahlı Kuvvetler, çeteyle birlikte yakalanan ordu malı silahların, "Güneydoğu'ya gönderilen fakat sevk sırasında çalınan silahlar" olduğunu ileri sürüyor. TSK, emniyet tarafından yapılan açıklamaların, olayı sırtlarından atmak ve "Orduda da böyle şeyler oluyor" imajını yaratmak için yapıldığını savunuyor. TSK'ya göre, "Adı açıklanan subay ve astsubaylar dışında bu çete ile irtibatlı mensupları yok ve düğümü polisin çözmesi gerek."

Çiller'in Mayolu Resmi

"Önce şantaj yaparsın, sonra şantaj yaptığın kişiyi 'kurtararak' kendine bağlarsın. Bazı polis şeflerinin değişmez yöntemi budur. Sizin yayımladığınız MİT Raporu bunun somut örneğidir."
İçişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisi bunu söylüyor.

Çiller'in mayolu resmini buna örnek gösteriyor:

"Bu resmi çektiren ile çeken muhabiri Çiller'den özür dileten aynı kişidir. Bu kişi milletvekili olmuş, bakan olmuştur."

Emniyet'in bilgi işlem merkezini, kendi özel arşivi haline dönüştüren polis şeflerinden söz ediliyor. "Özel arşivler", gerektiğinde şantaj unsuruna dönüşüyor. Hedef alınan bürokrat, politikacı ya da işadamı bu yolla avuç içine alınıyor, çevresi sarılıyor.

Ergun Gökdeniz, "Bırakın diğer unsurları, yalnızca Başkomiser Halim Apaydının ifadesine bakın" diyor. Apaydın, poliste verdiği ifadesinde İstanbul Laleli esnafından trilyonlara varan haraç aldığını ve bu parayı "yukardakilerle" bölüştüğünü söylüyor. Gökdeniz'e göre, "Bence mülkiye müfettişlerinin sorması gereken bu. Ne kadar para topladın ve kimlerle bölüştün? Bunu ortaya çıkarmak zor değil. Bu kadar paranın yalnızca Başkomiser Halim'in uhdesinde kalmadığı belli değil mi?"

"Raporlar Mehmet'e Gidecek!"

Ergun Gökdeniz, Söylemez operasyonunu soruşturan İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişlerinden oluşan Teftiş Kurulu'nun hazırlayacağı raporun akıbetini şöyle açıklıyor:

"Rapor hazırlandıktan sonra icracı bakana sunulacak. Bakan, çıkan sonuca göre ne yapacağına kendisi karar verecek. Bakan kim? Bizim Mehmet. Yalnız şuna dikkat etmek lazım. Mehmet'i seven de vardır, sevmeyen de. Geçmişte MİT Raporu örneği var. Önümüzdeki günlerde bunun gibi önemli raporlar ortaya çıkarsa hiç şaşmayalım."

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir