Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Susurluk Olayının anlamı hakkında Kısa Tespitler

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Susurluk Olayının anlamı hakkında Kısa Tespitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:38

Susurluk Olayının anlamı hakkında Kısa Tespitler

ABD, Türkiye devletinin kilit mevkilerine yuvalanmış.
Ülke, IMF ve Dünya Bankası reçeteleriyle yönetiliyor.

Ekonomi, eroin bağımlısı. Türkiye, emperyalist-kapitalist sisteme bir de uyuşturucu üzerinden bağlanmıştır.
Böylece sistemin Ezilen Dünya'daki tipik hükümet biçiminin koşullan yaratılmış bulunuyor. Türkiye, ABD güdümlü Mafya-Gladyo-Tarikat ortaklığının diktatörlüğü altındadır.

Bir karşıdevrimdir bu. Çiller, Özelleştirme Yasası'nı çıkarırken, Cumhuriyet'i kastederek, "Son sosyalist devleti yıktık" demiştir. Türkiye halkının Kurtuluş Savaşı'yla ve Cumhuriyet Devrimi'yle kazandığı kaleler birer birer yıkılmaktadır.

Susurluk olayı, bu tablo içinde, neresinden baksanız bir kaza değildir. Kamyona çarpan, Türkiye gerçeğidir.
Mersedesin içinden Çiller Özel Örgütü çıkmıştır. Örgütün İnfaz Şefi Abdullah Çatlı, yanına Çiller'in sağ ayağı Sedat Bucak'ı ve Mehmet Ağar'ın sağ kolu Hüseyin Kocadağ'ı alarak tarihe son kez poz vermiştir.

Kontrgerilla, Türkiye'ye bir NATO armağanı olarak 1952'de geldi, tik resmi adı, Seferberlik Tetkik Kurulu idi. Sonra 1960larda Özel Harp Dairesi adım aldı. Toplum, bu örgütün varlığından yaygın olarak ilk kez 12 Mart 1971 rejimi sırasında haberdar oldu. Kontrgerilla, 1980'e doğru yeraltı eylemlerini yoğunlaştırdı. Abdi İpekçilerden Doğan Özlere kadar bir dizi suikast, Sirkeci ve Yeşilköy sabotajlarına, Marmara yolcu gemisinin batırılmasına kadar bir dizi büyük tertip, 1 Mayıs 1977 Taksim'den Kahramanmaraş'a Çorum'a uzanan katliamlar, 12 Eylül 1980 darbesinin ortamım hazırladı. Kontrgerilla, 1980 sonrasında faaliyetini olağanüstü boyutlara ulaştırdı. Bugünkü adı, Özel Kuvvetler Komutanlığı'dır.

Devlet, ABD ve NATO reçetelerine göre, yeraltı örgütleri kurmuştur. Bu örgütler, cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, haraç, gasp, tehdit dahil her tür terör eylemine girişmiştir. Devletin yeraltı kuruluşları, daha 1960'lı yıllarda Komünizmle Mücadele Dernekleri'nden başlayarak çeşitli yan örgütleri kullandılar. MHP ve Ülkü Ocakları, denebilir ki, NATO modeline uygun olarak, devletin yeraltı terörünün yan kuruluşları işlevini yerine getirdiler. Türk İntikam Tugayı (TİT), Esir Türkler Kurtuluş Ordusu (ETKO), İslami Hareket, İslami Yumruk, Hizbullah (İlim grubu), İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C) gibi örgütler, yine aynı görevi üstlendiler. CIA'nın uyuşturucu ağına yakalanmış bazı "sol" maskeli örgütler de, ABD bağlantılı terörün taşeronluğunu yaptılar.

Buraya kadarı Çiller Özel Örgütü'nün kökenlerini açıklayan genel tarihti. Bir de özel tarih var. Bu özel tarih, Abdullah Çatlılar açısından ele alırsak, 1980 öncesinde Abdi İpekçi'nin katledilmesiyle başlıyor. Özel Harp Dairesi ve MİT içindeki CIA yuvalanmasının, Çatlı grubunu daha o zamandan avucuna aldığı görülmektedir. 12 Eylül askeri darbesini yaratmak için, bu "ülkücü" terör çetesi de kullanıldı.

1980 sonrasında ise, aynı çete, CIA provokasyonlarında boy gösteriyor. Papa suikastı bunların en önemlisi. O zamana kadar CIA'nın Kontrgerilla ve MİT üzerinden yönlendirdiği Çatlı grubunun dizginleri, 1980'den sonra doğrudan CIA'nın eline geçiyor, italyan mafyasının şefi olan CIA ajanlarıyla birlikte ABD'ye götürülüyor ve eğitiliyorlar. Kendilerine büyük uyuşturucu ihaleleri verilerek, olağanüstü parasal kaynaklar sağlanıyor.

Paralel bir gelişme de, CIA'nın "MİTin sivilleştirilmesi" adını verdiği operasyonla başlıyor. Başrolde zamanın başbakanı Turgut Özal ile MİTteki adamları Hiram Abas ve Mehmet Eymür var. Bir "Özel Büro" kuruyorlar. Bu "Özel Büro", infaz işleri için Abdullah Çatlı'lan istihdam ediyor.
Özal'ın Türkiye ekonomisini dünya kapitalist piyasasıyla sınırsız bü-tünleştirme programı, yaşanan sürecin ekonomik boyutunu veriyor. Liberalleşme, serbest piyasa ve rekabeti değil; eroine bağımlılığı getiriyor. Uyuşturucu, silah, nükleer madde ve altın kaçakçılığı yasallaştırılıyor. Kara parayı aklayacak mekanizma ve kurumlar yaratılıyor: Hayali ihracatlar, kumarhaneler, yeraltı bankacılığı vb.

Çiller Özel Örgütü, işte bu kara miras temelinde oluşmuştur. Devletin CIA güdümündeki bazı yeraltı örgütlerinin faaliyeti, zamanla ve kısmen Çiller ailesinin özel girişimine dönüşmüştür. Bu nedenle Çiller Özel Örgütü'ne Özelleştirilmiş Özel Savaş Örgütü denebilir.
Özelleşmenin başlıca iki boyutu var. Biri, ABD'nin ihtiyaçlarının belirlediği uluslararası boyuttur. Diğeri, Çiller Örgütü lider kadrosunun özel çıkarlarının belirlediği özel boyut.

ABD, Türkiye'den "kriz bölgelerine müdahale gücü" olmasını istiyor. Bunun için belirleyici adım, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta fiilen kurulan sözde Kürt devletini himaye altına almasıdır. Güney'de Irak, Arap dünyası ve Iran ile cephe cepheye gelen Türkiye; Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar'da da ABD taşeronluğunu üstlenmek zorunda kalacaktır. Bu dayatma, Türkiye devletini ikiye bölmüştür. "Kriz bölgelerine müdahale gücü" misyonunu üstlenen Turgut Özal, Çiller ve Güreş'ler vardır. ABD taşeronluğunun kanlı maceralara yol açacağını ve büyük felaketler getireceğini görenler ise ikinci grubu oluşturmaktadır.

ABD, Türkiye'ye "kriz bölgelerine müdahale" rolünü kabul ettirmek için, birtakım tertip ve oldubittiler gerektiğini görmüştür. Bu tertipler, bütün devlet aygıtına yaptırılamazdı. Nitekim Çiller Örgütü'nün tezgahladığı darbeyi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'e Demirel haber vermişir.

ABD, uluslararası tertip ve kışkırtmalarda Çiller Özel Örgütü'nü kullanmıştır. Zaten bu örgüt, 1980 öncesinden beri CIA'nın tertiplerine alet olmuştur. Azerbaycan'da darbe girişimi, Çeçenistan'a silah ve adam yollamak, İran ile savaş kışkırtmaları, Kuzey Irak'taki tertipler, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Sincian-Uygur bölgesine sabotaj timlerinin yollanması, hep bu örgütün CIA güdümündeki marifetleridir. Amaç, Türkiye'yi Rusya, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Arap dünyası ve Çin Halk Cumhuriyeti ile derinleşen çatışmaların içine itmektir. Bu düşmanlıkların içine sürüklenen Türkiye ile ABD arasında kader bağı kurulacak ve Türkiye ABD taşeronluğunu üstlenmek zorunda kalacaktır.
Uluslararası tertiplere hizmetin kuşkusuz bir fiyatı vardır. Çiller Özel Örgütü'ne bu fiyat, uyuşturucu ve nükleer madde kaçakçılığı olanakları sağlanarak ödenmektedir. Eroin ve nükleer madde kaçakçılığım özelleştirenler, bu faaliyeti terör örgütüyle yürütmek zorundadırlar. Çatlı, bu nedenle Çiller'in "kahramanıdır. Özelleştirilmiş özel savaşta, "Kurşun atan da, kurşun yiyen de", Çiller'in saygısını kazanacaktır elbette.
Bütün bu faaliyet, ancak devletin yüksek iktidar organlarının koruması altında yapılabilir. Mafya-iktidar bağlantısı, olayın doğası gereğidir. ABD emperyalizminin hakimiyeti altında eroine bağımlı hale getirilen bir ekonomide, mafya iktidar olmak zorundadır; iktidar ise kaçınılmaz olarak mafyalaşır. Bugün Türkiye'nin iktidar yapısına bakınız, büyük sanayiciler, büyük işadamları iktidar aygıtının kenarlarına itilmektedir. İktidarın kilit mevkileri, uyuşturucu, silah ve nükleer madde kaçakçılarının, kara para bankerlerinin ellerine geçmiştir. Emperyalizmin Ezilen Dünya'da yarattığı tipik hükümet modeli oluşmaktadır.

Kuşkusuz bu iktidar yapısının bir de kültürü bulunuyor. Onu da ABD reçeteleri belirlemiştir: "Ilımlı İslam". Buna bağlı olarak tarikatlar canlandırılmakta, halk ideolojik düzlemde, bu tarikatlar ağıyla kontrol altına alınmaktadır. Dışkısından kokain çıkan bir eroin kaçakçısının cenazesinin arkasından tekbir getirerek yürüyen kalabalıklar, böyle üretilmiştir.

Ne acıdır ki, Cumhuriyet Devrimi Türkiyesi'ni yitirmiş bulunuyoruz. ABD'ye bağımlı Mafya-Gladyo-Tarikat diktatörlüğünün bizi götürdüğü yerde, şu elimizdeki Türkiye bile bulunmayacaktır. 2020 yılının 120 milyon nüfuslu Türkiyesi, bu sistem devam ederse, artık Türkiye değildir. 2020 yılında, bu sistem bakınız neler vaat ediyor: 1 milyon çocuk sokakta yatacak, milyonlar eroine bağımlı hale gelecek, milyonlarca kadın vücudunu satacak, tarımın çökertildiği koşullarda 40-50 milyon nüfus açlığın kıyılarında yaşayacak. Böyle bir ülkeyi, emperyalizm ve iktidar sahipleri, ancak Türk-Kürt, Sünni-Alevi boğazlaşmaları kışkırtarak yönetebilirler. "Kriz bölgelerinde ABD'nin müdahale gücü" görevini yapan bir Türkiye, artık Türkiye değildir.

Bağımsız, demokratik, barışçı bir Türkiye yaratmak, Kürt meselesini kardeşlikle ve birlik içinde çözmek, bütün bunları başarmak, bir devrim meselesidir. Türkiye, bu karanlıktan ancak bir Emekçi Cumhuriyeti ile çıkabilir.

Niçin bu olayların üzerine İşçi Partisi ve Aydınlık gazetesi gidiyor. Bu bilgiler niçin İşçi Partisi'ne ve Aydınlık'a. geliyor? Buraya kadarki açıklama, bu sorunun cevabını da vermiştir. İşçi Partisi, Cumhuriyet Devrimi'nin kazananlarını yıkıma uğratan bu gidişin karşısına dikilmiş, göğsünü siper etmiştir; çünkü halka sorumludur.

İşçi Partisi, Emekçi Cumhuriyeti amacıyla mücadele ettiği için, Mafya-Gladyo-Tarikat ortaklığının amansız düşmanıdır. Bu ortaklığın çekirdeğindeki Özelleştirilmiş Özel Savaş Örgütü'ne karşı en kararlı ve en etkili mücadeleyi İşçi Partisi'nin vermesi, olağandır. Çünkü bu iktidar yapısına, İşçi Partisi, ne siyaset ne ekonomi ne de kültür düzleminde bulaşmış. Emekçi iktidarı ve emekçi ekonomisi için, emekçi kültürüyle yürütülen bir mücadele, aynı zamanda bir namus kalesi yaratır, yaratmıştır.

İşçi Partisi ve Aydınlık, bu mücadeleyi lafla değil, bilgiyle yürütüyor. Doğru teori ve doğru tahlil, halka sarsılmaz bağlılıkla birleştiği zaman, başarının anahtarını verir. Ama bilgi yetmez. İşçi Partisi kadroları, otuz yıldır ABD emperyalizmine, Kontrgerilla'ya, bunların yeraltı örgütlerine ve yan kuruluşlarına karşı örgütlü mücadele veriyorlar. Herhangi bir örgütle değil, Parti'nin ışığıyla ve disipliniyle yürütülen bir mücadeledir bu.

Ve elbette bedeller ödenmiştir ve Türkiye'nin aydınlığa çıkması için her bedel göze alınmıştır. 1980 öncesinde 50'nin üzerinde ve 1980 sonrasında 10'un üzerinde Partili yönetici ve militanı kurban vererek yürütülmüştür. 1973 yılında Filistin'de bir MOSSAD-MİT operasyonuyla şehit edilen Bora (Sözen'lerden, Cizre'de Kontrgerilla'nın katlettiği Resul Sakar'lara ve Sivas'ta şeriatçıların yaktığı Metin Altıok'lara uzanan bir tarihtir bu.

İşçi Partisi önderleri, CIA güdümündeki Kontrgerilla ile 12 Mart 1971-1974 döneminde işkencehanelerde tanıştılar. "Burası bir kontrgerilla üssüdür" sesini duydukları anda, ülkemizi bu karanlık örgütlerden kurtarmak için yemin ettiler.

Bu hesaplaşmanın bilançosunu, Hiram Abas'a Sabah gazetesiyle görüşmesinde yapmıştı. Doğu Perinçek ve arkadaşlarının, 1978 ve 1988 yıllarındaki mücadeleleriyle, MİT'i iki kez "yıprattıklarını ve pasifıze ettiklerini" söylemişti. Son bilançoyu yapmak ise, Tansu Çiller ve Mehmet Eymür'e kalıyor. Bu kez bozguna uğramaktadırlar.

Çiller Özel Örgütü'nün izini, genel tarihi açısından bakarsanız 30 yıldır, ama özel tarihinde 1992 alından beri sürüyoruz. Tansu Çiller'in mülkiyetindeki ani patlamayı ilk önce 2000'e Doğru dergisinde ortaya koyduk. Meclis'e mallan konusunda yalan beyanda bulunduğu için, İşçi Partisi olarak suç duyurularında bulunduk. ABD vatandaşı olduğunu saptadık ve belgeleriyle açıkladık. Çiller'in "muhteşem" diye parlatıldığı günlerdi o sıralar. Arkasından Eşref Bitlis'e yapılan suikastı 7 aylık bir araştırma sonucu 1993 yılı 17 Eylül'ünde açıkladık. Basını kontrol ettiği bir dönemde Mehmet Ağar'ın kanunsuz faaliyetini açığa çıkardık. İşçi Partisi'nin yıllardır cesaretle ve yılmadan ortaya koyduğu gerçekler, birbiri peşi sıra ve harfi harfine doğrulanıyor. Doğru teori yanında doğru siyasetin başarısı!

Son dört yıl içinde bütün partiler, sıraya girerek, Çiller ile ortaklık kurdular ve Çiller'in suçlarına da ortak oldular. "Bilmiyorduk" diyemezler, çünkü İşçi Partisi, Susurluk olayından beri değil, daha Çiller başbakan olmadan önce bu gerçekleri açıklamaya başladı. SHP-CHP, Çiller ile birlikte IMF hükümetlerine ortak olurken, işçi Partisi Çiller hakkında savcılıklara suç duyurularında bulunuyordu.

1995 Ekim'inde işçi hareketi Çiller'i indirdi. Yine CHP imdadına yetişti, onu düştüğü kuyudan çıkardı ve Türkiye'yi erken seçime götürerek çıkmazı derinleştirdi. Seçimden sonra Çiller'e ANAP el uzattı. ANAP-DYP hükümeti döneminde, İşçi Partisi, 27 Mayıs 1996 günü, Yüce Divan Savcılık makamı olan Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçeyle, Çiller'in ağır cezalık suçlarını ve kanıtlannı bir bir sıraladı.

ANAP'tan sonra Çiller'in suçlarını örtme nöbetini Refah Partisi devraldı. Daha üç ay önce ANAP, DSP ve CHP, Çiller'e ellerini uzatarak yeni bir hükümet ortaklığı önerdiler. Bu ortaklık, elbette Çiller'in suçlarının örtülmesini de içeriyordu, işçi Partisi ise, bu kez TBMM Başkanlığı'na ve Cumhurbaşkanlığına dosya vererek Çiller'in Yüce Divan'a sevk edilmesi için, TBMM bünyesindeki yasal sürecin başlatılmasını istedi.
Görüldüğü gibi, gerçekler Susurluk olayıyla ortaya çıkmış değildir. İşçi Partisi, Çiller gerçeğini yıllardan beri açıklıyor. Kamyon, gerçeği görmek istemeyenlere çarpmıştır.

Böylece ANAP, DSP ve CHP'nin Çiller'le birleşerek Refahyol hükümetini dağıtma stratejileri paramparça olurken, İşçi Partisi'nin Refahyol hükümetini Çiller-Ağar ikilisine vurarak yıkma stratejisi geçerli olmuştur, işçi Partisi'nin siyaseti, Ağar'ı yıkmış, Çiller'i yıkmak üzeredir. Böylece Anamuhalefet işlevini hangi partinin yürüttüğü de ortaya çıkmıştır.

Bütün bunlar, bilginin niçin İşçi Partisi'ne aktığı sorusunun, siyasal düzlemdeki yanıtıdır aynı zamanda. Çiller'in yasadışı faaliyetine ilişkin bilgiler, elbette Çiller ile hükümet kurma peşinde olanlara gitmemişir. Kime gitmiştir? Türkiye'yi Çiller belasından kurtarmak için mücadele veren İşçi Partisi'ne.

Bugün bütün partiler, İşçi Partisi'nin Çiller'i hedef alan siyasetine katılmış görünüyorlar. Ancak somut gerçeklere dayanan bir mücadele yürütmekten sakınmaları bir yana, Çiller Örgütü ile ABD arasındaki bağlantıyı örtmeleri de dikkat çekicidir. Oysa ABD'yi görmeyen, eroini göremez. ABD'yi görmeyen, çürümenin nedenlerini göremez. ABD'yi görmeyen, Sevr tehlikesinin kaynağını da göremez. "Dış güçlerin" sürekli lafını eder ama adını koyamazlar. Çünkü o dış güç, ABD'dir; Avrupa'dır; emperyalizmdir. Türkiye'nin emperyalizme bağımlılığım sorgulamadan, demokrasi ve barış yönünde hiçbir ciddi adım atılamaz. Meselenin özü buradadır. Çiller Özel Örgütü, bu nedenle bir "çete" değildir; dünya kapitalist sisteminin bir aletidir.

Çiller Özel Örgütü'nü açığa çıkarma ve Yüce Divan'a sevk etme talebiyle yürütülen mücadele, bugün gelmiş Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastlarının aydınlatılmasına dayanmıştır.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü katledildi.
Eşref Bitlis'in uçağı 17 Şubat 1993 günü sabotajla düşürüldü.
Arada 24 gün var.

Neresinden baksanız, bu iki suikast arasındaki bağlantıyı görebilirsiniz.
Sevr'ciler ile Sevr'e direnenler arasındaki mücadeledir bu.

Veya daha somut ifade edelim: ABD kuvvetleri ile Türkiye kuvvetleri arasındaki mücadele.
Yalnız Uğur Mumcu'nun ve Eşref Bitlis'in hayatlarına kastedilmiş değildir, Türkiye'nin hayatına, Türkiye'nin varlığına kastedilmiştir.
Uğur Mumcu'nun da Eşref Bitlis'in de, 1990'larda yüz yüze geldiği büyük tehdit budur.
O tehdide teslim olmak da vardır; direnmek de.

ABD'nin Türkiye himayesinde Kürdistan planına direndikleri için katledilmişlerdir. Biri kalemle, biri silahla.
Kuşkusuz her yurtsever, bu tehdide karşı koyar. Onların farkı, etkilerindedir. ABD açısından berhava edilmesi gereken konumlardaydılar.
C-4'ler, motora sabotajlar, bu durumlarda gündeme gelir, gelmiştir. ABD'nin doğalgaz ve petrol çıkarları, böyle gerektirmiştir.

Failleri de iki suikastı birbirine bağlıyor. Suçlular aynıdır. Azmettiren, ABD'dir, CIA'dır, Turgut Özal'ların ve Tansu Çiller'lerin temsil ettiği istasyon şefleridir. Infazcılar, Özel Harpçilerdir, Cem Ersever'ler, Abdullah Çatlı'lar.

Türkiye'nin karanlıklara sürüklenmesinde, Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastlarının özel bir anlamı var. Onları katledenler, Amerikan mandası "İkinci Cumhuriyet"in yolunu açmak istediler.

Türkiye'nin aydınlıklara çıkması ise, Mumcu ve Bitlis suikastlarının aydınlatılmasından geçiyor. Türkiye, onları öldürenleri saptayarak, düşmanını öğrenmiş olacaktır; kendisine kasteden büyük tertibi açığa çıkaracaktır; daha önemlisi, bugün hangi mevzileri savunmak durumunda olduğunu keşfedecektir.

Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastlarına karşı tavır, bir bakıma bugünkü safları belirliyor. Örtbas etmek isteyenler ile aydınlatmak isteyenler arasındaki mücadeledir bu. Büyük suçluları kurtarmak isteyenler ile Türkiye'yi onlardan kurtarmak isteyenler arasındaki mücadele!

Aradan yaklaşık dört yıl geçti. Aslında uzun bir zaman değil. 1993 yılında inisiyatif, Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu'nun katillerindeydi. Şimdi inisiyatif, hesap soranlardadır; halktadır.
Bu mücadelede halkın saflarında iki eğilim var.

"Bu mücadeleden hiçbir şey çıkmaz, yine bütün suçların üzeri örtülür" diyenler, aslında bu mücadelenin sonuçsuz kalmasına hizmet etmektedirler.

"Bu mücadele, mutlaka belli kazanımlar sağlayacaktır" diyenler ise, Türkiye'nin bu Mafya-Gladyo-Tarikat diktatörlüğünden kurtulmasına hizmet ediyorlar.

Tarihi, olmaz diyenler değil, olur diyenler belirler.
Olmaz diyenler, her zaman olmazı güçlendirirler; bugün Çiller'e yardımcı olmaktadırlar. Olur diyenler ise, olura hizmet ederler.

Evet, olur, olacaktır.
Bu kitap, Türkiye'nin olması davasına hizmet etmek için yayımlanıyor.
Bu kitap, ortaklaşa emeğin ürünüdür. Doğu Perinçek imzası, İşçi Partisi Genel Başkanı ve Aydınlık Başyazarı olması nedeniyle bu ortaklaşa emeği temsil etmektedir.

Çiller Özel Örgütü'ne karşı mücadelenin seyir defteridir elinizdeki kitap. Mücadelenin seyri, hesaplaşma yönündedir. Çiller Özel Örgütü, ricat halindedir. Bu ricat, bozguna dönüşmek üzeredir. Fakat Türkiye'nin sorunu, emperyalizme bağımlılığı, eroine bağımlı ekonomisi, süregenleşen Kürt sorunu ve mafyalaşan hakimiyet sistemiyle, Çiller Örgütü'nün ötesindedir.

Çiller Örgütü, sistemin ABD'ye en bağımlı, en çürük, en gerici, en kanlı unsurudur. Ağaç budaktan yarılır. Çiller, sistemin budağını oluşturduğu için hedef alınmıştır. Halk, bu somut hedefe karşı seferber edilebilirdi ve edilmiştir. Belki de son elli yılın en etkili halk hareketi istim almaktadır. Kitleler yerinden doğrulmaktadır; fakat daha son sözünü söylememiştir. Her şey, o son sözün kararlılığına, örgütlülüğüne ve kuvvetine bağlıdır.

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir