Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Arşivine Göre Nurcular

Hain Said-i Nursi ve talebeleri hakkında

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Arşivine Göre Nurcular

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Kas 2010, 20:36

İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ARŞİVİNE GÖRE NURCULAR

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün arşivlerinde, Said-i Nursi'nin kişiliği ve Nurculuğa ilişkin 1980'lerin ikinci yarısında hazırlanan bir raporda şu bilgilere yer veriliyor:

"Evvelce Said-i Kürdi olarak tanınan ve bu unvanı kullanan, soyadı kanunundan sonra, doğduğu Bitlis'in Nurs köyüne izafetle Nursi soyadını alan Said-i Nursi yarı cahil, okuyup yazmasını bilmeyen bir kimsedir. Nur Risalelerinden Tiryak adlı risalenin 68. sayfasında kendisi bu hususu itiraf etmekte olup, risalelerini yardımcılarına yazdırdığını bildirmektedir.

Eski Şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi tarafından yazılan Tuhfet-ü reddiye Ala Mezhebi Saidi Kürdiyye adlı risalelerde ise, 'Okur fakat yazamaz, imlâ bilmez, 80 sene içinde yaşadığı milletin lisanına bile hakkı ile vakıf olamamıştır' denilmektedir.

Yeğeni tarafından hayatı hakkında yazılan bir eserde Said-i Nursi'nin küçük yaşta Molla Mehmet Emin ve Müderris Nur Mehmet'ten ders aldığı, daha sonra İstanbul'a gelip tekrar tahsile başladığı ve zamanın ilmine vakıf olunca kendisine Bediüzzaman adı verildiği kaydedilmektedir. (Burada sözü edilen dersler yazı ve kitapla değil, sözle alınan derslerdir.)

Meşrutiyetin ilanından sonra, Bitlis ve havalisinde Şeyhlik faaliyetinde bulunmuş, sonra İstanbul'a gelerek siyasete atılmış ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti kurucuları arasında faaliyet göstermiş ve Pan İslamizm'in savunuculuğunu yapmıştır. 'Azametli, bahtsız bir kıtanın, şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi İttihad-ı İslam'dır' demiştir.

31 Mart Vak'ası'ndan önce Derviş Vahdeti ile münasebet kurmuş ve o zaman yayınlanan Volkan Gazetesi, 5 Şubat 1908 tarihli ve 49 sayılı nüshasından itibaren İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin yayın organı olduğunu ilan etmiştir. Said-i Nursi önce Kadiri, bilahare Nakşi tarikatlarına intisap etmiş, daha sonra İstanbul'dan Dar-ûl Hikmet azalığında bulunmuştur. 31 Mart hadisesinde faal rol oynamış, bu yüzden tevkif edilmiş ise de beraat etmiştir...

...İstiklal Savaşı sırasında Ankara'nın halifeyi kurtaracağı inancıyla Ankara'ya gelmiş, laik bir devlet rejimi ve cumhuriyetin kurulması üzerine Atatürk'e kızarak Van'a gitmiştir.

Kendisi bu olayı şöyle nakletmiştir:

'Garplılaşmak bahanesi altında şeriat-ı İslamiye aleyhinde bir cereyan hissettiğimden Ankara'dan ayrıldım.'.

Laik bir devlet düzeni kurduğu için Atatürk'e düşman kesilmiş ve onu Şualar adlı risalenin birkaç yerinde, Ebu Süfyan ve Deccal'a benzetmiştir.

Burla Mektupları adlı risalenin 53. sayfasında, Atatürk'ü kastederek şöyle demektedir:

'Tek gözlü deccal, ya iman et yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın.'

1928 yılında vuku bulan Şeyh Said isyanı ile ilgili görülmüş, Isparta'daki ikameti sırasında dini siyasete alet ve devletin dahili emniyetini ihlal suçlarından Eskişehir'de yapılan duruşması sonunda bir yıla mahkum olup, cezasını çektikten sonra Kastamonu'da ikamete memur edilmiştir.

Her vesile ile keramet sahibi olduğunu ileri sürmekten çekinmemiştir. Kapalı kapılardan kimseye görünmeden çıktığını, hapishanede iken camide namaz kıldığını, hiçbir şey yemeden yaşayabileceğini, kendisine gaipten sesler ve ihtarlar geldiğini, asırlarca önceden din büyüklerinin kendisi ve eserleri hakkında müjdeler verdiğini, Kur'an'ı Kerim'deki Nur suresinin kendisi hakkında nazil olduğunu (Ya eyyühel müzemmil) ayeti kerimesinin 'Ey Said-i Kürdi' demek olduğunu ileri sürmek suretiyle aklın ve İslamlığın kabul etmeyeceği iddialarda bulunmuştur.

'Bediüzzaman Cevap Veriyor' adlı risalede, hiçbir geliri olmadığı halde ve kimsenin hediye ve ikramını kabul etmediği halde ne ile ve nasıl yaşadığı sualine karşı bereket ve ikramı ilahi ile yaşadığı, Kur'an hikmetinin kerameti olarak erzak hususunda ikramı ilahiye mazhar olduğu kaydedilmektedir. Araba ile dolaşırken bir yaşındaki küçük bebeklerin koşup elini öptüklerini, hayvanların bile Nur risalelerine hayran kaldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştir...

...Kisvenin imanla bir ilgisi olmadığı halde Said-i Nursi hayatında şapka giymemekle övünür. Eski medreselerin 5-10 senede temin ettiği neticeyi, Nur medreselerinin 5-10 ayda temin ettiğini iddia eder. Kadınların örtünmesine karşı açılan mücadele Türk haysiyetine karşıdır, der. Said-i Nursi'ye göre, elektrik kontağı ve meteor hadiselerinin fenni ve fizik ilmine uygun açıklanması dine aykırıdır. Dinsizliğin ifadesidir. Bu ve buna benzer olaylar ilahi kudretin varlığının delilidir. Bunların hepsi Kur'an'da vardır. Fizik kanunlarına göre açıklama yapmak Kur'an'ın kudretine, hikmetine aykırı düşmektedir. Her şey, her zerre Allah'a ibadet eder. Mesela pusulanın Kabe'deki Hacer-i Esved'i işaret ederek titremesi namaz kılmasıdır.

NUR ŞAKİRTLERİ VE GÖREVLERİ

Nur talebeleri, diğer bir deyimle şakirtleri, nurcuların kendilerine verdikleri bir isimdir. Nur şakirdi olabilmek için o mahalledeki en büyük nurcuya karşı bazı taahhütlerde bulunulması gerekmektedir.

Bu taahhütler:

Nurculuğa ve nurculuğun büyüklerine karşı sadakat, sır saklamak, gayeleri için istişarelerde bulunmak, nurculuğun gerçekleşmesi için gayret sarfetmek, bulundukları yerlerdeki nurculukla ilgili olayları nur büyüklerine bildirmek v.s. şeylerdir.

Nur talebelerinin diğer bir görevi de nur risalelerini okuyup, okutma ve çoğaltma ve dağıtmaktır. Said-i Nursi, Asa'yı Musa adlı risalesinde nur risalelerini yazıp dağıtılmasını ihmal edenlere sitem etmekte, Sönmez adlı risalesinde de risaleleri yayan ve yazdıran Nur talebelerinin kendisinin ve kendisi gibi binlercesinin hayır duaları ile manevi kazançlarına ortak olacaklarını bildirir.

Nurculara göre nur talebeliğini bırakmak günahtır. Nur talebelerine bekar kalmaları telkin edilerek, muhakkak evlenmesi lazımsa bir nurcu ile evlenmesi emredilir.

Nur talebeleri haricindekiler vatan ve millet haini ve din düşmanı olarak ilan edilerek, bu kimselere tehditler savrulur, gizli bir örgütün taktiğine başvurulur.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE’DE ŞERİATIN KISA TARİHİ
Yazar: Halil Nebiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir