Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İslamcılar ve diğer Gruplar

İslamcılar ve diğer Gruplar

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

İslamcılar ve diğer Gruplar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 23:18

İslamcılar ve diğer Gruplar

Dördüncü olarak, İslamcı hareket ile diğer siyasi, etnik ve dini gruplar arasındaki ilişkinin hem Türkiye'de İslam'ın geleceği hem de Türkiye'nin siyasi istikrarı açışından önemli etkileri olabilir. Geleneksel olarak, devrimci Marksist sol ile dinci güçler arasındaki ilişkiler karşılıklı düşmanlık duyguları ile şekillenmiştir. İslamcılar komünizmi ateizmle eşdeğer görürler ve Marksist ideolojinin temel doktrinlerini reddederler. Bununla birlikte bazı İslamcı entellektüeller, Marksistler'le özellikle dış politika konularında diyalog başlatmışlardır. Türkiye'nin NATO ve Avrupa Topluluğu'na girmesi, Türk-Amerikan askeri ve stratejik işbirliği, Filistin meselesi ve Amerika'nın Ortadoğu'daki rolü gibi dış politika konularında her iki taraf da aynı görüşleri paylaşırlar.

Öte yandan Türk solu da İslam'a karşı tutumunu yumuşatmıştır. Solcular, İran'daki İslam Devrimi'nden ve Amerikan yanlısı rejimin yıkılmasından açıkça etkilenmişlerdi. Ancak, daha sonra İran soluna yapılan baskılar onları radikal İslam'a verdikleri desteği geri çekmeye itti. Yine de solcular, İslamcı entelektüellerle diyaloğa girmeyi istiyor ve 1980 askeri darbesinden sonra kaybettikleri gücün bir kısmını geri kazanmak için İslam'ın yükselen popülerliğini kullanmayı amaçlıyorlar.

Ancak iki taraf arasında ortak siyasi hareket için daha yakın çalışma ilişkileri kurulması uzak bir ihtimal. İslamcı hareket ile aşırı sağ arasındaki ilişkiler de değişti. 60'lann ve 70'lerin sonlarında, Alparslan Türkeş'in aşırı sağcı partisi MHP, ideolojisinde Türk milliyetçiliğine İslam'dan daha çok önem veriyordu. Bugün Türkeş'in yeni partisi MÇP, İslam'a daha çok yaklaştı. Terörist faaliyetlere katıldıkları için 1980'den sonra hapsedilen birçok eski MHP'li militan bugün İslamcı harekete katıldılar. Türkiye'nin Kürt etnik azınlığı, İslamcı hareketin geleceğinde aşırı soldan ya da aşırı sağdan daha önemli bir faktör olabilir. Kürtler'in büyük çoğunluğu muhafazakâr Sünni Müslüman'dır. Ancak, Türkler'in Hanefi hukuk doktrinini takip etmelerine karşılık Kürtler Şafı ekolüne mensupturlar.

Kürtler asırlardan beri çok dindar olup Doğu Anadolu'daki tarikatlarla sıkı ilişki içinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet'in ilk yirmi yılı içinde, şeyhlerin liderliğinde, dini ve etnik motifleri birarada bulunduran birkaç Kürt ayaklanması meydana gelmiştir. Benzeri Kürt-İslam motifleri taşıyan yeni siyasi hareketlerin meydana gelmesi üç sebepten dolayı beklenmiyor. Birincisi, Türkiye'deki Kürtler'in çoğunluğu devlete karşı radikal bir siyasi hareketi desteklemiyor.

Güneydoğu'da silahlı eylemler yapan PKK gibi radikal Kürt örgütleri halkın çok azı destekliyor. Bütün radikal Kürt örgütlerinin Marksist-Leninist ve Sovyet yanlısı olduklarını açıklaması gerçeği bunların muhafazakâr Müslüman Kürt topluluğu arasında destek kazanabilmeleri için en büyük engel. İkincisi, Türkiye'deki İslamcı hareket milliyetçiliğe değil dine önem veriyor. Bu yüzden İslam Türkiye'de bölücülükten ziyade milli birlik faktörü olarak rol oynuyor. Üçüncüsü, Türkiye'deki Kürtler de Irak ve İran'dakiler gibi, tek bir lider yada teşkilât altında birleşmemişler. Kabile ve gruplar arasındaki düşmanlıklar Kürtler'in birlikte hareket etmesini engelliyor. Mamafih, değişen şartlar Türkiye'deki etnik ilişkilerin dinamiğini tersine çevirebilir. Militan kürt gruplar Marksizm'den İslam'a dönüş yaparlarsa Kürtler'i devlete karşı harekete geçirme şansları artar. Daha önemlisi, İran ve Irak'taki Kürtlerle ilgili gelişmeler, Türkiye'nin Kürt azınlığı üzerinde önemli etkiler yaratacaktır. İran'ın İslam Devrimi'ni Türkiye'ye ihraç etmek için bu ülkedeki Kürtler'i kullanma planlan kanıtlanmadı.

Öte yandan, Türkiye ve İran, Kürt meselesinde işbirliği içinde görünüyorlar. İki ülke arasındaki ilişkiler bozulacak olursa, İran'ın Türkiye'deki Kürtler'i harekete geçirmek için çaba göstermesi mümkün. Nihayet, İslami uyanışın Sünni-Alevi ilişkileri üzerindeki etkileri Türkiye'nin istikran açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Aleviler bugüne kadar lâikliği desteklediler. Şiilikle ilişkilerine rağmen Türk Alevileri Humeyni rejimine yüz vermediler. Türkiye'deki İslami hareket temelde bir Sünni olgusu olduğu için Aleviler buna da olumlu bakmıyorlar . Sünni fundamantalizminin tırmanışı devam ederse Aleviler bunu kendi kültürlerine yönelik bir tehdit olarak değerlendirebilirler, 1970'lerdeki kanlı Alevi-Sünni çatışmaları, mezhep ayrılıklarının Türkiye'nin istikrarını nasıl bozabileceğini göstermiştir. Beşinci olarak, Türkiye'nin Batı ve İslam dünyası ile ilişkileri bu ülkedeki İslamcı muhalefetin geleceğinde kritik rol oynayacaktır. Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin artması, özellikle Türkiye'nin AT'ye girmesi lâik güçleri kuvvetlendirecek ve radikal İslam'ın önünde daha büyük bir set oluşturacaktır.

Avrupa ülkeleri arasına katılan Türkiye'nin hem demokrasisi hem ekonomisi gelişecek, kalkınma ve istikrar ülkeyi Batı'ya daha çok yaklaştıracak ve radikal unsurlar silinecektir. Ancak, Türkiye'nin Batı ile ilişkileri bozulursa, bunun sonucu olarak ortaya çıkacak Batı aleyhtarı duygular İslamcı hareket için elverişli bir ortam yaratacaktır. Bu şartlar altında Türkiye İslam ülkelerine daha çok yaklaşacaktır. Bunun karşılığında Suudi Arabistan'ın İslamiyeti Türkler arasında yayma çabalan için yeni kanallar açılacaktır. İslami uyanış Türkiye'deki ABD çıkarlarına şimdilik doğrudan bir tehdit oluşturmuyor. Radikal unsurlar henüz iç ve dış hedeflere yönelik sistemli bir terör faaliyetine başlamadılar. Bu yazının yazıldığı ana kadar, Ankara'da İngiliz diplomatik tesislerine Selman Rüşdi olayından sonra yapılan bombalı saldırıları Türklerin mi yoksa Ortadoğu'dan gelen teröristlerin mi gerçekleştirdiği öğrenilemedi. Ancak İslamcılar terör olaylarına karışacak olursa, ilk başta Amerikan askeri üsleri gibi iyi savunulan bölgelere saldırmaktan kaçınacaklardır.

ABD çıkarlarına doğrudan bir saldın ihtimalini yok saymak da doğru değildir. Türkiye'nin İran'a komşu olması ve dolayısıyla bu ülkede çok sayıda İranlı'nın bulunduğu gözönüne alındığında, Türkiye'nin radikal İslamcıları'nın ABD tesislerine karşı İran'ın düzenlediği bir terörist saldırıda kullanılması mümkün. Bunun gerçekleşmesi için Türk radikal İslamcılar ile İran hükümeti arasında eğitim, lojistik ve mali desteğin de dahil olduğu yakın bir işbirliği gerekiyor. Bugüne kadar böyle bir işbirliği geniş çapta gerçekleşmedi. Fakat, Türk-İran ilişkilerinin kötüye gitmesi durumunda bu eğilim değişebilir. İslamcı hareket ABD çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturmamakla birlikte, kamuoyu üzerinde ilişkileri ve ABD'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik çıkarları açısından problemler yaratıyor. İslamcı ideolojinin ana teması Batı aleyhtarlığı. İslamcıların AT üyeliğine karşı başlattıkları kampanya bu genel stratejinin önemli bir ifadesi. İslamcıların ABD'ye karşı tavırları Batı aleyhtarlığı ideolojisinden ileri geliyor. İslamcılar için ABD, Batı fikir ve politikalarının en güçlü temsilcisi. Buna ek olarak ABD, Filistinlilere karşı İsrail'i desteklemekle suçlanıyor. ABD'nin İsrail yanlısı politikaları, İslamcı yazarların kamuoyunu etkilemek için kullandıkları en önemli malzemeyi oluşturuyor.

İslamcıların Amerikan aleyhtarlığı başka konularda da kendini gösteriyor. Mesela, Humeyni rejimini onaylamamalarına rağmen Türkiye'deki İslamcı gruplar, Tahran ile Washington arasında bir çatışma olduğu zaman İran'ı destekliyor.' Aynı şekilde ABD'nin Lübnan ve Körfez politikaları, bölgedeki ülkelerin iç işlerine karışma olarak değerlendiriliyor ve ABD'nin Ortadoğu'daki diğer ülkelerin zararlarına aldırmadan stratejik çıkar sağlamaya çalışması olarak görülüyor . Afganistan konusunda bile, ABD'nin Sovyet birliklerinin çekilmesini sağlamadaki rolü fazla puan toplamadı. Sovyetlerin çekilmesi daha çok Müslüman direnişçilerin cesareti ve moral üstünlüğüne bağlandı.

1970'lere kadar, Türkiye'deki Amerikan dış politikasına karşı temel muhalefet kaynağını Marksist solcular oluşturuyordu. Bugün bunlara İslamcılar da katıldı. Bu harekete giderek artan sayıda gençlerin katılmasıyla, ABD aleyhtarlığı yakın gelecekte büyüyecek gibi görünüyor. Bu durum Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni çatışma kaynağı oluşturabilir ve Türkiye'nin Batı İttifakıyla ilişkilerini zedeleyebilir. Eğer kısa dönemde İslam faktörü Türk dış politikasında daha önemli rol oynamaya başlarsa, bu gelişme bölgedeki ABD çıkarları üzerinde de ters etki yaratacaktır. Mesela Türkiye, ABD'nin bölgedeki bazı siyasi amaçlarının İslam ülkeleriyle ilişkilerini bozacağını hissederse, ABD politikalarını uygularken Türkiye'nin desteğini alamayabilir.

Bu eğilim şimdiden, Arap-İsrail çatışmasında, Amerika'nın İran ve Libya ile karşılaşmasında ve Körfez'deki operasyonlar için Türkiye'deki üslerin kullanılmasında kendini gösterdi bile. Siyasi güç fundamantalist bir hükümetin eline geçecek olursa, ABD, Türkiye'deki güvenlik çıkarlarını korumakta zorluk çekecektir. Türkiye'deki fundamantalist hükümetin dış politika rehberi bugünkü Batı ve Amerikan aleyhtarı İslamcı yayınlar olacak olursa, Türkiye ve Batı ittifakı arasındaki mevcut ilişkilerde köklü bir değişime gidilmesini bekleyebiliriz.

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir