Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İslamcı Hareket: İdeoloji ve Teşkilat

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

İslamcı Hareket: İdeoloji ve Teşkilat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:57

İslamcı Hareket: İdeoloji ve Teşkilat

1980'lere kadar çok az Türk gözlemcisi, İslamcı grupların faaliyetlerini sosyal ya da siyasi bir hareket olarak değerlendiriyordu. Fakat son on yılda, ülkenin sosyal ve siyasi hayatı içinde İslam'ın boyutlarının genişlemesine cevap olarak Türk basınında İslami Hareketten çokça bahsedilmeye başlandı. "İslami Hareket" deyimi, birleşik bir teşkilat yapısı içindeki otorite ve liderlik çizgilerini açıkça tarif etmiş geniş tabanlı bir hareketin varlığını yansıtıyor mu? Türk toplumu ve siyasetinin İslamlaştırılması girişimlerinde hangi tip şahıslar aktif?

Amaçlan nedir ve bu hedeflere varmak için neler planlıyorlar? İlk önce "İslami Hareket"in tam olarak tarif edilmemiş bir varlık olduğunu söyleyerek bu soruların cevabını araştırmaya başlayabiliriz. Bu hareket, siyasi partileri, İslami yatırım ve finans kuruluşları, tarikatları, İslam eğitim vakıfları, küçük gizli grupları, öğrenci teşkilatlarını, İslami yayın endüstrisi ve hiçbir yere, bağlı olmayan aydınları içine alan çok yönlü bir olgudur. Hareket hiçbir şekilde, tek bir teşkilat yapısı içerisinde varolan yekpare bir güç değildir. Yekpare bir teşkilat ve tek bir doktrin veya program yerine Türkiye'de görülen, daha ziyade, İslami değerlerin geliştirilmesi ortak amacına yönelik geniş bir koalisyonu andırmaktadır. Tek ve bütün bir teşkilatın olmayışı, Batı'da anlaşıldığı gibi resmi üyelik ihtimalini de imkan dışı bırakıyor. Hareket daha ziyade, çeşitli İslamcı gruplara, cemiyetlere ve faaliyetlere katılan taraftar şebekeleri temeli üzerine oturmuştur.

Türkiye'deki İslami hareketin şekilsiz tabiatı ayrıca, bütün taraftarları peşine takan tek bir lider bulunmadığı gerçeği ile de kendisini göstermektedir. Bu bakımdan Türkiye'deki hareket bölgenin diğer ülkelerindeki İslami hareketlerden farklıdır. Mesela Mısır'da, Hasan el-Berna ve Seyyid Kutub gibi nüfuzlu Müslüman eylemci liderler ve düşünürler, Müslüman Kardeşlerin gelişimine ve popüler çekiciliğine önemli ölçüde katkı sağlamışlardır. İran'da Ayetullah Humeyni, İslam devrimi için kitleleri harekete geçirmekte tek başına önemli rol oynamıştır. Şu ana kadar Türkiye'nin İslami hareketi bu kadar güç ve statü sahibi liderler ortaya çıkaramadı. Yine İran'dakinin aksine, din adamları Türkiye'nin İslami hareketi içinde hakim gücü oluşturmuyor.

Türkiye'de önde gelen İslamcılar "laik" mesleklerde çalışıyorlar. Bunlar arasında bürokratlar, politikacılar, hukukçular, mühendisler, gazeteciler, doktorlar ve öğretmenler bulunuyor. Bu kişiler tahsilleri ve sosyal durumları bakımından, geçmişte Türk laikleri tarafından "Kaba görünüşlü" Batı'lı hayat tarzına alışık olmayan ve genellikle dünya meselelerinden habersiz olarak tanımlanan "Gerici" klişe tiplerden esas itibariyle farklıdır. Bugün, önde gelen İslamcılar, şehirli tahsilli sınıfa mensupturlar.

Çoğu üniversite mezunudur; bazılarının Avrupa ve Amerika'daki yüksek öğretim kurumlarından yüksek lisans dereceleri vardır. Dindarlıkları ve İslamcı dünya görüşlerine ek olarak İslamcı eylemciler sosyal kökleri bakımından da laik sınıftan ayrılırlar. Laik sınıf genellikle şehirlerdeki orta yada yüksek tabaka ailelerden gelir. Bunun tersine, önde gelen İslamcı yazarlar, işadamları ve politikacılar küçük şehir ve kasabalardan gelmekte olup, mütevazi ailelere mensupturlar. Bunların çoğu Anadolu'nun muhafazakar kasaba ve köylerindeki kültür çevrelerinde yetişmişlerdir. Daha sonra aileleri ya da kendileri üniversitede okumak için büyük şehirlere göç edince şehirli olmuşlardır. Bu insanlar ailelerinden daha yüksek tahsil ve kariyerlere sahiptirler. Haklarında biraz biyografik bilgi edinilebilmiş ünlü İslamcıların aksine İslamcı harekete katılan kitle mensuplarının sosyal profili ancak yarım yamalak tespit edilebilmiştir. Bu konuda elde edilebilen tek bilgi 1986'da yapılan bir araştırmadır. Araştırma, Türkiye'de şeriat yönetiminin kurulmasına yönelik eğilimleri incelemek için düzenlenmişti. Ankete katılanların yüzde 7'sini teşkil eden şeriat taraftarlarının sosyal özellikleri genç (29'larının başlarında), yüksek tahsilli (üniversite ve lise mezunu) ve çeşitli mesleklere sahip (çoğunluğu devlet memuru, daha sonra öğrenci ve işçi) şeklinde özetlenebilir. İslami yayınların okunması ve öğrenci teşkilatlarına iştiraka bakıldığında bu araştırmanın sonuçları doğrulanmaktadır.

İDEOLOJİ, AMAÇLAR VE STRATEJİ

İslamcı hareketin analizinde iki büyük problem vardır: Birincisi, dinin politikaya alet edilmesine karşı kanunî ve Anayasal müeyyidelerin varlığı, İslamcıların siyasi amaçlarını ve beklentilerini açık açık yaymalarına engel olmaktadır. İkincisi hareketin, dağınık ve zayıf teşkilat yapıları yüzünden bütün İslamcılar tarafından desteklenen tek bir ideoloji ya da doktrini yoktur. Öte yandan, ideoloji, amaç ve strateji bakımından farklı gruplar arasında derin görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Gerek İslamcı hareketi gözleyenler, gerekse katılanlar, hareket içindeki temel bölünmenin "gelenekçiler" ve "radikaller" arasında meydana geldiği görüşünde birleşmektedirler. Gelenekçiler daha kalabalıktır, ve daha ılımlı ideolojik eğilime sahiptir. Gelenekçilerin saflarında, daha çok Müslüman aydınlar, İslamcı siyasi partiler ve tarikatler bulunmaktadır. Radikaller İran devriminden sonra ortaya çıkmış ve bu olaydan büyük ölçüde etkilenmiş yeni türeyen bir gruptur. Esas İslami teşkilatların dışında kalan az sayıda bir taraftar grubuna sahiptir. Genellikle bazı dergi ve yayınevi çevresinde gayr-i resmi olarak toplanmışlardır. Bunlar, kanunî olarak bulunur fakat, ayrıca küçük, gizli radikal yeraltı örgütleri de vardır. Önde gelen gelenekçi Müslüman aydınların yazıları çok çeşitli konuları kapsamakla birlikte, bunların bazılarına özel önem verilir. Mesela bu yazarların çoğu İslam'ı siyaset, ekonomi, insan davranışları gibi birçok sosyal faaliyeti içine alan bütün bir hayat tarzı olarak görürler. Önde gelen bir yazara göre, nüfusunu Müslümanlar'ın oluşturduğu bir ülke ile İslami kamu düzeni ile yönetilen bir ülke arasında büyük fark vardır. İkincisi, İslami kamu düzeninin dışında cereyan eden hiçbir faaliyetin varlığını kabul etmez.

Bu yazar, bir Müslüman için "dini icaplar" diye bir şey olmadığını çünkü, "her türlü eylemin İslam aleminin içinde gerçekleştiğini" savunuyor.' Gelenekçi İslamcılar Türkiye gibi Müslüman çoğunluklu bir ülkede şeriat kanunu kurulmasının şart olduğu görüşündeler. Bir radikal İslamcı'nın belirttiği gibi, "Dinin esaslarına uyan bir Müslüman, şeriat kurallarına göre hareket eden ve bu düzeni destekleyen Müslüman'dır. Ortadoğu'daki diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi Türkiye'nin fundamantalistleri de bireysel ve toplumsal davranışlar için tek rehberin Kur'an ve Peygamber olduğunun tartışılmayacağı üzerinde duruyorlar. Batı'nın kendi toplumlarına girmesinin olumsuz etkisine inanıyorlar, bilimsel ve teknolojik gelişmeyi ancak İslamcı bir sistemin oluşturulmasında kabul ediyorlar.' Türkiye'deki İslamcı hareketin anti-laik tavrı gelenekçi Müslüman teşkilatlar tarafından yayınlanan kitap ve dergilerin çoğunda yansıtılmaktadır. Laikliğe saldırılar genellikle sert ve düşmancadır.'

Türkiye'nin laiklik tecrübesi, Batı dünyası tarafından bu ülkeye uygulanan bir manevra, kültür miraslarını inkar eden aydınlar ve yanlış yönlendirilen liderlerin eylemleri ve 19. yüzyıl sonralarında başlayıp Cumhuriyet kurulduğunda tepe noktasına ulaşan sosyal ve ekonomik krizin bir sonucu olarak görülüyor. İslamcı entellektüeller ve propagandacılar, laikliği İslam'ın temel prensipleriyle uyuşmaz olarak görüyorlar. Hatta, laiklik Türkiye'nin Müslüman çoğunluğunun kültürüne yabancı görülüyor. Bu kitabın başlığında belirtildiği gibi Türkiye'de laiklik uygulaması "Batılılaşma İhaneti" sayılıyor.

İslami yayıncılar için bu "ihanetin" baş sorumlusu Atatürk. Yakın zamana kadar Türkiye'deki anti-laik güçler kanundan korktukları için Atatürk'ü sadece dolaylı olarak eleştirirlerdi. Ancak, şimdilerde Atatürk'ün özel hayatı ve ideolojisi giderek İslamcı hareketin eleştirilerine uğramaya başladı. İslamcı eleştirmenler onu Kurtuluş Savaşı sırasında ülkeyi işgalcilere karşı harekete geçirirken dini kullanmakla ve savaş bittikten sonra da dinî müesseseleri kaldırmaya çalışmakla, Türkiye'de ve Müslüman dünyada, İslam'ın yolunu saptırmakla ve ülkenin Müslüman çoğunluğunun ibadetlerini serbestçe yerine getirmelerini engelleyen bazı yanlış politikaları uygulamakla suçluyorlar.

Gelenekçi İslam aydınları Türk toplumunda laikliğin olumsuz etkilerini uzun uzadıya tartışmaktadır. Laiklik, dinî müesseseleri ve kültürel değerleri yok etmenin yanısıra, kitlelerden tamamen kopmuş, halen sosyal tercihlerini anlamayan seçkin bir grup oluşturmakla suçlanıyor. Bu, laik seçkinler grubu, her türlü dindarlığı irtica olarak görme huylarından dolayı İslamcı yayınlar tarafından karikatürize edilerek alay konusu yapılıyor.

İslamcılar Türkiye'nin büyük bir sosyal kriz içinde bulunduğuna inanıyorlar ve bundan dolayı Atatürk'ün laik reformlarını suçluyorlar. Bu görüşe göre, bu kriz geleneksel değerlerin yitirilmesi ve laiklik adına yozlaşmış Batılı hayat tarzlarının benimsenmesinden kaynaklanmaktadır. İslamcılar, Türkiye'nin, kendilerine göre çöken ahlakî ve sosyal düzenini ancak İslam'a dönerek düzeltebileceğini inanıyor.

GELENEKÇİ İSLAMCILARIN AMAÇLARI

Gelenekçi İslamcılar'ın amaçları nelerdi ve bu hedeflere ulaşmak için nasıl planlar yapıyorlar? Yukarıda belirtildiği gibi, yargı önüne çıkarılma korkusu islamcılar'ın andaçlarını ve siyasi stratejilerini açıklamalarını engellemektedir. Ancak yakından takip edilecek olursa İslami yayınlar, hareketin nihai hedefinin laikliği ülkenin sosyal ve siyasi hayatından kaldırmak, Türkiye'nin hayat biçimini bütünüyle İslam'a dayanan bir devlet haline getirmek olduğunu göstermektedir. İslam entelijansiyası, eğer bir kişi Müslüman doğduysa Müslüman gibi davranması gerektiğine ve bunun ancak geleneksel İslami bir sosyopolitik düzen içinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır.

Şunu belirtmek önemlidir ki, hareket içindeki gelenekçiler, bu amaca ulaşmak için şiddet ve terörden yana değildir. Bunun yerine İslam'ın etkisini Türkiye'ye yaymak için ağır ağır, parça parça ve uzun vadeli metodların en iyi yol olduğuna inanırlar. İlk büyük hedefleri kültürel ve sosyal hayatın geleneksel İslam değerleri ve ahlakına dayandırıldığı gerçek Müslüman toplumu kurmaktır. Şeriat hukukuyla yönetilen yeni bir siyasi düzenin ancak bu ilk hedefe ulaşıldıktan sonra kurulabileceğine inanırlar. Ancak, gelenekçiler eğer talepleri yetkililer tarafından dikkate alınmazsa bunun beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyorlar.

Gelenekçilerin İran devrimini gerçekleştirmeleri ve Türkiye'nin İslami hareket içindeki radikal gruplara karşı çıkmalarının önemli bir sebebi, İslam adına kanlı bir ayaklanma fikrinin reddedilmesidir. Ayrıca, İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı olumsuz yaklaşımları, gelenekçi ideolojinin eskiden beri Şiîlik'e şüphe ve hatta düşmanlıkla bakan Türkiye'deki Sünni muhafazakarlığının prensiplerine dayalı olması gerçeğinden kuvvetle etkilenmiştir.

Gelenekçiler kademe kademe ve barışçı bir değişikliğe inanmalarına rağmen belli konularda büyük bir belirsizlik gösterirler. Mesela bu, Türkiye'nin demokratik hükümet şekline verdikleri değerle yansıtılmaktadır. Bir yanda İslamcı aydınlar, "Müslüman Türk demokrasininin hakim gücünü oluşturduğu için" dini düşünce ve çıkarların serbestçe ifade edilebilmesi yolunda demokrasinin olumlu olduğuna inanıyorlar.

Öte yandan, bir demokratik rejime dahil olmakla, kitlelerin "sistem"in bir parçası haline gelerek Müslümanlar açısından en önemli hedeflerin ihmal edilebileceğinden korkuyorlar. Başka bir düşünceye göre, klasik demokratik teori, bütün dünyadaki Müslümanlar'ın isteği olan Müslüman gibi yaşama hürriyeti sağlamıyor.'

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İslamcı Hareket: İdeoloji ve Teşkilat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:58

SIZMA STRATEJİSİ

İslamlaştırma stratejisi de hareket içinde bir başka tartışma konusu. Bazı gelenekçi entellektüeller, mevcut kurumların çoğunun İslami olmayan bir sistemin ürünü olduklarını, dolayısıyla sosyal ve ekonomik hayatın çeşitli yanlarını İslamlaştırmak için girişilen çabaların gereksiz olduğunu savunuyorlar. Bu açıdan mesela İslami bankalar veya finans kurumları oluşturmak çok az anlam ifade ediyor.

Ancak bu görüş, devletin ve toplumun yerleşik kurumlarına yavaş yavaş sızarak İslam'ın genişletilebileceğini savunanlar tarafından desteklenmiyor. Birçokları bu sızma stratejisinin en iyi yolunun eğitim olduğuna inanıyor. Türk gençliği arasında geleneksel İslam değerlerinin yayılması hayati görülüyor.

Türk İslamcı hareketinin bugün en önemli hedefleri arasında, gerek eğitim sistemini içerden değiştirerek gerek alternatif eğitim kurumları oluşturarak gençler arasında İslam'ın yayılması bulunuyor. Türkiye'deki İslamcılar'ın çoğu İslam devletine doğru barışçı ve kademeli bir ilerlemeyi savunurken bu stratejiyi onayla- mayan küçük bir radikal azınlık var. Türkiye'de İran stili bir devrimi açık açık savunmamalarına rağmen, Türkiye'deki siyasi gözlemciler Radikallerin İran modelinden yana olduklarına inanıyor.

Radikallerin İran yanlısı tutumu, İslam Devrimini ve İran'ın ABD, Irak ve Suudi Arabistan'a karşı politikalarını destekleyen yayınlarından da anlaşılıyor. Gelenekçilerin aksine radikal İslamcılar, fundamantalist hareketin ilk işinin İslami bir siyasi sistem kurmak sonra bu gücü gerçek bir İslam toplumu oluşturmak için kullanmak olduğuna inanıyor. Bunların stratejileri uzun bir kültürel ve sosyal değişiklikten ziyade acil siyasi hareketi gerektiriyor. Literatürlerinde "şehitlik" mesajı yeren radikallerin, İslam devletini şiddet yoluyla kurma eğiliminde oldukları anlaşılıyor.

İSLAMCI HAREKETİN TEŞKİLAT ESASLARI

Daha önce de belirtildiği gibi Türkiye'nin İslamcı hareketi tek ve bütünlük içinde bir teşkilata sahip değildir. Yasal siyasi partilerden yasadışı radikal teşkilatlara kadar çeşitli gruplar vardır. Bu büyük şebekenin içinde birçok kişi aynı zamanda hem siyasi bir partiye hem de dini bir tarikata üyedir. Bazıları gruplar üstü olmayı tercih ederek hiçbir yere üye olmadan serbest entellektüeller olarak faaliyet gösterir. Yasal örgütler hakkında oldukça bilgi bulunurken bazı tarikatlar ve gizli küçük örgütler hakkında çok az şey bilinmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir