Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'deki İranlılar

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Türkiye'deki İranlılar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:50

TÜRKİYE'DEKİ İRANLILAR

İran devriminin Türkiye üzerindeki ikinci önemli etkisi Türkiye'deki İranlılar'ın faaliyetiyle ilgili: Devrimden bu yana bir milyona yakın İranlı Türkiye'ye kaçtı. Bu İranlılar'ın çoğunluğunun İran'daki yeni rejime karşı çok az sempatisi var. Avrupa ve Amerika'daki ailelerin yanına gitmek üzere vize alana kadar burayı geçici bir sığınak olarak kullanmak için Türkiye'ye kaçanlarda bulunuyor. Ancak, Türkiye'deki siyasi gözlemciler ve güvenlik yetkilileri, İranlı mülteciler arasında Tahran'ın ajanlarının ve propagandacılarının da bulunduğuna inanıyor.

Son birkaç yıl içinde Türkiye, Humeyni'nin ajanları tarafından gerçekleştirildiği sanılan birkaç suikaste sahne oldu. Hepsi de Şah'ın silahlı kuvvetleri mensubu olan kurbanlar birbirine benzeyen cinayetlerle "idam edilmişlerdi." Öldürülen Şah yanlılarının İran rejimine muhalif hareket içinde aktif oldukları sanılıyordu. 1988 Ekim ayında Ankara'da bir Suudi diplomat öldürüldü. Türk yetkililer Suudi diplomatın, Humeyni yanlısı dört militanın Suudi Arabistan hükümeti tarafından idam edilmesine misilleme olarak öldürüldüğüne inanıyor.

Ekim ayında meydana gelen bir başka olay Ankara ve Tahran arasında küçük bir diplomatik krize sebep oldu. Halkın Mücahitleri örgütünün bir üyesini otomobil bagajında İran'a kaçırmaya çalışırken Türk polisi tarafından yakalanan dört iranlı diplomat tutuklandı. Humeyni yanlısı militanların Türkiye'deki faaliyetleri şu ana kadar İslam Cumhuriyeti'nin muhaliflerine yönelik saldırılarla sınırlı kaldı. Henüz resmen ispatlanmamakla birlikte bunların Türkiye'deki İslamcı gruplar arasında radikal fikirleri yaymak için de faaliyet gösterdiklerine dair söylentiler bulunuyor. Türkiye'de bu faaliyetlerin başlıca merkezleri Ankara'daki İran Büyükelçiliği İstanbul, Trabzon ve Erzurum'daki İran konsoloslukları ve çeşitli Türk şehirlerindeki İran Kültür Merkezleri.

Bir gözlemciye göre bu kültür merkezlerinin dışında çalışan İranlı yetkililer, "Humeyni'nin Türkçe'ye çevrilmiş kitapçıklarından milyonlarca kopya ile Kum şehrinde eğitilmiş Türk mollalarının Fundamantalist vaazlarının kaydedildiği kasetler" dağıttılar. İranlı diplomatlar, İsrail'i protesto etmek için Türkiye'nin İslamcı grupları tarafından düzenlenen gösterilere katıldılar ve geçenlerde İran'ın Erzurum Başkonsolosu, Selman Rüşdi konusunda İran'ın tavrını destekleyen broşürleri müftülere dağıtırken yakalanıp gözaltına alındı. İran devriminin Türkiye açısından üçüncü önemli sonucu, yukarıda bahsedilen ilk iki konudan daha dolaylı. Bu da; Suudiler tarafından hem Türkiye'de, hem de Avrupa'daki Türk işçileri arasındaki İslamcı harekete sağlanan para yardımı. İran devriminin ardından Orta Doğu'da radikal Şii fundamantalist hareketinin güçlenmesi, Suudi Arabistan'ı, Sünni radikalizmini geliştirme çabalarını yoğunlaştırmaya itti.

1970'lerden bu yana Suudiler Türkiye'deki İslamcı grupları destekliyor. İran devriminden sonra bu destek daha da arttı. Daha Önce de belirtildiği gibi, Suudiler bir İslam ekonomik sektörünün gelişmesinde önemli rol oynadılar. Bu da Türkiye'nin İslamcılar'ı için yeni mali kaynaklar yarattı. Suudiler'in İslamcı faaliyetlere, öğrencilere burslar ve üniversite teşkilatlarına para gibi doğrudan maddi yardım da yaptıkları belirtiliyor. Suudi Arabistan ayrıca Federal Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki Türkler arasında İslamı yaymak için İran'la yarış içinde.

Her ikisi de değişik İslamcı gruplara doğrudan para yardımı yaparak desteğini artırmaya çalışıyor. Suudi faaliyetleri, birkaç yıl önce, Ankara'daki Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Avrupa'ya göreve gönderilen imamların maaşının Suudi Arabistan hükümeti tarafından ödendiğinin öğrenilmesiyle ortaya çıkmıştır. 1980'lerde Türkiye'de ki İslami uyanışın, yalnızca İran'daki İslam devrimi ile ilgili gelişmelerin ürünü olmadığını kaydetmek önemlidir. İç siyasi ve sosyo-ekonomik değişiklikler de İslam'ın, 1980'ler Türkiyesi'nin kültürel, sosyal ve siyasi hayatında etkili olmasında eşit derecede rol oynamıştır. Bu iç değişikliklerin en önemlisi 1976-80 krizidir ve Türkiye'deki İslamcı hareketin büyümesinde büyük ölçüde etkili olmuştur. Marksistler, aşın sağcılar ve bölücüler tarafından tırmandırılan terörizm ve artan ekonomik problemler Türkiye'yi yakın tarihinin en büyük krizine itti: Siyasi partilerin şiddet olayları karşısında birleşmeyi başaramamaları, sonunda Türk demokrasisinin çökmesine ve 1980'den 1983'e kadar üç yıllığına bir askeri rejimin gelmesine yolaçtı. Askeri rejimin siyaseti tekrar sivillere devretmesi ile Turgut Özal'ın Anavatan Partisi 1983'te iktidara geldi. Bu gelişmelerin Türkiye'de İslam'ın rolü açısından birkaç önemli sonucu vardı. Kutuplaşma ve şiddet olayları zamanla İslamcı siyasi organizasyonlar arasında militanlığın artmasına yolaçtı. MSP ve onun gençlik kolu Akıncılar şiddet olaylarına karışmadı ama kriz büyüdükçe MSP daha militanca ve sistem aleyhtarı bir tavır aldı.

12 Eylül 1980 darbesinden önce MSP'nin düzenlediği Konya mitingi bu militanlığın en belirgin örneğidir. Sünniler ve Aleviler arasındaki kanlı çatışmalar da, dine dayalı militanlığa kutuplaşma ve şiddet olaylarının nasıl katkıda bulunduğunun bir başka göstergesidir.

1978'de 100'den fazla kişinin öldüğü Kahramanmaraş olayları gibi büyük Sünni-Alevi çatışmaları Türkiye'de mezhep ayrılıklarının patlama noktasında olduğunu göstermiştir. Türkiye'nin geçirdiği şiddet ve terör tecrübesi, siyasi ideoloji ve sosyal çatışmalar konusunda aydınlar ve halkın eğilimlerinin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Radikal sol ve sağ ideolojilerin çekiciliği, ideolojik siyasetin en şaşaalı günlerinde bile sınırlı kaldı. Ancak bu grupların militanlarının sebep olduğu kanlı şiddet olayları, bu sınırlı çekiciliği bile bozdu ve Türk kamuoyunda aşırı politikalara karşı büyük tepki yarattı.

Darbeden sonra aşırı solcu ve aşırı sağcı grupların askeri rejim tarafından astırılması da bunlara eklenince, Türk politikalarında "ideolojik bir boşluk" meydana geldi. Bu boşluk büyük ölçüde İslam tarafından dolduruldu. Eskiden beri Türkiye'deki ideolojik hareketlerin başlıca destekçileri olan gençler arasında İslam'ın artan çekiciliği bu eğilimin bir yansımasıydı. İslam'ın alternatif ideoloji olarak ortaya çıkışı da, bazı önde gelen solcuların Marksist kamptan İslam'a geçmeleri ve çok sayıda sağ kanat militanlarının İslamcı hareketin ideolojisine sarılması ile kendini gösterdi. 1970'lerin sonlarında geçirilen tecrübeler Türk yetkililer üzerinde de büyük etki yaptı. Bu açıdan en önemli gelişme yetkililerin aşırı ideolojilere karşı İslam'ı bir çare olarak kullanmalarıydı.

Bu düşünceye göre İslam, milli birlik ve sosyal bağlılık için tek birleştirici olarak hizmet ediyordu. Aşın sol, aşırı sağ ve Kürt ayrılıkçı unsurların "bölücü" ideolojileri ile mücadeleye ek olarak hükümet tarafından ılımlı ve devlet kontrolündeki İslam'a destek, Sünni fundamantalizminin ve halk İslamı'nın daha radikal tezahürlerini önlemek için etkili bir yol olarak görülüyordu. Bu konulardaki resmi düşünce kısmen "Türk-İslam Sentezi" denilen ideolojiye dayanıyordu. "Aydınlar Ocağı" tarafından geliştirilen bu ideoloji Türk milliyetçiliğini İslam'la birleştirmeyi amaçlıyordu. Türk-İslam Sentezi'nin taraftarları, Türkler'in İslam'ı kabul etmelerinden sonra Türk halklarının kültür mirasının İslam'la mükemmel uyum sağladığını göstermek için çaba gösterdiler. Ancak bu ırk ve din sentezi Batı'nın ve Türkiye'deki Batılıllaşma hareketinin bir parçası olan radikal laiklik politikalarının etkisiyle pek tutmadı. "Türk-İslam Sentezi" ideologlarına göre, Batı ile ilişkiler, Türkler'in din temelleri üzerinde bir milli kültür ve Türk milliyetçiliğini geliştirmelerine engel oldu. Bunlar 1970'lerin sonlarındaki krizin esasında, Türk milli eğitim sisteminin genç nesillere Türk-İslam geçmişleri konusunda yeterli bilgi vermeyi başaramaması yüzünden meydana geldiğini de savundular.

"Türk-İslam Sentezi" taraftarları, 1980 darbesi sonrasında Üniversitelerde ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda önemli görevlere getirildiler. İktidardaki askeri rejim bu ideolojinin bütün yönlerini benimsemiyordu. Fakat askeri rejim, aşıl ideolojinin gençler arasında yayılması sebebiyle bu tavrı takınıyordu. Uzun süredir Aydınlar Ocağı'nın gündeminde bulunan, din derslerinin, 1982'de bütün okullara konması bunun önemli bir işaretiydi. Türk askeri yetkilileri laikliği ve Atatürk'ün reformlarını korumaya sıkı sıkı bağlı olmalarına rağmen, İslam'ın resmi olarak öğretilmesini, aşın ideolojilerle ve aynı zamanda radikal İslamcı hareketlerle mücadele için etkili bir yol olarak görmeye başladılar.

"Türk-İslam Sentezi!" savunucularının, halkın din politikasının biçimlenmesi üzerindeki etkileri, en iyi şekilde 1983'te Devlet Planlama Teşkilatı'nın hazırladığı resmi bir hükümet raporuyla belgelenmektedir. Raporun Türkiye'nin sosyal problemlerini teşhisi ve bunlara getirdiği çözümleri 1980'lerde İslam hakkındaki resmi düşünceyi yansıtıyordu.' Rapor 1970'lerin krizini, Türk gençliğinin geleneksel ahlak ve milliyetçi değerlerinin "dış" ve "bölücü" ideolojiler tarafından yıkılmasına bağlıyor. Bu resmi hükümet raporu, keskin Batı aleyhtarı ve yabancı düşmanı içeriğine ek olarak Türkiye'deki İslami duyguları ve uygulamaları güçlendirmek için geniş çaplı tedbirler getiriyordu. Bu tedbirlerin çoğu, raporun hazırlanmasına katılan hükümet yetkilileri ve akademisyenlerin en büyük endişe kaynağı olan eğitim işleriyle ilgiliydi. Rapor, din derslerinin okullarda arttırılmasına ek olarak, devlet radyo ve televizyon yayınlarında dini programlara daha fazla yer verilmesini öngörüyordu.

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir