Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'nin Geleceğini CIA'nın Eski Ustaları Yönlendiriyor

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Türkiye'nin Geleceğini CIA'nın Eski Ustaları Yönlendiriyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:10

Türkiye'nin Geleceğini CIA'nın Eski Ustaları Yönlendiriyor

Graham Fuller o ustalardan biri. En hırslısı, en tuttuğunu koparan. Bence en iyisi de. Çünkü sadece "Ilımlı İslam'la ilgili projeler üretmedi, "Bağımsız Kürdistan" konusunda da usta olduğunu gösterdi. Fuller raporunda; "Eğer Türkiye deneyi başarıya ulaşır ve İslamcılar siyasi iktidarı kuvvet kullanarak ele geçirmeyi hedeflemek yerine demokratik hükümet şeklinin bir parçası olursa, o zaman Türkiye bölgede İran örneğine alternatif bir model olarak ortaya çıkar. Bunun başarısızlığa uğraması, ılımlı İslamcı güçleri parlamento ve seçimler yoluyla siyasete dahil etmeye çalışan Mısır gibi diğer bölge ülkelerinin çabalarını da olumsuz etkileyecektir," diyerek yola çıkıyor. 20 yıl bölgede CIA'nın sorumluluğunu üstlenen CIA'cı Fuller, yıllardır kuvvet kullanmadan Türkiye'yi Ortadoğu'da model olacak, Laiklikten alıp "ılımlı İslam"a dönüştürecek bir ülke konumuna gelmesinde önemli rol oynadı. Emrindeki yan unsurları iyi kullandı. Fethullah Gülen'in Amerika'da tanıtılmasında önemli rol üstlendi. Onu asrın Mevlana'sı yapmaya çalıştı. "Şeriat öyle bir gecede gelmez, sabırlı olmalısınız," diyen Ahmet Yusuf'lara kol kanat gerip, Türk yoldaşlarıyla irtibatını sağladı.

CIA'nın Türkiye dahil Ortadoğu bölgesinde 20 yıl sorumluluk görevi üstlenen Graham Fuller, emekli olduktan sonra yine CIA'nın bir yan unsuru olan RAND adlı Kaliforniya merkezli (think tank) düşünce kuruluşunda çalışmaya başladı. Fuller, Pentagon için bir rapor hazırladı. Raporu 1989 yılında Tercüman Gazetesi'nin Washington temsiliğini yaparken yayınladım. İngilizce başlığı, "The prospects for İslamic Fundamantalism in Turkey" olan "Türkiye'de İslam Köktenciliğinin Geleceği" başlığını taşıyan, 80 sayfalık kitap gibi raporun mimarlarından biri de Profesör Sabri Sayarı idi. Sayarı da Fuller gibi Rand Kurumu'nda çalışıyor, akademik yaşamını da George Washington Üniversitesi'nde devam ettiriyordu.

CIA Ajanı Fuller'in Türkiye için model olarak seçtiği "Ilımlı İslam"in günümüze kadar ki aşamalarını anlamak açısından bu raporun hala geçerliliğini koruduğuna inanıyorum. AKP'nin iktidar oluşu, raporun yazıldığı tarihten buyana olan gelişmeler ve ABD'nin Fethullah Gülen'le bağlantılarını, tarihe not düşmek için bu raporun dikkatle okunması yararlı olacaktır. CIA'cı Fuller'ın kafasında bir de harita vardır. Fuller, Pentagon için hazırladığı raporla Türkiye, Irak, Suriye ve İran'dan oluşan Bağımsız bir Kürt Devleti'ni Yeni Muhafazakarlara (Neo-Con)lara sunuyor.

Rapor'daki şu cümleler çok çarpıcı:

"Türkiye'deki Kürtler de Türk Devleti'nin istikrarsızlığına katkıda bulunabilir, fakat İslamcılar Kürt nüfus arasında özellikle İslam kuralları açısından çok sınırlı başarı sağlayabildiler.

Şiddetli bölücü Kürt hareketlerinin çoğu Marksist-Leninist soldan çıktı. Ayrıcı ideolojik bağlamda İslamcılar, bir İslam devletinde milliyetçiliği değil, yalnızca İslamı kabul ettiklerinden dolayı bölücü hareketleri hiç desteklemediler. Bununla birlikte Ayetullah Humeyni'nin İran'ı, Kürtlerin hedeflerine ulaşabilmeleri için İslami hareketin gerekli olduğunu savunarak geçmişte Türkiye'deki Kürt nüfusu istismar etmeye çalıştı (Irak'ta olduğu gibi). İran, Kürtleri istismardan büyük ölçüde vazgeçmiş bulunmasına rağmen, halen bölgede potansiyel bir tehlike oluşturmaktadır." Rapor, CIA'nın İslamın Türk toplumunda ve politikasında oynadığı rolü tam olarak anlamadığını gösteriyor.

Dinci eylem ve faaliyetlerin artması Türkiye'de mutlaka radikal İslamın güçlendiği anlamına gelir mi? Türkiye'de İslamcı hareketin ideolojik ve teşkilatlanma özellikleri nelerdir? Eğer İslam, Türk toplumunda büyüyen bir güçse, bu yönelişin Türkiye'nin istikrarı açısından ne etkileri olacaktır? Bu akımlar Türkiye'de, ya da bölgedeki diğer ülkelerde, Amerika'nın güvenlik çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturuyor mu? Graham Fuller'ın Raporu, Türkiye'de İslamcı hareketin tabiatını ve boyutlarını inceleyerek sorulara cevap getirmeyi amaçlıyor. İkinci bölümde, Türkiye'de din ile devlet arasındaki ilişkilere genel bir bakış sunuluyor. Üçüncü bölümde, Türkiye'de 1980'lerdeki İslamcı dirilişin sebepleri ve tezahürü araştırılıyor. Dördüncü bölümde, İslamcı hareketin ideolojisi, amaçları ve teşkilatlanma özellikleri inceleniyor. Beşinci bölümde , İslamın Türkiye'nin siyasi istikrarı üzerinde büyüyen etkisi ve ABD çıkarları ile politikası açısından muhtemel sonuçları değerlendiriliyor.

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkiye'nin Geleceğini CIA'nın Eski Ustaları Yönlendiriy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:12

Son yıllarda Türkiye'de siyasi, sosyal, ekonomik ve entellektüel alanda fundamantalist İslamcı faaliyetler büyük ölçüde arttı. Fundamantalistler, ABD'nin Türkiye'deki başlıca politik çıkarlarının hepsine değilse bile çoğuna muhalif oldukları için endişe uyandırıyor. Aşağıdaki olgular meseleyi tasvir etmektedir: Başbakan Turgut Özal'ın Anavatan Partisi içinde İslamcılar güçlü bir şekilde temsil ediliyor ve parti teşkilatını kontrollerinde bulunduruyor. Fundamantalist bir tarikat (Nurcu), Türk Silahlı Kuvvetleri'ne eleman yetiştiren askeri okullara çok sayıda taraftarını sızdırmayı başarmış durumda. Mart 1989 seçimlerinde fundamantalist parti (Refah Partisi) oyların yüzde 10'unu kazanırken, "İslamcı"ların oylarının bir kısmı iktidar partisi de dahil olmak üzere diğer partilere dağıldı. Türk halkı arasında İslam'a ve bunun ifadesine ilgi büyük ölçüde artmakta: Üniversitelerde başlarını örten kız öğrenci sayısı artıyor ve bunun sonucu olarak konulan türban yasağı ülkede büyük tartışmalara yol açıyor. Ramazan ayında oruç tutanların sayısı eskisinden daha fazla. Camilere gidenler çoğalmakta ve İslamcı yayınlarda büyük bir patlama görülmekte.

İslamcı güçler kendilerini çeşitli şekillerde ifade ederler: İslamcı partiler, cemaat ve tarikatler, tekkeler, dergahlar, para ve yatırım kurumlan, İslam eğitim kurumları, mahalle ve öğrenci destek grupları, küçük gizli gruplar, öğrenci teşkilatları ve İslamcı yayın endüstrisi (gazeteler, romanlar, araştırma-inceleme, hayatın meselelerine İslam'a göre çözümler getiren el kitapları ve buna ek olarak İslamcı yeni bir entellektüel sınıfın doğuşu). Müslüman dünyanın diğer ülkelerindeki İslamcılar gibi bu yeni İslamcı entellektüeller, ne ananevi din adamlarının temsilcisidirler, ne de Kur'an'ın resmi vaaz ve formüllerine saplanıp kalırlar, bunlar, İslam'ın tarih, siyaset, ekonomi, ahlak ve devlet içindeki rolünü yeniden yorumlayan etraflıca çalışmalar üretirler.

Bu kitaplar popüler ve çağdaş bir dille yazılır ve temel varoluşla ilgili soruların cevabını arayanlara yöneliktir. Osmanlı İmparatorluğu'nun milletlerarası İslam'ın en üst makamı Halifeliğin merkezi olmasından bu yana yüzyıllardır Türkiye'de İslam konusu özellikle hassastır. Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Halifeliği kaldırarak Türkiye'yi resmen laik ve milliyetçi bir devlete dönüştürmesiyle, 1924'te İslam liderliği rolü ortadan kalkmıştır.

Türkiye, Müslüman dünyada bugüne kadar ihtilaflı bir konu olan din ile devlet işlerinin ayrılmasında böyle bir karar alan ilk Müslüman ülkedir. Türkiye, siyasi ve ekonomik ilişkilerini Batı'ya yöneltmek suretiyle Müslüman dünyadan daha çok uzaklaştı. Bu sebepten dolayı Türkiye, dünyada İslam devletinin kurulması açısından tehlikeli bir engel niteliği kazanarak, bütün fundamantalist İslamcıların öfkesini üzerine çekiyor. Atatürk'ün laik rejimi, organize İslam'ı ve din adamlarını devletin gücüne ve otoritesine karşı en büyük tehlike olarak gördü ve bundan dolayı bütün İslami kurumlara ve bunların faaliyetlerini zayıflatan yeni bürokratik ve anayasal birimler oluşturdu. Atatürkçü seçkinlerin kontrolündeki daha sonraki hükümetler de organize İslam'a karşı aynı dikkati devam ettirdi. Türkiye'de, İslam Devleti'nin kurulmasını savunmak suçtur.

Daha fazla demokrasinin geldiği ve siyasi katılımın arttığı II. Dünya Savaşı sonrası yıllarda İslam'ın ifadesi üzerindeki bazı Atatürkçü kısıtlamalar kaldırıldı. Ancak, İslamcı grupların güçlerinin arttığı ve dinde daha fazla ifade hürriyeti talep ettikleri son on yılda mücadele alanı genişledi. İslamcılar, özellikle dinin Batıcı azınlığın baskısı altında bulunduğunu savunuyorlar. Öyleyse Türkiye'de İslamcı düşünce ve faaliyetin yoğunlaşmasındaki en önemli faktör son yıllarda ülkede demokratikleşmenin artmasıdır. Uzun süredir İslamcı eğilimleri ve değerleri barındıran unsurlar, yazma ve daha açık konuşma hürriyetini kazandılar ve politikaya daha serbestçe katılabiliyorlar.

Eski Atatürkçü seçkinlerin devlet politikasındaki hakimiyetleri gevşedikçe, yeni yeni ortaya çıkan sosyal sınıflar -küçük esnaf, tüccar ve zanaatkar, orta ve alt kademe bürokratları, toprak ağaları, çiftçiler ve küçük burjuva grupları ülke politikasında daha fazla söz sahibi olarak İslam'a yönelik ananevi ilgilerini de birlikte getirdiler. Bu gruplar ayrıca İslam inancının kendilerini eski Atatürkçü seçkinlerden ayırdığı görüşündeler. Serbest pazar ekonomisinin büyümesi ve Türk ekonomisindeki özelleştirmenin artması da bu sınıfları güçlendirdi ve daha fazla itibar kazandırdı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir