Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Milliyetçiliğin Canlanışı

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Milliyetçiliğin Canlanışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 23:19

Milliyetçiliğin Canlanışı

Küreselleşme eş zamanlı olarak birçok farklı ve birbirleriyle çelişen politik dinamiği serbest bırakmıştır. Bir yandan ulus devletleri zayıflatan mikro/etnik milliyetçilikleri teşvik ederken, öte yandan da SSCB, Yugoslavya gibi sosyalist ideoloji ile birbirine zorla yapıştırılmış halkların bağımsızlaşması sonucunda yeni milli devletlerin oluşumuna ve uzun vadede sağlıklı milliyetçiliklerin oluşma zeminine sebep olmuştur.

Ancak, Sovyetler Birliği'ni ve çevre kuşağındaki sosyalist rejimlerin yıkılmasını takiben ortaya çıkan ideolojik-politik boşluğun bazı alanlarını ilk süreçte milliyetçiliğin baskıcı, dışlayıcı, ırkçı ve savaşçı yorumları doldurmuştur. Fakat hemen dikkat çekilmesi gereken nokta, milliyetçiliğin bu ifratçı yaklaşımlarını savunan siyasal kadroların ve halklarını ırkçı etnik-temizlik savaşlarına sürükleyen liderlerin eski komünist kadrolar ve yöneticiler olmasıdır. Siyasal iktidarlarını sağlamlaştırmak için milliyetçiliği ve halklarını istismar eden bu kadrolar zamanla tasfiye olacak, anılan coğrafyaların gerçek milliyetçi önder kadroları bu komünist kalıntıları tasfiye edecek ve gerçek demokrasiler milli devlet anlayışı çerçevesinde kurulacaktır.
Avrasya coğrafyasındaki bir başka milliyetçi gelişim, Sovyet Rus tahakkümünden kurtulan ve milli devletlerini oluşturan halkların egemen ulus hâline gelişlerinin bir sonucu olarak beliren güçlü ve sağlıklı milliyetçiliktir.Bu milliyetçi akımın kökeninde Sovyet rejimine karşı direnişi temsil eden geniş halk kitlelerine dayanan halk cepheleri olduğu gibi, halk cepheleri ile eski komünist yönetici elitin bir kısım unsurları arasında oluşan koalisyonların bu tür bir milliyetçi akımı temsil ettikleri görülür. Özellikle Baltık Cumhuriyetleri ve Ukrayna'da bu süreç kendisini daha belirgin bir şekilde ortaya koymuştur.

Hatta Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızıstan, Azerbaycan, Tacikistan ve Kazakistan'da eski komünist yönetimler saldırgan ve ırkçı bir yaklaşımdan uzak, anılan devletlerin millileştirilmesini hedefleyen politikaları hayata geçirmektedirler. Bu ülkelerde sağlıklı bir milliyetçi anlayışın yerleştiği görülmektedir. Gerçi, anılan ülkelerde demokratik ilkelerin henüz arzu edildiği kadar yerleştiğini ileri sürmek mümkün değildir. Ancak, bu ülkelerin henüz ulus devleti kurma aşamasında oldukları ve dünya tarihinin gördüğü en baskıcı diktatörlük rejiminden daha yeni kurtuldukları düşünülür ise bu ülke liderliklerine karşı biraz insaflı olmamız gerektiği düşünülmelidir.

Milliyetçiliğin Soğuk Savaş sonrası gelişme gösterdiği bir coğrafya da Batı Avrupa coğrafyasıdır. Anılan cografyada aşırı milliyetçi akımlar özellikle Avrupa dışından gelen yabancı işçilere karşı kendisini dışa vuran bir politik oluşum sergilemişlerdir. Faşist ve nasyonal sosyalist kökenli bu hareketler 1990'lı yılların başında kısa bir süre marjinallikten kurtulur gibi görünmüşler ise de Batılı devletler tarafından kullanıldıkdan sonra kontrol altına alınmışlardır.
Avrupa'da daha köklü ve daha etkili olarak gelişen bir milliyetçilik ise Avrupa Birliği çerçevesinde oluşturulmaya çalışılan Avrupa milliyetçiliğidir. Öncülüğünü Fransa ve Almanya'nın yaptığı Avrupa milliyetçiliği, Avrupalılık bilincinin gelişerek Avrupa Birliği'nin mevcut süper güç ABD'ye meydan okumasının sosyal temelini hazırlamaktadır.

Soğuk Savaş sonrasında milliyetçi ideolojinin gösterdiği küresel etkili gelişimin kökeninde ise hâkim pazar ekonomileri arasında ortak düşman Sovyet Rusya'nın ortadan kalkması neticesinde çıkan ayrılıklar ve ABD-Avrupa Birliği-Japonya arasındaki küresel çaplı mücadele yer almaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD'nin liderliğinde Sovyetler Birliği'ne karşı askeri-siyasi ve ekonomik ittifak içinde olan bu üç devletin yolları ortak düşmanın ortadan kalkması ile ayrılmıştır.

ABD'nin politik-askeri önderliği artık kendi bölgesel ve küresel politikalarını geliştirmek isteyen Avrupa Birliği ve Japonya tarafından köklü bir şekilde sorgulanmaya başlamıştır. Irak savaşı bu sorgulanma ve direnişin kendisini en açık bir şekilde ortaya koyduğu süreçlerden birisi olmuştur. Avrupa Birliği ve Japonya'nın Amerikan ekseni dışına çıkma çabaları Washington'da kuşku ve tepki ile karşılanmıştır. Taraflar birbirlerine karşı ve küresel ölçekli üstünlük kurmaya yönelik politikalar geliştirmektedirler.

Bu politikalar kitlelerin duygularının istismar edilerek sokağa döküldüğü ajıtasyona dayalı militarist bir milliyetçiliğe değil, uzun vadeli ve amacı ekonomik gücü artırarak tazelemek olan akılcı bir milliyetçi yaklaşıma dayanmaktadır.
Anılan üç gücün son beş yıldaki siyasi literatürü ve milli siyaset belgeleri incelendiğinde, milliyetçilikle güdülenmiş politik-ekonomik rekabetin küresel gündemi oluşturduğu ve güçler dengesi tekrar kurulana değin önümüzdeki dönemi belirleyeceği açık bir keyfiyettir. Amerikan Ticaret Bakanlığında Pentagon benzeri bir savaş odasının kurulmuş olması, Japon ekonomi bürokratlarının baş ucu kitaplarının ünlü Prusyalı general Clausewitz'in Savaş Üzerine adlı kitabı oluşu, gelecekteki mücadelenin niteliği hakkında da gereken ipuçlarını vermektedir. Milliyetçilik dünyanın gündemindedir. Peki ya Türkiye'nin?

Türkiye'de milliyetçiliğin önümüzdeki dönemde sürükleyici ve topluma yeni hedefler verici politik bir güç hâline gelmesinin nesnel iç politik ve dış politik şartları ise yukarı da anılan gelişmelerden farklı bir izaha sahiptir. Gerçi son on beş yılda Türkiye'de tepkisel/duygusal nitelikli popüler milliyetçilik diye nitelendirebileceğimiz bir akım bir yandan PKK'ya karşı duyulan tepkiden, diğer yandan Batı dünyasının Türkiye'ye karşı aldığı olumsuz ve düşmanca tavırlardan dolayı kamuoyunda güçlü bir şekilde temsil edilmektedir. Ancak bu duygusal popüler milliyetçilik henüz güçlü bir siyasal milliyetçiliğe ve güce dönüşmemiştir.

Ancak şurası tartışmasız bir gerçektir ki, popüler milliyetçilik, Türk siyasetinde siyasal bir program ve proje olarak güçlü bir şekilde temsil edilmese dahi, 1944'ten bu yana Türk siyasal yaşamında en prestijli dönemini yaşamaktadır. Toplumun aşırı marjinal olan bazı kesimleri ve bölücü bir yapılanma hariç çok büyük bir çoğunluk, milliyetçiliği henüz politik bir proje olarak algılamamış olsa dahi milliyetçiliğe karşı büyük ölçüde olumlu bir tavır sergilemektedir.

Gerek küresel ve bölgesel gerek milli koşulların milliyetçi ideolojinin kendisini yenileyerek vizyonist karakterini tekrar ortaya koyması ve Türkiye'yi 21. yüzyılda etkin dünya devletleri arasına tırmandırması ancak Türk milliyetçilerinin göstereceği fikri verimliliğe ve politik çalışmaya bağlı olacaktır. Milliyetçiliğin tarihin derinliklerindeki başarılar ile övünme ideolojisi değil, milletin geleceğini tasarlamaya yarayan politik yaklaşım olduğunu Türk milliyetçileri artık hatırlamak zorundadırlar. Bizim övünülecek dedelerimizin olduğu muhakkaktır. Ancak, torunlarımızın bizim için ayni şeyi söyleyebilmesi için artık Türk milliyetçilerinin ortaya somut tasarımlar koymasının vakti gelmiştir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, Türk milliyetçilerinin belirleyici politik güç hâline gelmeleri için iç ve dış nesnel koşullar olağanüstü olumludur. Türk milliyetçilerinin 20. yüzyıl için yaptıkları bütün tespitler tarih tarafından doğrulanmıştır. Totaliter ideolojik yapılar tasfiye olmuş, ezilen milletler bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Turancı bir fantazi olarak görülen ve küçümsenerek bakılan Türk dünyası, politik bir gerçeğe dönüşmüştür. Türkiye, Türk dünyasını dış politikasının en önemli temellerinden birisi hâline getirmiştir. Özetle tarih Türk milliyetçilerini haklı çıkarmıştır. Sıra, geleceğin de bizi haklı çıkarmasını sağlayacak bir süreci başlatmaya gelmiştir.

Diğer yandan hiçbir ciddi fikri temeli temsil etmeyen ve muhteris liderlerinin elinde liderlerin ve bağlı siyasal kadroların politik yaşamlarını güvence altına almaktan başka hiçbir ciddi amacı olmayan idare-i maslahatçı siyasal yapıların, rant ve rüşvet siyasetinin ortaya çıkardığı yılgınlık, toplumun bütün kesimleri; toplumun üretkenliğinin önündeki engelleri kaldıracak, devleti ve toplumu istismar üzerine kurulu mevcut politikalara son verecek bir seçenek aramaktadır.
Bu seçenek Türk milliyetçiliğinde kendisini ortaya koymalıdır. Cumhuriyetimizin kuruluş ve savunulma döneminde olduğu gibi Türk milliyetçiliği toplumsal dinamizmi harekete geçirecek politik yapı olarak belirmek zorundadır.
Büyük güç olma iddiasındaki milletlerin bu iddialarının belirli bir temeli vardır.Türkiye'nin büyük güç olma arzusunun ve iddiasının temelinde tarihsel mirası yatmaktadır. Bu temel büyük güç olma yönünde uygun bir psikolojik zemin hazırlamakla birlikte kesinlikle yeterli değildir.

Bu çerçevede Türk milliyetçilerine düşen görev, Türk tarihinin zafer sayfalarının sarhoşluğundan kendilerini kurtararak, mağlûbiyetlerin tarihinden dersler çıkararak Türk milletinin geleceğini inşa etmektir. Tarihin zafer sayfalarının sarhoşluğu ve geçmiş ile övünme kişisel ve zaman zaman da toplumsal tatminden ibaret olup, siyaset bile sayılmaz.

Türk Devleti'ne ve Türk ana yurdunun toprak bütünlüğüne karşı içten ve dıştan saldırıların yoğunlaştığı, idare-i maslahatçı ve dinsel-siyaset güdücüler arasında teslimiyetçi çizginin güç kazandığı bir dönemde, Türk milliyetçiliği Türk milletinin hem nefsi müdafası hem geleceği inşa etme arzusunun somutlaşması olarak belirmelidir. Bu noktada, Türk milliyetçiliğinin dirilişi ve yenilenmesi ile ilgili Türk millliyetçilerine ne tür görevler düştüğünü ortaya koymak gerekmektedir.

Kaynakça
Kitap: Yeniden Türk Milliyetçiliği
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron